G

General
02 Ocak 2001
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
562 üye
Görüntülenme (?)
11293 (Bu ay: 18)
Gönderiler Hakkında
G
3 gün
Ağırlıksız batarya teknolojisi menzili %70 artırıyor

Ekstra yük getirmeyen bir batarya yapmanın en kolay yolu bataryadan araç yapmanız. İsveç’teki , Chalmers Teknoloji Üniversitesi’de bu heyecan verici fikrin peşinden 20 yıldır koşuyor.



Chalmers Teknoloji Üniversitesi’ndeki araştırmacıların geliştirdiği karbon fiber kompozit batarya, alüminyum kadar dayanıklı olmayı başardı. Böylece şasiyi, kaputu, tavanı, tabanı ve hatta koltukların iskeletlerini bile batarya olarak kullanabilirsiniz.



[bkzdh=



En son ulaşılan 76 GPa değeri alüminyumun sertliğini geçmiş durumda, çekme dayanımı 100 MPa seviyesinde ve bu değer bir şeyler inşaa etmek için yeterli. Fakat batarya çevrim sayısı şimdilik 500-1000 seviyesinde. Araştırmacılar bu çevrim sayısını 2000’e çıkarmayı planlıyor. Batarya yoğunluğu ise 2021’de 24 Wh/kg iken bugün 30 Wh/kg seviyesine geldi ama araştırmacıların nihaii hedefi 100 Wh/kg. 




Otomobilin 500-650 kg metal aksamı, bu malzemeden üretilen batarya ile değiştirilirse 15 kWh bir batarya ağırlıksız olarak eklenebilecek. Üstelik metal aksam yerine karbon fiber temelli bir yapıya geçildiğinden bu ağırlık 325-425 kg’a düşecek. İleride 100 Wh/kg hedefi ile bu bir aracın ihtiyaç duyduğu 50 kWh miktarına erişebilecek.




Şimdilik bu teknoloji gelişme aşamasında olsa bile bazı zorlukları yok değil. Nisan başında yayımlanan seri üretime uygunluk araştırmasına göre bu teknoloji, düşük hacimli seri üretim için hazır durumda. Bu teknoloji, özellikle ağırlığın aşırı önemli olduğu İHA, cep telefonu, dizüstü bilgisayar ya da akıllı saatler için kullanılabilecek. Ancak üretilen karmaşık kompozit yapı nedeniyle genelde insan emeğine dayalı bir üretim olduğu, bu yüzden lityum iyon pillere göre halen pahalı kalacağı görüşü hakim. Fakat bu geliştirilecek otomasyon teknikleri ve makinalar ile çözülebilir. Diğer bir zorluk ise kompozit yapının geri dönüştürülebilirliğinin çok düşük olması. Yani hayat evresini tamamlayan bataryalar, ciddi miktarda geri dönüştürülemez çöp oluşturabilir. Bu zorlıklar gelecek araştırma konuları arasında. Düşük yoğunluklu seri üretim kullanılmaya başlanırsa bu alandaki araştırmalar da artıp istediğimiz noktaya gelebilir.




Örneğin özellikle batarya sorunu yaşayan üst düzey akıllı saatlerde kullanıldığında normal batarya da korunur ise şarj sıklığı ciddi manada düşürülebilir veya bunun yerine standart batarya küçültülüp saat hafifletilebilir.




Kaynak:https://cleantechnica.com/2025/01/02/next-gen-massless-ev-batteries-could-weigh-nothing-at-all/
G
4 gün
New York’ta trafik ücreti etkisini gösterdi: Trafik ve hava kirliliği düştü

Dünyada önemli şehir merkezlerinin trafik sorunu için bölgesel ücretli giriş uygulaması giderek yaygınlaşıyor. İlk olarak Londra’da 2003 yılında başlayan uygulama, Stockholm, Singapur ve Milano’dan sonra son olarak geçtiğimiz New York’ta hayata geçirildi. Uygulama sonuçlarını merak edenler için Cornell Üniversitesi tarafından yapılan ilk bilimsel araştırma yayınlandı.



Ücretli bölgeye giriş ücreti günlük 9 dolar



Manhattan’ın 60. Cadde ve güneyinde uygulanan Congestion Relief Zone (CRZ) yani Trafik Azaltma Bölgesinde günlük 9 doları bulan ücretler alınıyor. Yapılan çalışmalara göre halkın %60’ı uygulamanın devam etmesi yönünde görüş bildiriyor.





Toplam 17.758 gözleme ve 6 aylık bir sürece dayanan çalışma hava kalitesi, hava durumu, araç akış hızı ve araç hacmi verileri üzerine odaklandı. İlk sonuçlara göre şehirde ciddi oranda bir hava kalitesi iyileşmesi gözlemlendi. Akciğerden vücudumuza giren ve bizi zehirleyen PM 2.5 partikül maddelerinde %22’lik bir düşüş gerçekleşti.  İşin ilginç tarafı ise bu hava kalitesi iyileşmesi sadece kısıtlı bölgede değil ona konuşu bölgelerde de yaşandı.



Ayrıca Bkz.Tesla FSD, Avrupa’daki ilk onayını aldı: Türkiye'ye ne zaman gelir?



