M

Haber Editörü
31 Ocak 2015
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
7 üye
Görüntülenme (?)
1957 (Bu ay: 16)
Gönderiler Hakkında
M
4 sa.
Ukrayna, Rus dronlarından korunmak için yolları balıkçı ağlarıyla örttü

Savaşlar sonsuza kadar değişti” dosya konumuz kapsamında ele alınan bu bölümde, modern çatışma alanında yalnızca silah sistemlerinin değil, aynı zamanda basit fiziksel savunma yöntemlerinin de yeniden önem kazandığına değiniyoruz. Özellikle FPV tipi saldırı dronlarının yaygınlaşmasıyla birlikte Ukrayna, sahadaki kritik ulaşım ve tahliye hatlarını korumak için giderek daha görünür bir önlem seti uygulamaya başladı: yol üstü koruyucu ağ sistemleri.



Son dönemde ortaya çıkan görüntüler, Ukrayna güçlerinin Donetsk bölgesinde bazı stratejik yolların üzerine çelik ağlar ve koruyucu tünel benzeri yapılar kurduğunu gösteriyor. Bu yapılar, özellikle askeri ikmal konvoylarının ve yaralı tahliye araçlarının geçtiği güzergahlarda FPV dron saldırılarını engellemek veya etkisini azaltmak amacıyla kullanılıyor.



600 kilometrelik lojistik hat için ağ koruma planı




Ukrayna hükümeti, cephe hattına yakın bölgelerde yaklaşık 600 kilometrelik yol ağının anti-dron koruması altına alınmasını planlıyor. Açıklamalara göre bu hatlar, hem askeri lojistik koridorlarını hem de sağlık tahliye güzergahlarını kapsıyor.



https://x.com/Drone_Wars_/status/2043780478268764559



Projeye Savunma, Altyapı ve Sağlık bakanlıklarının ortak şekilde koordinasyon sağladığı, öncelikli güzergahların ise sahadaki operasyonel ihtiyaçlara göre belirlendiği belirtiliyor. Planlanan yatırımın toplam büyüklüğünün yaklaşık 300 milyon dolar seviyesine ulaştığı ifade ediliyor.



Yetkililer, bu hatlarda kullanılan ağ sistemlerinin yalnızca belirli noktalarda değil, bazı bölgelerde üstten kapalı koridorlar şeklinde uzatıldığını ve böylece dronların doğrudan araçlara çarpmasını veya patlayıcı bırakmasını zorlaştırmayı hedeflediğini aktarıyor.



Donetsk’te saha uygulamaları hızlanıyor



Özellikle Donetsk bölgesinde yoğunlaşan uygulamalarda, bazı kritik yollarda günde yaklaşık 1 kilometre hızla ağ sistemlerinin kurulduğu bildiriliyor. Bu koruma hatlarının, FPV dronların en sık hedef aldığı askeri ve sivil araç trafiğini güvence altına almak için tasarlandığı ifade ediliyor.



Ukrayna Savunma Bakanlığı tarafından yapılan değerlendirmelerde, Rusya’nın özellikle FPV dronları kullanarak lojistik hatlar ve sivil araçları hedef aldığı, bu nedenle fiziksel koruma yöntemlerinin yeniden ön plana çıktığı vurgulanıyor.



Ayrıca yıl başından bu yana farklı bölgelerde yüzlerce kilometrelik yol onarım ve yeniden inşa çalışmasının yürütüldüğü ancak bu altyapı çalışmalarının artık eş zamanlı olarak dron koruma sistemleriyle birlikte planlandığı belirtiliyor.



Balıkçı ağları bile kullanılıyor




Ukrayna’nın kullandığı çözümler yalnızca endüstriyel çelik yapılarla sınırlı değil. Daha önce Avrupa’nın farklı bölgelerinden gönderilen eski balıkçı ağlarının da cephe hattında kullanıldığı biliniyor. Özellikle Fransa’dan temin edilen ve denizcilikte kullanım ömrünü tamamlamış ağların, savaş alanında dronların pervanelerine takılarak etkisiz hale getirme amacıyla değerlendirildiği aktarılmıştı.



Ayrıca Bkz.Nurol Makina’dan eNMS-L: Sahada elektrikli zırhlı araç dönemi



Bu ağların bazı bölgelerde kenarlarına veya üzerlerine gerildiği, bazı noktalarda ise köprü, hastane girişi ve siper hatlarının üzerine örtü olarak yerleştirildiği belirtiliyor. Yapılan gözlemler, bu basit fiziksel engellerin özellikle düşük irtifada uçan FPV dronlara karşı belirli bir caydırıcılık sağladığını ortaya koyuyor.



Cephe hattında yaşanan gelişmeler, savaşın yalnızca yüksek teknolojili sistemlerle değil, aynı zamanda basit ve ölçeklenebilir fiziksel önlemlerle de şekillendiğini gösteriyor. Çelik ağlar, gerilmiş balıkçı ağları ve tünel tipi koridorlar, FPV dronların düşük maliyetli ama yüksek etkili saldırılarına karşı hızlı uygulanabilir bir çözüm olarak öne çıkıyor.



