Büyük bir edebiyat sitesinde ve Bölgesel Hikaye yarışmasında Ödül aldığım bir hikaye. Sizinle paylaşmak istiyorum
TÜRKLER, ERMENİLER VE KAPLUMBAĞA
Yıl 1915. Erzurum topraklarında Müslüman Türk halkımız, Ermeni çetelerinin baskılarına dayanamıyorlardı. Geceleri yatarlarken halk evlerini sıkıca kilitliyor, sanki evde kimse yaşamıyor süsü veriyorlardı. Ermeni çeteleri geceleri baskınlar düzenleyip halkı öldürüyor ya da yağmalama yapıyorlardı. O gün havalar sertçe bölgeyi sallıyor, insanlar sokağa çıkmayı tercih etmiyorlardı. Hakan ve ailesi de o günü evde geçiriyorlardı. Hakan evin tek çocuğu idi. Henüz 8 yaşındaydı. Annesi ve babası ile sade bir yaşam sürdürüyordu. Hakan, dışarıya Ermeni çeteleri yüzünden çıkmıyordu. Annesi buna izin vermezdi. O yüzden evlerine küçük bir kaplumbağa almışlardı. Hakan bu kaplumbağa ile vaktini geçiriyor, onu besliyor, onla arkadaşlık yapıyordu.
Güneş son yansımasını da köyden çekmişti. Bir ölüm sessizliğine sahip akşam gelmişti. Köyün boş sokaklarında sadece rüzgârın etrafa savurduğu kurumuş yaprakların sesi vardı. Tek tek evlerin ışıkları sönüyordu. İnsanlar radyolarından kısık seslerle, güvenlik kuvvetlerinin bir iki gün içerisinde köye geleceğini anons edilişini dinliyordu. Bu halk için sevindirici bir haberdi. Hakanların evinde de radyo kısık sesle açıktı. Hakan’ın babası radyoyu kulağına dayayarak haberleri takip etmeye çalışıyordu. Hakan ise odasında küçük kaplumbağası ile oynamaya devam ediyordu. Kaplumbağayı küçük bahçesinden çıkarıp, kaplumbağanın kabuğunu ıslak bir bezle temizliyordu. Yeşil olan kabuğu, temizlendikten sonra daha da parlamıştı. En son kaplumbağanın bahçesini de temizledikten sonra tekrar yerine koydu. Ve artık uyumanın vaktinin geldiğini düşündü. Bu yüzden battaniyesini hazırladı ve yatağın içine keyifle girdi. Uykuya dalmaya çalışırken dışarıdan birkaç şişe sesinin şangırtısını duydu. Yatağından hızlıca kalkıp tahta pencereden, dışarıyı izledi. Beş tane Ermeni çete üyesi şişeleri birbirine tokuşturarak içiyorlardı. Tam evlerinin önündeydiler. Babası, Hakan’ın odasına sessizce girdi. “ Hakan evladım, sakın ses çıkarma, camdan çekil. Çeteler burada” . Hakan babasının sözünü dinleyerek hemen geri çekildi. Ama çeteler yine de Hakanların kapısını zorlamaya başladılar. Babası “ Evlat, sakın ses çıkarma ve yatağın altına ya da kaplumbağanın bahçesinin arkasına gir. “ Hakan’ın babası odasına gidip tüfeğini aldı ve kapının arkasında pusuya yattı. Küçük Hakan ise, eline bir kalem almıştı. Kalemin ucunu iyice inceltip sivriltmişti. Kaplumbağasını da alıp yatağın altına girmişti. Annesi babasının yanında elinde tabanca ile pusudadır. Kapıları, demir döver gibi dövülüyordu. Tahta kapı daha fazla direnemeyerek teslim bayrağını çekti ve tak sesiyle açıldı. İki Ermeni halen ağzına