Y

Yüzbaşı
11 Şubat 2008
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
8 üye
Görüntülenme (?)
30 (Bu ay: 0)
Gönderiler Hakkında
Y
10 yıl
Yılmaz Güney'den mektup var.
17-25 Eylül tarihleri arasında Adana'da düzenlenecek 18. Altın Koza Film Festivali'nde açılacak Adana Sinema Müzesi'nde ziyaretçiler, Yılmaz Güney'in, Selimiye Cezaevi'nde bulunduğu dönemde Adana Erkek Lisesinde birinci sınıfı birlikte okuduğu arkadaşı 75 yaşındaki Yavuz Pağda'ya yazdığı 9 mektubu görme şansı bulacaklar.


Ben özellikle bu mektubu önemli buldum, paylaşmak istedim.

21 Aralık 1972

Maddi ve manevi her şeyin kaynağı halktır. Sarayları yapan ve yıkan o... Toprağa eken, biçen, mezarları kazan, gül fidanını budayan, tarihleri yaratan o. Hep o... Sanatın yaratıcısı da odur... Halktır...

Değerlendirmeleri bu açıdan yaparsak, doğrular, iyiler, kendiliğinden ortaya çıkar. ’Yaralı Kurt’, ’Irmak’, ’Cemo’ böyle bir süzgeçten geçirilmelidir. Filmleri bilmediğim için bir şey söyleyemeyeceğim. Yalnız; bir sanatçı ülkesinin sosyo-ekonomik ve siyasal yapısının dışında düşünülemez. Çünkü, halk ve etkilerin dışında değildir. Çünkü, halk gerçeğin kendisidir. Gerçeği yaşayan ve yansıtandır. Sanatçı, ona ne kadar yakınsa, özdeşse, başarıya ve gerçeğe o kadar yakındır. Oysa biz bu fakir halkın cebindeki bir liracığı kapmak için yılda üçyüz film yaparız. Onu aldatmak, gözünü boyamak için akla gelmedik hikayeler uydururuz... Ağlarız, güleriz, uçarız... Krallarımız, kraliçelerimiz, orospularımız ve pezevenklerimizle, abraka-dabrayı bile şaşırtacak hokkabazlıklarla garibin cebindeki liracıkları çalarız.. Ve o bir liracıklar sinemaya, işletmeciye, reklamcıya, filmciye paylarını bıraktıktan sonra biz sanatçılara da yüz binlercesini bırakır. Gazete sayfalarını süsleriz her gün... Apartmanlarımız, otomobillerimiz, katlarımız... Nasıl yatarız, nasıl kalkarız, kaç numara ayakkabı giyeriz, hangi çiçeği severiz. Sevgililerimiz, jigololarımız, şapkalarımız, bacaklarımız, kalçalarımız ve de aptallıklarımız... Bütün bunları yaşatan bir liradır ve onun kaynağı halk.. Zavallı halk.

Bütün filmleri işte bu açıdan değerlendir. Bir liraya ne kadar yalan satıyoruz... Kuruş başına ne düşüyor? Kuruş başına bir yılda kaç zavallı barlara, payvonlara ve daha aşağılara düşüyor. Kaç delikanlı hapislere?... Kaç yuva yıkılır?.. Çünkü onlara gerçekleşmesi imkansız özlemler götürürüz, yalan söyleriz... Bundan nasıl kurtulunur? Nasıl iyi film yapılır? Halkımıza nasıl faydalı oluruz? İşte on aydır kafamı patlatan, uğraştığım soru... Nasıl? Yeni yılın hepinize uğur getirmesini dilerim. Selamlar.

Yılmaz GÜNEY
Y
11 yıl
Libya cephesi [Müttefik saldırısı başladı]
26 Şubat'ta oluşturulan Bingazi merkezli 'Libya Milli Konseyi', salı günü itibariyle Fransa tarafından, Libya'nın yegane meşru temsilcisi olarak tanımıştır. Sanırım önümüzdeki günlerde pekçok ülke Fransa'yı takip edecektir. Bana göre bundan sonra ülke ikiye dahi bölünebilir. Bu olay, TBMM'nin tanınması benzeri bir dönüm noktasıdır. Libya olaylarını, bu kırılma sonrasından birkez daha ele alalım isterim.

http://www.haberturk.com/dunya/haber/609131-fransa-kaddafiyi-sildi
http://www.nytimes.com/2011/03/11/world/europe/11france.html
http://english.aljazeera.net/news/europe/2011/03/2011310101413705407.html
Y
11 yıl
Halkın mukavemeti
Malumunuz bugün emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu'nun açıklamaları büyük yankı buldu. Halkın mukavemetini artırmak adına yaptıkları eylemleri anlatmaktaydı.

