| İnsanlar Büyük İskender' i 1,5 yoğurtlu iskender zanneder, o nedenle bu gibi haberlerin yorum sayfası boştur genellikle... |
| Bizim gibi kültür seviyesi belli bir noktanın altında ki insanlar için yoğurtlu iskender bu şahıstan daha değerli olduğu doğrudur hocam. |
| İnsanlar Büyük İskender' i 1,5 yoğurtlu iskender zanneder, o nedenle bu gibi haberlerin yorum sayfası boştur genellikle... |
| Bizim gibi kültür seviyesi belli bir noktanın altında ki insanlar için yoğurtlu iskender bu şahıstan daha değerli olduğu doğrudur hocam. |
| Amacım kimseyi aşağılamak değil, yalnış anlaşılmasın. Sadece üzücü bir gerçeği dile getirdim, kırmak/üzmek derdinde değilim keza zaten vaziyet cidden üzücü... |
| Türk toplumunun büyük bir kısmı gerçekten eğitimsiz ve cahil. Başka milletlerden üstün olduğumuz yönler de var ama bunlar azınlıkta. Bugün herhangi bir liseye gidin ve rastgele 10 öğrenci seçin, bunlara belli kategorilerde sorular sorun, çok büyük bir hüsrana uğramanız kaçınılmazdır. Sokağa çıkın, orta yaş insanımıza basit sorular sorun, bu defa çok daha büyük bir hüsrana uğramanız kaçınılmazdır. Bu forumda bile en iyi ben biliyorum, en çok ben biliyorum kafasına sahip çok insan var. Türk milletinin tarihi gerçekten de büyük zaferlerle dolu, geçmişimizde dünyaya kök söktürmüş milletiz, fakat günümüzde ultra derecede pasifize edilmiş, hor görülen, basit bir toplum statüsündeyiz. Yıllarca avrupa birliği kapısında dilenci gibi bekletildik mesela, imf denen saçma salak kurumun iktidardaki yöentime borç verip karşılığında emir verdiği dönemler çok da uzak değil, bunlar bize yakışan durumlar değildi. Pkk nın 80 li yıllarda kendi içimizde avrupa tarafından beslenerek büyütülmesi ve yıllarca ülkeye ayak bağı olması, fetö denen kahpenin yine uzun yıllar ülkede cirit atması gerçekten çok abuk vaziyetlerdi. Şu anki tablo eskiye nazaran elbette iyi ama çok daha iyi olması mümkün. Eğitim sistemi, sağlık sistemi bunlarda reform ihtiyacı var ama sanırsam para olmadığından hamle yapılamıyor. 2050 yılında bence ülkemiz çok daha iyi yerlerde olacak. |
|
O zaman hemen İskender'e başta onun kadar olamadım diye sayıklayan öğrencisi Caesar'a hakkını verir gibi hakkını verelim. Büyük İskender ve Makedon-Hellenistik yayılımı olmasaydı bugün Batı ile Doğu arasındaki uçurum/kopukluk çok daha büyük olurdu ve yüzyıllar sonra Hellenistik ve Roma temellerinde Yunan-İslam medeniyeti sentezinin temeli atılamayacağı için medeniyet bugünkü şeklini alamazdı. İskender çevresi için tehlikeli olabilen son derece nevrotik ve agresif bir kraldı ama babası da, kendisi de büyük işlere imza atmış büyük devlet adamları ve kumandanlar olarak tarihteki yerlerini aldılar. İskender o kadar çok koloni ve kent kurdu ki, bunların izini sadece Irak'ta değil; ta Asya'nın derinliklerinde, Afganistan, Pakistan ve Hindistan'da sürmek mümkün. Bu koloniler değerli taşlardan kumaşlara ipeklere madenlere kadar ticari ve ekonomik faaliyetlere dönük olarak kuruldukları kadar çeşitli metaların, fikirlerin ve inançların aktarıldığı kültürel alışveriş ve sentez merkezleriydiler. İskender'in generalleri ve takipçilerinden türeyen ardıl krallıkların ve kolonilerin gözetim ve girişimindeki bu tarihsel oluşuma tarihte Hellenistik sentez veya dönem diyoruz. Bu yaklaşım İskender'e hayranlık duyan Romalılara da ilham vermiş ve gittikleri yerlerde koloniler ve kentler kurmuşlardır. İskender fütuhatı ve sentezi Roma sentezinin de bu şekilde önünü ve gözünü açmıştır. Fakat bu yeni yerleşimler kurma ruhunun Fenike ve Yunan ruhu olduğuna, bu denizci halklardan gelen bir anlayış ve uygulama olduğuna dikkat etmek gerekir. Bu halklar ise