Arama butonu
Bu konudaki kullanıcılar: 1 misafir, 1 mobil kullanıcı
254
Cevap
39867
Tıklama
6
Öne Çıkarma
Cevap: Dunk ile Egg'in Hikayeleri, George R.R Martin'den (2. sayfa)
C
11 yıl (10660 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

Böylece Westeros tarihi bitmiş oluyor. Bundan sonra geride bölgeleri anlatan bölümler var ve Kuzey ile başlıyor. Elimden geldiğince onları da çevirmeye çalışacağım.

Bölümlerle ilgili aklına birşey takılan veya çeviride beğenmediği yer olup önerisi olan arkadaşlar varsa yazmalarından memnun olurum, böylece çeviriyi de güzelleştirmiş oluruz.


Bu mesaja 1 cevap geldi.
C
12 yıl (10660 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

VI.BÖLÜM VALYRIA'NIN ÇOCUKLARI





< Resime gitmek için tıklayın >
Yaşlı Ghis'in yıkılışı

Valyria’nın Ghis İmparatorluğu’ndan öğrendiği tek utaç verici şey, kölelik oldu. Toprakları fethedip, insanları köleleştiren Ghisliler, Valyria’nın ilk köleleri oldular ancak Valyria bu kadarı ile yetinmedi. On Dört Ateş’in alevli dağları demir cevheri ile doluydu ve Valyrialılar bu kaynakları sonuna kadar kullanmak istiyordu. Bakır ve kalay bronzdan yapılma silahlar ve heykeller için kullanılıyordu. Sonraları işlenen demir ve çelik, efsanevi Valyria silahlarında kullanıldı ki bu silahlar altın ve gümüş anlamına geliyordu.

Valyria madenlerinin sayısı göze alındığında, maden içlerinde ne kadar insanın öldüğünü anlamak için sayılar yetersiz kalır. Valyria büyüdükçe, demir cevherine olan ihtiyacı da büyüdü. Bu da çalıştırılacak daha fazla köle için daha fazla toprağın fethedilmesi gerektiği anlamına geliyordu. Böylece Valyria İmparatorluğu dört yönde genişledi ve Ghis şehirlerinin en doğusuna, Essos’un en batı kıyılarına ve hatta Ghislilerin bile ulaşmak için yol yapmadığı iç bölgelere kadar uzandı.

Kurulan yeni imparatorluğun bu hızlı genişlemesi, Westeros’un ve ilerde kurulacak olan Yedi Krallık için büyük önem arzetmektedir. Valyria fethetmek için daha fazla toprak aradıkça, bazı insanlar güvenli bir yer için Valyria’nın önünden kaçmaya çalıştılar. Valyrialılar, Essos kıyılarında şu an ‘’Özgür Şehirler’’ olarak bildiğimiz şehirleri kurdular ki şehirlerin kuruluşları isimlerinden çok farklıdır.

Qohor ve Norvos dini bölünme sonucu kurulmuştur. Eski Volantis ve Lys gibi diğerleri, Cumhuriyet’e bağlı olmak yerine onların müşterileri olarak kendi kendilerini yönetme haklarını satın alan zengin tüccarlar ile soyluların kurduğu ilk ticaret şehirleridir. Bu şehirlerdekiler, Valyria tarafından onları denetlemeleri için(genellikle ejderhalarının sırtında) atanan yargıçlar yerine kendi seçtikleri liderler tarafından yönetilirlerdi. Pentos ve Lorath tarihine göre bu şehirler Valyria henüz o topraklara ulaşmadan önce yükselmiş şehirlerdi ve şehrin yöneticileri Valyrialılara saygılarını sunup onların egemenliği altına girmişler ve yönetme hakkının kendilerinde kalması için Valyrialılara ödeme yapmışlardı. Bu şehirlere Valyria kanının girişi, Cumhuriyet’ten gelen göçler veya bu şehirleri Valyria’ya daha sıkı bağlamak için yapılan politik evliliklerden gelmektedir. Ancak birçok tarihçi bu durum için Gessio Garatis’in ‘’Ejderhalardan Önce’’ adlı eserini kaynak olarak kullanır. Haratis’in kendisi Pentosludur ve eserini kaleme aldığı sırada Volantis, Valyria İmparatorluğu’nu tekrar kurmak adına etrafındaki şehirleri tehdit ediyordu. Ve Valyria’dan ayrı özgür bir Pentos fikri gayet politik kaynaklı bir görüş olarak durmaktadır.

Ancak, bütün Özgür Şehirler içinde Braavos kuruluşu itibari ile, açıkça en eşsiz olan şehirdir. Şehir ne Cumhuriyet'in iradesi ile ne de Cumhuriyet emrindekiler tarafından kurulmuştur. Braavos’ta anlatılan hikayelere göre, Yaz ve Yeşim Denizi kıyılarından insan toplayan büyük bir köle ticaret filosunda köle isyanı baş gösterir. Bu isyanın başarılı olması hiç şüphesiz Valyrialıların gemi çalışanları olarak köle kullanmamasına rağmen, filo mürettebatının da bu isyana destek vermiş olmasıdır. Filonun kontrolünü ele geçiren köleler, yakınlarda Cumhuriyet’ten saklanabilecekleri bir yer olmadığının farkına varırlar ve Valyria ile ona bağlı şehirlerden uzakta bir yer aramaya karar verirler. Efsaneye göre Ayşarkıcıları filodakilere Essos’un en kuzey ucuna giderlerse, Cumhuriyet’ten saklanabilecekleri çamurlu sular ile kurbağalarla dolu bir yere varacakları kehanetinde bulunmuş. Ve köleler de şehirlerinin temelini tam olarak orada atmış.

Yüzyıllar boyu Braavoslular kendi kurdukları uzak şehirde, dünyadan gizli bir şekilde yaşadılar. Üstelik şehrin yeri dünyaya açıklandıktan sonra bile Braavos, Gizli Şehir olarak adlandırılmaya devam etti. Braavos, yüzlerce farklı ırktan olan, yüzlerce farklı dili konuşan ve yüzlerce ayrı dine inanan insanların kurduğu bir şehirdir. Bu insanların tek ortak noktası ise, bir zamanlar köle olan özgür insanlar olmalarına rağmen, Valyria’nın Essos’ta kurmuş olduğu ortak ticaret dilini bilmeleridir. Şehrin bulunmasına yol gösteren Ayşarkıcıları’nın dinine her ne kadar saygı duyulsa da, özgürleşen köleler içindeki bilge olanlar, herkesi tek bir bayrak altında toplayıp şehri kuran kölelerin kendileri ile birlikte getirdikleri bütün inançlarını kabul ederek bütün tanrılara eşit mesafede yaklaşılması gerektiği düşüncesini yaymaya çabalamışlardır.

< Resime gitmek için tıklayın >
Ateş Üstadlarının sihirlerinin kaynağı olan On Dört Ateş'in lavları, Valyria içinden geçerken

Kısaca, Valyria önünde yok olanların sayısı ve isimleri bizim tarafımızdan tam olarak bilinmemektedir. Valyrialıların kendi fetihleri hakkında tuttukları kayıtlar Kıyamet ile birlikte yok oldu. Ancak var olan kayıtlardan anladığımız kadarı ile(eğer bu kayıtlar uydurma değil ise) Cumhuriyet’in hakimiyetine dayanan çok az devlet vardır.

Örneğin eski kaynaklarda Rhoynar’ın, Valyria’ya karşı yüzyıllar boyu hatta bir milenyum boyunca direndiği yazar. Rhonye nehri kıyısında kurulmuş birçok şehirden biri olan Rhoynar için şehir halkının demir işleme sanatını öğrenen ilk insanlar olduğu söylenir. Sahip olduğu birbirinden ayrı geniş vadileri sayesinde Valyria İmparatorluğu’nun genişlemesinden sağ kalan şehirlerin kurduğu konfederasyona daha sonraları ‘’Sarnor Krallığı’’ adı verilmiştir. Kıyamet sonrası Sarnor’un yıkılışı ise Dothraki hordaları tarafından gerçekleşmiştir.

Köle olmak istemeyip Valyria’nın gücüne karşı koyamayanların ise önünde tek bir seçenek kalmıştı; Kaçmak. Birçoğu bunu başaramadı ve tarih sahnesinden silinip gitti. Ancak uzun boylu, inançları gereği boyun eğmez ve cesur olan bir topluluk Valyria’dan kaçmayı başardı. O topluluğa ise Andallar denilmektedir.






< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Cypon -- 31 Ekim 2014; 23:34:17 >

C
12 yıl (10660 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

VII. BÖLÜM ANDALLARIN GELİŞİ





Andallar, her ne kadar uzun süre tek bir yerde ikamet etmeyen göçebe bir topluluk olsalar da, köken olarak şuan Pentos şehrinin yükseldiği yerin kuzeydoğusunda yer alan Balta topraklarından geldikleri bilinmektedir. Balta topraklarının derinliklerinden-üç tarafı Titreyen Deniz ile kaplı bir yarım adadan- güneybatıya doğru göç ettiler ve Dar Deniz’i geçmeden önce yönetikleri antik Andolos devletini kurdular.

Andalos, Balta topraklarından başlayıp günümüz Braavos kıyı şeridi ile Düz Vadi ve Kadife Tepeler’e kadar uzanmıştır. Andalların ellerinde demirden yapılma silahlar ve üstlerinde yine demirden yapılma zırhlar olduğu için, bölgedeki kabileler onlara karşı koymakta yetersiz kaldı. Ancak isimleri unutulmuş olsa da Pentoslu tarihçiler tarafından belirtildiği üzere bir kabile Andolos gücüne karşı koyma başarısı göstermiştir.(Pentoslu tarihçiler bu kabilenin Ib Adası’ndaki insanlar ile akraba olduklarını belirtir ve Hisar’daki kitaplarda da bu görüş doğrulanır. Ancak kabilenin Ib Adası’ndan mı geldikleri yoksa Ib Adası’na mı göçtükleri konusu tartışmalıdır.)

Andalların demir işçiliğini biliyor oluşu, bazılarına göre Yediler’in onlara yol gösterdiğinin, hatta demir işçiliğinin direkt olarak Demirci tarafından öğretildiğinin kanıtı olarak gösterilir. Ancak o dönemde Rhoynar hali hazırda demir işçiliğini bilen gelişmiş bir medeniyet haline gelmişti. O yüzden haritaya bakıldığında ilk göç eden Andalların Rhoynar ile temasa geçip bu sanatı onlardan öğrenmiş olması daha mantıklı bir çıkarımdır. Karasu ile Noyna nehri, direkt olarak Andal göç yolu üzerindedir ve Norvoslu tarihçi Doro Golathis, iki ırkın etkileşimlerinin kanıtı olarak, Andalos sınırları içerisinde Rhoynar’a ait bina kalıntılarını işaret etmektedir. Ayrıca Andallar, Rhoynar’dan demir işçiliğini öğrenen ilk topluluk da değildir. Söylenceye göre Valyrialılar da demir işlemeyi Rhoynar’dan öğrenmiş ancak sonraları demir üzerindeki ustalıkları Rhoynar’ın üzerine çıkmıştır.

Binlerce yıl boyunca Andallar Andalos’ta kaldı ve sayıları zamanla çoğaldı. ‘’Yedi Uçlu Yıldız’’ adlı tarihin en eski kutsal kitabında yazılana göre, Yediler’in kendileri Andalos tepelerindeki insanların aralarında dolaşmış ve Tepe’den Hugor’u taçlandırarak onun soyunun yabancı topraklarda büyük krallıklar kuracağını müjdelemiştir. Rahiplere ve üstadlara göre Andalların Essos’u terkedip Westeros’un batısına göç etmelerinin sebebi budur ancak Hisar’ın kütüphanesindeki kitaplarda yazılanlar, belki bize daha mantıklı bir neden sunabilir.

Birkaç yüzyıl boyunca Andallar, yaşadıkları tepelerde gelişip zenginleştiler. Ancak Ghis İmparatorluğu’nun yıkılışı ile Valyria’nın köle toplamak için başlayan büyük genişleme ve kolonileşme dalgası Andallara kadar uzandı. İlk başlarda, Rhoyne ve Rhoynar, Andallar ve Valyria arasında tampon bölge olarak kaldı. Valyrialılar büyük nehrin kıyılarına ulaştıklarında yaya ve atlı askerleri için nehri geçmek epey bir zordu. Ayrıca Rhoynar direnişi ile yüzleşmeleri de Rhoynar’ın en az Ghis kadar güçlü olduklarının da göstergesiydi. Rhoynar ile Valyria arasında zaman zaman barış anlaşmaları yapılsa da bu anlaşmalar sadece Andalların Valyria’dan korunması sağladı.

Zamanla Valyrialılar, Rhoyne nehri ağzında ilk kolonilerini kurdular. O topraklar üzerinde Cumhuriyet’ten gelen bazı zenginler tarafından Volantis şehri kuruldu ve Volantis’in büyük sayıdaki ordusu nehrin karşısına geçti. Andallar başta bu güce karşı koysa ve Rhoynar da Andallara destek olsa da, Volantis’in ordusu durdurulamaz güçteydi. O yüzden Andalların kaçınılmaz yenilgi sonrası köleleştirilme yerine kaçmayı seçmesi daha akla yatkın bir sonuçtur. Böylece ilk geldikleri Balta topraklarına geri döndüler ve orası da korunmasız hale geldiğinde de deniz kıyısına ulaşana kadar kuzeybatıya doğru ilerlediler. Bazıları kaderlerine razı gelip teslim oldu, bazıları ise direndi ancak geride kalan binlercesi gemiler inşa edip Dar Denizi geçerek, İlk İnsanlar’ın hüküm sürdüğü Westeros kıtasına ulaştı.

Her ne kadar Yediler’in onlara verdiği müjdeyi, Valyrialılar yüzünden Essos’ta gerçekleştirememiş olsalar da, Westeros’ta artık özgürdüler. Bu yüzden Andal savaşçıları, vücutlarına yedi uçlu yıldız işleyip kanlarının son damlasına kadar Gün Batımı Toprakları üzerinde kendilerine vaadedilen krallıklarını kurmak için çabalayacaklarına yemin ettiler. Bu başarıları da Westeros’a yeni bir ad kazandırdı: Rhaesh Andahli. Dothraki dilinde Andal Toprakları anlamına gelmektedir.

< Resime gitmek için tıklayın >
Ay Dağları manzarası önünde Vadi'de keşfe çıkmış Andal birlikleri


Üstadların, rahiplerin ve şarkıların ortak noktada buluştuğu konu, Andalların ilk olarak Arryn Vadisi’ndeki Parmaklar’a ayak basmış olduklarıdır. Bölgedeki taşların ve kayaların üzerine oyulmuş olan yedi uçlu yıldız motifleri, Andal işgalinin o bölgeden başladığının bir kanıtı olarak öne sürülür.
Andallar, Westeros’un fethine Vadi topraklarındaki insanları kılıçtan geçirerek başladılar. Sahip oldukları demir silahlar ve zırhlar, İlk İnsanlar’ın ellerindeki bronz silahlardan daha üstün olmasına rağmen İlk İnsanlar savaşmaya devam etti ve birçok kabile yapılan savaşlarda yok oldu. Bu savaşlar serisi onlarca yıl sürmüştür. Sonunda bazı kabileler teslim olmuş, daha önce de belirttiğimiz üzere Redford ve Royce gibi Vadi’nin soylu haneleri, günümüzde bile İlk İnsanlar kanı taşıdıklarını gururla ilan etmektedirler.

Şarkıcılara göre Andalların kahramanı Sör Artys Arryn, Dev Mızrağı’nda yaşayan Griffin Kralı’nı öldürmek için dev kartalının sırtına binmiş ve böylece Arryn Hanesi’nin ilk kurucusu olarak bilinmiştir. Bu elbette ki gerçek tarihin çarpıtılıp Kahramanlar Çağı efsaneleri ile birleştirilmesinden oluşturulan bir saçmalıktır. Gerçekte Arryn kralları, Royce Hanesi’nin krallığını yıkıp yerine kendi krallıklarını kurmuşlardır.

Vadi topraklarının fethi tamamlandığında, Andallar gözlerini Westeros’un kalan topraklarına diktiler ve Kanlı Kapı’dan dışarı akın ettiler. Andal maceracıları İlk İnsanlar’ın topraklarını fethedip küçük krallıklar kurdular ve en az düşmanları kadar kendi içlerinde de savaştılar.
Üç Dişli Mızrak için yapılan savaşlar için söylenilenlere göre yedi Andal kralı, İlk İnsanlar soyundan gelen son Nehir ve Dağ Kralı Dördüncü Tristifer’a karşı birleşmiş ve sarkıcılara göre yapılan yüzüncü savaşta galip gelinmiştir. Kralın varisi Beşinci Tristifer babasından kalan mirası koruyamayınca da krallık yıkılıp Andalların egemenliğine geçmiştir.

< Resime gitmek için tıklayın >
Andal savaşçısı Kralkatili Erreg'in Ormanın Çocukları'nı katledişi


Bu çağda, Yüksek Yürek tepelerinden gelip Kralkatili Erreg ismini alarak efsaneleşen bir Andal ortaya çıkmıştır. Orada, İlk İnsanlar’ın krallarının koruması altında yaşayan Ormanın Çocukları tarafından bakılan yüce büvet ağaçları yer almaktaydı. Erreg’in askerleri ağaçları kesmek için bölgeye geldiklerinde İlk İnsanlar, Çocuklar’la birlikte Andallara karşı savaştı ancak Andal askerleri karşı konulamayacak kadar güçlüydü. İlk İnsanlar ve Çocuklar, kutsal mekanlarını korumak için cesurca savaşsalar da bütün hepsi kılıçtan geçirildi. Kimilerine göre katledilen Çocuklar’ın hayaletleri hala geceleri vadide dolaşmaktadır. Günümüzde bile birçok kişi o tepelere gitmeye çekinir.

