| % kaç olduğumuzu nasıl öğreniyoruz. Ben tam %51 de bırakıp geri kalan %49 la eğlenmeme bakayım. |
|
bu hayatın özü egodan sıyrılıp iyilikte yarışarak bütüne hizmet etmek ve birliğe dönmektir. 2 yıl bende bu mevzuları araştırdım ve Kur'an Müslümanı oldum. Tanrıyı tek hepsini bir bildim. < Resime gitmek için tıklayın > Atman'ın nefsini yenerek egosundan sıyrılıp Brahman ile Mümin'in Rahman ile bir olup tekrar ona dönmesi bu simulasyonun özüdür. https://streamable.com/qzz1ae https://youtu.be/NjPMNo__DGk?si=EQYc9jw0-xkP6ABi "Biz Allah'a aidiz ve elbette O'na döneceğiz." (Bakara 2:156) "Sonra hepiniz O'na döndürüleceksiniz. O, yapmakta olduklarınızı size haber verecektir." (Maide 5:105) "Sonunda hepinizin dönüşü Allah'adır." (Yunus 10:4) "Şüphesiz dönüşünüz Rabbinizedir." (Alak 96:8) "Sonra Allah'a döndürüleceksiniz. O da yapmakta olduklarınızı size haber verecektir." (Cuma 62:8) "Öyle bir günden sakının ki o gün Allah'a döndürüleceksiniz." (Bakara 2:281) |
|
Biraz fazla kesin veya mutlak bir okuma değil mi? Bir de bu iyi kötü düalizmli kişisel tekamül iddiasına "evrimleşme" yerine basitçe kişisel veya ruhen ya da etik yönde gelişim demek, çok daha geniş ama özel bir anlama sahip evrim konsepti içerisinde kaybolmadan ölçeği sınırlandırmak bence daha doğru olur. İyi kötü düalizmi faydacı ve toplumsal açıdan kullanışlı. Ama eleştiriye açık. Çünkü gayet izafi, etikete veya referansa dayalı. Bir toplum veya birey için iyi olan başkası için kötüdür. Ha, bu demek değildir ki bazı ortak veya temel noktalarda buluşmayasın ya da objektif bir moralite yoktur. Mesela cinayet. Her canlının yaşamak istediğini farz edersek ve ölüm zor ve talih eseri kazanılmış hayatın bir ziyanıysa birisinin öldürülmesi her türlü kötü ve kabul edilemez bir edimdir. Öte yandan seni bu sonuca ulaştıran aynı akli pusula sana çok ağır addettiğimiz fiiller işlemiş birilerinin öldürülmesinin (kısaca idamın) makul olduğunu söyleyebilir. Bu durumda eğer her halukarda birisine karşı kötülük barındırdığı için - bir zanlının hayatını hiçe sayarak cezai, misillemeci veya caydırıcı nitelik taşısa da - infazın kötü olduğunu varsayarsak doğrunun, iyiliğin, yerinde edimin teşhisinde devreye akıl kadar vicdanın da mı devreye girdiği söylenmelidir? Çünkü alenen cani veya sapık olarak nitelenebilecek birisini ibreti alem şekilde infaz etmemeyi akıldan ziyade vicdan söyler. Buradan vurgulamak istediğim özellikle gümüş ve altın ilkeler çerçevesinde başkalarına duyarlı olacağını farz edeceğimiz kişisel veya ruhani gelişimin tek kaynağının akıl olamayacağı, duygular ve vicdanın da aynı derece hatta belki daha fazla önemli olduğudur. Zira fazla akıllı ve akılcı ama zalim birisi çevresine rasyonalitesiyle zulm etmeye meyilli olur. Ama kesinlikle şunu dersin: Akla uygun davranmayan birisinin vicdanı ve iyiliği çok büyük zararlara gebe olabilir. Atalarımız boşuna cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir demiyor. |
| Kelime oyunu yaptığınızı algılamak isterdim. Öyle olduğunu varsayarak altın çağa girişe vurgu yaptığınız şekilde, güzel bir ironi olmuş diye yanıtlayayım. Maddi anlamda bakarsak da %90 üstünde olasılıkla altının gramı yıl sonuna kadar on bin lirayı geçmez. Ama evren sürprizlerle doludur. Her sürprize açık olmak gerek. Bu nedenle yine de bir açık kapı bırakalım. :) |
