|
Ferdifon Müzik, değerli sanatçımız Ferdi Tayfur’un vefatından bir yıl sonra plak olarak basılmamış albümlerini plak formatında basmaya başladı. Çok sevindim. Planlama, diskografiye uygun olarak Elenor’un bıraktığı yerden, yani Ben de Özledim’den devam etmesi gerekirdi. Ancak firma karışık sıralamayla basmayı tercih etti. İsabetli bir tercihle bir ay arayla en sevilen albümlerinden Prangalar ve Hoşçakal ile muhteşem bir giriş yaptı. Ben Bana da Söyle, Allah’ım Sen Bilirsin gibi plak olarak basılmamış albümlerle devam edeceklerini sanıyordum. Böylece raftaki boşluklar dolacaktı. Arşiv dizileri, zaman tüneli vb son aşamada düşünülebilir albümleri aklıma bile getirmek istemiyordum. Ama aklıma gelen başıma geldi, geçen ay Arşiv Dizisi 1 çıktı! Çeşme’si Benim Gibi Sevenler’i vs son bir kaç yıldır onlarca kez basılmış şarkıları bir daha bastılar… Firmalar bilgi verirken plak basım maliyetlerinden satışların düşüklüğünden dem vuruyorlar.. da… bu ne yahu! Eldeki parayı aynı albümleri “bir de böyle basalım”la bitirirseniz tabii ki yeni basacak plak bütçeniz olmaz. Hangi akla hizmet bu sıralamaya girdiniz? Girin internetteki satış sitelerine, şu anda yeni baskısı olmayan Ferdi Tayfur plaklarının ahı gitmiş vahı kalmamış ikinci el örneklerine 10.000-100.000TL arası (yazıyla on bin-yüz bin lira arası) fiyatlar biçiyorlar. Üstadın son albümlerinin kıymetini değerini inkar etmiyorum ama, kardeşim arada basılacak bunca beklenen albüm varken bu yapılan iş mi şimdi? Arşiv Dizisi geçen ayın hayal kırıklığı oldu benim için. İlanını görür görmez kapattım başka plaklara bakıyorum… Belki bu tür plakların satışları iyidir bilemiyorum, ama eğer öyleyse, alıcı kardeşim; aynı diskografiye yeniden yeniden para verip almak yerine hiç basılmamış mis gibi 80’ler 90’lar albümlerini plak olarak raflarınıza koymak daha güzel olmaz mıydı?.. Aynı durum başka sanatçıların albümleri için de geçerli… Müşterinin sesini dinlemeyince, böyle oluyor demek.. Esenlikler Lâmi Tiryaki |
|
Orhan Gencebay'ın Ağla Sazım plağının ses ve baskı kalitesi konusunda fikri olan var mı? Bildiğim kadarıyla toplama bir albüm ve 2024 çıkışlı olduğu için ne kadar analog olduğunu merak ediyorum. Bir de cumartesi günü imç'deki imza etkinliğinde bu plağı imzalatmak istiyorum, Orhan Gencebay "Benim böyle bir albümüm yok!" deyip imzalamayı reddeder mi? https://www.idefix.com/orhan-gencebay-agla-sazim-plak-p-3658299 |
|
Master band yani makara (8/16/24) kanal teyp kaydı ellerinde mevcut olsa bile, bunu çalabilecek makara dekleri çoktan hurdaya ayırmışlardır. O yüzden ben de orijinal makara teyplerin kullanıldığını sanmıyorum. Kaldı ki, arşivde hala duruyor olsalar bile analog teyp doğası gereği durdukça zamanla manyetik dizilimini kaybeder ve özellikle tizler olmak üzere sinyal zayıflar. İlaveten, arşivde sürekli yeniden sarılmadan duran teyp şeritleri birbirini manyetik olarak etkileyerek "print-through" denilen bir fenomenle arka planda hayalet seslerin duyulmasına yol açabilir. Bence de ellerinde master band diye sadece DAT veya DSD kayıtları vardır. Yani çoktan dijitalleştirilmiş master'lardan plak üretiliyor günümüzde. Zaten Sony bir ara elindeki tüm arşivi DSD'ye çevirmişti. Özetle bence günümüzdeki plaklar dijital kaynaklardan üretiliyor, geçmişteki gibi saf analog değiller. |
| Hollywood da çıkan Yangın ile yok olan Master kayıtları unutmayalım |
|
Evet, bunu unutmuştum. Batıda da durum farklı değil. Gerek yeni albümler gerekse eskilerin yeni basımları bence hep dijital kaynaklardan. Ama özellikle Türkiye'de arşiv geleneği ve kültürü ya da daha doğru bir deyişle "arşiv bilinci" olmadığı için çoğu Unkapanı plak evi, analog teypleri stüdyolar dijital iş istasyonlarına ve miksaj ünitelerine geçince, nasıl olsa artık işe yaramazlar deyip ya dijitalleştirmişler ya da çöpe atmışlardır. Eskinin analog master teyplerinden plaklara aktarma işi de eskide kaldı. Şimdiki plaklar çakma analog maalesef. |
|
