| fakirin daha da fakir zenginin daha da zengin olduğu durumlardır. Bakınız gm motors, adamaları çıkartmak için milyon dolarlarla para verildi |
Bu kadar kötü bür ekonomik tablo 2001 krizinde bile yok iken sağır sultanın bile farkında olduğu bu cumhuriyet tarihinin en kötü ekonomisini, hala iyi, super diye savunmanız hükümet avukatlığınız hakkında hiç bir şüpheye mahal bırakmıyor. Var mı sizden başka bu tabloya iyi diyebilen vicdan sahibi bir insan? |
|
@ muhalefetin sesi. Sizin tutupta muhalefet milletvekillerinin yazılarını buraya taşımanız muhalefetin sesi oluşunuzu kanıtlıyor, daha ne konuşuyorsunuz. Elaleme beni hedef gösterirken kendiniz saman altından okyanus yürütüyorsunuz... Ben hiçbir zaman "ekonomi süper" demedim. Bu sizin hayallerinizde yaşattığınız birşey. Ekonomi berbat diyenlere alkış tutamam çünkü ekonomi abartıldığı gibi kötü durumda değil. Ha "süper" durumda da değil. Sizin söylediklerinizin temelsiz olduğunu belirtince, yüzeysel baktığınızı söylediğimde, "ekonomi süper" mi demiş oluyorum yani?! Birşeye illa çok iyi veya çok kötü diye sınır mı çizmek gerekiyor?! Bunun arası yok mudur?... Sizde bunun arası olmadığı için ekonomiyi en dipte zannediyorsunuz.İşsizlikle ilgili söylediklerime cevap yazmamışsınız. Niçin cevap yazamayacağınızı da orada belirtmiştim zaten
Var veya yok, ne değişir? Çoğunluğun dediği illa doğru mudur?... "Vicdan sahibi" falan deyip ajitasyon yapmayın bari... Sizden bir ricam var. Ekonomiyle ilgili iyi birşeyler yazar mısınız? Mesela hiç mi iyi birşey yok? Herşey mutlak kötü mü? Bir tane yazın, allah rızası için. Yıllardır içimizi kararttınız, 1 tane iyi söz söyleyin |
Olsa tükkan sizin ama yok ne yazık ki. İçöinde bulunduğumuz durumu anlatan bir yazı
|
maalesef teğet geçmedi ülkenin huzurunu bozarak önceden vurguladığım sosyal patlamaların örneklerini hergün yaşamaya başladık. Konu farklı noktalara çekilssede ''para için herşeyi yaparım ''diyen kişiler arttıkça sebibinin özünde ekonomik sorunlar olduğunu görmemek daire ile düz çizgiyi karıştıran zihniyetin bir eseridir. Mühim olan sorun çıkması değil , sorun çıktığında ne önlemler alınması gerektiği majör ve minör etmenleri anlamaktır esas olan. Buna PLAN deniyor. planı farklı ! olanlar için ekonominin yansıması korkunç olacaktır bundan ülkenin tüm ferdleri etkilencektir. Kimse bu gerçeğin dışında kalamaz, dünya üzerinde yaşadığı müddetçe. |
|
Bu arada önceki sayfalarda bazı senoryalar vermiş ve olayın ciddi bir şekile dönüşeceği konusunda bazı uyarılar iletmiştim. Balkanların gevşek ve çok uluslu yapısı buna iyi bir örnek olacağını ifade etmiştim. Bugün için yunanistan başbakanının yaptığı açık çığlık, aslında birçok ülkenin konudan ders alması gerektiğini ifade etmektedir. Şahsi olarak Yunanistan dan çok daha zayıf ekonomilerin döküleceğini düşünmekteydim. İtiraf etmeliyim ki balkanların bu ülkesini önce beklemiyordum, biraz sürpriz oldu. Belki de itirafı açıkça yaptığı için de ,olabilir. Diğer tito(yugoslavya) rejimi artıkları ve ülkelerin çelimsiz ekonomileri, ilk fitil olarak halen bekliyorum ancak ülkelerin