o zaman şöyle açıklayayım. Allah yaratmıştır. |
| Evrim zeminine kaymadan şöyle anlatabilirim. Bir canlıdaki DNA, o canlının ebeveynlerinden gelir. |
|
DNA'daki Bilginin kaynağı kendisidir. Ebeveynden bilgi yüklü olarak aktarıldığı gözlenmekte ise de, Bilginin ilk ebeveynlerde başta nasıl istiflendiği, Henüz somut olarak keşfedilmiş değil. |
|
Dna bir proglamama diline benziyor. 4 çeşit (A,T,G,S) baz ile karmaşık programlar yazılıyor. 0101001 ler ile program yazmak gibi birşey. Aslında yanyana gelmiş nükleotidler belli bir düzende yerleştirilmiş karbon hidrojen, oksijen vs... moleküllerinden başkası değil. Yani bu elementler düzgün yerleşirse canlı oluşuyor. Canlı oluştuktan sonra içgüdülerin ya da diğer bilgilerin genlerle aktarılması çok da garip gelmiyor bana. Bu bahsettiğimiz organik bilgi taşıma sistemi şimdiki teknolojinin çok ötesindedir. Canlıların da robotlardan çok daha gelişmiş olmasının kaynağı da budur. Bu kadar bilgi nasıl depolanıyor ve döngü devam ettiriliyor? Bu sorunun yantını arayabiliriz. Organik moleküllerin mekanik parçalardan çok daha ufak ve enerji kullanımı açısından daha verimli olduğu için bu denli bilgi bu kadar rahat taşınabiliyor bence. Tabi ki biz bir bilgi depolama sistemi ya da programlama dili yaptığımızda elimizdeki bilgiler ile bunları kullanırız. Peki evrendeki asıl bilginin kaynağı nedir? İşte bu sorunun yanıtı Allah , evrim gibi konulara girer. Deep abi pek girmemizi istememiş herhalde. |
Kainat içinde her gözlenen olayın bir maddi sebebi ve o sebebe dayalı açıklaması mevcuttur. Eğer kişiler buradan bir madde ötesi inanca ulaşmak isterlerse asla buradan delil bulamayacaklardır. Burada bunun insana manevi haz veren yönü işin karmaşıklığında yatan mekanizmadır. Bu sebeple inanç sadece bir kabulden ibarettir. |
|
DNA, genetik bilginin depolanması ve ifade edilmesi için gerekli bir yapıdır. Evrensel bir dildir ve tüm canlılarda hemen hemen aynıdır. 4 çeşit nükleotidin ( A=Adenin, G=Guanin, C= Sitozin ve T=Timin) değişik varyasyonda dizilişleriyle oluşur. @neverlate nin dediği gibi bir programlama dili gibi düşünülebilir. 3 nükleotid bir kodonu oluşturur ve bu kodon bir aminoasiti gösterir. Bu 4 nükleotidin 3' lü varyasyonları ile 64 değişik kodon oluşturulabilir ve bunlar protein yapısında bulunan toplam 20 aminoasiti kodlar. Bazı aminoasitlerin birden fazla kodonu vardır. Ayrıca protein sentezine başlama ve bitiş kodonları da bulunur. Bu şifrenin amacı temelde protein sentezlemektir. Proteinler aminoasitlerin birleşmesi ile oluşur. Hücrede protein sentezlenmesi gerektiğinde çekirdekteki DNA sarmalı açılarak sentezlenecek protein yapısındaki aminoasitleri kodlamaya başlar. Tek zincirli mesajcı RNA oluşur. Zincirin en başında senteze başlama kodonu ve sonunda sonlanma kodonu bulunur. Mesajcı RNA stoplazmaya geçer. Stoplazmadaki taşıyıcı RNA lar kodonları okuyarak ilgili aminoasiti getirir ve protein sentezine katarlar. Bu şifrenin yazılması ve okunmasında hatalar olabilir. Nükleotidler dizilirken aradan birinin çıkması veya girmesi ÖSS sınavındaki seçenekleri işaretlerken sıra atlamak gibi sonrasında gelen kodların tamamının yanlış okunmasına sebep olur. Buna nokta mutasyon denir. Tek bir mutasyon dolayısı ile büyük değişikliklere sebep olur. Hücrede şifrelemenin doğruluğunu denetleyen DNA Giraz enzimleri vardır. DNA yapısını ve şifreleme mekanizması bulan Watson ve Crick adlı araştırmacılar 1963 yılında Nobel ödülü kazanmıştır. |
aslında bu konuyu açarkenki maksadım da yüzlerce mesajda yaptığım evrim - yaratılış konularını hortlatmak değil. zaten o zeminde ilerledikçe sözler sabitleşip fikirler de keleğçeleniyor. ben ise farklı mecralarda herkesin fikrini değiştirme zahmetinde bulunmadan fikir teatisinde bulunulmasını arzu ediyorum.
