Arama butonu
Bu konudaki kullanıcılar: 1 misafir, 1 mobil kullanıcı
868
Cevap
31503
Tıklama
0
Öne Çıkarma
Cevap: - Ekonomik KRİZ kime KRİZ? - (13. sayfa)
D
17 yıl (2034 mesaj)
Binbaşı

Sayın vezir, "boş lafları geçelim" diyerek benim boş konuştuğumu söylemiş olmazsınız. Aksine kendi seviyenizi belli edersiniz...
Daha önce de "alıştık artık" demiştim, siz yine hatırlattınız...
Her neyse.

Bütçe açığı laf olsun diye verilmiyor. Bir ülkede ne zaman ki işsizlik artar, gsmh düşer işte o zaman bilinçli bir şekilde harcamalar yükseltilir ve bütçe açığı büyür.
Bu yüzden modern ekonomilerin hepsi Türkiye ile benzer hareket etmektedirler. Bu bir bilimin ürünüdür, aklın yolu birdir. Bu yüzden ülkelerin tepkileri hep aynıdır.
Bütçe açığı vermek, istikrarsızlığa karşı kullanılan en büyük araçlardan biridir. Eğer kaynak bulunabiliyorsa, bütçe açığı vermek kriz ortamlarının başlıca ilacıdır.
Mesela 2001 krizinde bütçe açığı para basılarak kapatılmaya çalışıldı, çünkü ne kadar yüksek faiz verirsek verelim, kaynak bulunamıyordu. %7000 faizleri gördük ama yine de para gelmedi. Sonucunda da TL dayanamadı ve ekonomi çöktü. Ancak 2009'da durum farklıdır. Merkez Bankası'nın Hazine bonolarına rahatlıkla müşteri bulmaktadır. Tahviller alıcı bulmaktadır. Üstelik faizler de tarihin en düşük rakamlarındadır. Faizlerin düştüğü bir ortamda bulunduğumuza göre, kaynak sıkıntısı da çekilmemektedir. Zaten bu istikrarlı ortamın yaratılmasında en büyük etken bütçenin ve bütçe açıklarının (fazla bile olsa) düzgün yönetilmesidir. Yani demem o ki; bütçe açığından değil, bütçe açığının yanlış yönetilmesinden korkmalıyız.


Bu mesaja 1 cevap geldi.
V
17 yıl (12525 mesaj)
Yarbay

quote:

Sayın vezir, "boş lafları geçelim" diyerek benim boş konuştuğumu söylemiş olmazsınız. Aksine kendi seviyenizi belli edersiniz...
Daha önce de "alıştık artık" demiştim, siz yine hatırlattınız...


evet sadece değişmeyen gerçeği hatırlatmış oluruz. gerçeği görmeyip de devekuşu misali yaşayanlar ,kafalarını çukurdan çıkardıklarında farklı bir dünya görecekler. siz halen ekonominin devekuşu görüşünü desteklemeye devam edip gerçekleri farklı göstermekte israr ederseniz, elimden başka birşey gelmiyor ben okuyanlar için bilgi veriyorum. Siz zaten görüşünüzde kafanızı çıkurdan çıkarmamakta ısrarcı olacağınızı her yazıda belli ediyorsunuz .


Bu mesaja 1 cevap geldi.
D
17 yıl (2034 mesaj)
Binbaşı

quote:

Orijinalden alıntı: vezir
evet sadece değişmeyen gerçeği hatırlatmış oluruz. gerçeği görmeyip de devekuşu misali yaşayanlar ,kafalarını çukurdan çıkardıklarında farklı bir dünya görecekler. siz halen ekonominin devekuşu görüşünü desteklemeye devam edip gerçekleri farklı göstermekte israr ederseniz, elimden başka birşey gelmiyor ben okuyanlar için bilgi veriyorum. Siz zaten görüşünüzde kafanızı çıkurdan çıkarmamakta ısrarcı olacağınızı her yazıda belli ediyorsunuz .


Gerçekleri farklı gösterdiğimi söyleyerek iftira atıyorsunuz. Eğer yanlış birşey söylediysem, düzeltmekte özgürsünüz. Buna bende memnun olurum.
Ancak ne zaman birşeyler söylesem, söylediğim sözlere değil, doğrudan bana odaklanıyorsunuz. Hemen devekuşu edebiyatı, gerçekleri farklı gösterme bilmem nesi, "boş lafları geçelim" türü cümleler... Bu ne nedir böyle...

"Bu bütçe açığı nasıl karşılanacak?" dediniz, bende cevap mahiyetinde bir yazı yazdım. Eğer dediğiniz gibi yanlışlar varsa, yanlışları düzeltir, katılmadığınız noktaları belirtir geçersiniz. Bunun dışında ne bana devekuşu benzetmesi yapabilirsiniz, ne söylediklerime "boş laflar" diyebilirsiniz... Bakın kaç senedir, her sene "ekonomi çökecek!" diye tozu dumana katıyorsunuz. Ne hikmetse bir türlü çökmedi şu ekonomi... Biz buna rağmen çıkıp "boş lafları geçelim" diyormuyuz?... Sizin "çöküşe odaklanmış" fikirlerinizi de memnuniyetle okudum, okurum ancak burada kimse size katılmak zorunda değil. Bu yüzden kimseyi hor görme hakkına sahip olduğunuzu sanmayın. Küçük dağlarınızın zirvelerinde dolaşıp, herkesi devekuşu gibi görerek bir yere varamazsınız...


Bu mesaja 2 cevap geldi.
V
17 yıl (12525 mesaj)
Yarbay

quote:

Orijinalden alıntı: Dellci


quote:

Orijinalden alıntı: vezir
evet sadece değişmeyen gerçeği hatırlatmış oluruz. gerçeği görmeyip de devekuşu misali yaşayanlar ,kafalarını çukurdan çıkardıklarında farklı bir dünya görecekler. siz halen ekonominin devekuşu görüşünü desteklemeye devam edip gerçekleri farklı göstermekte israr ederseniz, elimden başka birşey gelmiyor ben okuyanlar için bilgi veriyorum. Siz zaten görüşünüzde kafanızı çıkurdan çıkarmamakta ısrarcı olacağınızı her yazıda belli ediyorsunuz .


Gerçekleri farklı gösterdiğimi söyleyerek iftira atıyorsunuz. Eğer yanlış birşey söylediysem, düzeltmekte özgürsünüz. Buna bende memnun olurum.
Ancak ne zaman birşeyler söylesem, söylediğim sözlere değil, doğrudan bana odaklanıyorsunuz. Hemen devekuşu edebiyatı, gerçekleri farklı gösterme bilmem nesi, "boş lafları geçelim" türü cümleler... Bu ne nedir böyle...

"Bu bütçe açığı nasıl karşılanacak?" dediniz, bende cevap mahiyetinde bir yazı yazdım. Eğer dediğiniz gibi yanlışlar varsa, yanlışları düzeltir, katılmadığınız noktaları belirtir geçersiniz. Bunun dışında ne bana devekuşu benzetmesi yapabilirsiniz, ne söylediklerime "boş laflar" diyebilirsiniz... Bakın kaç senedir, her sene "ekonomi çökecek!" diye tozu dumana katıyorsunuz. Ne hikmetse bir türlü çökmedi şu ekonomi... Biz buna rağmen çıkıp "boş lafları geçelim" diyormuyuz?... Sizin "çöküşe odaklanmış" fikirlerinizi de memnuniyetle okudum, okurum ancak burada kimse size katılmak zorunda değil. Bu yüzden kimseyi hor görme hakkına sahip olduğunuzu sanmayın. Küçük dağlarınızın zirvelerinde dolaşıp, herkesi devekuşu gibi görerek bir yere varamazsınız...


ekonomi zaten çöktü bunu hale göremiyor musunuz . Evet her insan en iyi şeyi hakeder ama ilerleme kaydeder ise ,geçerli.
Kimseyi küçük görmüyor sadece uzun süredir yazılanları link olarak veriyorum. kendi fikirlerimi uzun sayfalar önce yazdım bir değişiklik yok .Sadece bekliyorum.

Boş laf konusuna takılmışsınız ama büyük bir yanlışın içindeki küçük doğruları cızbızla çekerseniz bunlar doğru değil boş laf olur(farklı şekilde de anlatılabilir) . Asıl önemli olan büyük doğruyu ve mutlak olanı görebilmektir. Ekonomik planlar ise hep daha iyi olsun diye yapılır baştan hatalıdır demek için parametreleri bilmek gerekir.Ben size PARA ile ilgili oldukça önemli birçok link verdim bunları okuduysanız ve halen BORÇ ile büyüme , bütçe açıklarının büyüklüğünün doğruluğu gibi fikirleri savunmakta ısrar ederseniz ,bunların küçük dilimler içinde doğru olarak göstermeniz ,aslı görmenize engel olur.

Bunu hükümetler yapabilir bu asli görevleri ve kimse durumunu kötü göstermek istemez. Ancak bizler bunu yaparsak büyük yanlışları doğru gibi görmeye başlar ve yanlışı referans verirseniz insanları hatalı bir noktaya yönlendirmiş olursunuz .

2 yanlış bir doğru yapmaz. Borç ile büyüme olmaz . kaç kere yazmam gerekiyor farklı şekilde anlatmam gerekiyor. Dünya ekonomileri büyük bir yanlışın üstünde oturuyor ve faiz ile büyüme rantını yiyerek emperyalizmi pekiştiriken ,bizim açıkları nasıl kapattığımızı iyi bilmemiz ve öngörmemiz lazım. Şimdi bunları yazsam cımbızla alır konuyu başka yerlere götürürsünüz(daha önce görüldüğü için böyle bir sonuç çıkartabiliyorum). Sorun bu değildir ne devletin fazla vergi alması ne de bütçenin açık vermesi . Yanlışı kendine referans alırsanız aradaki küçük doğruların hepsi yanlış olur.

şimdi bu hükümet otursun bu açığı nasıl finanse edeceğini düşünsün ne çare bulacak . Elimizdekileri sattık ve bütçe açığı küçükken finanse ettik , devlet kurumlarını sattık ama açık verdikçe bütçe açığına mani olamadık. Şimdi ekonomik sıkıntıya mı finanse edeceğiz .Merkez bankasının tahvillerini matbaalarda bastıkları ve karşılığı olmayan parayla alarak daha ne kadar idare edilecek sanıyoruz .Uyanmanın vakti çoktan geldi geçti.