Çocuklar’ın bir önceki düşmanları olan İlk İnsanlar ile Andalları karşılaştırır isek, Andalların daha zorlu bir düşman oldukları gözler önüne serilmektedir. Çocuklar onlara göre, garip tanrıları ile garip adetleri olan kimselerdi ve bu yüzden Andallar onları, Anlaşma’nın onlara verdiği derin ormanlardan da geriye sürdüler. Yıllarca tecrit altında kalıp zayıflayan Çocuklar, İlk İnsanlar’a karşı olan bütün üstünlüklerini kaybetmişlerdi. Bu yüzden İlk İnsanlar’ın hiçbir zaman başaramadığı şeyi-Çocuklar’ın tamamen yok edilmesini- Andallar kısa sürede başardı. Bazılarının Boğaz’ın kuzeyine kaçıp kurtulduğu söylense de onlardan geriye hiçbir iz kalmamıştır. Bazılarının Yüz Adası’na kaçıp Anlaşma sırasında orada bırakılan birliğin koruması altına girerek hayatta kaldıkları söylenir ancak-Andallar adayı asla yok edememişlerdir- bununla ilgili kesin bir bilgi yoktur.

Çocuklar’ın yok oluşu ile birlikte İlk İnsanlar, Andal işgalcilerine karşı savaş üzerine savaş ve krallık üzerine krallık kaybettiler. Savaşlar birbirini takip etti ve en sonunda bütün güney krallıkları Andalların egemenliğine geçti. Vadi diyarındaki gibi bazı İlk İnsan kabileleri de Andallara boyun eğip onların inançlarını benimsediler. Birçok defa Andallar işgal ettikleri topraklardaki yönetme haklarını sağlamlaştırmak için yendikleri kralların kızlarını ve eşlerini kendilerine aldılar. Bütün olanlara rağmen İlk İnsanlar sayıca Andallardan daha üstündü ve kolayca bir tarafa atılmaları imkansızdı. Günümüzde bile birçok güneydeki kalenin ortasında oyulmuş büvet ağacının olmasının nedeni, inanç üzerinden oluşacak bir çatışmanın önlenmesi için işgal yerine birlikteliği amaçlayan Andal kralları sayesindedir.

Demirdoğumlular bile Andalların işgaline maruz kalmışlardır. Andalların gözlerini Demir Adalar’a çevirmesi neredeyse bin yıl sürse de, bu bin yıl Andalların işgal heveslerini yok edememişti. Andallar adaya çıkıp binlerce yıldır balta ve kılıç ile hüküm sürmüş Kızıel Urron’un soyunu kuruttular ve adayı tamamen işgal ettiler.

Haereg’in yazılarına göre yeni Andal kralları demirdoğumluları Yediler inancına geçmeleri için zorladı ancak demirdoğumlular buna karşı koydu. Bunun yerine kendi inançları olan Boğulmuş Tanrı ile birlikte Yediler’in de adada var oldu. Ana karada olduğu gibi, Andallar burada da demirdoğumluların kızları ve eşleri ile evlenip onlardan çocuk sahibi oldular. Ancak burada Yediler hiç kök salmadı, aksine Andal kanı taşıyanlar bile kendi inançlarından vazgeçip Boğulmuş Tanrı’ya tapmaya başladılar. Zamanla adadaki Yediler etkisi tamamen silindi ve şuan adada sadece birkaç hane Yediler inancını hatırlamaktadır.

Kıtada sadece ve sadece Kuzey, Andalların işgaline karşı koyabilmiştir. Bunun sebebi de elbette Boğaz’ın geçilemez bataklıkları ile antik kale Moat Cailin sayesindedir. Boğaz’ın girişinde yok olan Andal ordularının sayısı hesap edilemez düzeydedir ve bu sayede Kış Kralları, bağımsızlıklarını yüzyıllarca korumuşlardır.







< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Cypon -- 1 Kasım 2014; 14:15:10 >

C
12 yıl (10660 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

Son çeviriyi de koyayım böylece Targaryen hanesine bir tek Valyria Kıyameti kalmış oluyor. Onlar da epey bir uzun ne zaman çevirir eklerim tam bir süre veremiyorum.

VIII.BÖLÜM ON BİN GEMİ





Westeros’a olan son büyük göç, İlk İnsanlar’ın ve Andalların gelmesinden uzun bir zaman sonra gerçekleşti. Bu sefer Ghislilerle olan savaşı bitiren Valyria’nın ejderha lordları gözlerini batıya çevirdi ve Valyria’nın büyüyen gücü, Cumhuriyet ve ona bağlı kolonilerin Rhoyne halkıyla anlaşmazlığa içine girmesine neden oldu.

Dünyanın en büyük nehri Rhoyne’un birçok kolu Batı Essos’u boydan boya geçmektedir. Kıyıları boyunca birçok medeniyet kurulmuş ve tıpkı efsanelere konu olan Yaşlı Ghis İmparatorluğu kadar kadim kültürler kök salmıştır. Rhoyne halkı, Anne Rhoyne diye isimlendirdikleri bu nehirlerinin cömertliği sayesinde zenginleştiler.

Balıkçılar, tüccarlar, öğretmenler, bilginler ve metal, ahşap ve taş üzerinde çalışan işçiler, Rhoyne’un kaynağından, son bulduğu Yaz Denizi ağzına kadar her biri bir öncekinden daha güzel, zarif şehirler kurdular; Korularıyla ve şelaleleriyle, Kadife Tepe’de Ghoyan Drohe; çeşmelerin şehri, şarkılarda hayat bulan Ny Sar; yeşil mermerden holleriyle Qhoyne’daki Ar Noy; çiçeklerin solgun Sar Mell ve kanallarıyla ve tuzlu su bahçeleriyle, deniz tarafından sarılmış Sarhoy ve devasa Aşk Sarayı ile, Festival Şehri, yüzölçümü en büyük olan Chroyane.

Rhoyne şehirleri sanat ve müzik ile dolup taşmıştı ve halkının kendilerine özgü, Valyrialıların kan ve ateşle işlenmiş büyülerinden çok farklı bir büyü olan su büyüsüne sahip oldukları söylenirdi. Kanla, kültürle ve onlara hayat veren nehirle birleşmiş oldukları halde, Rhoyne şehirleri, her birinin ayrı bir prensin veya prensesin yönettiği, (Rhoynar halkı kadınlar ile erkeklerin yönetim açısından eşit olduklarını savunur) birbirlerinden tamamen bağımsız bir yapıdaydı.

Genel olarak barışçıl bir halk olan Rhoyne halkı, sözde Andal fatihlerinin uğradığı hezimetlerin de bize gösterdiği gibi,kışkırtıldıklarında ve şehirlerinin tehlike altında olduklarını hissettiklerinde korkunç derecede saldırgan olabilirlerdi. Gümüş pullu zırhlar, balık kafası miğferleri, uzun mızrakları ve kaplumbağa kabuğu kalkanları kullanan Rhoyne savaşçıları her zaman itibar görmüş ve savaş alanlarında düşmanlarında korku uyandırmıştır. Ayrıca, Anne Rhoyne’un kendisinin, çocuklarına gelecek her türlü tehdidi fısıldadıkları, prenslerinin garip ve esrarengiz güçlere sahip oldukları, Rhoyne kadınlarının tıpkı erkekleri gibi amansızca dövüştükleri ve şehirlerin yaklaşan her düşmanı boğan “su duvarı” tarafından korunduğu söylenir.

Uzun yüzyıllar boyu Rhoyne halkı barış içinde yaşadı.Her ne kadar Anne Rhoyne’un etrafındaki ormanlarda ve tepelerde vahşi topluluklar yaşasa da o topluluklar nehir halkı ile uğraşmamaları gerektiğini çok iyi biliyorlardı. Bunun yanı sıra Rhoyne halkının da, nehrin dışına yayılma gibi bir istekleri yoktu; çünkü nehir onların eviydi, anneleriydi, tanrılarıydı. Ve çok, çok az kişi, annelerinin sonsuz melodisinden uzaklaşmayı, ona sırtını dönmeyi dilemişti.
Yaşlı Gris İmparatorluğu’nun yıkılışından yüzyıllar sonra Cumhuriyet’ten gelen maceracılar, sürgünler ve tüccarlar Uzun Yaz Diyarı toprakları ötesine adım atmaya başladığında, Rhoyne prensleri ilk önce onlara kucak açtı ve Rhoyne rahipleri de Anne Rhoyne’den gelen bereketi paylaşmak adına bütün insanların hoş karşılanacağını ilan etti.

Valyrialıların kurduğu köyler kasabalara, kasabalar da şehirlere dönüştükçe bazı Rhoynar sakinleri atalarının bu sıcak karşılamalarından pişman olmaya başladı. Dostluk, düşmanlığa dönüştü. Özellikle Anne Rhoyne’in dört ağızından birini kontrol eden, nehirin aşağı ucundaki, antik şehir olan Sar Mell ile duvarlarla çevrili Valyria kasabası olan Volon Therys’in yüz yüze geldiği ve Yaz Denizi kıyısındaki tarihi Sarhoy limanı ile yakın zamanda ona rakip olacak kadar büyüyen Özgür Şehir Volantis’in yükseldiği yerde.

Rakip şehirlerin halkları arasındaki anlaşmazlıklar gittikçe daha alelade ve kindar bir duruma dönüştü ve eninde sonunda bu durum, kısa ama kanlı savaşlar serisinin başlamasına neden oldu. Sar Mell ve Volon Therys, savaşan ilk şehirler oldu. Efsaneye göre; Valyrialılar, Rhoyne halkının Anne Rhoyne kadar kutsal bilip saydıkları “Nehrin Yaşlısı” diye adlandırılan devasa kaplumbağalardan birini yakalayıp, katletmeleri savaşın fitilini ateşledi. İlk Kaplumbağa Savaşı, bir ay dönümünden kısa sürdü. Sar Mell yağmalandı ve yakıldı; ama Rhoyne’in su büyücüleri, nehrin gücünü toplayıp Volon Therys’in sele boğduğunda galip gelen taraf Sar Mell oldu. Eğer efsaneler doğruysa şehrin yarısının sele kapılıp yok oluğu söylenir.

Savaşlar birbirini takip etti: Üç Prens Savaşı, İkinci Kaplumbağa Savaşı, Balıkçının Savaşı, Tuz Savaşı, Üçüncü Kaplumbağa Savaşı, Hançer Gölü’ndeki Savaş, Baharat Savaşı ve buraya yazılamayacak kadar kadar fazlası. Şehirler ve kasabalar yandı, sular altında kaldı ve tekrar inşa edildi. Binlerce insan öldü veya köleleştirildi. Bu çatışmalarda Valyrialıların Rhoyne prenslerinden daha çok savaş kazandığından bahsedilir. Valyria kolonileri birbirlerine yardım ederken ve baskı altında kaldığında Cumhuriyet’ten yardım talep ederken; bağımsızlıklarıyla gururla övünen Rhoyne Prensleri, canla başla ama tek başlarına savaştılar. Beldecar’ın yazdığı ‘’Rhoyne Savaşları Tarihi’’, bu çatışmaların uzandığı iki buçuk yüzyılı anlatan eşsiz bir eserdir.

< Resime gitmek için tıklayın >
Rhoynar, Cumhuriyet'in muazzam gücü ile yüzleşirken

Bu çatışmalar serisi, bin yıl önce İkinci Baharat Savaşı ile birlikte en kanlı doruk noktasına ulaştı. Savaş, üç Valyrialı ejder lordunun Volantis’deki akrabaları ve kuzenlerine katılıp; Yaz Denizi’ne kıyısı olan büyük Rhoyne liman şehri Sarhoy’u yağmalamaya ve yok etmeye gelmesi ile başladı. Sarhoy’un savaşçıları vahşice katledildi, çocukları köle yapıldı ve gururlu pembe şehirleri ateşe verildi. Daha sonrasında Volantisliler, şehir bir daha ayrı yere kurulamasın diye duman tüten araziyi tuzla kapladılar.

Rhoyne’un en güzel ve en zengin şehirlerinden birinin mutlak yıkımı ve insanlarının köle edilişi geriye kalan Rhoyne Prenslerini şok edip ve dehşete düşürdü. Aralarında en çok saygı duyulan Chroyane’li Garin; “Bu tehdidi sonlandırmak için birleşmezsek, hepimiz köle olacağız,’’ diye ilan etti ve nehir kıyısında var olan bütün Valyria şehirlerini yok etmek adına tanıdığı bütün dostlarına kendisine katılma çağrısında bulundu.

Sadece Ny Sar’lı Prenses Nymeria, Prens Garin’in alehine konuşup “Bu kazanma ihtimalimiz olmayan bir savaş,” dedi ancak diğer prensler onun sesini bastırdı ve kılıçlarını Garin’in komutasına sundular. Üstelik Nymeria’nın kendi şehri olan Ny Sar’ın savaşçıları bile Garin taraftarıydı ve bu yüzden Nymeria’nın büyük ittifaka katılması dışında başka bir şansı yoktu.

Essos’un görüp görebileceği en büyük ordu, Chroyane’de, Prens Garin’in komutası altında toplandı. Beldecar’a göre, bu ordu iki yüz elli bin askerden oluşmaktaydı. Rhoyne’un kaynağından, denize dökülen ağızına kadar olan bölgedeki savaşabilecek yaşta olan herkes eline kılıcını ve kalkanını alıp, Festival Şehri’ndeki büyük sefere katılmak için yollara düştü. Prens Garin, ordunun Anne Rhoyne’un yanında kaldığı sürece, Valyria’nın ejderhalarından korkmamaları gerektiğini, Rhoyne’un su büyücülerinin Cumhuriyet’in ateşine karşı onları koruyacaklarını beyan etti.

Garin, devasa ordusunu üç parçaya böldü: bir tanesi, Rhoyne’un doğu kıyılarında ilerledi, bir tanesi batıya ilerlerken, savaş kadırgalarından oluşan kocaman bir donanma, nehri düşman gemilerinden temizleyip iki yaka arasındaki kontrolün ele geçirilmesini sağladı. Prens Garin, Chroyane’de topladığı ordusu ile, nehirden aşağıya doğru indi ve karşısısına çıkan her kasabayı ve köyü yok edip karşısına çıkan her birliği berteraf etti.

Selhorys’de, otuz bin askerden oluşan Valyria ordusunu ezip, şehri şiddetli bir hücumla ele geçirerek ilk savaşını kazanmış oldu. Valysar da aynı kaderi paylaştı. Volon Therys’e geldiğinde ise Garin, kendisini yüz bin kişilik düşman ordusuyla, yüz tane savaş filiyle ve üç tane de ejder lorduyla karşı karşıya buldu. Bu savaşı da kazandı ancak verdiği zaiyat çok fazlaydı. Binlerce askeri yandı ama daha fazlası da, su büyücüleri düşmanın ejderhalarına karşı devasa su hortumlarını yükseltirken, nehrin sığ alanına sığındı. Rhoyne okçuları, iki tane ejderhayı öldürdü ve üçüncüsünü de yaralı bir şekilde kaçmak zorunda bıraktı. Savaş sonrasında ise Anne Rhoyne, Volon Therys’i yutmak için öfkeyle yükseldi. Bu savaş sonrasında insanlar, zafer kazanan prensi ‘’Muhteşem Garin’’ diye anmaya başladılar ve Volantis’teki büyük lordlar, Garin’in ve ordusunun attığı her adımla birlikte korku içinde titreyerek onunla açık alanda çarpışmak yerine Kara Sur’un ardına saklanıp Cumhuriyet’ten yardım talep ettiler.

Ve sonunda ejderhalar geldi. Günümüze ulaşan efsanelere güvenecek olursak; Prens Garin’in Volon Therys’de karşılaştığı gibi üç tane değil, üç yüz ve belki daha da fazlası. Rhoyne halkı bu sayıdaki ejderhaların ateşlerine karşı hiçbirşey yapamadı. Anne Rhoyne’in kucağına giderlerse ejderha ateşlerinin onlara ulaşamayacağı düşüncesi ile binlerce asker nehre dalıp boğulurken, on binlerce asker ejderha ateşi ile yanıp kül oldu. Bazı günlükler; alevlerin, nehrin suyunu kaynatıp, buharlaştırdığı konusunda ısrar etmektedir. Muhteşem Garin ise canlı bir şekilde ele geçirildi ve zorla halkının başkaldırısının cezası izlettirildi. Rhoyne savaşçılarına hiçbir merhamet gösterilmedi ve söylenilenlere göre Volantisliler ve Valyrialı akrabaları, o kadar çok askeri kılıçtan geçirmiş ki; Volantis Limanı’nın suları, gözün görebileceği en uzak noktaya kadar kanla kaplamış. Daha sonra galip gelenler, askerlerini toplayıp nehrin kuzeyine doğru harekete geçtiler ve önce Sar Mell’i sonra da Prens Garin’in kendi şehri olan Chroyane’i vahşice yağmaladılar. Ejder lordlarının emriyle, altından bir kafese kapatılan Garin, kendi şehrinin yıkımına şahit olması için festival şehrine geri götürüldü.

< Resime gitmek için tıklayın >
Rhoyne'da yükselen ölü tepelerinden biri.

Chroyane’de Garin’in kafesi şehrin surlarına asılmıştı ki, böylece prens,kendi başlattığı bu cesur ancak umutsuz savaşta kendi adına ölen babaların ve kardeşlerin sahip olduğu annelerinin ve çocuklarının köleleştirilmesini kendi gözleri ile görsün. Ancak söylenceye göre prens, galip gelenlere lanetler okumuş ve Anne Rhoyne’a, çocuklarının intikamını alması için yalvarmıştı. Ve böylece, tam da o gece, Rhoyne Nehri henüz yükselme sezonu gelmemişken, bilinenden çok daha kuvvetli bir güçle yükselmiş, şehrin etrafını tekinsiz kalın bir sis sarmış ve Valyrialı fatihler gri deri hastalığı sonucu ölmeye başlamış. (En azından hikayenin bu kısmına doğru diyebiliriz. Daha sonraki yüzyıllarda Çokgezen Lomas, sis ve su ile dolu Chroyne şehri ve orayı görmek için dikbaşlılık yapan gezginlerin şuan harabelerde kol gezen gri deri hastalığına yakalandığını yazmıştır.)

