|
Felsefik olmuş,siyaset te olacakları değil olanlar incelenir.Sistemin ne yapması gerektiği değil nasıl geliştireceği üzerine yazmadığından dolayı sadece fikir yazısı olmuş. -Maddeler yerine nerden ve nasıl başlanılacağı konusunda hep zaten fikirsiz oluyoruz.Sadece yapılması gerekenleri koy,ohh sonra olmadı de.Yap bakalım bu yazdıklarından bir tanesini.Bir maddeyi tut kaldır bakalım kökleri nerelere kadar gidiyor.. |
|
Darwin'in teorisi ispatlandı mı? Cevap: Hayır. Bir bilimadamı o zaman ne yapmalıdır? Bütün görüşlere eşit mesafede olmalıdır? Bilimadamı ne yapıyor? Darwin'e inanıyor. Bu nedir? Bu dogmadır. Bunun bilimle ne alakası vardır? Dogmalar çelişir, darwinin teorisini bilimsel kabul edenleri alkışlamak lazım 2 sebepten dolayı. İlki ispatlanamamış bir teori nasıl bilimsel olur ikincisi tesadüfler üzerine kurulu bir düzen varsa buradan nasıl bilimin sürekliliği birikimli olarak ilerlemesi üzerine konuşulabilir? hiç bir şekilde dogmatik bir bakış açısıyla yazmadığım ortada. Umarım siz de benim gibi objektif bir yorum yazabilirsiniz. |
Mu'tezile mezhebini unutmamak gerekir, islam tarihinde. Akılcılığa yönelen bu mezhebi sonlandıran da Gazali'dir. Bildiğim kadarıyla, bu akım Abbasiler döneminde çıkıyor ortaya ve o dönemde bilimsel yönde gelişmemizin (Avrupa'ya örnek olacak kadar) nedeni bu mezhebtir, kanaatimce. İbn-i Sina, Ömer Hayyam ve birçok bilim adamı bu mezhebin içindeydi, bildiğim kadarıyla. Yanlışım varsa düzeltilsin. @ döküntü ; Bırakın da objektif olup olmadığınızı başkaları söylesin. Kendi kendine objektifim demek Zaten içerik hakkında söylencek birşey yok, kendi kendinize çürütmüşsünüz ******************* Cennetle, cehennem, var mı gören, gönlüm? Dönmüş kimi gördün, öteden, gönlüm? Bel bağladığım, korkuyla umutta Yok; bir tek işaret, iz bile gönlüm. Ömer Hayyam Cennette huriler varmış, kara gözlü; İçkinin de ordaymış en güzeli. Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz: Bak, bir yanda şarap, bir yanda sevgili. Ömer Hayyam |
Geçerken üsteki yazı gözüme çarptı. -Evrim'e karşı çıkanların karşı çıkma sebepleri kanıtlı mı? -Evrim'in olmasını engelleyen bir bulgu var mı? -Evrim'e karşı çıkanlar ortaya kanıtlı bir çözüm koyuyor mu? -Test edilebilir olan çözüm üreten, öngörüler üreten bir fikri terk mi edelim? -Bilim adamları bulgularını değerlendirirken, her inanca uygun farklı farklı teoriler mi üretecek? Cevap anahtarı şu olabilir: 1 Hayır 2 Hayır 3 Hayır 4 Hayır 5 Hayır |
|
İspatlanmamis bilgi hipotezdir. İspatlanmis bilgi teoridir. Uyusunda büyüsün ninni... |
İspatlanmış bilgi kanundur. İspatlanmamış bilgi teoridir. Ancak bazı istina-i kanunların adı uzun bir süre ispatlanamadıkları için hala teori olarak kullanılmaktadır. Hazır konu açılmışken önce Türkçe kullanmayı öğrenin sonra benle tartışmaya girmeyi. Uyusun da büyüsün ninni...
