http://siyaset.milliyet.com.tr/milletvekillerine-buyuk-jest/siyaset/siyasetdetay/13.10.2011/1450293/default.htm ehh para lazım beyzadelere. |
Çinin korktuğu başına geldi bundan sonra işi zor. ABD'de Senato, para birimi yuanın değerini dolar karşısında suni olarak düşük tuttuğunu savunduğu Çin'i ticari olarak cezalandırmayı hedefleyen tartışmalı yasa tasarısını kabul etti. Dün Senato'da yapılan oylamada 35'e karşı 65 oy ile kabul edilen yasa tasarısı, daha sonra Temsilciler Meclisi'nde oylanacak. Bazı milletvekilleri Çin'in para birimi yuanın değerini düşük tutmasının bu ülkenin mallarının fiyatı konusunda adaletsiz bir avantaj yarattığını ve bunun Amerikalıların işlerini kaybetmesine mal olduğunu savunuyorlar. Amerikalıların birçoğu Çin'in döviz politikasının Çin mallarının ithalatında önemli bir unsur olduğunu ve ucuz Çin mallarının ABD'de fabrikaların kapanmasına ve işçilerin işini kaybetmesine yol açtığını düşünüyor. http://ekonomi.haberturk.com/makro-ekonomi/haber/678756-abd-senatosu-cine-savas-acti |
|
Ben asıl korkması gerekenin ABD olması gerektiğini düşünüyorum, Çin çalışıyor, terliyor, üretiyor-öğreniyor ve öğrendiğini tekrar üretiyor. ABD tehlikeyi anlamakta çok geç kaldı ve artık elinde fazla mücadele edebileceği bir araçta kalmadı, üretim sonuçta Finans oyunlarının hepsini ezer geçer bugün olmazsa yarın veya birkaç gün sonra. Çok değil 10 yıl önce Çin'in böyle bir şey söyleyebileceği kimin hayalinden geçebilirdi ki, ve ABD'nin de düpedüz korumacılığa sarılabileceği? Yaşam ABD için önümüzdeki 10 yıllarda çok daha zor olacağa benziyor? " Çin Dışişleri Bakanlığı bunun iki ülke arasında "ticari savaşın önünü açabileceği" uyarısında bulundu ve Washington'dan "korumacı politikalar" diye tanımladığı bu önlemlerden vazgeçmesini istedi. " |
ABD Avrupayıda yanına alıp Çine ambargo uygulasa 1 sene içerisinde Çinde iç savaş çıkar. Kasa her zaman kazanır hocam. |
|
Hocam Avrupa'nın hali kalmadı ki artık...Çin önlenemez bir şekilde büyüyor, ambargo uygulamakta artık dizginleyemez bence bu tip devletleri. |
| her ekonomi ancak sömürebileceği kaynak kadar büyüyebilir , insan kaynakları açısından sorunları yok ama hammadde konusunda ciddi sıkıntıları var çinlilerin ve tüm çevresi ile boru hatları veya ticari andlaşmalar yapmayı ihmal etmiyorlar. |
Neye hali kalmadı para basmayamı? |
|
Arkadaşlar kafama takılan bazı sorular.Cevaplarsanız sevinirim bemde beni bilgi sahibi yaparsanız. 1.Kişi başına düşen gelir dediğiniz yıllık yoksa aylık mı hesaplanıyor(asgari ücretin toplamı ,kişibaşına düşen geliri geçmediyse.Ben kendim alcam,kendi payıma düşen ücreti 2.Japonyadan daha fazla milyarderimiz(hoş bunlar görünen ya görünmyan kayıtdışı olan milyarderler) biri ban bunu açıklasın nasıl bu kadar fazla milyarderimiz var.hemde milli gelir bakımından bizden baya bir nasıl oluyor. Biri bana bunu açıklasın izah etsin 3.Türkiyede çok büyük oranda kayıtdışı eknomi deliği var,ama kimse kayıt altına alıcak önlemler almıyor neden kolay yoldan yapmaya çalışıyor zamlar gibi 4.Ekonomisi büyüklügü neden geliyor.Bilim ve teknolojiden mi yoksa emek yogunluklu üretimdenmi veya kaydi paradan mı 5.Cari açık önceden belliyken neden önlem alımmadı.şimdinin problemi oldu. (yumurtanın kapıya dayanması gibi) verdiniz cevaplar için şimdiden teşekürler... |
