![]() Yerin altından elektrik enerjisi üretmek için bugüne kadar aynı sahada üç temel unsurun bulunması gerekiyordu. Bunlardan ilki ulaşılabilir derinlikte yüksek sıcaklık, ikincisi yeterli su rezervi ve son olarak bu suyun hareket edebileceği gözenekli kayaçlardı. Günümüzde kullanılan jeotermal enerji üretiminde standart olarak bir üretim kuyusu ve bir de re-enjeksiyon kuyusu açılması gerekiyor. Üretim kuyusundan yüksek sıcaklıktaki su çekiliyor, bu su hızla buharlaşan bir akışkanla ısı değişimine sokularak türbinler aracılığıyla elektrik üretiliyor. Ardından soğutulan su, re-enjeksiyon kuyuları üzerinden tekrar yer altına pompalanıyor. ![]() Buna karşın jeotermal enerji, 7 gün 24 saat yılın 365 günü kesintisiz üretim yapabilmesi sayesinde kömür santrallerinin sağladığı baz yükün yerini alabilecek en uygun yenilenebilir enerji türlerinden biri. Ülkemiz, oldukça kırıklı plakalardan oluşan jeolojik yapısı nedeniyle bir yandan deprem riski taşırken, diğer yandan ulaşılabilir derinliklerde yüksek sıcaklığa sahip kayaçlara da sahip. Ancak diğer koşulları aynı anda sağlamak her zaman mümkün olmuyor. Rodatherm, tam da bu noktada geliştirdiği yeni teknolojiyle devreye giriyor. Şirket, kapalı döngüye sahip özel bir organik akışkan teknolojisi sayesinde yer altındaki ısıyı emerek elektriğe dönüştürüyor. Sistem, kapalı döngü bir boru hattını 1.000 ila 3.000 metre derinliğe, büyük ölçekli bir jeotermal ısı pompası gibi yerleştiriyor. Bu yer altı sistemine özel bir sıvı enjekte ediliyor. Sıvı derinlere indikçe ısınıp buharlaşıyor; buharlaşan ve basınçlanan akışkan, yüzeyde borunun diğer ucundan çıkarken uygun bir türbini döndürerek elektrik üretiyor. Daha sonra soğutularak tekrar sıvı hale gelen akışkan yeniden yer altına pompalanıyor ve döngü sürekli olarak devam ediyor. Klasik sistemlere göre yüzde 50 daha verimli![]() Özetle sistemin tek ihtiyacı, yüzeye ne kadar yakın olursa o kadar avantajlı olan sert ve sıcak kayaçlar. Çoğu bölgede yeterli derinlikte sıcak ve sert kaya bulmak mümkün olduğu için sistem teorik olarak birçok farklı noktaya kurulabiliyor. Ancak doğal olarak maliyetler, derinliğe ve jeolojik koşullara göre değişiklik gösterebiliyor. ![]() Üretim maliyetleri ise oldukça iddialı. Sürekli ve kesintisiz üretim yapabilen bu sistem için hedeflenen maliyet, megavat saat başına yaklaşık 50 dolar seviyesinde. Son dönemde veri merkezlerinin artan enerji ihtiyacı nedeniyle sektörde yaşanan enerji krizi, girişime ciddi bir ilgi ve heyecan kazandırmış durumda. Şirket, ilk yatırım turunda 38 milyon dolarlık sermayeyi de güvence altına almış bulunuyor. ![]() Rodatherm, geçmişte pazara girişte zorluk yaşayabilecek bir girişim olarak görülebilirdi; ancak günümüzde yapay zeka destekli veri merkezlerinin bitmek bilmeyen enerji talebi sayesinde önemli bir başarı yakalayacak gibi görünüyor. Geleneksel jeotermal santraller geniş arazi gerektirirken, bu sistemin çok daha az alan kaplaması sayesinde neredeyse her yere kurulabilmesi mümkün. Örneğin, jeotermal kaynaklar açısından zengin olan ülkemizde, Ege Bölgesi’nin büyük bir bölümünün elektrik üretimine açılması teorik olarak mümkün görünüyor. Böylece her şehrin yakınında, o bölgenin ihtiyacını karşılayacak ölçekte üretim tesisleri kurulabilir ve enerji nakil hatlarının bakım ve yatırım ihtiyacı da azalabilir. Aynı zamanda organize sanayi bölgelerinde kooperatif temelli ortak üretim tesisleri kurulması da mümkün hale gelebilir. Kaynak:https://www.thinkgeoenergy.com/rodatherm-raises-38-million-series-a-funding-to-support-pioneering-geothermal-technology/ |