Peki bir devlet, hangi kurumu aracılığıyla olursa olsun, halkın mukavemetini artırmak adına ne gibi işler yapabilir? Hangi düzeyde bunlar meşru kabul edilebilinir?
Y
11 yıl
11 Eylül - Bu kez terörist rolünü ABD oynuyor.
11 Eylül denince aklımıza hemen 2001 yılında yaşanan terör eylemi gelir.
İkiz kulelerin vurulma anı, camlardan kendini aşağıya bırakan zavallı insanlar gözümüzün önünden gitmez.
Yaklaşık 3000 insan o gün New York'da hayatını en vahşi şekilde kaybetmiştir.

Peki 11 Eylül tarihinde ABD'nin, bir başka ülkede 180.000 üzerinde insanın hayatını cehenneme çevirdiğini biliyor muydunuz?
Şili'nin yine 11 Eylül tarihinde 17 yıl sürecek bir karanlık döneme, ABD yüzünden girdiğini duymuş muydunuz?



Tarih: 11 Eylül 1973
Yer: Şili


* Bu uzunlukta bir yazıyı çok az kişinin okuyacağını biliyorum.
Ancak yazının sonunu okumanızı ve zamanınız varsa belli kısımlara göz atmanızı tavsiye ederim.

Ek olarak, yakın siyasi tarihimizde, bizim de bir Pinochet'imizin olduğunu hatırlayınız.

** Alıntı değildir.



Augusto Pinochet'in Kirli Darbesi

1969 yılında Şili'deki tüm sol güçler 'Salvador Allende' önderliğinde bir olmuşlardı.
Birliğin adı 'Unidad Popular' (UP) olarak belirlenmişti.

1970 yılında Şili'de yapılan seçimlerini %36.3 oranında oy alarak Salvador Allende kazanmış, başkan olmuştu.
İnsanlık tarihinde seçimle ve kansız bir şekilde iktidara gelen ilk sosyalist lider ünvanını da kazanmıştı.

İlk icraatı, dünyanın en büyük bakır madeni olan Chuquicamata'ya sahip bu ülkede, bakır ve diğer endüstrilerin 'devletleştirilmesi' olmuş; bunun ardından toprak reformu yapmış ve bu gibi uygulamaları zenginlerin büyük tepki göstermesine yol açmıştı.

Allende'nin ekonomik reformları, ilk yılında çok başarılı olur ve Şili ekonomisi 8.6% büyür.
Ekonomik başarı diğer yıllarda bu denli büyük olmasada Salvador Allende, 1973 seçimlerinde oy oranını %43'e çıkarıp, iktidarını korur.

Lakin 22 Ağustos 1973'de Hristiyan demokratlar ile muhafazkarların kontrolündeki Şili Meclisi, ''Şili Demokrasi'sinin kırılmakta olduğunun bildirgesi'' adlı kararı kabul eder.

Bildirgede ülkede 'demokrasinin yeniden işler' kılınması için 'ordu' göreve çağırılmaktadır.

Tanıdık geldi mi?

-------------------------

Tüm bunlar yaşanırken ABD'de başkanlık görevini 'Richard Nixon' devralmıştır.

Nixon'a ulusal güvenlik danışmanı ve sonrasında dışişleri bakanlığı yapmış olan Henry Kissinger, özellikle Fidel Castro'nun Şili'ye yaptığı 4 haftalık ziyaret sonrasında çok sert açıklamalar yapar.

Yine aynı Kissinger, 5 Kasım 1970 tarihli raporunda Allende'nin iktidara gelmesini "bu yarımkürede karşılaştığımız en büyük sorunlardan biri" olarak tanımlanıyordur.

Kissinger: 'Amerikan halkının çıkarlarının zedelenmesine izin vermeyeceğiz' dedikten hemen sonra Şili'de ardı ardına bombalar patlamaya başlar.

Bu karışıklığın sonucunun adı DARBE olacaktır.


------------------------------

Olay bu noktaya gelmeden önce de ABD'nin bu darbenin hazırlanması için yoğun çalışmaları olmuştur.

Darbeden 25 yıl sonra 11 Eylül 1998 yılında Amerikan 'Ulusal Güvenlik Arşivi', 16.000 ve 7.000 sayfalık iki ayrı arşiv yayınlamıştır konuyla ilgili.

Bunca yıl geçmesine rağmen halen 'hassasiyetini koruyan' bazı bölümler ise karartılmıştır.

Bu arşivlerden edindiğimiz bilgiye göre ABD, Allende muhaliflerine 1 milyon dolar ve darbe ortamı hazırlanması için 350 bin dolar maddi yardım yapmıştır.