orası muhakkak ancak ilk ebeveyne nasıl geldi gibi bir soru gelir ve bu soru bizi evrim tartışmasına götürür diyerek bu mecraya girmek istemiyorum.
was hocam da düşüncelerini belirtmiş ancak anlayabilmem için biraz daha açmasını istirham ediyorum.
haklısın bir müddet sonra bu tartışmalar kısır döngüye giriyor ... Target Human'da bize bilimsel bir açıklama sunmuş. şuradan devam etmek istiyorum.
her programlama dilinin anlamlandırılmış şekilleri ve kodları vardır. bilgisayar dilinin ise 0 ve 1 lerden oluşan kodları vardır. konuşmamızda da bizim anladığımız harflerin dili vardır. yani yazılan yazılara bizler anlam yükler ne manaya geldiğini biliriz. bir arabada direksiyon tekeri dönderme gibi bir fonksiyonu icra eder. ama DNA daki bazlar acaba bir direksiyon - teker gibi sebep - sonuç ilişkisine mi sahip yoksa harflerin ve kodların bize verdikleri mesaj gibi anlamlandırılınca ortaya çıkan bir programlama mıdır? muhtemelen cevabımız programlama olacaktır. hem bu konudaki fikirlerinizi hem de DNA daki bazların (kodların) nasıl anlam yüklendiğini ve nasıl anlaşıldığını irdeleyelim ... hadi konuşturun klavyelerinizi ... |
| DNA daki bazlar ne anlama geliyor diyorsan @Deep İmpact görülüyor ki sadece her üçü bir araya gelerek bir aminoasiti işaret ediyor. Olay bundan ibaret. Hangi üçlünün hangi aminoasiti gösterdiği tablosunu çıkarılmış ama burada vermenin bir anlamı yok. Sonuçta protein sentezi oluyor. |
ama DNA daki bazlar acaba bir direksiyon - teker gibi sebep - sonuç ilişkisine mi sahip yoksa harflerin ve kodların bize verdikleri mesaj gibi anlamlandırılınca ortaya çıkan bir programlama mıdır? |
Bana göre bir çeşit programlama. Diyelim bir bilgisayar alıyorsun ve yanında içinde gerekli programların olduğu bir CD geliyor. Bu programlardan birini çalıştırmak istediğinde CD'yi takıp bilgisayara yüklüyorsun. DNA nın görevi budur. Bunu yaparken bilgisayardaki 1-0 sistemi yerine 4 çeşit bazın üçlü kombinasyonlarını kullanıyor. Burada DNA bellek görevi görüyor ve gerektiğinde verileri veriyor. Sebep sonuç ilişkisi olduğunu sanmıyorum. |
|
bir programlama dilinin anlamlı olduğu şartlar vardır. mesela C den yazdığımız bir yazıyı visual basic de yazsak anlamsız olur ve hata verir. yani her programlama dilinin kendine has komutları ve anlamları mevcuttur. DNA daki kodlama dillerini anlamlandıran nedir ? bazların değişik dizilişlerini okuyup yorumlanırken yorumlayan ve dizilişi yapan olgu nedir ? kodların tanımı ve anlamı nasıl olmuştur ? |
bizim kodlama uçmuş.. gene zülfiyar gene zülfiyar.. |
Bunlara ancak bilimin verdiği cevapları verebilirim. Yorum size ait olur.
