![]() Kaliforniya Üniversitesi'ne bağlı UC Davis'te görevli matematikçiler tarafından yayımlanan yeni çalışma, mevcut kozmoloji modelinin temelinde ciddi bir problem olabileceğini öne sürüyor. UC Davis araştırmacıları, Einstein-Euler denklemleri üzerinden yaptıkları matematiksel analizlerin, evrenin standart genişleme modelinin sanıldığı kadar sağlam olmayabileceğini gösterdiğini söylüyor. Genel görelilik ile akışkanlar dinamiğini bir araya getiren Einstein-Euler denklemleri; galaksilerin, kara deliklerin ve evrenin genişlemesinin modellenmesinde uzun süredir kullanılan temel araçlardan biri. Araştırmaya göre bu denklemler içerisinde ortaya çıkan kararsızlıklar, evrenin hızlanan genişlemesini açıklamak için karanlık enerjiye ihtiyaç olmayabileceğine işaret ediyor. Çalışmanın yazarlarından olan matematik profesörü Blake Temple, mevcut kozmoloji modelini sivri ucu üzerinde dengede duran bir kaleme benzetiyor. Temple’a göre matematiksel olarak bu denge mümkün görünse de sistem son derece hassas ve en küçük bozulmada çöküyor. Araştırmacılar da Friedmann uzay-zamanları olarak bilinen ve evrenin genişlemesini açıklamak için kullanılan matematiksel modellerin benzer şekilde kararsız olduğunu savunuyor. Özellikle Büyük Patlama’ya yakın dönemleri inceleyen analizlerde, bu modellerin hem küçük hem de büyük ölçeklerde istikrarsız davranışlar sergilediği tespit edildi. Yapılan analizler sonucunda araştırmacılar, Friedmann uzay-zamanlarının büyük ölçeklerde radyal bozulmalara karşı kararsız olduğunu ortaya koydu. Çalışmaya göre bu durum, Lambda-CDM modelinin genel görelilik denklemleri içerisinde fiziksel olarak kararlı bir çözüm olmayabileceğini gösteriyor. Üstelik araştırmacılar, evrenin hızlanan genişlemesinin Einstein-Euler denklemlerinden doğal olarak ortaya çıkabileceğini; bunun için ne kozmolojik sabite ne de karanlık enerjiye ihtiyaç duyulmayabileceğini savunuyor. Mevcut Model Matematiksel Olarak Çalışıyor ama Fiziksel Gerçekliği KarşılamıyorAraştırmacılara göre burada dikkat çekici olan nokta, bu kararsızlığın yalnızca belirli koşullarda değil, Friedmann modellerinin neredeyse tamamında ortaya çıkıyor olması. Temple, fizik dünyasında kararsız çözümlerin genellikle “gerçek fiziksel sistemleri temsil etmeyen çözümler” olarak değerlendirildiğini söylüyor. Yani mevcut kozmoloji modelinin matematiksel olarak çalışıyor görünmesi, onun fiziksel gerçekliği tam anlamıyla temsil ettiği anlamına gelmeyebilir. Ayrıca Bkz.Atlas Okyanusu'ndaki "soğuk leke" alarm veriyor: Sonuçları tüm dünyayı etkileyecek Karanlık enerji fikrinin ortaya çıkışının arkasında da aslında benzer bir tarihsel süreç bulunuyor. Albert Einstein, 1915 yılında genel görelilik teorisini geliştirdiğinde evrenin statik olduğunu düşünüyordu. Ancak kendi denklemleri evrenin genişlemesi gerektiğini gösterince, bu genişlemeyi dengelemek için “kozmolojik sabit” adı verilen ek bir terim ekledi. Daha sonra Edwin Hubble’ın 1929’da evrenin gerçekten genişlediğini keşfetmesiyle Einstein’ın bu eklemeyi “en büyük hatası” olarak tanımladığı söylenir. Fakat 1990’larda evrenin genişlemesinin hızlandığının keşfedilmesiyle birlikte kozmolojik sabit yeniden gündeme geldi ve zamanla karanlık enerji kavramıyla ilişkilendirildi. Bugün