| Güzel strateji. Tam da paçayı kurtarma planı. :) Ama bu işte bu planı tutturmak kolay değil. Çünkü tam %51'i tutturdum derken, %49'da da kalabilirsin. Ölçmek için bir terazi sistemi yok. Özgür iradeye saygı gibi, katalizörlere (yani olumsuz gelişmelere) verilen tepki gibi, hizmet odağı gibi (mesela eylemlerinizin ne kadarı sadece kendi çıkarınızı ve konforunuzu korumaya yönelik, ne kadarı başkalarına ve topluma fayda sağlıyor), zihinsel dürüstlük gibi (kıskançlık, öfke, kibir gibi duyguları bastırmak yerine onlarla yüzleşmek gibi) faktörlerin dengesi ve yarıdan bir gıdım fazla olması gerekir. Sevgi, kabul, dürüstlük ve özgür iradeye saygı önemlidir. |
| Ben de aslında inanç sistemlerini ve evrensel doğruların ortak noktalarını dikkate almaya çalışarak başlamıştım araştırmaya ve sorgulamaya. Anlattıklarım ortak noktalardır. |
| Kriter özgür iradeye saygı çerçevesidir. Akıl tek başına doğru gibi gelebilir ancak işin içine vicdan yani kalp girdiğinde, akıl tek başına pusula olmayabilir. Vicdanla dengelenmiş bir aklı savunmak daha doğru olur diye düşünüyorum. |
|
Bütün evrensel sistemde amaç bütünün olgunlaşması ve tekamül etmesi (yani ruhların olgunlaşması) diye düşünüyorum. İncelediğim kaynakların ortak noktası bu. Dinler birer hızlı sıçrama yolu görevi görüyor. Mesela İslam direkt olarak reenkarnasyondan bahsetmez. Araştırıldığı zaman Kuran'da reenkarnasyonun olduğuna dair ya da olmadığına dair delil sayıldığını söylenen ayetler bulunabilir. Ancak direkt olarak vardır ya da yoktur denmez. Ancak satır aralarına bakınca, bu konuya kapı aralayan çok ciddi yorumlar ve işaretler olduğu da görülebilir. Dinde bahsedilmemesinin nedeni, dinin bir kısa yol göstermesi, bir hızlı sıçrama aracı olmasıdır. Kuran'ın Hawkins ölçeğinde 700'ün üzerinde, çok yüksek bir frekans değeri vardır. 700 değeri insan olarak "Aydınlanma" sınırının başlangıcıdır. Bu az bir değer değildir. Diğer taraftan bir dolu farklı yüksek bilinçli kaynak da reenkarnasyonun varlığını tartışmasız kabul ederek, bilgilerini sunmuşlardır. Reenkarnasyon inancı hafife alınmayacak kadar kapsamlı bilgiler içerir. Özetle, ruh bedenlenir ve deneyimler yaşar. Bunlar sayesinde olgunlaşır ve ölür. Daha sonra başka dersler almak için yine bedenlenir. Bu şekilde olgunlaşma basamaklarını yavaş yavaş tırmanır. her yeniden gelişinde bir unutma perdesiyle doğar. Bu çok kabul görmüş bir inanıştır ve hakkında çok sayıda kitap vardır. İşte her yeniden doğuş sonrasında bir hayatında sonunda %51 seviyesini aşar. Bu da ruhsal bir evrimleşme sürecidir. Ancak gelişim yani evrimleşme henüz bitmemiştir. |
| ee dinler hakkında ne düşünüyorsun genel olarak. öbür dünya vs inancın var mı |
|