Allende öncesinde yapılan 1 milyar dolarlık yardımlar da kesilmiştir.

Allende hükümetini siyasi olarak düşürmek için 'Track 1' dedikleri bir operasyon başlatılmış.
Başarısız olan bu girişim sonrasında, bu kez Allende'yi bir 'darbe' ile yok etmek için 'Track 2' hayata geçirilmiştir.

Tüm bu çalışmaların genel ismine 'Project FUBELT' de denir.

--------------------------------

DARBE

11 Eylül 1973 sabahı saat 7:00'da ordu T.V. ve radyo bağlantılarını kesmiş yahut kontrol altına almıştır.
Saat 8:00'da hükümet görevlilerine sabotajlar gerçekleştirilmiştir.

Genelkurmay başkanı Augusto Pinochet ve Hava kuvvetleri komutanı Gustavo Leigh, Allende'nin telefonlarına cevap vermemişlerdir.

Saat 9:00 olduğunda ordu, Allende'ye teslim olmasını emreder.
Yanındakiler ise ona yakınlardaki bir endüstri merkezine kaçması tavsiyesinde bulunurlar.

Allende, başkanlık konutu olan La Moneda'da kalmayı seçer.
Ulusa, ordunun bir darbe gerçekleştirdiğini ve yılmayacaklarını söyleyen bir 'veda' konuşması yapar.

O sırada uçaklar havalanmıştır...

Öğlene doğru İngiliz yapımı 'Hawker Hunter' modeli uçaklar sarayı bombalarlar.
Ancak Allende ölmemiştir.

Augusto Pinochet'in emriyle saldıran tanklara karşı çıkıp, girdiği çatışmada öldüğü söylenir Allende'nin.
Yine bir başka senaryo ise Fidel Castro'nun ona armağan ettiği bir AK-47 ile kendini vurduğudur.

----------------------------------------

Darbeden hemen sonra 40.000 insan Ulusal Stadyum'da toplatıldı. Aralarında büyük müzisyen Victor Jara'da vardı...

Victor Jara, gitar çalmayı durdurmadığı için önce kolları kırıldı.
Yine ısrar edince sanatçının elleri kesildi. Ardından kurşuna dizildi.

Üç yıl içerisinde 130.000 insan tutuklandı.

Ölüm karavanı dedikleri insanlık dışı uygulama sonuçunda 70 kadar insan 'avlandı'.
Bu ölüm karavanı turları sırasında komutanlar şehir şehir geziyor, gittikleri yerlerde insanları avlıyorlardı.
Şilililer buna 'Caravana de la Muerte' diyorlardı.

Yine darbe sırasında bunlardan ayrı olarak tam 3.000 insan öldürülmüştür.
İnfazların çoğunluğu kurşuna dizme şeklinde cereyan etmiştir.

Yüzlerce insan işkenceye maruz kalmıştır.

------------------------------------

Bu karanlık dönem 1988 yılında yapılan referandumla sona ermiştir.
Halkın %55'i devleti yeniden Pinochet'in yönetmesine karşı çıkmıştır.
1993 yılında bazı subaylar 'darbe' suçuyla yargılanabilmiştir.
Pinochet, İngiltere'de yakalansa da bir müddet sonra 'sağlık' sorunları nedeniyle serbest bırakılmıştır.

-------------------------------------

Tüm bu vahşete sebep olan Augusto Pinochet, yargılansa da mahkum edilemedi.
Henry Kissinger ise pek çokları için hala birer 'kahramandır'...


Son olarak Kissinger'ın bir sözünü hatırlatmak isterim.

Henry Kissinger: "Yerimizde oturup bir ülkenin komünist olmasını neden seyretmemiz gerektiğini anlamıyorum. Bu konu Şilili seçmenlerin karar veremeyeceği kadar önemli bir konudur"

Tarih elbet yargılayacaktır...

* Bu yazıyı daha önce, 11 Eylül 2008'de, yine bu forumda paylaşmıştım.
Y
11 yıl
11 Eylül - Bu kez terörist rolünü ABD oynuyor.
11 Eylül denince aklımıza hemen 2001 yılında yaşanan terör eylemi gelir.
İkiz kulelerin vurulma anı, camlardan kendini aşağıya bırakan zavallı insanlar gözümüzün önünden gitmez.
Yaklaşık 3000 insan o gün New York'da hayatını en vahşi şekilde kaybetmiştir.

Peki 11 Eylül tarihinde ABD'nin, bir başka ülkede 180.000 üzerinde insanın hayatını cehenneme çevirdiğini biliyor muydunuz?
Şili'nin yine 11 Eylül tarihinde 17 yıl sürecek bir karanlık döneme, ABD yüzünden girdiğini duymuş muydunuz?