kullanılan Lambda-CDM modeli de bu yaklaşımı temel alıyor. Bu modelde evrenin büyük ölçeklerde homojen olduğu, yani maddenin uzaya eşit şekilde dağıldığı varsayılıyor. Friedmann evreni olarak bilinen bu matematiksel yapı, uzun süredir modern kozmolojinin temelini oluşturuyor. Ancak UC Davis ekibi, bu modelin altında yatan matematiksel varsayımların yeterince sağlam olmadığını düşünüyor. Elbette bu araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlar şu aşamada bilim dünyasında kesin kabul görmüş değil. Karanlık enerji hâlâ modern kozmolojinin en yaygın kabul gören açıklamalarından biri olmaya devam ediyor. Ancak son yıllarda farklı araştırma ekiplerinden gelen benzer eleştiriler, mevcut kozmoloji modelinin bazı temel varsayımlarının yeniden değerlendirilmesine yol açmış durumda. Kaynak:https://scitechdaily.com/a-universe-without-dark-energy-mathematicians-challenge-standard-cosmology/ |
![]() Ancak Sam Altman'ın World projesi, biyometrik verileri toplama şeklindeki usulsüzlükler ve nihai hedefinni tartışmalı yapısıyla ilk günden itibaren tartışmalara konu oldu. Hatta bazı ülkelerde Tools for Humanity'ye karşı soruşturmalar başlatıldı. Biraz da bu tepkilerin etkisiyle olsa gerek, Altman'ın World projesi istediği sıçramayı yapamadı. Tools for Humanity Küçülmeye GidiyorBusiness Insider tarafından paylaşılan bilgilere göre Tools for Humanity bu hafta çalışanlarının bir kısmını işten çıkarmaya başladı. Şirketin kaç kişiyi işten çıkaracağı henüz netleşmiş değil. Ancak 500’den fazla çalışana sahip olduğu belirtilen şirketin böyle bir küçülmeye gitmesi, World projesinin geleceğine dair soru işaretlerini artırmış durumda. Andreessen Horowitz gibi büyük yatırımcılar tarafından desteklenen ve yaklaşık 2.5 milyar dolar değerlemeye ulaşan şirketin, son dönemde büyüme konusunda ciddi sorunlar yaşadığı belirtiliyor. Business Insider'ın aktardığına göre şirketin yaşadığı en büyük problemlerden biri Orb cihazlarının ölçeklenmesi. Çünkü World sisteminin çalışabilmesi için kullanıcıların fiziksel olarak bir Orb cihazına gidip göz taraması yaptırması gerekiyor. Bu da sistemi klasik dijital doğrulama yöntemlerine kıyasla çok daha karmaşık ve pahalı hâle getiriyor. Bununla birlikte şirketin teknolojisinin yeterince hızlı yaygınlaştırılamadığı belirtiliyor. Ayrıca Bkz.Trump ailesi kripto yatırımlarından 2.3 milyar dolar kazandı, ona inananlar kaybetti Önümüzdeki dönemde işten çıkarmaların kapsamının netleşmesiyle birlikte şirketin ne kadar ciddi bir kriz içinde olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Ancak şimdiden görünen şey şu ki, internetin geleceğini biyometrik kimlik doğrulama üzerine inşa etmeye çalışan Tools for Humanity, hem teknik hem de etik açıdan ikna edici bir yol haritası sunmakta zorlanıyor. Kaynak:https://futurism.com/future-society/sam-altman-orb-scanning-company-layoffs |