|
Ekonomik kriz yaşayan dünyamızda ülkemizin rezil durumuna ilişkin bazı rakamlar (başbakanın bugünkü konuşmasından) : * kamu açığı; İngiltere'nin yüzde 10,4 ABD'nin yüzde 10,2 Japonya'nın yüzde 9,2 Fransa'nın yüzde 7 Türkiye yüzde 2,3 (2010 yıl sonu rakamı) ve bu yıl sonu hedefi % 1 ve düşünün onların alt yapı ve üst yapı konusunda aldıkları yol bize göre avantajlıdır. * 2002 yılında hazine ortalama yüzde 62,7 faiz oranıyla borçlanıyordu , 2010 yılında hazinenin borçlanma faizi yüzde 8,1'e düştü. * 2001 yılında milli gelirin yüzde 15,5'u düzeyinde olan kamu faiz ödemeleri, 2010 yılı sonu itibariyle yüzde 4,6 seviyesine kadar geriledi. * geçmişte bankalar batarken bugün bankacılık sektörümüzün ortalama sermaye yeterlilik oranı, yüzde 16,6 ile Avrupa ve ABD bankalarının kat kat üzerinde.Şu anda avrupa bankalarının sermaye yeterlilik oranı, yasal sınır olan yüzde 5 oranının altına düşmüş durumda. * 2010 yılı sonu itibariyle Türkiye'nin kamu borç oranının yüzde 42,2 iken, Avrupa Birliği genelinde ise bu oranın yüzde 80. |
|
Başbakan bugünkü konuşmasında ÖTV zamlarını eleştirenlere şu cevabı verdi: "Sigara pahalıysa içme kardeşim, alkol zamlandıysa az içersin olur biter. Mercedes' e bineceğine Wolkswagen' e Fiat' a bin..." Ben bu yorumdan şu mantığı çıkarıyorum: "Benzin pahalıysa evinde otur kardeşim, ekmek pahalıysa yeme hem kilo problemin de kalmaz, gaz pahalıysa yakma birkaç kat fazla giyin, elektrik pahalıysa ışık yakma karanlıkta otur gözlerin dinlensin..." |
|
borcu çok olanın dolayısıyla soruna da çok olacaktır .zamlar için daha bu bir başlangıç EURO da ülkeler enflasyonu para birimlerinin değerini düşürerekyapamadıkları için maaşları düşürerek veya kamu harcamalarını kısmaya çalışarak aşmaya çalışıyorlar. AVRUPA da ciddi kriz her yerden fışkırmaya başladı, tüketim düşünce ihracat da sıkıntıya girecek ,zaten girdi ama esas sorun seneye daha fazla hissedilecektir. Bunu engellemek içimn euronun , doların fiyatını yukarı çekilmesine göz yumulmak zorunda kalınacaktır. TL-euro dengesinde TL değer kaybetmesi ihracat için gerekli bir hamledir. Sanırım bu hamleyi de aşamalı olarak yapacaklardır zaten yabancı para birimlerindeki basınç bu yöndedir. sonuç olarak enflasyonun bize etkisi katmerlenerek bundan sonra hissedilecektir ve kişi başı uydurma gelir artışları , gerçek seviyelerine doğru gitmek zorunda kalacaktır. Büyüme ise hedeflerinden yine mecburen uzaklaşacaktır. kısır döngü ancak iç piyasada tüketilen malların üretimden katma değer ile sağlanması ile yürütülebilir. 