Çöküş başlamıştır ve bunu göremeyenler için , son ne kadar hazin olacaktır. Bazen erbakan hocanın faiz ile söyledikleri şimdi aklıma geliyorda en azından doğruyu söylüyordu ama yanlış zamanda yanlış şekilde ifade ediyordu. şimdiki yönetime bakınca zeka ve anlayış farkı ortaya çıkıyor.

http://cokus.wordpress.com/

not: deve kuşu sadece bir kuştur ve ona bakış tarzımız bizim uydurduğumuz ancak empati ile bağdaştırılması gereken bir konudur. Ne ben dağlarda dolaşıyorum nede dağlar beni çağırıyor. Bu sadece zihin altınızın çocukken yaşadığınız ve büyük bir ihtimalle farkında olmadığınız bir sorunuz.Bu konuda ciddi bilgi sahibi olmak isterseniz link verebilirim .Ama birşeyler cımbızlayacaksanız birşey ifade etmeyecektir.

edit





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi vezir -- 19 Kasım 2009; 16:47:32 >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
V
17 yıl (12525 mesaj)
Yarbay

ikide bir likidetenin bolluğundan bahsediliyor ve kriz neden toplanır veya toplanamaz tartışmalar gidiyor. Merak edenler için birkaç yazı veriyorum. Olaya basit ama etkili bir şekilde anlatılmakta.

http://www.rolf-witzsche.com/peace/war.html

http://www.rolf-witzsche.com/peace/crash/index.html



G
17 yıl (101547 mesaj)
Yarbay

quote:

Orijinalden alıntı: Dellci
Bakın kaç senedir, her sene "ekonomi çökecek!" diye tozu dumana katıyorsunuz. Ne hikmetse bir türlü çökmedi şu ekonomi...


< Resime gitmek için tıklayın >

Çökme daha nasıl olacak ki?
Savaş yılları dışında yaşandı mı hiç bu utanç Anadolu toprağında?


Bu mesaja @Dellci cevap verdi.
D
17 yıl (2034 mesaj)
Binbaşı

quote:

Orijinalden alıntı: vezir

ekonomi zaten çöktü bunu hale göremiyor musunuz.

Hayır çökmedi. Zorla mı?


quote:

Boş laf konusuna takılmışsınız ama büyük bir yanlışın içindeki küçük doğruları cızbızla çekerseniz bunlar doğru değil boş laf olur(farklı şekilde de anlatılabilir) . Asıl önemli olan büyük doğruyu ve mutlak olanı görebilmektir. Ekonomik planlar ise hep daha iyi olsun diye yapılır baştan hatalıdır demek için parametreleri bilmek gerekir.Ben size PARA ile ilgili oldukça önemli birçok link verdim bunları okuduysanız ve halen BORÇ ile büyüme , bütçe açıklarının büyüklüğünün doğruluğu gibi fikirleri savunmakta ısrar ederseniz ,bunların küçük dilimler içinde doğru olarak göstermeniz ,aslı görmenize engel olur.

Yine "cımbız" edebiyatı...
Sayın vezir, sizin taşıdığınız haberde bütçe açığı verilmiş, bende bütçe açığı ile ilgili birşeyler yazdım.
(Yanlış birşey de yazmadım, yazdıysam düzeltin. Ama düzeltmiyorsunuz, sadece laf üretiyorsunuz.) Ne yani? Siz bütçe açığından konuşurken, ben global ekonomi hakkında mı konuşmalıydım? Siz bütçeyi söylediniz, bende bütçeyi söyledim...


quote:

Bunu hükümetler yapabilir bu asli görevleri ve kimse durumunu kötü göstermek istemez. Ancak bizler bunu yaparsak büyük yanlışları doğru gibi görmeye başlar ve yanlışı referans verirseniz insanları hatalı bir noktaya yönlendirmiş olursunuz .

Aynı şekilde muhalifler de genelde durumu kötü göstermek ister... Her konuda "çöküş" edebiyatı yaparlar...


quote:

şimdi bu hükümet otursun bu açığı nasıl finanse edeceğini düşünsün ne çare bulacak . Elimizdekileri sattık ve bütçe açığı küçükken finanse ettik , devlet kurumlarını sattık ama açık verdikçe bütçe açığına mani olamadık. Şimdi ekonomik sıkıntıya mı finanse edeceğiz .Merkez bankasının tahvillerini matbaalarda bastıkları ve karşılığı olmayan parayla alarak daha ne kadar idare edilecek sanıyoruz .Uyanmanın vakti çoktan geldi geçti.

"Elimizdekileri sattık" derken özelleştirmelere nasıl baktığınız anlaşılıyor. Bu bütünüyle farklı bir konu olduğu için girmiyorum ama bütçe açıklarının özelleştirmelerle finanse edildiğini söylemişsiniz, bu asla gerçeği yansıtmıyor. Çünkü kanunen özelleştirmelerden elde edilen gelirler bütçeye dahil edilemez. Özelleştirme gelirleri Hazine'ye kaynak olarak aktarılır
Ayrıca bütçe açığının karşılığı olmayan para ile karşılandığını neye dayandırarak söylüyorsunuz? Elinizde ne kadar para basıldığına dair nasıl bir bilgi var?
Gelişi güzel konuşmanın faydası yok sayın vezir... Hazine bonosu asla karşılıksız para değildir. Vaktinden önce veya vaktinde bozdurarak anında nakit paraya çevirebilirsiniz. Yine devlet tahvili aynı şekilde nakite çevrilebilir.

Bütçe açığı, kamu harcamalarının kamu gelirlerinden fazla olması durumudur. Kriz ortamlarında belirsizlikler sebebiyle kamu gelirleri doğru hesaplanamayabilir. Kamu harcamalarında ise durum büyük çoğunlukla belirsizdir. Bu bile bütçe açığı oluşmasına bir nedendir. Bakınız, bütçe açığından yola çıkarak "sosyal patlama olacak" düşüncesine sahip olmak, zaten olaya en başından yanlış baktığınızın kanıtıdır. Çünkü bütçe açıkları temelde milleti memnun edebilmek için verilir. Bakınız sağlık harcamaları, eğitim harcamaları, vatandaşları konut sahibi yapabilme yatırımları gibi bütçe giderleri, en büyük giderler arasındadır. Yine su, elektrik, doğalgaz temini, güvenlik harcamaları, çarpık kentleşmenin önüne geçilmesi gibi büyük kalemler vardır. Kriz ortamlarında devletler vatandaşlarını sosyal yönden koruyabilmek için sosyal yardım harcamalarını ihtiyaç doğdukça arttırmak durumunda kalır. Yani devlet vatandaşa karşılıksız olarak yardım eder. Bu da yine bütçe açığı verilmesine yol açar. Aynı şekilde istihdamın azalması, büyük bütçe açığına sebebiyet verir. Krizde özel sektörün sunamadığı istihdamı, devlet fazla iş gücünü istihdam ederek, bütçeye beklenmedik bir harcama çıkartabilir. Bütün bunlara bir çarpan olarak nüfus artışını da eklemek gerekmektedir.
Yani dediğim gibi bütçe açığı laf olsun diye verilen birşey değildir. Olaya sizden tümüyle farklı bakıyorum.
Emin olun, bütçe açığı oluşmasaydı ben rahatlıkla diyebilirdim ki "sosyal patlama olacak!"...


quote:


not: deve kuşu sadece bir kuştur ve ona bakış tarzımız bizim uydurduğumuz ancak empati ile bağdaştırılması gereken bir konudur. Ne ben dağlarda dolaşıyorum nede dağlar beni çağırıyor. Bu sadece zihin altınızın çocukken yaşadığınız ve büyük bir ihtimalle farkında olmadığınız bir sorunuz.Bu konuda ciddi bilgi sahibi olmak isterseniz link verebilirim .Ama birşeyler cımbızlayacaksanız birşey ifade etmeyecektir.

edit

Sayın vezir, size daha önce de 100 kere söyledim. Benim hakkımda yorum yapamazsınız. Benimle ilgili herhangi bir söz söyleyemezsiniz. Bu sizin seviyenizi belli eder.
Defalarca söylememe rağmen hala laftan anlamayışınız da başlı başına bir göstergedir. Bir süre sonra yine aynı şeyi tekrarlayacağınızı da geçmişte deneyimledik,yine deneyimliyoruz. Bu yüzden ne söylesem boşuna. Nasrettin Hoca gibi "Ya tutarsa?" diyerek tekrar tekrar söylemekten başka birşey elimden gelmez. Lütfen benim şahsım hakkında yorum yazmayınız.



D
17 yıl (2034 mesaj)
Binbaşı

quote:

Orijinalden alıntı: lehrer35


quote:

Orijinalden alıntı: Dellci
Bakın kaç senedir, her sene "ekonomi çökecek!" diye tozu dumana katıyorsunuz. Ne hikmetse bir türlü çökmedi şu ekonomi...


< Resime gitmek için tıklayın >

Çökme daha nasıl olacak ki?
Savaş yılları dışında yaşandı mı hiç bu utanç Anadolu toprağında?





Ajitasyon ve duygu sömürüsü yapmayın sayın lehrer. Bu durumun konumuzla ne alakası var?...
Adamcağızı ailesi yalnız bırakmış, 300 lira gazi maaşı ile tek başına yaşıyormuş. Bir binada bekçilik yapıyor ve orada kalıyormuş. Her türlü işini kendisi halleden bir insanmış ve arasıra şehire inermiş. Belli ki bir rahatsızlıktan ötürü, halsizlikten ötürü (felç olabilir) oracıkta kalakalmış ve vefat etmiş. Renkli bir resim bulabilirseniz adamcağınızın baş ucunda 2 litrelik dolu kola şişesini görürsünüz. Açlıktan ölecek kadar sefalet çekmediğini düşünüyorum. Yani en azından açar kolayı içerdi, öyle değil mi?

http://videonuz.ensonhaber.com/izle/gazi-acliktan-oldu


Bu mesaja 1 cevap geldi.
V
17 yıl (12525 mesaj)
Yarbay

quote:

Sayın vezir, size daha önce de 100 kere söyledim. Benim hakkımda yorum yapamazsınız. Benimle ilgili herhangi bir söz söyleyemezsiniz. Bu sizin seviyenizi belli eder.
Defalarca söylememe rağmen hala laftan anlamayışınız da başlı başına bir göstergedir. Bir süre sonra yine aynı şeyi tekrarlayacağınızı da geçmişte deneyimledik,yine deneyimliyoruz. Bu yüzden ne söylesem boşuna. Nasrettin Hoca gibi "Ya tutarsa?" diyerek tekrar tekrar söylemekten başka birşey elimden gelmez. Lütfen benim şahsım hakkında yorum yazmayınız.


Bu yüzden kimseyi hor görme hakkına sahip olduğunuzu sanmayın. Küçük dağlarınızın zirvelerinde dolaşıp, herkesi devekuşu gibi görerek bir yere varamazsınız...
bu yazı ve fikir size ait değil mi?




önce çuvaldızı kendinize batırın da sonra bu yorumu yapınız. benim ne söyleyeceğimi siz belirleyemezsiniz . Hakaret varsa neye alındığınızı bildiriniz gerekirse siler veya düzeltirim. Ama yorum yapmama karışamazsınız daha ekonominin e sinden başlayarak anlamanız gereken onlarca bilgi varken yorum yapıp bir de buınları size geri bildirine karşı yaptırımda bulunmak istiyorsunuz .Olmaz , hatalı olduğum yerlerin altını çizin ve geri bildiriniz o kadar .Ötesini lütfen bana bırakın.