![]() The Social Reckoning, Zuckerberg'in Kongre Karşısına Çıktığı Sürece OdaklanıyorBu kez hikâyenin merkezinde, Facebook'un karıştığı skandallar var. 2021 yılında The Wall Street Journal'da yayımlanan "The Facebook Files" başlıklı yazı dizisi, hikâyenin temelini oluşturuyor. Facebook'un kirli çamaşırlarının ortaya saçılması, Zuckerberg'in kongre karşısında ifade verdiği bir soruşturmayı tetikliyor. The Social Reckoning, The Social Network'e doğrudan bir devam filmi olarak çekiliyor olsa da Mark Zuckerberg'i bu kez farklı bir oyuncu canlandırıyor. Devam filmi için geri dönmeyen Jesse Eisenberg'in yerini Jeremy Strong (Succession) alıyor. Oyuncu kadrosunda ona Jeremy Allen White, Mikey Madison ve Bill Burr gibi isimler eşlik ediyor. Ayrıca Bkz.Enola Holmes 3 geliyor; Netflix yeni fragmanı yayınladı Devam filmindeki tek büyük değişiklik Mark Zuckerberg'i canlandıran oyuncu değil. İlk filmin yöneten usta yönetmen David Fincher da The Social Reckoning'de yer almıyor. İlk filmde sadece senaryoyu yazan Aaron Sorkin, bu kez yönetmen koltuğuna da oturuyor. Oscar ödüllü bir senarist olan Sorkin, 2017 yapımı Molly's Game ile birlikte kendi filmlerini yönetmeye başlamıştı. Bu yüzden bu kez Fincher gibi bir yönetmenle iş birliğine gitmesine gerek kalmadı. Kaynak:https://theplaylist.net/the-social-reckoning-trailer-jeremy-strong-mark-zuckerberg-20260610/ |
![]() Javier Milei, Financial Times'ta yayımlanan yeni yazısında, Arjantin’in yapay zekâ şirketleri için küresel bir merkez hâline gelmesini istediğini açıkladı. Milei’ye göre yapay zekânın önündeki en büyük engellerden biri devlet düzenlemeleri. Bu yüzden Arjantin’in yapay zekâya mümkün olduğunca az müdahâle eden bir sistem kurması gerektiğini savunuyor. Milei’nin açıklamalarını dikkat çekici hâle getiren asıl unsur ise "insansız şirketler" fikri oldu. Arjantin hükümeti geçtiğimiz hafta Kongre’ye sunduğu yeni yasa tasarısında, yapay zekâya özel yeni bir hukuki çerçeve oluşturmayı planlıyor. Milei öncülüğünde çizilen bu çerçevede, yapay zekânın mümkün olduğunca regülasyonsuz bırakılması ve AI tarafından yönetilen yeni bir şirket kategorisinin oluşturulması öngörülüyor. Milei’ye göre bu şirketler doğrudan yapay zekâ ajanları veya robot sistemler tarafından işletilebilecek. Üstelik bu yapılarda insan hissedarların bulunması bile zorunlu olmayabilir. AI Tarafından Yönetilen Şirketler, Hukuki Sorumluluklardan Kolayca KaçabilirBu yaklaşım, şirket kavramının bugüne kadarki temel tanımını da değiştirebilir. Çünkü mevcut hukuk sistemlerinde şirketler her ne kadar tüzel kişilik olarak kabul edilse de nihayetinde karar alma mekanizmasının merkezinde insanlar yer alıyor. Yönetim kurulları, CEO’lar ve hissedarlar şirketlerin sorumluluğunu üstlenen taraflar olarak görülüyor. Ancak yapay zekânın yönettiği şirketlerde hukuki sorumluluğun kime ait olacağı şimdiden büyük bir tartışma konusu hâline gelmiş durumda. Bir yapay zekâ sistemi yasa dışı bir karar aldığında ya da finansal manipülasyon yaptığında bunun sorumlusu kim olacak sorusu ise şu an için net bir cevaba sahip değil. Milei’nin önerisinin arkasındaki temel motivasyonlardan biri teknoloji şirketlerini Arjantin’e çekmek. Nitekim Milei, özellikle yapay zekâ şirketlerine mümkün olan en cazip hukuki ve ekonomik zemini sunmak istediklerini açık açık ifade ediyor. Bu da Arjantin’in, küresel yapay zeka yatırımlarını çekmek için adeta vergi ve regülasyon yarışına girmeye hazırlandığını gösteriyor. Ayrıca Bkz.Nükleer silahlanma yarışı yeniden alevlendi: Bu kez en hızlı büyüyen Çin Javier Milei, İktidara Gelmesine Yardım Eden Teknoloji Patronlarına Hizmet Etmekle Suçlanıyor![]() Kaynak:https://futurism.com/artificial-intelligence/argentina-legalize-non-human-corporations-ai |