insanlarının ,psikojik ve sosyal dayanıklıkları da ,bunda bazı zamanlama ve yer değişikliği yapmamıza neden olmaktadır. yani fakir olan daha dayanıklı çıkıyor sesi az çıkıyor ama güçlü görünen bir yunanistan erkenden dökülüyor. Avrupa birliği adı altında yıllarca pastadan en büyük dilimleri alarak sırtını EU yaslamış ülkelerin başında gelen yunan komşumuz , şimdi ekonomik çıkmazı aşmak için yine üç büyüklerin yardımını bekliyor ve bunu başbakan düzeyinde seslendirmekte bir şey görmüyor. Demokrasi diye sadece laf üreten politikacılarımız ise ,çıkardıkları ses dışında bir PLANININ olmadığını ve bu PLAN ların süper güçlerin alt planları olduğunu, cümle alem dile getirirken kendi politikaları olarak lanse etmeleri ,büyük ve güçlü tarihimiz için yazılan bir kayıp olarak tarih sayfalarında yer alacaktır. Her ülkede sosyal olaylar ve gösteriler ülkenin en basurlaşmış sorunları üzerinden olmaktadır. Bu nedenle insan psikolojisi aynı olsa da ,eylem ve isteklerin hepsi parasal ve ekonomik refah ile alakalıdır. Dünyanın 2000 sonrasındaki büyümesi ortalama on yıllık periodunu tamamlamış ve toptan bir küçülmeye çok dik bir yokuştan başlayarak girmiştir .Bu düşüş grafiklerde ara çıkışlar ile iyimser gibi gösterilmeye çalışılsa da aslında bireylerin tüm dünyada bundan etkilendiği ve sonuçları için basurlaşmış sorunların küçük kıvılcımlarının yeterli olacağını öngörerek ve bunları tekrar ifade etmek istedim . Umarım kıvılcımlar sadece cılız ateş ve güçlü bir rüzgarla sönüp giderler , gelecek için tüm dünya daha müreffeh bir tarih periodu yakalar. Bunu uzun vadede değil kısa vadede istiyoruz olayın kritik noktasu burasıdır. |
|
gecen gun fransız bir gazeteci diyodu: "artık krizle basedemeyecek duruma geliyoruz devlet halktan yaklasık 35 milyar euro borc alcak.en kısa surede faiziyle odenecek." yunanistandada "eger ab nin bize odedigi paralar olmasın coktan batmıstık" dediler. yani tamam bizde sallanıyoruz biraz ama emsallerimize gore yine cok iyiyiz. ama acil devlet destekli yatırımlar yapılması gerekiyor cunku ozel sektorun gelip yatırım yapması bole bir donemde biraz sıkıntılı.yoksa zor toparlanırız. |
Sevgili Fizisyen, iyi niyetli yaklaşımınıza biraz istatistiki bir cevap vermek isterim; Yunanistan'da işsizlik oranı: %9,1 Almanya'da işsizlik oranı: %7,7 Fransa'da işsizlik oranı: %10,1 Türkiye işsizlik oranı: %14,9 Biz sallanmıyoruz, çoktan battık. Bizden daha fazla işsizlik oranı olan ülke sayısı sadece 3 tane. Bunlar da Güney Afrika Cumhuriyeti, Birleşik Arap Emirlikler ve İspanya'dır. Eğer bizi biraz salladı ise ve Yunanistan bağırıyor ise, bunun nedeni onların demokrasisinin daha gerçek ve politikacılarının daha dürüst olmasından kaynaklıdır. Birileri çıkıp hala ekonomimiz düzgündür, Allah'a şükür teğet geçti diyebiliyorsa, bu halkı aptal yerine koymalarından ve halkın da gerçekten buna inanacak yapıda olmasından kaynaklıdır. Rakamlar ortada, siz cevap verin lütfen. Türkiye işsizlik oranı %14,9 ve kişi başına düşen milli gelir 5,300 dolar iken, Yunanistan işsizlik oranı %9,1 ve kişi başına düşen milli gelir 25,600 dolar iken hangi ülkeyi daha az sallamıştır? |