içki götürüyordu. Diğer üç Ermeni ise ellerinde tüfekler içeriye doğru doğrultmuşlardı. Hakan’ın babası “ Bismillah” diyerek sindiği yerden ayağa kalktı ve ateşe başladı. Annesi de aynı şekilde içki içen Ermenilere ateş ediyordu. Baba, bir Ermeni’yi haklamıştı ama diğer iki ermeni babayı önce omzundan daha sonra da kalbinden vurdular. Baba, oracıkta can verdi. Anne ise iki Ermeni’yi de yaralamıştı. Birisini sol elinden diğerini ise sağ ayağından vurmuştu. Ama elinden vurulan Ermeni acı içinde de olsa silahını çıkarıp Hakan’ın annesini vurmuştu. Anne de yerinde can vermişti. Hakan odasında yatağının altında hıçkırıklar içinde ağlıyor bir yandan da kalemiyle kaplumbağanın kabuğunun üzerine yazılar yazıyordu. Küçük yazıyordu ama kendisi okuyabiliyordu. Yazısı da iyiydi. Ara ara duraksıyor gözyaşlarını siliyor, sonra tekrar yazmaya devam ediyordu. İçinden Allah’a ölmek için dua ediyordu. Annesi, babası bağırışlar içinde ölmüştü. Bu yüzden Allah’tan ölmek istiyordu. Daha yaşamasının ne anlamı vardı ki? Ama Ermeni çetesine karşı ölmek istemiyordu. Bu yüzden saklandığı yerden çıkmadı. Sessizce yazmasına devam etti. Sesler sanki biraz kesilmişti. Ama Hakan’ın burnuna yanık kokusu geliyordu. Ermeni çetesi yaralanan arkadaşlarını dışarıya çıkarmıştı. Ama evi benzin döküp yakmaya başladılar. Hepsi kahkahalar eşliğinde evin yanmasını seyrediyorlardı. Hakan bunu sezmişti. Kaplumbağasının kabuğuna, gözyaşları içerisinde son bir şey daha yazdı ve kaplumbağayı arka kapıdan bahçeye saldı. Küçük kaplumbağa yalpalayarak köyün çayırları içerisinde kayboldu. Hakan ise alevlerin gittikçe büyüdüğünü gördü. Annesini, babasını son kez görmek istiyordu ama alevler buna izin vermedi. Bu yüzden üzüntüsünü de yanında alarak arka eski kapıdan çıktı. Biraz ilerde ağaçlıklar vardı. Hızlıca oraya girmek için koşturdu. Ermeni çeteleri evin içinde daha kimsenin olup olmadığını bilmiyorlardı. Bu yüzden evi yakmaya karar vermişlerdi. Ev kısa süre içerisinde kül haline gelmişti. Etraftaki halk ise bu durumu görünce Ermeni çetelerini ateşe tuttular. Ama artık iş işten geçmişti. Ev baskını anında anne ve baba katledilmiş, ev yağmalandıktan sonra ise yakılıp yıkılmıştı. Küçük Hakan ise sabahı ağaçlıklar içerisinde geçirdi. Dönüp evinin bulunduğu yere geldi. Halk etrafta toplanmıştı. Hakanın ise gözlerinden yaşlar süzülerek bu katliamın tanığı olmuştu…
- 91 Sene Sonra –
Yıl 2006. Ermenilerin sözde soykırımı kabul ettirme çabalarının en çok arttığı yıllardan birisi. Avrupa ülkeleri tek tek Ermenilerin bu yalanlarını yadsımayarak sözde soykırımı kabul etmeye başladılar. Eğer bu sözde soykırım kabul edilirse hem madden hem de manevi şekilde aşırı zarar göreceğiz. Ülkemizde bu yüzden, Ermenilerin bu yalanlarını ortaya belgelerle sunan konferanslar düzenlenmeye başlandı.