![]() Ay Yapım tarafından hayata geçirilen dizinin yönetmenliğini Şahsiyet dizisinn de yönetmeni olan Onur Saylak üsteniyor. Dizinin senaryosunda ise Sevgi Yılmaz'ın (Üç Kız Kardeş, Ölene Kadar) imzası bulunuyor. Eve Giden Yol, Lost'a BenzetiliyorBilecik’te terk edilmiş bir köyde çekilecek olan Eve Giden Yol, Lost'a benzetiliyor. Psikoloji gerilim türündeki dizinin konusu hakkında paylaşılan resmi detaylar oldukça kısıtlı. Ancak daha önce basında yer alan duyumlara göre dizi; iki çocuklu genç bir çiftin bir gezi sırasında kaza geçirmesini ve sonrasında yaşanan gizemli olayları ekrana taşıyacak. Hikâyenin merkezindeki çifte Aras Bulut İynemli ve Nilperi Şahinkaya hayat verecek. https://x.com/birsenaltuntas1/status/2064449687973994718 |
![]() Apple TV'ye Otomatik Altyazı Oluşturma Özelliği GelditvOS 27 ile gelen en dikkat çekici yeniliklerden biri, videolar için otomatik altyazı oluşturma özelliği oldu. Apple’ın cihaz üzerinde çalışan konuşma tanıma sistemi sayesinde artık altyazısı bulunmayan videolara yapay zekâ tarafından otomatik olarak altyazı üretilebiliyor. Üstelik bu işlem doğrudan cihaz üzerinde gerçekleştirildiği için kullanıcı verileri buluta gönderilmiyor. Apple’ın son dönemde özellikle vurguladığı “gizlilik odaklı yapay zekâ” yaklaşımının tvOS tarafına da taşındığı görülüyor. Ancak bu özellik şimdilik yalnızca ABD ve Kanada’daki İngilizce içeriklerde kullanılabiliyor. Apple, ilerleyen dönemde daha fazla dil ve bölge desteği sunacağını söylüyor Apple ayrıca Apple Podcasts uygulamasını da yeniden tasarladı. Yeni sürümle birlikte uygulamanın arayüzü daha modern bir görünüme kavuşurken, akıllı indirme sistemi sayesinde kullanıcıların takip ettiği podcast bölümleri otomatik olarak indirilebiliyor. Böylece Apple TV üzerinden çevrimdışı podcast dinlemek daha pratik bir hâle geliyor. tvOS 27 Erişilebilirlik Konusunda da Önemli İyileştirmeler YapıyorYeni sürümde erişilebilirlik tarafında da önemli iyileştirmeler yer alıyor. tvOS 27 ile birlikte kullanıcılar artık altyazıların ve arayüzdeki diğer yazıların boyutunu sistem genelinde ayarlayabiliyor. Dynamic Type desteği sunan uygulamalarda geçerli olan bu özellik, özellikle görme problemi yaşayan kullanıcılar için Apple TV kullanımını daha kolay hâle getiriyor. Ancak Netflix ve Prime Video gibi bazı üçüncü parti uygulamaların henüz bu sisteme tam destek vermediği belirtiliyor. tvOS 27 ile gelen bir diğer dikkat çekici değişiklik ise işitme cihazlarıyla ilgili oldu. Apple artık “Made for iPhone” sertifikalı işitme cihazlarının Apple TV’ye çok daha kolay bağlanmasına izin veriyor. Şirketin verdiği bilgilere göre bu cihazlar artık neredeyse AirPods bağlar gibi birkaç dokunuşla eşleştirilebiliyor. Ayrıca Bkz.iOS 27 tanıtıldı: İşte iPhone'lara gelen yenilikler Güncelleme yalnızca kullanıcı tarafında değil, geliştirici tarafında da bazı değişiklikler getiriyor. Apple, geliştiricilerin “localized asset packs” adı verilen yeni sistem sayesinde uygulamalarının depolama kullanımını azaltabileceğini söylüyor. Bu sistemin özellikle büyük medya uygulamalarında depolama alanını daha