Savaşlar modern bir evreye girmiş olsa da bazı temelleri değişmedi. Bunlardan en önemlisi lojistik. Savaşların en kritik unsurlarından olan lojistik ağ, FPV ve diğer dronların olduğu çağda ilk hedef unsurlarından oluyor. Bu yaklaşım, modern savaş alanında savunmanın artık yalnızca hava savunma sistemlerine değil, aynı zamanda yol altyapısının fiziksel olarak yeniden tasarlanmasına da ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor.



Bu içerik “Savaşlar sonsuza kadar değişti” dosya konumuzun bir parçasıdır. Bu seride bazı modern otonom çözümleri ele alacağız ve ardından savaş doktrinlerinin nasıl dönüştüğüne değineceğiz.



Serinin diğer içerikleri;




M
7 sa.
AI için inşa edilen 11 gaz santrali bazı ülkelerden daha çok emisyon yayacak



Yapay zeka sektörünün hızla büyümesi, enerji altyapısı üzerindeki baskıyı artırırken, ortaya çıkan yeni tablo iklim açısından ciddi endişeleri beraberinde getiriyor. ABD’de planlanan ve inşa edilen yalnızca 11 gaz destekli veri merkezinin, bazı ülkelerin toplamından daha fazla sera gazı salımına yol açabileceği Wired tarafından ortaya kondu.



Tek bir proje bile ülkeleri geride bırakabilir



Yapay zeka uygulamalarının artan işlem gücü ihtiyacını karşılamak için kurulan dev veri merkezleri, hızlı devreye alınabilmek adına giderek daha fazla doğrudan gaz türbinleriyle çalışan enerji sistemlerine yöneliyor.



Bu yaklaşım sayesinde tesisler, yerel elektrik şebekesine bağlanmayı beklemeden kendi enerjisini üretebiliyor. Bu durum hem altyapı gecikmelerini hem de artan elektrik maliyetleriyle ilgili tartışmaları bertaraf ediyor.



Ancak bu yöntem, emisyonlar açısından ciddi bir sıçramaya neden olmuş durumda. Global Energy Monitor verilerine göre 2024 başında veri merkezleri için geliştirilen gaz kapasitesi yaklaşık 4 gigawatt seviyesindeyken, 2027 başına gelindiğinde bu rakam yaklaşık 100 gigawatt’a ulaşacak.



Analizde öne çıkan en dikkat çekici örneklerden biri, Teksas’ta planlanan dev veri merkezi kampüsü Project Matador oldu. Bu tesis için alınan izin, tam 6 gigawatt gaz bazlı enerji üretimini kapsıyor. Projenin yıllık karbon salımı ise 40 milyon tonun üzerine çıkabilir. Bu miktar, tek başına Ürdün gibi bir ülkenin toplam emisyonunu aşabilecek seviyede.



Ayrıca Bkz.Sismik veriler şaşırttı: Dünya'nın iç çekirdeğinin içinde ayrı bir bölge olabilir



Benzer şekilde, Elon Musk’ın Tennessee’de kurduğu Colossus ve Colossus 2 veri merkezlerinin de ayrı ayrı ele alındığında İzlanda’nın toplam sera gazı salımını geride bırakabileceği ifade ediliyor.



Toplamda değerlendirildiğinde, söz konusu 11 tesisin yıllık emisyonlarının 129 milyon tona kadar ulaşabileceği hesaplanıyor. Bu rakam, yaklaşık 38 milyon nüfusa sahip Fas’ın toplam karbon ayak izini bile aşabilecek büyüklükte.



Öte yandan bu çarpıcı rakamların, tesislerin izin süreçlerinde beyan edilen maksimum emisyon değerlerine dayandığına dikkat çekiliyor. Gerçek salımların bu seviyelerin altında kalması bekleniyor. Buna rağmen uzmanlar, en iyimser senaryoda bile tabloyu hafife almıyor. Hesaplanan emisyonların sadece yarısının gerçekleşmesi durumunda dahi bu veri merkezlerinin, 2024 yılında Norveç’in toplam sera gazı salımını aşabileceği belirtiliyor.




Kaynak:https://futurism.com/science-energy/data-centers-emit-more-than-countries
M
7 sa.
OpenAI ve Microsoft ortaklıklarını düzenledi: Gelir paylaşımı düzenlendi

Microsoft ile OpenAI, uzun süredir devam eden iş birliğini yeniden yapılandıran kapsamlı bir anlaşmaya imza attı. Yeni düzenleme, taraflar arasındaki ticari ve teknik ilişkinin daha esnek bir çerçeveye oturtulmasını hedefliyor. Buna göre Microsoft, OpenAI teknolojilerine yönelik lisansını 2032 yılına kadar sürdürecek ancak bu lisans artık tekil ve münhasır olmayacak.



Gelir paylaşımı dengesi değişiyor



Taraflar arasındaki yeni finansal düzenleme, uzun yıllardır devam eden %20’lik gelir paylaşımı oranını koruyor. Söz konusu oran çerçevesinde OpenAI, Microsoft’a ödeme yapmayı sürdürecek. Ancak bu yapı artık belirli bir toplam limite tabi olacak ve zaman içinde sınırsız bir akış yerine kontrollü bir modele geçilecek.



https://x.com/sama/status/2048755148361707946



Öte yandan Microsoft’un OpenAI’a gelir paylaşımında bulunma zorunluluğu ise tamamen kaldırıldı. Böylece finansal akış tek yönlü bir yapıya indirgenirken Microsoft tarafı yalnızca yatırımcı ve teknoloji sağlayıcı rolünde konumlanıyor.