yüzlerce yıllık Akdeniz ticaret ve koloniciliğinin ürünüydüler ve Bronz Çağı Sonu Felaketi sırasındaki menşei hala gizemli Deniz Halkları İstilası anlaşıldığı kadarıyla bu Akdeniz dinamiğinin bozulan iklimsel ve tarımsal koşullarla kontrolden çıktığı aşırı bir salınımı temsil ediyor. Akdeniz'in, Akdenizli'nin kanında koloni kurmak var. Aziz Markos Aslanlı flamalarıyla resmen bir evlilik töreniyle kendilerini bağladıkları denize açılan Venedikliler, Amerikaları keşfedip fetheden İtalyanlar ve İspanyollara kadar bu Akdeniz kolonizasyon tradisyonu izlenebilir. |
|
@admin veya @adminler Anladım ki donanimhaber.com sitesinde Türk milletine hakaret etmek serbest. hakaret edenleri eleştirdiğim zaman ceza yiyorum, yorumum siliniyor. Yani "şerefli Türk halkına hakaret etmeyin" demek yasak. Yorumum neden silindi? |
|
O kadar da değil İron Maiden bile şarkı yaptı Alexander the great diye |
| dere yataklarında altın hazine de bulunur mu |
|
Anadoluya geldiği zaman orduyla kolkola savaşan birisiydi, Pers ve Mısır kültüründeki krala secde edercesine itaat profili iskenderi çok etkilemiş olsa gerek, zamanla kendisi doğu tipi krallara evriliyor. Ordu içi anlaşmazlıklar vesaire süikast korkusu oluşuyor. Bir süre sonrada malüm. İşin asıl ilginç yanı, ondan sonra gelenler hep onu geçmeye çalışıyor. Hiçbiride onun yarısı kadar da fatih olamıyor. |
| Bu vatanın bir evladı olarak halkıma asla hakaret etmem, ettirmem de. Söylediğim şeyde hakaret unsuru yoktur, manüplilasyon yapıyorsun. Hedef gösteme amacındasın, kötü niyetlisin. Şu mübarek akşam yaptığın iş iş değil. Hakka girme derim. |
|
Hastalanıyor (ölene kadar seferde ölümden döndüğü bir hastalanması daha var), göğsünden yaralanıyor, Büyük Pers/Med kralları gibi secde etme (proskynesis) talep edip Yunanlar ve Yunanlaşmış Makedonlar arasında skandal koparıyor (bunlar normalde tanrılarına bile ayakta dua eden ve secdeyi kölelik addededen insanlardı). Amon Ra gibi çeşitli coğrafyalarda iktidarın kaynağı addedilen tanrıları Zeus addederek bunları kendisine baba olarak belliyor. Yakındoğu'daki hükümdarlık unvanlarını topluyor. İskender üstüne Kleitos, Parmenion, Filotas gibi kurmay heyetindeki kayda değer isimleri öfke veya paranoyayla öldürüyor. Artık yeter geri dönelim dediler diye çadırına kapanıp ordusuna uzun süre küsüyor. Son hastalığında ne zaman biraz kendisine gelse gözü açılsa inatla içkiye ve serkeş yaşam tarzına dönüyor. İskender ve Makedonlarının öyküsü bayağı dramatik. Bu kadar dramatik olmasında İskender'in dahi patolojik kişiliği ve Akhilleus-Aşil İlyada hayranlığının rolü büyük. Kendisini önce Aşil olarak, sonra Aşil'i bile aşmış birisi olarak görüyordu; üzerine Aristoteles'ten de eğitim alınca ve babası Yunanistan'ı hegemonyası altına alan güçlü bir krallık kurmuş bulunan II.Phillip olunca adam uçmuş gitmiş. :D İskender sanırım Rönesans devri İtalyan ressamı Rafael'in ünlü antik Atina Okulu filozoflar tasvirinde bulunan tek antik kral ve komutan. :D Ölümünden sonra her bir komutanına çok büyük topraklar kaldı. Onları bile ellerinde tutmaları muazzam bir efor gerektireceği için İskender'in izinden gidememeleri anlaşılabilir. Bir de Ptolemaiosların Mısır'a sahip olması gibi elinde odaklanabileceğin bir ülke veya ülkeler grubu varken eninde sonunda ister istemez odağın daha çok oraya kayacaktır. Bu şekilde birbirlerini yemeye devam etseler bile insan medeniyeti Hellenistik krallıkların tarihsel meyvelerini yedi. Misal Atina'dan sürgün bilgin devlet adamı Demetrios'un yardımıyla I.Ptolemaios Soter'in sponsorluğunda yüzyıllar boyunca bilim ve eğitim merkezi olacak ünlü İskenderiye Kütüphanesi'nin temelleri atıldı. |