Bu mesaja 1 cevap geldi.
V
17 yıl (12525 mesaj)
Yarbay

quote:


"Elimizdekileri sattık" derken özelleştirmelere nasıl baktığınız anlaşılıyor. Bu bütünüyle farklı bir konu olduğu için girmiyorum ama bütçe açıklarının özelleştirmelerle finanse edildiğini söylemişsiniz, bu asla gerçeği yansıtmıyor. Çünkü kanunen özelleştirmelerden elde edilen gelirler bütçeye dahil edilemez. Özelleştirme gelirleri Hazine'ye kaynak olarak aktarılır
Ayrıca bütçe açığının karşılığı olmayan para ile karşılandığını neye dayandırarak söylüyorsunuz? Elinizde ne kadar para basıldığına dair nasıl bir bilgi var?
Gelişi güzel konuşmanın faydası yok sayın vezir... Hazine bonosu asla karşılıksız para değildir. Vaktinden önce veya vaktinde bozdurarak anında nakit paraya çevirebilirsiniz. Yine devlet tahvili aynı şekilde nakite çevrilebilir.


para , para basımı ve ekonomihakkında lütfen verdiğim linkleri okuduktan sonra yorum yapın yoksa sözleriniz havada asılı kalıyor . Kriz teğet geçecek lafı gibi.


Bu mesaja 1 cevap geldi.
V
17 yıl (12525 mesaj)
Yarbay

1-Hazine bonosu asla karşılıksız para değildir. PEKİ NEDİR

http://www.abank.com.tr/pages.aspx?pgID=132
PARA nedir önce buradan başlamalısınız.

15 ağustos 1971 den sonra herşey değişmiştir bu yüzden çöküşün içerisindeyiz. Yoksa altının fiyanın artmaması gerekşr idi . Nereye gideceğini acaba biliyor muyuz .Bazı arkadaşların yorumlarınıza bakarak biraz önyargılı olacak ama ''hiç sanmıyorum'' diyeceğim.

http://economics.about.com/cs/economicsglossary/g/bretton_woods.htm


uzun ve geçmişe dönük açıklamahttp://en.wikipedia.org/wiki/Bretton_Woods_system

içinde bulunduğumuz birkaç yılın neden bu kadar önemli olduğu ile ile ilgili temel kavramlar

http://economics.about.com/cs/inflation/a/deflation.htm

quote:

Factors influencing the gold price
----------------------------------------

Today, like all investments and commodities, the price of gold is ultimately driven by supply and demand. Unlike most other commodities, the hoarding and disposal plays a much bigger role in affecting the price, because most of the gold ever mined still exists and is potentially able to come on to the market for the right price.[13][14] At the end of 2006, it was estimated that all the gold ever mined totaled 158,000 tonnes.[15] This can be represented by a cube with an edge length of just 20.2 meters, nearly the length of an Olympic-sized swimming pool.

Given the huge quantity of stored gold, compared to the annual production, the price of gold is mainly affected by changes in sentiment, rather than changes in annual production.[16] According to the World Gold Council, annual mine production of gold over the last few years has been close to 2,500 tonnes.[17] About 2,000 tonnes goes into jewellery or industrial/dental production, and around 500 tonnes goes to retail investors and exchange traded gold funds.[17] This translates to an annual demand for gold to be 1,000 tonnes in excess over mine production which has come from central bank sales and other disposal.[17]

Central banks and the International Monetary Fund play an important role in the gold price. At the end of 2004 central banks and official organizations held 19 percent of all above-ground gold as official gold reserves.[18] The Washington Agreement on Gold (WAG), which dates from September 1999, limits gold sales by its members (Europe, United States, Japan, Australia, Bank for International Settlements and the International Monetary Fund) to less than 400 tonnes a year.[19] European central banks, such as the Bank of England and Swiss National Bank, have been key sellers of gold over this period.[20] Although central banks do not generally announce gold purchases in advance, some, such as Russia, have expressed interest in growing their gold reserves again as of late 2005.[21] In early 2006, China, which only holds 1.3% of its reserves in gold,[22] announced that it was looking for ways to improve the returns on its official reserves. Some bulls hope that this signals that China might reposition more of its holdings into gold in line with other Central Banks. India has recently purchased over 200 tons of gold which has led to a surge in prices.[23


Bank failures
When dollars were fully convertible into gold, both were regarded as money. However, most people preferred to carry around paper banknotes rather than the somewhat heavier and less divisible gold coins. If people feared their bank would fail, a bank run might have been the result. This is what happened in the USA during the Great Depression of the 1930s, leading President Roosevelt to impose a national emergency and to outlaw the ownership of gold by US citizens.[24]

quote:

Low or negative real interest rates


If the return on bonds, equities and real estate is not adequately compensating for risk and inflation then the demand for gold and other alternative investments such as commodities increases. An example of this is the period of Stagflation that occurred during the 1970s and which led to an economic bubble forming in precious metals.[25][26]

quote:

War, invasion, looting, crisis


In times of national crisis, people fear that their assets may be seized and that the currency may become worthless. They see gold as a solid asset which will always buy food or transportation. Thus in times of great uncertainty, particularly when war is feared, the demand for gold rises.[27][28]


Bu mesaja 1 cevap geldi.
V
17 yıl (12525 mesaj)
Yarbay

The American Dollar and the World Economy

global trade has grown, so has the need for international institutions to maintain stable, or at least predictable, exchange rates. But the nature of that challenge and the strategies required to meet it evolved considerably since the end of the World War II -- and they were continuing to change even as the 20th century drew to a close.

Before World War I, the world economy operated on a gold standard, meaning that each nation's currency was convertible into gold at a specified rate. This system resulted in fixed exchange rates -- that is, each nation's currency could be exchanged for each other nation's currency at specified, unchanging rates. Fixed exchange rates encouraged world trade by eliminating uncertainties associated with fluctuating rates, but the system had at least two disadvantages. First, under the gold standard, countries could not control their own money supplies; rather, each country's money supply was determined by the flow of gold used to settle its accounts with other countries. Second, monetary policy in all countries was strongly influenced by the pace of gold production. In the 1870s and 1880s, when gold production was low, the money supply throughout the world expanded too slowly to keep pace with economic growth; the result was deflation, or falling prices. Later, gold discoveries in Alaska and South Africa in the 1890s caused money supplies to increase rapidly; this set off inflation, or rising prices.

bu isstem şu anda kullanılmamakta pasılan paranın kontrolü uzun süre önce kaçmıştır.

1971-Present: Dollar Reserve Standard

Under the dollar reserve standard, the U.S. dollar was the most favored currency for nations of the world to use as reserves, which continued as a trend for over 30 years.[24] At the beginning of the dollar reserve standard, the 1970s became a period of high inflation.[25] As a result, in July 1979 Paul Volcker was nominated by President Carter as Chairman of the Federal Reserve Board. He tightened the money supply, and by 1986 inflation had fallen sharply.[26] In October 1979 the Federal Reserve announced a policy of "targeting" money aggregates and bank reserves in its struggle with double-digit inflation.[27]

In January 1987, with retail inflation at only 1%, the Federal Reserve announced it was no longer going to use money-supply aggregates, such as M2, as guidelines for controlling inflation, even though this method had been in use from 1979, apparently with great success. Before 1980, interest rates were used as guidelines; inflation was severe. The Fed complained that the aggregates were confusing. Volcker was chairman until August 1987, whereupon Alan Greenspan assumed the mantle, seven months after monetary aggregate policy had changed.[28]

tüm hikaye için:http://en.wikipedia.org/wiki/Federal_Reserve_System

Measurement of economic variables

A lot of data is recorded and published by the Federal Reserve. A few websites where data is published are at the Board of Governors Economic Data and Research page,[124] the Board of Governors statistical releases and historical data page,[125] and at the St. Louis Fed's FRED (Federal Reserve Economic Data) page.[126] The Federal Open Market Committee (FOMC) examines many economic indicators prior to determining monetary policy.[12

ilgili tabloya mutlaka bakınız





< Resime gitmek için tıklayın >





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi vezir -- 20 Kasım 2009; 15:23:37 >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
V
17 yıl (12525 mesaj)
Yarbay

quote:

Bakınız, bütçe açığından yola çıkarak "sosyal patlama olacak" düşüncesine sahip olmak, zaten olaya en başından yanlış baktığınızın kanıtıdır.


tamamen bir önyargılı açıklama , karşınızdaki de kendiniz gibi sanmanız ,

konu ile bilginizin olmamasından

ilgili bağıntıları yapamanızdan ve

sonuç çıkarırken geçmişin birikiminin değerlendiremeyip , ekonomik yansımalarını kestirememenizden kaynaklanmaktadır.

buradan sosyal patlama ve bütçe açığı arasındaki bağıntıyı kurmanız gayet normal olduğu anlaşılmaktadır.



D
17 yıl (2034 mesaj)
Binbaşı

quote:

Orjinalden alıntı: vezir

Sosyala patlama olacak , o zaman mı tedbir alacaklar. Açık açıktır ,bir kapatan olmazsa.


Sayın vezir, bütçe açığından bahsederken bu cümleyi siz kullandınız.
Bu bütçe açığının finanse edilemediğini bir zahmet kanıtlayabilir misiniz?

Sanırım siz bütçe açığını duyunca "para bitti" olarak algılıyorsunuz. Durum tam olarak öyle değil. Toplanılan gelirler, giderleri karşılamıyorsa bütçe açığı olur. Bu demek değildir ki bu açık karşılanmıyor.
Şunu hatırlatmakta fayda görüyorum, Hazine Müsteşarlığı bütçeyi finanse etmek durumundadır. Eğer bütçede açık olursa, Hazine Müsteşarlığı bunu finanse eder. Hazine, "bir problem yok" diyorsa, siz neye dayanarak kapatılmayan bir bütçe açığından ve bunun neticesinde doğacak bir sosyal patlamadan bahsediyorsunuz?

Unutmayın bütçe konusunu siz açtınız, ben değil. Global çöküş sonucunda çıkacağı iddia edilen savaş şuanda bizim konumuz değildir.
Kehanetler içeren yazılardan ziyade, daha faydalı bilgiler içeren bir sunuma bakmak isterseniz buyrun,
http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/2009/BakanlarKurulu_1109.pdf




Bir anda sorduğum sorulara cevap verilmemesi olasılığı aklıma geldi. Hep karşımıza çıkıyor. Bu sefer buna müsade etmemeyi uygun görüyorum.
Benim insanları yanılttığımı söyleyenler olduğu için bunu bir hak olarak görmem doğal sanırım.
Kim insanları yanıltıyor, kim doğruyu söylüyor herkes görsün.

Bakınız, aşağıda Merkezi Yönetim Bütçe Dengesi ve Finansmanı ile ilgili aylık ve toplam verileri görebilirsiniz.
Kırmızı ile işaretlediğim kısımda bütçe açığının aylık ve toplamda birebir şekilde finanse edildiği görülmektedir.


