| Zenginden al, fakire ver. Tüketimi kıs, insanları büyük şehirlerden çıkar, yerel üretime aban ,tedarik zincirini yerelleştir sorun çözülür. |
| Hesaplamayı yapan bilim adamlarının kaçı siyonist hesaplansın |
| Bence böyle olursa nüfus daha da artar :) |
|
Herkes bunun farkında da, 5.8 milyar içinde kimler var kimse bunu söyleyemiyor. < Resime gitmek için tıklayın > |
| Zenginden al, fakire ver. Tüketimi kıs, insanları büyük şehirlerden çıkar, yerel üretime aban ,tedarik zincirini yerelleştir sorun çözülür. |
| Ankara - İstanbul arasıdaki boş arazilere dünyanın geri kalanı sığar. |
| Dünya nüfusunu fazlalık görenlere duyurulur.Önden buyurun. |
|
Herşeyi bir tarafa bırakın 100 yıl sonra bugün doğan bebekler bile yaşamayacak. O kadar kısa hayat |
| Arkadaşlar bazılarınıza kolpa, hayal ürünü, komplo teorisi v.s.v.s. geliyor farkındayız zaten ama 2011 yapımı Contagion filmini izleyin, dünya nüfusunu düşürmenin ne kadar basit şekilde yapilabilecegini, hatta bunu 5 6 sene önce nasıl denediklerini gördüğünüzde hafif bir şok geçireceksiniz. Bakın bu film 15 sene önce yapıldı hee, 2 3 sene önce değil... Bu filmi mutlaka izleyin.. |
| Kaynak tüketimine her insan aynı katkıyı yapmadığından o sayı toplam popülasyon içinde rastgele seçilen 5.8 milyar anlamına geliyor. Eğer belirli bir kritere göre seçilirse sayı değişir. Ayrıca bir insanın kaynak tüketimi için belirlenen standart da önemli. Yani amaç sadece hayatta kalmak olursa 100 milyarlarca insan da sorun olmayabilir. |
| 3 tane ülke var nufus çok olan sorun onlarda |
| Nüfus fazlalığı yok bence, milyarder fazlalığı var. Belki de binlerce kişinin tükettiği kadar malzeme tüketiyorlar. |
| Hindistan Pakistan,bagladesh Brezilya gibi türevler ortadan kalkarsa Earth daha yaşanılabilir bir hal alacak |
| Hesaplamayı yapan bilim adamlarının kaçı siyonist hesaplansın |
| Bence böyle olursa nüfus daha da artar :) |
|
Dünya nüfusunun azalması gerektiği bize neden sürekli dayatılıyor. Bu tarz haberler neden bizde sürekli önümüze konuluyor. Ama itraillilerin nüfusunun mutlaka artması için yahudilere 10-12 çocuk yapın deniyor ve onlarda boş durmuyor. Biz Müslümanız Allahü teala rızka kefildir. Yer gök bakır da olsa rızkımızın bize geleceğine tam inanırız. İnsanlar, İslamiyet'i terk ettikleri için, yani Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına uymadıkları için ve İslam dininin gösterdiği rahat ve huzur yolundan ayrıldıkları için, dünyada bereket kalmadığı gibi maddi ve manevi rızklar da azaldı. Bir âyet-i kerime meali: (Beni unutursanız [maddi ve manevi] rızklarınızı kısarım.) [Taha 124] Bunun için, iman rızkı, ilim rızkı, kalbin rızkı, mal rızkı, rütbe rızkı, evlat rızkı, sıhhat rızkı, gıda rızkı, insanlık ve merhamet rızkı ve daha nice rızklar azaldı. Bu rızkların hepsi dünya yaratılmadan önce, ezelde taksim edilmiştir. Kalbin rızkı dini ilimdir. Namaz manevi bir rızktır. İnsanların ve hayvanların ecelleri ve nefeslerinin sayısı belli olduğu gibi, her insanın bedeninin ve ruhunun rızkları da bellidir. Rızk hiç değişmez, azalıp çoğalmaz. Kimse kimsenin rızkını yiyemez. Kimse kendi rızkını yemeden, bitirmeden ölmez. Rızk, maaşa, mala, çalışmaya bağlı değildir. Ama yine rızk için çalışmak dinimizin emridir. |
|