tRNA(transfer RNA):Görevi hücre içindeki aminoasitleri tanımak ve bunları ribozomlara taşımaktır. Her aminoasitin tRNA sı özel olduğundan, her hücrede 20 çeşit tRNA vardır.
Bu evrensel bir alfabedir. Harfler, yazı ve konuşma dili nasıl oluştu sorusu ile yukarıdaki sorunun cevabı benzer olur. |
harfler ve yazılar insan zekası ile oluştu diyebiliriz. ancak evrensel alfabe dediğimiz DNA kodlarını bizim harfler ile kıyaslayabilecek miyiz ? harflere mana yükleyen bizleriz öyle değil mi ? ancak DNA daki kodlamalar ise hadi rastgele dizilmiş olsa bile (ki bana göre imkansız) bu kodların anlamlandırılması aşaması cidden önemli bir durum. DNA kodlamalarının baş aktörü nedir ? DNA kodların tümü olarak DNA kendi kendini kodlayabilir mi ? kodlarına anlam yükleyebilir mi ?_ |
| DNA kendi kendini kopyalayabilir, kendi kodlarına anlam yüklemez. Anahtarı yapar gönderir. O anahtarın hangi kapıya uyduğunu hücredeki başka moleküller belirler. |
Burada çarpıcı bir noktaya değinmişsin. Harflere anlam yükleyenler bizleriz bu doğru. Bu harfler kelimeleri, kelimeler ise cümleleri doğuruyor. Aslında harfler ve sayılar işimize oldukça yarıyorlar çünkü sistematik bir yapı barındırıyorlar bünyelerinde. İşimize yaraması burada çok önemli. Beynimiz bile harfleri ve kelimeleri kodlayıp saklayabiliyor. Yani beynimiz harfleri, kelimeleri ve cümleleri kullanıp değerlendirmeyi çok iyi becerebiliyor. Beyin gerekli olgunlaşma düzeyine eriştiğinde böylesi bir yeteneği sergileyebiliyor. Kısacası beyin bu tür sayısal veya sözel işlemleri yerine getirebilme eğilimine ve hatta yetisine sahiptir. Şimdi doğaya baktığımızda doğadaki tüm bu kodlamalar kendi kendilerini nasıl oluyor da anlamlandırabiliyorlar? İnsan zekası gereği anlam yüklüyor her bir şeye. Peki ya doğa ne ile anlam yüklüyor kendine? Bir kalp oksijene ihtiyacının olduğunu kaç denenemede anlayabildi? Ya da kendiliğinden bir oluşum çıkar ilişkisine girebilir mi? Şöyle ki: Bir kuşun "hava" kavramını bilmeden "kanat" oluşturabilmesi mümkün mü? Bir kuş evrimsel süreçte trilyonlarca deneme ve yanılma sonucunda milyarlarca yıl içerisinde kanat geliştirsin diyelim. Ancak bu sefer de bu kanat geliştirme sürecinde gerekli test etme aşaması nasıl elde edildi? Bu durum için gerekli ortam nasıl sağlandı? Öncelikle bir canlı türü hava denilen kavramın farkına varmalı. Sonrasında bu kavrama yönelik gelişimler için deneme yanılma sürecine girmesi ve son şeklini alması gerekiyor. En son olgunlaşma süreci sonrasında uçabilen bir kuşun sonraki nesillere bu yetiyi aktarması gerekiyor. Bu aktarma olayı genlerin bir tür hafıza taşıdığı anlamına da geliyor. Demem o ki doğada da muhteşem bir denge olmak zorunda. Bu dengeyi bir Tanrı'ya, yaratıcıya vs. bağlamak gerekmiyor ille de yanlış anlaşılmasın. Ancak doğanın da kendi içinde oldukça "zeka ürünü" olan bir yapı barındırdığını inkar etmek yanlış olur kanısındayım. Akciğerin oksijeni algılaması, midenin yiyeceği algılaması, ciçeğin Güneşi algılaması, ağacın toprağı ve suyu algılaması, güvercinin yerdeki kırıntıyı algılaması, insanların yerçekimini algılaması -varsa- programlama dilinde bir tür düzenleme ve test etme aşaması gerektirmez mi? |