Şehir içindeki araç trafiği otobillerde %9, ağır kamyonlarda ise %18 oranında düştü. Şehir içi araç hızları ortalama olarak %11 hızlandı. 





Bunun dışında şehir genelinde gürültü ve kazalar azalmasına karşın yaya trafiği ve mağazaların müşterilerinde önemli bir azalma olmadı. Metro kullanım oranı %7 arttı, araçlar daha az yakıt yakarak tasarrufta bulundu. Uygulama otobüs hızlarını da arttırdı. Bu artış %17 - %47 arasında oldu.



Holland Tüneli geçiş süresi, Pazartesi günleri





Ücretlerden elde edilen gelirin yıllık 500 milyon dolara ulaşması beklenirken, bu gelir metro yapımında ve toplu taşıma hizmetlerinin iyileştirilmesinde kullanılacak.





Şehir merkezine giden araç sayısı azaldıkça etraftaki trafik de doğal olarak azaldı. Ücretli bölgede bu oran %25 iken Bergen bölgesinde %14, Bronx'ta %10, Manhattan dışı %9, Staten adasında %5 oranında trafik rahatladı. Bu nedenle veriler aslında ücretli bölge dışındaki sürücülerin en büyük faydayı yaşadığı görüldü. Bu da yaşanan zaman kazancının tüm sürücülerin refahını haftalık olarak toplamda 21 milyon dolar arttırdığı anlamına geliyor.




Kaynak:https://cleantechnica.com/2026/03/16/the-effects-of-congestion-pricing-pollution-reduction-and-so-much-more/
G
4 hafta
Elektrikli araç şarj soket sayısı şubatta 40 bini aştı
Elektrikli araçlar daha hızlı satılıyordu vergi gelince biraz dengelendi.
Elektrikli araç şarj soket sayısı şubatta 40 bini aştı

Anadolu Ajansı - Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) şubat ayına ilişkin "Şarj Hizmeti Piyasası Aylık İstatistikleri" raporuna göre, şarj istasyonlarının toplam kurulu gücü, geçen ay bir önceki aya kıyasla yüzde 2,7 artışla 3 bin 73 megavata yükseldi.

Şubatta şarj istasyonlarının elektrik tüketimi 53 milyon 423 bin 951 kilovatsaat oldu. Bunun yüzde 58,7'sine denk gelen 31 milyon 358 bin 905 kilovatsaatlik kısmı yeşil şarj istasyonlarından karşılanırken 22 milyon 65 bin 45 kilovatsaatlik tüketim ise diğer istasyonlardan sağlandı.

Yeşil şarj istasyonları, kullanılan enerjinin yenilenebilir kaynaklardan üretildiğini belgeleyen Yenilenebilir Enerji Kaynak Garanti Sertifikası'na (YEK-G) sahip istasyonlar olarak tanımlanıyor. Bu istasyonlar, elektrikli araçların karbon ayak izini azaltmada ve temiz enerji kullanımını teşvik etmede kritik rol oynuyor.

İstanbul tüketimde ilk sırada

Rapora göre, tüketimde ilk sırayı 18 bin 150 megavatsaatle İstanbul aldı. Bunu 8 bin 806 megavatsaatle Ankara ve 3 bin 120 megavatsaatle İzmir izledi.

Söz konusu dönemde toplam soket sayısı yaklaşık yüzde 2,2 artarak 40 bin 575'e çıktı. Soket sayısı, ocakta 39 bin 694 olarak kayıtlara geçmişti.

Şubatta AC şarj soket sayısı yüzde 2,2 artışla 23 bin 142'ye, DC şarj soket sayısı da yüzde 2,2 artarak 17 bin 433'e yükseldi. Önceki ay AC şarj soket sayısı 22 bin 635, DC şarj soket sayısı ise 17 bin 59 olarak kaydedilmişti.

Öte yandan, ocakta 389 bin 134 olan elektrikli araç sayısı şubatta yüzde 2,5 artışla 399 bin 43'e ulaştı.

Anadolu Ajansı
G
geçen ay
Avrupa\u0027da enerji arz güvenliği için \"tavan fiyat\" ve \"kısıtlama\" tedbirleri devreye alınıyor
Zamanında biz yaptığımızda denmedik laf kalmamıştı şimdi Avrupa yapıyor demek ki pekte yanlış değilmiş.
Avrupa'da enerji arz güvenliği için "tavan fiyat" ve "kısıtlama" tedbirleri devreye alınıyor

Anadolu Ajansı - Orta Doğu'da tırmanan jeopolitik gerilimin neden olduğu enerji fiyat artışları, Avrupa ülkelerini akaryakıt fiyatlarına karşı bir dizi sert önlemi hayata geçirmeye sevk etti.

Fransa'daki akaryakıt istasyonlarının üçte birini işleten TotalEnergies, piyasalardaki "olağanüstü oynaklığa" karşı fiyatları sabitleme kararı aldı. Şirketten yapılan açıklamada, 13 Mart'tan itibaren geçerli olmak üzere benzinin litre fiyatının 1,99 avro, motorinin ise 2,09 avro ile sınırlandırıldığı bildirildi. Ay sonuna kadar uygulanması planlanan tedbirlerin, nisan başında küresel petrol piyasasındaki gelişmelere göre yeniden değerlendirileceği kaydedildi.