Rhoyne’un üst bölgelerindeki Ny Sar’da, Prenses Nymeria, Garin’in büyük malubiyetinin ve Chroyane ile Sar Mell şehrindekilerinin köleleştirildiği haberini aldı. Aynı kaderi kendi şehrinin de yaşayacağını iyi bildiği için, söylenilenlere göre küçük büyük farketmeksizin Rhoyne’daki bütün gemileri toplamış ve hepsini taşıyabileceği kadar kadın ve çocukla doldurmuş.(Savaşabilecek yaştaki bütün erkekler Garin’e katılıp savaşlarda öldüğü için) Nymeria, emrindeki filoyu nehrin aşağısına doğru götürmüş ve suların kan ve ceset ile dolduğu, yanmış köylerin ve arazilerin, harabe haline gelen binaların yanlarından geçmiş. Volantis ordusundan sakınmak için, eski bir yol izleyip bir zamanlar Sarhoy şehrinin yükseldiği yerden Yaz Denizi’ne ulaşmış.
Efsanenin bize söylediğine göre Nymeria, Valyria’nın ve ejderlordlarının onlara ulaşmayacağı yeni bir vatan aramak adına on bin gemi ile yola çıkmış. Beldecar’a göre bu rakam aşırı derecede, neredeyse on katı kadar abartılmış bir sayıdır. Diğer günlükler içinde de farklı rakamlar geçmektedir ancak gerçek sayıyı bilmemiz ne yazık ki mümkün değildir. Filo içinde birçok gemi olduğu elbette söylenilebilir. Ancak bu gemilerin birçoğu nehir ulaşımına uygun yapıda dizayn edilmiş ticaret gemilerinden, balıkçı kayıklarından, sandallardan ve hatta sallardan oluşması daha olasıdır. Beldecar’a göre gemilerin onda biri deniz ulaşımına dayanacak güçtedir.

< Resime gitmek için tıklayın >
On bin geminin kumandanlığını yapan Prenses Nymeria

Nymeria’nın başlattığı yolculuk uzun ve berbat sürdü. Yüzden fazla gemi daha karşılaştıkları ilk fırtınada battı ve geride kalan gemilerin bazıları korku içinde geri dönüp Volantisli köle tüccarları tarafından yakalandı. Diğerleri ise geride kalıp sürüklendi ve bir daha onlardan haber alınamadı.
Filoda kalanlar Yaz Denizi’nden Basilisk Adaları’na kadar yol aldılar. Ancak taze su ve yiyecek ikmali yapmak için durduklarında, kendi aralarındaki çekişmeleri bırakıp Rhoynar halkının peşine düşen Talon ve Uluyan Dağ isimli Balt Adası korsanları ile karşılaştılar. Korsanlar onlarca gemiyi ateşe verdi ve yüzlerce kişiyi ele geçirip köleleştirdi. Mücadele sonrasında korsanlar, ellerindeki bütün gemilerin korsanlara teslim edilmesi ve her korsan kralına her yıl otuz bakire kız ile genç erkek gönderilmesi şartı ile Rhoynar halkının Kurbağa Adası’na yerleşebileceklerini bildirdiler.

Nymeria öneriyi kabul etmedi ve Sothoryos ormanları içinde bir sığınak bulma umudu ile tekrar denize açıldı. Bazıları Basilisk Burnu’na yerleşti, bazıları ise çürümüş ağaçların, bataklıkların olduğu Zamoyos’un parıltılı yeşil nehirinin aktığı yere gittiler. Nymeria’nın kendisi, yüzyıl önce terk edilmiş bir Ghis kolonisinde, Zamettar’da kaldı. Geride kalanlar ise, nehrin üst tarafındaki, hortlaklar ve örümceklerle dolu Yeen harabesi içine yerleştiler.

Sothoryos içinde altın, değerli taş, nadir odunlar, egzotik hayvan derileri, ilginç tatlı meyveler ve garip baharatlar gibi bulunmayı bekleyen hazineler mevcuttu ancak Rhoynar halkı orada olmaktan memnun değildi. Nemli ve sıcak hava onları çok zorluyordu ve etraftaki sivrisinekler birbirinden farklı hastalıkların onlara bulaşmasına neden oldu. Özellikle gençlerin ve yaşlıların bu tür hastalıklara dayanma direnci hiç yoktu. Yerleştirdikleri nehrin kendisi bile ölüm saçar haldeydi. Zamoyos zehirli balıklarla ve suya girenlerin tenlerine yumurta bırakan küçük solucanlarla doluydu. Basilisk Burnu’na kurulan iki yeni köy, köle ticareti yapanlar tarafından yağmalandı ve köylerdeki herkes ya kılıçtan geçirildi ya da zincirlenip götürüldü. Yeen de ise etraftan gelen hayvan saldırılarını ile boğuşuyordu.

Rhoynar halkı yaklaşık bir buçuk sene Sothoryos’ta hayatta kalma mücadelesi verdi. Ta ki bir gün Zamettar’dan gelen bir geminin Yeen’e zincirleyip o harabe şehirde bir gecede ortadan kaybolan bütün erkekleri, kadınları ve çocukları bulmak için gelene kadar. Nymeria bir kez daha halkını çağırdı ve bir kez daha denize yelken açtı.

Üç yıl boyunca Rhoynar halkı güney denizlerinde gezip vatan diyebilecekleri toprakları aradılar. Naath toprakları içinde yer alan Kelebek Adası’ndaki insanlar onları dostça aralarına kabul etti ancak o toprakları gözeten tanrı, yeni gelenlere isimsiz birçok hastalık ile ilhak etmeye başlayınca, Rhoynar halkı tekrar gemilerine dönmek zorunda kaldı. Yaz Adaları’na geldiklerinde Walano’nun doğu kıyısındaki ıssız bir kayalığa yerleştiler ancak taşlı toprak çok az yiyecek sağladı ve birçok kişi açlıktan kırıldı. Sonraları bu kayalık Kadın Adası olarak bilinmeye başlanacaktır. Filonun yelkenleri tekrar yükseldiğinde, birçok kişi Nymeria’yı terkedip, Anne Rhoyne’in evlatlarını yuvalarına geri çağırdığını duyduğunu iddia eden Druselka isimli bir rahibenin etrafında toplandılar. Ancak Druselka ve onu izleyenler eski şehirlerine geri döndüklerinde, düşmanları hala onları bekliyordu ve geri dönenlerin hepsi ya öldürüldü ya da köleleştirildi.

On bin gemilik filodan geriye kalan hırpalanmış ve parçalanmış gemiler, Prenses Nymeria kontrolünde bu kez batıya yöneldi ve Westeros’a ulaştı. Geçen onca zaman sonunda gemiler ilk hallerinden bile daha kötü durumdaydı. Filonun tamamı Dorne’a ulaşamadı, bir kısmı Basamaklar’da parçalandı, bir kısmı fırtınaların savurması sonucu Lys’e veya Tyrosh’a sürüklendi ve gemidekiler denizde ölmek yerine köleliği tercih ettiler. Kalan gemiler, Martell Hanesi’nin başkenti olan antik Kum Gemisi kalesinden pek de uzakta olmayan Yeşilkan nehrinin ağzında karaya vurdular.

Kuru, kendi haline ve kısa boylu insanların yaşadığı Dorne, o zamanlar bölgedeki birçok küçük krallığın var olan nehirler, göller, kuyular ve verimli topraklar için sayısız kez birbirleri ile savaştığı fakir bir bölgeydi. Bu krallıklardan birçoğu Rhoynar halkını geldikleri gibi denize dökülmeleri gereken davetsiz misafirler, garip tanrıları ve gelenekleri olan işgalciler olarak gördü. Ancak Kum Gemisi Lordu Mors Martell, bu yeni gelenleri büyük bir fırsat olarak değerlendirdi. Ve elbette şarkıcılara inanırsak, sevgili lordumuz, özgür kalmak için halkını dünyanın bir ucundan diğerine taşımış olan vahşi ve güzel savaşçı prenses Nymeria’ya kalbini kaptırmıştı.

Nymeria ile Dorne’a gelen her on kişiden sekizinin kadın olduğu söylenir. Gelenlerin çevreği ise Rhoynar geleneklerine göre yetişmiş savaşçılardı ve daha önce savaşmamış olsalar da gezileri boyunca olgunlaşmışlardı. Ayrıca Rhoyne’den ayrılırlarken henüz küçük olan binlerce çocuk ergenliğe girmiş ve gezi boyunca mızrak tutmuşlardı. Yeni gelenlerin katılımı ile birlikte Martell hanesinin asker sayısı on kat artmış oldu.

Mors Martell Nymeria’yı eş olarak aldığında, yüzlerce şövalye, yaver ve sancaktar da Rhoynar halkından kadınlarla evlendi. Böylece iki ırk kan bağı ile birleşmiş oldu. Bu birliktelik Martell hanesinin zenginleşmesini ve güçlenmesini sağladı. Rhoynar halkı kendileri ile birlikte dikkate değer birçok ganimet getirmişti. Örneğin, metal işçileri, nalbantlar, zanaatkarlar, taş ustaları gibi. Böylece aradan zaman geçtikçe Martel hanesi, Westeros’taki diğer hiçbir hanenin sahip olmadığı kalitede kılıçlara, mızraklara ve zırhlara sahip oldu. Daha da önemlisi gizli su büyüleri bilen Rhoynar’ın su büyücülerinin kurumuş yatakları su ile doldurduğu ve çölleri vahaya çevirdiği söylenir.

Bu birlikteliği kutlamak ve halkının bir daha asla denize geri dönmemesini sağlamak için Nymeria, elindeki bütün gemileri ateşe verdi ve ‘’Göçebeliğimiz artık son buldu,’’ diye ilan etti. ‘’Kendimize yeni bir vatan bulduk ve bundan sonra burada yaşayacak, ve burada öleceğiz.’’

Kıyıdan kilometrelerce uzakta gemiler yanıp küle döner ve alevlerin ışıltıları sahile vururken Nymeria, Rhoynar geleneklerine göre Mors Martell’i Dorne’un Prensi ve ‘’dağların tepelerinden büyük tuzlu deniz arasındaki bütün kırmızı ve beyaz kumların, vadilerin ve nehirlerin’’ tek sahibi ilan etti.
Ancak bu tür bir ilanın söylenmesi, gerçekleştirilmesinden çok daha kolaydır. Yıllarca süren savaşlar ve diz çöktürülen krallar sonunda Martell hanesi ve Rhoynar halkı, altı tane kralı altın prangalar vururarak Sur’a yolladı. Ve böylece geriye en büyük düşmanları olan, Kızıl Toprakların, Yeşil Kemerin ve tüm Dorne’un Kralı, Kuyu Şövalyesi, Taşlı Yol’un Koruyucusu, Yronwood’un Lordu olan Beşinci Yorick Yronwood kalmıştı.

Dokuz yıl boyunca Mors Martell ve müttefikleri, Yronwood ve sancaktarlarına karşı sayısız savaşa girdi. Üçüncü Kemik Geçidi Savaşı’nda Mors Martell, Yorick Yronwood tarafından öldürülünce, Nymeria ordunun kontrolünü eline aldı. Savaş dolu iki yıldan sonra Yorick Yronwood sonunda diz çöktü ve Güneş Mızrağı’ndan bütün toprakları yöneten kişi Nymeria oldu.

Mors Martell’den sonra iki kez daha evlenmesine rağmen Nymeria, sorgusuz sualsiz yirmi yedi yıl boyunca Dorne’un tek hakimi olarak kaldı. Kocaları ise sadece danışman olarak görev yaptı. Düzinelerce suikast atlattı, iki büyük isyanı bastırdı ve Fırtına Kralı Üçüncü Durran’ın ve Menzil Kralı Greydon’un Dorne topraklarına başlattığı iki istilayı savuşturdu.

En sonunda hayata gözlerini yumduğu vakit, Davos Dayne’den olma oğlu değil, Mors Martell’den olma dört kızından en büyüğü tahta geçti. Bununla birlikte Dorne halkı, Rhoynar halkına ait olan birçok geleneği ve yasayı içselleştirdi ve Anne Rhoyne ve on bin gemi efsaneler arasında kaybolup gitti.






< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Cypon -- 1 Kasım 2014; 21:44:32 >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
C
12 yıl (10660 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

XI.BÖLÜM TARGARYEN KRALLARI


I.AEGON





Birinci Aegon, Yedi Krallık’ı yirmi yedi yaşında fethetmişti ancak şimdi karşısında bu henüz birleştirilmiş krallığın yönetilmesi gibi yeni bir mücadeleyle karşı karşıydı. Savaşkan olan bu krallıklar, kendi başlarına bırakıldıklarında çok az bir süre barış içinde yaşadıkları için, onları tek bir kral emrinde toplayıp yönetmek olağanüstü yeteneklere sahip bir kişinin başa çıkabileceği bir şeydi. Bu yüzden Aegon’un olağanüstü, azimli ve ileri görüşlü bir yönetici olması, diyar için bulunmaz bir talihti. Her ne kadar Aegon’un Westeros’u birleştirme düşüncesi tahmin ettiğinden zor ve masraflı olsa da, bu düşünce gelecekteki yüzlerce yılın seyrini değiştiren bir düşünceydi.

< Resime gitmek için tıklayın >
Demir Taht

Lannisport ve Eski Şehir’in ihtişamına rakip olup onları geçecek kraliyet şehrinin, basit yapılı Aegon Kalesi etrafında yükseleceğini öngören yine Aegon’du. Kral’ın Şehri dışarıdan çamurlu, pis kokulu ve kalabalık bir yer gibi görünse de her zaman hareket doluydu. Karasu Nehri üzerine yüzen tahtadan yapılma bir sept alt tabakadan insanlara hizmet verirken, kısa süre sonra Visenya Tepesi’ne Yüksek Septon tarafından gönderilen para ile çok daha büyük yeni bir sept yapıldı. Bir zamanlar sadece balıkçı teknelerinin görüldüğü yerde şimdi Lannisport’tan, Eski Şehir’den, Özgür Şehirler’den ve hatta Yaz Adaları’ndan gelen ticaret gemileri görülmektedir. Bu durum elbette ki ticaret rotasının Dunskendale ile Bakire Havuzu’ndan Kral’ın Şehri’ne kaymasına neden olmuştur. Aegon Kalesi’nin kendisi de zamanla büyüyüp genişledi ve ilk kurulan çit duvarını aştı. Bu yüzden on beş metre uzunluğunda yeni bir tahtadan kale inşa edildi. Bu kale Aegon’un, Targaryenlara ve varislerine yakışır görünüşteki Kızıl Kale’nin inşa edilmesi adına verdiği emir ile 35 FS’da yıkıldı.

10 FS’da Kral’ın Şehri gerçek manada bir şehir haline geldi ve 25 FS’da ise Beyaz Liman ile Martı Kasabası’nı geçip diyarın en büyük üçüncü şehri konumuna geldi. Ancak geçen onca zamana ve gelişime rağmen şehrin etrafında sur inşa edilmemişti. Belki Aegon ve kız kardeşleri, ejderhaları olan bir şehri kimsenin kuşatmaya cesaret edemeyeceğini düşünmüşlerdi. Ancak 19 FS’da Yaz Adaları içindeki Uzun Ağaç Kasabası’ndaki binlerce kişinin korsanlar tarafından köleleştirilip şehrin bütün zenginliğinin yağmalandığı haberi kulaklarına geldi. Bu sıkıntılı haber neticesinde ve Aegon ile Visenya’nın her zaman şehri olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, Aegon şehrin etrafına sur inşa edilmesi emrini verdi. Baş Üstad Gaven ve Kral Eli Osmund Strong bu projenin başına atandı. Aegon surun, şehrin ilerideki genişlemesinin de göz önüne alınarak inşa edilmesini ve Yediler’i onurlandırmak adına şehre, yedi büyük girişin inşa edilmesini emretti. Proje ertesi sene başladı ve 26 FS’da tamamlandı.

Şehrin kendisi ve refah seviyesi yükseldikçe, diyarın da refah seviyesi yükselmeye başladı. Bunda elbette ki Fatih’in, kendisine yeminli vassallarının ve alt tabakadan halkın saygısını kazanmasının da payı büyüktür. Fatih, zaman zaman Kraliçe Rhaenys tarafından alt tabakadan halkın ihtiyaçları hakkında yardım almıştır. Rhaenys’in, kız kardeşi Visenya’nın aksine şarkıcılar ve şairler ile arası iyi olduğu için, o şarkıcılar ve şairler Targaryenları öven şiirler, şarkılar yazmış ve bu şarkıları diyarın her bir ucuna taşımıştır. Bu şarkılar Aegon ve kız kardeşlerini övme amacı ile yalanlarla dolu olsa dahi Rhaenys bu durumdan şikayetçi olmamıştır.

Ayrıca Rhaenys diyarı sağlamlaştırmak adına, uzak haneler arasında evlilikler ayarlamıştır. Bu yüzden Rhaenys’in 10 FS’da Dorne sınırları içinde vefat etmesi, iyi kalpli ve güzel kraliçeye hayran olan bütün diyarda bir öfke selinin oluşmasına neden olmuştur.

Her ne kadar saltanatı şan içinde başlamış olsa da, Birinci Dorne Savaşı Aegon’un ilk büyük yenilgisi oldu. İlk Dorne Savaşı 4 FS’da başladı ve yıllarca süren trajediler ve dökülen kanlar sonunda 13 FS’da sona erdi. Bu savaşta birçok felaketler yaşandı; Rhaenys’in vefatı, Ejderha Öfkesi’nde geçen yıllar, katledilen lordlar, Kral’ın Şehri’nde ve hatta Kızıl Kale’nin içinde gezen suikastçiler..

Ancak bütün bu trajediler, olağanüstü bir şeye neden oldu: Kraliyet Muhafızlarının Yeminli Kardeşliği’nin kurulmasına. Aegon ve Visenya Dornelu lordların kellerine para ödülü koyduğunda, birçoğu öldürüldü ve bu yüzden Dornelu lordlar da kendilerine katiller ve casuslar kiraladılar. 10 FS’da, Aegon ve Visenya Kral’ın Şehri sokaklarında saldırıya uğradı ki eğer Visenya ve Kara Kızkardeş olmasaydı kralın kendisi bu saldırıdan sağ çıkamayabilirdi. Bu olayın yaşanmasına rağmen kral hala etrafındaki korumaların kendisini koruması adına yeterli seviyede olduğuna inanıyordu. Ancak Visenya kralın bu fikrini değiştirdi. Söylenene göre Aegon korumalarını işaret ettiğinde Visenya belindeki Kara Kızkardeş’i çeker ve korumalar adım bile atamadan Aegon’un yanağına bir çizik atar ve ‘’Korumaların yavaş ve tembel,’’ der.