< Resime gitmek için tıklayın >

Bu bilgi yeterli olmuştur sanırım.
Ortada finanse edilemeyen bir bütçe açığı olmadığına göre, bir sosyal patlama da beklememeliyiz herhalde.


Bu mesaja 1 cevap geldi.
V
17 yıl (12525 mesaj)
Yarbay

quote:

Şunu hatırlatmakta fayda görüyorum, Hazine Müsteşarlığı bütçeyi finanse etmek durumundadır. Eğer bütçede açık olursa, Hazine Müsteşarlığı bunu finanse eder.


nereden eder??


Bu mesaja 1 cevap geldi.
V
17 yıl (12525 mesaj)
Yarbay

kavramlar bilinmeden verinin kıyaslanmasının bir anlamı olamaz. Önce kavramların içeriğinin mikro ve mako ölçekte anlaşılması lazım kiyorum yapılabilsin. Sosyal patlamanın olabilirliği ancak bir yorumdur ve bu yorum makro ve mikro ölçekteki finansal gerçekler ile anlaşılabilir.

konuya örnmek olması açısından ülkedeki enflasyon belirli bir seviyede gösterirlir ve siz buna inanıp çarşıya çıkarsanız mikro ölçekte ,makronun gerçekleşme oranından çok farklı bir tablo ile karşılaşırsınız .
maaşınıza makro enflasyon oranı kadar zam yapılırken mikro ölçekte yapılan zammın çok daha fazlasının cebinizden çıkması sizin aile bütçeniz için bir kaos yaratır. Bunun finansmasını borç ile çözmek zorunda kalırsanız k ibugun için durum böyledir , bir müddet sonra bundan kaynaklanan mikto kaos makroyu tehtid eder hale gelebilcektir. Buraya kadarzaten aşağı yukarı herkes anlatıklarımımla aşağı yukarı hemfikir olduğunu sanıyorum Ama beklentilere gelince bütçenün kapatılması bekleriz , eğer bunu devlet finanse edecek ise nereden edecektir. Bugıne kadar bu hükümet ve bundan önceki hükümetlerde vergilerin artırılması ve sabit harcalamalardan finanse edilme yöntemi benimsendi .Ancak deflasyon ortamında harcamalar kısıldığı için bütçe açığının kısa vadede kapatılması beklentisi bir hayal olarak kalmaktadır. neden mi ?

aşagıda uzun bir yazıda öne çıkan başlıkları vermeye çalışayım,

The Death of Money - Deflation or Hyperinflation

quote:

Deflation is a decrease in the quantity of money (supply) below the demand for money. An increase in the purchasing power or value of money follows



quote:

Purchasing Power

Loss of purchasing power is crucial in understanding today’s financial crisis. Money is used as a medium of exchange to purchase other goods with. Purchasing power is literally the power that money has to purchase. The larger the quantity of goods that a unit of money can buy, the greater is its purchasing power; and the better off the consumer will be.

It is not the quantity or number of units of money that is important. What is important is the quantity of goods the unit of money can purchase. It is the quality of money (purchasing power) that is important. The greater the value of money the more goods it can buy


quote:


However, in a world run by central bankers that believe in excess credit creation spurred on by diminishing interest rates and exotic credit derivatives, savings is actually discouraged – consumption and debt is pushed as the opiate of the people. Central bankers have embarked on a zero interest rate policy in a mad dash to hell. Currency devaluation is taking place at unprecedented levels. Money is being destroyed


quote:

In a sound monetary system, as the savings pool is drawn down through lending, savings become scarcer. A higher rate of interest results to induce savers to part with their savings. In other words – the greater the demand for credit – the greater is the rate of interest. This puts a natural check on the amount of credit extended. In today’s new world order we have just the opposite: greater extension of credit by lower and lower interest rates. This is misguided monetary policy of the highest order. It will end badly if not fixed. There are answers




Staring Into the Abyss

Staring Into the Abyss

Deflation and hyperinflation are different in form, but are identical in substance – two sides of the razor sharp edge of debt. On either side lies the abyss. Deflation destroys debt through defaults and bankruptcies, hyperinflation by debasement and loss of purchasing power.

Which fork in the road will the economy take? One thing is certain: the decision is no longer in the hands of the producers as it should be. It now rests with the financial sector – the bond market: the debt market. In paper fiat land we live and breathe and have our being in a world of debt.

History is replete with bouts of deflation and hyperinflation. One distinction that history shows, however, is that hyperinflation ends the life of a currency – it no longer is accepted as the medium of exchange. Although deflation is wrought with pain and suffering, defaults, bankruptcies, job losses, depressions, etc.; the currency is not destroyed. The slate of debt is wiped clean and the game begins anew. Deflation prolongs the life of the currency; hyperinflation destroys the currency. The first allows the game to continue. The second ends the game.

uzatmayayım isteyen birşeyler anlamak ve öğrenmek isteyen yazıyı önyargısız okur.

son sözü baştan yumaşatarak söylemiştim .deflation OYUNUN BİTİŞİDİR ve kaosun başlangıcıdır ki bu noktadan sonrası için çeşitli yorumlar ve senoryalar ürettim. Kabul etmeyenler için son ne acı olacak ama oyunun bittiğini anlamayanlar için asıl ACI o zaman başlayacak.


http://news.goldseek.com/GoldSeek/1227279780.php


Bu mesaja 1 cevap geldi.
V
17 yıl (12525 mesaj)
Yarbay

olayı daha bir iranik şekilde anlatan bir yazı daha koyuyorum belki ingilizce olmasıdan dolayı tam olarak kavrayamayanlar olabilir. FAİZ denilen sistemin tüm dünya için ne olduğunun anlaşılması ve borçlu yaşamanın GERÇEK anlamını anlamanız için güzel bir anlatım.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

yazının sonuna kadar okumaya tahammül gösterebilirseniz hem PARA kavramını irdelemiş hem de yazının yazılış tarihi konusuna ilginç bir gerçek göreceksiniz.
=========================================
Küresel finansın tahakkümünün hikayesi

Larry Hannigan

Fabian yarınki kalabalığa yapacağı konuşmasını bir kez daha prova ederken heyecanlıydı. Hep prestij ve güce sahip olmak istemişti, ve şimdi rüyaları gerçek olacaktı. Mesleği gümüş ve altın işlemeciliği üzerine idi,mücevharat ve hediyelik eşyalar yapmaktaydı. Ancak hayatını kazanmak için elleriyle çalışmakfikrinden memnun değildi.. Heyecana, meydan okumaya ihtiyacı vardı ve şimdi planını işlemeye hazırdı.

Nesiller boyu insanlar ticarette takas sistemini kullanmaktaydı. Ailenin reisi, ailesinin tüm ihtiyaçlarını ya kendisi çalışarak temin ediyordu, ya da belli bir ticaret dalında uzmanlaşarak tedarik ediyordu. Kendi üretiminden ne arttırabiliyorsa başka insanların üretiminden artan ile takas ediyordu.

Kasabanın pazar yeri her zaman gürültülü ve tozluydu. Üstelik insanlar birbirlerine yüksek sesle bağırıp el sallıyor, takas yapacağı arkadaşını bulmaya çalışıyordu,. Zamanında mutlu ve sakin bir yerdi, fakat şimdilerde ise çok sayıda insan ve hırgür vardı. Pazarlıklar bir türlü sonuçlanmıyordu, her geçen gün karmaşıklaşan bir sistem hakimdi. Çene çalmaya devam etmenin alemi yoktu – mutlaka daha iyi bir sistem lazımdı.
Genel olarak insanlar hallerinden ve emeklerinin getirilerinden memnundular.

Her bir toplulukta basit birer “İDARE“ oluşturulmuştu; Böylece her bir bireyin özgürlük ve haklarını güvence altına alınmıştı, hiç kimse başka bir kişi ya da grupça arzusu dışında bir iş yapmaya zorlanamıyordu.



Bu misyon İdare’nin tek ve yegâne amacıydı. İdare’nin başı olan “ VALİ“ kendisini seçen yerel toplulukça gönüllü olarak destekleniyordu.

Ancak pazar yeri meselesi epeydir çözemedikleri bir sorun olarak önlerinde duruyordu. Bir bıçak kaç sepet mısır ederdi? Bir mi yoksa iki mi? Ya da bir inek at arabası kasasından daha mı değerliydi... vesaire vesaire. Hiç kimsenin aklına daha iyi bir sistem gelmiyordu.

Fabian daha önceden duyurusunu yapmıştı. “Bizim takas sisteminin sorunlarına bir çözümüm var, herkes yarınki halk toplantısına davetlidir.”



PARA

Ertesi gün, kasaba meydanında kalabalık bir toplantı yapıldı ve Fabian yeni sistemi hakkında her şeyi açıkladı ve sistemin adına “PARA” dedi . Anlatılanlar kulağa hoş gelmişti “Peki nasıl başlıyoruz?” diye sordu kalabalıktan birisi. Fabian, “hali hazırda mesleğimde kullanmakta olduğum altın çok uygun bir metaldir; Kararmaz ve paslanmaz, uzun süre kullanılabilir. Ben sanatkarlığımı kullanarak altından paralar yapacağım ve bunların her birine “1 DOLAR” diyeceğiz.” dedi.

Fabian, ilaveten, mal değerlerinin nasıl oluşacağını, paranın nasıl gerçek bir alışveriş aracı olacağını, ve “para”nın, takas dan çok daha iyi bir sistem olduğunu anlattı.

Vali sordu : “Ama bazı insanlar topraktan altın çıkarıp ve kendi paralarını yapabilir.”

“Bu çok haksızca olur” dedi Fabian. Cevabı hazırdı: “Sadece hükümet tarafından onaylanan paralar kullanılabilir, ve bunların üzerine özel bir mühür vurulur”. Bu makul bir şeydi. İnsanlar aralarında tartışmaya başlamıştı. Önce bu paradan herkese eşit miktarda dağıtılması önerildi biri tarafından. Fakat mum imalatçısı atıldı: “Bir dakika en çok benim almam lazım” dedi ve ekledi “herkes benim mumlarımı kullanıyor”. “Hayır” dedi çiftçi “Yiyecek olmazsa yaşam olmaz, asıl en büyük pay benim olmalı”. Sonuçsuz sataşmalar sürdü gitti.



Fabian bir müddet daha tartışmalara müdahale etmedi. Sonunda, “hiçbiriniz aranızda bir uzlaşmaya varamayacağınıza göre, size ihtiyacınız olan kadarını benden almayı teklif ediyorum. Geri ödeme gücünüz olduğu sürece, hiçbir sınır da olmayacaktır. Ne kadar çok para alırsanız yıl sonunda o kadar fazla geri ödemeniz gerekecektir.” dedi. İnsanlar sordu: “Ya sen ne kazanacaksın bu işten?”