Erzurum’da Sözde Ermeni Soykırımı hakkında bir konferans düzenleniyordu. Katılımcılar konuşmanın yapılacağı yere gelmişler, yerlerinde sabırsızlıkla konferansı bekliyorlardı. Konferansta konuşmacılar olarak iki tarih profesörü, iki gazeteci, bir de dil bilimci vardı. Konuşmacılar kendileri için hazırlanan sahnedeki koltuklara oturdular. Bir sohbet havasında geçecek gibi gözüküyordu. Dinleyiciler, konferansın başladığını görünce sessizliğe büründüler. İlk konuşmayı tarih profesörleri yaptı. Ermenilerin ilk önce Osmanlılarla olan dostluğunu, daha sonra ise kışkırtmalar ve destekler sayesinde Türk halkına zulümlerini anlattılar. Gazeteciler ise Ermenilerin tehcir edilişini, nerelerden nereye göçe tabi tutulduğunu, göç sırasında neler yaşandığını belgelerle anlattılar. Sıra dilbilimciye gelmişti. Ve o da boğazını temizleyerek konuşmasına başlamıştı:
“ Değerli dostlarım, tüm belgelerle Sözde Ermeni Soykırımı belgelerle anlattık. Ben size bu konu hakkında geniş bilgi sunamayacağım. Sadece tek bir belge ile konferansı sonlandıracağım. Belge ise diğer sunulan belgelerin aksine canlı bir belge olacak.( Dinleyiciler koltuklarından yavaşça havaya kalkarak meraklı gözlerle canlı tanığı görmeye çalışıyorlardı.) Bu canlı belgem biraz yaşlı durumdadır. Ama belki de Ermeni çetelerinin halkımıza yaptığı vahşeti en çarpıcı şekilde anlatacak bir tanık. “
Dilbilimci koltuğun arkasından bir kutu çıkardı ve içini açmaya koyuldu. İçerisinden ne çıkacağını halk meraklı gözlerle bekliyordu. Titizce kutunun kilidini açtı. Kutunun içerisinden koca bir kaplumbağa çıkmıştı. Etrafa baygın gözlerle bakıyordu. Kafasını ağır ağır döndürüyor, hareket etmek yerine oracıkta durmayı tercih ediyordu. Kabuğu yemyeşil iriceydi. Kabuğunun üzerinde hafif silikçe yazılar bulunmaktaydı. Dilbilimci bir yandan kaplumbağayı tutuyor bir yandan ise dinleyicilerin meraklı bakışını gidermek için konuşmasına başlıyordu.
“ Hayretinizi gidermeye başlıyorum. Evet, o dönemden kalan canlı tanığımız şu anda karşınızda. Kaplumbağaların ortalama ömrü yüz- yüz elli yıl arasında değişir. Bu kaplumbağamız da yaklaşık yüz yaşlarında. Ve kaplumbağalar susuzluğa ve açlığa çok dirençli canlılardır. Şimdi gelelim tanıklık kısmına. Bu kaplumbağayı Erzurum’da ağaçlar üzerindeki yazıları incelemeye alırken, iki kaya arasında kendisini yuva yapmış halde buldum. İki kaya arasını kendisini koruması için kullanmış. Tabi dikkatimi çeken nokta kabuğunun üzerinde Türkçe olan yazılardı. Hayrete düşerek onu oradan aldım, hemen araştırma merkezine götürdüm. Araştırma merkezinde günlerce süren temizleme çalışmalarından sonra kabuğun üzerindeki yazıları rahatlıkla okur hale getirdik. Az sonra elinize kabuğun yazı olan kısmının fotoğrafları size dağıtılacaktır. Eğer görmek isteyen varsa konferans sonu gelip