Kraliyet Muhafızlığı’nın kurallarını koyan Aegon değil, Visenya’ydı. Yedi Krallık’ın Lordunu koruyacak olan yedi şampiyon şövalye. Visenya, Muhafızlığın yeminini Gece Gözcüleri’nin yeminini model alarak oluşturdu. Bu yüzden şampiyonlar krallarını koruma adına hayatlarındaki bütün herşeyden vazgeçmeyi göze alacaklardı. Aegon bu şampiyonların seçilmesi için bir turnuva yapılması gerektiğini söylediğinde Visenya, seçileceklerin sadece kılıç kullanmada iyi olmalarının yetmeceğini, aynı zamanda koşulsuz bir sadakate sahip olmaları gerektiğini belirtmişti. Bu yüzden kral, Kraliyet Muhafızları’nın ilk üyelerinin seçimlerini Visenya’ya bıraktı ve tarih bize gösteriyor ki, kralın bu tercihi bilgece bir seçimdi. Seçilen iki muhafız kralı korumak adına can verdi ve kalanları da hayatlarının sonuna kadar onurlu bir şekilde krallarına hizmet ettiler. Beyaz Kitap, yemini eden her şövalye gibi onların da adını sayfalarında taşımaktadır: ilk Lord Kumandan Sör Corlys Velaryon, Sör Richard Roote, Mısır Tarlası Piçi Sör Addison Hill, Sör Gregor Goode ile Sör Griffith Goode kardeşler, gezici şövalye Sör Kuklacı Humfrey ve beyaz pelerini sırtına geçirecek birçok Darklyn’den ilk olan Sör Robin Darklyn, nam-ı diğer Kara Robin.

Danışmanlarını çok önceden belirlediği için, Fatih Aegon sıklıkla diyarın günlük yönetim işlerini kız kardeşlerine ve güvendiği danışmanlarına bıraktı. (Birinci Jaehaerys döneminde bu danışmanlık Küçük Konsey kurumuna dönüşmüştür.) Böylece Fatih kalan zamanında, diyarı birleştirmeye uğraşmış, varlığı ile vassallarına korku salmayı amaçlamıştır. Yaklaşık altı ayda bir kral, kraliyet şehri olan Kral’ın Şehri’nden sülfür, kükürt ve deniz tuzu kokan o çok sevdiği Ejderkayası’na uçar, ancak kalan diğer altı ayda ise kendini diyarın ilerlemesine adardı. Hayatının geri kalanını diyarı karış karış gezerek geçirdi ta ki 33 FS tarihinde yaptığı son gezisine kadar. Ne zaman Eski Şehir’i ziyaret etse, Yüksek Septon’un Yıldızlı Sept’ine gidip hürmetlerini ve saygısını sunmuştur. Aynı şekilde birçok büyük hanenin kalelerini ziyaret etmiş,(Son yolculuğunda Kışyarı’na bile uğramıştır.) birçok alt sınıf lordun, şövalyenin ve hatta hanın çatısı altında uyumuştur. Aynı zamanda kralın peşinden birçok kişi de bu yolculuğa katılmıştır. Öyle ki bir gezisinde, bin kadar şövalye kralın peşinden gelmiş, birçok lord ve leydi gezisinde ona eşlik etmiştir.

Bu gezilerde krala sadece şövalyeler, lordlar ve leydiler değil aynı zamanda rahipler ve üstadlar da katılmıştır. Kralın yanında sıklıkla altı adet üstad olur ve kral vereceği kararlarda daha adil olsun diye ona yerel kanunlar ve geçmiş krallıkların gelenekleri hakkında tavsiyeler verirlerdi. Aegon bütün diyarı tek bir kanun hükmü altında toplamak yerine, farklı bölgelerdeki farklı geleneklere ve dinlere saygı gösterip eski krallıklardaki olduğu gibi bir yargılama şekli getirdi. Birinci Dorne Savaşı’nın sonuçlanmasından 37 FS’daki Aegon’un vefatına kadar olan dönemde diyar barış içinde yaşadı ve Aegon diyarı hoşgörü ve irfan ile yönetti ve arkasında iki evladını, Rhaenys’ten olma Prens Aenys’i ve Visenya’dan olma genç Prens Maegor’u ‘’varis ve varis yedeği’’ olarak bıraktı.

< Resime gitmek için tıklayın >
Fatih Aegon'un tacı.

Fatih Aegon doğduğu yerde, o çok sevdiği Ejderkayası’nda hayata gözlerini yumdu. Doğrulanan söylencelere göre kral, Boyalı Masa Salonu’nda torunları Aegon ve Viserys’e yaptığı fetihleri anlatırken dili sürçer ve yere düşer. Üstadlara göre Ejder, felç geçirerek hızlı ve acısız bir şekilde hayata gözlerini yumar. Fatih’in bedeni tıpkı kendisinden önceki Targaryenlar ve Valyrialılarda gelenek olduğu üzere Ejderkayası’nın avlusunda ateşe verildi. Ejderkayası Prensi ve Demir Taht’ın varisi Prens Aenys, babasının ölüm haberini aldığında Yüksekbahçe’ydi ve haberi alır almaz ejderhasının sırtına atlayıp babasının tacını devralmak için Ejderkayası’na uçtu. Ancak Fatih Aegon’dan sonra Demir Tahta oturan hiçbir kral, diyarı onun kadar iyi ve etkili yönetemedi.








< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Cypon -- 27 Kasım 2014; 19:55:10 >

C
12 yıl (10660 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

quote:

Orijinalden alıntı: brody56

yeni bölüm ne zaman gelir

Sömestr bitti, rahat nefes alabileceğim diye düşünüyorum. Yeni bölümü büyük ihtimalle hafta sonu eklerim. Birden fazla da bölüm ekleyebilirim belki.


Bu mesaja 1 cevap geldi.
C
12 yıl (10660 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

I.DAERON





III.Aegon’un yirmi altı yıllık saltanatı bittiğinde, Fatih’in Eski Şehir’de taç giymesinin üzerinden 157 yıl geçmişti. III.Aegon’dan geride ise iki erkek ve üç kız evlat kalmıştı. Erkek çocukların en büyüğü Daeron, tahta geçtiğinde on dört yaşında küçük bir çocuktu. Belki Daeron’un karizması ve dahiliği, belki de Aegon’un naiplik dönemi hatıralarının zihnine işlemesinden ötürü Prens Viserys, genç kral tahta çıkarken naiplik makamının kurulmasında ısrar etmedi. Bunun yerine Kral Daeron etkin ve kararlı bir şekilde hüküm sürerken, kendisi El olarak hizmet etmeyi seçti.

Birçokları I.Daeron’un tıpkı başına taktığı taçın ilk sahibi Fatih Aegon gibi sonsuz bir şan ve şöhret sahibi olacağından emindi lakin bu şan ve şöhret bir anda yok olup küle dönüştü. Nadir rastlanan bir zekaya ve karizmaya sahip Daeron, Küçük Konsey’e ‘’Fetih’i tamamlama’’ yani Dorne’u diyarın topraklarına katma fikrini önerdiğinde ona ilk olarak karşı çıkan amcası oldu. Amcasına diğer büyük lordlar ve danışmanlar da katıldı. Kral’a, Fatih’in ve kız kardeşlerinin aksine, kendisinin artık savaştıracak ejderhaları olmadığı hatırlatıldığında ise Daeron o meşhur cevabını verdi; ‘’Bir Ejder’in var. O da tam karşında duruyor.’’

< Resime gitmek için tıklayın >
Genç Ejder, Kral I.Daeron,

En sonunda kralın aksine ikna edilmeyeceği anlaşıldığında ve Daeron’un Meşe Yumruk Alyn Velaryon ile birlikte çizdiği savaş planı ortaya konulduğunda, birkaçı planın Aegon’un planından daha iyi olduğuna ve Fetih’in gerçekten tamamlanabileceğine inanmaya başladı.

Birinci Daeron gücünü ve yiğitliğini, yüzyıllardır Menzil’e, Fırtına lordlarına hatta ve hatta Targaryen hanesinin ejderhalarına bile geçit vermeyen Dorne topraklarına sayısız kez kanıtladı. Daeron ordusunu üçe böldü. İlk ordu Kızıl Dağlar’ın batı ucundaki Prens Geçidi’ne gelen Lord Tyrell komutasında, ikincisi denizden gemiler ile birlikte Kral’ın kuzeni ve Donanma Başı olan Alyn Velaryon komutasında, sonuncusu ise pusu kurulmaya çok müsait olan Kemik Geçidi’nden aşağı inen ve Dorne’un gözetleme kulelerinden kaçınıp Orys Baratheon’un düştüğü tuzağa düşmemek adına keçi patikalarını kullanan Kral Daeron’un komutasındaydı. Genç Kral önüne çıkan bütün orduları yerlebir etti. Prens Geçidi Lord Tyrell tarafından alındı ve en önemlisi kraliyet donanması Ahşap Şehir’i aştı ve Yeşilkan Nehri üzerine hakimiyet kurdu.

Lord Alyn’in Yeşilkan Nehri’ne sahip olması ile birlikte Dorne tam anlamı ile ortadan ikiye bölündü ve doğu ve batı tarafındaki Dorne ordularının birbirlerine destek olması önlenmiş oldu. Bu adımla birlikte başlayan ve birbirinden sert geçen savaşlar serisi tek bir savaş ismi ile adlandırıldı. Birçokları farklı isimler verse de onların içinde en iyisi Kral Daeron’un kendi ağzından çıkan isim '’Dorne’un Fethi’’ olmuştur ki bu isim hem şiirsel hem de stratejik anlamda zarif ve sade bir tanımlamadır.

Krallık ordusu bir yıl içinde Güneş Mızrağı kapılarına dayandı ve Gölge Şehir’e doğru yürüdü. 158 FS yılında Güneş Mızrağı’nda Dorne Prensi ve kırk kadar Dorne lordu Daeron önünde diz çöktü. Böylece Genç Ejder, Fatih Aegon’un hiçbir zaman tamamlayamadığı Fethi tamamlamış oldu. Hala çöllerde ve dağlarda direniş gösteren az sayıda isyancılar olsa da, kısa sürede kaçak olarak damgalandılar.

Kral hızlı bir şekilde Dorne üzerindeki hakimiyetini sağlamlaştırmak adına bu isyancıların bulundukları yerde infaz edilmesini emretti. Ancak bu o kadar kolay olmadı. Direniş hareketlerinden en önemlisi kralı hedef alan zehirli okun yanlışlıkla kuzeni Prens Aemon’u –Prens Viserys’in küçük oğluna- vurmasıdır. Bu suikast denemesi sonrasında Prens Aemon tedavi için Kral’ın Şehri’ne gönderilmiştir.

159 FS yılında Dorne’un iç bölgelerindeki direniş hareketleri bastırılınca, Genç Ejder Kral’ın Şehri’ne muzaffer bir şekilde döndü ve Dorne’un hakimiyetini ve kontrolünü Lord Tyrell’e bıraktı. Dorne’un isyana kalkışmaması ve gelecekteki sadakatlerinin ve iyi niyetlerinin devam etmesini garanti altına alma adına, Dorne’un en eski ve en güçlü hanelerine mensup kızlardan ve erkeklerden oluşan on dört soylu kişi rehine olarak alındı ve Kral’ın Şehri’ne getirildi.

Ancak bu taktik Daeron’un umduğu kadar etkili olmadı. Alınan rehineler hanelerin isyan etmelerini önlemiş olsa da, Dorne’un yerel halkının taşkınlıklarını önlemek adına yapabileceği birşey yoktu. Dorne savaşında on bin kişinin öldüğü söylenir ancak Dorne Prensi’nin boyun eğmesinden itibaren geçen üç yılda, Daeron’a karşı savaşmaya devam eden yerel halka karşı kaybedilen asker sayısı kırk bini geçmiştir.

< Resime gitmek için tıklayın >
Dorne'da ölen askerlerin kurukafaları,

Daeron’un Dorne’dan sorumlu olarak atadığı kişi olan Lord Tyrell, cesur bir şekilde isyan dalgalarının büyümesini önlemek adına her ay dönümünde bir kaleden diğer kaleye geçerek, isyancılara destek verenleri idam etmeye ve onlara yardım ile yataklıkta bulunan köyleri ateşe vermeye devam etti. Ancak yerel halkın direnişi son bulmadı. Her geçen gün çöllerde veya şehirlerde daha fazla asker kampı basıldı, askerler ve atlar öldürüldü, mühimmat ve yiyecek malzemeleri çalındı veya yok edildi.

Ancak asıl ayaklanma Lord Tyrell’in ve askerlerinin Kumtaşı’na gelişi ve Lord Tyrell’in yatağına gizlenen akrepler ile katledilmesi ile başlamıştır. Lord Tyrell’in ölüm haberi bir anda Dorne’un bir ucundan diğer ucuna yayıldı ve bütün halkı isyana teşvik etti.

160 FS yılında, çıkan bu isyanın bastırılması adına Genç Ejder’in kendisi Dorne’a geri dönmek zorunda kaldı. Kemik Geçidi’nde birkaç küçük zafer kazanırken, Lord ‘Meşe Yumruk’ Alyn da birkez daha Ahşap Şehir’den Yeşilkan Nehri’ne girdi. Birkez daha yenildiklerini kabullenen Dorne, barış şartlarının ve bağlılık yeminlerinin tekrar görüşülmesini talep etti. Ancak Dorne’nun istediği barış değil, ihanet ve cinayetti. Dorne askerleri, barış görüşmesine beyaz sancak ile gelen Genç Ejder’e saldırdı. Kraliyet Muhafızları’ndan üçü kralı korumaya çalışırken katledildi. Ejderhaşövalyesi Prens Aemon yaralandı ve Dorne askerleri tarafından ele geçirilmeden önce hainlerden iki tanesini öldürdü. Genç Ejder’in kendisi ise elinde Karaalev ile cesurca savaşmasına rağmen etrafını saran bir düzine Dorne askerine karşı koyamadı ve katledildi.

Kral I.Daeron’un saltanatı dört kısa yıl süre de, aklındaki ihtirasların gerçekleştiremeyecek kadar büyük olduğu ölümü ile kanıtlanmış oldu. Kazandığı zaferler büyük bir yıkıma dönüşmeseydi, kısa süreli de olsa edindiği şan ve şöhret belki de ebediyen zihinlere kazınmış olacaktı.







< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Cypon -- 15 Şubat 2015; 13:10:26 >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
C
12 yıl (10660 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

I.BAELOR





Kral Daeron’un ve askerlerinin ölüm haberi Kral’ın Şehri’ne ulaştığında oluşan nefret ve öfke, doğruca Dorne’dan getirilen rehinelere yöneldi. Kral Eli Prens Viserys’in emri ile bütün rehineler idam emri ile tutuklanıp zindana atıldı. El’in en büyük oğlu Prens Aegon bile yakın zamanda birlikte vakit geçirdiği Dorne’lu sevgilisini idam edilmesi için babasına teslim etti.

Genç Ejder ne evlenmiş, ne de çocuk sahibi olabilmişti. Bu yüzden vesayet yasalarına göre taht, Daeron’un on yedi yaşındaki kardeşi Baelor’a geçti. Baelor tahta çıkar çıkmaz Targaryen hanesi içinde en dindar kişi -kimilerine göre bütün Westeros içindeki en dindar kişi- olduğunu kanıtladı. Kral olarak verdiği ilk hüküm, hapis tutulan rehinelere af ilan edilmesiydi. Baelor’un on yıllık saltanatında, bunun gibi bir çok affetme örnekleri vardır. Baelor’a bağlı lordlar ve Küçük Konsey bile intikam arzusu ile yanıp tutuşurken, Baelor resmi olarak kardeşinin katillerini affetti ve amacının Dorne ile barış yapıp kardeşinin savaşının ‘’yaralarını sarmak’’ olduğunu belirtti. Ve bunun ulvi bir kanıtı olarak Dorne’a ‘’ne kılıçla, ne de orduyla’’ gidip Şehir’de tutulan rehineleri geri teslim ederek barış görüşmesinde bulunacağını ilan etti. Ve Baelor bu söylemini gerçekleştirmek adına Kral’ın Şehri’nden Güneş Mızrağı’na üzerinde eski püskü kıyafetler ve yalınayak yürürken, rehineler en iyi atların üzerinde ve en iyi kıyafetlerin içinde Baelor’u izledi.

< Resime gitmek için tıklayın >
Kral I.Baelor Dorne Çölü'nde yalınayak yürürken,

Baelor’un Dorne’a yolcuğu hakkında, birçok şiir ve şarkı yazılmıştır. Taşlı Yol’u tırmanırlarken, Baelor kuzeni Prens Aemon’un Lord Wyl tarafından esir tutulduğu yere geldi ve Ejderhaşövalyesi’ni bir kafesin içinde çırılçıplak halde buldu. Söylenir ki, Baelor’un bütün yalvarmalarına rağmen Lord Wyl Aemon’u serbest bırakmayı reddedder ve Baelor’un elinden kuzeni için dualar okumak ve geri döneceğine yemin etmekten başka birşey kalmaz. Nesillerdir merak edilen konulardan biri de budur; karşısında sesi kısılmış, narin kandaşının eski püskü kıyafetler içinde ve yaralı ayaklar ile böyle bir yemin ettiğinde Ejderhaşövalyesi’nin gerçekten ne düşündüğüdür. Ancak Baelor dayandı ve kendisinden önce binlerce kişinin yapamadığını yapıp Kemik Geçidi’ni aştı.

Kamçı Nehri ile kuzeydeki tepelerin arasındaki çölü bir başına yalın ayak geçmek neredeyse Kral’ı öldürüyordu. Ancak o dayandı. Çok zorlu bir yolcuğa çıkmış olmasına rağmen hayatta kaldı ve Dorne Prensi ile buluştu. Kimileri için bu olay Kutsanmış Baelor’un iktidarında gerçekleşen ilk mucizedir. İkinci mucize ise, Dorne ile, kendi iktidarı boyunca sürecek olan barış anlaşmasının imzalanmasıdır. Anlaşmanın maddelerinden biri Kral Eli Viserys’in oğlu Aegon’dan olma torunu Daeron’un Dorne Prensi’nin en büyük evladı Prenses Mariah ile evlenmesidir. Anlaşma imzalandığı sırada Daeron ve Mariah’ın daha çocuk olmasından ötürü evlilik çocuklar ergin yaşa geldiklerinde gerçekleşmiştir.