verimli kullanmaya yardımcı olması bekleniyor. Son olarak Apple Intelligence özellikleri de tvOS tarafına daha fazla entegre edilmeye başlanmış durumda. Apple Home ile birlikte kullanıldığında HomeKit Secure Video kayıtlarının artık cihaz üzerinde ya da Apple’ın “Private Cloud Compute” sistemi üzerinden analiz edilebildiği belirtiliyor. Bu sayede videolar için açıklama oluşturma ve arama gibi işlemler daha gelişmiş hâle gelirken, kullanıcı gizliliğinin de korunması hedefleniyor. Kaynak:https://appleinsider.com/articles/26/06/08/tvos-27-sneaks-out-with-redesigned-podcasts-app-ai-subtitle-generation |
![]() SIPRI tarafından yayımlanan yıllık rapora göre Çin’in nükleer savaş başlığı stoku 2026 itibarıyla yaklaşık 620’ye ulaştı. Raporda, Çin’in nükleer cephaneliğini dünyadaki diğer tüm ülkelerden daha hızlı büyüttüğü belirtiliyor. Araştırmacılara göre Pekin yönetimi yalnızca savaş başlığı sayısını artırmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni nesil nükleer sistemler geliştirmeye de devam ediyor. Hatta SIPRI, bu hız korunursa Çin’in 2030'a kadar kıtalararası balistik füze (ICBM) sayısında ABD ve Rusya seviyesine yaklaşabileceğini söylüyor. Çin’in son yıllarda özellikle füze altyapısına büyük yatırım yaptığı biliniyor. SIPRI raporunda yer alan bilgilere göre Çin, kuzey bölgelerinde yer alan üç büyük füze silosu sahasına yüzlerce füze yerleştirmiş durumda. Ayrıca doğudaki dağlık bölgelerde yeni silo alanlarının inşasının da sürdüğü belirtiliyor. Pekin yönetimi bu sistemlerin önemli bir kısmını 2025 yılında düzenlenen askeri geçit töreninde kamuoyuna göstermişti. ABD ve Rusya Toplam Sayıda Hâlâ Çok ÖndeHer ne kadar Çin’in büyüme hızı dikkat çekici olsa da ABD ve Rusya hâlâ açık ara en büyük nükleer stoklara sahip ülkeler. SIPRI verilerine göre ABD’nin askeri stoklarında yaklaşık 3.700, Rusya’nın ise yaklaşık 4.400 nükleer savaş başlığı bulunuyor. Raporda, Çin’in 2030 yılına kadar 1000 savaş başlığı seviyesini aşması durumunda bile bunun hâlâ ABD ve Rusya stoklarının yaklaşık dörtte biri düzeyinde kalacağı belirtiliyor. Ancak uzmanlar açısından asıl dikkat çekici olan nokta, Çin’in büyüme hızının diğer ülkelere kıyasla çok daha yüksek olması. Dünyada Toplam 12.187 Nükleer Savaş Başlığı VarÖte yandan SIPRI raporu yalnızca Çin’e değil, küresel nükleer silahlanma eğilimine dair de önemli uyarılar içeriyor. Araştırmaya göre dünyadaki toplam nükleer savaş başlığı sayısı şu anda yaklaşık 12.187 seviyesinde bulunuyor. Bunların yaklaşık 9.745’i aktif askeri stoklarda tutuluyor. Yaklaşık 4.012 savaş başlığının ise füze sistemleri ve hava araçları üzerinde konuşlandırılmış durumda olduğu ifade ediliyor. Raporda Hindistan’ın da stoklarını artırdığı belirtiliyor. Hindistan’ın toplam savaş başlığı sayısının yaklaşık 190’a ulaştığı, bunların 12’sinin aktif konuşlandırılmış sistemlerde yer aldığı aktarılıyor. Buna karşılık Birleşik Krallık, Fransa ve Pakistan gibi diğer nükleer güçlerde son dönemde büyük çaplı bir artış gözlemlenmediği ifade ediliyor. Raporda ayrıca dikkat çekilen bir diğer konu da ABD ve Rusya’nın emekliye ayrılmış savaş başlıklarını imha etme hızının yavaşlaması oldu. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana küresel nükleer stokların yavaş da olsa küçülmesini sağlayan bu süreçte ilk kez ciddi bir duraksama yaşanabileceği belirtiliyor. SIPRI’ye göre ABD ve Rusya şu anda stoklarını dramatik şekilde büyütmüyor olsa da iki ülkenin sürdürdüğü kapsamlı modernizasyon programları, gelecekte daha büyük ve daha çeşitli nükleer cephaneliklere yol açabilir. Ayrıca Bkz.Rusya'dan gövde gösterisi: “Dünyanın en güçlü nükleer füzesi” başarıyla test edildi Nükleer Güçler Arasındaki Diplomatik İletişimin Zayıflaması Endişe YaratıyorSIPRI araştırmacılarına göre asıl endişe verici konu ise nükleer güçler arasındaki diplomatik iletişimin giderek zayıflaması. Özellikle ABD ile Rusya arasında imzalanan ve stratejik nükleer silahları sınırlayan New START anlaşmasının geleceğinin belirsiz olması, yeni bir silahlanma yarışının önünü açabilir. Raporda, “New START sonrası dönemde” nükleer güçlerin cephaneliklerini büyütmeye devam edeceği öngörülüyor. SIPRI araştırmacılarından Matt Korda, özellikle şeffaflığın azalmasının ve kriz yönetimine yönelik diplomatik kanalların zayıflamasının ciddi bir öngörülemezlik yarattığını belirtiyor. Korda’ya göre bazı nükleer güçlerde otoriter eğilimlerin güçlenmesi de bu riskleri daha da artırıyor. Tüm bu gelişmeler, dünyanın yeniden uzun vadeli bir nükleer silahlanma yarışının arifesinde olabileceğine işaret ediyor. Özellikle Çin’in hızlı yükselişi, yalnızca Asya-Pasifik bölgesindeki güç dengelerini değil, küresel güvenlik mimarisini de doğrudan etkileyebilecek yeni bir dönemin habercisi olarak görülüyor. Kaynak:https://interestingengineering.com/military/sipri-yearbook-nuclear-warhead-stockpile-report |
![]() 007 First Light'ın yakaladığı bu başarı, bir devam oyununu da gündeme taşıdı. Ancak geçtiğimiz günlerde Amazon'un yaptığı bir açıklama kafaları karıştırdı. MGM'i aldığında James Bond serisinin haklarını da alan Amazon'un olası bir devam oyununu kendilerinin yapacağını söylemesi, devam oyununa dair soru işaretleri yarattı. Hatta serinin IO Interactive'in elinden alınacağı endişesi ortaya çıktı. Neyse ki Amazon'un böyle bir niyeti yok gibi duruyor. Amazon, IO Interactive'in Devam Oyununu Yapması İçin Açık Kapı BıraktıAmazon'un oyun departmanından sorumlu yöneticisi Jeff Gattis, bu hafta IGN'e verdiği röportajda, o açıklamanın yanlış anlaşıldığını söyledi. IO Interactive'in ortaya koyduğu işten son derece memnun olduklarını ve stüdyoyla oldukça iyi bir ilişkileri olduğunu söyleyen Gattis, oyunculardan böyle bir istek olduğu sürece kendilerinin de buna göre davranacağını ifade etti ve "bu konuda zekice olanı yapacağımıza güvenin" dedi. Ayrıca Bkz.Marvel 1943: Rise of Hydra bu yıl da çıkmayacak Gattis'in bu açıklamaları, yine IO'nun elinden çıkmış bir Bond oyunu daha görmek isteyen oyuncular için umut verici. Nitekim röportajın sonuna doğru IGN biraz üsteleyince Gattis de devam oyunu hakkında "bir devam oyunu yapmak gerekir gibi görünüyor" ifadelerini kullandı. Kaynak:https://www.ign.com/articles/will-007-first-light-get-a-sequel-the-boss-of-amazon-games-responds |