Müşteri sesine kulak mı verdi, yoksa geçen haftalarda gerçekleştiği söylenen Orhan Gencebay imza günü satışları için midir bilemiyorum, Kervan Plak Orhan Gencebay plak basımını harika bir noktaya getirdi. Baskısı en çok beklenen Emrin Olur ve Akma Gözlerimden plaklarını aynı anda bastı. CD dönemine denk geldiği için olsa gerek zamanında az basılan bu plaklar dinleyici ve koleksiyoncuların raflarına yeni baskılarıyla girdi sonunda. Kapak malzeme ve tasarımları açılır kapak ve kaliteli malzeme şeklinde güzel yapılmış. Orijinalleri elimde olmadığı için karşılaştırma yapamam ama çok güzel kaliteli kapaklar. Ses kalitesi de sisteminiz iyiyse gayet tatmin edici. Yine dönem baskıları elimde olmadığı ve piyasada satışta olan maaşımdan fazla ederiyle satılmaya çalışıldığı için asla al(a)mayacağım için dönem baskısının benim için hiç önemi olmadığını da söylemeliyim. Gıcır gıcır yepyeni baskıları aldık koyduk rafımıza, hayırlı olsun. Ardından Kervan Plak üç yeni sürpriz daha yaptı. Sen de Haklısın, Utan/Dokunma ve Yalnız Değilsin plaklarını da aynı anda basıp piyasaya verdiler. Böylece Ya Evde Yoksan ile plak formatında baskısı olmayan dört yeni stüdyo albümünü plak olarak bizlere ulaştırdı. Geriye bir kaç adet album kaldı. Bunların dönem baskı plakları olmadığı için ayrıca çok değerli. Teşekkürler Kervan Plak ve Esen Müzik. Ferdifon’da da benzer bir “uyanma, müşteri sesini dinleme” hissediyorum. Ferdi Tayfur Mor Güller’den sonra Kurtuldum albümü de plak formatında piyasaya verildi. Darısı, dönem baskısı maaşları aşan diğerlerinin başına. Sana da teşekkürler Ferdifon. Bu arada tanıtımlardan anladığım kadarıyla A Yüzünün son şarkısı Bu Gece Düğün Var şeklinde. Oysa ilk plak ve kaset baskılarında A6’da Her Şeyim Sensin diye bir parça vardı. Sanırım telif nedeniyle şarkı kaldırılmış yerine sonraki CD baskılarında bu şarkı konulmuş. Sonraki baskıların hiç birinde yok. Geçen yıllarda yeni baskısı yapılan Türküola Kurtuldum baskısında Her Şeyim Sensin hala vardı. Yani bu yeni çıkan plak Kurtuldum dönem baskısıyla aynı değil. O nedenle dönem baskısı plak ve kasetin hala büyük koleksiyon değeri var. Plağı henüz almadım ama umarım Kurtuldum şarkısının giriş kısmındaki makaslanan bölümü de eklemişlerdir(bu tür düzeltmeler için Elenor Plak yeni baskılar çok ciddi bir tebriki hakediyor. Ferdifon’dan da aynı hassasiyeti bekliyoruz). Bu kesik kısım ilk kaset baskısı ve Türküola plak baskılarında tamdır. Yani Elenor dönem baskısı da tam koleksiyon plağı sayılmaz. Ferdi Tayfur sevenlerin dikkatine sunarım. Neco’nun En İyileriyle albümünü Ossi imzalı olduğu için çekinerek aldım. İçerikle oynanmış olma ihtimali yüksek Ossi’de. A yüzünü dinledim sadece güzel görünüyor. Ses kalitesi gayet iyi. Bu plağın yapımına bir şekilde sebep olduğu için Masumiyet Müzesi dizisine de teşekkür etmek lazım aslında. Ve ayın plağı: Bence Musa Eroğlu, Mihriban. Yanlış bilmiyorsam Musa Eroğlu üstadın 1975’ten bu yana ilk kez bir solo türkü albümü plak yapıldı. Henüz dinlemedim ama Musa Eroğlu’nun olsunda isterse çöpten olsun. Benim için ayın sürprizi oldu. Yapanların ellerine sağlık. Esenlikler Lâmi |
| Sadece "Halley" şarkısı için aldım bu plağı. Bu şarkıyı çocukken çok sever, TV veya radyda çaldığı zaman kendimi kayberderdim. Hala da çok severim. Yalnız Halley dışındaki şarkılar için 2 çift lafım var. Hiç mi dinleyen olmadı bu şarkıları, bir albüm haline getirmeden önce? Arkadaşlar, bu şarkılar bişeye benzemiyor ya, falan diyen hiç olmadı mı acaba? Bu kadar korkunç kötü şarkıları bir araya nasıl getirmişler, bence bu da bir yetenek. Halley'i hariç tutarak söylüyorum, Allah düşmanımın başına vermesin bu şarkıları dinlemek gibi bir kötülük. Ama çok uygun bir fiyata aldığım için pişman değilim :) Sırf 80leri ve çocukluğumu hatırlattığı için, sırf Halley şarkısı için yine alırdım. Ama, gaza gelip de iyi ki dönem baskısını falan almaya kalkmamışım. |
|
Yerli yeni baskı plakların fiyatı, yabancı plakları geçti artık. Mor ve Ötesi-Büyük Düşler (2 LP)'nin fiyatı minimum 1.950 TL. Fazla değil mi, yoksa bu da mı normal? Ben uzun zamandır fiyat algımı yitirdim bir çoğumuz gibi. |
|
Maltepe Plak Günleri başladı. < Resime gitmek için tıklayın > |
|