Petrol fiyatlarındaki sert yükselişin merkezinde Orta Doğu'daki jeopolitik kriz yer alıyor. Şubat sonunda ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı hava saldırılarının ardından, dünya petrol ticareti için kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı'nda deniz trafiği durma noktasına geldi. Basra Körfezi'ndeki tankerlere yönelik saldırılar arz güvenliği endişelerini körüklerken, Brent petrolün varil fiyatı geçici olarak 100 dolar sınırını aştı.

Avrupa genelinde müdahale dalgası

Almanya Ekonomi ve Enerji Bakanı Katherina Reiche, petrol istasyonlarındaki spekülatif fiyat hareketlerini önlemek amacıyla "Avusturya Modeli"ne geçileceğini duyurdu. Yeni düzenlemeyle istasyonlar, akaryakıt fiyatlarını gün içinde yalnızca bir kez artırabilecek. Ayrıca Berlin yönetimi, piyasadaki arz baskısını hafifletmek için Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) stratejik petrol rezervlerini kullanma kararına katılım sağlayacak.

Doğu ve Güneydoğu Avrupa ülkeleri, fiyat artışlarını dizginlemek için daha doğrudan yöntemleri tercih ediyor:

Macaristan Başbakanı Viktor Orban, benzinin litresini 595 forint (1,77 dolar), motorini ise 615 forintte (1,83 dolar) sabitlediklerini açıkladı.

Hırvatistan, Arnavutluk ve Kosova'da ise perakende fiyatlara sınırlama getirilirken, petrol şirketlerinin kar marjları denetim altına alındı.

Yunanistan'da da hükümet, akaryakıt ve temel gıda ürünlerinde kar marjlarını üç ay boyunca sınırlandırma kararı aldı.

İtalya'da artan fiyatlardan elde edilen ek KDV gelirlerinin tüketicilere destek paketi olarak sunulması ve haksız kazanç sağlayan şirketlere yönelik denetimlerin artırılması kararlaştırıldı.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu ise enerji faturalarını düşürmek ve vatandaşları korumak amacıyla "Vatandaş Enerji Paketi" kapsamında yeni teşvikler ve fiyat izleme mekanizmaları üzerinde çalışıyor. Enerji uzmanları, Brent petrolün 100 dolar seviyesinde kalmaya devam etmesi durumunda, Avrupalı sürücülerin yıllık yakıt maliyetlerinin ortalama 220 avro artabileceği uyarısında bulunuyor.

Anadolu Ajansı
G
geçen ay
İspanya’da eski rüzgar türbini sahası daha az türbinle iki kattan fazla enerji üretiyor

İspanya’nın Muel bölgesinde hizmet veren rüzgar enerjisi santrali, 1998 yılından beri 27 türbini ve 16,2 MW kurulu gücü ile hizmet veriyor. Bu bölge ilk rüzgar türbini kurulum alanlarından birisi olmanın yanı sıra en rüzgarlı bölgelerden biri.



Bu nedenle işletmeci şirket, eskiyen ve daha fazla bakım masrafı çıkartan sahayı müthiş bir şekilde yeniledi ve 27 türbini sadece 3 yeni türbin ile değiştirdi. Her biri 6,6 MW gücündeki yeni rüzgar türbinleri daha yüksek, daha büyük rotor alanına sahip ve doğal olarak çok daha az makina olduğundan daha düşük bakım masrafına sahip.



Üstelik bu şekilde güç kapasitesi 16,2 MW’dan 19,8 MW’a artmakla kalmadı, yeni türbinlerin daha yüksek ve daha büyük kanatları sayesinde daha az rüzgarlı zamanlarda bile dönerek elektrik üretti. Bu sayede daha önce 9 bin 400 evin ihtiyacını karşılarken şimdi 21 bin evin elektrik ihtiyacını karşılamaya başladı. Bu fark kurulu güçten değil, kapasite faktörünün artışından ötürü geliyor. Kısaca santral artık çok daha büyük kapasite faktörünü sayesinde şebekeye daha uzun süre elektrik verebiliyor. 



Ayrıca Bkz.Uzaya çıkmaya gerek yok: Yüzer rüzgar türbinlerinin altına veri merkezleri kurulacak



Üstelik tüm bunlar rüzgar türbini tarlası dikmek kadar pahalı olan kilometrelerce uzunlukta yüksek voltaj gerilim hattı döşenmeden gerçekleştirildi. Önceki sahada kullanılan hat yeni santraller tarafından da kullanılmaya devam ediyor.




Projenin sahibi RWE’nin en büyük amacı ise eski türbinlerin atıklarını %99 oranında değerlendirecek olması. Hali hazırda çalışan 1350 adet parça diğer projelerde kullanılmak üzere sökülmüş. Tonlarca ağırlıktaki çelik ve bakır %100 oranında geri dönüştürülmüş.



En zor geri dönüştürülen bıçaklar (kanatlar) ise önce öğütülüp küçük parçalara ayrıldıktan sonra fırınlarda yakılarak enerji kazanılmış yada beton harcında kullanılmış.



Eski türbinlerin yer altında kalan temelleride kırılarak sökülmüş ve içindeki çelik ayrıştırıldıktan sonra ufalanan beton etraftaki yol inşaatlarında veya yeni temellerin dolgu malzemesi olmak üzere hazırlanmış.