Dinler insanlığın özellikle de olumsuzluklar yaşadığı farklı dönemlerinde, insanlığı kitlesel uyanışa yönlendiren, sıçrama basamakları olarak görüyorum. Ancak insanlar dinlerin verdiği mesajları çokça şekilciliğe dökebiliyorlar. Aslında dinler insanları evrensel ahlaka, sevgiye, birliğe yönlendiriyor. Öbür dünya inancım tabii ki var. Ölüm bir son değil bir boyut değiştirmektir şeklinde değerlendirebilirim. Beden ölür, ruh devam eder diye bakıyorum. Ancak öte tarafta ruh kendi cezasını kendi vicdan muhasebesiyle en ağır şekilde veriyor diye düşünüyorum. Öbür dünyada bu boyutta yaptığımız seçimlerin sonuçlarının muhasebesiyle başbaşa kalıyoruz. |
|
aynen öyle. yaradan öyle bir sistem kurmuş ki çok farklı alemler var. Kur'an'dan anladığım bu. reenkarnasyon bile olabilir, Kur'an'da net açıklanmıyor. ama defalarca et giydiririzdeki mana bu olabilir. ama bütün dinler Tek bir Yaratıcıdan geldiği için bazı verilmeyen bilgiler diğerlerinde verilmiş. buna inanıyorum. Kur'an gerçektende dil, din, ırk ayrım yapmadan insanın evrensel bütünlüğe davet ediyor. Şeytan, Hakkın doğru yoluna pusu kurarak din adamları yoluyla insanları çok saptırıyor. |
|
Kur'an-ı Kerim'i, ana dili arapça olanlar bile anlayamyorlar. Kaldı ki sen nerden anlayacaksın. Senin okudukların, onu tercüme edenin anladıklarıdır. Eğer araplar Kur'an-ı Kerim'i anlasalardı, hepsi alim olurlardı. Nitekim hıristiyan araplar da var. Arapça, bunların anadili olduğu halde bile anlayamıyorlar. Anlasalar çoktan müslüman olmuşlardı. Sen inançlı değilmişsin önceden. Sonrada hidayete ermişsin. Ama kimin kuyruğuna takılıp da tek kaynak Kur'an diyen tayfaya katıldın bilemiyorum. Dinde kaynak 4 olduğu tüm meşhur din kitaplarında yazılıdır. Tek kaynak Kur'an değildir. Kur'an, 4 kaynağın ilkidir. Sen ki, en samimi arkadaşının bile niyetini anlayamıyorken, alemlerin Rabbi olan Allahü tealanın ayetlerini nasıl anlayacaksın. Kur'an-ı Kerim'in manasını anlayabilmek için lügat ilmi, bedî ilmi, beyan ilmi, meânî ilmi, belâgat ilmi, usûl-i tefsir gibi çeşitli ilimleri iyi öğrenmek; sarf, nahiv ve mantık gibi alet olan bilgilerde derinleşmek; ayet-i kerimelerin mânâ-yı zahirî, mânâ-yı zımnî, mânâ-yı mutabıkî ve mânâ-yı iltizamîsini ve her ayet-i kerimenin ne zaman, ne sebeple ve kimler için nazil olduğunu, ayet-i kerimelerin hangi hadis-i şeriflerle ve nasıl açıklandığını iyi bilmek lazımdır. Ancak böyle bir İslam alimi Kur'an-ı Kerim'i tefsir edebilir; yani kelâm-ı ilâhîden murâd-ı ilâhîyi anlayabilir. Böyle bilgisi olmayanların Kur'an-ı Kerim'den hüküm çıkarmaya kalkışması, ilkokul talebesinin üniversite kitabı okumasına veya kimya deneyleri yapmaya kalkışmasına benzer. Yani herkes haddini bilmeli. Sen kendine lazım olan ve öğrenilmesi farz olan fıkıh ve ilmihal bilgilerini öğren, meallerle uğraşma. |
|
zırva. hadisçileri kaale bile almıyom |
| Almazsan alma. Zırva mı yoksa hakikatın ta kendisi mi toprağın altına girince görürsün. |
| Almazsan alma. Paşa gönlün bilir. Zırva mı yoksa hakikatın ta kendisi mi toprağın altına girince görürsün. "Bilmiyordum, bilseydim inanırdım" gibi bir mazeretin de artık olmayacak ahırette. Çünkü uyarıldın ve kendi hür iradenle bu uyarıyı reddettin. |
|
Allah ilk sözde müminleri yargılayacak merak etme sen. uydurma hindu namaskarıyla, sahte hadislerle, bilmediğiniz dilde okuduğunuz dualarla cennete gideceğinizi sandınız. sizi hakiki salattan(namaz) alıkoydular haberiniz yok. vaziyet ortada zaten müslüman demeye bin şahit arap özentileri, muaviye ve yezidin geleneğini din sandınız yazık |