| Bana kalırsa iskender askeri başarısının devamın da çok ileri bir şahsiyet olmayabilir. Sadece batılı tarihçilerin aşırı romantikleşme çabasının bir ürünü olmalı. Batılı tarihçiler sadece iskender diyip duruyorlar. Adam 13 yıl iktidarda kalmış. İlk yıl evinde kalan 12 yılı evinden ayrı şekilde geçirmiş. Bunun 10 yılı seferle geçmiş. Bir yerde 1 yıldan fazla bile kalmayacak kadar uzun bir sefer. Herkes iskendere odaklanmışta bence asıl başarı iskenderin ordusundaki yılların dehalaştırdığı makedon ırkından (Yunan asla değil) komutanlardır. Çünkü iskender komutanlarıyla çok istişare yapar be sözlerini dikkate alırdı. Fethettiği yerlerde bu komutanlardan bazılarını vali olarak bırakıp seferlere devam etti ve geri dönüp valilerine size verdiğim işleri ne yaptınız hacılar deme fırsatı bile olmadan zehirlendi gitti. Bir şehir öyle kurulsun diyince hemen kurulmuyor, onlarca yıl gerekiyor 1. Oranın cezbedici ve kalıcı olması için onlarca yıl istikrarlı ve başarılı yönetilmesi gerekiyor 2. Bence iskenderin adı bugün duyuluyorsa o geri kalan komutanlarının başarısına bağlı olmalı. Yoksa adı sanı hatırlanmazdı. Tarihte bilinen tüm dünyayı fetheden nemrut da var. Ama nemrut dağındaki heykeller bulunana kadar kimse hatırlamıyordu. |
| Açıkçası komutanlar konusunda seninle Aynı fikirdeyim ben de tam Bu konuda bir yorum yazdım sonra senin bu yorumunu okudum. Ama şöyle bir sorun var Yunanca diye bildiğimiz alfabe acaba Yunanlılara mı ait yoksa batının tarihi kendi adıyla Yazdığından dolayı biz Yunanca mı sanıyoruz. Çünkü artık yapılan kazılarda birçok tarihçi şu noktaya vurgu yapıyor Ege'nin kıyılarında Akdeniz'in kıyılarında lidyalıların frikyalıların da çok etkileşimde bulunduğu luvi'ler diye bir halk olduğundan bahsediliyor. Bu devletin şehirlerinden biri Troya olan Luvi İmparatorluğu. Acaba Yunanca diye bildiğimiz alfabe luvi'lere mi ait. Çünkü bugün Fransızca ve İngilizce diye bildiğimiz diller aslen Almanca kökenlidir. Tarihçiler Fransız ve İngilizleri daha uzun sürelerdir medeniyet olduğunu söylerler fakat Almanlar için Barbar ormanlarda dağınık yaşayan kavimler olarak bahsederler. Fakat işi detaylıca araştıran kişiler bilir ki aslında bugün İngiltere dediğimiz toprakların nüfusu bile büyük oranda Alman ırkına aittir. Sadece bir öngörü ama bugün Yunanca bildiğimiz alfabe bence luvi alfabesidir lubiler bölgelerinde çok uzun süre ciddi bir medeniyet oldukları için çevrelerindeki Makedon Frigya Lidya ve Yunan şehir Devletleri bu alfabeyi benimsemiş olma ihtimalleri çok yüksektir. |
| ab hrist birligi, daha dogrusu anti muslim birligi, bak sen kendi ağzınla "kök söktürdük" diyorsun mesela, musluman ulkenin anti muslim birlige girmesini beklemek cok komik. ab istediklerini yaptirmak icin umut verip kapida bekletti sadece.. bazilari ondan bundan giremedik falan diyor mesela cehaletin zirvesi.. |
| Nası yani yoğurtlu bir iskender şehri değil miymiş orası? Ortaya güzel bi meze. Olsada yeseg. Haberi anlamadım. Tüh. |
Konstanz Üniversitesi tarafından yürütülen ve yaklaşık on yıl süren çalışmalar sonucunda araştırmacılar, Jebel Khayyaber adı verilen bölgede yapılan incelemelerin gerçekten de Büyük İskender tarafından MÖ 324 yılında kurulan "Alexandria on the Tigris"e, yani Dicle’deki İskenderiye'ye ait olduğunu belirledi. Projeye 2016’dan bu yana liderlik eden arkeolog Stefan Hauser, elde edilen jeofiziksel verilerin son derece etkileyici olduğunu ve şehirdeki yapıların beklenenden çok daha iyi korunmuş olduğunu söylüyor. Araştırma ekibine göre bu keşif, Mezopotamya’daki antik ticaret ağlarını anlamak açısından oldukça önemli bir boşluğu doldurabilir.
