1. sayfa
| Adamlar death stari bulmus |
| Ne demek tuhaf? İnsalık olarak uzayın ne kadarını biliyoruz ki bir gezegene tuhaf diyelim? :D |
| “Tuhaf” |
| Adamlar death stari bulmus |
| belki kurşundandır... |
| Krypton |
| Ne demek tuhaf? İnsalık olarak uzayın ne kadarını biliyoruz ki bir gezegene tuhaf diyelim? :D |
|
bırakın takılsın kendi halinde ! şimdi oraya bi sinyal yollarsınız neme lazım sonra süpermenin hemşerileri gelir. avrupalı mülteciler için sudan ucuza herşey burada yetmemiş gibi belanızı aramayın |
| Şimdi orada ne altın vardır bee |
| Evren o kadar büyük ve çeşitli ki, içerisinde hep konvansiyonel oluşum teorileriyle çelişen veya bu teorilerce açıklanamayan fenomenlerle karşılaşılabiliyor. Demek ki özel koşullar altında "kaya devleri" de mümkün. |
|
İnsanlık için büyük bir adım olacak bu gibi şeylerin insanlığa hiç bir faydası yok. Çünkü insanlığı yöneten kapitalizm . |
| Aslında hiç şaşırtıcı değil. Bu devasa sonsuzlukta bunun gibi yüzbinlerce gezegen vardır. |
|
sizin bu "işimize gelen bilim gerçek bilindir" algısı ne olacak? sen bizim konvensiyonel bilgilerimizi bırak da saçalık ötesi "çoklu evrenler" algısını nasıl mantıklı buluyorsun onu bir anlat? %97'sini gözlemleyemediğiniz sistem hakkında bu kadar peşin hükümlü olmayın. türkçesi ile : kabul gören gerçek; büyük patlama. ama aslında herşey atom altı parçacıklarının kararı ile oluyor. nereden geldikleri belli değil, oluşumları mantıksız... |
|
Gezegenlerden çoklu evrenlere nereden geldik anlamadım. Çoklu evrenler olabilir veya olmayabilir. Fizikte böyle bir hipotez mevcut. Esasında fiziğin matematiğinin izin verdiği bir durum ama ortada bir bulgu olmadan bu kadar kapsamlı bir teori gerçek mi, değil mi yorumunu yapamayız. Matematik idealize edilmiş formal dünyasında gerçekte olan veya olmayan birçok şeye izin veriyor. O anlamda çoklu evrenler prensipte "mantıksız" değil. Yani mümkün ama gerçek olmayabilir. Aslında bizim parçacık olarak algılayıp tanımladıklarımızı dalga-parçacık ikiliği kavramlaştırmasından bu yana parçacık addetmek zorunda değilsiniz. Bir yandan kuantum fiziğine alışıldık p -> q tarzında klasik bir mantık ya da sağduyu ile değil, bu konuda her türlü araçtan faydalanabilecek matematiksel / sayısalcı ama deneylerin gösterdiğini dikkate alan bir gözle bakmanızı tavsiye ederim. Kuantum fiziği tamamen farklı ancak matematiksel bir yaklaşım şekli. Kuantum, kuanta zaten miktar, miktarlar demek ve aslında bizim parçacık olarak algıladıklarımızdan yola çıkarak bunlara ilişkin bir takım fiziksel özellikleri ve genel işleyiş ilkelerini - sayısallaştırarak - anlatır. Bir yandan şunu aklınızdan çıkarmayın: Çoklu evrenler kuramındakinin aksine probilistik kuantum matematiği ezici deneysel bulgu üzerinde yükselir ve bu alanda çeşitli deneyler ve gelişen teknoloji ile ilerleme sağlanmıştır. Yani kuantum fiziği ve standart model dediğinizde - kusura bakmayın ama - gerçek bir manzaradan söz ediyoruz. Bu yadsınamaz bir vaziyet. Haliyle birleşik bir kuram kuantum fiziğini ihtiva etmek veya kapsamak, tüm evrende tabii yasa olarak egemen bir varlık gösterdiği neredeyse aşikar kuantum fenomenliniği de açıklamak durumunda. Belirli bir boyutun altında tüm ölçekler kuantum fiziğinin domain'i. Karakteristik biçimde olasılıksal. Dallanmalı. Sıçramalı. Belirsiz. Kesinliksiz. Kesintili. Fakat korunumlu. Kendi içinde bütünlüklü. Aslında eski Yunan'ın klasik atomcu argümanlarına karşı çıkıyorsunuz (partikülizasyon ve çoklu evrenler). Bu teori atası olsa da aslında kuantum fiziğinden epeyce farklıdır. Klasik atomculuk misal klasik ya da standart kuantumun aksine deterministiktir. Dediğim gibi, bir "partikülü" partikül şeklinde almak zorunda da değilsiniz. Mesela partikülleri - en derinlerinde bir takım bilinmeyen indeterminist veya determinist değişkenlere bağlı olup olmadığı şeklinde yorumladığınız fark etmeksiniz - gerçek bir fiziksel alanın