Anlaşmanın dikkat çeken bir diğer unsuru da yapay genel zeka (AGI) eşiğine ilişkin belirsizliğin ortadan kaldırılması oldu. Yeni düzenleme ile birlikte Microsoft’un, OpenAI’ın AGI seviyesine ulaşıp ulaşmadığını değerlendirme sorumluluğu da kaldırıldı.



Bulut altyapısında özgürleşme



Yeni dönemde Microsoft, OpenAI’ın birincil bulut ortağı olmaya devam edecek. OpenAI ürünleri, varsayılan olarak Azure üzerinde yayınlanmaya devam edecek. Ancak bu durum artık koşullu hale getirildi. Microsoft’un gerekli altyapı kabiliyetlerini sağlayamaması veya desteklememesi durumunda OpenAI farklı sağlayıcılarla çalışabilecek.



En kritik değişikliklerden biri ise OpenAI’ın artık ürünlerini tüm bulut sağlayıcıları üzerinden müşterilere sunabilme hakkına sahip olması oldu. Bu kapsamda Amazon Web Services (AWS) ve Google Cloud gibi Microsoft rakipleri de dağıtım ekosistemine dahil olabilecek.





Microsoft, OpenAI’ın en büyük hissedarlarından biri olmaya devam ederken şirkete 2019’dan bu yana 13 milyar dolardan fazla yatırım yaptı. Yeni anlaşma, bu stratejik ortaklığın tamamen sona ermediğini ancak daha esnek ve çoklu platformlara açık bir yapıya evrildiğini gösteriyor.



Microsoft’un OpenAI’daki yatırımının değeri daha önce yapılan açıklamalarda 135 milyar dolar seviyesinde, şirketin yaklaşık %27’lik payına karşılık gelecek şekilde hesaplanmıştı. Bu finansal pozisyon korunmaya devam ediyor.



OpenAI’ın son dönemde attığı en dikkat çekici adımlardan biri Amazon ile kurduğu stratejik ortaklık oldu. Şubat ayında duyurulan anlaşma kapsamında Amazon, şirkete 50 milyar dolara kadar yatırım yapmayı taahhüt etti. Buna ek olarak OpenAI, mevcut 38 milyar dolarlık AWS anlaşmasını önümüzdeki sekiz yıl içinde 100 milyar dolar genişletme planını açıkladı. AWS ayrıca OpenAI’ın kurumsal platformu olan “Frontier” için özel üçüncü taraf bulut dağıtım sağlayıcısı olarak konumlandırıldı.




Kaynak:https://openai.com/index/next-phase-of-microsoft-partnership/
Kaynak:https://www.cnbc.com/2026/04/27/openai-microsoft-partnership-revenue-cap.html
M
8 sa.
Dünyanın en büyüğü olacak: Japonya’dan 1 GW’lık yüzer rüzgar santrali planı

Japonya, yenilenebilir enerji yatırımlarında dikkat çekici bir adım atmaya hazırlanıyor. Tokyo Metropol Yönetimi, Izu Adaları açıklarında dünyanın en büyük yüzer deniz üstü rüzgar santralini kurma planını resmen duyurdu. Projenin 2035 yılına kadar tamamlanması hedeflenirken, tesisin en az 1 gigawatt (GW) elektrik üretmesi öngörülüyor.



Bugün itibarıyla dünyanın en büyük aktif yüzer rüzgar santrali Norveç’te bulunuyor ve kapasitesi 100 megawatt’ın altında kalıyor. Tokyo’nun planladığı proje ise bunun yaklaşık 10 katı büyüklüğünde olacak. Bu kapasite, teorik olarak bir nükleer reaktörün üretimine yakın bir seviyeye işaret ediyor.



Yüzer türbinler nasıl çalışıyor?



Klasik deniz üstü rüzgar santrallerinden farklı olarak bu projede deniz tabanına sabitlenen yapılar yerine su yüzeyinde yüzen platformlar kullanılacak. Bu platformlar, karmaşık bir halat ve çapa sistemiyle sabitlenerek dalga ve rüzgar koşullarına uyum sağlayacak şekilde tasarlanıyor.



Bu yöntem, kurulum aşamasında deniz tabanında kazı ve çakma işlemleri gerektirmediği için deniz ekosistemi üzerinde daha düşük etki yaratıyor. Türbinlerin ürettiği enerji ise yüksek voltajlı deniz altı kabloları aracılığıyla taşınarak hem ada topluluklarına hem de ana elektrik şebekesine aktarılıyor.



Beş adayı kapsayan geniş ölçekli proje




Proje ilk kez Tokyo Valisi Yuriko Koike tarafından 2024 yılında düzenlenen COP29 iklim zirvesinde gündeme getirildi. 2025 mali yılından itibaren yerel halk, balıkçılık ve deniz taşımacılığı sektörleriyle görüşmeler başlatıldı.



Ayrıca Bkz.Bir Alman şehri kanalizasyon suyu ile ısınacak



Planlanan santral, Oshima, Niijima, Kozushima, Miyake ve Hachijo adalarını kapsayan bir bölgeyi hedef alıyor. Bu geniş alan, hem rüzgar potansiyeli hem de stratejik konumu nedeniyle tercih edildi. Santralin hem ada yerleşimlerine hem de Tokyo ana karasına enerji sağlaması hedefleniyor.