Dicle’deki İskenderiye: Kumların Altından Ortaya Çıkan Dev Bir Şehir
Araştırmacılar kentin planını ortaya çıkarabilmek için oldukça kapsamlı bir yöntem kullandı. Binlerce dron fotoğrafı, sezyum manyetometreleri ve yüzlerce kilometrelik yüzey araştırmaları sayesinde yaklaşık 6,5 kilometrekarelik devasa bir alanın haritası çıkarıldı. Bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkan şehir planı, dönemin diğer büyük yerleşimlerine kıyasla oldukça gelişmiş bir kentsel tasarıma işaret ediyor.
Elde edilen veriler; birbirini kesen geniş caddelerden oluşan düzenli bir şehir planı, büyük konut blokları, tapınak kompleksleri, fırın ve ocaklarla donatılmış atölyeler, kanallar ve liman altyapısı ile muhtemel bir saray kompleksinin varlığını ortaya koyuyor. Hauser’e göre bu ölçek, antik bir şehir için “olağanüstü derecede büyük” sayılabilir. Araştırmacılar, bu kentin aslında Nil kıyısındaki İskenderiye’ye benzer bir işlev gördüğünü ve Mezopotamya’nın deniz ticareti için ana kapısı olduğunu düşünüyor.
Antik Dünyanın Ticaret Merkezlerinden Biriydi
Tarihçiler uzun zamandır Büyük İskender’in güney Mezopotamya’da bir liman şehri kurduğunu biliyordu. Bunun en önemli nedeni, bölgenin Hindistan ile deniz ticareti için uygun bir limana sahip olmamasıydı. İskender’in bu eksikliği fark ederek Dicle Nehri ile Basra Körfezi’ne açılan ticaret yollarının kesiştiği noktada yeni bir şehir kurduğu düşünülüyordu.
Araştırmacılara göre bu şehir, MÖ 300 ile MS 300 yılları arasında yaklaşık beş yüzyıl boyunca bölgenin en önemli ticaret merkezlerinden biri olarak işlev gördü. Hindistan’dan, Afganistan’dan ve muhtemelen Çin’den gelen mallar bu liman üzerinden Mezopotamya pazarlarına ulaşıyordu. Bu durum, şehrin yalnızca bölgesel değil, aynı zamanda kıtalar arası ticaret ağlarının önemli bir parçası olduğunu gösteriyor.
Ayrıca Bkz.Türkiye’de bir ilk: Akdeniz Üniversitesi’nde CAR-T hücre tedavisi başlıyor
Ancak Dicle’deki İskenderiye'nin yükselişi kadar çöküşü de doğa tarafından şekillendirildi. Araştırmalara göre zamanla Dicle Nehri’nin yatağı batıya doğru kaydı ve Basra Körfezi’nin kıyı hattı güneye çekildi. Bu değişimler, limanın deniz ticaretiyle bağlantısını büyük ölçüde zayıflattı. Ekonomik önemini yitiren şehir zamanla terk edildi ve yüzyıllar içinde kumların altında kayboldu. Bölgenin ticari rolü ise daha sonra günümüzde Irak’ın en önemli liman şehirlerinden biri olan Basra tarafından üstlenildi.
Arkeologlara göre keşfin en heyecan verici yanı, bölgenin sonraki dönemlerde büyük yerleşimler tarafından neredeyse hiç bozulmamış olması. Bu da araştırmacılara antik bir kentin planını baştan sona inceleme fırsatı sunuyor. Önümüzdeki yıllarda bölgede daha kapsamlı kazı çalışmalarının yapılması planlanıyor. Gerda Henkel Vakfı, Alman Araştırma Vakfı ve British Council’ın Kültürel Koruma Fonu gibi kuruluşlar tarafından desteklenen bu yeni çalışmaların, hem Büyük İskender dönemindeki şehir planlamasına hem de antik ticaret ağlarına dair çok daha ayrıntılı bilgiler ortaya çıkarması bekleniyor.
Kaynak:https://www.perplexity.ai/discover/tech/alexander-the-great-s-lost-cit-e1p8I6EWSg6141vBwJ.YEA
Haberi Portalda Gör