![]() Ayrıca Bkz.Teleferik hatları toplu taşımada çözüm olabilir mi? Bolivya örneği dikkat çekiyor Özellikle otoyollar, demiryolları, depolama tesisleri ve yüksek hızlı tren hatları gibi büyük kentsel engellerin üzerinden süzülerek geçen teleferik, her istasyonda yeniden yer seviyesine inip yavaşlıyor. Bu sayede bebek arabasından bisiklete, hatta tekerlekli sandalyeye kadar herkesin rahatça binebildiği, aralıksız geçişe imkân tanıyor. ![]() Sistemin en ilginç özelliklerinden biri, istasyonlarda bir sonraki sefer için neredeyse hiç bekleme olmaması. Kabin aralıkları yalnızca 22 ile 37 saniye arasında değişiyor. Teleferik sistemini kuran ve pazarında dünya lideri olan Avusturya merkezli Doppelmayr şirketi, projenin tasarımını ve bakımını üstlendi. Ayrıca projede, kabinlerin istasyona geldiğinde ana hareketli ve çekici hattan ayrılarak yavaşlamasını sağlayan özel bir teknoloji kullanıldı.
Elbette teleferik hattı hava koşullarından etkilenebiliyor. Buna karşın alınan önlemler kapsamında, rüzgar hızı 70 km/s’yi aştığında kabin hızları otomatik olarak düşürülüyor; hız 90 km/s’yi geçtiğinde ise ulaşım tamamen durduruluyor. Bu rüzgar hızları, Paris gibi bir metropolde oldukça nadir görülüyor.
Fırtınalı havalarda, yıldırım tespiti sonrasında sistem durduruluyor ve gerekli kontroller yapıldıktan sonra yeniden hizmete alınıyor. Sistem ayrıca motor arızalarına karşı yedek motorlarla donatılmış durumda ve itfaiye ekipleri de gerekli tatbikatları gerçekleştirmiş durumda. Bu tür şehir içi teleferik hatları dünyada giderek yaygınlaşıyor. Hatta bazı yerlerde “Önce bunu yapalım, şehir çok gelişir ve bu sistem yetersiz kalırsa metro da yaparız” şeklinde bir yaklaşım benimsendiği görülüyor. Benzer bir sistem İstanbul, Ankara ve hatta Antalya gibi şehirlerde de uygulanabilir.
Şehir içi teleferik ulaşımı hem hız hem de konforı sunarken, görsel açıdan da metroya kıyasla çok daha keyifli ve manzaralı, kısmen turistik bir deneyim sağlıyor.. Ayrıca çok derin metro tünellerine inme ve çıkma gereksinimini ortadan kaldırıyor. Teleferiğin yolculara nasıl bir deneyim sunduğunu merak ediyorsanız, meraklılar tarafından çekilen bu tarz videoları izleyebilirsiniz. Kaynak:https://www.tourisme-valdemarne.com/sorties-accessibles-en-transport-en-commun-en-val-de-marne/cable-c1/ |
![]() Ayrıca Bkz.Karbon yayan değil, karbon depolayan otel: Negatif enerji santralleri yaygınlaşıyor Bu santral, yıllık 450.000 m³ odun bazlı orman atığı yakarak 240 GWs elektrik ve 550 GWs ısı enerjisi üretiyor. Tesiste, Calefa Oy şirketi tarafından kurulan AmbiHeat ısı pompası, santral bacasındaki 30 °C sıcaklıktaki atık gazdan yararlanıyor. Bu sayede kış aylarında santrale 7 MW’lık ekstra termal enerji sağlanıyor. Yazın ise düşen ısı talebi nedeniyle santral kapatıldığından, ısı kaynağı olarak yanındaki nehir kullanılarak 4-5 MW gücünde ısı üretiliyor. Bu da yaz döneminde ihtiyaç duyulan 20-30 MW’lık ısı gereksiniminin önemli bir kısmını karşılıyor. Sisteme yakın zamanda kurulan 15.000 m³’lük ısı deposunun dengeleme gücü sayesinde, kazan yaz aylarında genellikle kapalı kalıyor ve ihtiyaç büyük ölçüde ısı pompası ile karşılanıyor.