Projenin ölçeği kadar zorlukları da dikkat çekiyor. Tokyo yönetimi, süreci hızlandırmak amacıyla 2026 bütçesini üç kat artırarak 2,7 milyar yen (yaklaşık 17 milyon dolar) seviyesine çıkardı. Bu kaynak özellikle rüzgar ölçümleri ve deniz tabanı analizleri için kullanılacak.



2035 hedefi tartışmalı



Ancak projeye yönelik özel sektör ilgisi beklenen seviyede değil. Yüksek maliyetler ve uzun vadeli kârlılık belirsizlikleri, yatırımcıları temkinli davranmaya itiyor. Nitekim Mitsubishi Corporation, 2025 yılında kuzey Japonya’daki büyük rüzgar projelerinden çekilmişti. Bu kararın arkasında artan malzeme maliyetleri ve zayıflayan yen bulunuyor.



Uzmanlara göre 2035 hedefi de oldukça iddialı. Deniz üstü rüzgar projelerinin genellikle 10 yıldan uzun sürede tamamlandığı göz önüne alındığında, Izu projesinin henüz hazırlık aşamasında olması süreci daha da karmaşık hale getiriyor.



Yine de proje, Japonya’nın uzun vadeli enerji stratejisinde önemli bir yer tutuyor. Ülke, 2040 yılına kadar 45 GW deniz üstü rüzgar kapasitesine ulaşmayı hedefliyor.




Kaynak:https://interestingengineering.com/energy/japan-world-largest-floating-wind-farm
M
9 sa.
Google, Intel’i seçebilir: Yeni nesil TPU için EMIB gündemde

Aktarılan bilgilere göre Google, gelecek nesil TPU mimarilerinden TPUv8e için Intel Foundry’nin gelişmiş paketleme teknolojisi EMIB (Embedded Multi-Interconnect Bridge) çözümünü kullanmayı değerlendiriyor. Bu gelişme, Intel’in özellikle yapay zeka odaklı çip üretiminde artan etkisine dair dikkat çekici bir sinyal olarak yorumlanıyor.



Google, EMIB’i tercih edebilir



Söz konusu iddiaya göre Google’ın TPUv8e çipi, Intel’in 2.5D sınıfı çözümlerine alternatif olarak geliştirilen EMIB paketleme teknolojisi ile üretilecek. EMIB, daha düşük maliyet ve daha esnek ölçeklenebilirlik sunmasıyla öne çıkarken, yüksek bant genişlikli bağlantıları daha kompakt bir tasarım içinde birleştirebiliyor. Bu yönüyle, TSMC’nin yaygın kullanılan CoWoS teknolojisine kıyasla farklı bir üretim yaklaşımı sunuyor.



Google’ın kısa süre önce tanıtılan yeni yapay zeka hızlandırıcıları TPU8i (Sunfish) ve TPU8t (Zebrafish) ise TSMC’nin CoWoS altyapısı üzerinden üretiliyor. Bu iki çip, sırasıyla çıkarım (inference) ve eğitim iş yüklerine odaklanıyordu. Google’ın diğer gelecek TPU modellerinde de TSMC’den tamamen kopması beklenmiyor.




Yeni TPUv8e mimarisinde dikkat çeken bir diğer detay ise tasarım sorumluluklarının bölünmesi. İddialara göre çipin ana hesaplama alanının Google tarafından geliştirilirken, I/O ve backend tasarımının MediaTek tarafından üstlenileceği belirtiliyor. Bu yapı, Google’ın donanım tarafında giderek daha modüler ve iş ortaklı bir yaklaşım benimsediğine işaret ediyor.



Ayrıca Bkz.Intel, ekran kartı planlarını değiştirdi: İşte yeni yol haritası



EMIB kullanımıyla birlikte bu farklı bileşenlerin tek bir paket içinde daha verimli şekilde entegre edilmesi hedefleniyor. Böylece hem performans hem de üretim maliyeti açısından yeni bir denge kurulması amaçlanıyor.



Intel yükseliş dönemine giriyor



Intel cephesi son dönemde özellikle yapay zeka donanımlarına yönelik artan talep sayesinde dikkat çekici bir ivme yakalamış durumda. Şirketin Tesla ile 14A üretim süreci kapsamında önemli bir iş birliği yaptığı ve bu teknolojinin Tesla’nın “TeraFab” olarak adlandırılan üretim altyapısında kritik rol oynayacağı daha önce gündeme gelmişti.



Öte yandan sektör kaynaklarına göre TPUv8e ve TSMC CoWoS temelli TPUv8p serilerinin 2027 yılının dördüncü çeyreği itibarıyla üretim aşamasına girmesi planlanıyor. Bu doğrultuda resmi duyuruların 2026 sonu ya da 2027 başında gelmesi bekleniyor. TPUv8 ailesinin genel üretim ölçeğinin 2028 yılı sonuna kadar 3,5 milyon birime ulaşabileceği öngörülüyor.