Arkadaşlar selam. Biraz uzun bir yazı olacak. Okuyup okumamak size kalmış... Öncelikle kendimi tanıtayım. Ben Ali. 20 yaşında bir kardeşinizim. Grafik tasarımcıyım. 2023'ten beri arşivle uğraşıyorum. Grafik tasarım becerilerimi ilerletip 2024 yılında reprodüksiyon işine bulaştım. 2025 yılında ise ilk defa profesyonel anlamda bir albüm çalışmasını bir firmaya teslim ettim: Müslüm Gürses'in Yıkıla Yıkıla ve Sevda Yolu albümleri. Bu albümlerin reprodüksiyonu benim elimden çıktı. Ben bu konuyu çok uzun zamandır takip ediyorum. Forumu aktif olarak kullanmasam bile konuyu hep okurum. Şimdi ise 7. albümümün üzerine çalışıyorum ve zaman epey geçti. Bugün bu konuya yazmamın sebebi, sizin bildiğiniz adıyla İ.M.Ç., kendim "çarşı" dediğim mekân hakkında kendi gözlemlerimi paylaşmak. Yeni baskı plaklar hakkında fikir edinmek isteyenler varsa, küçük de olsa kendi bildiklerimi paylaşabileceğim bir ortam bulmak güzel. İşimi seviyorum. Ömrüm ve imkânlarım yettiği sürece bu iş için çalışmaya devam edeceğim. Umarım faydam dokunur. Arkadaşlar, Çarşı'nın durumu oldukça vahim. Her telden insan var. Elindeki master'ın üzerine farklı albüm kaydedip orijinal bandı yakan mı dersiniz, kendi arşivindeki orijinal fotoğraf taramasını plak prodüksiyonunda kullanmak yerine yapay zeka ile yeni bir görsel üreten mi dersiniz, elindeki bandı talihsiz bir şekilde stüdyosundan çaldıran mı dersiniz... Neler neler var. Ben bu işe girdiğim zaman gerçekten hayret ettim. Bu çarşı nasıl ayakta diye düşündüm. Ama garip bir şekilde çark işliyor. Firma sahipleri, müşterileri dinlemeden "Nasıl olsa elimde basım hakkı var, paramı kazanırım, sana ne?" diyen yapımcılar bu çarşıdan ekmek yiyor, evlerine gidiyorlar. Bizim gibi de ay sonunu zar zor denkleştirip "Ulan, şu albümü alaydık iyiydi" diyeceğimiz insanlar, üstünde bandrol olmasa fason zannedeceğimiz yeni baskı albümlerle yetinmeye çalışıyor. Şimdi bir albüm hazırladığımızı düşünelim. Plak içeriği dediğimiz şey, temelde kapak ve plağın kendisinden oluşuyor. Ben kendi işim gereği kapak tarafıyla ilgileniyorum. Tabii bu yazıda sese de geleceğiz ama önce biraz kendi uzmanlaşmaya çalıştığım alandan devam edeyim. Şu anda tartıştığımız konuda bir hocamız, yeni dönem Orhan Gencebay albümü ile dönem plağını karşılaştırıp fotoğrafın netliğine dikkat çekmişti. Okurken çok mutlu olmuştum. Kendi kendime, "Ulan arkadaş ya, hâlâ dikkat eden insanlar var, süper," demiştim. Şimdi resmi işleri bir kenara bırakalım. Basım iznini aldık ve albümü basacağız. Firma, elinde ne varsa onu değerlendirmeye başlıyor. Firma arşivinde, görsel materyal açısından birkaç farklı kaynakla karşılaşabilirsiniz. Bunlardan ilki dia, yani pozitif veya negatif film materyalidir. Görsel materyal açısından bunu master olarak düşünebilirsiniz. İkincisi fotokart, üçüncüsü ise fotokarttan üretilen kartpostaldır. Eğer kapağı reprodüksiyon edecek grafik tasarımcı bilinçli ise, ilk önceliği dia'ya verir. Dia yoksa fotokart, o da yoksa kartpostal tercih edilir. Bunların hiçbiri yoksa, en kötü ihtimalle eski bir kapak taranır ve temizlenir. Şu anda piyasada gördüğünüz yeni baskı albümlerin büyük bir kısmının kapakları, eski kapakların temizlenmiş veya netleştirilmiş varyasyonlarıdır. Artık burada fotoğrafın hangi programlarla nasıl temizlendiği kısmına girmeyeceğim. Çünkü bu yazıda firmaların ve prodüksiyon sürecinin genel durumundan bahsediyoruz. Fotoğrafı seçtik. Sırada grafik tasarım var. Grafik tasarımcı, elindeki materyale ve kendi becerisine göre kapağı hazırlamaya başlıyor. Barkodunu alıyor ve yerleştiriyor, gerekli bilgileri düzenliyor ve çalışmayı firmaya teslim ediyor. Firma da gerekli gördüğü yerlerde revize talep edebiliyor. İşte bu noktada kapak, dönem baskısından farklılaşmaya başlayabiliyor. Örneğin Türkiye'de 1980'lerin başında üretilen bazı plak kapaklarında, şarkı listesinin ambalajın dışına yazılmadığı dönemler vardı. Şarkı listesi iç kapakta yer alabiliyordu. Yeni baskılarda ise liste çoğu zaman arka kapağa alınıyor. Buna barkod da ekleniyor. Şarkı listesini arka kapağa aldığımızda iç kapak boş kalabiliyor. Bu boşluk da çoğu zaman şarkı sözleriyle dolduruluyor. Yanına sanatçının bir fotoğrafı ekleniyor. Bugün yeni baskı adı altında piyasaya çıkan albümlerin büyük bir kısmında buna benzer bir süreç işliyor. İşte burada, reprodüksiyon ile yeni bir baskı tasarlamak arasındaki fark ortaya çıkıyor. Çünkü elimizde orijinal bir dia olsa bile, onu nasıl kullandığımız; kapağı ne kadar değiştirdiğimiz ve hangi bilgileri nereye yerleştirdiğimiz, ortaya çıkan sonucun dönem plağına ne kadar benzeyeceğini