Böyle bir proje İspanya’da ilk olması nedeniyle büyük önem arz ediyor. Zira 2030 yılına kadar ülkede 10 GW gücündeki santraller 25-30 yıllık ekonomik ömrünü tamamlamış oluyorlar. Bu proje, bundan sonra gelecek projelerede örnek olacak.




Kaynak:https://www.rwe.com/en/press/rwe-renewables-europe-australia/2025-12-10-zero-waste-repowering/
G
2 ay
Hızlı iyileştiren hastane: Kurulduğu araziden 4 kat fazla yeşil alana sahip!

Hastane inşaatı sadece beton ve klimadan ibaret olmak zorunda değil. Yeşil alanın da olması istenir. Peki hem nadir hayvan türlerine ev sahipliği yapması hem de insanların ders çalışmak için gelmesi bu hastane gelmesi beklenir mi? Singapur’daki Khoo Teck Puat Hastanesi sadece hastaların daha hızlı iyileşmesini sağlamakla kalmıyor. Hastanenin doğal alanını ziyaret eden doğa meraklıları, ellerinde fotoğraf makineleriyle bitkileri, kelebekleri ve hayvanları görüntülemek için buraya geliyor. Bunu inşaat sonrası yeşil alanı öncekine göre 4 kat artırarak başarmış. Kısaca inşaat yaparak doğaya ilginç bir şekilde iyilik yapmışlar.



Ayrıca Bkz.BYD, dünyanın en uzun menzilli elektrikli otomobilini tanıttı: 1.036 km menzil!



Hastane tasarımı ile biyolojik çeşitliliği arttırmış. Bu artış öyle yüksek ki önceden arazide sadece 3 kelebek türü dolaşırken şimdi 115 tür tespit edilmiş. Bunun dışında 96 kuş, 36 yusufçuk ve 100’den fazla balık türü bulunuyor. Hastaneye su samurları göç etmiş ve çok nadir görülen ve çekingen tek pullu memeli pangolin (karınca yiyen) bile bölgeye uğramış.





Singapur gibi tropik sıcaklıklarla baş etmenin yöntemi de mimarlar tarafından daha inşaat başlamadan tasarlanmış. Bunun için yandaki göletten gelen serin havayı yakalayacak şekilde planlanan V şeklindeki bina, rüzgârı duvar kanatlarıyla yönlendirerek kat aralarına dağıtıyor ve yapının sürekli olarak yaklaşık %70 oranında doğal hava ile havalandırılmasını sağlıyor.





Çatıdaki tarım alanı ile katlar ve bahçelerde kullanılan biyofilik mimari sayesinde hastane çevresi, bulunduğu bölgeye göre yaklaşık 2 °C daha serin kalıyor. Tüm bunlar hastanenin soğutma ihtiyacını %50 oranında azaltarak enerji tüketimini düşürüyor.





Hastanenin çatısı bile tarlaya dönüşmüş. Genellikle mahalledeki emekli gönüllüler tarafından işletilen tarlada 100’den fazla meyve ağacı, 50 civarında sebze türü organik tarım ile yetiştirilip taze olarak hastanenin mutfağında kullanılıyor. Tabii yeşil çatı binanın çatıdan ısınmasını engelleyerek klima tüketimini düşürmekle kalmıyor, kentsel ısı ada etkisini düşürerek mahallenin genel sıcaklığını düşürüyor.





Hastaların iyileşmesine yardımcı oluyor



Pencereden doğayı seyreden hastaların tansiyonunu düşüyor, daha az ağrı kesici kullanmasını sağlıyor ve daha hızlı iyileştiriyor. Eskiden beton kenarlı sıradan bir yağmur göleti olan Yinsun Göleti hastane alanına entegre edilmiş ve etrafında 1,2 kilometrelik yürüyüş parkuru hazırlanmış.





Hazırlanan doğal yaşam ortamı hayvanlara ve insanlara o kadar uygun ki kuş, kelebek gözlemcilerinin akınana uğramak ile kalmıyor, mahalledeki insanların %15'i burada ders çalışmak ya da piknik amaçlı düzenli olarak uğruyor.


G
2 ay
Hyundai ve Kia’dan engellerin ötesini gören teknoloji

Otonom sürüş hayatımıza girmeye her geçen gün biraz daha yaklaşırken, ADAS gibi sistemler hâlihazırda araçlarda yerini almış durumda. ADAS’lı bir aracı kullanan herkesin kabul ettiği gerçek ise şu: “Ne kadar çok akıllı sensör, o kadar iyi güvenlik.”



Bu akıllı sensörler arasında ultrasonik park sensörleri, kameralar, lidar, radar gibi çeşitli sensörler mevcut. Ancak bunların hiç biri bir engelin arkasını göremiyor. Hyundai ve Kia ise engellerin arkasını, UWB banttan yayın yapan cihazlar sayesinde görmeyi planlıyor.




UWB alıcı vericileri bu iki Koreli markanın 2025 modellerine eklendi. İşin ilginci bu UWB çipli cihazlar, yollarda şimdiden bolca var ve sayısı giderek artıyor. Çünkü bu UWB çipler telefonlarda, yeni araçlarda, airtag gibi cihazlarda, saatlerde ve kulaklıklarda yer alıyor.