Tarih: 11 Eylül 1973
Yer: Şili


* Bu uzunlukta bir yazıyı çok az kişinin okuyacağını biliyorum.
Ancak yazının sonunu okumanızı ve zamanınız varsa belli kısımlara göz atmanızı tavsiye ederim.

Ek olarak, yakın siyasi tarihimizde, bizim de bir Pinochet'imizin olduğunu hatırlayınız.

** Alıntı değildir.



Augusto Pinochet'in Kirli Darbesi

1969 yılında Şili'deki tüm sol güçler 'Salvador Allende' önderliğinde bir olmuşlardı.
Birliğin adı 'Unidad Popular' (UP) olarak belirlenmişti.

1970 yılında Şili'de yapılan seçimlerini %36.3 oranında oy alarak Salvador Allende kazanmış, başkan olmuştu.
İnsanlık tarihinde seçimle ve kansız bir şekilde iktidara gelen ilk sosyalist lider ünvanını da kazanmıştı.

İlk icraatı, dünyanın en büyük bakır madeni olan Chuquicamata'ya sahip bu ülkede, bakır ve diğer endüstrilerin 'devletleştirilmesi' olmuş; bunun ardından toprak reformu yapmış ve bu gibi uygulamaları zenginlerin büyük tepki göstermesine yol açmıştı.

Allende'nin ekonomik reformları, ilk yılında çok başarılı olur ve Şili ekonomisi 8.6% büyür.
Ekonomik başarı diğer yıllarda bu denli büyük olmasada Salvador Allende, 1973 seçimlerinde oy oranını %43'e çıkarıp, iktidarını korur.

Lakin 22 Ağustos 1973'de Hristiyan demokratlar ile muhafazkarların kontrolündeki Şili Meclisi, ''Şili Demokrasi'sinin kırılmakta olduğunun bildirgesi'' adlı kararı kabul eder.

Bildirgede ülkede 'demokrasinin yeniden işler' kılınması için 'ordu' göreve çağırılmaktadır.

Tanıdık geldi mi?

-------------------------

Tüm bunlar yaşanırken ABD'de başkanlık görevini 'Richard Nixon' devralmıştır.

Nixon'a ulusal güvenlik danışmanı ve sonrasında dışişleri bakanlığı yapmış olan Henry Kissinger, özellikle Fidel Castro'nun Şili'ye yaptığı 4 haftalık ziyaret sonrasında çok sert açıklamalar yapar.

Yine aynı Kissinger, 5 Kasım 1970 tarihli raporunda Allende'nin iktidara gelmesini "bu yarımkürede karşılaştığımız en büyük sorunlardan biri" olarak tanımlanıyordur.

Kissinger: 'Amerikan halkının çıkarlarının zedelenmesine izin vermeyeceğiz' dedikten hemen sonra Şili'de ardı ardına bombalar patlamaya başlar.

Bu karışıklığın sonucunun adı DARBE olacaktır.


------------------------------

Olay bu noktaya gelmeden önce de ABD'nin bu darbenin hazırlanması için yoğun çalışmaları olmuştur.

Darbeden 25 yıl sonra 11 Eylül 1998 yılında Amerikan 'Ulusal Güvenlik Arşivi', 16.000 ve 7.000 sayfalık iki ayrı arşiv yayınlamıştır konuyla ilgili.

Bunca yıl geçmesine rağmen halen 'hassasiyetini koruyan' bazı bölümler ise karartılmıştır.

Bu arşivlerden edindiğimiz bilgiye göre ABD, Allende muhaliflerine 1 milyon dolar ve darbe ortamı hazırlanması için 350 bin dolar maddi yardım yapmıştır.

Allende öncesinde yapılan 1 milyar dolarlık yardımlar da kesilmiştir.

Allende hükümetini siyasi olarak düşürmek için 'Track 1' dedikleri bir operasyon başlatılmış.
Başarısız olan bu girişim sonrasında, bu kez Allende'yi bir 'darbe' ile yok etmek için 'Track 2' hayata geçirilmiştir.

Tüm bu çalışmaların genel ismine 'Project FUBELT' de denir.

--------------------------------

DARBE

11 Eylül 1973 sabahı saat 7:00'da ordu T.V. ve radyo bağlantılarını kesmiş yahut kontrol altına almıştır.
Saat 8:00'da hükümet görevlilerine sabotajlar gerçekleştirilmiştir.

Genelkurmay başkanı Augusto Pinochet ve Hava kuvvetleri komutanı Gustavo Leigh, Allende'nin telefonlarına cevap vermemişlerdir.