Merkezi ısıtma sistemleri Avrupa’da oldukça yaygın ve bu sistemlerin yeşil enerjiyle çalışabilir hâle getirilmesi büyük önem taşıyor. Bu kapsamda geliştirilen çok kaynaklı ısı pompası projesi, Avrupa’da “Heat Pump City of the Year” (Yılın Isı Pompalı Şehri) ödülünü kazandı.
Isı pompası, özellikle kış aylarında sahip olduğu yüksek ısı kaynağı sayesinde 90 °C sıcaklıktaki merkezi ısıtma suyunu COP 5,0 verim değeriyle hazırlıyor. Bu değerin anlamı, harcanan her 1 MWs elektrik enerjisine karşılık 5 MWs’lik ısı enerjisi üretilebilmesi. Tüm bu gelişmeler, Finlandiya’nın önemli enerji şirketlerinden biri olan Savon Voima’nın 2030 yeşil enerji politikasına önemli katkı sağlıyor ve dünyadaki diğer şehirlere de örnek teşkil ediyor. Kaynak:https://calefa.fi/en/calefa-oys-heat-pump-plant-for-savon-voima-wins-heat-pump-city-of-the-year-award/ |
![]() Avusturya merkezli Syncraft şirketi, bugüne kadar kurduğu 45’ten fazla negatif enerji santralinin sayısını her geçen gün artırıyor. Yapılan iş ise, dağlık bölgelerde ormancılık faaliyetleri sonrası oluşan orman atıklarının oksijensiz ortamda pirolize uğratılması. Bu süreçte ortaya çıkan tüm gazlar toplanarak elektrik ve ısı üretimi için yakılıyor ve türbinde tüketiliyor. Geriye kalan katı kısım, toplam girdi ağırlığının yaklaşık %30’unu oluşturuyor ve saf karbon içeriyor. Yüksek sayıda karbon zincirinin birbirine bağlanması sayesinde karbon, biyokömür içinde stabil bir şekilde hapsoluyor. ![]() “Bio otel” olarak anılan Avusturya’daki Stanglwirt Oteli, 171 odasıyla 340 misafirin ve yaklaşık 300 çalışanın elektrik ihtiyacını bu sistemle karşılayacak. Ayrıca üretilen ısı enerjisi hem otelin ısıtılmasında kullanılıyor hem de orman atıklarının sisteme girmeden önce kurutulmasında değerlendiriliyor. ![]() Ayrıca Bkz.Çinli uzmanlar, katı hal pillerin sanıldığı kadar güvenli olmadığını söylüyor Otel için kullanılacak santral, 550 kW elektrik ve 740 kW ısı enerjisi üretiyor. Üretilen biyokömür miktarı ise yıllık yaklaşık 400 ton olacak. Bu biyokömür sayesinde atmosferden yaklaşık 1000 ton CO₂ çekilmiş olacak. Bu rakam biyokömür miktarından daha yüksek; çünkü biyokömür saf karbon içerirken, CO₂ oksijen de içerdiğinden tonaj olarak daha fazla kütleye sahip.