Teknoloji ise şöyle çalışıyor. Otomobil içindeki UWB sensörü, yolda giderken bir sinyal yayıyor, bunu alan 100 metre içindeki tüm UWB cihazlar cevap veriyor. Cevabın dönüş süresini ve açısını birden fazla antenle hesaplayan sistem cihazların yerini 10 cm hassasiyetle tespit edebiliyor. 



Ayrıca Bkz.500 yıl dayanıklı doğal malzemeden prefabrik ev



Bu sistemin en güzel yanı UWB banttaki cihazlar birbirini görmese de yani arada engel varsa bile birbirlerine veri gönderebiliyor olması.  Basitçe bir örnekle, mesela siz kavşağa gelirken kavşağa görünmez noktadan hızla yaklaşan bir aracı fark edebiliyor. Üstelik aracı takip ederek hızını ve güzergahını tahmin ediyor. Böylece araç bu bilgiyi kullanarak güvenlik açısından önemli bir durum olduğunda sizi uyarabiliyor.





Aynı şekilde bir duvarın arkasından yola doğru koşan bir çocuğun üzerindeki UWB anahtarlık sayesinde araç tehlikeyi önceden fark edip gerektiğinde kazayı önleyebiliyor. Sistemin en güzel yanı ise telefonları ve uyumlu akıllı saatleri de algılıyor olması. Apple iPhone 11 ve üstü modeller, Samsung Galaxy S21 Ultra ve üstü modellerde UWB çipi yer alıyor. Kısaca araçlar tüm bu cihazların yerini saptayabiliyor. Bunun dışında BMW, Mercedes, Volkswagen, Tesla gibi markalar da yeni modellerinde bu UWB çipleri kullanıyor. Yani bu markaların otomobillerini de tespit etmek mümkün.



Üstelik bu sistem her türlü hava koşullarında veya görüş durumunda %99 doğrulukla çalışıyor. Sistemin tepki süresi ise oldukça kısa, sadece 1 ms ile 5 ms arasında konumu belirliyor.





Şirket bu özelliği yaygın kullanıma sunacağı tarih hakkında şimdilik bir bilgi vermiyor ama aktif testler yapıyor. Geçtiğimiz sene Güney Kore’de Kia PBV dönüşüm merkezinde forkliftler ile işçilerin çarpışmasını önlemek için kullanıldı. Bu sene ise Busan’daki limanda endüstriyel saha araçlarının güvenliğini sağlamak için kullanılacak. 





Testlerden birisi de hareketlerinin çok tahmin edilemediği ve oldukçada hızlı olan ana okulu öğrencileri ve onları taşıyan otobüslerle yapıldı. Otobüse bir UWB alıcı verici eklenmiş, çocuklara da oyuncak şeklinde çantalarına takılan UWB sensörler çantalarına takılmış. Bu sayede şöför park esnasında veya hareket ederken önündeki ekrandan çocukların hem araç içindeki hem de araç dışındaki konumunu görebilmiş. Sistemin bir diğer dikkat çekici kullanım alanı ise afet durumlarında, enkaz altında kalan insanların yerinin tespit edilmesi olabilir.



Anlayacağınız sistem ileride firmalar tarafından sonradan eklenebilir cihazlar ile hayatımızdaki her yere girmeyi planlıyor ve çok büyük umut vaad ediyor. 




Kaynak:https://cleantechnica.com/2026/01/30/hyundai-motor-kia-unveil-vision-pulse-driver-safety-technology-that-detects-beyond-obstacles/
G
2 ay
500 yıl dayanıklı doğal malzemeden prefabrik ev

Bundan on yıllar önce keşfedilen jeodezik mimariyi kalıcı biyoseramik materyaller ile yüzyıllarca ayakta tutmayı planlayan GeoShip girişimi, ev üretme sektöründeki tüm sorunlara çözüm bulduğunu iddia ediyor.



Evin ana malzemesi olan biyoseramik; kemiklerimiz ve dişlerimizin kimyasal yapısına çok benzer şekilde, ısıtılmadan birbirine bağlanan magnezyum, kalsiyum ve potasyum fosfattan oluşuyor.  Bunun içine selüloz, kenevir veya bazen de karbon fiber katılarak lifler ilave ediliyor. Böylece dayanıklılık artarken malzeme hafifliyor. Üçgen kalıpla oluşturulan parçalar doğada en güçlü yapı olarak bilinen jeodezik kubbe olacak şekilde sadece birkaç civata ile birleştirilerek çok güçlü bir yapı oluşturuyorlar. Böcekler tarafından parçalanamayan, küflenmeyen, paslanmayan ve bakteriler tarafından çürütülemeyen biyoseramik aynı zamanda betondan 5 kat daha dayanım gücü olduğundan yapının 500 yıl boyunca ayakta kalacağı tahmin ediliyor.




Yapısı itibarıyla kasırgalara, orman yangınlarına, depremlere ve sellere karşı dayanıklılık sergileyen bu yapı, bilinen tüm afet senaryolarına karşı dirençli. Ayrıca modüler yapısı sayesinde hasar alan parçayı yenisi ile değiştirmekte oldukça kolay. Firma 50 yıl yapısal bütünlük garantisi, 20 yıl dış cephe garantisi vermekte. Ancak ilk sürüm olan Amma Founders Edition ömür boyu garanti sunacak.



