Yolda giderken kafasına reklam tabelası düşerek mefta olanların, bankamatikten para çekerken elektrik çarpması sonucu helak olanların, evine giderken bir kazı çukuruna düşerek cehennemden önce çukurda antrenman yapanların, trafik kazası sonucu yardım edenlerin zıplamalı, kanırtmalı katkılarıyla hakka bir çırpıda kavuşuverenlerin, kurban keseyim derken kalp krizi ya da kan kaybı sebebiyle koça eşlik edenlerin bu güzel yurdunda, her an herşeyin olabildiği piyango ortamında;
bizim araba 4 yıldız almıştı, şu model beşyıldız almış bunu satıp onu alayım, bizim margarinin içindeki kolestorin (sallamadır, birileri çıkıp öyle bir kimyasal yok demesin) basur yapıyormuş bundan sonra gidip Becer (bu da sallamadır) alayım, kablosuz bağlantı angutluk yapıyormuş adsl ye döneyim, cep telefonu gömlek cebinde kalp krizine sebep oluyormuş 10 cm aşağıdaki yan cebe koyayım, yıllarca bize sağlıklı diye teflonla kanser yüklemişler bunları atıp yeni çıkan meflon (bir sallama daha) tencereleri kullanalım diye diye ömür tüketmek kaderimiz gibi.
Hayatta kalma, daha iyiye ulaşma güdülerimizi de işin içine katarak, tüm bu piyango ortamında birşeyleri koyvermek mi bilakis çok daha tetikte mi olmak gerekir? Merak ediyorum, tüm bu yaşadıklarımızın felsefede, sosyolojide, toplumbilimdeki yeri nedir?
Umarım konu, "yahu şimdi neresinde başlasak" kıvamında olmamıştır
DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.
Üye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.
Nasreddin Hoca, bir gün eşeği ve torunu ile birlikte yola gidiyorlarmış. Bir gören, ‘’Eşek de boş gider mi, üzerine binseler de bu sıcak havada yorulmasalar ya’’ demiş. Bunun üzerine hoca, eşeğin üzerine kendi binmiş, küçük torunu da yanında yürümeye başlamış. Bu durumu görenler, ‘’Ayıp yahu koskoca adam eşeğe binmiş çocuğu yürütüyor’’ diye kınamışlar. Bunun üzerine Hoca, çocuğu da eşeğe bindirmiş. Bu sefer görenler ‘’Ayıp yahu, iki kişi zavallı eşeğe binmişler, bu sıcakta bir de hayvana zulmediyorlar’’ demişler. Bu sefer Hoca, torununu bindirmiş, kendisi eşeğin yanında yürümeye başlamış. Bu sefer görenler, ‘’Çocuğa bak, dedesi yürürken kendisi eşeğe kurulmuş’’ deyince hocanın tepesi atmış.
Eğer senin kendine adam gibi bi rehberin yoksa kendine bir yol seçip onu sımsıkı tutmamışsan eşşeğin etrafınca böyle döndeririler. Herkesin iyi kötü bir yolu olması ve gerçekten daha iyi olduğuna inandığı bir şey bulana kadar ona sadık kalması gerekir. Zaten fıtratta bunun üstünedir.
Bir çok kişi önyargı'yı tutuculuğu, şiddetli ve bilinçsiz bir şekilde eleştiriyorlar. Halbuki şu dünyada hiç bir şey yokturki sebepsiz vücuda gelmişş olsun. Herşeyin birde kararı vardır. Açık fikirli olmanında farklı düşüncelere açık olmanında... Herşeyin bir kararı var o şeye göre seviyesi belirlenen.
Bir Demet Tiyatro'yu izleyenler bilirler. Oradaki Fadıl karakterinin bir ablası vardı. Onun insanlara ve bir davranışa açık yaklaşımının sonucunu biliyorsunuz. Oldukça ünlü ama bir o kadar yalnızdı. Ben önyargı ve açıkfikirli olma işini abartanlara bu örneği veririm. :) Abartılı bir şey de...
Bir yıl Hoca, ekin ekmemiş, harman savurmamış değil, değil ama, yarısını yel almış, yarısını sel almış; başka bir düzen kurup da samanını samanlığa, arpasını arpalığa atamamış. Eee, yılanca yılan, toprağı kanaatle yalar; ”Şu eşeğin yemini biraz indirirsem, pulu mu dökülür?” diye düşünmüş, bir avuç indirmiş ama, eşek “Bana mı?” dememiş! Günün birinde Hoca: “Eşek gene o eşek... Bir avuç daha eksiltsem, teli mi dökülür?” demiş; bir avuç daha eksiltmiş; seninki gene, keder getirmemiş! Mübarek adam, eşeğin keseye dokunmayan tarafını duldu ya, gayri indirdikçe indirmiş; eksilttikçe eksiltmiş; derken eşeğe bir durgunluk çökmüş ama, Hoca, hiç de oralı olmamış, biraz daha azaltmış. Bu defa, bir mecalsizlik çökmüş hayvana; Hoca, gene oralı olmamış... Bir de, bir sabah, girip bakmış ki, ne baksın, bizimki nalları parlatmış. O zaman Hoca, elini başına vurmuş: “Vah, eşeğim, vah! Demiş; ne güzel alışmıştı! Nerede ise, susuz, yemsiz de yaşayacaktı ya, ecel müsaade etmedi yoksa...”
bizim araba 4 yıldız almıştı, şu model beşyıldız almış bunu satıp onu alayım, bizim margarinin içindeki kolestorin (sallamadır, birileri çıkıp öyle bir kimyasal yok demesin) basur yapıyormuş bundan sonra gidip Becer (bu da sallamadır) alayım, kablosuz bağlantı angutluk yapıyormuş adsl ye döneyim, cep telefonu gömlek cebinde kalp krizine sebep oluyormuş 10 cm aşağıdaki yan cebe koyayım, yıllarca bize sağlıklı diye teflonla kanser yüklemişler bunları atıp yeni çıkan meflon (bir sallama daha) tencereleri kullanalım diye diye ömür tüketmek kaderimiz gibi.
Hayatta kalma, daha iyiye ulaşma güdülerimizi de işin içine katarak, tüm bu piyango ortamında birşeyleri koyvermek mi bilakis çok daha tetikte mi olmak gerekir? Merak ediyorum, tüm bu yaşadıklarımızın felsefede, sosyolojide, toplumbilimdeki yeri nedir?
Umarım konu, "yahu şimdi neresinde başlasak" kıvamında olmamıştır
DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.
Üye Ol Şimdi DeğilÜye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.