Benzer bir santral de Almanya’nın 90 bin nüfuslu Zwickau kentine kurulacak. 2027 yılı için planlanan bu negatif enerji santrali 2 MW elektrik ve bir miktar ısı üretecek. Üretilen ısı ise şehrin bölgesel ısıtma ağına verilecek. Katı ürün olarak yaklaşık 2000 ton biyoçar (biyokömür veya biochar) üretilecek. Ayrıca buradan yaklaşık 5000 ton karbon yakalama sertifikası elde edilecek. Kaynak:https://cleantechnica.com/2025/11/10/austrian-resort-inaugurates-its-climate-positive-syncraft-powerplant/ |
![]() Yaklaşık 2 kat daha fazla alana sahipEski binaların taşıyıcı sistemlerine kadar soyulup günümüz ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesi alışıldık bir yöntem olsa da, 185 metrelik bir gökdelenin kapalı alanının 45.000 m²’den 102.000 m²’ye çıkarılması ve üzerine 9 kat eklenmesi benzeri görülmemiş bir dönüşüm. Ayrıca Bkz.Tarıma teknoloji getiren Dyson diğer teknoloji şirketlerini alt etti Eski yapının yüzde 65'i korunduDöneminin en iyi yapılarından biri olan AMP Center, aradan geçen yıllar içinde ihtiyaçlara cevap veremez hale gelmişti. Binada çalışan 4.500 kişinin daha modern bir komplekse geçmesi için yıkım seçeneği masadaydı. Ancak proje ekibi, yapıyı yıkmak yerine geri dönüştürerek 9.000 kişinin çalışabileceği çağdaş bir komplekse dönüştürdü. Bu süreçte binanın kolon ve kirişleri dahil eski yapının %65’i, çekirdeğin ise %98’i korundu. Yıkıp yeniden yapmak yerine mevcut binayı dönüştürmenin pek çok avantajı bulunuyor. İnşaat süresi yaklaşık 12 ay kısaldı ve bu sayede kira gelirleri kesintiye uğramadı. Ayrıca 100 milyon dolarlık ek harcamanın önüne geçildi. Çevresel açıdan bakıldığında ise ilk inşa sırasında ortaya çıkan 12.000 tonluk CO₂ emisyonu binada gömülü kaldığından, yeniden yapım sürecinde ekstra karbon salımı gerçekleşmedi. ![]() ![]() < Resime gitmek için tıklayın > Binanın artan oturma alanı ise ilginç bir izin süreciyle mümkün oldu. Binanın sahibi şirket, yakındaki bir parselde yeni bir kule inşa etmek istemiş ancak proje çevrede gölge oluşturacağı gerekçesiyle reddedilmişti. Belediye ise bu parselde kullanılamayan inşaat hakkını, mevcut gökdeleni yenileme ve büyütme sürecinde kullanılmasına izin verdi.
Bu özgün yapının çekirdeğinde yapılan güçlendirmeler ve kapsamlı kontroller sayesinde binanın ömrü 50-60 yıl daha uzatılmış oldu. Proje 2022’de tamamlanmış olsa da bugün bugün haber konusu olmasının nedeni, İngiltere tarafından verilen prestijli Earthshot Prize 2025 ödüllerinde “Atıktan Yoksun Bir Dünya Oluşturma” kategorisinde finale kalmayı başardı. Umarız bu projeden elde edilen kazanımlar, daha fazla yapının korunup ileri doğru dönüştürülmesine ilham verir. Kaynak:https://3xn.com/project/quay-quarter-tower-2 Kaynak:https://earthshotprize.org/winners-finalists/quay-quarter-tower/ |
![]() Daha önce şehir içinde tamamen kapalı alanlarda topraksız ve dikey üretim tesisleri kurmaya çalışan şirketler ya iflas etti ya da yeniden yapılanma sürecine girdi. Bu başarısız olan şirketlerin sunduğu devasa teknolojik değişim çok şey vaat etse de, dünyamızın sunduğu doğal kaynakları ihmal etmesi nedeniyle hiçbir zaman rekabetçi olamadı. LED ışıklar, özel ısıtıcılar ve besin solüsyonlarıyla büyüyen dikey tarım tesisleri; enerji krizleriyle çok büyük darbeler aldı. Dyson’ın tarım birimi ise sektörde yaşanan tüm bu sorunları farklı bir bakış açısıyla çözdü. ![]() Bu şekilde şirket önce tarım şirketi olup bunu öğrenmiş ve üzerine teknoloji eklemeye başlamış. Teknolojik ürün olarak, diğer şirketlerin marul gibi hızlı yetişen ürünleri seçtiği yerde, şirket çilek gibi değerli bir ürüne odaklanarak işe başlamış. Kapalı bir sera ortamında dikey tarım yaparken, dönen silindirler (24 metre x 5,5 metre) içindeki çileklerin bedava güneş ışığından eşit şekilde yararlanması sağlanmış. Böylece aynı sera alanında 2,5 kat fazla yetiştirme alanı elde edilmiş. Güneş ışığının olmadığı karanlık kış günlerinde ise eksik kalan gün ışığı özel LED ışıklarla tamamlanmış.