|
dinimizislam.com sitesi, milyonlarca ziyaretçisi bulunan meşhur bir Ehl-i Sünnet sitesidir. Bu siteye baktığımda, senin içinde bulunduğun tayfa açıkça ifşa edilmiş. O siteden naklederek aşağıya yazıyorum: Sahih hadislere uydurma diyenler 5 çeşittir: 1- (Bütün hadis kitapları uydurma hadisle doludur. Bir hadis kitabında birkaç tane uydurma hadis varsa, ötekilere de güvenilmez. Birkaç hadiste ihmal gösteren âlimin, diğerlerinde de ihmal gösterme ihtimali mevcut olduğu için hiçbir hadise güvenilmez) diyenler, 2- (Buhârî hadis kitabı hariç, diğer bütün hadis kitaplarında uydurma hadis bulunur) diyenler, 3- (Buhârî ve Müslim hariç, diğer bütün hadis kitaplarında uydurma hadis bulunur) diyenler, 4- (Kütüb-i sitte hariç, diğer bütün hadis kitaplarında uydurma hadis bulunur) diyenler, 5- (Hadis kitapları hariç, İslam âlimlerinin yazdığı her kitapta uydurma hadis bulunur) diyenler. Birinci gruptakiler, Yalnız Kur'an diyenlerdir. Bunlar mezhepsizlerden de ileridir. Birçok konuda küfre düşüyorlar. Az çok dini bilen kimseler için, bunlar o kadar tehlikeli sayılmaz. Çünkü bunların aşırılığını, yanlışlığını sokaktaki insan bile biliyor. Mesela bir Hristiyan, Müslümanlığı kötülese kaç kişi inanır? Bu bakımdan, birinci gruptaki hadis düşmanlarına aldanan çok kimse olmaz. Diğer gruptakiler, birinci gruptakilere göre daha çok zararlıdır. Özellikle beşinci gruptakiler çok zararlıdır. Hadis âlimlerine itibar ediyor görünüp, kitaplarına uydurma hadis koyabilirler diyerek, fıkıh ve tasavvuf kitaplarını yazan Ehl-i sünnet âlimlerine olan güveni yıkıyorlar. İmam-ı Rabbânî hazretleri, (Bid’at ehlinin zararı, kâfirin zararından daha fazla olur) buyuruyor. Çünkü kâfirin, Müslümanlık hakkında söylediğine kimse itibar etmez, ama bid’at ehli, namaz kılıp her ibadeti yaptığı için, ona inananlar çıkar ve çok zararı olur. Bu bakımdan uydurma hadisçilerin zararı küçümsenemez. Bunlara inanan kimse, hadis âlimlerinin çoğuna suizan eder, İslam âlimlerini cahillikle suçlar. İslam âlimlerini cahillikle suçlamak insanı küfre kadar götürür. Sahih hadislere uydurma diyen zatlara bakılırsa, hepsinin birçok yamukluğu görülür. Bunların içinde en âlim olanı Molla Aliyy-ül Kâri’dir. Bu zatın bile, birçok uygunsuz yazıları vardır. Aliyy-ül Kâri, El- Mevduat-ül-kübra isimli kitabında, sahih hadislere mevdu demiş, tasavvuf büyüklerine de iftira atmıştır. (Turub-ül-emâsil) (Turub-ül-emasil bi-teracim-il-efadıl) kitabında diyor ki: (Aliyy-ül-kâri, din büyüklerine çirkin itirazlar etti. İmam-ı Şâfiî’nin ve İmam-ı Mâlik’in ictihadlarına dil uzattı. Büyük âlim Muhammed Miskin, ona gerekli reddiyeyi yazdı. (Sedad-üd-din fi-ispatin-necat-i lil-valideyn)de, (Aliyy-ül-kâri, Fıkh-ı ekberi şerh ederken, Resulullah'ın ana babasına dil uzatmıştır. Şifa kitabını şerh ederken, öğünerek onlara kâfir demiştir. İmam-ı Abdülkadir Taberi, o şerhi reddeden bir eser yazmıştır) diyor. (Seadet-i Ebediyye) Böyle sicilli bir zatın, sahih hadislere uydurma demesine itibar edip