|
küresel bir krizde ayakta kalmak gibi bir şey olamıyacaktır .Eğer ülkeniz PARA kullnıyor ve bu serbest ekonomik piyasa diye anında düşüp yükseliyor ise ,zamanında yapılmayan düzeltmelerin sonuçları çok daha acı bilonçolar ile önümüze gelecektir. 1994 tansu çiller krizinde bu çok bariz idi , 2001 çok konuşulduğu için yazmaya gerek duymuyorum. Ancak aslında taa Özal zamanına kadar giden paranın değerinin serbest bırakıldığı zamana kadar gifden bir konudur. Bugun eğer ülkenizin kaynakları ve rezwervleri kısıtlı ise ve ekonomiz alıp satmaya dayalı ise krizden kaçış mümkün olmyacaktır. Üretilenler iç piyasada tüketiliyor ve arz ve talep birbirine yakın ise kriz etkileri gecikebilecektir. Ama sadece tüketen bir ekonomi ilk adımda etkilerini göğüslemek zorunda kalacaktır. Basit yazdık ama konunun çok kapraşık ve sistemsel bağlantıları değişik bir yapısı olduğunu bilioruz .Özünde karşılığı olmayan bir parayı onyıllarca (temel olarak 1971 den beri) piyasaya dolduran ABD başta olmak üzere ,ülkelerin bu saadet zincirinin bir gün kırılacağını da öngörmüş olması gerekiridi. yakın geçmişimizde bir titanik saadet zinciri vardı bunun gibi basit matematik zincirleri buluşu piyasaya süren ve zincirin tepesindekiler esas vurgunu vurdular ve sonrasında çok medyatik olarak hapse girdiler. benzetmek belki çok doğru olmayacak ancak olaya çok makro düzeyden bakarsanız , piyasada sizlerin hiçbirşey yapmadan değerlendiği ev , eskiden araba , veya antikalar gibi aşırı yükselen RANT dünyasının neferleri bu rant gelirlerini karşılıksız olarak piyasaya sürülen para ve faiz ilişkisinin olduğunu ya bilmezler ya da bilmezden gelirler. Yoktan para vererek faiz sistemini yürüten banka ve yarattıkları değerler dünyada bütün emlak piyasasını alt üst etti. Eline para geçiren imparatorlar paraya daha kısa vadede yüzdesel kar getiren işler girdiler, yakın örneğimiz dubaidir. Okuduğum bir kaynağagöre dolar bazında 2007 de altı aylık amlak yatırımları %40 gibi kokunç bir rakkama ulaşmış idi. Kralın cesareti buradan gelmektedir. parasının kaynağı ise alıma gösterilen ilgi ve beklentileri idi. Bir emlak dünyanın neresinde olursa olsun dolar bazında yılda %80-100 kazandırıyorsa , büyük oyuncular buraya gözlerinde dolar işaretleri ile gelirler. Bu arz ve talep dengesini alt üst eder matematik değil ,beklentiler piyasayı yönlendirir eğer bir piyasa beklentiler ile kar yapıyor ve rant sağlıyor parasının değerini gereğinden yüksek tutuyorsa her ALEMİN tek kralı olduğunu sananlar, tersine bir durumda ani para ve rant kayıplarını da öngürmek ve riski dağıtmak zorunda oldujklarını iyi bilirler. işte bu dağıtım için yine RAnt kaynakları seçilirse saadet zincirinden hiçbir farkı kalmaz. Tepedeki parayı basanlar ve satacakları ürüne rant sağlayanlar bu işten karlı çıkar ama ürünü alan ve kullanan , üretiminde katma değer kattığını sanan ülke veya firmalar , deflasyon ile tepetaklak olurlar. Bugun dünya piyasasının yaşadığı şey budur. Büyük rant çarkı durmuştur ve sistem önceden kazandırdığı rantı piyasadan çekmek durumundadır. işte bu noktada bu para piyasadan bırakın çekilmeyi aksine batacak firmaları devlet eliyle desteklemek şeklinde bir politika ile destelendiği için , diyorum ki AMAN KİMSEYE kapılmayın GARDINIZI ALIN.Belki birşey değişmeyecek aman en azından beklenti yönünden hangi yöne yöneleneceğinizi bilmiş olursunuz. |