10 senedir (daha önceden de benzer şekildeydi ancak rakkamlar aşırı büyümüştür) borçla kalkınma olayında ellimizdeki satmaktan ve sanal değer artışları ile kandırılmaktan başka adım atan olmuş mudur. Hangi büyük fabrikalar açılmıştır . hangi yerli sermaye işle katma değer yaratılmıştır. çalışanlar tarafından üretilen katma değer veya artı noktalar hep dışarıya bir şekilde aktarılmıştır. Bu faiz kananıyla da , rant kanalıyla vs vs , elde kalan nedir. Borsada dolaşan para mı , üretilen maller mı , yapılan alt yapı yatırımları mı ? çok sey söylenebilir ama gerçek nedir. Gerçek elde kalan BORÇ MİKTARININ TL olarak karşılığıdır. olayı hükümet olarak değil de birey olarak ele alalım. çalışanlar bir sürü mal ve hizmet alıyorlar . Bunları kredi kartı ile alıp ertesi ay borç kapatılıyorsa bir problem yok sonuçta eve alınanlar her sene artıyor ve demirbaşlar yenileniyor ise , kazacınız ile daha fazla elektrik, yakıt , gıda alabiliyorsanız ailenizin geliri artıyordur diyebirsiniz. ama kredi kartı ile aldığınızborcun bir kısmını kapatıp (min ödeme miktarı kadar ) gerisini faiz ile borçlanıyorsanız aynı şekilde harcama yaparsanız borcunuz katlanır , bir müddet sonra temerrüte düşersiniz , hadi bir başka banka da size kredi açtı ve o karttan çekip diğerine aktarma şansı yakaladınız diyelim (uzun vadeli ve düşük faizli borçlanma mantığı aşağı yukarı böyledir) .Harcamalarınızı gelirinize göre kısmazsanız olacak nedir. Aileye dışarıdan bakan birisi ailenin zenginleştiğini sanmaktadır(büyüme oranları) ve görünüş öyledir. Ancak gerçekte malların asıl sahibi kimdir , biryerden aldığınız borç gün gelir artık borç limitlerinizin üzerinde olduğu ilanm edilir ve hiçbir bankadan veya kişiden borç alamazsanız yunanistanın durumuna düşerseniz. yada bankalar ödenmeyen borçlar nedeniyle iflas eder diğer çalışanlar etkilenir vs vs deniyor ki bütün ülkeler benzer şekilde borçlanıyor ve sistem böyle işliyor ABD paraya ihtiyacı olunca merkez bankası basıyor karşılığını kimse sorgulayamıyor. Bunu 1971den beri neredeyse logoritmik veya büyük bir şekilde artan ivme ile yapıyor , bunun sonucunda kaynakları da aynı hızla tüketiyor ve diğer gelişen ülkeleri tetikleyerek kaynakların pahalanmasına yol açıyor. Bu konuları daha önce anlatmaya çalışmıştım. Para ve katma değeri büyük bir tutarsızlık gösteriyor 10 sene önce bu görülmüştür hatta 20 sene önce de hükümet danışmanları bu bilgileri ABD başkanına iletti. Ne oldu bir körfes savaşı yeni bir akım 10 sene ötelendi ama borç katlanmaya devam etti ,balon biraz daha şişti .2001 saldırısı komplo ise bunu ötelemek için yapılmıştır. Değilse de yine bu dünya krizini ötelemek için büyük bir fırsat yaratmıştır. 2005den önce son sinyaller verilmiştir acnak bu sefer çin para biriminin değerini düşürmemekte direnmiştir. Bunu başarabilirlerse bir 3-5 sene daha kazanabilirler ama Çin'e kabul ettirebilirler mi bilmiyorum. özetle çin parasının değerini düşürse bile artık zamanı geçirmiştir büyük bir devalüasyon yapma şansı da yakın zamanda görülmemektedir. Ayrupaya söz geçirmek veya böylesine karmaşık bir yapıyıdenetim altında tutmak imkansız görünmektedir. Çıkış nedir .Cevabını göreceğiz ancak tüm çünkü tüm dünya sıkıntıda iken bizlerin bunu atlatacağını özellkle bu kadar borçluyken söylemek , ancak hayalperestlerin veya ekonomiden haberi olmayanların ifadeleri olacaktır. Belki herşey matematiğin tersine farklı işler ve bu ilerden zarar almadan kenarda kalabiliriz diye düşünenler olabilir. İşte bu durumda bizim jeopolitik koşullarımız buna izin vereceğini düşünmüyorum. inşallah yanılan ben olurum , problem yok , yeterki ki bu fırtınadan biz uzak kalalım. |