Isıtma ve besin ise aslında seranın dışında bulunan ve enerji ile gübre merkezi gibi davranan Anaerobik Çürütücü tarafından sağlanıyor. Burası Dyson çiftliklerinin tarım artıklarıyla beslenirken elektrik, ısı, gübre ve hızlı gelişime katkıda bulunan karbondioksit üretmekte. Anaerobik Çürütücü’ye atılan tarım atıkları, havasız ortamda bakteriler tarafından parçalanarak yanıcı gazlar elde edilmekte. Bu gazlar yakılarak elektrik ve ısı üretimi sağlanmakta. Dyson burada kalan katı maddeleri gübre olarak kullanırken, yakım sonucu oluşan karbondioksiti seraya göndererek bitkilerin gelişimini hızlandırıyor. Yani genelde yakılan tarım artıklarıyla dört farklı değerli ürün elde edilmiş. Böylece diğer şirketlere ciddi yük olan doğalgaz, elektrik, gübre gibi önemli maliyetlerden tamamen kurtulmuş. Toplam 10 bin eve yetecek kadar enerji üreten bu tesis, tarım şirketini aynı zamanda ciddi bir enerji şirketi hâline de getirmiş. Üstelik bu enerji üretim tesisi o kadar büyük ki, ürettiği enerjinin sadece %10’unu kendisi kullanırken geri kalan %90’ı ise şebekeye satılıyor.
Hasat esnasında ise robotik kollar kullanılarak insan ihtiyacı azaltılmış. Bu kollar üzerlerindeki kameralarla her bir çileği en olgunlaştığı anda tespit edip, iz bırakmadan kibarca kopartıyor. Diğer otomatik sistemler sayesinde, dönüm başına 35 kişinin çalıştığı seralar yerine ayda 200 bin çilek üretimi sadece 3-4 kişiye düşürülmüş. Ayrıca küflerin gelişimini azaltan UV ışık saçan gezici robotlar ve gerekli yerlere zararlı böcekleri yok eden yararlı böcekleri salan robotlar geliştirilmiş. Yararlı böcekler sayesinde serada %90 oranında daha az pestisit (böcek ilacı) kullanılmış.
Şirket bundan sonrası için arazi, biyogaz tesisi ve akıllı seraya dayanan üçlü sistemini yaygınlaştırmaya ve daha farklı ürünler ilave etmeye çalışan Ar-Ge’sine devam edecek. İleride biyogaz tesisinden çıkan, katı ama besince zengin atıkların balıklarda kullanıldığı hidroponik çilek üretiminde değerlendirilerek gübre ihtiyacının daha da azaltılması planlanıyor. Bu sistemde, bu atığı yiyen balıkların dışkıladığı su; bitkiler için zengin bir besin kaynağına sahip sıvı olarak çilek bitkilerinin köklerine verilmekte. Kaynak:https://newatlas.com/environment/farming-dyson-strawberries/ |
![]() Avusturya'nın Viyane kentine kurulan Sport Arena Wien isimli spor kompleksinde toplam 20.000 m2’lik bir alanda toplam 3 farklı kapalı spor salonu bulunuyor, 110 milyon Euro'luk maliyetle hayata geçirilen spor merkezi, birbirinden farklı 20 spor türüne ev sahipliği yapabiliyor ve yıllık 38.000 saatlik kullanım imkanı sunuyor. İhtiyaç duyduğu tüm enerjiyi kendisi üreten bu yapı, Avusturya’nın en prestijli enerji verimliliği derecelendirmelerinden biri olan klimaaktiv Altın sertifikasını almayı başardı.
Avrupa’nın En Büyük PVT Çatı Sistemi KurulduTesisin enerji bağımsızlığının temelini birden fazla yenilenebilir enerji teknolojisinin entegre edilmesi oluşturuyor. Çatıda bulunan 1.134 adet PVT güneş paneli, standart PV panellerden farklı olarak yalnızca elektrik üretmekle kalmıyor, aynı zamanda güneşin ısısını toplayarak binanın ısıtılmasında kullanılacak termal enerjiyi de sağlıyor. Bu kurulum, Avrupa’nın en büyük PVT çatı sistemi olma özelliğini taşıyor ve yılda 3 GWh elektrik ile 1.4 GWh termal enerji üretiyor. Sistemin bir diğer önemli enerji kaynağı 75 adet 150 metrelik ısı kuyuları. Bu kuyulara bağlı ısı pompaları, kışın yerin doğal sıcaklığından, yazın ise yer altının soğukluğundan yararlanarak binayı ısıtıyor veya soğutuyor. Toplamda altı adet 90 kW gücünde ısı pompasının oluşturduğu sistem, 540 kW’lık bir kapasiteyle çalışıyor.