FAİZ

“Burada ben “PARA ARZI” diye adlandırabileceğimiz bir hizmeti suduğum için, çalışmamın karşılığı olarak bana bir ödeme yapılması gerekir. Diyelim ki aldığınız her 100 birim para karşılığında bana borçlu olduğunuz her bir yıl için 105 birim ödeyeceksiniz. 5 birim para benim ücretim olacak ve bu 5 birime “ FAİZ” adını vereceğim.”
Gerçekten de bu işin başka bir yolu da görünmüyordu, hem de yüzde 5 de hayli düşük bir miktardı. İtiraz yoktu. “O halde bir sonraki cuma başlıyoruz.” dedi Fabian.



FİYAT

Fabian hiç zaman kaybetmedi. Gece gündüz çalışarak ihtiyaç olabilecek kadar parayı haftanın sonuna kadar hazırlamıştı. İnsanlar dükkanının önünde kuyruğa girdiler. Paralar valilik tarafınan muayene edilip onaylandıktan sonra sistem yürürlüğe koyuldu. Bazı insanlar azar azar borç alarak yeni sistemi denemek üzere pazara gittiler…
Ne kadar harika bir şeydi bu para!.. İnsanlar çok kısa bir zamanda her şeyi bu altın para üzerinden değerlemeye başladılar. Bu değerlemeye “FİYAT” adını verdiler, ve fiyat esas olarak o malı üretmek için gereken emek miktarına bağlı oldu. Emek ne kadar yüksekse fiyat o kadar pahalı, emek ne kadar az ise fiyat da o denli ucuzdu..
Kasabada Alan isminde bir tek saat yapımcısı vardı. Yaptığı saatlerin fiyatı yüksekti, çünkü herkes kendine bir saat edinmek için bu meblağları ödemeye razıydı.



REKABET

Ancak yeni bir saat imalatçısı ortaya çıkmıştı. Satış yapabilmek için fiyatlarını Alan’dan daha az tutuyordu. Sonunda Alan da fiyatlarını düşürmeye zorlanmıştı. Netice itibarıyla her iki imalatçı da en düşük fiyattan en iyi kaliteyi sunmaya gayret ediyordu. Bu gerçek anlamda “REKABET” di.



SEÇME ÖZGÜRLÜĞÜ

Aynı durum inşaatçılar, nakliyeciler, muhasebeciler, çiftçiler, hatta her iş kolu için geçerli olmaya başlamıştı. Müşteriler hangisinin fiyat uygunsa onu seçtiler-bu “SEÇME ÖZGÜRLÜĞÜ” idi. Diğer insanların işe atılmasını engelleyen ruhsat ya da tarifeler gibi suni düzenlemeler yoktu. Yaşam standartı yükselmişti; İnsanlar daha önceleri nasıl da hayatlarında para olmadan yaşadıklarına şaşıyorlardı.

Yılın sonunda Fabian kendisine boçlu olanları ziyaret etmeye başlar. Bazılarının borç aldıkları paradan daha fazla parası birikmişti, bu kimilerinin elinde daha az para olması demekti, çünkü başlangıçta piyasaya arz edilen para miktarı sabit ve belli idi. Yıl sonunda kazançlı olanlar borç aldıkları 100 artı 5 birim faizi geri ödediler, fakat yeni yılda da devam etmek için borç almak zorundaydılar.



BORÇ

Ötekiler, hayatlarında ilk kez “BORÇLU” olduklarını keşfettiler. Fabian’ın onlara yeniden borç vermeden önce ellerindeki varlıkların bir kısmını rehin alması gerekti. Yeni yılın başında herkes piyasaya – o elde etmesi hep çok zor olan ekstra 5 doları bulmaya- çıktı. Bütünsel olarak bakıldığında, hiç kimse kasabanın toplamdaki borcunun ödenemeyeceğinin farkına varamamıştı. Çünkü borç olarak insanlara verilen her bir 100 dolar için istenen 5 dolar’lar piyasaya hiçbir zaman sürülmemişti ki bunlar ticari faaliyetler sonucunda kazanılabilsin ve borçlar geri ödenebilsin!...



Hiç kimse, ama sadece Fabian faizlerin geri ödenebilmesinin imkansız olduğunu görüyordu. Ekstra para (faiz karşılığı 5 dolarlar) hiç piyasaya sürülmemişti; dolayısıyla hep birileri oyun dışında kalıp şansını kaybedecekti. Tabi ki Fabian da yaşamını sürdürebilmek için kazandığının bir kısmını harcıyordu. Fakat bu miktar kasabanın ekonomik büyüklüğünün yüzde 5'i kadar olamazdı!.. Ayrıca zaten kuyumculuk mesleğini sürdürüyor ve oradan da kazanç temin edip rahat bir hayat sürüyordu.

Fabian’ın dükkanının arka odasında sağlam bir kasası vardı ve insanlar ihtiyaç fazlası paralarını geçici süreleğine muhafaza etmesi için Fabian’a teslim ediyorlardı. Bunun karşılığında Fabian paranın miktarına ve kasada tutulma süresine bağlı olarak küçük bir miktarda bir ücret talep ediyordu. Yatırılan miktar karşılığında da para sahibine makbuz veriyordu.



Normalde birisi alışverişe çıktığında bir sürü altın parayı üstünde taşımıyordu. Dükkan sahibine almak istediği malların değeri karşılığında elinde bulunan makbuzlardan veriyordu. Dükkan sahipleri de bu makbuzları kabul ediyorlardı; çünkü bunları Fabian’a geri götürdüklerinde karşılığı kadar altın parayı alacaklarından emindiler.
Artık elden ele altın paralar yerine makbuzlar dolaşmaktaydı. İnsanlar bu makbuzlara büyük itimat duyuyorlardı ve bunların da altın paralar kadar kullanışlı olduğunu kabul etmekteydiler.

Çok geçmeden Fabian, artık insanların altın paralarını nadiren geri istediklerinin farkına vardı. Şöyle düşünmektedi: “Burada oturuyorum ve tüm bu altınları elimde tutuyorum ve hala çok çalışan bir zanaatkarım. Bunun hiçbir mantığı yok! Dışarıda burada yatmakta olan altınları kullanmak isteyecek ve bunun karşılığında bana faiz ödemekten memnun olacak onlarca insan var. Doğru, bu altınlar benim değil, fakat benim elimin altında. Önemli olan da bu. Yeni para yapmama aslında pek de gerek yok. Kasada bulunan bu paraların bir kısmını pekala kullanabilirim.”



Başlangıçta oldukça temkinliydi; azar azar ve geri ödemede çok güvenilir olanlara, teminat da alarak, borç veriyordu. Ancak zamanla daha cesur olmaya başladı ve daha yüksek meblağlarda borç verdi. Bir gün oldukça yüksek miktarda borç talebi gelmişti. Fabian müşteriye şöyle bir teklifte bulundu. “Tüm bu altın paraları yanınızda alıp taşıyacağınıza sizin adınıza bir hesap açalım ve talep ettiğiniz para miktarı karşılığı kadar makbuz verelim.” Müşteri kabul eder ve elinde bir deste makbuzla işine döner. Müşteri borç almıştır; Ancak altın hala kasada durmaktadır. Müşteri çıkınca Fabian gülümser. “ Tuhaf bir durum, altını borç verebilmekte ama hala kasasında, elinin altında tutabilmektedir.”

Dostlar, yabancılar, hatta düşmanlar bile işlerini yürütmek için fonlara ihtiyaç duymaktadırlar ve geri ödeme güvencesi verebildikleri sürece istedikleri kadar borç alabilmektedirler. Fabian sadece makbuz keserekten kasadaki altın miktarının mislince borç verebilmektedir ve işin ilginci kasadaki altınlar kendisine ait değildi bile!...Gerçek sahipler altın paralarını geri talep etmedikleri ve insanların itimadı temin edildiği müddetçe her şey yolundaydı.



Herbir kişiye ait boç ve kredileri gösteren bir defter tutmaktaydı. Bu borç verme işi oldukça kazançlı bir iş olmuştu doğrusu.

Toplumdaki sosyal statüsü, servetiyle birlikte artmaktaydı. Önemli bir adam haline gelmekte, saygı görmekteydi.Finans sözkonusu olduğunda, söyleyecekleri sanki kutsal sözler idi.

Diğer kasabalardaki meslekdaşları Fabian’ın yapmakta olduklarını merak etmekteydiler. Bir gün Fabian’ı ziyaret etmek istediklerini söylediler. Bir araya geldiklerinde Fabian onlara faaliyetlerini açıkladı, gizliliğe olan ihtiyacın çok ama çok önemli olduğunu vurguladı.



GİZLİ İTTİFAK

Eğer planları açığa çıkarsa, tüm tezgah başarısız olacaktı. Böylece hep beraber kendi “GİZLİ İTTİFAKLARINI” kurdular.

Herbiri kasabalarına dönüp Fabian’ın öğrettiklerini uygulamaya başladılar.

İnsanlar Artık makbuzları da altın para gibi güvenle kabul ediyordu ve aynı para gibi hesaba yatırılabiliyordu. Bir tüccar başka bir tüccardan mal aldığında Fabian’a kendi hesabından diğer tüccarın hesabına transfer edilmek üzere kısa bir talimat yazıp ödemesini gerçekleştirebiliyordu. Defterdeki rakamları ayarlamak Fabian için birkaç dakikalık bir iş idi.



ÇEK

Bu yeni sistem çok popüler oldu ve bu talimat notlarına “ÇEK” adı verildi.

Gece geç saalerde yine bir gün Fabian meslekdaşlarını bir toplantıda bir araya getirdi ve yeni planını açıklamaya başladı. Ertesi gün tüm kasabaların valileri toplantıya davet edilidi ve Fabian anlatmaya başladı. “Bizim emisyona sunduğumuz makbuzlar biliyorsunuz oldukça popüler oldu. Eminim ki siz valilerimizde bunları kullanıyorsunuz ve kullanışlı da buluyorsunuz” Valiler tasdik etmekle beraber sorunun ne olduğunu merak etmekteydiler." "Baylar bazı makbuzlar kalpazanlar tarafından taklid edilmektedir. Ve buna bir an evvel son verilmelidir.” diye devam etti Fabian. Valiler telaşlandılar. “Ne yapılmalıdır?” diye sordular. Fabian: “Önerim şöyledir. Birinci olarak, para basma işi yeni banknotlar olarak İdare’nin görevi olsun. Para özel bir kağıda basılsın üzerinde taklid edilmesi zor hassas tasarımlar bulunsun ve ayrıca her bir banknot da Baş Vali tarafından imzalansın. Bizler kuyumcular olarak tüm baskı masraflarını üstlenmekten memnuniyet duyarız. Çünkü bizi birçok makbuz yazmak için harcadığımız zamandan da kurtaracaktır.”

