1. sayfa
| Kaan projesi için sanırım 15 milyar dolar ayrılmıştı o bütçe bunların dışında galiba bu yıl ikinci prototip uçacak |
| Hani bu çevre , hak hukuk adalet diyen tayfa..... |
|
Güvenlik ikilemi (security dilemma) diye oldukça popüler bir kavram var. Buna göre birilerinin kendi güvenliğini askeri harcamalar yoluyla artırma girişimleri diğerlerinin güvenliğinin harcamayı çoğaltanın meydana getirdiği artan askeri tehdit uyarınca riske girmesi pahasına oluyor ve tehdit altında hissedenlerin de öbürlerinin aleyhinde askeriye harcamasına yönelmesine sebep olan kısır bir döngüyle sonuçlanıyor. Askeri harcamaların yükselmesini açıklamada oldukça kullanışlı bir yaklaşım teşkil ettiği için bu kavramı paylaştım ve güvenlik ikilemi esasında güvenlik arayışı odaklı çalışsa da güvensizlikten beslenmektedir. Yani birbirine güvenen insanlar, gruplar, ülkeler, devletler arasında - en azından dar askeri anlamıyla - böyle bir ikilem ortaya çıkmaz. Kısaca güvenlik ikilemi deterministik - yani sanki doğanın asla değişmez bir fiziksel örüntüsüymüş gibi her zaman önceden belirlenmiş - biçimde ortaya çıkmak zorunda değildir ama mevcut bir konjonktür çerçevesindeki bir militarizasyon tablosunu veya genel eğilimini açıklamak için çok kullanılışlı olabilir. Ayrıca savunma ve silah sanayinin de yatırımcılar ve çalışanlarıyla beraber para kazanma ve varlığını devam ettirme derdinde olan şirketler tarafından döndürülen ve politikacılarla ve diğer sektörlerle bağlantılar ve müşterek çıkarlar taşıyan bir sektör olduğu unutulmamalıdır. Yani askeri güç kullanımı gerektiren bir güvenlik krizi veya savaş çok düşük veya başka bir coğrafyayı ilgilendirecek oldukça yerel bir olasılık olsa dahi savunma harcamaları bir iş modeli ve pazarı çerçevesinde büyüyebilir. Bu durumda sektörü besleyecek bir pazar büyümesi ve kamusal harcama artışı çeşitli yollarla - farazi veya abartılı tehditler üretmek de dahil - meşrulaştırılabilir; teşvik edilebilir. Politikacılar dahil sektör paydaşları kendi çıkarları doğrultusunda sektörü ve pazarı büyütebilirler. Bu noktada gösterilen en makul gerekçe kötü senaryo (worst case scenario) olasılığının hiçbir zaman sıfır olmamasıdır ve bu da aslında ilk paragrafta bahsettiğim güvensizlikle yakından ilişkilidir. Beynin oldukça baskın bir bölgesi olan amigdalanın gelen negatif veriler ve algılar ışığında uyarılarak insan tepki ve davranışlarını etkilediği bir bilişsel bağlamda şüphe, korku, güvensizlik hisleri bu kötü senaryo gerekçelendirmesini besler ve böylece askeri çatışmalara dair örneklerle beraber varoluş amacı kazanan savunma sanayii sektörüyle askeriyenin çarkları beraber dönmeye devam eder. Aksi takdirde savunma sanayi ve askeriyeden söz edemezdik. Atıl hale gelirdi. Bir tüfeği yiyemezsiniz. Konserve bile açamazsınız. Tesisat sorununuzu çözemezsiniz. Bir uçağı mümkün olduğunca çok şeyi çok az maliyetle taşımaya uyarlamak varken savaşmaya veya roket atmaya uyarlamak mantıklı değildir. Bir aracı zırhlı, toplu ve paletli yapmak verimsizdir. Silahlar genel anlamda işe yaramaz şeylerdir. Ordular ülkelerine finansal külfettir. Yaratıcı yıkım çerçevesinde herhangi bir ekonomide savunma sanayinde kullanılacak olan kaynaklar başka sektörlerde kullanılabilirdi ve böylece sivil sektörler daha fazla gelişebilirlerdi. Ama en kötü ihtimallerin veya güven(siz)lik krizlerinin asla yaşanmayacağının garantisini verememek - zaten evrimsel olarak mücadeleci ve savaşçı bir primat türü olan - insanlığı savunma sanayi ve askeriye sektörlerini lağvetmekten alıkoyuyor. Bırakın alıkoymayı, bahsettiğimiz güvensizlik hissi ve güvenlik ikilemi askeri harcama