o kadar güzel yazılmış ki , sadece ![]() diyorum. Aynı şeyleri yazmaktan bıktığım için durumumuzu yazmadım. Çünkü artık tahminler değil 500 liraya eline silahlar sıkıştırılan insanlar haberlerde yer almaya başladı. Şimdi kimse teğet geçti diyemez. Zaten diyememelidir de. İnsanlar üç kuruş için adam kesiyor çocuklar 5-10 lira için eline taş alıp devletin polisine otorotisine kafa tutmaya başlamış ise burada , sadece drumak ve gardınızı almak zamanıdır. Nereye gidebilceğini önceki sayfalarda adım adım yazmaya gayret ettim. Tekrar yazıp kimsenin moralini bozmak istemiyorum |
|
Teğet geçti diyene sormak lazım, Madem teğet geçti diyorsun,neden SSK emekliliğini durdurup 2 yıllık kıyak emeklilikten yararlandın. Demekki teğet geçmemiş,sende sıkıntıdasın!! Suyun ısındı artık,seninde devrin geçecek merak etme! |
Teğet geçenler var ama bunlar sadece vekil olanlar. Asillerin hali perişan.
|
|
ya iyi guzel rakamlar vermissinizde en basiti yunanistan. adamların dıs borcu bizimkinin 2 katı. diger ulkelerin ise nerdeyse bizim 20 katımız. bunlar da var. bunarda baglayıcı etkenler. sonucta sadec gsmh ye gore bakmak bence biraz önyargılı olur. sonucta ekonomi sadece o rakamdan olusmuyor. bide bu durumdan kolay kurtulmak için gecmişten gelen saglam bir ekonomik altyapıdan bahsedilmesi gerekiyor galiba. en azından yukardaki rakamlara bakınca bahsedilen ulkelerin sanayi devrimlerine uyumu yıllardır okullarda ogretilir. baska bir acıdanda bakılabilir tabi. baktıgımdada:)) 1940 tan beri galiba dogru durust bir ekonomi politikamız yok:))) bunaragmen halen duruyosak bence bu bile buyuk basarı:)) |
ooyyyy böyle gözüme gözüme sokunca daha bi etkili oldu,nefretim 2 kat arttı.. resmen şerefsizlik... |
evet başarıyı nasıl algıladığımıza bağlı bir olay 1940 da bir düz bakanlık memuru hem 4 kişilik ailesini besler hemde kirasını ödeyip tatile çıkacak parası da cebinde kalırken bugunkü durumu anlatmaya gerek yok sanırım. kendilerinin açıkladığı yoksulluk sınırı çizgisinin altında büyük bir kitle ezilirken çıkan zılız sesleri de meydanlara bile çıkamadan pataklıyorlar. aile için ne devlet nede borç veya alacağı ilgilendiriri . Bunlar sadece rakkamlardan oluşan ve kendimizi iyi veya kötü hissedeceğimiz şeylerdir. Ancak kişi başı milli gelir ve ülkedeki satın alabilirlik gücü direk insan yaşam standartı ve kalitesi ile ilgilidir. Bu nedenle çuvaldız varsa ilk önce temsilcilerin kendilerine batırmalarını beklemek de doğal bir davranış olmalıdır. Milletvekilliği rant kapısı olmaktan çıkarılarak gerçekten millete hizmet eder duruma biraz evvel çekilmelidir. unutmmamız gereken büyük bir şey var bizler ikinci dünya savaşının büyük yıkımını yaşamadık.Ekonominin en büyük krizi bu yıllarda ve öncesinde yaşanırken ülkemiz büyük