Valiler şöyle bir akıl yürütme yaptılar: “Bu kalpazanlara karşı halkımızı korumak bizim vazifemizdir ve Fabian’ın teklifi de iyi bir fikir gibi görünmektedir.” Sonuçta valiler İdare’nin banknotları basmasına karar verdiler.
“İkinci olarak” Fabian devam eder: “Bazı insanlar altın madeni işleterek kendi paralarını yapmaktadır. Önerim bir kanun yaparak, tüm altın bulanların elindekileri İdare’ye teslim etmesi sağlanmalıdır. Tabi ki değeri karşılığı kadar altın para ve kağıt para kendilerine verilmelidir.” Teklif iyi bir fikir gibi gözüktü ve İdare yüksek miktarda yeni kağıt para bastı. Her bir kağıt para üzerinde değerleri yazılıydı; $1, $2, $5, $10 vb. Düşük baskı maliyetleri de sarraflarca karşılandı.



Kağıt banknotların taşınması oldukça pratikti ve kısa zamanda insanlarca benimsendi. Bununla beraber tüm popülerliğine rağmen yeni banknot ve metal paralar ekonomik işlemlerin sadece yüzde 10’unda kullanılmaktaydı. Kayıtlara göre çek sitemi geri kalan yüzde 90’ı kapsıyordu.

Planının bir sonraki aşaması başladı. Şimdiye değin paralarının muhafazası karşılığında, insanlar Fabian’a ödeme yapıyorlardı. Kasaya daha çok para çekmek amacıyla Fabian mevduat sahiplerine yüzdde 3 faiz vermeyi teklif etti.

İnsanların çoğu öyle zannediyordu ki, Fabian kendilerinden yüzde 3 ile topladığı paraları başkalarına tekrar yüzde 5 ile verirken sadece yüzde 2 kazanıyordu. Üstelik eskiden paralarının muhafazası için para öderlerken, şimdi yüzde 3 faiz aldıkları için işin aslını sorgulamaya hiç niyetli görünmüyorlardı.

Tasarruf mevduatları büyüyordu ve kasadaki bu ilave parayla Fabian yatırılan her $100 lık kağıt ve altın para ile $200, $300, $400 bazen de $900 ‘lık boçlar verebiliyordu. Fabian bu 9’a 1’lik oranda çok dikkatli olmalıydı. Çünkü her 10 insandan 1’i ihtiyaç duyup parasını, banknot yada altın para olarak, talep edebiliyordu.

Eğer ihtiyaç olduğunda kasalarda yeterince para bulunmadığı ortaya çıkarsa insanlar şüphelenebilirdi. Bununla beraber, hesaplar şöyle çalışmaktaydı. Fabian kendi yazdığı çeklerle verdiği $900’lık bir borca karşılık $45 ‘lık bir faiz geliri ( $900’ ın yüzde 5’ i )elde ediyordu. Borç art faiz $945 olarak geri ödendiğinde defterindeki $900’lık borç silinmekte Fabian da $45 ‘ını almaktaydı. Bu halde kasasına yatırılan $100’a (ki aslında kasasını hiç terk etmemektedir) ½3 faiz vermekten gayet memnun kalmaktadır. Bunun anlamı şuydu: Mevduatta bulunan her $100 karşılığında %42 kar etmek mümkündü ve çoğu insan sadece yüzde 2 kar ettiğine inanıyordu.. Diğer kuyumcular da aynısını yapmaktaydı. Bir kalem darbesiyle havadan para yaratmakta ve bunun üzerine de faiz koymaktaydılar.



Doğru, artık altın para ve banknotu basmıyorlardı. Onların yerine, parayı İdare basıyor ve dağıtıma sokmaları için kuyumculara veriyordu. Fabian’ın tek masrafı küçük baskı maliyetleriydi. Ve hala, yoktan kredi paraları yaratmakta ve üzerine faiz işletmekteydiler. Yine de insanlar para arzı işlevinin bir kamu operasyonu olduğuna inanıyorlardı. Üstelik de Fabian borç olarak dağıttığı paraların insanlar tarafından kendisine yatırılan paralar olduğunu düşünüyorlardı; oysa Fabian birine borç verdiğinde, hiçbir mudinin yatırdığı paranın eksilmemesi çok tuhaf bir durumdu. Eğer insanlar yatırdıkları parayı aynı anda çekmeye teşebbüs etseler düzenbazlık ortaya çıkacaktı.
Kağıt ya da metal para olarak bir borç talebi geldiğinde bir sorun yoktu. Fabian’ın tek yapması gereken, İdare’ye baş vurmaktı. Nüfustaki ve üretimdeki artıştan dolayı daha fazla paraya ihtiyaç olduğunu anlatarak, küçük baskı masrafları karşılığında parayı temin ederdi.

Bir gün bu konulara kafa yoran bir adam Fabian’ı görmeye gider. “Bu faiz işi yanlıştır” der Fabian’a . “Her bastığınız $100 için $105 geri istiyorsunuz. Bu ekstra $5 hiçbir zaman geri ödenemez, zira hiç var olmadılar. Çiftçiler gıda, fabrikalar mal üretiyor, fakat sadece sen para üretiyorsun. Varsayalım ki tüm ülkede sadece iki işadamı var ve diğer tüm nüfus da bunların çalışanı olsun. Ve bu işadamlarının her birine $100 borç verilsin. Yine bu işadamları da bu paranın $90 üretim maliyetleri (maaş+masraflar v.d.) olarak harcayıp $10’ını kar olarak kendilerine alsalar, tüm ülkede toplamda $200’lık bir satın alma gücü oluşmuş olur. Oysa size geri ödeme yapabilmek için ülkede yapılan tüm üretimlerin $210’a satılması gerekir. Eğer iş adamlarından biri başarır ve üretimini $105’a satarsa, diğeri sadece $95 gelir elde etmeyi umabilecektir. Ayrıca malının bir kısmı satılamayacaktır, çünkü bu malı satın alacak para piyasada kalmamıştır. Herhalükarda size hala $10 borçluolacak ve geri ödemesini sadece daha fazla borçlanarak yapabilecektir. Bu sistem mümkün değildir.”

Adam devam eder, “Doğaldır ki sizin $105 Lira basmanız gerekir; $100’ı müşteriye, $5’ı harcamak için kendinize. Bu yolla dolaşımda $105 olacak ve borç geri ödenebilecektir.”

Fabian sessizce dinler ve sonunda şöyle konuşur. “Finansal Ekonomi oldukça derin bir konudur evlat, yıllarca üzerinde çalışmış olmak gerekir. Müsaade et bu konularla ben ilgileneyim sen de kendi işlerine bak. Sen daha verimli olmaya, daha çok üretmeye, masraflarını azaltmaya, daha iyi bir işadamı olmaya odaklan. Ben bu konularda her zaman sana yardımcı olmayı isterim.”

Adam hala ikna olmamış bir şekilde oradan ayrılır. Fabian’ın bu operasyonlarında bir yanlışlık vardı ve sorularını açıkça cevaplamaktan kaçındığını hissetmişti.

Öte yandan, insanlar Fabian’ın sözlerine saygı göstermekteydi. “O bir uzmandı, diğerleri yanılıyor olmalıydı. Bak ülke nasıl da kalkınmıştı, üretim nasıl coşmuştu, her geçen gün daha iyiye gidiyor olmalıydık.”

Tüccarlar borç olarak aldıkları paranın faizlerini maliyetlere koyduklarında fiyatlarını artırmak zorunda kalıyorlardı. Ücretli kesim ücretlerinin çok düşük olduğundan şikayet etmeye başlamıştı. İşletme sahipleri ücretleri artırmaya yanaşmıyorlar, eğer yaparlarsa iflas edeceklerini iddia ediyorlardı. Çiftçiler üretimlerine adil bir fiyat verilmediğini söylüyorlardı. Ev hanımları ise mutfak ihtiyaçlarının pahalılığından şikayetçiydiler.



GREV

Sonunda, bazı insanlar “GREVE GİTTİ” ; bu daha önce hiç duyulmamış, bilinmeyen bir şeydi. Diğerleri yoksulluk sınırının altına düşmüşlerdi ve akraba ve arkadaşları onlara yardım edememekteydi. İnsanların çoğu artık kendilerini çevreleyen gerçek zenginliğin, servetin – bakir ve doğurgan topraklar, muhteşem ormanlar, madenler, besi hayvanları –varlığını çoktan unutmuştu. Kafalarında sadece temin edilmesinin çok zor olduğunu düşündükleri para vardı. Fakat hiçbir zaman sistemi zorgulamamaktaydılar. Çünkü sistemi Kamu İdaresi’nin işlettiğini zannediyorlardı.

Bazı insanlar ise birikimlerini birleştirerek “borç verme” veya “finans” şirketleri kurmuşlardı. Bu yolla ancak yüzde 6 ya da biraz fazlasını kazanabiliyorlardı ki, bu Fabian’ın ödediğinden daha iyiydi. Fakat bunlar sadece sahip oldukları parayı borç verebiliyorlardı; şu yoktan para yaratma gibi o tuhaf güç ellerinde yoktu.

Bu finans şirketleri Fabian ve arkadaşlarını bir ölçüde kaygılandırmıştı. Ve onlarda hızla kendi finans şirketlerini kurmuşlardı. Çoğunlukla bu şirketler diğerleri daha ileri gitmeden onları satın almıştı. Kısa zamanda tüm finans şirketleri ya Fabian ve arkadaşları tarafından satın alınmış durumdaydı ya da kontrolleri altındaydı.

Ekonominin durumu gittikçe kötüleşmekteydi. Ücretliler patronlarının haddinden fazla kar yaptığına ikna olmuşlardı. Patronlar ise çalışanların tembel olduğunu ve günlük işlerini dürüstçe yapmadıklarını söylüyordu, ve herkes herkesi suçluyordu. Valiler bir türlü bir cevap bulamıyorlardı ve acil gelişmekte olan bir durum onları sıkıştırıyordu; sayısı gittikçe artan yoksullara yardım etme vazifesi..

İdare sosyal devlet ve refah politikalarını uygulamaya başlamış ve halkı buna katkıda bulunmaya zorlayan yasalar çıkartmışlardı. Bu durum halkı öfkelendirmekteydi; çünkü halk o eski usul, gönüllü olarak, komşu ve akrabalarına yardım etme düşüncesine inanıyorlardı.

“Bu kanunlar yasallaşmış soygundan başka birşey değil. Bir insandan arzusu dışında bir şeyi almak, amacı ne kadar insani de olsa, çalmaktan başka bir şey değildir.”

Fakat bireyler kendilerini yalnız ve desteksiz hissediyorlardı. Eğer katkı paralarını ödeyemezlerse hapse girmekten korkuyorlardı. Bu sosyal devlet uygulamaları biraz rahatlama getirmişti ama çok kısa bir zaman sonra problem tekrar nüksetmişti ve bu sefer daha çok para gerektiriyordu. Bu tarz politikalrın uygulama maliyetleri gittikçe artıyor, devletin boyutunu büyütüyordu.