gözlerinizle bakabilirsiniz. Şimdi bizim araştırmacılarımız bu yazının 90 sene civarı öncesinde yazıldığını deneyler sonucu ortaya koydular. Zaten üzerinde yazan kişimiz yılı 1915 diye vermiş. Ama biz bu yazıyı kendimiz yazmadığını göstermek için araştırma görevlileriyle deneyler yaparak yazının o döneme ait olduğunu kanıtladık. Tahminlerimize göre kaplumbağanın üzerine yazılan yazı zorlan yazılmış. Çünkü kaplumbağanın kabuğu gençken küçüktür. Yazı, kaplumbağanın kabuğunun büyümesi ile daha belirgin hale gelmiştir. Ve size şimdi kaplumbağanın üzerinden yazıyı aynen aktarmak istiyorum:
“ 1915’teyiz. Odamda yatağımın altında Ermeni Çetelerinin kapımızdan gitmesini bekliyorum. Annem ile babamın feryatlarını duyar gibi oluyorum. Allah’ım ne olur onların başına bir şey gelmesin. Ermeni çetelerinin köyümüzde yaptığı katliamlar son bulsun. Annemlerin sesi kesildi. Kahkahalar yükseliyor. Allah’ım beni de annemlerin yanına gönder. Ama Ermeni çeteleri tarafından değil. Burnuma yanık kokusu geldi. Evimizi yakmaya başladılar. Bu buraya yazacağım son cümle olacak. Umarım insanlar bir gün bu yazıyı okur.“
Dinleyiciler, dilbilimcinin kabuktaki yazıyı okuduğu sırada gözyaşlarına boğulmuşlardı. Bir çocuğun o anı bu şekilde anlatması, sanki her birini alıp o seneye götürmüştü.
Dilbilimci tarafından kanıt olarak gösterilen bu tanık, çok geniş yankı uyandırdı. Basında ve yayınsal çevrede büyük sükseler yapmıştı. Erzurum’da yapılan konferanstan sonra ülkemiz dışında birçok yerde de konferanslar vererek halkı bilgilendirmişti. O dönemden günümüze dek gelen en gerçekçi tanık bu kaplumbağa idi. Vahşeti tüm içtenliği ile gözler önüne seriyordu…
İsmail Öztaş
DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.
Üye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.
Yüreğinize sağlık.Gerçekten aldığı ödülü hakeden bir hikaye olmuş.
Yalnız; o zamanlar hicri takvim geçerli idi. Halk da bunu kullanıyordu. Hikayenin kurgusu adına buna da dikkat etseydiniz belki de daha etkileyici olurdu.
TÜRKLER, ERMENİLER VE KAPLUMBAĞA
Yıl 1915. Erzurum topraklarında Müslüman Türk halkımız, Ermeni çetelerinin baskılarına dayanamıyorlardı. Geceleri yatarlarken halk evlerini sıkıca kilitliyor, sanki evde kimse yaşamıyor süsü veriyorlardı. Ermeni çeteleri geceleri baskınlar düzenleyip halkı öldürüyor ya da yağmalama yapıyorlardı. O gün havalar sertçe bölgeyi sallıyor, insanlar sokağa çıkmayı tercih etmiyorlardı. Hakan ve ailesi de o günü evde geçiriyorlardı. Hakan evin tek çocuğu idi. Henüz 8 yaşındaydı. Annesi ve babası ile sade bir yaşam sürdürüyordu. Hakan, dışarıya Ermeni çeteleri yüzünden çıkmıyordu. Annesi buna izin vermezdi. O yüzden evlerine küçük bir kaplumbağa almışlardı. Hakan bu kaplumbağa ile vaktini geçiriyor, onu besliyor, onla arkadaşlık yapıyordu.