İşi farklı boyuta çekiyorsunuz. Bakın ben objektif yaklaşıyorum. Evrime karşı olup olmamam buradaki yanlışı düzeltmez keza siz işi felsefi boyuta vuruyorsunuz felsefeye girersek emin olun çıkamayız. İlk sorunuzun cevabı: Hayır, kanıtlı olsa evrim çürütülür çünkü İkinci sorunuzun cevabı: Hayır, zaten o yüzden teori Üçüncü ve dördüncü sorularınızın cevabı: bu sorunuz bilimden uzak kalmış. Keza evrim herşeyin tesadüfler oluştuğu iddiasını barındırıyor, bu da bilimin birikimli genel geçer her zaman aynı şartlar altında aynı sonuçlar verme ilkesi ile bağdaşmıyor. Yani test edilebilir derken? Beşinci sorunuzun cevabı: Herkesin inancı kendine, evrim genelde iki boyutta ele alınıyor, ilki dini inançsızlıklarını sağlam temele oturtma çabasında olan insanların mantık arayışı olması, ikincisi ise türlerin mutasyonu, evrimi ve değişimi üzerine olan bilimsel bir yaklaşım olarak kabul edilen kısmı. Burada ben ikincisiyle ilgileniyorum. Yani herkesin inancı veya inançsızlığı kendine beni bağlamaz ben burada işin bilimsel boyutundayım ve bu aşamada bütün teorilere eşit uzaklıktayım nihayetinde belirtmek isterim ki bilimin amacı doğru olana ulaşmaktır yoksa her inanca göre bir teori oluşturmak ve bu konularla ilgilenmek değil. umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir. |
|
Türkçemden dolayi bişiyi anlamamakta israr ettiğinizi görüyorum o yüzden ingilizcesini vericem belki Türkçemin anlaşılmasının zorluğunu bu şekilde aşarız. http://www.sciencebuddies.org/science-fair-projects/scientific-method.shtml?gclid=COqv9pTXyJoCFQ0FZgod-xhI2Q Kaldiki sizle bunlari tartışcak değilim bunlar genel geçer bilgilerdir. Tartışmaya kapalı. http://www.sciencebuddies.org/science-fair-projects/project_scientific_method.shtml Bilginiz olmayan konularda yorum yapmazsaniz hayatinizda daha başarılı olursunuz. Genede Türkçemi anlayabileceklere kisa ve net açıklayayım. Düzya düzdür bir hipotezdir. Kanitlanirsa teori olur. Bir teori yöneltilen bütün sorulari yanitlarsa kanun olur. Teorinin yanitladiklari yane kabul görmüş bilgiler bir çeşit kanundur zaten. Özel görelilik teorisinin ışık hızında verdiği yanıtlar gibi. Kanun olmamasının sebepleri bazı durumlarda görelilik yasalarının yanıt verememesindendir. Yane bunlari bilmeden nasıl bu kadar emin konuşur bir insanoğlu anlamak mümkün değil. Yane herşey ANLAYANA. |
Tamam o zaman benim evrime inanıp inanmadığım konusunda yorum yapabilir misin? Nasıl objektif değilmişim merak ettim?
Benim söylediklerime geldiniz şimdi benim öyle söylemediğimi savunuyorsunuz. Siz ne demişsiniz alttaki alıntıda? Tamamen ispatlanmış mı? Hayır, teorinin ne olduğunu ben de biliyorum. Ama ispatlanırsa teori olur demek yanlıştır bunu siz benden daha iyi biliyorsunuz hatta. Buralarda hem fikiriz ama siz kendi laf-ı güzafınızı yine benim söylediklerime kapatmaya çalışıyorsunuz tebrik ediyorum. Ayrıca eklemek isterim ki bilgimin olmadığı bir konuda yorum yapmıyorum forumda. Ayrıca bu konuda size de yardımcı olduğumu düşünüyorum hukuki tartışmalarda bilginiz olmadan konuşmayacaksınız galiba artık. Bunu yazmanız beni sevindirdi..
|
|
Hatırlatırım o bir münazara konusuydu. O zaman münazaralara adam seçerken o alanin uzmanlarindan -bir önceki konu için avukat,hakim- seçsinler. Ha seçtiler diyelim elbet benim dediklerimide diyecekler çıkacaktir. Çünkü o tartışmada hukiki bilgileri tartışmadık mantıkla ilgili şeyleri tartıştık. İdam cezasi mantıksal bir çıkarıma yanıt veremeyince çöktü. Darvinin teorisi kanunlaştımı şeklinde yazsaydiniz kabul ederdim. Yada darwinin hipotezi teori oldumu şeklinde yazsaydiniz gene kabul ederdim. Ama sizin yazdiğiniz darwinin teorisi ispanlandimi. İspatlanmayan teori varsa koyarsaniz sevinirim. Teoriler ispatlanmis bilgilerdir zaten. Teorilerinde kendi içinde hipotezleri olur bu hipotezlerde ispatlaninca teoriye dahil edilir. Aksi ispatlananlar bundan çıkarılır. Evrim teorisi ne diyorsa bilinki bir ispati var. Darwinin teorisi demissiniz orda şuanki modern evrim teorisinden bahsettiğinizi düşündüğümden bende ona göre yazdim. Bilim 150 yil öncesine saplanıp kalmadi tabiki. Darwinin ortaya koyduğu teori birikerek ilerledi. Bazı konularda sürekli aynı şeyleri yazmak ve bir arpa boyu yol alamamaktan bazen öryargı geliştirebiliyorum.Kusura bakmayin. Saygılar. Bu arada eklemek isterim. Bende idama sıcak bakmaktaydim tabiki ya masumsa sorusula karşılaşana kadar burda duygularimin önüne mantığım geçti ve kontrolü eline aldı. |