doğrudan etkiliyor. Bizde bu bilinç maalesef yok. Şimdi yapımcıya diyelim ki: "Dönem kapağımızı bozmayalım. Şöyle yapalım: Şarkı listesini selefonun dışına sticker olarak yapıştıralım. Barkod yine arka kapakta olsun ama iç kapağı da bozmayalım." Yapımcı firma o sticker'ın maliyetini bile hesaplayabilir. Belki de işine gelmez. "Olmaz," der. Sonuç olarak senin elinde 1986 model bir kapak yerine, 2026 model bir kapak olur. Evet, albüm her türlü yenilenecek. Barkod eklenecek, bazı bilgiler değişecek, baskı teknolojisi değişecek. Ama bütün bunlara rağmen dönem kapağına mümkün olduğunca yaklaşmak da mümkün. Fakat bunun için biraz bilinç lazım. İ.M.Ç.'de beni en çok şaşırtan şeylerden biri de bu oldu. Elinde albümün orijinal fotoğrafı veya fotokartı bulunan firmalar var. Ama bu materyali kullanmak, taramak, temizlemek ve baskıya hazırlamak yerine yapay zeka ile yeni bir görsel üretmeyi tercih edenler de var. Şaka gibi. Adam Discogs'tan bulduğu kaset kapağı taramasını ücretsiz bir yapay zekâ modeline veriyor, bir iki ayar ile baskıya hazırlayıp albümü basıyor. Anlaması çok güç ve açıkçası zoruma gidiyor. Bazen boşa çabalıyormuşum gibi hissettiriyor bu tarz insanlar. Ama mesele sadece benim yaptığım işin değersizleştirilmesi değil. Asıl mesele, elimizde bulunan arşivin kendisine gereken değerin verilmemesi. Ben yapay zekaya karşı değilim. Grafik tasarımcı olarak ben de kullanıyorum. Fakat elinizde orijinal dia veya fotokart varken bunları bir kenara bırakıp internetten bulduğunuz düşük çözünürlüklü bir görseli yapay zekaya vererek yeni bir fotoğraf üretmek başka bir şeydir. Bu artık restorasyon değil, yeniden üretimdir. Sadece bu da değil. Kendi firmasına ait, firma arşivinde bulunan orijinal bir dia taramasında, fotoğrafın uzaktan çekilmiş olmasından kaynaklanan doğal gren bulunuyor diye bu fotoğrafı yapay zekâya verip yeniden ürettirerek albüm bastıranları da gördü bu gözler. Elinde orijinal kaynak var. Arşiv var. Fotoğraf var. Ama fotoğraftaki doğal greni sorun olarak görüp gidip yapay zekâya yeni bir fotoğraf ürettiriyorsun. İşte benim anlamakta zorlandığım nokta bu. Bazen gerçekten, "Biz neyi korumaya çalışıyoruz?" diye düşünüyorum. Kapak tarafında durum kabaca böyle. İşin benim uzman olduğum kısmı burası. Fakat yeni baskı plaklarda insanların en çok tartıştığı konu aslında kapak değil, ses. Ben ses mühendisi değilim. Ancak bu süreçlerin içinde bulunduğum ve takip ettiğim için, firmaların ellerindeki kaynakların durumu ve baskıya giden süreç hakkında gördüklerimi de paylaşayım. Şimdi kapağı bitirdik diyelim. Kenarda duruyor. Sıra plağın içindeki sese geldi. Burada da süreç aslında kapakta olduğu gibi başlıyor: Firma önce elinde ne var, ona bakıyor. En öncelikli kaynak tabii ki analog master banttır. Ancak her albüm için kanal bantlarının peşine düşülüp yeniden mix ve mastering yapılmıyor. Zaten çoğu zaman böyle bir imkân da yok. Elde bulunan master bantlar veya başka analog kaynaklar dijitale aktarılıyor. Daha sonra gerekli düzenlemeler yapılarak baskıya gönderiliyor ve üretim süreci başlıyor. Ben kendi müzik zevkimden örnek vereyim. En son bir albümün baskıdan önce yeniden mix edildiğine 2023 yılında Müslüm Gürses'in Aldatılanlar albümünde şahit oldum. Albümün ses kalitesi gerçekten çok ciddi şekilde yükselmişti. Ayrıca döneminde yayımlanmamış bir şarkı da albüme ilave edilerek yeniden yayımlandı. Peki firmanın elinde master bant yoksa ne oluyor? İşte burada işler biraz değişiyor. Diyelim ki firmanın elinde bant yok. Hadi kanal bandını geçtim, dönem masterı da yok. E ne yapacak? Eğer elinde DAT varsa, ilk tercih genellikle o oluyor. DAT gerçekten müthiş bir şey değil ama bant yoksa gayet temiz sonuç verebiliyor. Ben seviyorum. [Örnek] Mesela son dönemde aklıma gelen örneklerden biri Umay Umay. Gayet başarılı bir iş olmuş. Neden? Çünkü firma DAT'ı iyi muhafaza etmiş. Zaten albüm 1994 yapımı. Ben 90'ların ortasındaki birçok albümde DAT formatına denk geldim. Yani benim gördüğüm kadarıyla o dönem firmalar repertuvarlarını yavaş yavaş DAT'a aktarmaya başlamış. E peki DAT da yoksa ne olacak? İşte işin benim en sevmediğim kısmı burası. O zaman dönem plağı (o da varsa), kaset, CD veya 45'lik kayıtları dijitale aktarılıp temizleniyor. Dinleyici olarak bunu zaten çoğunuz fark ediyorsunuz. Alim olmaya gerek yok. Ben sadece imkânlardan bahsediyorum. Bugün yapılan bütün yapıtlar imkânlar dâhilindedir. Geri kalan özensiz, bizim beğenmediğimiz kısımlar ise işin üşengeçliği ve boşvermişliğidir. Peki neden bu noktaya geliyoruz? İşte burada İ.M.