1. sayfa
|
Dersim olayları hakkında bir ALBAY ve bir YÜZBAŞININ ifadeleri (Neo-Kemalist arkadaşların neden Nurculara bu kadar düşman olduğunu şimdi daha iyi anladım...): < Resime gitmek için tıklayın > Kaynak: AKTÜEL DERGİSİ < Resime gitmek için tıklayın > < Resime gitmek için tıklayın > Dersim 38'in "nurcu" Tanığı Tuncay Opçin / Albay Hulusi Yahyagil, Dersim İsyanı sırasında Elazığ'daydı. Birliği isyanı bastırmak için Tunceli'ye gitmişti. Yahyagil çatışmalara katılmasa da kendilerine verilen emri net bir şekilde hatırlıyor; Dersimlilerin topyekûn imhası. Arkadaşı "Yüzbaşı Şevki"nin hatıralarında ise yakılan, yok edilen köyler, süngülenen bebekler var. Soğuk gecenin sessizliğini yaşlı adamın dudağından dökülen sesler bozdu. Metin gözlerle getirildiği meydanı süzen yaşlı adam meçhul varlıklara hitap ediyor gibiydi; "Evladı Kerbelayıh. Bihatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir." Sonra yüzünü alelacele kurulmuş darağaçlarına döndü. Görevlilerin arasında geldiği idam sehpasının altında büyük bir soğukkanlılıkla yağlı ilmiğin boynuna geçirilmesini bekledi. Celladına fırsat vermeden ayaklarının altındaki alçak iskemleyi tekmeledi. Artık çektiği tüm sıkıntılar sona ermiş, ruhu huzura kavuşmuştu. Şimdi bile okuduğumuz tanıklıklarda içimizi acıtan bu manzara Elazığ'da yaşandı. Takvim yaprakları 15 Kasım 1937'yi gösteriyordu. İdam edilen kişi Dersim İsyanı'nın liderlerinden Seyid Rıza'ydı. Seyid Rıza ile birlikte içlerinde oğlunun da bulunduğu pek çok kişi idam edilmişti. 347 aileye mensup 3 bin kişi Tekirdağ, Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Manisa, İzmir gibi illere sürülmüştü. Dersim bu yaşananlardan sonra sessizliğe bürünmüştü. Adı da çıkartılan bir kanunla zaten çoktan Tunceli olmuştu. 1937-1938'de Dersim'de neler oldu? Yaşananlar gerçekten birkaç kişinin idamı ve binlerce insanın sürgünü ile mi sınırlıydı? Resmi kaynaklara göre öyle. Ancak tanıklar hiç de öyle söylemiyor. Bu tanıklar içerisinde hiç şüphesiz en ilgi çekici olanı Hulusi Yahyagil. Yahyagil, emekli albaydı ve Said-i Nursi'nin en yakın öğrencisiydi. Hayatında ancak sekiz defa görüşebildiği Nursi'ye müthiş saygısı vardı. Öyle ki sorduğu sorular ve yazdığı mektuplar, Nursi'nin en önemli eserleri arasında sayılan Mektubat'ın oluşmasını sağladı. İşte Yahyagil, yarbaylığı döneminde Dersim'de isyanı bastırmakla görevli bir birlikte komutanlık yapıyordu. Yaşadıklarını "Son Şahidler-Bediüzzaman Said-i Nursi'yi Anlatıyor" serisinin ilk cildinde araştırmacı Necmeddin Şahiner'e anlattı. Önce Yahyagil'in Şahiner'e anlattıklarına bakalım, ardından da Nursi'nin Yahyagil'e yazdıklarına... İmha edin dediler Necmeddin Şahiner, Hulusi Yahyagil'e Said-i Nursi ile ilgili hatıralarını dinlemek üzere gitmişti. Yahyagil, Nursi ile ilişkisini anlatırken söz dönüp dolaşıp Dersim'e, Dersim İsyanı'na gelmişti Said-i Nursi o sırada Kastamonu'da sürgündeydi. Nursi, Şeyh Said İsyanı'nın ardından Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki pek çok isimle birlikte batı illerine sürgüne gönderilmişti. Önce Isparta'nın Barla nahiyesine, oradan da Isparta'ya sürülmüştü. Barla'da 10 yıla yakın kalmıştı. Isparta'da ise kısa bir