Valilerin çoğu ellerinden gelen en iyiyi yapmaya çabalayan samimi ve dürüst adamlardı. Kendi insanlarından daha fazla para talep etmek hoşlarına gitmiyordu. Sonunda Fabian ve arkadaşlarından borç para almak dışında çareleri kalmamıştı. Nasıl geri ödeyeceklerine dair hiç bir fikirleri yoktu. Anne babalar çocuklarının öğretmen paralarını ödeyemez oldular. Doktorların ücretini veremediler. Nakliyeciler işlerini kapatıyorlardı.
İdare tüm bu işleri tek tek üstlenmek zorunda kalıyordu. Öğretmenler, doktorlar ve diğerleri artık hepsi kamu hizmetlisi, memur olmuştu.

Çok az kimse işinden memnundu. Makul bir ücret alıyorlardı ama kimliklerini kaybetmişlerdi; sanki dev bir makinanın dişlileri haline gelmişlerdi.

Kişisel insiyatiflere yer yoktu. Çabaları takdir edilmiyordu, ücretleri sabitlenmişti ve mesleklerinde ilerleme ancak üstleri emekli olduğunda ya da öldüğünde mümkün olabiliyordu.

Bu umutsuzluk hali içinde Valiler Fabian’ın önerilerini almaya karar verdiler. Fabian valilerin gözünde bilge bir adamdı ve paraya dair sorunların çözümünü biliyordu. Onları dinledi ve meselelerinin ne olduğunu izah etti. “Birçok insan kendi problemini çözmekten acizdir, öyleyse birileri bunu onlar için yapmalıdır. Kabul edersiniz ki, insanların mutlu olma ve hayatın temel ihtiyaçlarına sahip olma hakkı vardı. Ünlü bir deyişte söylendiği gibi ‘Tüm insanlar eşittir’ değil mi?”



VERGİ

Fabian devam eder. “ Pekala, tüm bunları bir dengeye getirmek için, zengindeki fazla serveti almak ve fakire vermek lazımdır. Bunun için de “VERGİ“ sistemini kurmak gerekir. Daha fazlaya sahip olan daha fazla öder. Mali güçlerine göre herkesten vergi toplayın ve ihtiyaç sahibine verin. Okullar ve hastaneler gücü yetmeyenler için ücretsiz olmalıdır.

Fabian valilere yüksek ideallere dair uzun bir nutuk çeker ve konuşmasının sonunda da “Ha! Bu arada unutmadan bana borçlusunuz, epey bir zamandır benden borç almaktasınız” hatırlatmasını yapar. “Sizin için yapabileceğim kolaylık sadece faiz borcunuzu ödemekle yetinebileceğinizdir. Anaparayı ödemenize gerek yoktur, borç olarak devam eder.”

Valiler oradan ayrılırlar, ancak Fabian’ın felsefesini derinlemesine sorgulamadan artan oranlı gelir vergisi sistemini uygulamaya sokarlar. Hiç kimse bu işi sevmemiştir. Ama ya vergi ödenecektir ya da hapsi boylayacaklardı.

Tüccarlar bir kez daha fiyatlarını artırmaya zorlanmışlardı. İşçiler daha yüksek ücret talep ederken, bazı işletme sahipleri ya işlerini kapatmak zorunda kalıyorlar ya da işçi yerine daha çok makinalaşma yoluna gidiyorlardı. Bu işsizliği artırıyor ve hükümet de daha yüklü sosyal politika ve refah devleti uygulamaları yapmak zorunda kalıyordu.

Bazı sektörlerde tarife ve koruma uygulamalarına gidilerek, karlılığa bakılmaksızın öncelikle istihdam sağlama öngörülmüştü. Sadece birkaç kişi ‘üretimin gerçek amacı ürün üretmek mi yoksa sadece istihdam yaratmak mı’, sorusuna kafa yoruyordu.

İşler daha kötüye giderken ücret kontrolleri, fiyat kontrolleri, kısaca her alanda kontroller ardı ardına gelmeye başlamıştı. İdare daha fazla gelir elde etmek için alım-satım vergisi, bordro vergisi, gibi birçok vergiyi de uygulamaya koymuştu. Öyleki, bir hesaplamaya göre bir somun ekmek üzerinde tarladan eve gelene kadar 50 ayrı çeşit vergi vardı.

Bu arada “Uzman” kişiler ortaya çıkmakta, hatta bir kısmı da İdare’ye seçilmekteydi. Her yıl yapılan bütçe görüşmelerinde ‘vergilerin yeniden yapılandırılmasından’ başka çözüm getiremiyorlardı. Bu yeni düzenlemeler de her zaman ‘toplamda daha fazla vergi’den başka bir şey olmuyordu.

Fabian artık faiz faiz ödenmelerini talep etmeye başlamıştı. Vergi gelirlerinin her geçen yıl daha büyük bir oranı faiz ödemelerine gidiyordu.



PARTİLER

Bir yandan da “PARTİLER” peydah olmuştu. İnsanlar hangi valilerin sorunları daha iyi çözeceği konusunda kıyasıya tartışmaya başlamışlardı. Adayların kişilikleri, idealizmleri, parti politikaları her şey tartışılıyordu ama sorunun aslı, gerçek problem hiç konuşulmuyordu. Meclislerde sıkıntılar baş gösteriyordu.

Kasabanın birinde, borcun faizi o yıl toplanan vergi gelirlerini geçmişti. Tüm ülke sathında ödenemeyen faizler artmaktaydı. Ödenmeyen faizlerin üstüne daha yüklü faizler gelmekteydi.

Yavaş yavaş ülkenin reel servetinin büyük bir kısmı Fabian ve arkadaşlarının ya eline geçmiş ya da dolaylı olarak kontrolü altına girmişti. Bu hal insanlar üzerinde daha fazla denetim anlamına gelmekteydi. Ancak henüz bu denetim yeterli değildi. Fabian ve arkadaşları biliyordu ki her bir insan denetim altına alınmadan durum güvence altında olmayacaktı.

Cari sisteme muhalefet eden bir çok kişi ya mali baskılarla susturulmakta ya da halk önünde küçük düşürülerek itibarları sarsılmaktaydı. Fabian ve arkadaşları bunu sağlamak için bir çok gazete, TV ve radyo istasyonu satın almışlardı. Başlarına titizlikle seçtikleri kişileri yerleştirmişlerdi. Bu yöneticilerin çoğunun dünyayı daha iyi hale getirme konusunda samimi arzuları vardı; ancak nasıl kullanılmakta olduklarını hiçbir zaman anlayamıyorlardı. Bunların çözümleri, problemin etkileri üzerine ilgilenmek olurken hiçbir zaman problemin sebebi üzerine olmuyordu.

Bir çok farklı gazete vardı. Sağ kesim için, sol kesim için, işçiler için, patronlar için vs.vs. Asıl problemin sebebine kafa yormadıktan sonra hangisine itibar edersen et bir önemi yoktu.



GÜÇ

Fabian’ın planı neredyse tamamlanmak üzereydi – tüm ülke ona borçluydu. Eğitim ve medya vasıtasıyla insanları kontrol edebiliyordu. Neye inanmalarını, neyi düşünmelerini istiyorsa bunu sağlayabiliyordu
Bir insan keyfi için harcayabileceği paranın kat be kat fazlasına sahip ise, geriye ona heyecan verebilecek ne kalıyordu ki!.. Egemen sınıf zihniyeti için bunun cevabı “GÜÇ” tür. İnsanlar üzerinde tatbik edebileceği ‘yalın ve soğuk’ güç. Medya ve hükümette idealist insanlar kullanılıyordu, ancak Fabian’ın aradığı gerçek kontrol ediciler egemen sınıf zihniyetine sahip olanlardı.

Arkadaşlarının da çoğu aynı yoldaydı. Devasa setvetlerin verdiği hazzı biliyorlardı ama artık bu onları tatmin etmiyordu. Meydan okuma, heyecan ve kitleler üzerinde güç tatbiki nihai oyunun adıydı.

İnandıkları, diğerlerine karşı üstün bir sınıf olduklarıydı. “Hükmetmet bizim hakkımız ve görevimizdir. Kitleler kendileri için neyin iyi olduğunu bilmezler. Harekete geçirilmeye ve organize edilmeye ihtiyaçları vardır. Hükmetmek bizim doğuştan gelen hakkımızdır.”



PARA REZERV MERKEZİ

Ülke çapında Fabian ve arkadaşları birçok finans ve borç verme kuruluşlarına sahiptiler. Tabi ki bunlar ayrı kuruluşlar ve özel şahıs mülkiyetindeydiler. Teoride bunlar birbirleriyle rekabet halinde gözükürken, gerçekte birbirleriyle çok yakın çalışıyorlardı. Bazı valileri de ikna ettikten sonra “PARA REZERV MERKEZİ” adını verdikleri bir kurum kurdular. Bunun için kendi paralarını bile kullanmamışlardı; halkın mevduatlarının bir kısmına dayanarak kredi meydan getiriyorlardı..

Bu kurum, dışarıdan bakıldığında sanki para arzını regüle eden bir kamu kurumu gibi gözükmekle beraber, tuhaftır ki, yönetici kurullarındakiler kamuya sorumlu olmayan kişilerden oluşmaktaydı.

Artık devlet Fabian’dan doğrudan borç almıyordu ama Para Rezerv Merkezine borçluluk gösteren bir çeşit borç senedi sistemini kullanmaya başlamıştı. Önerilen güvence gelecek yıl toplanacak tahmini vergi gelirleriydi. Bu Fabian’ın planıyla uyumlu bir şeydi. Böylelikle şüpheleri kendisinden ziyade, meşru kamu faaliyetine çekiyordu. Bununla beraber perde arkasında hala kontrol gücünün sahibiydi.

Dolaylı olarak, Fabian hükümet üzerinde yaptırım uygulayabilecek kontrole sahip oldu. “Ülkenin parasını ben kontrol edeyim, yasaları kimin yaptığı umurumda değil” diye övünüyordu. Hangi parti ya da gruptan vali seçildiğinin bir önemi yoktu, Fabian bir ülkenin yaşam iksiri olan ‘Para’ nın kontrolünü elinde tutuyordu. Devlet para bulabiliyordu, ancak aldığı her borca faiz uygulanıyordu. Her geçen gün sosyal devlet politikaları ve dağıtılan yardımlar sebebiyle daha fazla para harcanıyordu. Çok geçmeden devlet bırakın anaparanın kendisini, faizini bile ödemekte zorlanır olmuştu.

Ancak hala soru soran insanlar vardı. “Para insan yapımı bir sistemdir. Tabi ki hükmetmek yerine hizmet edecek şekilde düzenlenebilir” Ama böyle insanların sayısı azalmıştı ve sesleri olmayan faiz karşılığı paranın yarattığı karmaşada kayboluyordu.



İKTİDAR

Yönetimler değişiyordu, parti sloganları değişiyordu, ama temel politikalar değişmeden devam ediyordu. Hangi parti “İKTİDAR”a gelirse gelsin, Fabian-ı nihai amacına her yıl daha fazla yaklaştırıyordu. Halkın politikalarının bir anlamı yoktu. Daha fazla ödeyemeyecek noktaya kadar vergilendiliyorlardı. Zaman Fabian’ın nihai hamlesi için tam vaktiydi.