Ç.'nin biraz talihsiz tarafı devreye giriyor. İ.M.Ç. konumu gereği deniz seviyesinin altında (burası izlediğim bir programdan alıntı :))). Bu yüzden yıllar içinde birçok firma arşivi rutubetten etkilenmiş. Bantların bir kısmı maalesef kullanılmaz hâle gelmiş. Bazen makara sağlam görünüyor ama bant kullanılacak durumda olmuyor. Bazen de bant tamamen kayıp. "Abi yeni baskıyı neden master banttan yapmadınız?" Cevap hazır: "Bant yok." Çarşıda kendi arşivine sahip çıkan firma sayısı maalesef çok az. Zaten firmaların birçoğu kapandı veya el değiştirdi. Bugün hâlâ kendi dönemine ait bantlara veya arşiv materyallerine ulaşabilen firmalar arasında Elenor Plak, Kervan Plak, Güneş Plak, Bayar, Ossi, Emre & Grafson Plak, Coşkun Plak, Türküola, Barış Plak, Topkapı Plak (bazı albümleri), Mega Plak, Yaşar Kekeva Plak ve Ulus Plak gibi isimler var. Bu saydığım firmaların arşivi, benim görebildiğim kadarıyla çok derli toplu olmasa bile bazılarında hâlâ analog bantlar duruyor. Mesela Elenor Plak. Elenor'un arşivinde, baba rahmetli olduktan sonra 104 tane yayımlanmamış şarkı olduğu söylenmişti. [Kaynak] Günümüzde bunun 70 küsurunun hâlâ firma arşivinde olduğu konuşuluyor. Nasıl mı? Kanal bantlarını çöpe atmamışlar. 🙂 1990'ların sonu ile 2000'lerin başında firmalar repertuvarlarını yavaş yavaş DAT'a geçirmiş. DAT'tan sonrası ise artık Allah kerim. Çünkü DAT da sonsuza kadar yaşayan bir format değil. Kasetin kendisi zamanla bozuluyor. Oynatıcıları çok pahalı, bakımı da ayrı dert. Bunu niye anlattım? Çünkü firmalar aslında yeni yeni uyanıyor. Yıl oldu 2026. Çarşı artık eski çarşı değil ama firmalar ellerinde kalan analog bantları yavaş yavaş dijital olarak arşivlemeye başladı. Hatta bazıları bu işi büyük ölçüde tamamladı. Mesela Bayar'da gördüğümüz süreç bu yönde. Yeni baskı yaparlar mı bilmiyorum ama ellerindeki bantları ve kalıpları korumaya çalıştıklarını gördüm. Dijitalde kaset kaydı olarak dağıttıkları albüm kayıtlarını master kayıtları ile yeniliyorlar. Yani Çarşı'da hâlâ ciddi bir arşiv varlığı bulunuyor. Mesele, bu arşivin ne kadarının korunabildiği ve ne kadarının doğru şekilde kullanılabildiği. Şimdi burada iki farklı senaryo düşünelim. İlk senaryomuzda, ucuz bir grafik tasarımcı, hatta grafiker var :)) ve herhangi bir LP mastering yapan kişiyle yeni bir baskı albüm hazırlıyorsunuz. Firma elinde ne varsa onu veriyor. Fotoğraf bulunuyor, kapak hazırlanıyor, eldeki ses kaynağı kullanılıyor ve albüm baskıya gidiyor. İkinci senaryomuzda ise işine az çok hâkim bir grafik tasarımcı ve ses konusunda deneyimli bir LP mastering yapan kişi var. Bu kez elinizdeki kaynaklar araştırılıyor. Orijinal fotoğraflara, dia'lara, fotokartlara, analog bantlara veya DAT kayıtlarına ulaşılmaya çalışılıyor. Eldeki en iyi kaynak hangisiyse, albüm onun üzerinden hazırlanıyor. İki senaryoda da sonuçta yeni bir plak basılıyor ama ortaya çıkan ürün aynı değil. Bunu firmalara anlatamıyorum maalesef. Bu mesajımın başında yapımcılar hakkında "Nasıl olsa elimde basım hakkı var, paramı kazanırım, sana ne?" şeklinde bahsettim. Tabii ki birçoğu böyle değil ama bu çalışma tarzında olanlar var. E hâl böyle olunca ne oluyor? Günümüz teknolojisiyle ve elimizdeki süper kaynaklarla bile albümün kendi dönemindeki hâline yaklaşamıyoruz. İ.M.Ç.'de şu anda basılan yeni baskı plakların büyük bir çoğunluğu, yemin ederim, merdiven altı fason firmalardan çıkmış korsan albümler gibi. Hiçbir gerçekçiliği yok. Kayıt desen kötü, kapak desen berbat. Dönem anlayışını taklit etmeye çalışan ama ne eskiye ne de yeniye benzeyen garip bir yapım ortaya çıkıyor. İki senaryoda da sonuçta yeni bir plak basılıyor ama ortaya çıkan ürün aynı değil. Bunu biraz daha somutlaştırayım. Şimdi vereceğim örnekte firmaları veya kişileri hedef göstermiyorum. Hepinizin dikkatini seviyorum. :) Sadece son dönemlerde çıkan bazı albümlere bakacağız. Mesela bu konuda bir hocamız, Ferdi Tayfur'un yeni çıkan Kurtuldum baskısı için oldukça