Geoship’in inş çalışmaları tamamlanan ve taşınmaya hazır hale gelen Amma isimli versiyonu, 152 metre kare çapında 2 yatak oda, bir ofis odası, 2 banyo ve salona sahip loft dizayna sahip. Pilot aşamasındaki fabrikada bu evden yılda 10-100 adet üretilecek. Lüks olarak tasarlanan dairenin fiyatı montaj dahil olarak 500 bin dolardan satışa çıkacak. Tahmini olarak 2028 yılında faaliyete geçmesi beklenen fabrikada yılda 100-1000 ev üretilecek ve fiyatlar düşecek. Bu şekilde 2029’a kadar 3000 adet ev üretilmesi planlanıyor. Daha da sonra yerel mikro fabrikalar ile beraber fiyatın 150 bin dolar seviyesine kadar inmesi bekleniyor.




Bu şekilde firma sürdürülebilirlik (karbon emisyonsuz ve doğaya zararsız), erişilebilirlik (her bir parçası 3 fabrikada 3 dakikada üretilebiliyor), karşılanabilirlik (pahalı olmayan malzemeler ile ölçekli üretim), toksisite (normal evlerde olan 800 zararlı bileşen yok), bağlantısızlık (kuracağı köyler ile sosyal yaşamı canlandırarak yalnızlığı giderecek) sağlıyor.



GeoShip’lerin gelecek planlarında farklı boyutlarda kubbeler koridor ile birbirine eklenerek daha büyük evler oluşturmak var. Farklı ev seçenekleri ile oluşturulan biyo köylerde sosyal alanlar inşaa edilerek günümüzün büyük sorunlarından olan yalnızlıkla mücadele etmeyi planlıyor.




Girişimi belki de diğer girişimlerden ayıran en büyük fark; büyük yatırım kuruluşlarından fonlanmak yerine, evleri satacağı kişiler tarafından kitle fonlaması ile fonlanmak istemesi. Bu sayede kooperatif modelini tercih ederek ileride söz hakkını ve oluşacak kârı ev sahipleri ile paylaşmak istiyor. Şimdiye kadar 4000’e yakın yatırımcıdan 16 milyon dolar sermaye toplamayı başarmış. Şirket ileride 1 milyar dolar değere ulaştığında hisselerinin %30 ile %50 arasında bir değeri müşterilerine ve doğaya aktaracak.




Böylece içinde yaşadığımız doğa, şirketin önemli bir ortağı olacak. Doğanın hissesine düşen pay ile vakıf kurulacak. Bu vakıf köylerin çevresindeki eko restorasyon projeleri yürütecek, yönetim kurulunda koltuğa sahip olacak, şirketin bir kâr uğruna doğayı katledecek yapıya bürünmesini engelleyecek.



Şimdiye kadar 500 milyon dolar değerinde 3 bin 200 evin ön siparişini alarak, ilk pilot fabrikasını kurarak, ilk evini inşaa montaj çalışmalarına başlayarak ve Kaliforniya eyaletinden fabrikada ev üretim lisansı alarak iyi bir giriş yaptığı söylenebilir.




Kaynak:https://geoship.is/
G
3 ay
Yeni nesil zeplinler düşük maliyetli şehir içi hava taşımacılığına aday

Uçaklarla uzun mesafelere görece ucuza seyahat etmek artık oldukça standart hâle gelmiş olsa da, alçak irtifada (1.000 metre altı) şehirlerin üzerinde dolaşmak hâlâ günlük hayatımızın bir parçası değil. Bunun en önemli nedenlerinden biri, bu alanın uzun yıllar boyunca neredeyse yalnızca bir “lüks aracı” olarak görülen helikopterlere ait olması.



Helikopterler arama-kurtarma, ambulans hizmetleri ve güvenlik gibi kritik görevlerde son derece önemli bir role sahip olsa da, keyif amaçlı kullanımlar için erişilebilir bir seçenek olmaktan uzak. Bunun başlıca nedenleri; üretim ve bakım süreçlerinin karmaşıklığı, yüksek pilotaj maliyetleri ve oldukça fazla yakıt tüketmeleri.



Hava gemileri ise çok daha basit bir sistem sayesinde hem ilk yatırım maliyetlerinde hem de sürekli yakıt giderlerinde ciddi avantajlar sunuyor. Gerekli kaldırma kuvvetinin büyük bölümü helyum gazı sayesinde sağlanıyor. Havadan hafif olan bu gaz, hava gemisinin havada kalmasını sağlarken, alttaki motorlar ise ileri hareketi mümkün kılıyor. Bu motorların klasik hava gemilerinden en büyük farkı, yönlendirilebilir olmaları ve benzinle çalışmaları. Kalkış ve iniş sırasında dik konuma getirilebilen motorlar, rüzgâr etkisini en aza indiriyor. Ayrıca her yöne dönebilen motorlar sayesinde, hava gemisi daha önce hiçbir hava gemisinin gerçekleştiremediği manevraları yapabiliyor.