![]() Çin'in Hedefi Tüm Ülkeye Yayılan Dev Bir İşlem Ağı KurmakÇin hükümeti, ülke çapında birbirine bağlı dev bir hesaplama ağı kurmak için kapsamlı bir yol haritası üzerinde çalışıyor. Bu planın merkezinde, farklı bölgelerde kurulacak veri merkezlerinin tek bir büyük yapay zekâ altyapısı gibi çalışması vizyonu yer alıyor. Böylece Çin yalnızca daha fazla veri merkezi kurmuş olmayacak, aynı zamanda bu merkezleri koordineli şekilde çalıştırarak ulusal ölçekte devasa bir yapay zekâ işlem ağı oluşturacak. Bloomberg’in aktardığı detaylara göre Çin’in yeni veri merkezi planında kritik teknolojilerin en az yüzde 80’inin yerli şirketlerden sağlanması hedefleniyor. Bu noktada en önemli rolü ise Huawei üstlenecek gibi görünüyor. Çünkü şirket son dönemde Nvidia’ya alternatif olabilecek Ascend yapay zekâ çipleri üzerinde yoğun şekilde çalışıyor. Çin yönetimi de özellikle devlet destekli projelerde yerli çip kullanımını teşvik ederek Nvidia ve AMD gibi Amerikan şirketlerine olan bağımlılığı azaltmaya çalışıyor. Çin'in Veri Merkezlerini Telekomünikasyon Şirketleri YönetecekKurulacak veri merkezlerinin büyük bölümünü China Mobile ve China Telecom gibi devlet destekli telekomünikasyon şirketleri işletecek. Bu şirketler yalnızca veri merkezlerini yönetmekle kalmayacak, aynı zamanda bunların yüksek hızlı bağlantılarla birbirine entegre edilmesini de sağlayacak. Böylece Çin’in farklı bölgelerinde bulunan işlem kapasitesi gerektiğinde ortak bir kaynak gibi kullanılabilecek. Bu yaklaşım özellikle büyük dil modellerinin eğitimi açısından oldukça önemli görülüyor. Çünkü günümüzün gelişmiş yapay zekâları, tek bir veri merkezinin sağlayabileceğinden çok daha büyük işlem gücü gerektiriyor. Ayrıca Bkz.Veri merkezlerine karşı tepki büyüyor; New York yeni veri merkezlerine yasak getirebilir Tabii Çin’in önünde hâlâ önemli engeller bulunuyor. Özellikle ABD’nin uyguladığı ihracat kısıtlamaları, Çin’in Nvidia seviyesinde yapay zekâ çipleri üretmesini zorlaştırıyor. Huawei ve diğer Çinli şirketler son dönemde önemli ilerleme kaydetmiş olsalar da uzmanların önemli bir kısmı Çin’in hâlâ üst düzey yapay zekâ donanımlarında ABD’nin birkaç adım gerisinde olduğunu düşünüyor. Bu yüzden Pekin’in sadece yeni veri merkezleri kurmakla yetinmeyip, bu teknoloji farkını kapatmak için de önemli adımlar atarak kamu desteklerini devreye sokacağı düşünülüyor. Kaynak:https://www.bloomberg.com/news/articles/2026-06-09/china-prepares-295-billion-plan-to-fund-nationwide-ai-buildout?embedded-checkout=true |
Bir yandan Çin cephesinde Huawei ve Alibaba gibi şirketler kendi AI çiplerini geliştirirken, diğer yandan ABD'de de yeni girişimler (start-up'lar) sektöre iddialı bir şekilde giriyor. Son dönemde Cerebras, Groq, SambaNova gibi şirketler, klasik GPU mimarisine alternatif çözümler geliştirerek bu pazara iddia bir giriş yapmayı başardı. Cerebras kısa sürede değerini 50 milyar dolara kadar çıkarırken, Groq da Aralık ayında Nvidia tarafından 20 milyar dolara satın alındı.
D-Matrix: "Corsair, AI Çıkarım İşlemlerinde Nvidia'lardan Çok Daha Hızlı ve Verimli"
Şimdi bu şirketlere bir yenisi daha ekleniyor. Microsoft'un da yatırım yaptığı girişimlerden biri olan D-Matrix, geliştirdiği yeni yapay zekâ çipiyle Nvidia’ya ciddi bir alternatif sunabileceğini iddia ediyor. Şirketin Corsair adlı yeni çipinin özellikle yapay zekâ çıkarım (inference) işlemlerinde Nvidia GPU’larından çok daha hızlı ve enerji verimli olduğu söyleniyor.