olumlu şeyler yazmış. Baskının sonunda piyasaya çıkmış olmasından, albümün plak formatında yeniden ulaşılabilir hâle gelmesinden ve genel olarak ortaya çıkan üründen memnun olmuş. Buna itirazım yok. Bir albümün yıllar sonra yeniden plak formatında basılması elbette güzel bir şey. Ancak burada benim anlatmaya çalıştığım mesele biraz farklı. Kurtuldum albümü de dâhil olmak üzere, FerdiFon'dan çıkan albümlerin büyük bir çoğunluğunun ses kaynağı CD'den geliyor arkadaşlar. Yani bunlar analog master banttan yapılan baskılar değil. Bunu özellikle söyleyeyim: Ben CD kaynağa karşı değilim. Az önce Müslüm Gürses'in Aldatılanlar albümünden bahsettik. Orada yeniden mix yapılmış bir çalışmadan söz ettik. Umay Umay'da DAT kaynağından bahsettik. Şimdi de CD'den yapılmış başarılı bir örneğe bakalım. İbrahim Tatlıses - Kral'ın Konseri (Anılarım). Bu albümün ses kalitesi şahane. Dijital platformlarda da yayımlandı. Dinler dinlemez bunun dönem CD'sinden alınmış olabileceğini anlamıştım. Zaten sonradan da teyit ettim: Kullanılan kaynak dönem CD'si. Netlik süper. Fazla yapay hissettirmiyor. Bunun da bir sebebi var. Albüm zaten döneminde yeniden düzenlenmiş bir derleme albüm. Yani CD formatına aktarılırken ortaya çıkan sonuç, albümün kendi yapısına yabancı durmuyor. Burada önemli olan şu: CD kullanıldı diye sonuç otomatik olarak kötü olmuyor. Peki FerdiFon albümleri neden aynı derecede iyi değil? Çünkü mesele sadece "CD kullanıldı" değil, hangi CD'nin kullanıldığı. FerdiFon'un kullandığı CD kaynakları, döneminde iyi hazırlanmış veya iyi yayımlanmış CD'ler değil. İbrahim Tatlıses örneğinde kullanılan CD, dönem Türküola albümünün CD'si. FerdiFon albümlerinde ise, yanılmıyorsam, firmanın kendi bünyesinde 1998 yılında çıkardığı ilk CD versiyonları kullanılıyor plaklarda. Bu CD'lerde sorunlar var. Devirleri ağır. Bazı albümlerde şarkı listeleri yanlış. Kayıtların netliği maalesef iyi değil. Yani elinizde CD var diye "Tamam, kaynak bulundu" diyemiyorsunuz. Bir albümün farklı dönemlerde birden fazla CD baskısı olabilir ve bunların hepsi aynı kalitede olmayabilir. Biri doğrudan iyi bir dijital aktarım olabilir, diğeri ise daha önce başka bir kaynaktan hazırlanmış, sorunlu bir kopya olabilir. İşte burada yine aynı noktaya geliyoruz: Elinizde hangi kaynak var? Bu kaynak gerçekten mevcut en iyi kaynak mı? Yoksa sadece arşivde ilk bulduğunuz CD olduğu için mi onu kullanıyorsunuz? Hadi Kurtuldum böyle oldu, eyvallah. Yaktı Beni... Yemin ederim son zamanların en içler acısı baskılarından biri. Kapak desen, reprodüksiyon değil. Sadece var olan plak fotoğrafları (bakın, kapak taraması demiyorum, kapağın fotoğrafı diyorum) alıp olduğu gibi kullanmak. Dönem CD'sini de olduğu gibi baskıya göndermek. Elinizde kaynak var, ama o kaynağın üzerinde doğru düzgün bir çalışma yok. Albümün yeniden basılması elbette güzel ama bu, ortaya çıkan her işin iyi olduğu anlamına gelmiyor. Bir albümü yeni bir taşıyıcıya aktarmak başka bir şey, o albümün hakkını vererek yeniden hazırlamak başka bir şey. Artık bitireyim. Arkadaşlar, bugün bizim yanımızda kötü baskılara tepki gösteren insanlar bile aynı baskıdan ikişer, bilemedin üçer tane alıyor. Alan insana lafım yok. İnsan istediğini alır. Ama artık bu işe tepki koymamız lazım. Bu çark böyle işlemez. Firmalar iflas etmiş veya etmemiş, açıkçası benim işime gelmez. Kötü bir baskı hem müşteri olarak hem de bir grafik tasarımcı olarak benim işime gelmiyor. Örnek verecek olursam, "Baba" diye hitap ettiğim sanatçının, Müslüm Gürses'in, albümlerinin bu kadar elden ayaktan düşmesi de biraz insanın gücüne gidiyor, yalan yok. Sizi "alın" veya "almayın" diye yönlendiremem. Ama en azından tepkinizi belli edin. Bir yorum bile okey. Çünkü siz tepki göstermedikçe, kötü iş de satmaya devam ediyor. Kötü iş satmaya devam ettikçe de bu çark böyle dönüyor. Bir albümün künyesinde "Grafik: F. Ali Fidan" ibaresini görürseniz, bilin ki buradayım. Etiket atabilirsiniz. Ya da İMÇ işi bir albüm hakkında tartışmak isterseniz, yine buradayım. İMÇ dışındaki büyük firmalar hakkında pek fikrim olduğu söylenemez. 🙂 Kendi işlerimden de pek bahsetmedim ama olsun. Hepiniz sağlıcakla kalın. Tutkunuzu seviyorum. Hepimiz aynı yolun yolcusuyuz. Buraya kadar okuduysanız... İyi forumlar... |