süre kaldıktan sonra öğrencileriyle birlikte tutuklu yargılanmak üzere Eskişehir'e götürüldü. İdamla yargılandı ve beraat etti. Ancak beraat etmesi hiçbir şeyi değiştirmedi. Yine sürgün edildi. Bu defa sürgün yurdu Kastamonu'ydu. Yahyagil, Said-i Nursi'yi Barla'da ziyaret etmişti. Nursi bu ziyaretten çok hoşnut kalmıştı. Yahyagil'le bu tarihten sonra bağlantısı hiç kopmadı. Yahyagil, Nursi'yi sık sık ziyaret edemiyordu ama ikili el altından sürekli haberleşiyordu. İşte Nursi'nin Kastamonu'ya sürgün edildiği dönemde Yahyagil de Elazığ'da görev yapıyordu. Gelen emre göre de taburuyla birlikte Dersim İsyanı'nı bastıracak birliklerin arasında yer alacaktı; "Ben Elaziz (Elazığ)'de tabur komutanlığı yapıyordum. 1938 Dersim İsyanı'nın sebep olduğu facia hadisesi neticelenmek üzere idi. Bizi de Dersim İsyanı'nı önlemeye ve bastırmaya memur ettiler. İsyan dedikleri şey de, bazı dağ köylerinin o yıl vergi vermeme meselesi idi. Aslında hadise basitti. Fakat nedense onu büyüttüler ve umumileştirdiler." Çok basit önlemlerle, belki hiç can kaybı yaşanmadan çözülecek bir olay kısa sürede bölgeyi etkisi altına aldı. Dersim yani Tunceli ve çevresi alev alev yanıyordu. Yahyagil'e göre bu sırada gelen emir netti: "Bize verilen emir: Dersim ahalisini külliyen imha emri idi. Canlı tek bir insan bırakılmayacak... genç-ihtiyar, suçlu-suçsuz, çoluk-çocuk, kadın-erkek ne varsa hepsini imha... Gerçi memur edildiğimiz bölgenin birçoğu Rafızi idi. Ama yine de bizim raiyetimiz ve halkımız idiler. O tarz muamele ve emir nasıl bir uygulama şekli idi bilemiyorum. Ben kıta komutanı idim. En çetin ve zor vazifeyi de bize vermişlerdi. 'Sen piyadesin, seni topla da takviye etmek gerekir' dediler. Çok mahzun ve mustarip idim. Neticede vuku bulacak haksız zulüm ve gadirleri düşünüyordum. Aynı zamanda iki tane çıkılmaz hissin ortasında kalmıştım: Birincisi: Askerlikte emre mutlaka itaat. İkincisi: Göre göre bildiğim, olacak olan zulümlerden kaçmak, o ortamda istifa etmek, belki başka manalar verilmek endişesi..." Hulusi Yahyagil bu ruh hâleti içerisinde ne yapacağını bilemezken eline bir mektup ulaşır. Emir erinin koşa koşa getirdiği mektup Said-i Nursi'den gelmekteydi. Nursi sürekli takip edildiği için mektubu direkt Yahyagil'e göndermek yerine Kastamonu'dan Isparta'daki bir arkadaşına ulaştırmıştı. Yine aynı mektup buradan da Nevşehir-Ürgüp'te bulunan Abdülmecid Ünlükul'a gönderildi. Ünlükul, Said-i Nursi'nin küçük kardeşiydi ve Ürgüp'te müftülük yapıyordu. Mektubun üçüncü ve son durağı Hulusi Yahyagil olacaktı. Mektupta Nursi, talebesine öğütlerde bulunur. Nur talebelerine Allah'ın yardım edeceğini, sabırlı ve metin olmasını tavsiye eder. Yahyagil'in bir sıkıntısının olduğunu ve bunu hissettiğini ama dünyada karşılaşılan zorlukların gelip geçici olduğunu anlatır mektubunda Said-i Nursi. Diri diri yaktılar Yahyagil, bu ilginç mektubu aldıktan sonra, istifa fikrinden tamamen vazgeçer. Birliğinin başında "Te'dip ve tecziye" harekâtına katılır. Olayın devamını yine onun satırlarından okuyalım; "Mektup bana büyük bir teselli verdi, nefes aldım. İsyan bölgesine vardık. Çok uzak mesafelerden birbirimize tek-tük birkaç mermi attıksa da, hiç