Yaklaşık 50 metre uzunluğa ve 12 metre yüksekliğe sahip, tek kapsüllü ve sert bir iskeleti bulunmayan bu hava gemisi; 1 pilot ve 9 yolcu taşıyabiliyor. İçten yanmalı motora sahip versiyonu saatte 100 km hıza ulaşırken, 700 km menzil sunuyor. Geniş pencerelerle donatılan yolcu kabini, özellikle turistik şehir ve doğa gezilerinde kullanılmak üzere tasarlanmış. İstanbul Boğazı ve tarihi yarımada gibi bölgelerde turistik amaçlı kullanıma uygun olan bu model, helikopterlere kıyasla yaklaşık %30 daha düşük bir fiyatla sunuluyor ve yaklaşık 150 metre çapındaki düz bir alana iniş yapabiliyor. Benzinli versiyon, saatte 250-300 litre havacılık yakıtı tüketen helikopterlerin aksine, saatte yalnızca 15-50 litre standart benzin harcayarak yakıt maliyetini yaklaşık 10 kat azaltıyor.



Bu sayede Almanya’da kişi başı yaklaşık 500 avro olan Zeppelin NT alçak irtifa uçuş biletleri, Çin’de 140-250 dolar seviyelerine kadar düşmüş durumda. Kısa süre önce Çin Sivil Havacılık Otoritesi’nden uçuş izni alan AVIC firmasının AS700 modeli, şimdiden 23 kesin sipariş ve 164 opsiyonel sipariş alarak önemli bir başarı yakaladı. Bunun başlıca nedenleri arasında, Alman Zeppelin NT’nin yaklaşık 20 milyon avroluk fiyatına kıyasla AS700’ün 3,5 milyon avro seviyesinde sunulması ve düşük işletme maliyetleri öne çıkıyor.




Çinli firmanın şimdilik biri benzinli, diğeri elektrikli olmak üzere iki farklı modeli bulunuyor. Elektrikli model, bataryaların ağırlığı ve mevcut teknolojik sınırlamalar nedeniyle daha kısıtlı bir kullanım alanına sahip olacak gibi görünüyor. Henüz ticari kullanıma sunulmayan bu versiyonun gözlem, reklam ve insan taşımayan, sessizliğin ön planda olduğu görevlerde değerlendirilmesi planlanıyor.



Ticari üretime ve aktif kullanıma giren AS700 modeli, yaklaşık 4 tonluk bir kapasiteye sahip olsa da şirket, ilerleyen dönemde 10 ton, 60 ton ve hatta 100 ton taşıma kapasiteli kargo modelleri üzerinde de çalışıyor. Bu modellerin; dağlık bölgelerde, büyük ve ağır makine parçalarının taşınmasında kullanılması hedefleniyor. Özellikle rüzgâr türbini kanatlarının tek parça hâlinde taşınabilmesi, bu tür yüklerin dağlık alanlara ulaştırılmasını önemli ölçüde kolaylaştırabilir.



Genellikle şehirler ve doğal bölgeler üzerinde turistik amaçlarla kullanılması planlanan bu hava gemileri, İstanbul, Kapadokya ve Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında helikopterlere alternatif bir çözüm sunabilir. Örneğin İstanbul Havalimanı’nda aktarma yapan yolculara bekleme süresinde böyle bir deneyim sunulması, hem turistik hem de ticari açıdan oldukça ilgi çekici bir seçenek olabilir.






Kaynak:https://www.bastillepost.com/global/article/5518104-chinas-as700-manned-airship-completes-first-commercial-flight
G
3 ay
Her zaman her yerde %50 daha ucuz jeotermal enerji

Yenilenebilir enerjiler arasında büyük bir potansiyele sahip olmasına rağmen bir türlü yeterince etkin kullanılamayan jeotermal enerji, birçok girişimin odağında yer alıyor. Bunlardan en yenisi olan Rodatherm adlı şirket, halihazırda bilinen bir teknolojiyi ölçeklendirerek jeotermal elektrik üretimi için bugüne kadar zorunlu kabul edilen “üçlü şartı” ortadan kaldırmayı hedefliyor.



Yerin altından elektrik enerjisi üretmek için bugüne kadar aynı sahada üç temel unsurun bulunması gerekiyordu. Bunlardan ilki ulaşılabilir derinlikte yüksek sıcaklık, ikincisi yeterli su rezervi ve son olarak bu suyun hareket edebileceği gözenekli kayaçlardı.



Günümüzde kullanılan jeotermal enerji üretiminde standart olarak bir üretim kuyusu ve bir de re-enjeksiyon kuyusu açılması gerekiyor. Üretim kuyusundan yüksek sıcaklıktaki su çekiliyor, bu su hızla buharlaşan bir akışkanla ısı değişimine sokularak türbinler aracılığıyla elektrik üretiliyor. Ardından soğutulan su, re-enjeksiyon kuyuları üzerinden tekrar yer altına pompalanıyor.




Bu yöntemde, arazide ideal derinlikte yüksek sıcaklık olsa bile yeterli su bulunamayabiliyor ya da her ikisi mevcut olsa bile suyun dolaşabileceği ve yer altındaki ısıyı etkin şekilde emebileceği gözenekli kayaçlar olmayabiliyor. Bu nedenle jeotermal enerji yatırımları yüksek risk içeriyor; zira çok sayıda kuyu açılmasına rağmen istenilen verime ulaşılamaması oldukça olası.