Kaynak:https://wccftech.com/google-major-intel-foundry-customer-emib-advanced-packaging-for-next-gen-tpu/
M
10 sa.
Elektrikli araç şarjında tüketimin üçte biri İstanbul’dan: Soket sayısı 42 bine yaklaştı

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) yayımladığı “Şarj Hizmeti Piyasası Aylık İstatistikleri” raporu, Türkiye’de elektrikli araç şarj altyapısının büyümesini Mart 2026 itibarıyla da sürdürdüğünü ortaya koydu. Ülke genelindeki toplam şarj soketi sayısı 41 bin 938 adet seviyesine yükselirken bir önceki ay bu rakam 40 bin 575 olarak kaydedilmişti. Ocak ayında ise toplam soket sayısı 39 bin 694 düzeyindeydi.



Mart 2026 verilerine göre Türkiye’de AC şarj noktası sayısı 23 bin 900 seviyesine ulaşırken, şubat ayında bu sayı 23 bin 142 olarak kayıtlara geçmişti. DC hızlı şarj noktalarında da benzer bir yükseliş görüldü ve sayı 18 bin 38’e çıktı. Şubat ayında DC soket sayısı 17 bin 433 seviyesindeydi.



Bu dönemde toplam elektrikli araç sayısı ise 411 bin 796 adet olarak kayıtlara geçti.



Şarj ağı işletmecilerinde lider markalar




Şarj ağı işletmeci lisansı sahiplerinin soket dağılımında ise bazı markalar öne çıkmaya devam etti. Mart 2026 verilerine göre Zes 3.075 AC ve 2.281 DC soketle toplamda en geniş ağlardan birine sahip olurken Trugo, 661 AC ve 2.737 DC soketle özellikle DC tarafında güçlü konumunu korudu.




Voltrun’un toplamda 2.095 AC ve 236 DC, Eşarj’ın 344 AC ve 1.803 DC, Wat’ın ise 1.075 AC ve 1.035 DC soketle piyasada önemli bir dağılıma sahip olduğu görüldü.



2025 yılının sonunda ülke genelindeki toplam şarj istasyonu sayısı 14 bin 323 olarak kaydedildi. Bu rakam 2024 yılı sonunda 10 bin 356 seviyesindeydi.



Şarjın yüzde 59’u yeşil istasyonlardan



Mart 2026 döneminde şarj altyapısında toplam elektrik tüketimi 67.547,488 MWh olarak gerçekleşti. Toplam şarj süresi ise 3.041.210 saat seviyesine ulaştı. Verilere göre şarj başına ortalama tüketim 25,76 kWh, şarj başına süre ise 1,16 saat olarak hesaplandı.



Enerji kullanımında yeşil enerji kaynaklarının payı da dikkat çekti. Mart 2026’da Yeşil Şarj İstasyonları üzerinden gerçekleşen elektrik tüketimi 40.062.264 kWh (%59,31) olurken, yeşil olmayan istasyonlarda tüketim 27.485.224 kWh (%40,69) seviyesinde kaydedildi.



Bu kapsamda “yeşil şarj istasyonu”, tüketilen elektriğin yenilenebilir enerji kaynaklarından üretildiğini belgeleyen YEK-G sertifikasıyla doğrulanan istasyonları ifade ediyor.



Trugo tüketimde zirvede




Şarj istasyonlarındaki elektrik tüketiminde markalar bazında Trugo öne çıktı. Mart 2026 verilerine göre Trugo 13.526 MWh ile en yüksek tüketimi gerçekleştiren marka oldu. Zes 9.908 MWh, Eşarj 5.036 MWh, Astor 3.515 MWh ve Tesla 2.839 MWh tüketim değerleriyle listede yer aldı.



Ayrıca Bkz.Chery Tiggo ailesinin zirve modeli: Yeni Chery Tiggo X tanıtıldı



Toplam tüketim paylarında da Trugo %20,02 ile ilk sırada bulunurken, Zes %14,67, Eşarj %7,46, Astor %5,20 ve Tesla %4,20 pay aldı.



İstanbul öne çıkıyor




Elektrik tüketiminin şehir dağılımında ise İstanbul açık ara lider konumda yer aldı. İstanbul’da şarj istasyonları üzerinden gerçekleşen tüketim 21.359 MWh ile toplamın %31,62’sini oluşturdu. Ankara’da tüketim 9.914 MWh (%14,68) seviyesinde gerçekleşirken, İzmir 3.608 MWh (%5,34) ile üçüncü sırada yer aldı.



EPDK verilerine göre şarj istasyonlarının toplam kurulu gücü Mart 2026 itibarıyla 3.190 MW seviyesine ulaştı. Bu değer, bir önceki ay 3,073 MW olarak kaydedilirken, geçen yılın aynı döneminde 2.008 MW seviyesindeydi.


M
11 sa.
Tesla’dan Model 3 alımlarına bir yıl ücretsiz şarj hediyesi

Tesla, Kuzey Amerika pazarında Model 3 Premium ve Performance versiyonlarını satın alan yeni müşterilere yönelik dikkat çekici bir kampanya başlattı. Şirket, belirli Model 3 siparişlerinde bir yıl boyunca Supercharger istasyonlarında ücretsiz hızlı şarj imkanı sunacağını duyurdu. Ancak bu teklifin herhangi bir anda değiştirilebileceği veya tamamen sonlandırılabileceği özellikle vurgulanıyor.