|
Ali kardeşim merhaba, Makaleni satır satır, dikkatle okudum. Bu kadar detaylı, Türkçe’yi ve Türkçe gramerini bu kadar özenli ve hatasız kullanarak yazdığın için tebrik ve teşekkür ederim. Sanırım forumda bugüne kadar işin bizzat mutfağından iletilen en ve tek kapsamlı yazıydı. Yazında referans verdiğin bazı mesaj alıntılarını da üzerime alındığım için kişisel olarak ta yanıt veriyorum. Sen işin mutfağından, kısmen üretim tarafından yazarken ben de alıcı ve koleksiyoncu tarafından meseleye ayna tutayım. Çarşı esnafının (buralara firma, işyeri gibi terimler kullanmak yerine hala esnaf, dükkan vb ifadeler kullanmamız aslında meselenin altyapı sorunlarının bir ksımını açıklıyor) hali bizlerin durumlarıyla paralel görünüyor. Elbette Elenor Plak (Muhteşem Candan) gibi isimlerin kıymetini inkar etmeden yazıyorum. Bir yerlerde Elvis Presley’in orijinal master kayıtlarının aradan geçen yarım yüzyıla rağmen hala çok özel ortamlarda muhafaza edildiğini okumuştum. Doğru veya değil, elin yabancısının bu işi bu şekilde ciddiye alarak yaptığı da malum. Kendi sanatçılarımızın en iyi baskılarının Almanya veya diğer yurt dışı ülkelerde daha kaliteli olarak basılması hüzün vericidir maalesef. Yazdıklarının tamamının altına imzamı atarken katılmadığım bir iki küçük detaya değinmek isterim. Bunu kasdetmediğin halde, kapak tasarımının sanki orijinaliyle tamamen birebir olması gerektiği bir anlam çıkıyor yazından, ki ben buna katılsam da tamamiyle taraftar değilim. Tabii ki orijinal tasarımı korumak temel olmalı. Tartışmasız. Ancak zamanında yapılmış bazı eksik ve hataların düzeltilmesi de restorasyonun gereğidir diye düşünüyorum. Mesela senin de belirttiğin gibi açılır kapakların bazılarında arka kapakta şarkı isimlerinin olmaması kapağın kullanımı açısından büyük sorundu(hatta Ferdi Tayfur 1977 plağının zarf kapağında şarkı listesi bile yoktu). Bunun yeni baskılarda giderilmesi yerinde bir uygulama. Kapak görsellerini rahatsız etmeden bunu tamamlamak ta siz grafikerlerin uzmanlık alanı zaten. Benim karşı olduğum, hep yazdığım gibi sticker olayı. Plak alan kesim, genellikle koleksiyoncular ya da kendisini koleksiyoncu olarak tanımlayan gençlerimiz. Bu kadar pahalı bir hobi cep harçlığı ile, gündelik zevk için alınmaz. Fedakarlık gerektirir. Sticker ise koleksiyon mantığına ters bir uygulama. Çünkü o stickerlardaki görsel ve bilgilerin tamamı koleksiyonun bir parçası ve saklanmak zorunda. Plak ambalajına yapıştırılmış stickerlar sökülmek istenirken çoğunlukla yırtılıp gidiyor. Makasla kesip saklamak ise çok ilkel kalıyor, ki kaybolma tehlikesi de mevcut. Yani siz grafikerlerden ricam, bu işi kapak içeriğinde bir şekilde halletmeniz. Köşede bir yerde minik bir şarkı listesi de işimizi görür. İşin bir başka boyutu da var. Yeni baskı yapmak reprodüksiyon yapmak sadece yeniden plak/kapak basmanın yanında bir de arşiv ve almanak hazırlamak anlamına da geliyor. Şarkı sözleri, albümün tarihçesi, sanatçılar hakkında bilgi, belge yazı vb materyallerle oluşturulmuş bir kitapçık tadından yenmez bir koleksiyon parçası oluyor. Örneğin 3 Hür-El’in –benim pek hazzetmediğim-renkli disk 45’liğinin içindeki kitapçık ve diğer malzemeler şahaneydi. Biz alıcılar bunun maliyetine seve seve katlanırız. Zarf kapakların açılır kapak şekline dönüştürülerek kaliteli bir baskıyla yapılması gibi güzelliklerin yanında kapak basımındaki özensizlikler, hakikaten işin profesyonellerin elinde değil de “esnafın” elinde olduğu gerçeğini pekiştiriyor. Yapacak bir şey yok. Maalesef telif onların elinde. İşin istisnaları da var elbette. Örneğin adını plak baskısında öğrendiğim bir firmanın bastığı Müslüm Gürses, Mutlu Ol Yeter albümünün kapak baskısı, kabartmaları filan şahaneydi mesela. Plakların CD, eski kaset vb kaynaklardan aktarılarak basıldığı ve kalitenin kötüleştiği gerçeği artık herkesçe malum. Buna yapacak bir şey de yok maalesef. Bu, işin sahiplerinin işlerini ne kadar ciddiye aldıklarıyla veya günübirlik kazanç hırslarıyla alakalı bir durum. Plak alıcıları maalesef bu durumu kanıksamış durumda. İşin üzücü yanı bu baskılar yapıldıktan sonra gerek teliflerin aynı kişide/firmada devam etmesi veya satış şansının azalması nedeniyle bir daha basılamayacak olması. Oysa belki