D-Matrix tarafından paylaşılan verilere göre Corsair, belirli yapay zekâ iş yüklerinde Nvidia’nın bağımsız çalışan GPU’larına kıyasla 10 kata kadar daha hızlı çalışabiliyor. Üstelik bunu yaklaşık beş kat daha düşük enerji tüketimiyle gerçekleştirdiği belirtiliyor. Ancak burada önemli bir detay var. Şirketin sunduğu bu avantajlar küçük ve düşük gecikme süreli yapay zekâ işlemleri için geçerli. Yani Corsair, devasa dil modellerini eğitmekten ziyade mevcut modellerin çalıştırılması ve kullanıcılara cevap üretmesi tarafına odaklanıyor.
Corsair, DRAM Yerine SRAM Tabanlı Bir Yapı Kullanıyor
Üstelik bu yaklaşımın başka bir avantajı daha var. Şu anda yapay zekâ sektöründeki en büyük darboğazlardan biri HBM belleklere olan yoğun talep. Micron, Samsung ve SK Hynix gibi üreticiler bu talebi karşılamakta zorlanırken, Nvidia dâhil pek çok şirket üretim tarafında ciddi tedarik sorunları yaşıyor. D-Matrix CEO’su Sid Sheth’e göre şirketin SRAM odaklı yaklaşımı bu darboğazdan büyük ölçüde kaçınmalarını sağlıyor. Çünkü Corsair mimarisi büyük ölçüde DRAM’e bağımlı değil.
Ayrıca Bkz.Yapay zekâ savaşında altyapı yarışı kızışıyor: Çin, 295 milyar dolarlık dev yatırım hazırlıyor
Ancak bu yaklaşımın önemli bir dezavantajı da bulunuyor. Stanford Üniversitesi’nde elektrik mühendisliği alanında görev yapan Rick Bahr’a göre SRAM tabanlı sistemler çok yüksek hız avantajı sunsa da devasa yapay zekâ modelleri için yeterli kapasiteyi sağlayamıyor. Özellikle bugün OpenAI ve Anthropic gibi şirketlerin kullandığı trilyonlarca parametreli modeller düşünüldüğünde, bu kadar büyük veri setlerini tamamen SRAM üzerinde çalıştırmak oldukça zor görünüyor. D-Matrix ise bunun bilinçli bir tercih olduğunu söylüyor. Sid Sheth’e göre Corsair’in amacı “en büyük modeli çalıştırmak” değil, mümkün olan en düşük gecikme süresiyle kullanıcı etkileşimini hızlandırmak. Özellikle sohbet botları, sesli yapay zekâ sistemleri ve Claude Code benzeri agent araçlarının gelecekte çok daha büyük bir pazar oluşturacağı düşünülüyor. D-Matrix de tam olarak bu alana oynuyor.
Şirketin verdiği bilgilere göre Corsair tek başına satılan bir çip değil. Dört farklı Corsair çipi tek bir kart üzerinde birleştiriliyor ve bu kart doğrudan veri merkezi sunucularına takılabiliyor. D-Matrix ayrıca Arista, Broadcom ve Super Micro ile birlikte tam ölçekli veri merkezi raf sistemleri üzerinde de çalışıyor. “SquadRack” adı verilen bu sistemin, şirketin çiplerini büyük yapay zekâ veri merkezlerine daha kolay entegre etmeyi sağlayacak
2019 yılında kurulan D-Matrix bugüne kadar yaklaşık 500 milyon dolar yatırım aldı. Bugün itibarıyla şirketin değerlemesi 2 milyar dolara yaklaşmış durumda. Hâliyle akıllara Nvidia'nın Groq'u satın alması ve D-Matrix'in de benzer bir satın almaya konu olup olmayacağı geliyor. Ancak D-Matrix CEO’su Sid Sheth şirketini satmayı düşünmediğini söylüyor. Sheth’e göre yapay zekâ inference pazarı gelecekte trilyon dolarlık bir sektör hâline gelebilir. Son dönemdeki gidişat da bu beklentiyi destekler nitelikte.
Kaynak:https://www.cnbc.com/2026/06/09/nvidia-d-matrix-chip-production-microsoft.html