Baelor’un Güneş Mızrağı’ndaki Eski Saray’da bir süre dinlenmesinden sonra, Dorne Prensi Kral’a, kendisini Kral’ın Şehri’ne götürecek bir gemi tahsis edileceğini söyledi. Ancak genç kral, ‘’Yediler’in ona yürümesini emrettiğini’’ belirterek bu teklifi geri çevirdi. Dorne sarayındaki bazı lordlar, eğer Baelor yol üzerinde ölürse, Kral Eli Prens Viserys’in bunu yeni bir savaş nedeni olarak göreceğinden korkuyordu. Bu yüzden Prens, yol üzerindeki bütün lordların misafirperver davranacaklarından emin olmak adına elinden gelen herşeyi yaptı. Baelor Kemik Geçidi’ne tekrar çıktığında yönünü Prens Aemon’un hapis tutulduğu Lord Wyl’ın kalesine çevirdi. Baelor Dorne Prensi’nden açıkça Ejderhaşövalyesi’nin serbest bırakılması hakkında söz aldığı için, Lord Wyl bu emre karşı gelemedi. Ancak Aemon’u kendisi serbest bırakmak yerine, Baelor’a Aemon’un içinde tutulduğu kafesin anahtarını verdi. Baelor kafesin yanına geldiğinde ise, kafes içinde çırılçıplak tutulan kuzenin gündüz sıcak güneşi, gece ise soğuk ayazı gören bir yere konulduğunu, dahası kafesin altının genişçe kazılarak oluşturulan çukurun içinde düzinelerce yılan konulduğunu gördü. Söylenir ki, Ejderhaşövalyesi kuzenine kendisini bırakıp Dorne Sınırı’ndaki lordlardan yardım alması için yalvarır ancak Baelor yüzünde geniş bir gülümseme ile kuzenine bakar ve Tanrılar’ın onu koruyacağını söyleyerek çukura adımını atar.

Sonraları şarkıcılar, Baelor’un her adımında yılanların başlarını öne eğip ona yol verdiklerini iddia etseler de, gerçekte olan söylenenlerin tam tersidir. Baelor çukuru geçip kafese ulaşarak kapıyı açana kadar yarım düzine yılan tarafından ısırılmış, kuzeni Ejderhaşövalyesi ise kapıyı itip neredeyse bayılmak üzere olan Baelor’u zor bela kaldırarak kafesin içine çekmiştir. Lord Wyl ve akrabaları için Prens Aemon ile Baelor’un kurtulup kurtulamayacağına yönelik iddiaya girdikleri söylenir. Belki de Prens Aemon’u, Baelor’u sırtına alıp kafese tırmanması ve kafesin üzerinden özgürlüklerine atlaması konusunda ateşleyen de onların zalimlikleri olmuştur.

< Resime gitmek için tıklayın >
Baelor, Prens Ejderhaşövalyesi Aemon'u kurtarmak için cesurca yılanlarla yüzleşiyor,

Prens Aemon Kemik Geçidi’nin yarısını çırılçıplak bir şekilde sırtında Baelor’la birlikte geçti. Sonrasında Dorne dağlarında rastladıkları bir septteki rahip Aemon’a giyecek kıyafet ve komadaki kralı taşımasına yardım edecek bir eşek verdi. Eninde sonunda Aemon, Dondarrion’ların gözcü kulelerine ulaştı ve gözcü kulelerindeki askerlerin refakatinde Karaocak kalesine geldi. Burada yerel üstadlar kralı ellerinden geldiğince iyileştirmeye çalıştılar ve sonrasında kral tedavisinin devamı için Fırtına Burnu’na gönderildi. Ve bütün bunlar gerçekleşirken Baelor gözleri kapalı, dünyadan kopuk ve bilinci kapalı bir haldeydi.

Kral’ın yaşama dair tek belirtisi Fırtına Burnu kalesi yolunda sayıkladığı dualar oldu. Kral’ın yolculuğa dayanabilecek kadar güçlenip kendine gelmesi altı aydan uzun sürdü ve tüm bu zaman zarfında diyarı Kral Eli Prens Viserys, Baelor’un Dorne ile yaptığı anlamayı bozmadan yönetti.
Baelor en sonunda Kral’ın Şehri’ne gelip Demir Taht’a oturduğunda bütün diyar sevince boğuldu. Ancak tahta oturmasına rağmen Baelor’un içindeki Yediler aşkı sönmedi ve yayınladığı ilk ferman, III. Aegon’un ciddi, Daeron’un duyarsız ve Viserys’in kurnaz yönetimine alışanlar tarafından hayretle karşılandı. 160 FS yılında kız kardeşi Daena ile evlenen Kral, evlilik kararı kral olmasından önce kararlaştırıldığı için evliliğin sona erdirilmesi amacı ile Yüksek Septon’a baskı yaptı.

Evliliği Yüksek Septon tarafından sonlandırıldıktan sonra Baelor daha da ileriye gidip eski eşi Daena’yı ve diğer iki kız kardeşi Rhaena ve Elaena’yı Kızıl Kale içindeki Güzellik Odası’na yerleştirdi. Daha sonraları bu odaya Bakire Kubbesi adı verilmiştir. Kral bu kararı açıklarken, kız kardeşlerinin dinsiz erkeklerin şehvetinden ve dünyadaki günahlardan uzak durarak masumiyetlerinin korunması amacını güttüğünü söylese de birçokları Kral’ın kardeşlerinin güzelliğine kapılıp baştan çıkmamak amacı ile onları Bakire Kubbesi’ne kilitlediğini söyler.

Her ne kadar Viserys, prenseslerin kendileri ve konseydeki diğerleri bu karara karşı çıksalar da, ferman çoktan verilmişti ve prensesler Kızıl Kale’nin tam ortasındaki odaya kapatıldı ve Baelor’un hoşnutluğunu kazanmak isteyen lordlar ve şövalyeler tarafından gönderilen bakireler prenseslerin hizmetinde kullanıldı.

< Resime gitmek için tıklayın >
Kral Baelor'un kızkardeşleri, soldan sağa; Elaena, Rhaena, Daena,

Baelor bir fermanla Kral’ın Şehri’nde fuhuşu yasakladığında ise bu huzursuzluk daha arttı ve hiçkimse bu kararın getireceği sorunları Kral’a kabul ettiremedi. Söylenir ki binden fazla fahişe ve çocuk toplanılmış ve şehrin sınırları dışına çıkarılmıştır. Baelor aklındaki yeni proje ile meşgul iken, halk arasındaki bu huzursuzluk gitgide artmaya başladı. Bu durumu göz ardı eden Baleor tüm dikkatini rüyasında Visenya Tepesi’nde gördüğünü söylediği büyük bir Sept’e vermişti. Her ne kadar Büyük Sept’in yapımına o zaman başlansa da, Baelor’un ölümünden yıllar sonra tamamlanacaktı.

< Resime gitmek için tıklayın >
Büyük Baelor Septi,

Baelor, saltanat dönemi ilerledikçe ve kral daha bağnaz ve sürekli değişken kararlara imza attıkça, diyardaki bazı kimseler Kral’ın Dorne’a yaptığı yürüyüş neticesinde ölümün kıyısına gelmesinin zihnini birşekilde etkilediğini düşünmeye başladı. Ancak bu durumun aksine yerel halk Baelor’u çok sevmiştir. Kral, kraliyet hazinesini kullanarak hayır işleri yapmış, bir yıl boyunca şehirdeki bütün erkek ve kadınlara günlük ekmek verilmesini emretmiştir. Ama diyardaki lordlar yavaş yavaş kralın bu halinden rahatsız olmaya başlamıştı. Kral sadece Daena ile evliliğini bitirmemiş, aynı zamanda rahip yemini ederek bir daha evlenmemesini garanti altına almıştır. Bu kararda gittikçe krallıkta daha fazla nüfuz sahibi olmaya başlayan Yüksek Septon’un da etkisi vardır. Kral aldığı ruhani kararların yanında maddi kararlarla da diyardaki huzursuzluğun artmasına neden olmuştur. Örneğin bu kararlar arasında Hisar’ın mesaj taşıması için kuzgun yerine güvercin kullanılması ve kızlarının iffetli olduğunu göstermek amacı ile bekaret kemeri takan lordların vergi muhafiyeti kazanması da vardır.

Hükümdarlığının sonlarına doğru Baelor, kendisinin, yakınlarının ve diyardakilerin Yediler’e karşı işledikleri günlük günahların affolması amacı ile gittikçe daha fazla gün oruç tutmaya ve dua etmeye kendini adadı. Yüksek Septon vefat ettiğinde, Yediler Meclisi’ne Tanrıların kendisine yeni Yüksek Septon’un kim olacağını gösterdiğini söyledi. Baelor’un rüyasında gördüğü kişi; basit zekalı, okuma yazma bilmeyen üstelik basit bir duayı bile ezberden söyleyemeyen Pate adında yetenekli bir taş ustasıydı. Diyar’ın şansına bu kıt akıllı Yüksek Septon yüksek ateşten vefat etti ve sadece bir yıl görevde kaldı.

Daha sonraları Baelor, sokaklarda yaşayan sekiz yaşındaki bir öksüzün -ki büyük ihtimalle bir tüccarın çocuğu, mucizeler gerçekleştirdiğine iddia etti. Baelor’a göre çocuk yakaladığı güvercinlere sorular soruyor, güvercinler de çocuğa kadın veya erkek sesi ile cevap veriyordu. Baelor çocuğun Yediler ile konuştuğundan emin olmasından ötürü, bu öksüzün yeni Yüksek Septon olmasını talep etti. Ve Yediler Meclisi yine kralın isteğini kabul etti ve çocuk tarihteki en genç Yüksek Septon olarak kristal tacı başına giydi.

Daena Targaryen’ın Daemon Waters adında bir çocuk doğurması Baelor’u yeni bir oruç tutma ibadetine itti. Her ne kadar Daena çocuğun babasının kim olduğunu açıklamayı reddetse de sonraları bütün diyar çocuğun babasının Daena’nın kuzeni ve o zamanlar hala prens olan Aegon olduğunu öğrenmiştir. Baelor’un birkaç yıl önce kuzeni Prenses Naerys’in doğurduğu ikiz bebeklerin doğumdan hemen sonra hayatlarını kaybetmeleri sebebi ile bir ay boyunca tuttuğu oruç ibadeti onu neredeyse öldürüyordu. Ancak bu sefer Baelor daha ileri giderek susuzluğunu giderecek kadar su ve açlığını bastıracak kadar ekmek dışında kendisine getirilen herşeyi reddetti. Kırk gün boyunca bu duruma devam eden kral, kırk birinci günde Anne’nin sunağı önünde baygın halde bulundu.

Baş Üstad Munkun kralı iyileştirmek için elinden geleni yaptı. Çocuk Yüksek Rahip de bildiği dualarla Baelor’un yanında oldu ancak görünüşe göre çocuğun mucizeleri sona ermişti. Yediler, iktidarının onuncu senesinde vefat Kral’ı 171 FS yılında yanlarına aldılar.







< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Cypon -- 28 Şubat 2015; 22:16:05 >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
C
12 yıl (10660 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

II.VISERYS





Kral III.Aegon’un iki oğlunun da vefatı ile ondan geriye üç kız evladı kalmıştı ve yerel halk arasında ve hatta bazı lordlara göre de, tahta çıkma hakkı Prenses Daena’ya aitti. Ancak böyle düşünenlerin sayısı pek bir azdı keza, Bakire Kubbesi’nde geçen on yıl, Daena ve onun kızkardeşlerini güçlü müttefiklerden mahrum bırakmıştı. Üstelik Demir Taht’a en son bir kadın oturduğunda diyarın başına gelenlerin hatıraları hala tazeliğini koruyordu. Nam-ı diğer Muhalif Daena birçok lord tarafından vahşi ve kontrol edilemeyecek seviye olarak görülüyordu. Bunun yanında bir yıl önce doğurduğu ve çocuğun babasının ismini söylemeyi reddettiği piç bir evladı da vardı.

101 FS yılındaki Büyük Konsey ile Ejderhaların Dansı’na atıfta bulunularak Baelor’un kız kardeşlerinin hak iddiaları reddedilerek taç, Kral Eli olan Prens Viserys’in başına konuldu.

< Resime gitmek için tıklayın >
Kral II.Viserys ile birlikte eşi Larra Rogare ve oğlu Prens Aegon,

Uzun zamandır yazılagelen cümlelerden biri; ‘’Daeron savaşmış, Baelor dua etmiş, Viserys hükmetmiştir,’’ cümlesidir. Viserys on dört yıl boyunca yiğenlerine ve onlardan önce kardeşi Kal III.Aegon’a Kral Eli olarak hizmet etmişti. Söylenir ki Viserys, Rahip Barth’tan beri görev alan Kral Elleri arasında en kurnaz olanıdır. Yıkılmış Kral’ın saltanatı boyunca diyarı bir arada tutmak için elinden geleni yapmış, lordların sevgisini kazanmak veya yanına çekmek için bir arzuda bulunmadan yönetmiştir. ’’Dört Kralın Yaşamı’’ adlı kitabında Baş Üstad Kaeth, Viserys’in iyiliği veya kötülüğü hakkında çok az görüş bildirmiştir. Ama kimilerine göre kitabın adı Viserys ile birlikte ‘’Beş Kralın Yaşamı’’ olmalıydı. Ancak kitapta Viserys es geçilmiş, onun yerine oğlu Değersiz Aegon yer almıştır.

Dans’ın sonrasında yıllarca Lys’te rehine olarak tutulduktan sonra Viserys, Kral’ın Şehri’ne yanında nüfuzlu ve zengin bir aile mensup Lys’li Larra Rogare ile birlikte dönmüştü. Upuzun boyu, menekşeye çalan gözleri ve gümüşümsü sarı saçları ile birlikte güzeller güzeli olan Larra, Viserys’ten yedi yaş büyüktü. Kendisini asla konseylerin ve toplantıların bir parçası olarak hissedemeyen ve gerçek anlamda mutlu olamayan Larra, memleketi Lys’e dönmeden önce Viserys’e üç evlad verdi.

Bu çocuklarından en büyüğü, Viserys’in Lys’ten dönüşünün ardından 135 FS yılında Kızıl Kale’de dünyaya gelen Aegon’dur. Aegon gürbüz gibi, yakışıklı ve etkileyici bir delikanlı olmasının yanında sorumsuz, kaprisli ve kendini dünyevi zevklere adamış biriydi. Babasına birçok sorun çıkarmış, diyara ise birçok gözyaşı döktürmüştür.

136 FS yılında ise ikinci erkek evlad Aemon dünyaya geldi. Aemon, abisi Aegon kadar gürbüz yapılı ve yakışıklıydı ve abisinin kötü kusurlarına sahip değildi. Yaşıtları arasında en iyi kılıç ustası ve at binicisi olduğunu kanıtlayıp, Kara Kızkardeş’i kuşanacak değerde bir şövalye olduğunu ispat ettikkten sonra ‘’Ejderhasövalyesi’’ olarak anılır oldu. Ona böyle denmesinin sebebi de başına taktığı miğferin üzerinde beyaz altından yapılma üç başlı ejderha sorgucu olmasıdır. Günümüzde bile Aemon, gelmiş geçmiş en asil Kraliyet Muhafızı olarak kabul edilir ve hakkında birçok Kraliyet Muhafızı’ndan daha fazla öykü, hikaye yazılmıştır.

Viserys’in üçüncü ve son evladı ise 138 FS yılında doğan Naerys isimli kızıdır. Naerys’in cildi o kadar solukmuş ki kimileri neredeyse yarı saydam olduğunu söylemiştir. Bedenen minyon tipli olan Naerys’in büyük ve koyu menekşe gözleri ile solgun kirpiklerine birçok şarkı bestelenmiştir.

Naerys, kardeşleri içinden kendisini güldürebildiği için en çok Aemon’u severdi. Aynı zamanda Aegon’dan farklı olarak inançlı bir yapısı da vardı. Naerys için Aemon’u sevdiği kadar Yediler’i de sevdiği söylenir ki, kendisi septa olmak istemiş ancak lord babası buna izin vermemiştir. Bunun yerine Viserys, 153 FS yılında III.Aegon’un onayı ile Naerys ile Aegon’u evlendirmiştir. Şarkıcılar bize, Aemon ile Naerys’in düğün boyunca gözyaşı döktüğünü, tarihçiler ise Aemon ile Aegon’un yemek sırasında tartıştığını ve Naerys’in gerdekte, düğünden daha şiddetli ağladığını söyler.

Kimi tarihçiler Genç Ejder ile Kutsanmış Baelor’un yaptığı yanlışların Prens Viserys tavsiyesi ile gerçekleştirildiğini yazsa da, birçokları iki kralın kötü yönlerinin ve takıntılarının Prens Viserys tarafından olabildiğince düzeltilmeye çalışıldığını yazmaktadır. Saltanatı bir seneden biraz daha fazla sürmüş olsa da, kraliyet şehrinde reformlar yapması, yeni hanedan paraları bastırması, Dar Deniz ile yapılan ticaretin geliştirilmesi ve Arabulucu Kral Jaehaerys’in kanunlarını revize etmesi gibi yeniliklere imza atmıştır.

II.Viserys’in sahip olduğu kurnazlıkla yeni bir Arabulucu Kral olabilme potansiyeli vardı lakin, yakalandığı ani hastalık onu 172 FS yılında aramızdan alıp götürdü.

Kimileri Viserys’in yakanlandığı ani hastalığı şüpheli bulsa da, o zamanlar kimse bu şüpheleri konuşmaya cesaret edemedi. Viserys’in oğlu Aegon tarafından zehirlenerek öldürüldüğü iddiası ise ilk olarak Viserys’in ölümünden on yıl sonra yazıya döküldü.

Bu iddiada bir gerçeklik payı var mıdır? Kesin olarak birşey söyleyemiyoruz. Ancak Değersiz Aegon’un saltanatı boyunca ve öncesinde gerçekleştirdiği onlarca rezil ve yozlaşmış ameller düşünüldüğünde, böyle bir olasılık göz ardı edilmemektedir.






< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Cypon -- 14 Mart 2015; 12:42:31 >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
E
11 yıl (4 mesaj)
Er

Ama şöyle de birşey var Ejdarhalarin Dansi'nda Daenerys Barristan'a anne ve babasının sevdiği kişiler olup olmadığını soruyor, Barristan Aerys ile ilgili Joanna ilişkini doğrular nitelikte konuşuyor hatta sorulara kaçamak yanıtlar veriyor, şu da var Barristan "Tywin Aerys in kızı yatağa götürme töreninde yaptıklarını unutacak değildi vs'' gibi bir ifade kullanıyor



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
M
11 yıl (59 mesaj)
Onbaşı

Birazı belki alınmış olabilir. Ama bu History and Lore videoları her sezon sonunda yayınlanıyor. The World of Ice and Fire, 2014 yılında çıktığı için, videolar ondan daha önce hazırlandı. Cypon 'un çevirisi çok detay içeriyor. Eğer daha az detay bana yeter dersen sadece videoları izlemeni öneririm. Videolardan sonra daha da ilgini çeker ise çeviriyi de okursun. Ben öyle yaptım.

Bu arada Cypon 'a çeviri için çok teşekkür ederim.


Bu mesaja 1 cevap geldi.

Bu mesajda bahsedilenler: @Bilal0
C
11 yıl (10660 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

ROBERT’IN İSYANI



Prens Rhaegar’ın Lyanna Stark’ı kaçırması, Targaryen Hanesi’nin yok olmasına sebebiyet verdi. Aerys’in gerçek çılgınlığı, Rhaegar’ın yaptığı bu yanlışlara karşı adalet ve çözüm isteyen Lord Stark’a, onun varisine ve destekçilerine karşı Kral’ın verdiği ahlaksızca kararlar ile tamamen gün yüzüne çıktı. Onların söyleceklerini adil bir ortamda dinleyip karara bağlamak yerine Kral Aerys Lord Stark ile varisi Brandon Stark’ı vahşice katletti ve bu cinayetlere yenilerini eklemek için Lord Jon Arryn’dan eski yaverlerinden olan Robert Baratheon ile Eddard Stark’ı infaz etmesini emretti. Günümüzde birçokları Robert’ın İsyanı’nın gerçek başlama noktasının bu emre direkt olarak karşı gelen ve adalet için sancaktarlarını göreve çağıran Lord Arryn ile başladığı konusunda hemfikirlerdir. Lakin Vadi lordlarının hepsi Lord Jon ile aynı fikirde olmadığından Vadi’deki kraliyet taraftarları ile Lord Arryn’ın güçleri arasında iç savaş çıkmıştır.

Bu iç savaş Yedi Krallık’ın dört bir yanında adeta çılgınateş gibi yayıldı ve lordlar ile şövalyeler bir bir taraf seçmeye başladı. Bu savaşlarda yer alanların birçoğu günümüzde de hayattadır ve onlar bu isyan hakkında o savaşlar işinde yer almayan bendenizden çok daha fazla bilgiye sahiptirler. Bu yüzden Robert’ın İsyanı’nın gerçek detaylarını kaleme almayı bu isyan içinde yer alan kişilere bırakıyorum ki, orada bizzat olmadığım için, yazacağım olası gerçekle alakası olmayan ve yanlış yazılar ile o büyük zorluklar çekmiş kişiler gücenmesin veya yerilmesi gereken kişiler yanlışlıkla alkışlanmasın. Bu yüzden detaylara girmek yerine isyan sonunda Demir Taht’a oturan ve delilikler ve çılgınlıklar yüzünden neredeyse yok olmuş diyarı tamir eden lord ve şövalyeye odaklanacağım.

< Resime gitmek için tıklayın >

Kral I.Robert Baratheon,

Robert Baratheon kendisinin ne kadar korkusuz ve yılmaz bir savaşçı olduğunu kanıtladıkça birçok lord ve şövalye onun sancağı altında toplanmaya başladı. Robert’ın ilk başarısı, Targaryen taraftarı olarak ayaklanan Lord Grafton’u Martı Kasabası’nda yenmek oldu ve oradan da sancaktarlarını çağırmak için Kraliyet Donanması’na yakalanma riski olmasına rağmen Fırtına Burnu’na doğru yelken açtı. Ancak fırtına lordlarının hepsi Robert yanlısı değildi. Aerys’in Kral Eli Lord Merryweather bazı fırtına lordlarını Robert’a karşı ayaklanmaya ikna etmişti. Ancak Lord Robert’ın Yaz Kalesi’nde bir günde üç savaş birden kazanması bu çabaları boşa çıkardı. Robert’ın alelacele toparladığı ordusu Lord Grandison ile Lord Cafferen’in ordusunu mağlup etti ve Robert Lord Fell’i birebir mücadalede öldürüp Lord Fell’in meşhur oğlu Gümüşbalta’yı esir aldı.

Robbert’ın destekçileri olan Lord Arryn ile Kuzeylilerle ordusunu birleştirmeyi planlayan Lord Robert bu amacına doğru yürürken aynı zamanda kraliyet taraftarlarına karşı galibiyetler de kazanıyordu. Robert’ın büyük galibiyetlerinden biri olan Taşlı Sept Savaşı’nda ki aynı zamanda Çanların Savaşı olarak da bilinir, Robert bir zamanlar Prens Rhaegar’ın yaverliğini yapmış ünlü Sör Myles Mooton ile onun beş adamını öldürdü ve eğer savaşta denk gelselerdi yeni Kral Eli Lord Connington’ı da öldürebilirdi. Bu galibiyet ile savaş Nehirova’ya da sıçramış oldu ve bu da Lord Tully’nin kızlarını Lord Arryn ile Lord Stark’la evlendirip Robert taraftarı olarak ayaklanmasına neden oldu.

Robert’ın kazandığı galibiyetler Targaryen taraftarı olan orduların sersemlemesine ve dağılmasına neden oldu. Kraliyet Muhafızları Lord Connington komutasındaki yenilmiş ordunun toparlanması için Kızıl Kale’den ayrılırken, Prens Rhaegar güneyden dönüp Kral Toprakları’nda biraraya getirilen yeni ordunun komutasına geçti. Sonrasında Ashford’ta kazanılan galibiyet Robert’ın geri çekilmesine ve Fırtına Toprakları yolunun Lord Tyrell için tamamen açılmasına sebebiyet verdi. Menzil’in bütün gücünü yanında getiren Lord Tyrell, önüne çıkan bütün direnişçileri kolayca alt etti ve Fırtına Burnu’nu kuşatmak için pozisyon aldı. Kısa süre sonra onlara Lord Paxter’ın Arbor’dan getirdiği muhteşem donanması da katılınca, Fırtına Burnu karadan ve denizden abluka altına alınmış oldu. Bu kuşatma savaşın sonuna kadar sürmüştür.

Prenses Elia’nın savunulması adına Dorne’dan gelen on bin mızraklı asker Kemik Geçidi’ni geçip Kral’ın Şehri’ne gelerek Rhaegar’ın oluşturduğu yeni orduya katıldı. Bu zamanlarda Kızıl Kale’de olanların söylediklerine göre Aerys’in davranışlarının düzensiz olduğu ve emrindeki hiçbir Kraliyet Muhafızı’na güvenmediği ancak Lord Tywin’e karşı rehine olarak Sör Jaime Lannister’ı bir an bile yanından ayırmadığı bilinmektedir.

Prens Rhaegar sonunda ordusunun düzenini sağlayıp Kral Yolu’ndan Üç Dişli Mızrak’a doğru yol aldığında Kral’ın Şehri’nde sadece bir tane Kraliyet Muhafızı kalmıştı. Prens Lewyn, kuzeni Prens Doran tarafından yardıma gönderilen mızraklı birliklerin komutasına geçti lakin söylenene göre bunu yapmasının tek sebebi Dorne’luların ona ihanet etmesinden korkan Çılgın Kral tarafından tehdit edilmesiydi. Sör Lewyn ile birlikte Cesur Sör Barristan ve Sör Jonothor Darry de Prens Rhaegar’ın ordusu ile Üç Dişli Mızrak’a doğru yola çıktı. Böylece Kral’ın Şehri’nde kalan tek Muhafız, genç Sör Jaime Lannister oldu.

Ünlü Üç Dişli Mızrak Savaşı hakkında çok şey yazılıp söylenmiştir. Ancak bilinmesi gereken, iki ordunun nehir geçidinde, sonraları Prens Rhaegar’ın zırhından dağılan yakutlar nedeni ile Yakut Kalesi’nde çarpışmış olduğudur. İki ordu da neredeyse denk sayıdaydı ve Rhaegar’ın ordusu kırk bin civarındaydı. Bu kırk bin kişilik ordunun dört bini şövalyelerden oluşurken, isyancı güçlerin asker sayısı biraz daha az olsa da Rhaegar’ın askerleri gibi yeni biraraya gelmiş değil, savaş görüp bilenmiş askerlerden oluşuyordu.

Kale’deki savaş kanlıydı ve o savaşta birçok kişi hayatını kaybetti. Sör Jonothor Darry ile Prens Lewyn savaşta öldürüldü ancak en önemli ölüm henüz gerçekleşmemişti.

Savaş çığlıklar içinde sürer iken, belki Tanrıların takdiri, belki şans, belki de bilerek Lord Robert ile Prens Rhaegar kalenin gölgesi düşen savaş alanında karşı karşıya geldiler. O ana şahit olmuş herkesin ağzından çıkan ortak cümle, iki şövalyenin de atları üzerinde cesurca savaştığıdır. İşlediği bütün suçlara rağmen Prens Rhaegar korkak biri değildi. Lord Robert Ejder Prens tarafından yaralansa da, mücadelenin sonunda Baratheon’un korkutucu gücü ve elinden çalınan nişanlısının intikamını alma istediği Prens Rhaegar’ın gücünden baskın çıktı. Robert’ın savaş çekici hedefini buldu ve Robert çekicindeki dikenleri Rhaegar’ın göğüsüne sapladı ve prensin göğüs zırhına işlenmiş pahalı yakutları savaş alanına saçtı.

O andan sonra iki taraftan da askerler savaşmayı bırakıp değerli taşları ele geçirebilmek için nehre atladılar. Hezimete uğradıklarını anlayan kraliyet yanlıları ise savaş alanından kaçmaya başladılar.

Lord Robert’ın aldığı yaralar kaçan ordunun peşine düşmesine engel oldu bu yüzden de bu görev Lord Eddard Stark’a devredildi. Lakin Robert içindeki gerçek şövalyeliği, ağır derecede yaralanmış Sör Barristan’ın öldürülmesine karşı gelerek gösterdi. Büyük şövalyeyi öldürmek yerine yaraları ile ilgilenilmesi için kendi üstadının çadırına taşıtttı. Böyle bir davranış gelecekteki kralın arkadaşlarının ve müttefiklerinin sarsılmaz sadakatinin de habercisi ve Robert Baratheon gibi eli açık ve merhametli çok az kişi olduğunun bir göstergesiydi.





SON



Kuşlar uçuştu ve ulakların atları Yakut Kalesi’ndeki zaferin haberini ulaştırmak için birbirleri ile yarıştı. Haber Kızıl Kale’ye ulaştığında Aerys’in Lewyn’in Rhaegar’a ihanet ettiğinden emin bir bir şekilde Dorne’lulara lanet okuduğu söylenir. Sonrasında Kral, hamile eşi ile yeni varisi Viserys’i Kızıl Kale’den uzağa, Ejderkayası’na gönderdi lakin Prenses Elia, Rhaegar’ın çocukları ile birlikte Dorne’a karşı rahine tutmak amacı ile Kızıl Kale’de kalmaya zorlandı. Önceki Kral Eli olan Lord Chelsted’ı kötü savaş tavsiyeleri yüzünden canlı canlı yakan Aerys, Lord Chelsted yerine, soylu olmayan ancak Kral’a ateş ve düzenbazlık dışında birşey vaadetmeyen ateş üstadı Rossart’ı atadı.

Bu arada Sör Jaime Lannister Kızıl Kale’nin savunmasının başına verilmişti. Kalenin surları düşmanı bekleyen nöbetçiler ve şövalyeler ile doluydu. Ama kalenin kapısına gelen ilk ordunun sancağı Casterly Kayası’nın aslanı ve ordunun komutanı Lord Tywin olunca Kral Aerys, zamanında Kral Eli olan eski dostunun tıpkı Duskandale Muhalefeti’nde olduğu gibi kendisini kurtarmaya geldiğini düşünerek kapıların hemen açılmasını emretti ancak Lord Tywin Çılgın Kral’ı kurtarmaya gelmemişti.

Bu sefer Lord Tywin’in amacı birey değil diyarın kendisiydi ve Aerys’in delilik saltanatını yıkmaya kararlıydı. Ordusu ile şehre girdiğinde askerler Kral’ın Şehri’ni savunan askerlere saldırdı ve şehrin sokaklarından kandan kıpkırmızı oldu. Bir avuç seçilmiş asker grubu Kızıl Kale’ye doğru koşturarak Kral Aerys’i bulup adaletin yerini bulması amacı ile kale kapılarına hücüm etti.

Kızıl Kale’nin kapısı kırılıp aşıldığında, o kargaşa içinde Prenses Elia ile çocukları Rhaenys ile Aegon’un başına en talihsiz olan şey geldi. Savaşlar içinde suçluların olduğu kadar masumların da kanının dökülmesi çok trajik bir olaydır ve daha da trajik olanı Prenses Elia’ya tecavüz edip katledenlerin adaletten kaçmış olmasıdır. Prenses Rhaenys’i yatagında öldürenin veya daha bebek olan Prens Aegon’un kafasını duvara vurarak parçalayanın kim olduğunu bilinmemektedir. Kimileri Lord Lannister’ın Robert safına geçtiğini öğrenen Aerys’in bu katliamı emrettiğini fısıldamakta kimileri ise Elia’nın çocuklarının merhum kocasının düşmanları tarafından ele geçirilme korkusu ile canına kıydığını söylemektedir.

Aerys’in Kral Eli Rossart, korkakça kaleden kaçma teşebbüsü sırasında şehir kapısı önünde öldürüldü. Ve son ölecek olan da Kral Aerys’in kendisiydi. Ölümü yanında kalan son Kraliyet Muhafızı olan Sör Jaime Lannister’ın kılıcından oldu. Tıpkı babası gibi Sör Jaime de diyarın iyiliği için ve Çılgın Kral’ın döneminin sona ermesi için elinden geleni yapmıştır.

Böylece Targaryen hanesinin saltanatı ve Robert’ın İsyanı bitmiş oldu. Bu isyan yaklaşık üç yüz yıldır süregelen Targaryen hükümdarlığına son verip, Baratheon hanesinin liderliğinde yeni bir altın çağın başlangıcına vesile oldu.






ŞANLI İKTİDAR



Targaryen hanesinin çöküşü ile birlikte diyar büyük bir gelişim ivmesi kazandı. Kral I.Robert, Çılgın Kral’ın ve onun oğlunun Westeros’u bölüp diyarda açtığı yaraları iyileştirme görevinin başına geçti. Kral’ın ilk icraatı Aerys’in vermeyi reddettiği onuru sahibine bahşederek diyarın en güzel kadını olan Lannister hanesinden Cercei ile evlenmesi oldu. Herkesin Lord Tywin’in tekrar Kral Eli makamına geleceğinden emin olmasına rağmen, Kral bu makamı eski arkadaşı ve zamanında koruyucusu olan Lord Jon Arryn’a verdi. Bilge ve adaletli olan Lord Arryn diyarın gelişip büyümesi için Kral’a büyük yardımlarda bulundu.

< Resime gitmek için tıklayın >

Kral'ın Şehri ve Kızıl Kale,

Ancak bunlar demek değil ki Robert’ın iktidarı tamami ile sorunsuz geçti. Tacı giydikten altı sene sonra Balon Greyjoy haksız birşekilde kendisine veya halkına herhangi bir zarar verilmediği halde sırf kendi hırsı uğruna Kral’a isyan etti. Robert’ın ortanca kardeşi Lord Stannis Baratheon, Lord Greyjoy’a karşı yelken açan filonun komutanlığına getirildi. Kral Robert ise arkasında devasa bir ordu ile Pyke’a doğru yola çıktı. Girilen savaşta harikalar yaratan Kral Robert, sonunda Pyke’ı ele geçirdi. Kalenin ele geçirilmesi ile birlikte Kral, kendini Demir Adalar’ın sözde Kralı ilan eden Balon Greyjoy’u Demir Taht adına önünde diz çöktürdü ve gelecekteki sadakatinin bir güvencesi olarak Balon Greyjoy’un hayatta kalan tek oğlunu rehine olarak aldı.

Sonunda diyarda tekrar barış hakim olduğunda, Robert’ın başa geçişi ile diyar görebileceği en uzun yazları, en iyi hasatları yaşadı ve büyük bir refaha kavuştu. Bundan daha da güzeli, Kral ve onun sevgili kraliçesi diyara üç altın saçlı varis vererek Baratheon hanesinin daha uzun yıllar saltanat süreceğini de garantilemiş oldu. Her ne kadar Gece Gözcüleri’nden bir kaçak olan Mance Rayder’ın kendini Sur’un Ötesindeki Kral ilan etmiş olsa da Gece Gözcüleri her zaman kendisine ihanet edenlere keskin adaletini göstermiştir. O yüzden bu sözde kral kendisinden önceki birçok yabani kral gibi önemsiz ve değersizdir.

Tarihin bize gösterdiği kadarı ile bu dünya birçok yıl geçirmiş, Şafak Çağı’ndan günümüze kadar binlerce yıl geçmiştir. Kaleler gibi Krallıklar da kurulup yıkılmış, çiftçiler doğmuş, büyüyüp tarlalarında çalışmış, ileri yaştan veya hastalıktan dolayı ölmüş ve arkalarında kendilerinin yaptıklarını devam ettirmeleri için evlatlar bırakmışlardır. Prensler doğmuş, büyüyüp taç giymişler ve savaşlarda, turnuvalarda veya kendi yataklarında vefat edip arkalarında güçlü, zayıf veya lanetle anılan iktidarlar bırakmışlardır. Bu dünya Uzun Gece’nin soğuğunu da, Kıyamet’in ateşini de bilmekte. Gölgeler Diyarı Asshai’dan Donmuş Kıyı’ya kadar bu Buz ve Ateşin Dünyası her ne kadar keşfedilecek çok şey olsa da birçok zengin ve ihtişamlı tarihe sahiptir. Eğer Master Gyldayn’ın kitabından biraz daha parça toplanılabilirse veya üstadların gözünde eşsiz hazineler olan diğer yazmalar ele geçirilebilir ise şuan bildiklerimizin de ötesinde bilgilere sahip olabiliriz. Ancak kesin olarak söylenebilecek olan şey şudur ki, önümüzdeki bin yıl ve ondan sonraki bin yılda daha birçok kişi doğacak, yaşayacak ve ölecek. Böylece tarih tıpkı benim aciz kaleminin yazabildikleri gibi garip, karmaşık ve ilgi uyandıran bir şekilde devam edecek.