kimseye bir şey olmadı. Kimsenin burnu kanamadı. Döndük dolaştık, kimseyi bulamadık. Bölgeyi terk etmiş, mağaralara çekilmişlerdi. Allah yardımımıza yetişti. Elimizi kirletmeden ve kana bulaştırmadan kurtardı ve muhafaza etti." Nursi'nin duaları kabul olmuş olacak ki Yahyagil'in korktuğu başına gelmemişti. Ancak herkes Yahyagil kadar şanslı değildi. Yahyagil'in hatıralarını anlattığı bir başka isim Abdülkadir Badıllı, "Bediüzzaman Said-i Nursi, Mufassal Tarihçe-i Hayatı" isimli eserinde bir başka tanıklığa daha yer veriyor. Badıllı, Necmeddin Şahiner'in anlattığı hatıraları doğrulattıktan sonra bir başka "Nur Talebesi" Malatyalı emekli yüzbaşı Şevki Bey'in söylediklerini naklediyor. Biz de Said-i Nursi'yi anlatan en geniş biyografik araştırma olan bu kitabın 1134. sayfasından alıntılayalım: "Dersim İsyanı'nda isyan eden bazı insanlarla askerler harp ederken, isyancılar yavaş yavaş çekilip dağın zirvesine doğru gitmişler. Bizim askerler onlara ulaşamıyor ve bir şey yapamıyorlardı. Bu defa herhalde gelen emirler mucibince, Hulusi Bey'e de verilen emir gibi, geri dönüp masum çoluk-çocuk, ihtiyar demeden katletmeye başlamışlar. Hatta hınçlarını alamayarak, bazı taburlar topladıkları çoluk-çocuk, kadın ihtiyar, bünah masumları büyük avlulu surlu bir evin içine doldurmuşlar ve birçok teneke gazyağı döküp bunları ateşe vermişlerdi. Bu ateş içinde yükselen feryatlar ve çığlıklar ortasından, bir kadın kucağındaki bebeğini ateşte yanmaması için surun üstünden dışarıya fırlatmış. Fakat bir yüzbaşı o bebeği süngüleyerek, süngü ile tekrar surun üstünden ateşin ortasına atmıştı. Gözümle gördüm." Kitabın yazarı Abdülkadir Badıllı, dipnotta anlattığı bu acı hatıranın yanına, bu olayın Necip Fazıl Kısakürek'in çıkardığı Büyük Doğu dergisinde 1951 yılında yayımlandığını da belirtmiş. "Nur Talebeleri" ve "Dersim İsyanı" birarada düşünülmesi zor iki cümle. Ancak yakın tarihin içinden çıkıp gelen tanıklıklar toplumun farklı katmanlarını ortak bellekte buluşturuyor... < Resime gitmek için tıklayın > < Resime gitmek için tıklayın > < Resime gitmek için tıklayın > < Resime gitmek için tıklayın > |
Google ile Dersim olayını aratınca neler çıkıyor bir bilseniz. İçlerinden elle tutulur bir örnek daha: 1926 doğumlu CH* milletvekili Nurettin KARSU'nun özgeçmişinden bir bölüm:
Nurettin Karsu Dersim'lilerin Türkmen olduğunu iddia etmiş: http://www.nurettinkarsu.com/dersim.htm
|
|
habertürkte bir programda atilla yayla ve birkaç'da başka üniversitede çalışan prof.lara devletin insanları zorla çağdaşlaştırması modernleştirmesi hakkında öyle güzel bir ders vermiştiki önce öten normal hayatlarında demokrasiden bahseden proflar sonra o adamın dedikelrinin doğruluğuna destek vererek kabul etmişlerdiki bu adamlara güzel bir ders vermişti şimdi arkadaşın birisi çağdaşlaşmaya modernleşmeye karşı geldiklerinden falan bahsetmiş bence olaylarla hiç alakası yok toplumlar kıyafetlerlemi,çatal kaşık tutma şekliylemi şapkalarlamı çağdaşlaşır bir toplum birde bu olaylardan sonra o bölgenin adı tunceli olmuştur önce değil Atilla Yayla'dan Özgürlük Dersi çağdaşlaşmaya itafen http://www.youtube.com/watch?v=M9uO8YAF_lg |