Güneş son yansımasını da köyden çekmişti. Bir ölüm sessizliğine sahip akşam gelmişti. Köyün boş sokaklarında sadece rüzgârın etrafa savurduğu kurumuş yaprakların sesi vardı. Tek tek evlerin ışıkları sönüyordu. İnsanlar radyolarından kısık seslerle, güvenlik kuvvetlerinin bir iki gün içerisinde köye geleceğini anons edilişini dinliyordu. Bu halk için sevindirici bir haberdi. Hakanların evinde de radyo kısık sesle açıktı. Hakan’ın babası radyoyu kulağına dayayarak haberleri takip etmeye çalışıyordu. Hakan ise odasında küçük kaplumbağası ile oynamaya devam ediyordu. Kaplumbağayı küçük bahçesinden çıkarıp, kaplumbağanın kabuğunu ıslak bir bezle temizliyordu. Yeşil olan kabuğu, temizlendikten sonra daha da parlamıştı. En son kaplumbağanın bahçesini de temizledikten sonra tekrar yerine koydu. Ve artık uyumanın vaktinin geldiğini düşündü. Bu yüzden battaniyesini hazırladı ve yatağın içine keyifle girdi. Uykuya dalmaya çalışırken dışarıdan birkaç şişe sesinin şangırtısını duydu. Yatağından hızlıca kalkıp tahta pencereden, dışarıyı izledi. Beş tane Ermeni çete üyesi şişeleri birbirine tokuşturarak içiyorlardı. Tam evlerinin önündeydiler. Babası, Hakan’ın odasına sessizce girdi. “ Hakan evladım, sakın ses çıkarma, camdan çekil. Çeteler burada” . Hakan babasının sözünü dinleyerek hemen geri çekildi. Ama çeteler yine de Hakanların kapısını zorlamaya başladılar. Babası “ Evlat, sakın ses çıkarma ve yatağın altına ya da kaplumbağanın bahçesinin arkasına gir. “ Hakan’ın babası odasına gidip tüfeğini aldı ve kapının arkasında pusuya yattı. Küçük Hakan ise, eline bir kalem almıştı. Kalemin ucunu iyice inceltip sivriltmişti. Kaplumbağasını da alıp yatağın altına girmişti. Annesi babasının yanında elinde tabanca ile pusudadır. Kapıları, demir döver gibi dövülüyordu. Tahta kapı daha fazla direnemeyerek teslim bayrağını çekti ve tak sesiyle açıldı. İki Ermeni halen ağzına içki götürüyordu. Diğer üç Ermeni ise ellerinde tüfekler içeriye doğru doğrultmuşlardı. Hakan’ın babası “ Bismillah” diyerek sindiği yerden ayağa kalktı ve ateşe başladı. Annesi de aynı şekilde içki içen Ermenilere ateş ediyordu. Baba, bir Ermeni’yi haklamıştı ama diğer iki ermeni babayı önce omzundan daha sonra da kalbinden vurdular. Baba, oracıkta can verdi. Anne ise iki Ermeni’yi de yaralamıştı. Birisini sol elinden diğerini ise sağ ayağından vurmuştu. Ama elinden vurulan Ermeni acı içinde de olsa silahını çıkarıp Hakan’ın annesini vurmuştu. Anne de yerinde can vermişti. Hakan odasında yatağının altında hıçkırıklar içinde ağlıyor bir yandan da kalemiyle kaplumbağanın kabuğunun üzerine yazılar yazıyordu. Küçük yazıyordu ama kendisi okuyabiliyordu. Yazısı da iyiydi. Ara ara duraksıyor gözyaşlarını siliyor, sonra tekrar yazmaya devam ediyordu. İçinden Allah’a ölmek için dua ediyordu. Annesi, babası bağırışlar içinde ölmüştü. Bu yüzden Allah’tan ölmek istiyordu. Daha yaşamasının ne anlamı vardı ki? Ama Ermeni çetesine karşı ölmek istemiyordu. Bu yüzden saklandığı yerden çıkmadı. Sessizce yazmasına devam etti. Sesler sanki biraz kesilmişti. Ama Hakan’ın burnuna yanık kokusu geliyordu. Ermeni çetesi yaralanan arkadaşlarını dışarıya çıkarmıştı. Ama evi benzin döküp yakmaya başladılar. Hepsi kahkahalar eşliğinde evin yanmasını seyrediyorlardı. Hakan bunu sezmişti. Kaplumbağasının