Saat 9:00 olduğunda ordu, Allende'ye teslim olmasını emreder.
Yanındakiler ise ona yakınlardaki bir endüstri merkezine kaçması tavsiyesinde bulunurlar.

Allende, başkanlık konutu olan La Moneda'da kalmayı seçer.
Ulusa, ordunun bir darbe gerçekleştirdiğini ve yılmayacaklarını söyleyen bir 'veda' konuşması yapar.

O sırada uçaklar havalanmıştır...

Öğlene doğru İngiliz yapımı 'Hawker Hunter' modeli uçaklar sarayı bombalarlar.
Ancak Allende ölmemiştir.

Augusto Pinochet'in emriyle saldıran tanklara karşı çıkıp, girdiği çatışmada öldüğü söylenir Allende'nin.
Yine bir başka senaryo ise Fidel Castro'nun ona armağan ettiği bir AK-47 ile kendini vurduğudur.

----------------------------------------

Darbeden hemen sonra 40.000 insan Ulusal Stadyum'da toplatıldı. Aralarında büyük müzisyen Victor Jara'da vardı...

Victor Jara, gitar çalmayı durdurmadığı için önce kolları kırıldı.
Yine ısrar edince sanatçının elleri kesildi. Ardından kurşuna dizildi.

Üç yıl içerisinde 130.000 insan tutuklandı.

Ölüm karavanı dedikleri insanlık dışı uygulama sonuçunda 70 kadar insan 'avlandı'.
Bu ölüm karavanı turları sırasında komutanlar şehir şehir geziyor, gittikleri yerlerde insanları avlıyorlardı.
Şilililer buna 'Caravana de la Muerte' diyorlardı.

Yine darbe sırasında bunlardan ayrı olarak tam 3.000 insan öldürülmüştür.
İnfazların çoğunluğu kurşuna dizme şeklinde cereyan etmiştir.

Yüzlerce insan işkenceye maruz kalmıştır.

------------------------------------

Bu karanlık dönem 1988 yılında yapılan referandumla sona ermiştir.
Halkın %55'i devleti yeniden Pinochet'in yönetmesine karşı çıkmıştır.
1993 yılında bazı subaylar 'darbe' suçuyla yargılanabilmiştir.
Pinochet, İngiltere'de yakalansa da bir müddet sonra 'sağlık' sorunları nedeniyle serbest bırakılmıştır.

-------------------------------------

Tüm bu vahşete sebep olan Augusto Pinochet, yargılansa da mahkum edilemedi.
Henry Kissinger ise pek çokları için hala birer 'kahramandır'...


Son olarak Kissinger'ın bir sözünü hatırlatmak isterim.

Henry Kissinger: "Yerimizde oturup bir ülkenin komünist olmasını neden seyretmemiz gerektiğini anlamıyorum. Bu konu Şilili seçmenlerin karar veremeyeceği kadar önemli bir konudur"

Tarih elbet yargılayacaktır...

* Bu yazıyı daha önce, 11 Eylül 2008'de, yine bu forumda paylaşmıştım.
Y
11 yıl
Sokakta Aslan Yıkamak
Y
12 yıl
Erhan Göksel otel odasında ölü bulundu!
Erhan Göksel vefat etti

Araştırmacı Erhan Göksel, New Jersey'de bir otel odasında ölü bulundu

New York polis kaynaklarından edinilen bilgiye göre, "Verso" adlı siyasi araştırmalar şirketinin sahibi Göksel (51), New Jersey'de, Edge Water kentindeki "Comfort Inn" adlı oteldeki odasında ölü bulundu.

Kaynaklar, Göksel'in ölüm nedeni ile ilgili bilgi olmadığını söylediler.

Göksel'in, aralarında merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, eski Başbakanlar Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz'ın da bulunduğu birçok siyasetçiye danışmanlık yaptığı biliniyor.

1959 yılında Ankara'da doğan Göksel, uzun süre çeşitli kanallarda televizyon programları da yaptı. Göksel, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandıktan sonra serbest bırakılmıştı.

Göksel, bir süredir ABD'de yaşıyordu.

Nur içinde yatsın...

http://www.haberturk.com/yasam/haber/516886-erhan-goksel-vefat-etti
Y
12 yıl
"Bu kapıdan Yahudiler ve Ermeniler giremez, köpeklere giriş serbesttir."
Köpekler girermiş, Yahudiler ve Ermeniler giremezmiş!

Eskişehir'deki Osmangazi Kültür Dernekleri Federasyonu Başkanı Genel Başkanı Niyazi Çapa, Filistin'e saldıran İsrail ile Ermenilerden özür dileme kampanyasına girişenleri kınadıklarını açıkladığı basın toplantısında eline ‘Bu kapıdan Yahudiler ve Ermeniler giremez, köpeklere giriş serbesttir’ yazılı döviz aldı.