de, muhaddislerin, müfessirlerin ve fakihlerin, sahih hadislere, sahih demesine, itibar etmemek, cahillik değilse hainliktir. Resulullah efendimiz, hadis uyduran ve uydurma hadisi nakleden için ağır tehditlerde bulunmuştur. Mesela (Hadis uyduran, Cehennemdeki yerine hazırlansın) hadis-i şerifi din kitaplarında var. Böyle bir hadis-i şerif olmasa bile, hangi İslam âlimi kitabına uydurma hadis alır? Sahih hadislere uydurma diyen meşhur mezhepsizler, (Uydurma hadisi kitabına almak, ya ihmal, ya gaflet, ya cehalet veya ihanetten ileri gelir) diyorlar. Peki, Kütüb-i sittede, diğer hadis ve tefsir kitaplarında veya İhya’da uydurma hadis var denirse, bu büyük zatlar ihmal, gaflet, cehalet veya ihanetle suçlanmış olmuyor mu? O mübarek zatlara bunlar nasıl yakıştırılabilir? Bir İslam âlimi uydurma hadisi kitabına alır mı hiç? Cehalet denirse hâşâ İslam âlimi cahil olursa kim âlim olur ki? Gaflet de öyle. Onlar gâfil ise, biz nasıl müteyakkız [uyanık] oluruz? Ehl-i sünnet âlimlerini cahillikle suçlamak, aşağılamak, onlara hakaret etmek küfürdür. (Birgivi vasiyetnamesi, İslam Ahlakı, Miftah-ül-cennet, Faideli Bilgiler) Allahü teâlâ, (Âlimlere sorun) buyuruyor. Peygamber efendimiz ise, (Âlimler, peygamberlerin vârisleridir ve Allah’ın güvendiği kimselerdir) buyuruyor. Bu kıymetli âlimler kimdir? Kütüb-i sitte sahipleri veya Hüccet-ül İslâm İmam-ı Gazali gibi büyük zatlar, bu âlimlere dâhil değil mi? Resulullah'ın (Vârislerim) dediği âlimler bunlar değilse, Abduh mu? Şevkanî mi? Sehavî mi, Kardavî mi? Ebu Gudde mi? Dört mezhep imamı veya bir İmam-ı Rabbanî, İmam-ı Taberanî, İmam-ı Deylemî eğer Resulullah'ın vârisi değilse, başka kim vâris olur? İbni Lal hazretleri de hadis âlimlerinden biridir. Bu âlimlere dil uzatılırsa, ortada din kalır mı? Muhtemelen musafahayı, hinduların namaskarına benzettin. Alakası yok. Dua arapça da edilebilir, kendi anadilinde de edebilirsin. Orada ille de arapça edilecek diye bir şart yok. Sual: Kitaplarınızda Muaviye övülmektedir. İyi biri olsa idi, oğlu Yezidi iyi yetiştirirdi. Oğlu Yezidin melanetleri ortada iken, babasını övmek Müslümanlığa aykırı değil midir? CEVAP Bu mantık Müslümanlığa aykırıdır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Kim doğru yola girerse, kendi lehine girer. Kim, kendi aklına uyarsa, sapıtırsa, kendi zararına sapıtır. Kimse kimsenin günahını çekmez.) [İsra 15] Kocası yüzünden karısı, karısı yüzünden kocası, Babasından dolayı oğlu, oğlundan dolayı babası suçlanamaz. 1- Kabil’in yaptığı cinayetten babası Adem aleyhisselam suçlanamaz. İlk insan ve ilk Peygamber olan Âdem aleyhisselam için (Eğer oğlunu iyi yetiştirseydi, kâfir olmasını önlerdi) demek doğru olur mu? 2- Kenan’ın inkârcılığı yüzünden gemiye binmemesi, “Dağa çıkıp kurtulurum” demesi, kâfirlerden olması yüzünden, babası Nuh aleyhisselam suçlanamaz. Nuh aleyhisselam için (Eğer oğlunu iyi yetiştirseydi, kâfir olmasını önlerdi) demek doğru olur mu? 3- İkrime radıyallahü anh, babası Ebu cehil idi. Her sahabi gibi cennetlik idi. Babası Ebu cehil diye suçlanamaz. Eshab-ı kiramdan bir çok sahabinin babası kâfir idi. 4- Hazret-i Ali’nin babası Ebu Talib kâfir idi. Bundan dolayı Hazret-i Ali suçlanamaz. [Ebu Talib, öldükten sonra diriltilip iman etti.] 5- Hazret-i Asiye, Firavunun hanımı idi. Kocası Firavun kâfir diye, hanımı Hazret-i Asiye suçlanamaz. 