de daha profesyonelce yaklaşan ve maliyet derdi olmayan firmalar bu işe el atmayı düşünebilir ve Türkiye piyasasını değerlendirebilirlerdi. Ancak bu şans sonsuza kadar yok olmuş oluyor. Benim gibi zamanında dönem ve Türküola baskılarını elde etmiş kişiler için bu pek önemli olmasa da yeni dinleyici kitlesi için çok hüzünlü bir durum. Sosyal platformlarda, aldığı 5-10 adet yeni baskı plağı “koleksiyonumu tanıtıyorum” diye video çeken gençleri izlemek bana büyük keyif veriyor. Ne kadar güzeller. Harçlıklarını bu işe yatıran o fedakar gençlerin, kaliteli ürünleri hayatlarına katma hakları engellenmiş oluyor. Sonuçta dönem baskısı Ferdi Tayfur plakları bir veya bir kaç asgari ücrete varan fiyatlara satılmaya çalışılıyor. Oysa Yaktı Beni, kaliteli bir baskıyla, Benim Hayatım ve Herkes Öğrensin’in eklendiği dönem baskısından daha güzel bir formatla piyasaya verilebilirdi. Plaklar, Elenor gibi kronolojik sırayla basılabilirdi. Elenor İnsan Sevince’de olduğu gibi zamanında makaslanmış şarkıların müzikleri, tamamlanarak basılabilirdi. Kısaca müşterinin sesi dinlenerek yol alınabilirdi. Ali, yazdıkların çok değerli. Lütfen yazmaya devam et. Alıcıların bir şeyler yapması fikrin çok güzel. Ancak üllemizde ticaret tek taraflı işlediği için müşteri sesinin dinlenmesi gibi çok yararlı olacak faaliyetlerin yapılmadığı da bir gerçek. En azından platformlarda tartışmaya devam etmek lazım. Esenlikler Lâmi |
|
Isin kaynagindan aktardiginiz gorusleriniz cok degerli, tesekkurler mesajiniz icin. Yurtdisindan plaklara erisimim kolay oldugu icin Turk sanatcilarin yerli basim ve yabanci basim plaklarini kiyaslayabilme sansim oldu. Bir tarafta yabancilar tarafindan ozenle ugrasilmis ve piyasaya surulmus isler varken, diger tarafta ulkemizdeki islerin bu denli ozensiz olmasi maalesef uzucu. Aklima gelen ornekler Guerssen'in cikardigi isler ve Mogollar Anatolian Sun albumu. Ben bu karsilastigimiz ozensizlik durumunun biraz da ulkemizdeki insanlarin farkli sebeplerle hobisinin olmamasina bagliyorum, hatta hobi edinme kulturu yeni nesilde daha da az gibi geliyor bana. Saticinin elini zorlayacak kadar bir talep olusmadikca da bu isler hala nis bir kitleye hitap ediyor. Talep az, arz daha da az. Umarim yakin zamanda en azindan maddi sebepler ortadan kalkar ve yeni nesil icin cezbedici bir hale gelir. |
Tamam master band kullandın da
*analog makarayı mı kullandın (hiç ama hiç sanmıyorum, hangi firma yıllarca o makaraları saklayqcak bozulmadan yıpranmadan)
*Makara kaydın DAT’a kopyalanan versiyonumu kullandın?
Pratikte her ikisi de master band kullanmak oluyor. Ama ilki spark kodda A ile gösterilir, DAT kopyası ise D ile. Hatta DAT’tan da ben DSD’ye çevrilip digital kopyaların kullanıldığıını düşünüyorum.
Dikkat ettiyseniz hiçbirinde
AAA
ADA
DDA
gibi bir kod yok.
Sadece master band kullanılmıştır vs vs.
Şu ifadeleri de gördüm. Plak için özel remaster edilmiş, yüksek ses kalitesi.
Şu an orjinal kaydı analog olarak makaralara yapan çok sınırlı kayıt var zaten (AAA olan). Yıllar önce Ferid Odman’da görmüştüm AAA plak da hemen yapışmıştım. Kaydın kalitesinden mi, müziğin türünden mi (jazz) yoksa hakikaten AAA olmasından mı bilemicem ama benim mütevazı sistemim bile şaşırmıştı, hayırdır nooluyo yahu der gibi bakmıştı sanki Lenco pikabım ve At95 iğnem ;) sanki canlı izlemeye gitmişim bir jazz klubüne de önümde çalıyorlar gibiydi. Bu hissi sadece ve sadece bu plakta yaşadım. O yüzden gözüm gibi bakıyorum albüme :)
Bu yeni baskı plaklarda sadece Ayşegül Aldinç’in Sorma plağında gördüm (gerçi buna yeni baskı plak da denemez çünkü döneminde basılmamış, sadece kaset ve CD olarak basılmış döneminde). DDA diye hiç kandırmqdan, dolandırmadan direkt yazmış firma.
Her neyse. Çok uzattıyaam affola ama ezcümle diyeceğim şu. Yeni baskı plak alarak baya baya kazıklatıyoruz kendimizi. En azından ben böyle hissediyorım. Özrllikle yeni albümler CD olarak basılsalar, ilk tercihim CD baskıları olurdu. Sezen mesela. Son albüm aadece plak olarak basıldı ve bikaç hafta önce satışa sunuldu. Hiç elim gitmiyo ama el-mecbur alıcam.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi emrahsnr -- 31 Ocak 2026; 17:10:30 >
< Bu ileti iOS uygulamasından atıldı > Bu mesaja 1 cevap geldi. Cevapları Gizle