kabuğuna, gözyaşları içerisinde son bir şey daha yazdı ve kaplumbağayı arka kapıdan bahçeye saldı. Küçük kaplumbağa yalpalayarak köyün çayırları içerisinde kayboldu. Hakan ise alevlerin gittikçe büyüdüğünü gördü. Annesini, babasını son kez görmek istiyordu ama alevler buna izin vermedi. Bu yüzden üzüntüsünü de yanında alarak arka eski kapıdan çıktı. Biraz ilerde ağaçlıklar vardı. Hızlıca oraya girmek için koşturdu. Ermeni çeteleri evin içinde daha kimsenin olup olmadığını bilmiyorlardı. Bu yüzden evi yakmaya karar vermişlerdi. Ev kısa süre içerisinde kül haline gelmişti. Etraftaki halk ise bu durumu görünce Ermeni çetelerini ateşe tuttular. Ama artık iş işten geçmişti. Ev baskını anında anne ve baba katledilmiş, ev yağmalandıktan sonra ise yakılıp yıkılmıştı. Küçük Hakan ise sabahı ağaçlıklar içerisinde geçirdi. Dönüp evinin bulunduğu yere geldi. Halk etrafta toplanmıştı. Hakanın ise gözlerinden yaşlar süzülerek bu katliamın tanığı olmuştu…
- 91 Sene Sonra –
Yıl 2006. Ermenilerin sözde soykırımı kabul ettirme çabalarının en çok arttığı yıllardan birisi. Avrupa ülkeleri tek tek Ermenilerin bu yalanlarını yadsımayarak sözde soykırımı kabul etmeye başladılar. Eğer bu sözde soykırım kabul edilirse hem madden hem de manevi şekilde aşırı zarar göreceğiz. Ülkemizde bu yüzden, Ermenilerin bu yalanlarını ortaya belgelerle sunan konferanslar düzenlenmeye başlandı.
Erzurum’da Sözde Ermeni Soykırımı hakkında bir konferans düzenleniyordu. Katılımcılar konuşmanın yapılacağı yere gelmişler, yerlerinde sabırsızlıkla konferansı bekliyorlardı. Konferansta konuşmacılar olarak iki tarih profesörü, iki gazeteci, bir de dil bilimci vardı. Konuşmacılar kendileri için hazırlanan sahnedeki koltuklara oturdular. Bir sohbet havasında geçecek gibi gözüküyordu. Dinleyiciler, konferansın başladığını görünce sessizliğe büründüler. İlk konuşmayı tarih profesörleri yaptı. Ermenilerin ilk önce Osmanlılarla olan dostluğunu, daha sonra ise kışkırtmalar ve destekler sayesinde Türk halkına zulümlerini anlattılar. Gazeteciler ise Ermenilerin tehcir edilişini, nerelerden nereye göçe tabi tutulduğunu, göç sırasında neler yaşandığını belgelerle anlattılar. Sıra dilbilimciye gelmişti. Ve o da boğazını temizleyerek konuşmasına başlamıştı:
“ Değerli dostlarım, tüm belgelerle Sözde Ermeni Soykırımı belgelerle anlattık. Ben size bu konu hakkında geniş bilgi sunamayacağım. Sadece tek bir belge ile konferansı sonlandıracağım. Belge ise diğer sunulan belgelerin aksine canlı bir belge olacak.( Dinleyiciler koltuklarından yavaşça havaya kalkarak meraklı gözlerle canlı tanığı görmeye çalışıyorlardı.) Bu canlı belgem biraz yaşlı durumdadır. Ama belki de Ermeni çetelerinin halkımıza yaptığı vahşeti en çarpıcı şekilde anlatacak bir tanık. “
Dilbilimci koltuğun arkasından bir kutu çıkardı ve içini açmaya koyuldu. İçerisinden ne çıkacağını halk meraklı gözlerle bekliyordu. Titizce kutunun kilidini açtı. Kutunun içerisinden koca bir kaplumbağa çıkmıştı. Etrafa baygın gözlerle bakıyordu. Kafasını ağır ağır döndürüyor, hareket etmek yerine oracıkta durmayı tercih ediyordu. Kabuğu yemyeşil iriceydi. Kabuğunun üzerinde hafif silikçe yazılar bulunmaktaydı. Dilbilimci bir yandan kaplumbağayı tutuyor bir yandan ise dinleyicilerin meraklı bakışını gidermek için konuşmasına başlıyordu.