DNA kendi kendini kopyalabilir itiraz etmem. ancak kendi kodlarına anlam yüklemez ise anlamsız bir iş yapmış olmaz mı. mesela ben yazı yazıyorum ancak yazının ne anlama geldiğini bilmiyorum. o zaman ben yazıyı neye göre yazıyorum. eğer yazdığım yazıdaki mesajı anlamıyorsam ve bu mesajı anlayacak kimse ile irtibatım yoksa ve yazdığım yazının anlamını bilemiyorsam ne diye yazı yazayım. DNA da kendikendini kodlayamaz. kendi kodlarının anlamını bilemez. kullandığı kodların kim tarafından ne şekilde kullanılacağını tahmin bile edemez. mesela bir yılan DNA sı üreteceği zehrin fili öldürebilecek kapasitede olabilmesini tahmin edip ayarlayabilir mi ? asla. şimdi DNA ya etken diyebilir miyiz ? yoksa DNA bir makinanın dişlisi gibi mi hareket etmektedir ?
katkılarından dolayı teşekkür ederim. doğanın da kendi içerisinde bir zeka barındırması (teist ya da ateist görüş olarak (dini değil)) bir gereklilik olsa gerek. çünkü DNA nın işin içinden çıkabilmesi, kendikendini kodlayabilmesi, daha DNA konumundaki bir arının (ilk arı) çiçekleri düşünerek kendine kodlar üretmesi ve bu kodların çiçek ile anlam kazanması enteresan bir durumdur. |
Estağfurullah. Ben sadece düşündüklerimi yazıyorum. Hayata "anlam katan" insan çağlar atladı. Günümüz teknolojisini hangimiz inkar edebiliriz? Günümüzde gelinen nokta ortadadır. İnsan, aklı ve zekası ile bilgisayarlar üretti. İnsan, aklı ve zekası ile programlama dilleri oluşturdu. Kim insan aklını ve zekasını inkar edebilir? Birisi çıkıp da: "Tüm bunların insanların zekası ile bir ilgisi yok. Tüm bu bilimsel gelişmeler rastgele davranışların bir sonucudur." derse o kişiye karşı nasıl bir düşünce geliştirebiliriz? O halde doğadaki karşılıklı etkileşimlerde bir zekanın olmadığını söylemek ne kadar doğru olur? Doğanın yeterince mükemmel olmadığını düşünenler olacaktır elbet. Belki de doğa gerçekten de dört dörtlük bir çalışma prensibine sahip değildir. Ancak bu yine de doğanın içindeki gizil gücün, zekanın ve ince dengelemelerin inkarını gerektirmez. İnsandan bahsettik. Aklı ve zekası ile çağlar atladı insan. Ancak aynı insan savaşlara da yol açtı. Zekası parıldayan aynı insan kimi zaman zihinsel özürlü bir şekilde geldi dünyaya. Bu demek değildir ki insan zeki değildir. İnsan sadece dört dörtlük değildir. Aynı şeyi doğa için de düşünebiliriz. Ancak mükemmel kavramı da tartışılabilir. Mükemmel nedir? Doğadaki doğal çöp kutusu görevinde bulunan güvercinler ve serçeler vücut mekanizmaları gereğince mükemmel değiller mi? Değillerse bunu nereden anlayabiliriz? Biz insanlar doğanın ardındaki tüm sırları açığa vuracak kadar zeki olduk mu ki kakıp da doğaya mükemmel değildir diyebilelim? Belki şu doğaya mükemmel diyebilecek