Evet güzel bir konuşma yapmış.paylaşım için teşekkürler |
|
http://www.youtube.com/watch?v=bX1Q8L2vkTU Başka bir tanık: Dersim olayları sırasında albay olan Hulusi Yahyagil in anıları (Kaynak ntv tarih aralık 2009, bütün anıyı yazmayacağım parça parça seçtim); ...İsyan dedikleri şey de bazı dağı köyleri o yıl vergi vermemişti...Elbette vergi işin bir yönü; gerçek neden Dersimi Türkleştirmekti...Bize verilen emir "canlı hiçbirşey bırakmayın" şeklindeydi. Bu konuda daha fazla bilgi almak isterseniz ntv tarih dergisinin aralık 2009 ve 2011 sayısını almanızı tavisye ederim. |
|
Bu fotoğrafı ilk paylaşanlardan biri Radikal Gazetesi yazarlarından Yıldırım Türker. Ben de şu iki link ve yüksek skor yapmış Facebook paylaşımları dışında bir şey bulamadım. http://www.radikal.com.tr/politika/dersim_icin_sili_ve_arjantin_modeli_yuzlesme_arayisi-1082065 http://www.tarihgazetesi.com/TarihAktualSayfam.aspx?item=884 Fotoğrafa gerek yok zaten. Çünkü orada resmi rakamlara göre 13 binden fazla insan öldürüldü. Yöre halkının iddiası 50 bine yakın ölüm şeklinde. Hadi 13 bin kısmından tutalım, 13 bin insan öldürülür mü? Bunu komple topa tutmak, bomba yağdırmak dışında neyle yapabilirsiniz? Bugün bile 100 bin askerle dağlara çıksanız 2-3 yıl dağda kalsanız bu kadar terörist/isyancı öldürmeyi başaramazsınız. |
Günaydın... Siz Dersim ile ilgili dönemi yaşayanların ifadelerini okumamışsınız. Sağıyla soluyla yazarları hiç takip etmemişsiniz. Sırf Necip Fazıl'ın ifadelerini ve Sabiha Gökçen'in günlüğünü konu alan kitabı okusanız bile az çok nasıl bir vahşetle karşı karşıya olduğunuzu anlardınız. Yöre insanının halâ ağzına almaya bile çekindiği ifadeleri saymıyorum bile, bunlara da bir kılıf bulma oladılığınız yüksek diye düşünüyorum. Ortada bir haksızlık mı var? Bakış açısına göre değişir. Cumhuriyet dönemine kadar Kürtlerin yaşadığı o bölge özerkti. Resmiyette o yörenin adı Kürdistan idi. Osmanlı bile oralara girmemeyi tercih etti, sadece dış işlerinde bize bağlıydılar. Asker bile göndermedikleri söylenir. Uzun yıllar bu şekilde yaşamış insanlara bir anda tepeden inme giderseniz bu haklılık mı olur cevabını siz verin. Bir de şuna baksanız bu bile yeter. Mantığı olan insan az çok şu rakamlardan bile olayın boyutlarını anlar:
http://www.sabah.com.tr/Gundem/2011/11/23/basbakan-erdogan-konusuyor-410701598106 |
Fotoğraf ilgimi çekti, ama verdiğiniz linklerden anlayabildiğim kadarıyla fotoğraf konusunda güvenilir kaynak yok internette. Detaylarını bildiğim bir konu değil Dersim isyanı. |
|
Aslında bu fotoğrafın (baş kısmı sansürlü) kitleler tarafından görülmesini ilk sağlayan haber şu... http://www.radikal.com.tr/yazarlar/yildirim_turker/o_yuzler_hala_guluyor-1070765 Bunun gibi bir kaç fotoğraf daha var. Özellikle biri var, aynen yukarıdaki fotoğraftakine benzer durum. Bunu link olarak veriyorum. Açıktan daha fazla bu tür fotoğraf payaşmak 18 yaş altı için sakıncalı. http://4.bp.blogspot.com/-qlP8WgS92q4/UPrqZd4yacI/AAAAAAAACKI/_obh_FIcVyo/s400/dersim-katliami_196684.jpg http://galeri3.uludagsozluk.com/168/kafa-kesen-turk-askeri_203349.jpg |
Bu olay neden 2 parti arasında pinpon topu gibi karşıya atılıyor? İşte Yıldırım Türker onu çok güzel açıklamış...