O kadar basit ve kısa bir çözüm formülü olduğunu sanmıyorum. Bence insanoğlu ekolojik-sürdürülebilir sorunlarını çözebilecek altyapıdan yoksun ama bu demek değildir ki hiçbir şey yapmayalım; hiçbir girişim olmasın. Biraz fikrim absürt gelebilir ama dünya ekolojik niyetlere sahip tek bir gücün tahakküm veya teşvik edici hegemonyasına girmeden hiçbir şey olmaz. Bu da kendi bencil çıkarlarını izleyecek nükleer güç büyük devletlerin varlığıyla biraz imkansız görünmekte ama bu devletler arasında sinerji oluşursa veya bir tanesi çok ağır basarsa işler başka tabii. Öte yandan o devlet de doğal olarak dünyanın tamamından ziyade kendi halkının çıkarını önceliklendirme eğiliminde olacaktır. Dünyayı da kendi işine geldiği için gözetecektir (yeşil dönüşümde en önde olup ekonomisini döndürmek için dünya ekonomisine muhtaç küresel üretim merkezi Çin bu bahsettiğim tip hegemon profile en yakın büyük devlet, ilaveten ekolojik dönüşümde daha etkili olmasını sağlayabilecek sosyal deney geçmişine ve geleneğine sahip bir iktidarca idare edilmekte ama onlar da yapısal zafiyetlerden azade değiller). Tür olarak yapısal bencilliğimiz ve konformizm yatkınlığımız, koşullanma eğilimlerimiz, alışkanlık ve bağımlılıklarımız, kurgulanmış kültürel çerçeve içerisinde hareket etme meyilimiz, sosyal-kültürel-siyasi-ekonomik yapılarımız ve kurumlarımız ciddi adımlar atmamız konusunda ciddi - kısmen "self-inflicted" yani kendi kendimize koyduğumuz - engeller teşkil ediyorlar. |
|
Bir de bu çalışmanın refah kriterlerinde nüfus taşıma kapasitesi zaten çoktan aşılmış. Bu noktada artık önemli olan zaten kendisi de oynak olan taşıma kapasitesine doğru düşüş ve dengelenme mi yaşayacağımız ve katastrofileri de lokal seviyede tutabileceğimiz mi yoksa verilmiş taşıma kapasitesinin de çok altına düşerek tam bir katastrofi yaşayacağımız mı? Açıkçası, muhtemelen taşıma kapasitesinin de düşmesine yol açabilecek kalıcı zararlar verdiğimiz için ikinci majör katastrofi senaryolarına doğru şansımızı çok zorluyoruz. Tabii teorik taşıma kapasitesinin çok altında nüfusa düşmek ciddi küresel felaketler yaşanmaksızın görece yavaşça da gerçekleşebilir ama böyle olacağını pek sanmıyorum. Birçok yerde felaket yaşanması bu gidişle neredeyse kaçınılmaz görünüyor. Çevreye sera gazları ve benzeriyle bir kez ciddi enerji yüklediğimiz için ortaya çıkan süreçleri kontrol etme şansımız da kalmıyor. Fizikteki eylemsizlik prensibi üzerinden düşünebilirsiniz. Onun sadece çok daha karmaşık hali. Bir mermiyi bir kez ateşlediğinizde durduramazsınız ya da Türkçemizdeki ok yaydan çıktı deyişindeki gibi. Ok yaydan, mermi namludan çıktı ama nereye, neye, kime, ne zaman vs tam olarak isabet edecek; esas kimleri ciddi şekilde vuracak tam bilmiyoruz. Sadece bu konuda çeşitli - çevresel felaket - senaryoları olarak iyi eğitimli tahminlerimiz ve bazı hesaplarımız var. Bu belirsizlik durumu normalde birisini daha çok rahatsız etmeliyken bilakis insanlar buna "bana dokunmaz/beni ıskalar" kafasıyla yaklaşıyor zira kısa vadede işlerine gelen o. 😃 Tür olarak kısa vadeci davranmaya eğilimli şekilde evrimleşmişiz. |
|
herkesi aynı yere toplarsanız yetmezlik algısı oluşur tabi köyler bomboş araziler ekilip dikilmiyor köyde kalanlar tavuk inek yapmıyor kendine yetecek sebzeyi bile dikmiyor yahudi aklı bunu da düşündü tabi dünya nüfusunu azaltalım |
|