6- Lut aleyhisselam ile Nuh aleyhisselamın hanımları kâfir idi. Hanımları yüzünden kocaları suçlanamaz. 7- Peygamber efendimizin amcası Ebu Leheb müşrik idi. Yukarıda bildirilen âyetten de anlaşılacağı gibi, hiç kimse, yakınlarından dolayı suçlanamaz. Hele Eshab-ı kiramın hiç biri suçlanamaz. Çünkü hepsini Allahü teâlâ Cennete koyacağına söz vermiştir. (Hadid 10) Hepsinden razı olduğunu bildirmiştir. (Maide 119) Hazret-i Muaviye, Resulullah efendimizin "Aleyhisselam" kayınbiraderi olup, vahiy kâtiplerindendi. Oğlu Yezid'in melanetleri diye anlatılanların çoğu da, İbni Sebecilerin uydurmalarıdır. Hepsi doğru olsa bile, âyet-i kerimelerle ve hadis-i şeriflerle Cennetlik olduğu sabit olan babasına nasıl dil uzatılabilir? NOT: İbni Sebeciler, hadis-i şeriflere uydurma derken, kendileri uydurma tarihlere inanmaktadır. Genelde tarihi yazanlar sıradan insanlardır. Ama hadisleri toplayanlar büyük İslam âlimleridir. Yalan yazmaktan korkan dindar insanlardır. |
Evrende tekamül için iki kutbiyet vardır. Aydınlığa hizmet ya da karanlığa hizmet. Yani iyi ve kötü. Bir diğer söylemle başkalarına hizmet ve kendine hizmet. Ya da pozitif ve negatif. Var eden iki tarafın da tekamül edebilmesine olanak sağlamıştır. Bununla birlikte kendine hizmet yönünde tekamül %95 kutuplaşma gerektirir. (Kontrolcülük) Bu da çok zorlu bir orandır. Başkalarına hizmette ise %51 yeterlidir. (Özgür iradeye saygı)
Biz burada iyiliğin yolundan bahsedeceğiz. Yani başkalarına hizmetin yolundan. Yani iyilik, sevgi ve özgür iradeye sevgi kutbiyetinden. İnsan dünya hayatında başkalarının özgür iradesine saygı duydukça ve kontrolcülüğünü azalttıkça, herkese sevgiyi arttırdıkça ve zihniyetini bu anlamda değiştirdikçe, başkalarına hizmet yönünde kutbiyetini artırır. Bu da onun gitgide evrimleşmesine karşılık gelir. Hatta hala %49 oranında olumsuzluk barındıran bir insan dahi en az %51 iyi tarafını tamamladıysa, evrimleşme yolunda mesafe katetmiş demektir.
Amaç din konuşmak değil ve lütfen bu yöne çekmeyelim ve cemaatçiler ve fanatikler uzak dursun ama bu %51 oranı İslami inanışa göre de cennete hak kazanmaya karşılık gelir. Yani iyiliklerimizi sayan sağ tarafımızdaki meleğin, kötülüklerimizi sayan melekten daha fazla puan elde edebilmesi olarak da bakabiliriz.
İşte tüm evrendeki işleyiş bu ana iskelet üzerinedir. Amaç özgür irade ile aydınlığın yolunda mesafe katetmek ve dünya'da insan bedenleriyle bu limiti aşabilmektir. Bu zihniyete ve başarı oranına sahip, olunca, bu duruma beden de karşılık verir ve evrimleşme sürecine girer. İleri aşamalarda hastalıklar ortadan kalkar.
Bunları yazmamın nedeni, herkesin bilinçli olarak kutbiyetini artırabilmesi yolunu açmak. Aynı zamanda bu da pozitif bir eylem. Evrimleşme sadece bedenen değil, aynı zamanda ruhen de olan, bütünleşik bir kavramdır.
Bu bilgiler evrenin iskelet bilgilerinin bir mini özetidir. Kendine yakın bulan var mı? Ya da sorusu olan? Bilebilirsem yanıtlarım. :)