Çapa, Ermenistan'da bazı işyerlerine ‘Türkler ve Köpekler Giremez’ yazıları asıldığını öne sürerek, “Onlar bizi köpekle aynı kefeye koymuş, oysa biz köpekleri kucaklayarak onlardan daha değerli olduğunu gösterdik” dedi.

Basın açıklaması yaptığı masanın üzerine kanlı bebek maketi, kanlı el, kol ve bacak gibi protezleri de koyan Niyazi Çapa şöyle konuştu:

“1000 yıllık şanlı tarihimizde yüzümüzün kızaracağı hiçbir kötü miras bırakmayan şanlı ecdadımız adına Ermenilerden özür dilemek cüretinde bulunan sözde aydınlar, kulaklarını açarak beni iyi dinlesinler. Ermeni diasporadan aldığınız talimatla haddinizi aşan, soysuzların, kansızların, kanı karışıkların, yapabileceklerini yaptınız. Osmanlı cihan devletinin emperyalistlere karşı yedi cephede çarpıştığı o dönemde efendisine ihanet edip arkadan hançerleyen işgal güçleriyle işbirliği yapıp insanına akla gelmedik mezalim yapan 34 dış ülke temsilciliklerimizi kalleşçe şehit eden Ermenilerden bu necip millet adına nasıl özür dileyecekler. İnsan haklarından dem vuran insan kasabı ülkelerden hele bir özür dilesinler bakalım. PKK’yı destekleyen batılıların, 30 bin şehidimizi, kadın, bebek demeden insanlık suçu işlediklerinden dolayı Türklerden özür dilemeleri gerekiyor. İslam düşmanı kan akıtıcılara kan emicilere Cenabı Allah belaların en büyüğünü versin. Akıttıkları kan içinde boğulsunlar.”

Çapa, Ermenistan’da bazı işyerlerine ‘Türkler ve köpekler giremez’ yazılarının asıldığını öne sürdü. Federasyon yetkilileri ile birlikte dernek binası önünde elline ‘Bu kapıdan Yahudiler ve Ermeniler Giremez’ ve ‘Köpeklere giriş serbesttir’ yazılı dövizler alan Çapa, şunları söyledi:

“Bizi köpekle aynı kefeye koymak istemişler. Ama biz elimizde taşıdığımız dövizlerdeki yazılarla köpeklerin bile onlardan daha değerli olduğunu gösterdik.”

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=915950&Date=09.01.2009&CategoryID=77

Şahıstan ziyade; bu anlayışı, düşünce biçimini lanetliyorum.
Y
12 yıl
Albi (Albigeois) haçlı seferi, soykırımı
Azam Ali'nin 'A Chantar M'er' isimli Oksitanca şarkısını dinlerken, bu halkın ve dilin yüzyıllar önce uğradığı kıyım hakkında bir vakit, yine bu forumda, karaladıklarımı bir konu başlığına çevirmem gerektiğine karar verdim. Günümüzde yalnızca yaklaşık 1.5 milyon kişi tarafından kullanılan Oksitan dili, esasen köklü bir geçmişe sahiptir. Ancak ne yazık ki Oksitanlar, 13. yüzyılın başlarında bir büyük felaketle yüzleşmişlerdir. Bakalım ne olmuş...

Katolik Hristiyanların ruhani lideri Papa 3. İnnocentius'un telkiniyle, yönlendirmesiyle Albi (Albigeois) ve Languedoc'da insanlık tarihinin en büyük dramlarından biri yaşandı, yaşattırıldı. Sene 1208...

Günümüz Fransasının güneyinde, Kuzeylilerden ve Avrupa'nın genelinden çok farklı yaşayan halk, Katolik inancına tehdit olarak görülmüştür. Kendilerine has Hristiyanlık yorumlarına, 'Katharizm' denilmekteydi. Papa 3. İnnocentius diplomatik yoldan bu 'tehditi' durdurmakta başarısız kalınca; bölge insanını kollayan önemli Kontlardan Tuluslu (Toulouse) 6. Raymond'la görüşmek üzere bir elçi gönderir. Gönderilen Papalık elçisi Pierre de Castlenau, hiddetli geçen görüşmenin ertesi gün öldürülür. Papa, 'kutsal savaş' emri vermek için artık yeterli hakkı olduğuna inanıyordur.