“ Hayretinizi gidermeye başlıyorum. Evet, o dönemden kalan canlı tanığımız şu anda karşınızda. Kaplumbağaların ortalama ömrü yüz- yüz elli yıl arasında değişir. Bu kaplumbağamız da yaklaşık yüz yaşlarında. Ve kaplumbağalar susuzluğa ve açlığa çok dirençli canlılardır. Şimdi gelelim tanıklık kısmına. Bu kaplumbağayı Erzurum’da ağaçlar üzerindeki yazıları incelemeye alırken, iki kaya arasında kendisini yuva yapmış halde buldum. İki kaya arasını kendisini koruması için kullanmış. Tabi dikkatimi çeken nokta kabuğunun üzerinde Türkçe olan yazılardı. Hayrete düşerek onu oradan aldım, hemen araştırma merkezine götürdüm. Araştırma merkezinde günlerce süren temizleme çalışmalarından sonra kabuğun üzerindeki yazıları rahatlıkla okur hale getirdik. Az sonra elinize kabuğun yazı olan kısmının fotoğrafları size dağıtılacaktır. Eğer görmek isteyen varsa konferans sonu gelip gözlerinizle bakabilirsiniz. Şimdi bizim araştırmacılarımız bu yazının 90 sene civarı öncesinde yazıldığını deneyler sonucu ortaya koydular. Zaten üzerinde yazan kişimiz yılı 1915 diye vermiş. Ama biz bu yazıyı kendimiz yazmadığını göstermek için araştırma görevlileriyle deneyler yaparak yazının o döneme ait olduğunu kanıtladık. Tahminlerimize göre kaplumbağanın üzerine yazılan yazı zorlan yazılmış. Çünkü kaplumbağanın kabuğu gençken küçüktür. Yazı, kaplumbağanın kabuğunun büyümesi ile daha belirgin hale gelmiştir. Ve size şimdi kaplumbağanın üzerinden yazıyı aynen aktarmak istiyorum:
“ 1915’teyiz. Odamda yatağımın altında Ermeni Çetelerinin kapımızdan gitmesini bekliyorum. Annem ile babamın feryatlarını duyar gibi oluyorum. Allah’ım ne olur onların başına bir şey gelmesin. Ermeni çetelerinin köyümüzde yaptığı katliamlar son bulsun. Annemlerin sesi kesildi. Kahkahalar yükseliyor. Allah’ım beni de annemlerin yanına gönder. Ama Ermeni çeteleri tarafından değil. Burnuma yanık kokusu geldi. Evimizi yakmaya başladılar. Bu buraya yazacağım son cümle olacak. Umarım insanlar bir gün bu yazıyı okur.“
Dinleyiciler, dilbilimcinin kabuktaki yazıyı okuduğu sırada gözyaşlarına boğulmuşlardı. Bir çocuğun o anı bu şekilde anlatması, sanki her birini alıp o seneye götürmüştü.
Dilbilimci tarafından kanıt olarak gösterilen bu tanık, çok geniş yankı uyandırdı. Basında ve yayınsal çevrede büyük sükseler yapmıştı. Erzurum’da yapılan konferanstan sonra ülkemiz dışında birçok yerde de konferanslar vererek halkı bilgilendirmişti. O dönemden günümüze dek gelen en gerçekçi tanık bu kaplumbağa idi. Vahşeti tüm içtenliği ile gözler önüne seriyordu…
İsmail Öztaş
DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.
Üye Ol Şimdi DeğilÜye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.