girintileri, salınımları, uyarılmaları şeklinde tanımlayabilirsiniz (bknz: kuantum alan teorisi). Yalnızca parçacıkları reel addedip olasılıksal ve belirsiz kesintili hareketlerini gösterebilmek için sanal yani farazi bir uzayda sanal yani yine farazi dalgalar atfetmek, kuantum yaklaşımla güncellenmiş bir çeşit neo-atomizmi kabul etmek zorunda değilsiniz. Esasında beyninizin size dikte ettiği beklenti veya koşullanmalara bu kadar takılmazsanız zaten siz beğenin ya da beğenmeyin yerleşmiş haldeki kuantum fiziğine ya da fizikteki farklı yorumlara bu denli fazla takılmadan açık olabilirsiniz. Gerçekten elektron, foton, kuarklar, gluon gibi "partiküllerin" tam olarak ne olduklarını ya da tanımlarını çeşitli kuantum yorumlamalar çerçevesinde tartışabiliriz. Ancak, bunların standart modeldeki diğer partiküllerle beraber bildiğimiz evreni temel interaksiyonlarıyla birlikte teşekkül ettiği gerçeğine kör kalmamak gerek. Aksi takdirde hem cehalet hem de naiflik sergilemiş oluruz. Açıkçası klasik atomizme ve bu bakış açısının türevi atomist yani totalde ontolojik anlamda parçacıkçı bakış açılarına itiraz edebilirsin. Benim bununla bir derdim bulunmuyor. %97 neyin gözlemlenememe oranı onu da anlamadım. Evrene dair birçok gizem mevcut. Halen birçok şeyi hiç bilmiyor ya da eksik biliyoruz. Ama kainat konusunda düşündüğünüze inandığım kadar cahil de değiliz. |
|
beni anlamamışsın. ben diyorum ki; rastgelecilikte olan saçmalıkları şu anda var olduğumuz gerçelikte konumlandıramayız. "multi universe" sistem yani rastgele oluşan evrenler teorisi.. saçma değil mi? böyle birşey olsa illa fark ederdik, illa evrenler bir birleri ile çakışırdı. ama yok izleyebildiğimiz kadarı ile bir belirti yok. ilerisini göremiyorum ama "gerçekimsi teori" olarak kabul ettirmeye çalışan bir kesim var. yoklukta birşekilde iki şey reaksiyone girdi ve o enerji açığa çıktı. enerjinin ulaştığı yerlerde atom altı parçacıklar çıktı. sonra atomları oluşturdular. işin garibi ilk başta ne hikmetse tek tip moleküller ortaya çıktı. sanki birşeyler biliyorlarmış gibi. daha sonra diğer evrelere geçildi. yıldızlar altında farklı basınçlarda, sıcaklıklarda farklı hale büründüler. altın oldular mesela. ama belirli durumlarda nedense şaşmadan tüm atomlar anlaşmalı gibi hal değiştirdiler tepkimelere girerek. yani bunlara bu aklı kim veriyor? rastgelelik olsaydı neden başka elementler çıkmadı mesela? aynı yıldızın bir üst katmanında çarpışma sonucu altın değil de mesela gümüş oldu, biraz daha üstünde katmanda olanlar cıva ... rastgelelik biraz abez geliyor. bu arada futbol bölümüne bak gözünü seveyim ya. bıktıracaklar artık insanı. gayipten mesaj mı alıyorlar nedir tahrik oluyormuş gayipte olanlar. senin futbolla ilgin yok. o yüzden daha tarafsız davranırsın diye umut ediyorum. |
|
Konsept olarak rastgelelikle (randomness) çoklu evren arasında zaruri ilişki kurmanı anlamadım. Kurmak zorunda değilsin ki. Bu ne tür bir çoklu evrenler yaklaşımına sahip olduğuna bağlı olarak değişir. Esasında çoklu evrenler inançsal ya da teolojik poziyonundan yani teist, ateist, agnostik veya bir benzeri duruşta bulunmandan tamamen bağımsızdır. Çoklu evrenler resmine tanrıyı sığdırıp sığdırmamak yorumcuya kalmış. Rastgelelik de gene ne türden bir çoklu evrenler yaklaşımı benimsediğine bağlı. Çoklu evrenleri kabul etmiyorsan zaten bunların hiçbirisi senin için fazla bir dert olmaz. Rastgelelik kavramı özel anlamda termodinamik (entropiye ilişkin 2.yasa) ve zaten termodinamiğin 2.yasasının istatistiki arka planını meydana getiren kuantum mekaniğinde var. Hani bu genel geçer kabul gören yaklaşımlara takılmak yerine rastgeleliğe takılan birisi neden - zaten bulgusuz addedilen- çoklu evrenlere takılır, anlamadım. Ki bu ilgili yasalardaki rastgelelik mefhumu da aslında inançsal pozisyonundan bağımsızdır. Seni "Tanrı zar atmaz!" veya "Tanrıya ne yapacağını söylemeyi bırak! Bal gibi de zarla çalışan bir oyun