Elbette hiçkimse gelecekte ne olacağını kesin bir şekilde bilemez. Ancak belki de yaşananları anlayarak, bizden önceki atalarımızın yanlışlarından ders çıkarabilir ve onların başarılarını tekrar ederek çocuklarımıza ve onların çocuklarına daha iyi bir dünya bırakmak için çabalayabiliriz.

Şanlı Kral I.Robert adına ben nacizane kulunuz Üstad Yandel, Yedi Krallık’ın ve onun krallarının tarihini bitirmiş bulunmaktayım.





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Cypon -- 1 Eylül 2015; 18:13:00 >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
A
10 yıl (975 mesaj)
Yüzbaşı

quote:

Orijinalden alıntı: axeles

Konu efsaneymiş. Çeviri için konu sahibine teşekkürler. Dunk ve eggi indirdim de konu boyunca yazılmış olan buz ve ateşin dünyası kitabının çevirilerinin epubu veya pdfsi var mı ?

Konudaki bütün çevirileri birleştirdim pdfsini ve epubunu oluşturdum, ekliyorum buraya da. Böyle okuması daha kolay olur.
https://www.dropbox.com/sh/b05dz9cwzz2gqha/AAAAgM4EpoM0cbwch_aQq1a1a?dl=0


Bu mesaja 2 cevap geldi.

Bu mesajda bahsedilenler: @Cypon
C
12 yıl (10660 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

quote:

Orijinalden alıntı: ßohemian

Düzenleyecek arkadaş ben değilim :) Ama kendim için Gizemli şövalye pdf formatını mobi ve epub formatına çevirmiştim. Ben mobi formatında okudum, umarım epub'ta da sorun yoktur.


epub:

http://dosya.altervista.org/download.php?file=9e0c79b49f1564b16ba9e503e47a69c7

mobi:

http://dosya.altervista.org/download.php?file=d602b31c4ae2990a3ade06c000dc5932

Dostum ellerine sağlık. Mobi de sorun yok diyorsan ekliyorum ilk mesaja. Ancak e-pub'da sayfalar arası çizgilenme oluyor, onu düzeltebilme şansın var mı?


Bu mesaja 1 cevap geldi.
İ
12 yıl (1 mesaj)
Er

Ellerinize sağlık. şu ara boş vaktim var. çeviriye ben de yardımcı olmak isterim.


Bu mesaja 1 cevap geldi.
S
12 yıl (4745 mesaj)
Yarbay

quote:

Orijinalden alıntı: Cypon

III.AEGON





< Resime gitmek için tıklayın >

Genç Kral III.Aegon,

Amcası İkinci Aegon’un ölümünden sonra Genç Aegon’un 131 FS yılında tahta ‘’Üçüncü Aegon’’ olarak çıktığı vakit bütün diyarın var olan sıkıntıların sona erdiğini düşünmesi gayet doğal bir durumdu. Üçüncü Aegon’un destekçileri, İkinci Aegon’un son ordusunu Kral Yolu Savaşı’nda yenip Kral’ın Şehri’ni tamamen kontrolleri altına almışlardı. Velaryon donanması Demir Taht’a birkez daha hizmet edebilir, Deniz Yılanı genç krala yardım edip yol gösterebilirdi. Ancak bu umutlar boşa çıktı ve bu dönem Sahte Şafak dönemi olarak isimlendirildi. İkinci Aegon ölmeden önce Dar Deniz ötesine paralı askerler kiralamak adına elçiler göndermişti ve o askerlerin geri gelip ölen kralın intikamını alıp almayacağı muallaktaydı. Batı’da Kızıl Deniz Canavarı ve onun emrindeki yağmacılar Güzel Adaları ve batı kıyı şeridini yağmalamışlardı. Daha da beteri, -ilk olarak 130 FS yılındaki Bakire Günü’nde Eski Şehir’deki toplanan üstadlar tarfından ilan edilmişti- sert kış kendini göstermeye başlamıştı ve altı uzun ve korkunç yıl boyunca sürecekti.

Yedi Krallık’ın hiçbir bölgesi, Kuzey kadar kışı ciddiye alamazdı keza bu uzun ve sert geçeceği belli olan kışın yarattığı korku, Kış Kurtları’nı Lord Roderick Dustin’in sancağı altında toplamış ve Lord Dustin de onlara Kraliçe Rhaenyra adına savaşarak ölme sözü vermişti. Üstelik onların ardından Lord Cregan Stark’ın sancağı altında toplanmış Kuzey’in bekar, yaşlı, evsiz, çocuksuz erkekleri ile genç çocuklarından oluşan büyük ordu, kendilerini feda edip şanlı bir şekilde ölümü tadarak ve geride bıraktıkları yakınlarının kışı sağa salim atlatmalarını umarak Boğaz’ın güneyine yürümüşlerdi.

Ancak II.Aegon’un zehirlenmesi bu umudu onların ellerinden alıp götürdü. Bu yüzden aklında farklı bir düşünce olan Lord Stark, emrindeki ordusunu Kral’ın Şehri’ne sürdü. Lord Stark ölen kralın destekçileri olan Fırtına Burnu’nu, Eski Şehir’i ve Casterly Kayası’nı elinin altındaki ordu ile ezip cezalandırma niyetindeydi ancak Lord Corlys çoktan Kaya’ya, Fırtına Burnu’na ve Eski Şehir’e elçiler gönderip barış talebinde bulunmuştu. Altı gün boyunca Küçük Konsey, Lord Corlys’in başarılı mı yoksa başarısız mı olacağını bekledi ve diyar, Lord Stark Küçük Konseyi avcunda tutarken altı gün boyunca olası daha fazla savaşın korkusu ile titredi. Daha sonraları bu döneme ‘’Kurt’un Saati’’ adı verilmiştir.

Yine de Lord Stark’ın asla vazgeçmeyeceği tek bir şey vardı, o da Kral II.Aegon’a ihanet edip onu zehirleyenlerin gerekli cezayı almasıydı. Zalim, kanun tanımayan ve adaletsiz bir kralı meşru bir savaşta öldürmek makul bir durumdu. Ancak bir kralı zehir kullanarak iğrenç bir şekilde katletmek apayrı bir şeydi ve bu ihanet Yediler’in emirlerine direkt olarak saygısızlıktı. Korku içindeki on bir yaşında olan Kral III.Aegon, Lord Stark’ı Kral Eli yapmaya ikna oldu ve Cregan, III.Aegon’un adına yirmi iki kişiyi tutuklattı. -Bunların içinde Düztaban Larys ve Corlys Velaryon da vardır-

Cregan Stark sadece bir gün Kral Eli makamında kaldı ve gün boyunca yargılamalara ve infazlara başkanlık etti. Sanıkların çoğu Kenar Mahalle’den Sör Perkin’in izinden giderek siyaha bürünmeyi kabul etti. Sadece iki sanık, kralından ayrı yaşamayacağını söyleyen Kraliyet Muhafızları’ndan Sör Gyles Belgrave ile eski hanelerden biri olan Strong hanesinin yaşayan son temsilcisi Düztaban Larys idamı seçti.

İnfazların bitimi ile birlikte Lord Stark Kral Eli makamından istifa etti. Tarihte Lord Stark dışında hiçkimse ne bu makama bu kadar kısa süre sahip olabilmiş ne de bu makamdan bu kadar gönüllü bir şekilde ayrılabilmiştir. Kendisi, emrindeki birçok vahşi Kuzeyli askeri güneyde bırakıp evine, Kuzey’e döndü. O askerlerden bazıları Nehirova’da dul kalan kadınlar ile evlendi, kimileri paralı asker olarak güneydeki lordların emri altına girdi, kimileri ise eşkiyalığa soyundu. Böylece Kurt’un Saati sonra eriyor ve Naiplerin iktidarı başlıyordu.

131 FS yılında tahta çıkması ile 136 FS yılında reşit yaşa gelerek tahtı devralması arasında geçen beş yıl boyunca diyar, Yediler Konseyi tarafından yönetilmiştir. Bu naipler arasında sadece Baş Üstad Munkun bütün naiplik dönemi boyunca konseyde kalmıştır. Diğerleri ya vefat etmiş, ya görevden kendi istekleri ile ayrılmışlar ya da koltuklarından olmuşlardır. Bu naiplerden en meşhuru, 132 FS yılında yedi gün boyunca komada kalıp yetmiş dokuz yaşında hayata gözlerini yumarak bütün diyarı yasa boğan Deniz Yılanı’dır.*

Aegon’un naiplik dönemi kargaşaları ile ünlüdür. Özgür Şehirler’den eli boş dönen elçilerden biri olan Sör Tyland Lannister, II. Aegon’un kraliyet hazinesini sakladığı yeri söylemeyi reddettiği için Kraliçe Rhaenyra’nın işkencecileri tarafından kör edilip sakat bırakılmasına rağmen III.Aegon’un Kral Eli olarak görev aldı ve görevini gayet iyi bir şekilde ifa etti. Ancak 133 FS yılında Kış Ateşi’ne yakalanıp vefat etti.

İşler Yıldızmızrağı, Dunstonbury ve Akkoru lordu olan Unwin Peake’in önce naip sonra ise Kral Eli olması ile daha da kötüleşti. Kendisi Birinci ve İkinci Tumbleton Savaşı’nda önemli rol oynamıştı ve ilk naipler arasına seçilmemesine içerlemişti. Ancak kısa sürede gittikçe daha fazla güç kazanması bu içerlemeyi yok etti. Kraliçe Jaehaera’nın intiharından sonra Kral Aegon ile kendi kızını evlendirmeye çalıştı ve rakiplerini güçsüz düşürmek çabası içinde elinden geleni ardına koydu.

Deniz Yılanı’nın torunu olan Lord Alyn, Kral Eli’nin baş rakibiydi. Lord Corlys öldükten sonra naiplik konseyinde boşalan koltuk kendisine teklif edildiyse de Lord Alyn bunu reddetti ve Basamaklar’a yelken açtı. ‘’Meşe Yumruk’’ lakabını Basamaklar’da kazandığı büyük deniz savaşından sonra aldı ancak yeni yeni yayılan bu ünü, kendisi Kral’ın Şehri’ne döndüğünde anlaşmazlık çıkardı. Kral Eli, Basamaklar’ın kontrolünü ele alıp, Racallio Ryndoon’un korsan krallığına bir son verme niyetindeydi ancak Velaryon’ların donanması kraliyet donanmasının büyük bölümünü oluşturduğu için, onlardan geriye kalan filo Basamaklar’ı ele geçirecek kadar güçlü değildi. Meşe Yumruk’un şanı ve ünü kazandığı zaferler ile daha da arttı ve Lord Peake’in itirazlarına rağmen naipler Lord Alyn’i onurlandırıp hediyeler bahşettiler. Ancak sonunda Kral Eli, Lord Dalton Greyjoy yağmalarını geri verip saldırılarına son vermeyi reddedince, Meşe Yumruk’u Kızıl Deniz Canavarı’ı ile ilgilenmesi adına Batı Toprakları’na göndermeye naipleri ikna etti. Bu görev sonunda Lord Alyn’in yenilmesi hatta ölmesine kesin gözü ile bakılıyor olsa da, bunun yerine bu görev Meşe Yumruk’un altı büyük seferinden ilki oldu.

Bütün bunlar yaşanırken, yönetmek için çok küçük olan III.Aegon bir piyondan farksızdı. Melankolik, suratı asık ve çok az şeye ilgi gösteren bir yapıdaydı. Her zaman siyah giyer ve günlerce hiçkimse ile tek kelime bile etmediği zamanlar olurdu. Gençlik yıllarında sahip olduğu tek arkadaşı Dans sırasında tahta talip gösterilen ancak şimdi kralın arkadaşı ve hizmetçisi olan Soluksaç Gaemon’du. Lord Peake iktidara geldiğinde Gaemon kralın günah keçisi haline geldi ve krala verilemeyen cezaların acısı Gaemon’dan çıkarıldı. Sonraları Soluksaç Gaemon kralın çeşnicisi oldu ve kral ile güzel kraliçesi Daenaera Velaryon’a düzenlenen zehirle suikast teşebbüsü sırasında zehirlenerek öldü.

Leydi Daeaera Meşe Yumruk Alyn’nin kuzeniydi ve Basamaklar’da Alyn’in safında yer alıp hayatını kaybeden, Alyn’in kuzeni Daeron tarafından büyütülmüştü. Aşırı derecede güzel olan Daenaera, 133 FS yılında düzenlenen büyük baloda Prenses Rhaena ve Baela tarafından Kral Aegon’a sunulan yüzüncü bakireydi. Bu balo, konseydeki naiplerin Lord Peake’in kralı kızı ile evlendirme çabalarını engellemelerinden sonra Kral Eli tarafından düzenlenmişti. Ancak Peake ısrarından vazgeçmedi ve kralın son sözünü söylemesinden sonra da işler içinden çıkılmaz bir hal aldı.

Lordun çabaları sonuçsuz kalınca ve diğer naipler ile kral evlilik kararına karşı olunca, öfke içindeki Lord Peake konseyi Kral Eli makamından istifa etmekle tehdit etti. Böylelikle konseye evlilik kararını kabul ettirebileceğini düşünmüştü ancak konsey hoşnut bir şekilde istifasını kabul etti. Sonrasında konsey El olarak Lord Thaddeus Rowan’ı atadı.

Naiplik yıllarında Aegon’un tek mutluluğu genç kardeşi Prens Viserys’in geri dönüşüdür. Bütün diyar Viserys’in Geçit Savaşı’ında katledildiğini düşünüyordu ve kral da kardeşini geride bırakıp ejderhası Fırtına Bulutu’nun sırtında kaçtığı için kendini asla affetmemişti. Ancak Viserys, ölü yada diri olarak para edeceğine inanıldığı için Lys’teki tüccar prensler tarafından gizlenip rehin tutulmuştu. Viserys’i Lys’te bulan Meşe Yumruk oldu. Lord Velaryon’nun Viserys için verdiği fidye inanılmaz miktarlardaydı ve sonraları bu miktar tartışmalara sebep olmuştur. Ancak prensin özgür kalışı ve evine geri dönüşü ile birlikte- güzeller güzeli Lys’li eşi Larra Rogare ile birlikte- kendisi Aegon’un tamamen güvendiği tek kişi haline geldi.

Sonunda, naiplerin ve Lord Peake’in iktidardaki gücünü kıran Larra Rogare ile onun zengin ve ihtiraslı ailesi oldu. Krallık içinde rol oynasalar da bu rolleri çabucak ortaya çıktı. O zamanlar Rogare Bankası Demir Bank’tan çok daha büyük bir bankaydı ve kralı kontrol etmek için düzenlenen ayak oyunlarının içinde yer aldılar ve sonunda işledikleri suçlardan çok daha fazla ile suçlandılar. Son naiplerden biri ve aynı zamanda Kral Eli olan Lord Rowan, Rogare Bankası ile suç ortaklığı yapmakla suçlandı ve bilgi almak adına işkenceye tabi tutuldu. Lord Rowan hapis tutulurken bir şekilde onun makamını ele geçiren Sör Marston Waters Leydi Larra’nın kardeşlerini tutuklattıktan sonra askerine Leydi Larra’yı da tutuklamalarını emretti. Ancak kral Aegon ile kardeşi Viserys Leydi Larra’yı teslim etmeyi reddedince Waters, Maegor Kalesi’ni yandaşları ile birlikte on sekiz gün boyunca abluka altına aldı. Kurulan komplo sonunda ortaya çıkınca Sör Marston kralın emri ile Rogare ailesi ile Lord Rowan’ı hedef gösterenleri tutuklamaya çalıştı ancak Waters, yeminli kardeşlerinden biri olan Sör Mervyn Flowers’ı tutuklamaya çalışken Sör Mervyn tarafından öldürüldü.

Yeni naipler ve El atanana kadar Kral Eli görevini devralan Munkun’un hizmetleri sayesinde düzen tekrar kuruldu. Naiplik dönemi, kralın on altıncı isim gününde, kralın Küçük Konsey odasına girip naipleri ve Kral Eli Lord Manderly’yi görevlerinden azletmesi ile sona erdi.

Naiplik Dönemi’ni, Yıkılmış Kralın saltanatı izledi keza Aegon’un kendisi yıkılmış haldeydi. Küçüklüğünden beri melankolik olan kral, neredeyse hiçbirşeyden zevk almaz, kendini odasına kitleyip günlerce inzivaya çekilirdi. İnsanlarla temas kurmaktan da hoşlanmazdı, üstelik bu insanlara güzel kraliçe Daenaera da dahildi. Kraliçe çiçek açmış olsa da, kral ile aynı yatağa girmeleri uzun bir süre aldı. Ancak evlilikleri iki erkek ve üç kız çocuk ile kutsandı. En büyük erkek çocuk olan Daeron Ejderkayası Prensi ve varis ilan edildi.

< Resime gitmek için tıklayın >
Aegon'un naipler ile birlikte Kral Eli Lord Manderly'yi azlettiği an,

Her ne kadar Dans’tan sonra diyara barış ve huzur getirmek için çabalamış olsa da Üçüncü Aegon’un konseyindeki akrabalarına ve lordlarına güvensizlik duyduğu aşikardı. Kendisindeki bu tek kusura, herkese karşı soğuk duruşa sahip olmasaydı, iktidarı belki de çok farklı sonuçlar doğurabilirdi. Kardeşi Prens Viserys ki kendisi son dönemlerde El olarak görev almıştır- doğuştan cazibe ve etkileyicilik sahibi olmasına karşın karısının kendisini ve çocuklarını terk edip Lys’e geri dönmesi ile birlikte acımasızlaşmıştır.