kaynağa bakınca da belli olan geh bili bili gatesi haberi.. maşalar çok olunca bu habeleri daha çok yapacaklar! grip aşısı yapıyorlar klinik deneme sürecinde 1 kişi hariç herkeste hastanelik komplikasyon çıkıyor ama o 1 kişi gripten korundu diye aşıya fda da onay vermiş artan kalıcı sakatlık riski, artan ölüm riski de çalışmada gösterilmiş ama nüfus çok olunca bu şeytanların bu aşılara(?) vb.lerine ihtiyacı çok! bu arada çalışma da bu https://journalofindependentmedicine.org/articles/v02n05a07/ |
Ayrıca Bkz.Ucuz arabalarıyla tanınan Tata'dan çılgın test: 5.500 dolarlık yeni sedanına 20 ton çakıl döktü
Flinders Üniversitesi'nden ekolog Corey Bradshaw öncülüğündeki uluslararası bir ekip, son iki yüzyılın nüfus verilerini inceleyerek Dünya'nın taşıma kapasitesini hesapladı. Environmental Research Letters dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, gezegenin hem ekolojik dengesini koruyup hem de insanlara güvenli yaşam şartları sunabileceği sürdürülebilir nüfus yalnızca 2.5 milyar. Bu da günümüzdeki 8.3 milyarlık nüfusun üçte birinden daha azına denk geliyor.
2067–2076 yılları arasında zirve bekleniyor
Araştırmadaki modellemeler, Dünya nüfusunun 2067 ile 2076 yılları arasında 11.7 ila 12.4 milyara ulaşacağını gösteriyor. Nüfusun bu zirve noktasına ulaştıktan sonra ise kademeli olarak azalmaya başlayacağı öngörülüyor.
Tarihsel verileri inceleyen uzmanlar, 1960'ların başında kritik bir dönüm noktası tespit etti. Bu dönemde toplam insan nüfusu artmaya devam ederken, yıllık nüfus artış hızının istikrarlı biçimde yavaşlamaya başladığı belirlendi.
Fosil yakıtlar ve kaynak ihtiyacı
Mevcut nüfus ile sürdürülebilir seviye arasındaki büyük farkın önemli nedenlerinden biri, insanoğlunun kaynak sağlama yöntemlerindeki değişim olarak gösteriliyor. Fosil yakıtların sağladığı yüksek enerji kapasitesi, gıda, enerji ve sanayi üretiminin büyük ölçüde artmasını sağladı. Ancak bu büyüme aynı zamanda suyun, toprağın ve doğal ekosistemlerin daha yoğun kullanılmasına ve üzerlerindeki çevresel baskının artmasına neden oldu.
Araştırma, 1960'ların ardından nüfus artışıyla birlikte karbon emisyonları, ekolojik ayak izi ve küresel sıcaklıklardaki artışın da hızlandığını ortaya koyuyor.
Mesele sadece nüfus değil, tüketim biçimi
Uzmanlar ortaya konan verilerin ani bir küresel çöküş anlamına gelmediğini ve nüfusun derhal azaltılması gerektiğini savunmadığını vurguluyor. Sustainable Development dergisinde yer alan bir başka çalışma ise nüfus artışının karbon salımı, enerji ve tatlı su kullanımı, maden çıkarımı, plastik üretimi ve yaban hayatı kaybını körükleyeceğine dikkat çekerek uzun vadeli bir senaryo ortaya koyuyor: Küresel nüfusun 2200 yılına kadar kademeli biçimde yaklaşık 4 milyara gerilemesi.
Her iki araştırma da gezegenin ve ekosistemlerin geleceğinde tek faktörün insan sayısı olmadığını gösteriyor. Gelecekteki çevresel baskının boyutunu enerjinin, suyun, toprağın ve diğer doğal kaynakların nasıl tüketildiği de doğrudan belirleyecek.
Kaynak:https://www.popularmechanics.com/science/environment/a73895126/overpopulation-climate-change/
Kaynak:https://iopscience.iop.org/article/10.1088/1748-9326/ae51aa
DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.
Üye Ol Şimdi DeğilÜye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.
Haberi Portalda Gör