Binanın en dikkat çekici özelliklerinden biri ise yapının beton kütlesinin bir ısı bataryası gibi çalışmas. Isı pompaları bu betona gerekli sıcaklıktaki ısıyı sağlayarak binanın kendisinin ısı değişimlerine karşı dayanıklı olmasını ve sıcaklığın sabit tutulmasını sağlıyor. Beton bloklar ihtiyaç halinde önceden ısıtılıyor ya da soğutuluyor ve bu sayede gündüz gece sıcaklık değişimlerine karşı dayanıklı oluyor. Proje yalnızca enerji üretimi açısından değil, çevresel etki bakımından da örnek teşkil ediyor. Yıkılan eski spor salonundan çıkan 50.000 ton enkaz yeni yapıda tekrar kullanıldı. Böylece 40.000 litre dizel tüketimi önlendi ve atığın yüzde 80’i geri dönüştürüldü. Bu yaklaşım hem inşaat maliyetlerini azalttı hem de karbon ayak izini ciddi şekilde düşürdü. ![]() Kaynak:https://solarthermalworld.org/news/europes-largest-pvt-system-heat-viennas-new-sport-arena/ |
![]() Halbuki evlerimizde bataryalar olursa, güneş paneli bile olmasına gerek olmadan şebekeye yardımcı olarak para kazanmak mümkün. Zira bu bataryalar fazla enerjinin olduğu zamanlarda bedavaya enerji şebekeden çekip pahalı vakitlerde geri vererek hem kendi ücretini çıkarıyor hem de acil durumlarda jeneratör olarak kullanılabiliyor. ![]() Ayrıca Bkz.Çin’den 700 MW’lık dev basınçlı hava enerji depolama tesisi Şirket, başlangıçta Nissan Leaf araçlardan çıkan eskimiş bataryaları yeniden kullanmak için kurulmuş. Öncelikle eskiyen pillerdeki hücrelerin şarj kapasitesini ve sağlığını kontrol etmeye odaklanılmış. Zira eskiyen bataryalardaki her bir hücre birbirinden farklı davranabiliyor. Bazısı erken yaşlanıyor, bazısı erken arıza veriyor. Şirket, tüm bunları takip etmek için bir pil demetini kontrol etmek yerine her pili kontrol edecek baskılı devre kartları (PCB) kullanmaya karar vermiş ve bu kartlarlada her bir pili farklı yönlerde açıp kapayarak bir alternatif akımın sinüs eğrisini oluşturabileceğini fark etmiş ve bu yönde ilerlemeye karar vermiş. Bu teknolojiye ise CellSwitch adını koymuş.
Relectrify, baskı devre kartları ve dünyanın en gelişmiş batarya yönetim şekli sayesinde batarya paketinin ömrünü %30 uzatmış. Pillerin her birini tek tel kontrol ettiği için bir pil demetindeki en zayıf halkaya dayanmayan sistemi ile ömrü boyunca %20 daha fazla enerji sağlamayı başarmış. Tahmini 20 yıllık ömrü sonunda orijinal kapasitesinin %40 daha fazlasını korumuş. Elde edilen avantajlar şöyle:
100 MWh'lik üretim hedefleniyorRelectrify, Avustralya Yenilenebilir Enerji Ajansı (ARENA) tarafından desteklenen Ar-Ge sürecinin ardından 16 milyon dolarlık yeni yatırım aldı. Bu finansman, şirketin 100 MWh’lik üretim hedefini hayata geçirmesi için kullanılacak. ![]() Avustralyalı girişim, şimdilik evlerde kişisel kullanıma yönelik herhangi bir ürünü piyasaya sürmedi ama teknolojinin yaygınlaşması ile böyle bir sistemin evlerimize gelmesi çok muhtemel. İlk teslimatlar Nisan 2026'da yapılacak ve 100 MWh üretimi Mayıs 2028’e kadar tamamlanacak. Firma teknolojiyi seri üretime geçirmeyi hedefliyor. Bu süreçte elde üretim maliyetlerini düşürecek geliştirmelerle birlikte gelecekte popüler bir ev bataryası sistemi olabilir. |