bir kalkınma hamlesinin içindeydi. Belki tek parti ve benzer durumlar nedeniyle olduğu düşünülebilir ve kendi bakış açısı altında haklı da olabilir. Ancak yaklaşık on yıldır da tek parti yönetimi var ama kalkınma adı altında borç katlanarak yatırımlar durmuş ve kaynaklar yabancılara peşkeş çekilmiş iken , ekonomiyi anladıklarını idaaa edenlerin tekrar akıllarını başlarına almaları gereklidir. Bu para işi öylesini inişli çıkışlı olmaması gereken bir şeydir. kalkınma için bir vitres atmak için uzun süre beklemişken birden 3 vites düşmek hem mevcut sanayi kollarında hemde birikmiş yetişmiş insan gücü kapsamında büyük bir kaynak sıkıntısı veya fazlalığı doğuracaktır. Bugunkü sanayi 1950 1960 ların onlarca yüzlerce katı büyüklüğünde olmasına ve katma değer açısından ciddi bir değer oluşturmasına rağmen borcumuzun katlanarak artmasını anlamak mümkün değildir. en doğru sonucu borcu kişi ferdlerine bölerek 1930dan şimdiye kadar çıkarmak gereklidir ki asıl gerçek ortaya çıksın. |
|
1999 yılında milletvekili maaşı 4.550 $. 1999 yılında kişi başına düşen gelir 2.850 $ -> Oran : %160 2008 yılında milletvekili maaşı 5.600 $. 2008 yılında kişi başına düşen gelir 10.000 $. -> Oran : %56 Sanırım durum herkes için açık ve nettir. |
|
Sevgili Dellci, lütfen yapmayın artık. Tamam, size göre iktidar partisinin hatası yok ve tüm hatalar onlardan öncekilere ait ama burada konuşulan konu Türkiye, iktidar partisi değil. Lütfen savunmaya geçmeyin. Ki savunduğunuz şey de "Tencere dibin kara, seninki benden kara" misali, şimdikilerin kötü olmasını bir öncekilerin daha kötü olmasıyla savuşturmaya çalışmayın. Kötü herzaman kötüdür. Yukarıda verdiğiniz rakamlara cevaben; 1999 yılı işsizlik oranı %7,6 2009 yılı işsizlik oranı %14,9 Sizin verdiğiniz milli gelir rakamlarıyla yukarıdaki oranları okursak, Türkiye'de artan milli gelir sadece belirli bir grubun cebine giriyor ve insanların büyük bir kısmı açken ve geri kalan insanların 5,5 milyonunun da asgari ücret aldığını gözönünde bulundurursak, sanırım ortadaki sorun hiçbir zaman, 1999 yılı da dahil olmak üzere bu kadar kötü olmamıştı. İşsiz sayısı iki kat artmış ama bunun yanında milli gelir de artmış. Bu işte bir gariplik yok mu? Yani, biz 5 milyon nüfuslu bir ülke değiliz ki bu iki kat artma 350.000 kişiyi kapsasın. Ya da Japonya gibi otomasyon konusunda zirvede de değiliz ki üretimin artması için insan yerine makine çalıştırdıklarını varsayalım. Verdiğiniz hiçbir rakam, insan karnını doyurmuyor aslında. Önemli olan işsiz sayısıdır. Eğer insan olduğumuz konusunda ortak bir fikre varabilirsek ve insanın sistemden önemli olduğuna inanırsak, milli gelir, enflasyon gibi saçmalıkları bir kenara bırakıp insan temelli hareket eder ve aç insan sayısını öncelikli hedef olarak belirleriz. Yoksa, Türkiye'de kişi başına düşen milli gelir 100.000$ da olsa, işsiz insanlara bir faydası olmayacaktır. Üretimin arttığı yerde işsizlik de artıyorsa, bilin ki insanlar sömürülüyordur. 8 sat çalışması gereken normal bir birey, böyle bir durumda 12-14 saat çalıştırılıyor ve bu da istihdamın önünü kapatıyordur. Sonuçta ülkeye para giriyor ve görünen kişi başı milli gelir artıyordur, ama bu ancak ve ancak ya o iktidardan nemalanan, ya muhalefetten nefret ettiği için iktidarın her hatasını marifetmiş gibi gören ya da iktidarın her söylediğini doğru sanacak kadar saf olmakla açıklanabilir. Tabi bu sadece bir fikirdir. Saygılar... |