Söz konusu kampanya Tesla’nın daha önce sonlandırdığı sınırsız ücretsiz şarj döneminden farklı bir uygulama olarak öne çıkıyor. Şirket, 2018 yılında ömür boyu ücretsiz Supercharging avantajını tamamen kaldırmış, buna karşın sonraki yıllarda zaman zaman sınırlı süreli promosyonlarla bu ayrıcalığı yeniden gündeme getirmişti.



Şarj alışkanlığına göre etki değişiyor



Otomotiv sektörü analizlerine göre, bu tür bir avantaj özellikle evde şarj imkanı bulunan kullanıcılar için belirleyici bir unsur değil. Çünkü düzenli olarak ev elektriğiyle şarj yapan kullanıcılar açısından Supercharger kullanım ihtiyacı sınırlı kalıyor.



Buna karşın evinde şarj altyapısı bulunmayan sürücüler için tablo farklı. Bu kullanıcılar için bir yıllık ücretsiz şarj hakkı önemli ölçüde maliyet avantajı sağlayabilir. Hesaplamalara göre aracını dışarıda şarj eden bir kullanıcı, 1000-1500 dolar civarında tasarruf yapabilir.



Ayrıca Bkz.Nissan Terrano'dan sürpriz dönüş: PHEV arazi canavarı



Bununla birlikte kampanya, yoğun istasyon kullanımına bağlı ek ücretlendirmeleri kapsamıyor. Şirket, Supercharger noktalarında yoğunluk yaşandığında ve araç bataryası %80 seviyesini aştıktan sonra istasyonda bağlı kalınması durumunda uygulanan yoğunluk ücreti gibi ek maliyetlerin kullanıcıya yansıtılmaya devam edeceğini belirtiyor.



Kampanyanın kapsamı da net şekilde sınırlandırılmış durumda. Tesla, araç paylaşımı, taksi hizmetleri veya teslimat gibi ticari amaçlarla kullanılan araçların bu ücretsiz şarj teklifinden yararlanamayacağını açıkladı.




Kaynak:https://www.engadget.com/transportation/evs/tesla-is-giving-away-one-year-free-supercharging-with-model-3-premium-and-performance-purchases-144431817.html
M
13 sa.
Nurol Makina’dan eNMS-L: Sahada elektrikli zırhlı araç dönemi

Türk savunma sanayisinin önde gelen kara aracı üreticilerinden Nurol Makina, 20’den fazla ülkede aktif olarak kullanılan zırhlı araç portföyüne ilişkin en güncel konfigürasyonları SAHA 2026’da uluslararası kamuoyunun karşısına çıkaracak. İstanbul’da düzenlenecek fuar, şirketin hem sahada kendini kanıtlamış platformlarını hem de geleceğe yönelik elektrikli çözümlerini aynı çatı altında buluşturacak.



SAHA İstanbul organizasyonuyla gerçekleştirilecek SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı, 5-9 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde düzenlenecek.



Nurol Makina, fuarda farklı coğrafyalarda görev yapan zırhlı araç ailesinin en yeni versiyonlarını sergileyecek. Şirketin standında NMS EWB, NMS-L, eNMS-L ve EJDER YALÇIN Ambulans gibi farklı operasyon ihtiyaçlarına göre geliştirilmiş platformlar yer alacak.



Farklı görevler için geliştirilmiş zırhlı platformlar



Fuarda tanıtılacak modeller arasında yer alan NMS EWB 4x4, genişletilmiş gövde yapısıyla dikkat çekiyor. Artırılmış dingil mesafesi sayesinde daha geniş iç hacim sunan araç, personel, ekipman ve göreve özel modüller için daha yüksek taşıma kapasitesi sağlıyor. İç tasarımın farklı operasyon senaryolarına göre yeniden yapılandırılabilmesi, platformu çok yönlü bir görev aracı haline getiriyor.




Bir diğer model olan NMS-L 4x4, 8 ila 10 ton aralığındaki hafif zırhlı yapısıyla öne çıkıyor. Muharebe birliklerinin farklı ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde geliştirilen araç, keşif görevlerinden ateş gücü sistemlerinin taşınmasına kadar geniş bir kullanım yelpazesi sunuyor. Modüler yapısı ve koruma seviyesiyle farklı coğrafi koşullarda görev yapabilecek esneklikte tasarlandığı belirtiliyor.



Nurol Makina’nın bir diğer platformu EJDER YALÇIN Ambulans ise ana araç ailesinin kabiliyetlerini koruyarak askeri sağlık operasyonlarına uyarlanmış bir yapı sunuyor. Araç, zırhlı platformun koruma ve hareket kabiliyetini askeri ambulans standartlarıyla birleştiriyor.



eNMS-L



Şirketin fuarda dikkat çekecek bir diğer yeniliği ise NMS-L platformunun elektrikli versiyonu olan eNMS-L olacak. Tamamen elektrikli mimariyle geliştirilen araç, savunma sanayisinde yeni nesil enerji dönüşümünün somut örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.



Geliştirme süreci yaklaşık iki yıl önce başlayan eNMS-L’nin montajının tamamlandığı, şu anda uzun yol ve çevresel test aşamalarının sürdüğü bildiriliyor. Ayrıca faydalı yük entegrasyonlarının ardından performans testlerinin de başlayacağı, yıl sonuna kadar tüm test süreçlerinin tamamlanmasının hedeflendiği ifade ediliyor.




Proje kapsamında yapılan değerlendirmelerde, içten yanmalı motor ve şanzıman sisteminin tamamen kaldırılarak tek bir elektrik motoru kullanıldığı belirtiliyor. Bu sadeleştirilmiş yapı sayesinde mekanik gecikmelerin önemli ölçüde azaltıldığı, aracın daha hızlı tepki veren ve daha çevik bir sürüş karakteri kazandığı aktarılıyor. Platformun sürüş koşullarına bağlı olarak yaklaşık 200 kilometre menzil sunduğu ifade ediliyor.



Elektrikli yapısı sayesinde düşük termal iz ve sessiz çalışma kabiliyeti kazanan eNMS-L, özellikle keşif ve gözetleme görevleri için öne çıkıyor. Araç, içten yanmalı motorların oluşturduğu ısı ve ses imzasını ortadan kaldırarak sahada daha düşük tespit edilebilirlik sunuyor.



Ayrıca Bkz.SIPRI: Küresel askeri harcamalar 2.8 trilyon dolara yükseldi



Gelecek planlamaları arasında aracın uzaktan kontrol edilebilmesine yönelik sistem entegrasyonları da bulunuyor. Bu kapsamda gündüz ve gece koşullarında keşif ve gözetleme senaryolarına uygun testlerin planlandığı belirtiliyor.




eNMS-L’nin konvoy operasyonlarında öncü araç olarak kullanılmasının da yüksek ihtimal olduğu değerlendiriliyor. Düşük görünürlük ve sessiz hareket kabiliyeti sayesinde riskli bölgelerde ilk giriş yapan platformlardan biri olabileceği ifade ediliyor.




Elektrikli dönüşüme rağmen platformun mevcut arazi kabiliyetlerini koruduğu belirtiliyor. Araç, 0,9 metre su geçişi, hendek aşma yeteneği, yüzde 70 dik eğim ve yüzde 40 yan eğim kabiliyeti ile görev yapabiliyor. Ayrıca 0,5 metre dik engel tırmanma kapasitesi ve 1,5 ton faydalı yük taşıma kapasitesi korunmuş durumda.



Platform üzerinde barut tahliye fanı, yangın söndürme sistemi, kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer tehditlere karşı koruma sistemleri ile merkezi lastik şişirme sistemi gibi kritik görev donanımları da yer alıyor.




Kaynak:https://www.aa.com.tr/tr/bilim-teknoloji/turk-zirhlilarinin-basarisi-elektrikli-araca-tasiniyor/3919054
M
13 sa.
Assassin’s Creed 1 remake yolda olabilir

Güvenilir sızıntılarıyla bilinen j0nathan’ın ve Tom Henderson’ın aktardığı bilgilere göre Ubisoft, Assassin’s Creed 1 remake üzerinde çalışıyor olabilir. Söz konusu iddia, şirket içinden geldiği öne sürülen bir kaynağa dayandırılıyor. Henüz resmi olarak doğrulanmayan proje hakkında detaylar oldukça sınırlı olsa da Ubisoft’un serinin köklerine yeniden dönmeyi planladığı aktarılıyor.



Black Flag Resynced’ın ardından yeni remake gelebilir



Sızıntı, Ubisoft’un yakın zamanda duyurduğu Assassin’s Creed: Black Flag Resynced projesinin hemen ardından geldi. Black Flag Resynced henüz piyasaya çıkmadan bile dikkat çekmeyi başarmış durumda. Oyunun Steam sayfasında duyurunun ardından kısa süre içinde yaklaşık 30 bin takipçiye ulaşması, projeye yönelik ilginin yüksek olduğunu gösteriyor.



https://x.com/xj0nathan/status/2048349984790085668



Sızıntılar, Ubisoft’un yalnızca tek bir remake ile sınırlı kalmayabileceğini ancak gelecekteki projelerin Black Flag Resynced’in başarısına bağlı olabileceğini ortaya koyuyor.



Ayrıca Bkz.FIFA'nın ilk mobil oyunu için çıkış tarihi açıklandı



Assassin’s Creed serisinin ilk oyununa dair planlanan yeniden yapımda nasıl bir yaklaşım benimseneceği ise belirsizliğini koruyor. Söz konusu remake iddiası, aslında daha önce ortaya atılan bazı söylentilerle de örtüşüyor. Ubisoft’un seride birden fazla yeniden yapım projesi üzerinde çalıştığı uzun süredir konuşuluyordu. Öte yandan serinin 2027 yılında 20. yaşına girecek olması da yeni remake için zemin hazırlıyor.




Kaynak:https://www.techpowerup.com/348541/assassins-creed-1-remake-to-follow-black-flag-resynced
M
14 sa.
SIPRI: Küresel askeri harcamalar 2.8 trilyon dolara yükseldi

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından yayımlanan verilere göre dünya genelindeki askeri harcamalar 2025 yılında 2 trilyon 887 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, bir önceki yıla göre reel bazda yüzde 2,9’luk artışa işaret ederken küresel askeri harcamaların üst üste 11. yılını da yükselişle kapattığını ortaya koydu. Küresel askeri yük olarak tanımlanan savunma harcamalarının küresel gayrisafi yurt içi hasılaya oranı ise yüzde 2,5’e çıkarak 2009’dan bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.