Buna karşın jeotermal enerji, 7 gün 24 saat yılın 365 günü kesintisiz üretim yapabilmesi sayesinde kömür santrallerinin sağladığı baz yükün yerini alabilecek en uygun yenilenebilir enerji türlerinden biri. Ülkemiz, oldukça kırıklı plakalardan oluşan jeolojik yapısı nedeniyle bir yandan deprem riski taşırken, diğer yandan ulaşılabilir derinliklerde yüksek sıcaklığa sahip kayaçlara da sahip. Ancak diğer koşulları aynı anda sağlamak her zaman mümkün olmuyor.



Rodatherm, tam da bu noktada geliştirdiği yeni teknolojiyle devreye giriyor. Şirket, kapalı döngüye sahip özel bir organik akışkan teknolojisi sayesinde yer altındaki ısıyı emerek elektriğe dönüştürüyor. Sistem, kapalı döngü bir boru hattını 1.000 ila 3.000 metre derinliğe, büyük ölçekli bir jeotermal ısı pompası gibi yerleştiriyor. Bu yer altı sistemine özel bir sıvı enjekte ediliyor. Sıvı derinlere indikçe ısınıp buharlaşıyor; buharlaşan ve basınçlanan akışkan, yüzeyde borunun diğer ucundan çıkarken uygun bir türbini döndürerek elektrik üretiyor. Daha sonra soğutularak tekrar sıvı hale gelen akışkan yeniden yer altına pompalanıyor ve döngü sürekli olarak devam ediyor.



Klasik sistemlere göre yüzde 50 daha verimli




Kullanılan özel sıvı, geleneksel sistemlerde kullanılan sudan çok daha hafif olduğu için daha az pompalama enerjisi gerektiriyor ve düşük buharlaşma sıcaklığı sayesinde çok daha hızlı gaz fazına geçebiliyor. Normal suya kıyasla kütlesel olarak yaklaşık beş kat daha az akışkan kullanılıyor. Bu sayede sistem, klasik veya kırmalı jeotermal sistemlere göre yaklaşık %50 daha verimli çalışıyor. Ayrıca sistem su kullanmadığı için suya ihtiyaç duymuyor; kapalı döngü yapısı sayesinde yer altı kırma yöntemlerine veya doğal geçirgen kayaçlara da gerek kalmıyor. Bu durum, çevresel riskleri de büyük ölçüde ortadan kaldırıyor.



Özetle sistemin tek ihtiyacı, yüzeye ne kadar yakın olursa o kadar avantajlı olan sert ve sıcak kayaçlar. Çoğu bölgede yeterli derinlikte sıcak ve sert kaya bulmak mümkün olduğu için sistem teorik olarak birçok farklı noktaya kurulabiliyor. Ancak doğal olarak maliyetler, derinliğe ve jeolojik koşullara göre değişiklik gösterebiliyor.




Sistemin geliştirilmesinde halihazırda piyasada bulunan ürünlerin kullanılması sayesinde girişim, aldığı ilk yatırımla doğrudan bir pilot üretim tesisi kurmayı planlıyor. Projenin başarılı olması halinde, aynı sahada santral kapasitesinin 100 MW seviyesine çıkarılması hedefleniyor.



Üretim maliyetleri ise oldukça iddialı. Sürekli ve kesintisiz üretim yapabilen bu sistem için hedeflenen maliyet, megavat saat başına yaklaşık 50 dolar seviyesinde. Son dönemde veri merkezlerinin artan enerji ihtiyacı nedeniyle sektörde yaşanan enerji krizi, girişime ciddi bir ilgi ve heyecan kazandırmış durumda. Şirket, ilk yatırım turunda 38 milyon dolarlık sermayeyi de güvence altına almış bulunuyor.




Bu sistem, başlangıçta daha yüksek bir ilk yatırım maliyeti gerektirse de düşük işletme giderleri ve yüksek verimliliği sayesinde uzun vadede kendini amorti edebiliyor. Zira su kullanımı olmadığı için çevresel riskler minimum seviyede. Geleneksel sistemlerde yüzeye geri dönen yüksek tuz oranına sahip korozif sular, boruların aşınmasına ve tıkanmasına yol açarak ciddi bakım maliyetleri ve duruş süreleri yaratabiliyordu.



Rodatherm, geçmişte pazara girişte zorluk yaşayabilecek bir girişim olarak görülebilirdi; ancak günümüzde yapay zeka destekli veri merkezlerinin bitmek bilmeyen enerji talebi sayesinde önemli bir başarı yakalayacak gibi görünüyor. Geleneksel jeotermal santraller geniş arazi gerektirirken, bu sistemin çok daha az alan kaplaması sayesinde neredeyse her yere kurulabilmesi mümkün. Örneğin, jeotermal kaynaklar açısından zengin olan ülkemizde, Ege Bölgesi’nin büyük bir bölümünün elektrik üretimine açılması teorik olarak mümkün görünüyor. Böylece her şehrin yakınında, o bölgenin ihtiyacını karşılayacak ölçekte üretim tesisleri kurulabilir ve enerji nakil hatlarının bakım ve yatırım ihtiyacı da azalabilir. Aynı zamanda organize sanayi bölgelerinde kooperatif temelli ortak üretim tesisleri kurulması da mümkün hale gelebilir.




Kaynak:https://www.thinkgeoenergy.com/rodatherm-raises-38-million-series-a-funding-to-support-pioneering-geothermal-technology/
DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.