![]() Sonraki süreçte ise boş şarj istasyonunun bulma şansının arttığı toplu istasyonlar açılmaya başlandı. İnsanlar gittikleri zaman sıra bekleme derdi olmayan bu istasyonları tercih ediyor. Son olarak şarj istasyonlarına yağmurdan ve güneşten koruyan gölgelikler eklendi. Üstü kapalı şarj istasyonu![]() Ayrıca Bkz.Akıllı sokak lambasına Amazon’dan destek ![]() Tamamen hızlı şarj odaklı olacak tesis, 5 dakikalık şarjla 160 kilometreye kadar menzil kazandırabilecek. Bu değer uzun yol için sınırlı olsa da şehir içi kullanımda oldukça avantajlı bir seviye sunuyor. Avrupa genelinde 9 ülkede 300 noktada 6.000 şarj soketiyle faaliyet gösteren Fastned, 2030 yılına kadar bu sayıyı 1.000 istasyona çıkarmayı hedefliyor. Aberdeen’deki bu yeni istasyonun inşaatına gelecek yıl başlanacak ve 2026 kışında hizmete girmesi planlanıyor. Kaynak:https://cleantechnica.com/2025/10/21/fastned-keeps-redefining-what-a-charging-station-can-look-like/ |
Helikopterler arama-kurtarma, ambulans hizmetleri ve güvenlik gibi kritik görevlerde son derece önemli bir role sahip olsa da, keyif amaçlı kullanımlar için erişilebilir bir seçenek olmaktan uzak. Bunun başlıca nedenleri; üretim ve bakım süreçlerinin karmaşıklığı, yüksek pilotaj maliyetleri ve oldukça fazla yakıt tüketmeleri.
Hava gemileri ise çok daha basit bir sistem sayesinde hem ilk yatırım maliyetlerinde hem de sürekli yakıt giderlerinde ciddi avantajlar sunuyor. Gerekli kaldırma kuvvetinin büyük bölümü helyum gazı sayesinde sağlanıyor. Havadan hafif olan bu gaz, hava gemisinin havada kalmasını sağlarken, alttaki motorlar ise ileri hareketi mümkün kılıyor. Bu motorların klasik hava gemilerinden en büyük farkı, yönlendirilebilir olmaları ve benzinle çalışmaları. Kalkış ve iniş sırasında dik konuma getirilebilen motorlar, rüzgâr etkisini en aza indiriyor. Ayrıca her yöne dönebilen motorlar sayesinde, hava gemisi daha önce hiçbir hava gemisinin gerçekleştiremediği manevraları yapabiliyor.
Bu sayede Almanya’da kişi başı yaklaşık 500 avro olan Zeppelin NT alçak irtifa uçuş biletleri, Çin’de 140-250 dolar seviyelerine kadar düşmüş durumda. Kısa süre önce Çin Sivil Havacılık Otoritesi’nden uçuş izni alan AVIC firmasının AS700 modeli, şimdiden 23 kesin sipariş ve 164 opsiyonel sipariş alarak önemli bir başarı yakaladı. Bunun başlıca nedenleri arasında, Alman Zeppelin NT’nin yaklaşık 20 milyon avroluk fiyatına kıyasla AS700’ün 3,5 milyon avro seviyesinde sunulması ve düşük işletme maliyetleri öne çıkıyor.
Ticari üretime ve aktif kullanıma giren AS700 modeli, yaklaşık 4 tonluk bir kapasiteye sahip olsa da şirket, ilerleyen dönemde 10 ton, 60 ton ve hatta 100 ton taşıma kapasiteli kargo modelleri üzerinde de çalışıyor. Bu modellerin; dağlık bölgelerde, büyük ve ağır makine parçalarının taşınmasında kullanılması hedefleniyor. Özellikle rüzgâr türbini kanatlarının tek parça hâlinde taşınabilmesi, bu tür yüklerin dağlık alanlara ulaştırılmasını önemli ölçüde kolaylaştırabilir.
Genellikle şehirler ve doğal bölgeler üzerinde turistik amaçlarla kullanılması planlanan bu hava gemileri, İstanbul, Kapadokya ve Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında helikopterlere alternatif bir çözüm sunabilir. Örneğin İstanbul Havalimanı’nda aktarma yapan yolculara bekleme süresinde böyle bir deneyim sunulması, hem turistik hem de ticari açıdan oldukça ilgi çekici bir seçenek olabilir.
Kaynak:https://www.bastillepost.com/global/article/5518104-chinas-as700-manned-airship-completes-first-commercial-flight