artışı ve kaynak transferini haberde aktarıldığı üzere teşvik ediyor. Bir de sokaktaki çoğunluğun önemli kısmını oluşturan ortalama altı insanın "dışın, dışın, ülkeler savaşıyor, piiiuuu, dönen stratejik oyun büyük, benden olmayan herkesin canı cehenneme, benden olmayan yok olsun, zaten bizi yok etmek istiyorlar, reeee" kafasıyla dünyaya baktığını, bu kafayla kolayca ülkelerin başına geçip milyonların canı pahasına savaşlar çıkarabileceğini, güzide Saddam Hüseyin'lere, Adolf Hitler'lere, Binyamin Netanyahu'lara, Vladimir Putin'lere ve türevlerine dönüştüğünü de söylemek gerek (Pakistanlı çocukların Hindistan'a lanet okudukları ve "büyüdüklerinde Pakistan'ı kurtarıp Hindistan'ı yok edeceklerini" beyan ettikleri okul törenlerini örnek olarak düşünebiliriz). Ne demiştik en kötü senaryoya hazırlık. :) |
|
Askeri hareketliliği ve egzersizleri takip eden bağımsız askeri analistler ve gözlemciler mesela kısa süre önce Türkiye'nin TR-300 Kasırga uzun menzilli savunma kalkanı delici çoklu roket sistemlerini İsrail'i menzile alacak şekilde sessizce yeniden konuşlandırdığını fark etmişler. Şimdi, İsrail - zaten NATO üyesi olan ve askeriyesi de komşularına göre dev gibi olan - Türkiye'ye bir şey yapabilir mi? Yapamaz. Ama Netanyahu bölgesel kaostan politik olarak beslenmeye çalışan kana susamış bir deli. İsrail'de aşırı sağcı, aşırı militarist, akıl izan fakiri bir koalisyonun başında. Türkiye gürültü yapmadan silahlarıyla İsrail'e fark edebileceği şekilde sessizce göz dağı veriyor. Mesaj veriyor. Vermek zorunda. Çünkü %1 bile olsa İsrail Türkiye'ye İran'a yaptığı gibi saldırabilir. Ortalık karışır karışmasına ama Türkiye işte en kötü senaryoda misilleme yaparak İsrail'i caydırmak ve attığı her aşırı adımın bir bedeli olacağını göstermek durumundadır. Kısaca diğer hayati kavrama geliyoruz: Caydırıcılık (deterrence). Netanyahu İsraili'nin son aylar ve yıllar içerisinde bölgede Hamas veya Hizbullah ile savaştığı gerekçesiyle terör estirdiği yerlere bakarsanız - Gazze, Filistin, Lübnan hatta buna İran da dahil - hep caydırıcılığı yetersiz kalan yerler olarak görürsünüz. Yani Tel Aviv'deki bu sırtlanlar aslında dişlerini geçirebildikleriyle, özellikle neredeyse koşulsuz bir destek koparabildikleri bir ABD'nin İsrail tarafından saldırıya uğramaları halinde muhalefet etmeyeceğine inandıklarıyla uğraşıyorlar. Bu ayrıca sadece ülke topraklarının ve vatandaşlarının bir takım delilere karşı savunulmasıyla ilgili de değil. Türkiye'nin hem Ortadoğu bölgesinde hem de dünyanın birçok köşesinde askeri varlığı söz konusu. Bunların hedef alınmaması ve askerlerin güvende kalması ancak Türkiye'nin azami derecede caydırıcı bir ülke olmasıyla mümkündür. Bu teoride çevremizdeki güvenlik ikilemini arttırabilir ama komşu ülkelerle ortak tatbikatlar gibi uygulamalarla güven tesis edilirse bu aşılabilir çünkü yukarıda mesajımda bahsettiğim gibi güvenlik ikilemini besleyen şey güvensizliktir; daha spesifik ifade edersek güvensizlik duygusudur. |
| Sen 954 Milyar, Milyon sen bu parayı ne yapttın?!? |
1. sayfa
Türkiye harcamalarını yüzde 7 artırdı
Verilere göre Türkiye’nin askeri harcamaları 2025 yılında 30,0 milyar dolar seviyesine çıkarak yüzde 7,2’lik artış kaydetti. Bu yükselişte, ülkenin Irak, Somali ve Suriye’de sürdürdüğü askeri operasyonlar ile güvenlik önceliklerini artıran bölgesel dinamikler etkili oldu. Raporda savunma bütçesindeki artış, Türkiye’nin hem sınır ötesi operasyon kapasitesini koruma hem de modernizasyon süreçlerini hızlandırma çabalarıyla birlikte değerlendiriliyor. Harcamadaki artışa rağmen Türkiye, SIPRI listesinde 18. sırada kalmaya devam etti.