|
dellci:)) bide borc tan bahsetmissiniz. haklısınız borc iyi bişey degil. ama dun almanyada soledi. adamlar cıkış içiin miktarını hatırlamıyorum. ciddi miktarda borç alacakmış. iyide biz yılardır helal olsun deriz onlara ama hepimiz biliriz borc iyibir sey degildir. cunku zaten borcluyuz-borclular bunu iyice artırrız. bu durumda bi tezat yokmu. cunku bizim begenmedigimiz ekonomimiz illla borc almıcaz diyo. ama en guclu ulkeler bu durumdan cıkıs için borc alıyo? vezir milletvekili olayına kesinlikle katılıyorum.zaten demek istedigimde oydu. |
Birer cümle yazıp yazıp geçilmiş, meseleler tüm boyutlarıyla konuşulmamış. Bu yüzeysel yaklaşım da olaylara yüzeysel bakanları malesef "kandırıyor". Mesela işsizlik konusunda bir oran ortaya konulmuş, "geçmişte daha iyiydi" edebiyatı yapılmış. Ama hiç belirtilmemiş ki son yıllarda kaç milyon insan üniversite mezunu oldu... Toplumda üniversite mezunu sayısı kaça katlanmış, tarihimizde görülmemiş şekilde toplum hızla üniversite mezunu vermeye başladığı es geçilmiş. Bu aşırı hızla artan üniversite mezunlarının işsizliğe etkisinden hiç bahsedilmemiş. Üniversitelerdeki kontenjanların arttırılmasının işsizlik rakamlarını doğrudan etkilediğinin kimse farkında bile değil. Bundan da bahsetsenize hadi. Kimse yazmaz bunu, çünkü amaç muhalefet etmek...
İnsanlar iş konusunda zaten dardaydı, şimdi en azından yükseköğretim yaygınlaştı. Toplum nezdinde üniversite mezunlarının aşırı yaygınlaşması, işsizliği arttırıyor diye oturup ağlayacaksanız ben birşey diyemem. İşsizliğe bakıp "Türkiye karanlığa gömülüyor" edebiyatı yapmak hiç doğru değil. Üniversite mezunu sayımız işsizlik oranlarını katlayıp cebine koyacak denli arttı. Halbuki eskiden "okumuş adam" dendi mi akan sular dururdu. Okumuş adamı mumla arardık. Şimdi öyle mi?... Kaldı ki OECD 2009 raporuna göre Türkiye'deki işsizlerin %90'ı daha önce bir işte çalışmış olan insanlardan oluşur. Yani işsizlerin %90'ı daha önceden iş bulabilmiştir. Ee tabi işveren devlet değil ki, bir giren 30yıl yan gelip yatsın. Giren çıkıyor. Bir şekilde devamlılık yok. Haklı veya değil ama iş beğenmediğimiz de bir gerçek. Özel sektör acımasız. Nerde o devlette yan gelip yattığımız günler diyesi var insanların. İş artık özel sektöre bağlı, devletten bekleyeceğimiz tek şey ise istikrar. Devlete kapağı atmak, Telekom'a 100bin kişiyi doldurmak, sosyal amaçlı şeker fabrikası kurmak gibi terimler çok geçmişte kaldı. Devletin malı deniz değil artık... Her neyse...
Yazıda Cumhuriyetin ilk kurulduğu zamanki büyüme rakamlarıyla 2009 yılı bile karşılaştırılıyor. Çok yüzeysel bir bakış açısı, hatta resmen komedi... O zamanlar memlekette taş üstünde taş yoktu, şimdi hala öyle olduğunu sananlar var...
Bu mesaja 1 cevap geldi. Cevapları Gizle