kurmuştur!" "Tanrı zaten yok, doğa da rastgelelik ve determinizmi birleştiren düalist bir maharete sahip" "Tanrı bilinemez" gibi teolojik ontolojik polemiklere sürükleyebilir ama aslında özel anlamda tanrının varlığı veya yokluğu hakkında bir sonuç üretmez. Bu rastgeleliğin - görünürde doğada kapsayıcı bir hükmü olsa da - determinist veya ilahi bir arka planı da olabilir. İlahi planın parçası da olabilir. Artık bir yorumcunun niyeti veya görmek istediği neyse o şekilde yorumlar. Bilim burada yöntemler ve empirik alemden gelen güvenilir veriler çerçevesinde daha spesifik bir spekülasyonla ilgilenir. Bulgularını izah eder. Kuramlarını ortaya koyar. Doğa yasalarına ulaşır. İnsanlar bunun üzerine hangi akli ya da sezgisel inançlarını bina etmiş, buna bakmaz. Neyse, artık bu konuda tıraşı keseyim. O bölümdeki arkadaşların işlerine - yer yer yardım etsem de - çok fazla salça olmamayı tercih ediyorum. Yalnız futbolun fazla hassas bir konu olduğunu bizatihi kendin söylemiştin. Buradan yapılacak bir mantık yürütme bölüm hakkındaki şikayetlerinin - en azından bir kısmının - nedenini ortaya koyabilir. Benden orada bölüm yetkilileri kadar sık işlem yapmamı da bekleme, o zaman oradaki arkadaşların bir anlamı kalmaz. Senin deyiminle "futbolla ilgilisiz" birisi olarak hızla odadaki fil haline gelirim. Oradaki arkadaşlar kadar da bölümün şikayetlerine hızlı müdahale edemem. Futbol bölümündeki kullanıcılar mümkün olduğunca çabuk müdahale istiyorlar. Tabii ki bölümün moderasyonunda optimizasyon gerekiyorsa arkadaşlarla birlikte, onlara yardımcı şekilde bir çaba harcamaya gayret ederim. Bir de destek hattını hep mi uğraştıracağız da deme çünkü zaten destek hattının amacı ve işlevi o. |
|
Tanrıcılıktan çok benim takıntım bu "rastgelelik" muhabbetine. yoksa bu kadar şeyi yaratabilecek güç, neden bir başkasını yaratamasın. benim eleştirim; rastgelicilik ile yapılan algılar. bizi uzaylılar yapmış deseler yine bir ihtimal gerçekçi. benim eleştirim buna. termal genleşme örneği de buna ilaveten verilebilir. farklı atomların farklı ısılarda / titreşimden oluşan enerjide, farklı tepkimeleri olur. ama işte atomlar bunu nasıl ayırabiliyor? su ile cıvar ısıyı aynı seviyede iletmezler, aynı derecede genleşmezler. bu da bunların bir tür hafızası olduğunu ortaya çıkarmaz mı? canlı mı bunlar yoksa bir tür dinamik mühendislik ürünü mü? |
1. sayfa
Yapılan resmi basın açıklamasında, Neptün büyüklüğünde böylesine büyük bir gezegenin keşfedilmesinin oldukça sıra dışı olduğu belirtiliyor. Çalışmanın yazarları, yeni bulunan gezegenin bileşiminin iki göksel gezegen arasındaki katastrofik bir çarpışmanın sonucu olabileceğini öne sürüyor. Esasında bu tür çarpışmalara çok yabancı değiliz. Zira bize en yakın gök cismi olan Ay’ın Dünya ile çarpışan başka bir gezegen sayesinde oluştuğuna inanılıyor.
Gezegen çarpışması
Ayrıca Bkz.NASA, Ay’a çakılan Rus uzay aracını fotoğrafladı
Öte yandan gezegenin nasıl oluşuğu hâlâ kesin olarak bilinmiyor. Ancak araştırmacılar, gezegenin katastrofik bir gezegen çarpışması sonucu oluştuğunu gösteren bir bilgisayar modeli oluşturabildiler. Bu güçlü kozmik çarpışma geride devasa kaya parçaları bırakırken çarpışmadan önce var olan atmosferi ve suyun yok olmasına neden olmuş olabilir. Ekip, bu gezegenin başlangıçta su zengini bir dünya olduğunu tahmin ediyor.
Çalışmanın ortak yazarı Jingyao Dou, “Bu gezegen çok şaşırtıcı! Normalde bu kadar çok kayadan oluşan gezegenlerin Jüpiter gibi suya benzer yoğunluğa sahip gaz devlerine dönüşmesini bekleriz. TOI-1853b, Neptün büyüklüğünde ancak çelikten daha yüksek bir yoğunluğa sahip.” ifadelerini kullanıyor.
Kaynak:https://www.nature.com/articles/s41586-023-06499-2
Kaynak:https://interestingengineering.com/science/neptune-sized-planet-denser-than-steel
DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.
Üye Ol Şimdi DeğilÜye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.
Haberi Portalda Gör