Türkiye harcamalarını yüzde 7 artırdı



Verilere göre Türkiye’nin askeri harcamaları 2025 yılında 30,0 milyar dolar seviyesine çıkarak yüzde 7,2’lik artış kaydetti. Bu yükselişte, ülkenin Irak, Somali ve Suriye’de sürdürdüğü askeri operasyonlar ile güvenlik önceliklerini artıran bölgesel dinamikler etkili oldu. Raporda savunma bütçesindeki artış, Türkiye’nin hem sınır ötesi operasyon kapasitesini koruma hem de modernizasyon süreçlerini hızlandırma çabalarıyla birlikte değerlendiriliyor. Harcamadaki artışa rağmen Türkiye, SIPRI listesinde 18. sırada kalmaya devam etti.



ABD harcamalarında gerileme




SIPRI’ye göre 2025 yılında ABD’nin askeri harcamaları 954 milyar dolara gerileyerek yüzde 7,5 oranında düşüş gösterdi. Bu gerilemenin temel nedeni Ukrayna’ya yönelik yeni mali askeri yardım paketlerinin onaylanmaması oldu. Buna karşın ABD, nükleer ve konvansiyonel kapasitelere yaptığı yatırımları artırarak hem Batı Yarımküre’deki üstünlüğünü koruma hem de Hint-Pasifik bölgesinde Çin’e karşı caydırıcılığı güçlendirme hedefini sürdürdü.



Yetkililer, 2026 yılı için onaylanan bütçenin 1 trilyon doların üzerine çıktığını, 2027’de ise yeni planlamalar doğrultusunda bu rakamın 1,5 trilyon dolara kadar yükselebileceğini değerlendiriyor.



Avrupa’da silahlanmayı sürdürüyor




Rapora göre küresel artışın en güçlü bileşeni Avrupa oldu. Kıta genelinde askeri harcamalar yüzde 14 artarak 864 milyar dolara yükseldi. Rusya-Ukrayna savaşının dördüncü yılında her iki ülkenin harcamalarını artırmaya devam etmesi Avrupa NATO üyelerindeki yeniden silahlanma süreciyle birleşerek Soğuk Savaş sonrası dönemin en hızlı yükselişlerinden birini ortaya çıkardı.



Ayrıca Bkz.SkyRiper Minotaur: LTE bağlantılı ağır sınıf kamikaze dron



Rusya’nın askeri harcamaları 190 milyar dolara ulaşırken yüzde 5,9’luk artış kaydedildi ve ülkenin askeri yükü GSYH’nin yüzde 7,5’ine çıktı. Ukrayna ise yüzde 20’lik artışla 84,1 milyar dolara yükseldi ve ekonomik üretimin yaklaşık yüzde 40’ını savunmaya ayırdı.



Avrupa NATO üyelerinin toplam harcaması 559 milyar dolara ulaştı. Almanya, 114 milyar dolarlık bütçesiyle en büyük harcayıcı konumuna yükselirken %24’lük artış kaydetti ve 2. Dünya Savaşı sonrası ilk kez yüzde 2,3’lük askeri yük seviyesine çıktı. İspanya’da ise harcamalar yüzde 50 artarak 40,2 milyar dolara ulaştı.



Orta Doğu durgun, Asya-Pasifik hızla yükseliyor



Orta Doğu’da askeri harcamalar 2025 yılında 218 milyar dolar seviyesinde kalarak sınırlı bir değişim gösterdi.



İsrail’in askeri harcamaları yüzde 4,9 azalarak 48,3 milyar dolara geriledi, ancak bu seviye 2022’ye kıyasla hâlâ neredeyse iki kat daha yüksek. İran’ın harcamaları ise yüksek enflasyonun etkisiyle reel olarak düşerek 7,4 milyar dolara indi ve yüzde 5,6’lık azalma kaydetti.



Asya ve Okyanusya bölgesinde askeri harcamalar yüzde 8,1 artışla 681 milyar dolara çıkarak 2009’dan bu yana en hızlı büyümeyi kaydetti. Çin, 336 milyar dolarlık harcama ile dünyanın ikinci en büyük askeri gücü konumunu sürdürdü ve yüzde 7,4’lük artışla 31. kez üst üste yükseliş gösterdi.



Japonya’nın askeri bütçesi 62,2 milyar dolara çıkarak yüzde 9,7 arttı ve GSYH’nin yüzde 1,4’üne ulaştı. Tayvan’da ise harcamalar yüzde 14 artışla 18,2 milyar dolara yükseldi ve GSYH’nin yüzde 2,1’ine çıktı.



SIPRI verileri, küresel ölçekte askeri harcamaların artış eğiliminin sürdüğünü ortaya koyarken jeopolitik gerilimler ve uzun vadeli savunma hedeflerinin bu eğilimi desteklemeye devam ettiğini gösteriyor. Uzmanlara göre mevcut kriz ortamı ve ülkelerin güvenlik stratejileri dikkate alındığında, askeri harcamalardaki yükselişin önümüzdeki yıllarda da devam etmesi bekleniyor.




Kaynak:https://www.sipri.org/media/press-release/2026/global-military-spending-rise-continues-european-and-asian-expenditures-surge
DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.