Sefere katılımı artırmak için feth edilen toprakların, savaş lordlarına paylaştırılacağı garantisi verilince ok yaydan çıkar ve Kuzey Fransa'nın hırslı baronlarının askerleri ile Papalık emrindeki Tapınak şovalyelerinin sayısı, 30 binin üzerine ulaşır.

Lyon'da güneye inmek üzere toplanan orduyu gören 6. Raymond, Katharlara karşı savaşma sözü verince -daha önce ilan edilen- afaroz hükmü Papa tarafından kaldırılır ve katliam başlar.

Ciddi bir direnişle karşılaşmayan ordu, ilk toplu katliamını henüz savaşın başında Béziers şehrinde gerçekleştirir. Kalenin içerisindeki herkes, kadın ve çocuk ayrımı güdülmeden, kılıçtan geçirilir. Peşi sıra 1209 yılında Carcassonne 'cezalandırılır' ve bu kilit noktanın düşüsünü takip eden mevsimlerde Albi, Montréal, Lomber gibi şehirlerdeki halk kılıçtan geçirilir.

Seneler süren yağmalama ve soykırım nihayetinde, Simon de Montfort komutasındaki ordunun 1215 yılında, Toulouse şehrinde yaptığı kıyımla, doruk noktasına ulaşır. İsyanlar, direnişler, yok edilişler ve göz yaşıyla geçen 20 sene sonrasında, koca bir inanış ve uygarlık ortadan kaldırılmıştır.

Evet, orada ne Fransız ne İspanyol olan bir Oksitan (Occitan) uygarlığı vardı. Birçok güzellik, birçok değer yaratmıştı. Okullarında -Kuzey'in aksine- Yunanca, İbranice, Arapça ders olarak okutuluyordu. Lakin Montfort gibi 'soyluların' kılıçıyla, yok edilmişlerdir. Bu facia bir bakıma, Fransız ulusunun doğuşuna yardımcı olmuştur. Güney toprakları artık Kuzey'le birleşebilirdi, çünkü Güney yoktu artık, ölmüştü. Birkaç yüz yıl sonra, belki de bu yüzden bazı Güney eyaletleri ateşli bir şekilde Fransız İhtilali'ne destek vermiştir. Kim bilir...

Son olarak, sözünü ettiğim şarkıyı dinlemek ve bu dili işitmek isteyenler için:


Videoyu izlemek için tıklayınız
Y
12 yıl
Doğan Öz: Katledilen ilk cumhuriyet savcımız. Anıyoruz...
DOĞAN ÖZ

"44 yaşında, 24 mart 1978'de, saat 8.30'da, evinin önünde, Anadol marka otosuna bindiği sırada 6 kurşunla İbrahim Çiftçi tarafından öldürüldü. Sıkıyönetimden ötürü Çiftçi, askeri mahkemede yargılandı, suçu sabit görüldü, arka arkaya idama mahkûm oldu.

Ama askeri yargıtay, bu kararı tam dört defa bozdu. Ve askeri mahkeme de, suçu kesin gördüğü halde beraat verdi!
Çiftçi bile inanamamış, "beni öldürtmek için salıyorsunuz" demişti."

Umut Talu

Ankara Cumhuriyet savcısı Doğan Öz, devlet içerisinde kendini 'devlet sanan' yapılanmayı ilk inceleyen, bu oluşumun 70'li yıllar boyunca süregelen kanlı cinayetlerle ilişkisini irdeleyen ve bu örgüt/örgütlerin dış istihbarat servisleriyle bağını araştıran ilk kişilerdendir.

Memlekete çok emeği geçmiş bu savcımızı, katledilişinin 32. yıl dönümünde anıyoruz.

Giriş kısmında da aktardığım gibi -malesef- katili 'suçunu itiraf etmiş olsa dahi' serbest bırakılmış; bu yürek burkan cinayet yetmezmiş gibi, bir de adalete kurşun sıkılmıştır.

Dönemin mahkemesi 25 Haziran 1985'te hukuk tarihine geçecek ibretlik bir karar verir:

'Sanık İbrahim Çiftçi 'nin maktul Doğan Öz 'ü taammüden öldürdüğü mahkememizce sabit görülmüş, ancak Askerî Yargıtay Daireler Kurulu kararları mahkememizi bağlayıcı nitelikte bulunduğundan sanık İbrahim çiftçi hakkındaki 7/ 8'lik oy çoğunluğuna dayanan bozma ilamına uyularak, sırf bu hukuki zorunluluk nedeniyle sanık İbrahim Çiftçi 'nin beraatına karar verilmiştir.'

İbrahim Çiftçi yaşamaktadır ve serbesttir! Hala...

----------------------------------------------------------

Peki Doğan Öz, ne yapmıştı da kalemi kırılmıştı?