Ancak yine de Aegon ile Viserys diyarı gayet yetenekli bir şekilde yönetti. Bu süre zarfında karşılarına tek bir sorun çıkmıştır. O da İkinci Tumbleton Savaşı’nda öldürülen ancak cesedi tanımlanamaz halde bulunan II.Aegon’un kardeşi Cesur Daeron olduğunu iddia eden sahtekarların ortaya çıkışıdır. Prens’in cesedinin tanınamaz oluşu sahtekarların ortaya çıkmasına ön ayak olmuştur. Ancak o sahte prenslerin taklitçi oldukları kesin bir şekilde halka gösterilmiştir. Aegon’un ejderha korkusu olmasına rağmen ki annesinin canlı canlı bir ejderha tarafından yenildiğine tanıklık ettiği için korkması gayet normaldir, ikili tekrar ejderhalara sahip olmaya çalışmışlardır. Ejderha ismi bile Aegon’u dehşete düşüyor olsa da, ejderhaların tahta karşı çıkanları bastırmak için kullanılabilecek en iyi araç olduğu konusunda kardeşi ile hemfikirdi. Viserys’in önerisiyle ellerindeki birkaç yumurtayı büyüleri ile canlandırmak üzere Essos’tan dokuz büyücü çağrıldı. Ancak bu çaba büyük bir başarısızlık ve hayal kırıklığıyla sonuçlandı.

< Resime gitmek için tıklayın >
Targaryen ejderhalarından günümüze kalan yagene şey, Kara Dehşet Balerion'un kafatası,

Aegon’un saltanatının başlangıcında hala hayatta olan dört ejderha vardı. Bunlar; Gümüşkanat, Sabah, Koyun Hırsızı ve Yamyam’dır. Ancak III.Aegon, 153 FS yılında son Targaryen ejderhasının kendi saltanat dönemi içinde ölmesinden ötürü ‘’Ejderfelaketi’’ olarak hatırlanmıştır.

Yıkılmış Kral’ın saltanatı, III.Aegon’un, -aynı zamanda Şansız Aegon olarak da bilinir- otuz yedi yaşında veremden ölmesi ile sona erdi. Birçokları kralın çocukluğunu yaşayamadan olgunlaştığını söylemiştir. Melankolik kral asla sevecen olarak hatırlanmasa da ondan kalan mirası, evlatlarının gölgesinde kalacaktı.

*Lord Corlys Baela ve Rhaena Targaryen’ın çevirdiği entiralar sayesinde kellesini kurtarmıştır. İkili Aegon’u Lord Corlys’ın makamını geri verdiğini belirten bir ferman çıkartmaya ikna etmiş, aynı zamanda Kara Aly Blackwood da Lord Stark’ın Aegon’un fermanını uygulaması karşılığında onunla evlenmeyi kabul etmiştir.




Eline sağlık



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
-
11 yıl (6278 mesaj)
Yarbay

Hocam her seferinde yazmadım ama + liyorum,ciddem büyük emeğiniz var harikasınız



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
C
11 yıl (10660 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

I.AERYS



209 FS yılında tahta çıkan Daeron’un ikinci oğlu Aerys’in kral olacağı kimsenin aklından geçmemişti ve kendisi gerçekten de Demir Taht’a oturmak için yetersiz bir prensti. Aerys çalışkan bir kişiydi ancak ilgi duyduğu tek şey, büyük gizemler ve antik kehanetler içeren tozlu yazmalardı. Aelinor Penrose ile evlenmesinin ardından varis sahibi olmakla hiç ilgilenmedi hatta kimi dedikodulara göre Aerys’in evliliği bile tamamına ermemişti. Küçük Konsey’deki lordlar Aerys’in eşinden hoşlanmadığını düşünerek ona bir başkası ile evlenmesi tavsiyesinde bulundular ancak Aerys onlara kulak asmadı.

Büyük Bahar Salgını sırasında taç giyen I.Aerys, daha ilk gününde diyarı karmaşa içinde buldu. Salgın’ın şiddetini arttırdığı sırada Demir Adalar’ın Lordu olan Dagon Greyjoy, emrindeki demirdoğumlu askerlerini Gün Batımı Denizi kıyılarına göndermişti ve Acıçelik de Daemon Karaalev’in sağ kalan çocukları ile Tyrosh’da kumpas peşindeydi. Belki de bütün bu zorluklar yüzünden Aerys yüzünü Brynden Rivers’a döndü ve onu Kral Eli ilan etti.

Kankuzgun yönetici olarak yetenekli olduğunu daha önceden kanıtlamıştı ancak o aynı zamanda Leydi Mysaria’ya rakip olacak kadar iyi bir Muhbir Başı’ydı ve zamanla, Kankuzgun ile yarımkan kızkardeşi ve aynı zamanda sevgilisi olan Denizyıldızı Shiera’nın gizli bilgileri büyüler yolu ile topladıkları dedikodusu yayılmıştır. Kısa sürede ‘’Bin ve bir göz,’’ mottosu halk arasında sıklıkta kullanılır hale gelmiş ve en soylusundan en alt tabakadaki kişiye kadar herkes komşularına karşı Kankuzgun’un casusu olabilir düşüncesi ile güvensizlik duymaya başlamıştır. Ancak Büyük Bahar Salgını’nın getirdiği sorunlar göze alındığında Aerys’in casuslara ihtiyacı olduğu kesindi. Yazın gelmesi ile birlikte iki yıl süren kuraklık baş gösterdi. Birçoğu kuraklık için kralı suçlar iken, daha fazlası Kankuzgun’u suçlar hale geldi. Böylece ihanet içeren vaazlar veren rahiplerin ve onların vaazlarını dinleyen şövalyelerin ve lordların sayıları artmaya başladı. Bütün bu vaazlar içinde ortak olan nokta ise; Siyah Ejder’in artık Dar Deniz Ötesi’nden geri dönmesi ve doğuştan hakkı olan tahtı almasıydı.

Yeni bir ayaklanma girişimin tam ortasında duran ise Lord Gormon Peake’di. Birinci Karaalev İsyanı’ndaki rolü yüzünden yüzyıllardır Peake hanesinin elinde bulunan üç kaleden ikisi krallık tarafından Gormon Peake’in elinden alınmıştı. Büyük Bahar Salgını ve kuraklığın ardından Lord Peake, Daemon Karaalev’in yaşayan en büyük oğlunu, Genç Daemon’u Dar Deniz’i geçmeye ve taht için hamle yapmaya ikna etti.

Kurulan gizli anlaşma, 211 FS yılında Lord Butterwell’in Tanrı Gözü yakınlarına inşa ettirdiği gösterişli Aksur kalesinde yapılan düğün turnuvasında ortaya çıktı. Bu Butterwell, zamanında Daeron’un Kral Eli olan ve Daemon’un isyanın ilk günlerinde şüpheli davranışları sebebi ile görevinden azledilip yerine Lord Hayford’un atandığı Lord Butterwell ile aynı kişidir. Böylece Aksur’da, Lord Butterwell’in evliliğini kutlama ve turnuvaya katılma bahanesi ile içten içe Demir Taht’a bir Karaalev’in oturmasını arzu eden birçok lord ve şövalye bir araya toplandı.

Eğer Kankuzgun ve onun casusları olmasaydı, Genç Daemon Nehirova’nın tam kalbinde diyarı etkisi altına alacak büyük bir isyan başlatabilirdi ancak daha henüz turnuva bile tamamlanmadan Kral Eli arkasında ordu ile Aksur’a geldi ve İkinci Karaalev İsyanı daha başlamadan sona ermiş oldu. Sonrasında Gormon Peake ile birlikte isyan planında başı çeken birçok lord ve şövalye idam edildi. Geride kalanlar ise tıpkı Lord Butterwell gibi ellerindeki kalelerini veya servetlerini kaybettiler. Daemon ise rehin alınıp Kızıl Kale’ye götürüldü ve orada birkaç yıl boyunca hapis kaldı. Kimileri Demon’un öldürülmeyip rehin alınmasına şaşırsa da, bu kararın arkasındaki mantık basitti, Daemon ölmeden Acıçelik sıradaki Karaalev’e, Haegon’a taç giydiremezdi.

< Resime gitmek için tıklayın >
II.Daemon Karaalev'in tutuklanışı,

İkinci Karaalev İsyanı fiyasko ile sonuçlanmıştı ancak ne yazık ki üçüncüsü için aynı şey söylenemez. 219 FS yılında Haegon Karaalev ile Acıçelik Üçüncü Karaalev İsyanı’nı başlattı. Yapılan bütün onurlu veya onursuz hareketler ışığında –Maekar’ın liderliği, Aerion Parlakateş’in hareketleri, Maekar’ın en genç evladının cesareti ve Kankuzgun ile Acıçelik arasındaki ikinci kapışma gibi- isyancı Haegon Karaalev, yapılan savaş sonrasında kılıcını bırakıp teslim olmasına rağmen haince katledildi ancak Sör Aegor Rivers nam-ı diğer Acıçelik canlı olarak rehin alınıp zincirlenerek Kızıl Kale’ye getirildi. Günümüzde bile birçok tarihçi ‘’Tıpkı Prens Aerion ve Kankuzgun’un da ısrar ettiği gibi Acıçelik’in yakalanır yakalanmaz infaz edilmesi ve Karaalev hevesinin orada yok edilmesi lazımdı,’’ demektedir.

Ancak öyle olmadı. Her ne kadar Acıçelik yargılanıp vatana ihanetten hüküm giyse de, Kral Aerys onun hayatını bağışladı ve infaz etmek yerine hayatının kalan günlerini Sur’da geçirmesi için onu Gece Gözcüleri’nin yanına sürgün etti. Ancak bu karar aptalca bir merhamet gösterisiydi keza Karaalev’ler hala Kızıl Kale içinde bile destekçilere, casuslara sahipti. Acıçelik’i ve onunla birlikte bir düzine tutukluyu taşıyan gemi, Kıyıdaki Doğugözcüsü yolunda iken Dar Deniz ortasında kaçırıldı ve Aegor Rivers özgürlüğüne kavuşup tekrar Altın Birlik’e döndü. Kaçışının üzerinden yıl geçmeden Haegon’un en büyük oğlunu Kral III.Daemon olarak taç giydirip kendi canını bağışlayan Aerys’e karşı Tyrosh’ta komplolar kurmaya devam etti.

Kral Aerys, iki yıl daha tahtta kaldı ve 221 FS yılında vefat etti.

Saltanatı boyunca Majestelerinin geride bıraktığı birçok varis vardı ancak hiçbiri kendisinden değildi öyle ki Aerys ölene kadar eşi ile birlikte olmamıştı. Aerys’in kardeşi ve İyi Kral Daeron’un üçüncü büyük oğlu Rhaegel 215 FS yılında düzenlen ziyafette pasta yerken boğulmuş ve Aerys’ten önce vefat etmişti. Rhaegel’in oğlu Aelor, Rhaegel’in vefatı ile Ejderkayası Prensi oldu, ancak iki sene sonra ikiz kız kardeşi ve aynı zamanda eşi olan Aelora’nın sebep olduğu korkunç bir kaza sonucu hayatını kaybetti. Bu kaza sonrasında Aelora üzüntüden delirmiştir ve ne yazıkki, tarihte Fare, Şahin ve Domuz olarak bilinen üç adam tarafından katıldığı baloda saldırıya uğramasının ardından canına kıymıştır.

Aerys’in ölmeden önce geride bıraktığı son varisi ise ondan sonra tahta çıkacak olan, kralın kardeşi Prens Maekar’dı.




I.MAEKAR



Maekar enerjik bir kral ve dikkate değer bir savaşçı olmasının yanında sert ve peşin hükümlü biriydi. Abisi Baelor’un kolayca arkadaş ve müttefik kazanma yeteneğine asla sahip olamadı ve abisini kendi elleri ile öldürdükten sonra –her ne kadar kaza ile olsa da- daha da acımasız ve affetmeyen bir hale dönüştü. Geçmişi arkasında bırakma niyeti ile kendine çevresi altın kaplama olan ve uçları kılıç şekli verilmiş yeni bir taç yaptırdı çünkü Fatih Aegon’un tacı I.Daeron’un Dorne’da ölümü sonrasında kaybolmuştu. Yine de Maekar iki Karaalev isyanı arasında geçen barış dolu dönemde saltanat sürdü ve iktidarı boyunca diyarı rahatsız eden tek sorun kendi evlatları hakkındaydı.

< Resime gitmek için tıklayın >
Kral I.Maekar'ın tacı;

Bu sorun ise Maekar’ın varisinin kim olacağı sorunuydu. Birçok oğlu ve kızı olmasına rağmen Demir Taht için uygun varise sahip olduğu konusunda soru işaretleri vardı. En büyük oğlu Daeron halk arasında Ayyaş olarak biliyordu ve Ejderkayası Prensi yerine Yaz Kalesi Prensi olmayı yeğlemişti çünkü ona göre Ejderkayası çok kasvetli bir yerdi. Ondan sonra Parlakateş olarak bilinen Prens Aerion geliyordu ve Prens her ne kadar muazzam bir şövalye olsa da bir o kadar da gaddar ve kaprisliydi aynı zamanda da karanlık sanatlar tutkunuydu. Bu iki prens de babalarından önce vefat etmelerine rağmen ardlarında evlatlar bıraktılar. Prens Daemon 222 FS yılında Vaella adında bir kız evlat sahibi oldu ancak kız ne yazık ki çok saftı. 232 FS yılında Aerion Parlakateş’in bir oğlu dünyaya geldi ve prens çocuğuna babasına itafen meşum Maegor ismini verdi ancak Parlak Prens aynı yıl kendisini ejderhaya dönüştüreceğini umarak içtiği çılgınateş yüzünden hayatını kaybetti.

Maekar’ın üçüncü oğlu Aemon, kitapları seven bir çocuktu ve gençken Hisar’a gönderilmişti. Sonrasında ise şehre zincir dövmüş bir üstad olarak geri geldi. Kral’ın oğulları arasında en genci ise gezici bir şövalyeye- ki bu şövalye Baelor Kırıkmızrak’ın öldüğü turnuvada Baelor’un savunduğu gezici şövalyenin ta kendisidir- yaverlik yapmış Prens Aegon’du ve ‘’Egg’’ ismi olarak tanınıyordu. Maegor’un çocukları için söylenmiş sözler arasında en akılda kalanı; ‘’Daeron şaka gibiydi, Aerion ise korkunç ancak Aegon ise köylünün tekiydi,’’ sözüdür.

Maegor 233 FS yılında Dorne sınırında ikamet eden isyankar bir lordla yaptığı savaş sırasında ölünce, tahta kimin çıkacağı konusunda haklı bir karmaşa ortaya çıktı. Yeni bir Ejderhaların Dansı yaşamamak adına Kral Eli Kankuzgun sorunun çözülmesi için Büyük Konsey’in toplantısı yapılacağını duyurdu.

Maekar’ın en büyük iki oğlu vefat etmesi ile geride tahta çıkabilecek dört aday kalmıştı. Büyük Konsey, Daeron’un tatlı ama saf olan kızı Vaella’yı hemen eledi. Sadece birkaç kişi Aerion Parlakateş’in oğlu Maegor’un ismini zikretti ancak bebek yaştaki bir kral uzun yıllar sürecek bir naiplik dönemi anlamına geliyordu ve aynı zamanda çocuğun babasının zalimliğini ve çılgınlığını da miras almış olabileceği korkusu vardı. En akıllı tercih Prens Aegon gibi duruyordu lakin bazı lordlar prensin küçüklüğünde gezici bir şövalye ile dolaşmasının onu soyludan çok bir köylüğe benzettiğini düşünerek Aegon’a güven duymuyordu. Üstelik bazı lordlar bu yüzden Aegon’un büyük kardeşi Üstad Aemon’a gidip yeminden dönmesini ve tahta çıkmasını teklif etse de Aemon bu teklifi geri çevirdi.

Büyük Konsey kimin başa geçeceğini tartışıyorken, Kral’ın Şehri’nde bir başka aday belirdi. Bu aday da Siyah Ejder’in beşinci erkek evladı Aenys Karaalev’den başkası değildi. Büyük Konsey’in toplanılacağı ilk olarak duyurulduğunda, Aenys sürgün bulunduğu Tyrosh’tan Kral’ın Şehri’ne bir mektup göndermiş ve kendinden önceki kardeşlerinin üç kez kılıç ile başaramadığını, söz ile başarabileceğini ummuştu. Kral Eli Kankuzgun ise bu mektubu olumlu cevaplamış, Aenys’e güvenli bir şekilde Kral’ın Şehri’ne gelebilme ve tahtta olan hakkını savunabilme hakkı vermişti.

Akılsızca, Aenys bu sözlere inandı. Aenys daha Kral’ın Şehri’nin kapısından içeri girer girmez Altın Pelerinli’ler tarafından tutuklanıp yaka paça Kızıl Kale’ye sokuldu ve Aenys’in kesik kafası Büyük Konsey içindeki Karaalev yanlılarına bir uyarı olarak Büyük Konsey’e sunuldu.

Bu olaydan kısa süre sonra, ‘’Bir zamanlar Egg olan Prens’’ çoğunluğun oyu ile kral seçildi. Dördüncü oğulun dördüncü oğlu olan V.Aegon halk arasında, veraset sıralamasında çok geride olmasına rağmen genç yaşında tahta çıkması sebebi ile ‘’Benzersiz Aegon’’ olarak tanınır oldu.





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Cypon -- 16 Nisan 2015; 15:57:04 >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
S
11 yıl (4745 mesaj)
Yarbay

Eline sağlık



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >

C
11 yıl (10660 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

quote:

Orijinalden alıntı: -Kratos-

Elinize sağlık hocam, +1 inizi verdim.



Daha ne kadarı kaldı acaba kitabın?


V.Aegon'dan sonra II.Jaehaerys var. Ondan sonra da Deli Kral var. Ancak Aerys bölümü acayip derecede uzun, Tywin ve Aerys ilişkisine epey değinilmiş. Sonrasında da Robert'ın İsyanı var ancak onda bilinen şeyleri yazmış.

İsyandan sonra Robert'ın saltanatını anlatıyor biraz. Sonra da bölgelere geçiyor, Kuzey, Nehirova, Batı Toprakları vs vs diye. Sonra Essos'a geçiyor. Krallar bittiğinde kitap yarılanmış gibi birşey oluyor diyebilirim.


Bu mesaja 1 cevap geldi.