|
seyh saiti haklı göstermek için yazmadığın saçmalık kalmadı... uzun yıllar Türkiye cumhuriyetinin(ya da başka bir ülkede) bir parçası olmuş bir ilçede birileri kanlı bir isyana kalkışırsa bunun sonucu ne olur ? (askere gitmemek ve vergi ödememek için...) bende sana kaynak atayım http://www.tunceli.gov.tr/page.asp?id=42 1935te nüfus 101.099 1940ta 94.639 1938de 13bin kişi öldü 12bin kişi zorunlu göç ettirildi ama 1940ta 18 bin kişi nerden çıktı ? |
Peki sahtekarlığı nasıl görmeliyiz? Neden mertçe çıkıp biz Ermeniyiz demiyorsunuz da saf Kürtleri ve Türkleri kullanmaya kalkışıyorsunuz? Kullanılan fotoğrafların sorumluları kendileri olamaz mı? Aynı fotoyu Ermeni de kullanıyor Rum da! Şimdi Tunceli için kullanmaya da başladılar. Bak burada ekledikleri fotolarla kim olduklarını itiraf ediyorlar. http://mamekiye.de/08/1186696695/1186751317 |
Arkadaşım siz madde bağımlısı mısınız? Eğer cevap evet ise nasıl bir maddenin bağımlısısınız? Çok merak ettim. Bu cümleleri ayık kafayla yazılmışa benzemiyor..... Sağlıklı bir kafayla yazılmamış gibi duruyor. |
Federasyon yapısı hakkında bilginiz var mı? Federasyonlara dahil eyaletler dahili-harici nelerle yükümlüdür, Osmanlı döneminde o eyalet neydi ve cumhuriyetin ilanı sonrası tepeden inme neye dönüştürülmek istendi önce bunlara bakın lütfen. Biraz dersinize çalışıp gelin. Ha bana sorarsanız yöntem bu olmamalıydı fakat o bölge Türkiye sınırlarında mutlaka kalmalıydı o da ayrı bir konu. Uzun yıllar boyu Osmanlı çatısı altında özerk olmuş bir bölgeye kısa süre sonra "ya benimsin ya toprağın" mantığıyla yaklaşılmamalıydı. Madem Misakı Milli konusunda bu kadar ısrarlıydık, o zaman Musul-Kerkük konusunda neden sınıfta kaldık diye bir soru atayım ben de... Ben yukarıda Dersimle ilgili araştırmalar sonucu devlet arşivlerinden elde edilmiş ve RTE'nin bizzat paylaştığı verileri ortaya attım. Siz bunun üzerine nereden ne link koyarsanız koyun hükmü yok. |
Öncesi beni ilgilendirmiyor. Osmanlı devleti YOK OLDU ve yeni bir düzen kuruldu. Hala daha tepeden inme neye dönüştürülmek istendi diye saçmalıyorsun. Sen Türkiye sınırları içinde yaşayacaksın ama vergi ödemeyip asker göndermeyeceksin ? Kendini Türkiye vatandaşlarından üstün göreceksin ? Olur mu böyle bir şey ? Bunu hangi gerizekalı kabul etsin ? Bir isyan başlatıyorsan sonuçlarınada katlanırsın! Musul-Kerkük görüşmeleri sırasında bu isyanın başlaması ne büyük tesadüf! Zaten ortalıkta ingiltere ile olan bağlantıları hakkında bir sürü haber var... |
1. sayfa
Ayrıca Moderatör arkadaslardan bir ricam var.1 arkadasım ''Rusların tarihiyle yüzleştigi film'' adlı topicte dersim ile ilgili bilgiler paylastı bizimle o bilgileri bu konuya tasıyabilir miyiz?
DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.
Üye Ol Şimdi DeğilÜye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Kysis -- 14 Aralık 2008; 15:57:14 >