|
|
Başbakan kamu açığı azalıyor diyor, ama cari açık inanılmaz bir şekilde artıyor. kafam karıştı, ülke borç batağına mı giriyor yoksa sadece özel sektör mü borç batağında? sadece özel sektör borç batağındaysa bunun sonuçlarından devletimiz sorumlu olmayacak mı? |
| Zengin daha fazla kazanıyor fakir daha fazla kaybediyor ülkemiz maalesef gittikce kapitalesip milleti borçlu bırak kendi cebine para atıyor sonuçta toplumda maalesef 2 sinif var |
|
Paradan,puldan vazgeçtim savaş çıkmasın diye dua ediyorum. Bu gidişle bir dünya savaşı kaçınılmaz gibi duruyor |
|
Türkiye'ye 2011 yılında 12 milyar 461 milyon dolarlık kaynağı belirsiz para girişi yaşandı. Merkez Bankası'nın ödemeler dengesi verilerine göre cari açık 2011'i 77.09 milyar dolarla tamamladı. En çok dikkat çeken verilerden biri net hata noksan kalemi oldu. 2011 yılının tamamında 12 milyar 461 milyon dolarlık kaynağı belirsiz para girişi yaşandı. Net hata noksan kalemindeki bu tutar bir önceki yıl 2 milyar 733 milyon dolar düzeyindeydi. Kaynağı belirsiz para tutarı bir yılda yaklaşık 5 kat artış gösterdi. Haberin devamı ↓reklam 12.4 milyar dolarlık para girişi cari açığın finansmanında önemli kalemlerden birini oluşturdu. Net hata noksan kaleminde Ocak'ta 1 milyar 457 milyon dolar, Şubat'ta 793 milyon dolar, Mart'ta 474 milyon dolar, Mayıs'ta 3 milyar 712 milyon dolar, Hazrian'da 1 milyar 973 milyon dolar, Temmuz'da 1 milyar 521 milyon dolar, Eylül'de 1 milyar 109 milyon dolar, Ekim'de 1 milyar 185 milyon dolar, Kasım'da 920 milyon dolar para girişi yaşandı. Nisan'da 288, Ağustos'ta 381, Aralık'ta da 14 milyon dolarlık çıkış yaşandı. PARA FAZLALIĞI NASIL OLUŞTU? Net hata noksan kalemindeki fazlalık nereden kaynaklandı? Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erhan Aslanoğlu ihtimalleri ntvmsnbc için değerlendirdi: * Turizm gelileri tahminen yazılıyor. Burada bir tahmin hatası olabilir. Bu durum bakanlığın da dikkatini çekiyor. * Bavul ticareti etkili olmuş olabilir. Bavul ticareti rakamı da Merkez Bankası'nın tahmini. Buradaki hata olasılğı güçlü. * Kurların yükseldiği dönemde yastık altından döviz çıkıyor. Kur artışıyla vatandaşların nakde dönmeleri etkili olabilir. Sisteme girdği anda görülmeyen işlem geliri olarak yazılıyor. Para Irak'tan mı geldi, yastık altından mı çıktı bunu ayırmak kolay değil. * İthalatla ilgili ödemeler firmaların yurtdışı bağlantısıyla yapılıyor. İthalat faturalarının şirketlerin dışarıdaki ortaklıkların tarafından ödenmesi etkili olabilir. * Yazım hataları olabilir ama bu düşük ihtimal. KAYNAĞI BELİRSİZ DÖVİZ HAREKETLERİ Herhangi bir yere yazılamayan döviz hareketleri net hata noksan kaleminde yer alıyor. Kaynağı bilinmeyen döviz girişleri bu kalemi artı yapıyor. CHP'DEN HÜKÜMETE SERT ELEŞTİRİ CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak, Türkiye’nin 2011 yılı cari işlemler hesabı açığını, "Cumhuriyet tarihinin cari açık rekorları" olarak tanımladı. Öztrak, yaptığı yazılı açıklamada, 2011’de cari açığın 77,1 milyar dolar olduğunu, GSYH’ye oran olarak ise açığın yüzde 10’a çok yakın gerçekleşeceğini belirterek, "Tüm bu rakamlar Cumhuriyet tarihinin cari açık rekorlarıdır ve AKP iktidarı elinde ülkenin rekabet gücünün ne derece aşındığını gözler önüne sermektedir" değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin AK Parti iktidarında dünyanın en fazla cari açık veren üç ülkesi arasına girdiğini savunan Öztrak, milli geliri İtalya’nın üçte biri olan Türkiye’nin, cari açık sıralamasında ikinci olan İtalya’nın ardından geldiğini ifade etti. Öztrak, şunları kaydetti: "Verilen cari açık kadar açığın finansmanı da ilerleyen günler için kaygı vericidir. 2011’de cari açığı kapatacak kadar bir yabancı kaynak (sıcak para uzun vadeli) Türkiye’ye gelmemiştir. Her 100 dolarlık cari açığın ancak 85 doları sermaye hesabından gelen kaynakla finanse edilmiştir. Geriye kalan 15 dolarlık açık ise net hata noksan hesabında izlenen, kaynağı belirli olmayan fon girişleriyle kapatılmıştır. Kaynağı belirli olmayan bu büyüklükte bir fon girişi daha önce hiç görülmemiştir. Net hata noksan kaleminden gelen ve kaynağı belirli olmayan 12,5 milyar dolarlık bu para nereden gelmektedir? İstatistik sistemi düzgün çalışan bir ülkede bu büyüklükte bir paranın kaynağının bilinmemesi söz konusu olamaz. Şeffaf, hesap veren bir hükümet, bu paraların kaynağını kamuoyuna açıklar. Ekonomide iyi gittiği düşünülen ne varsa sahiplenen ve bunun kerametini kendinde gören hükümetten ise cari açık rekoru konusunda, kaynağı belirli olmayan fon girişi hakkında hiç ses soluk çıkmamaktadır." Kaynak: Vatan Gazetesi |
|
Cari açıkta yeni süreç mi? Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. 1 Ağustos 2011'deki yazıma 'Sanayi stratejisi olmayan ihracat hamlesi korkutuyor' başlığını atmıştım. İşte 2011 yılının cari açığı açıklandı. Geçen seneye nazaran % 67 daha arttı. Üzerine 30 milyar dolar koydu ve 77 milyar doları aştı. Bu, yıllık milli hasılanın (GSYH) % 10'una denk gelecek. 'Bizden kötü ülke kaldı mı' diye baktım, kalmamış. Yunanistan, Portekiz, İrlanda'yı siliyorum. Çünkü battılar! Moğolistan ve Mozambik'i de izninizle ben listeye almıyorum. 