Para arzının yüzde 10’u hala kağıt ve metal para şeklindeydi. Bu şüphe çekmeden ortadan kaldırılmalıydı. İnsanlar nakitlerini kullanırken istedikleri gibi alışveriş edebiliyorlardı, yani hala kendi hayatları üzerinde bir miktar tasarruf ve kontrol hakkına sahiplerdi.

Öte yandan üstte nakit taşıma her zaman emniyetli olmayabiliyordu. Çek sistemi ise her yerde geçmiyordu. O halde daha kullanışlı bir sistem bulunmalıydı. Bir kez daha Fabian’ın çözümü hazırdı. Fabian’ın organizasyonu herkes için küçük bir plastik kart basmıştı. Kartın üzerinde her kişi için isim, resim ve kimlik numarası bulunuyordu.

Bu kartın gösterildiği heryerde, dükkan sahibi kredi durumunu kontrol etmek üzere merkezi bilgisayara telefonla bağlanıyordu. Eğer kredi açıksa, kişi belli bir miktara kadar istediğini alabiliyordu.

Başlangıçta insanların küçük bir kredi oranı dahilinde harcama yapmasına müsaade ediliyordu. Eğer ay sonunda ödeme yapılırsa borca faiz işletilmiyordu. Bu ücretli çalışanlar için iyi bir avantajdı ama ya işverenler ne yapacaktı? Makineleri kurması, malları üretmesi, maaşları ödemesi ve mallarını satıp parayı geri ödemesi gerekiyordu. Bir ayı geçerse, her ay borçlu olduğu miktarın yüzde 1.5’i ekleniyordu. Bu miktar bir yılda yüzde 18’in üzerindeydi.

İşadamının bu yüzde 18’i satış fiyatlarına eklemek dışında bir çaresi yoktu. Üstelik, bu ilave para ya da kredi (yüzde 18) kimseye borç olarak verilmemişti bile. Ülke çapında iş sahipleri aldıkları her $100 karşılığında $118 ödemek gibi bir zorunlulukla karşılaşıyordu Oysa ekstradan ortaya çıkan $18 hiç bir şekilde yaratılmamıştı ve piyasaya sürülmemişti.

Bununla beraber, Fabian ve arkadaşlarının toplumdaki statüleri yükseliyordu. Saygınlık abideleri olarak addedilmekteydiler. Finans ve ekonomi üzerine söylemleri neredeyse dini sabitler gibi kabul edilmekteydi.

Sürekli artan vergi yükleri karşısında, bir çok küçük işletme çükmekteydi. Çeşitli iş alanlarında, iş yapabilmek için özel ruhsatlar gerekiyordu. Artık iş kurmak ayakta kalabilenler için çok zordu. Fabian, yüzlerce bağlı şirketleri bulunan dev holdigleri ya kontrol ediyor ya da doğrudan sahibiydi. Görünürde bunlar rekabet halindeydi, ama Fabian tamamını kontrol etmekteydi. Sonuç itibarıyla, tüm gerçek rekabet eden şirketler kapanmaya zorlanmışlardı. Tesisatçılar, tamirciler, elektrikçiler, ve diğer tüm küçük işletmeler aynı kadaeri paylaşıyordu, - Hepsi Fabian’ın devlet koruması altındaki şirketler tarafından yutuluyordu.

Fabian bu plastik kartların, banknot ve madeni paranın yerini almasını istiyordu. Planına göre tüm kağıt ve madeni paralar ortadan kalktığında sadece bilgisayarlı kart sistemini kullanan şirketler çalışmaya devam edebilecekti.

Nihayetinde düşüncesine göre, bazı insanlar kartlarını kaybettiklerinde yada bozduklarında kimliklerini ispat edene kadar bir şey alıp satamaz hale geleceklerdi. Ona nihai kontrol hakkını veren verecek bir kanunu yasalaşmasını istiyordu. Bu kanun, tüm insanların elleri üzerinde dövme şeklinde işlenmiş kimlik numaralarının bulunmasını zorunlu kılıyordu. Bu numara sadece özel bir ışık altında görülebiliyor ve bilgiler bir bilgisayara aktarılabiliyordu. Tüm bilgisayarlar merkezi bir bilgisayara bağlı olacaktı ve böylece Fabian herkes hakkında herşeyi bilebilecekti.

Okuduğunuz bu hikaye tabii ki kurgu.

Ancak hikayeyi rahatsız edici derecede gerçeğe yakın buluyor ve gerçek hayatta Fabian’ın kim olduğunu öğrenmek istiyorsanız 16. ve 17. yüzyıllarda İngiltere’de yaşamış kuyumcuların faaliyetlerinin araştırılması iyi bir başlangıç noktası olabilir.

Örneğin, İngiltere Merkez Bankası (The Bank of England) 1694’te kuruldu. Kral William of Orange Fransa ile yapılan bir savaşın sonucunda mali krize girmişti. Kuyumcular ona bazı şartlar altında 1.2 milyon pound (o zaman için inanılmaz bir miktar) “BORÇ” vermişti. Şartlar:
A) Faiz oranı yüzde 8 olacaktır.

Oysa ki Magna Carta’ya göre faiz işletmek veya almak ölüm cezasını gerektiriyordu.

B) Kral, kuyumcuların sahip olduğu bir bankaya kredi yaratma imtiyazını tanıyacaktı.

Bu ana kadar kuyumcuların depo ettikleri miktardan daha fazla makbuz kesme işlemi kanunen yasaktı. Bu imtiyaz bunu kanunen yasal hale getirmişti.

1694’te William Patterson İngiltere Merkez Bankası adına bu imtiyazı alan kişiydi.
© Larry Hannigan 1971, Australia

(Çeviren: Yusuf Karabina)


Bu mesaja 1 cevap geldi.
V
17 yıl (1186 mesaj)
Yüzbaşı

ben sadece işsizlik konusuna değinmek istiyorum..

işsizliğe en büüyk etken hüküme falan değil teknolojidir...her gerçekleştirilen yenilik beraberinde işsizliğ getirioyr....

bir kaç örnek..sabah sabah aklıma bu kadar geliyor....

-PTT her yıl eşşek kadar eleman alırdı ama artık email olayı var gerekyok
-ATM ler o kadar geliştiki her işlem yapılıyor....bankalar elemandan bu sistem sayesinde tasarrfu ediyor...
-internet....olumsuzluk göstermediği sektör yok...kafadan gazetecileri işsiz bırakıyor...kağıt gazete satışları mum gibi eriyor...aynı şekilde dergi satışları da keza dergilerde fena istihdam sağlamıyordu zmanında..
-fabrikalardaki şu otomasyon sistemleri....çok değil bir kaç yıl evvel fabrikalardaki otomasyonları mühendisler kontrol ediyordu hata oluyrmu diye şimdi yerin bilgisayarlar aldı...


bu arada yakında işsiz kalacaklardan bazıları

-kasiyerler: artık alışveriş merkezlerinde kendin öte kasaları var yani kasiyere gerek olmayacak yakında

-otomatik tasarım prograları var (Beta) grafikçileri işsiz bırakacak..haberin konusun ve fotolaı yerletiriyorsunuz kendisi sayfa yapıyor...Daha var gerçi bu programa çünkü daha beta...


tüm bu söylediklerimi 1000 le 10 binle çarpın...ortaya ne kadar işsiz çıkacağını tahmin edersiniz...


Bu mesaja 1 cevap geldi.
V
17 yıl (12525 mesaj)
Yarbay

ikinci dalga ekonomik tsunami oldukça yakında bununla ilgili bir yazı koyuyorum, okunmasını tavsiye ediyorum, en azından bir fikir verir , neler olacak

http://www.silverbearcafe.com/private/11.09/secondwave.html



G
17 yıl (101547 mesaj)
Yarbay

Son iki yılda karşılıksız çeklerde inanılmaz bir artış var.
Geçen seneye göre artış nisbeti % 44.
Bu kadar insanın hepsi dolandırıcı mı? Kuşkusuz değil.
Bunların çoğu iktidarın uyguladığı ekonomik modelin kurbanı.
Karşılıksız çıkan çek sayısı 1.5 milyon adet.

Protesto olan senetlerin tutarı ise 3 milyar dolar.

64 bin işyeri kapandı.

İşsizlik ise facia: Yüzde 13.4. AKP iktidarı devraldığında yüzde 10.2'ydi.
Son bir yılda 930 bin kişi işsiz kaldı. Genç işsizlerin oranı yüzde 30'a yakın.

80 yılda Cumhuriyet'in toplam bocu 148 milyar dolar idi, AKP iktidarı ise 7 yılda bunu 285 milyar dolara çıkardı.

Son 7 yılda Türkiye 225 milyar dolar faiz ödedi.
Bu parayla 60 tane Atatürk barajı yapılabilirdi.

Oysa Erdoğan bir tek büyük baraj, santral, tesis yapmadı.

Bütçe açığı şu anda 40.3 milyar dolar. Yıl sonunda 62.3 milyar dolar olacak.

Resmi rakamların gözler önüne serdiği çok çarpıcı bir gerçek de şu:

Türkiye 1923-2003 arasında yani 80 yılda her yıl ortalama 4.6 büyüdü.
AKP iktidarında, yani yedi yılda bu rakam 3.98.
Aynı dönemde bizim gibi kalkınmakta olan ülkeler yüzde 7.2 büyüdü.

Türkiye Menderes döneminde, her yıl üst üste yüzde7.2, Özal döneminde 5.1, Demirel döneminde 6.3 büyüdü.

Başbakan'in "Bizi teğet geçti" dediği son dünya ekonomik krizinde 2009 da Türkiye yüzde 6.5 küçüldü ve dünya rekoru kırdı.

Atatürk döneminin 1923-1929 arasında büyüme 10.3, 1923-1938 döneminde ise 1929 büyük dünya krizine rağmen büyüme 7.4.

AKP iktidarında çok vahim bir şey daha oldu.
Türkiye'nin büyük özverilerle dişinden tırnağından artırdığıyla yarattığı bütün fabrikalar, KİT'ler gibi ülkenin bütün değerleri haraç mezat satıldı.

AKP iktidarı 7 yıllık iktidarı döneminde tam 1 trilyon dolar harcadı.
Bu, il başına 10 milyar dolar demek olur.
Bu paralar çarçur edilmeyip yerinde harcansaydı bütün illerin fışkırması lazımdı.

Oysa Türkiye emeklilerine ayda 12.5 ile 20 lira arasında zam yaptı.
Memura, işçiye de yapılanlar bu düzeydedir.
Bu utanç vericidir.

İşte arenaya çıkıp ellerini kollarını bağlattığı rakiplerine "En büyük benim" diye meydan okuyan bizim gladyatörün Türkiye'si de böyledir.


http://www.ilhankesici.org/basindetay.asp?sc=1&c=1&bid=1429


Bu mesaja @Dellci cevap verdi.