Savcı ard arda yaşanan şiddet olayları -ki bu olaylar darbeye ortam hazırlamıştır- ilgili araştırmalar yapmış, bazı münferit olayların sorumluluğunun devlet içinde üst makamlara kadar tırmandığını saptamış ve kontr-gerilla yapılanması ile ilgili bir dava açmaya niyetlenmiştir.

Bu süreçte bir ön rapor hazırlamış ancak malesef bunu, Başbakan Bülent Ecevit'e ölümü ardından eşi ulaştırabilecektir.

Ortaya çıkarmaya başladığı bu yapılanmayla ilgili, eşi Sezen Öz'e şunları söylemiştir:

"Gerçekten çok korkmaya başladım. Yani şimdiye kadar birçok olayda meslek dolayısıyla geçirdiğim tehlikeler oldu. Fakat bu boyutta bir tehlikeyi ilk kez hissediyorum ve ürperiyorum ama bunun üzerine gidilmesi gerekiyor. Cumhuriyeti tehdit eden ölçüde bir tehlike vardır ve cumhuriyetin savcısı bunu önlemek zorundadır.”

Peki ne yazmaktaydı o raporda?

“Şiddet olayları, anarşik eylemler olarak nitelendirilebilecek kadar basit değildir. Amaç, demokrasi umudunu yok etmek; onun yerine faşist düzeni gündeme getirmek ve bütün unsurlarıyla yürürlüğe koymaktır. Böylece ABD ve çokuluslu ortaklıklar, Ortadoğu sorununu büyük ölçüde çözmek amacını gütmektedirler. Bize göre bu sonuca ulaşmada CIA, kontrgerilla gibi gizli örgütlerin yönlendirmesi vardır. Bu örgütler, devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun şekle dönüştürerek demokrasi düşmanı akımları iktidar yapmayı öngörmüşlerdir.”

"Bütün bu çalışmalar içinde askeri ve sivil güvenlik güçleri vardır. Kontrgerilla, Genelkurmay Harp Dairesi’ne bağlıdır. Sivil güvenlik güçleri içinde de MİT elemanları ve 1. Şube görevlileri kullanılmaktadır. Bütün bu çalışmalar MHP ve onun kadrolarınca yönetilmektedir. Bu genel çerçevede cinayetleri, şiddet ve anarşik eylemleri daha iyi anlamak olasıdır. Konuya bu kapsamda yaklaşılmadıkça anarşi eylemlerini kaynağında kurutmak olanak dışı olduğu gibi demokrasiyi tek seçenek olmaktan çıkartarak bütün kurumlarıyla faşizmi kökleştirmek de gündeme gelecektir. Durum bütün açıklığı ve acılığıyla ve saygıyla sunulur.”

Malesef sayısız değer gibi Doğan Öz'de seneler önce, ufkun ötesini öngörmüş ve çalışmalarına başlamış ancak katledilerek susturulmuştur.


Kaderdaşı Uğur Mumcu, Doğan Öz için şu ifadeleri kullanacaktır cinayet sonrası:

"Doğan Öz, 1980 öncesinde 'cina­yetleri nasıl durdu­ruruz' diye düşü­nen bir vatanper­verdi. O yıllarda Doğan Öz'ün kontrgerilla ile ilgili bir araştırması olduğunu, görüştüğü, soruşturduğu kişilerden duymuş­tuk. Bu konuda çalıştığını ve bir dava açma hazırlığında olduğunu biliyordum."

"Öz'ü vurmaktan yargılanan sanığın avuka­tı, ısrarla Başbakanlığa, Genelkurmay Baş­kanlığı'na başvurdu. Bence mahkeme burada derinleştirilmeliydi. Fakat hiç üzerinde du­rulmadı. Bir yerde duvarlar örüldü. Türk ba­sını ne kadar yetenekli gazeteci varsa, görev­lendirmeliydi, araştırmalıydı. Maalesef kim­se ilgilenmedi... ölmeyeceksin... Ölünce bu işin devamı yok... Kimse o kapıları aşama­dı..."

ÖLMEYECEKSİN! Ölünce bu işin devamı yok...

---------------------------------------

* Yazıda pek çok kaynaktan derlemeler yaptım.

** Doğan Öz, aynı zamanda şiir de yazmaktaydı. Bu yönünü merak edenler için:

http://www.ayrinti.net/index.php?option=com_content&task=view&id=707&Itemid=56


Son olarak herkese, 1994 tarihli Can Dündar belgeselini izlemesini tavsiye ederim:

http://video.google.com/videosearch?q=do%C4%9Fan+%C3%B6z+cinayeti+ergenekon+can+d%C3%BCndar&emb=0&aq=f#
DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.