ABD harcamalarında gerileme
Yetkililer, 2026 yılı için onaylanan bütçenin 1 trilyon doların üzerine çıktığını, 2027’de ise yeni planlamalar doğrultusunda bu rakamın 1,5 trilyon dolara kadar yükselebileceğini değerlendiriyor.
Avrupa’da silahlanmayı sürdürüyor
Ayrıca Bkz.SkyRiper Minotaur: LTE bağlantılı ağır sınıf kamikaze dron
Rusya’nın askeri harcamaları 190 milyar dolara ulaşırken yüzde 5,9’luk artış kaydedildi ve ülkenin askeri yükü GSYH’nin yüzde 7,5’ine çıktı. Ukrayna ise yüzde 20’lik artışla 84,1 milyar dolara yükseldi ve ekonomik üretimin yaklaşık yüzde 40’ını savunmaya ayırdı.
Avrupa NATO üyelerinin toplam harcaması 559 milyar dolara ulaştı. Almanya, 114 milyar dolarlık bütçesiyle en büyük harcayıcı konumuna yükselirken %24’lük artış kaydetti ve 2. Dünya Savaşı sonrası ilk kez yüzde 2,3’lük askeri yük seviyesine çıktı. İspanya’da ise harcamalar yüzde 50 artarak 40,2 milyar dolara ulaştı.
Orta Doğu durgun, Asya-Pasifik hızla yükseliyor
Orta Doğu’da askeri harcamalar 2025 yılında 218 milyar dolar seviyesinde kalarak sınırlı bir değişim gösterdi.
İsrail’in askeri harcamaları yüzde 4,9 azalarak 48,3 milyar dolara geriledi, ancak bu seviye 2022’ye kıyasla hâlâ neredeyse iki kat daha yüksek. İran’ın harcamaları ise yüksek enflasyonun etkisiyle reel olarak düşerek 7,4 milyar dolara indi ve yüzde 5,6’lık azalma kaydetti.
Asya ve Okyanusya bölgesinde askeri harcamalar yüzde 8,1 artışla 681 milyar dolara çıkarak 2009’dan bu yana en hızlı büyümeyi kaydetti. Çin, 336 milyar dolarlık harcama ile dünyanın ikinci en büyük askeri gücü konumunu sürdürdü ve yüzde 7,4’lük artışla 31. kez üst üste yükseliş gösterdi.
Japonya’nın askeri bütçesi 62,2 milyar dolara çıkarak yüzde 9,7 arttı ve GSYH’nin yüzde 1,4’üne ulaştı. Tayvan’da ise harcamalar yüzde 14 artışla 18,2 milyar dolara yükseldi ve GSYH’nin yüzde 2,1’ine çıktı.
SIPRI verileri, küresel ölçekte askeri harcamaların artış eğiliminin sürdüğünü ortaya koyarken jeopolitik gerilimler ve uzun vadeli savunma hedeflerinin bu eğilimi desteklemeye devam ettiğini gösteriyor. Uzmanlara göre mevcut kriz ortamı ve ülkelerin güvenlik stratejileri dikkate alındığında, askeri harcamalardaki yükselişin önümüzdeki yıllarda da devam etmesi bekleniyor.
Kaynak:https://www.sipri.org/media/press-release/2026/global-military-spending-rise-continues-european-and-asian-expenditures-surge
Haberi Portalda Gör