kadar zeki bile değiliz. Bu karmaşıklığı ve giriftliği yorumlamak bile oldukça zor zaten. Ben her zaman çok yönlü düşünmeye dikkat etmişimdir. Tek taraflı düşünmek yanlış olur. Doğada bir canlı var ise orada mekan da var demektir. Düşünelim bir kere denizlerin oluşması için derin kraterler gerekiyor. Bulutların oluşması için öncelikle atmosferin olması gerekiyor. Kalbin atması için hava lazım. Kuşun pencesine uygun bir solucan gerekiyor. Farklı bir örnek sunmak istiyorum: Aklımıza dilimizi getirelim. Bu dil sadece ama sadece bir et parçasıdır. Buna hemfikir olmayan var mıdır? Ancak bu dilimiz çilek için, vişne için, üzüm için, limon için ayrı ayrı tepkiler veriyor. Bu ne demektir? Dil, zaman yolculuğunda her tür tadı numunelendir mi ki? İnsanların tatmadıkları pek çok yiyecek var. Peki insan dili hiç tatmadığı bir yiyeceği henüz tattığı zaman bunun tamamen farklı bir tadının olduğunu nasıl anlayabiliyor? Bir insan limon ve greyfurt yemiştir ve bu insan bu iki meyve arasındaki farkı beyninde ve genlerinde saklamıştır. Bu insanın çocuğu genlerin aktarılması sonucu gereyfurt ve limonu ayırt edebilir mi? Yoksa dil her zaman aynı mı? Demem o ki; dil, tat alma duyusunu yiyeceklere göre mi şekillendirdi yoksa yiyecekler mi kendilerini dile göre ayarladılar? Hayatında avokado yememiş birisi onun tadını bilebilir mi? Niye bilsin ki? Belki annesi ve babası tatmıştır canım? Neyse konuyu uzatmak istemiyorum. Şunu söylemek istiyorum ki doğadaki her şey ama her şey bir tür etkileşim içindedir. Bu etkileşimin gerçekleşmesi için canlıların birbirlerinin farkında olması gerekiyor. Ayrıca tüm canlıların mekan kavramından bağımsız oldukları söylenemez. Canlı yaşar, su mekandadır. Ağaç büyür, toprak altındadır. Çiçek beslenmek ister Güneş yukarıdadır. Bu zeka değil de nedir? İç güdü mü? O zaman kim diyebilir içgüdüler kendi içlerinde bir tür zeka barındırmıyor diye? |
track başka bir konuya daha temas etmek istiyorum DNA da feed back (geri bildirim) var mıdır ? DNA da o kadar çok bilgi vardır ki bu bilgilerin belki de çoğu hayati öneme sahip değildir. bu bilgilere sahip olan canlılar ile olmayan canlılar arasında elenme konusunda radikal farklılıklar olmayacaktır. ancak DNA lardaki bunca bilgi feed back olmadan nasıl mümkün olabilir ? |
bir ineğin DNA sında süt yapabilme, arının DNA sında bal yapabilme, ipek böceğinin DNA sında ise ipek yapabilmeleri mevcut.
DNA da sadece bu bilgiler mi var ? elbetteki hayır. bir canlının milyonlarca yıllık neslini devam ettirecek bilgiler ile beraber bir organizmanın bir uzaymekiğinden daha kompleks olan yapısı herbir DNA için milyonlarca sayfalık bilgi gerektirmektedir.
işte bu noktada bu kadar bilginin DNA larda nasıl var olduğuna dair bilimsel fikirlerinizi evrim zeminine kaymadan sunmanız amaçlanmıştır ...
DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.
Üye Ol Şimdi DeğilÜye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.