8 Aralık'ta 'neyin olmaması gerektiğinden' yola çıkarak yazıya '3 beşlik de, 4 onluk da olmaz!' başlığını attık. Yani, Türkiye % 10'luk büyüme, işsizlik, faiz, cari açık ve enflasyon ile yoluna devam edemez demişiz. Demişiz ama, % 8,5 civarında gelecek büyüme hariç, diğerlerinin hepsi bugün itibarıyla yüzde 10 olarak gerçekleşmiştir. Acaba Avrupa bu durumda olmasa idi, eldeki verilerle Türkiye nerelere sürüklenirdi? İşte böyle bir ortamda cari açığı, geçen hafta Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın hamiliğinde gerçekleşen ve benim de konuşmacı olduğum '2012 Türkiye Turizm Zirvesi' ile konuşmaya başladık. Salı günü de Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'ın 'ithalat haritası'nın sunumuna katıldık. Bakanlık 25 bin firmanın üretim, ihracat, ithal girdi, yurtiçi satış verilerinin incelenmesiyle firmalar arası ekonomik ilişkiler ağını ve ithalat yapımızın bir haritasını çıkardı. Bakan Çağlayan, bir kere iyi bir MR çekmeden, hastalığın özünü görmeden iş yapmıyor. Envanteri çıkarılmamış hiçbir sorunun afaki ifadeler, temenniler ve inançlar ile çözülebileceğini zannetmiyorum. Kısa Sanayi Bakanlığı döneminde ilk yaptığı iş, eldeki dağınık haldeki hazır verileri toparlayıp tasnif ederek sanayinin üretim, satış, ciro, borç vs. gibi temel verilerini sunan Girişimci Bilgi Sistemi'ni (GBS) hayata geçirmek olmuştu. Şimdi bu çalışmanın ne aşamada olduğunu görmek üzere Sanayi Bakanlığı'nın sitesine girdim, bol miktardaki 'strateji belgesinin' yanında konuyla ilgili bulduğum son veriler, Çağlayan'ın 2008 yılındaki 'ilk ve son' çalışması vardı. Takdir edilir ki, Türkiye'nin 'ithalat haritasında' sürpriz yok. Dış ticaretteki ilk yirmi fasıla ve ilk 20 ülkeye bakıldığında görülmesi gereken her şey görülüyor zaten. Eğer ithalat haritası önemli ise işe neden sondan başladık? Sanayi ve diğer birçok strateji belgesi, Üretim ve İhracatta Girdi Tedarik Sistemi (GİTES), TİM'in 2023 İhracat Belgesi yayımlandı. Şimdi de teşvikler geliyor. Sanki önce reçeteyi yazdık, sonra da teşhis koyuyoruz gibi. Yine de ithalat haritasının detaylarında önemli bilgiler var. Örneğin incelenen şirketler üzerinden Türkiye'nin genel ithalat bağımlılığının % 43 olduğunu ilk defa bu verilerden somut öğrendik. Bu bağımlılık gübrede (yüzde) 72, demir-çelikte 70, bilgisayar ve veri işleme makinelerinde 67, kimyasallarda 56, metal ve otomotivde 51, hava taşıtlarında 49, tıbbi cihazlarda 43, sıkı durun, dünyanın en büyük ikinci kapasitesine sahip olduğumuz tekstilde tam yüzde 43, sözde 'ihracat rekorları kırdığımız' beyaz eşya ve tüketici elektroniğinde 40. 'Hangi sektöre girelim' diye soran girişimci dostlarımız, buyurun hodri meydan! 240 milyar dolarlık 2011 ithalatının içinde, 170 milyar dolarlık miktarla (pay % 70) ilk on kalem dikkat çekiyor. Enerji (54 milyar $), makine (27), demir-çelik (20,4), otomotiv (17,2), elektrikli makineler (16,8), plastikler (12,6), mücevherat (7)... Şimdi, otomotiv üssü olacaksınız, yassı saç üretmeden. Motoru, aktarma mekanizmasını vs. geçtik! Bir kilo paslanmaz çelik üretmeyeceksiniz. Eğer bu 'strateji' ise ben de şimendiferim! Biz gelecek yazıda cari açığı çözecek yol haritası olan üretimde ve ihracatta Girdi Tedarik Sistemi'ni (GİTES) konuşalım. İbrahim Öztürk |
Sürpriz zam yağmuru geldi
Sigara, alkollü içki, cep telefonu, elektrikli araçlar hariç 1,600 cc üzeri otomobillerde ÖTV oranları artırıldı.
Bu mesaja 1 cevap geldi. Cevapları Gizle