|
Döküntü; İlk önce ortaya bir hipotez atılır.Hipotez nedir?Bir gözlemin, bir olayın, bir olgunun ya da bilimsel bir problemin, üzerinde daha fazla inceleme yapılarak test edilmesine olanak veren, öneri niteliğinde açıklama. Daha sonra bu hipotezin yani önermenin üzerinde deneyler,çalışmalar yapılır eğer yapılan deneylerde doğru sonuçlara ulaşılıyorsa,yani önerme doğrulanıyorsa ama önermenin üzerinde tüm deneyler yapılmamışsa ''teori'' adını alır veya tüm deneyler yapılmıyorsa yine ''teori'' adını alır.Örneğin ''kuantum teorisi'',görecelilik teorisi ve darvin teorisi hiçbir zaman kanun olamayacak teorilerdir ama bunların üzerinde yapılan deneyler,çalışmalar sonucu bunların doğruluğu test edilmiş ve onaylanmıştır.Bunlar yerçekimi gibi kanun olamazlar,fakat kimse bunlara yanlış da diyemez,ta ki bilimsel olarak yanlışlanana kadar ki bugüne kadar bilimsel olarak evrim,kuantum yada görecelilik teorileri yanlışlanamadı o yüzden siz görecelilik'i teori olmasına rağmen kabul ediyorsunuz,kuantumu teori olmasına rağmen kabul ediyorsunuz fakat ''evrim'i'' yanlışlanamamasına rağmen kabul etmiyorsunuz.Bu da insanların çelişkisi. |
Felsefi mi? Gayet açık sorular sordum. Cevapları, ne kadar taraflı olduğunu gösteren sorular. (Soruların ilgili oldukları bölümün sonuna yazdım aşağıda belki faydası olur.) Objektif olarak konuşuyorum diyosun, bilim adamlarının dogmatik olarak Darwin'in peşinden gittiğini iddia ediyorsun. Ne objektifliğinden bahsediyorsun. Adamlar bulgulara göre bilimin her alanında çözüm üreten bir fikri araştırıyorlar ve bu sürekli doğrulanıyor, yalanlanmıyor.[2 ve 4.soru] Eeee, ne yapacak bu adamlar hangi yöntemle açıklayacaklar türleri? Yaratılışçılıkla mı? Hangisiyle, İslamla mı? Bir dine uygun olan açıklamaların peşinden giderse mi bilim diyeceksin? [1 ve 5.soru] Ne objektifliğinden bahsediyorsun. Adamlar ne yapsın, hangi teoriyi desteklesinler sen söyle o zaman.[3.soru] Bilim ne bulduysa ondan bahsedecekler. Hiçbir dine bağı olmayan adamın, bağı olan adamdan daha objektif olabileceğini de düşünüyorsundur muhtemelen bu objektiflikle.
Yani evrim teorisi bilim dışı diyosun. Teori kelimesini matematiksel bir hesapla ispatlanabilirmiş gibi Kanun olarak görmek istiyosun. Sanki hayatta sadece Kanunlara prim verirmişsin gibi. Test edilebilir olmakla ilgili sorumu anlamaman normal çünkü bu işlerin nasıl yürüdüğüne çok yabancı kaldığın anlaşılıyor. Bu Teori dediğin nane genetik, biyolojik gelişmelerle test ediliyor, fosilsel bulgularla test ediliyor. Sorularım bilimden uzakmış?! 3.Evrim'e karşı çıkanlar ortaya kanıtlı bir çözüm koyuyor mu? 4.Test edilebilir olan çözüm üreten, öngörüler üreten bir fikri terk mi edelim? 3.Soruda, Evrim'e karşı çıkanların, sanki ortada bilim adamlarının desteklemekten kaçındığı doğru düzgün başka bir fikir varmış gibi konuşmasını anlatıyorum. 4.Soru: Test edilebilirliği anlattım, canlıların birbirinden türediğini söyleyen bir teoriyi faka bastırmak için dünya kadar geniş alan var. Bilimsel bir veri test edilemedikçe doğru veya yanlış olmasının bir önemi olmaz dolayısıyla bilimselde olmaz. Evrim test edilebilir. Onun dışında Evrimle öngörü yapılabilir. Örnek: Bizim kuzenimiz olan 24 çift kromozomlu canlılardan neden 1 çift eksiğiz meselesi. Kromozomlar bizde birleşmiş veya onlarda ayrılmış olabilir mi, böylece 1 çift fazldan mı oluşmuş. Eğer birleştiyse şöyle olmalı, ayrıldıysa şu tür sonuçlarla karşılaşmalıyız diye belirlersin. Ararsın. Aramışlar. Kromozomları incelediklerinde öngörülebilir bir şekilde bizim bir kromozomun iki şempanze kromozomunun birleşimi olduğu bariz bir şekilde belirlenmiş.
Dini inançsızlıklarını sağlam temele oturtmak mı? Dinsizlik bu dandik Darwin'den sonra ortaya çıkan bir şey değil. Dinler sonradan çıkma, dinsizlik değil. Dinsizlik taraf olmak değil nötr olmaktır. Her doğan çocuk gibi. Sonra din anlatırsan o dine inandırırsın, taraf olur. Ötekilere garip bakar. Onlar ötekilerdir, yanlış yoldadır onun için. 5. soruyu sordum çünkü evrimin, ilim bilimi zerre kadar önemsenmeyen topluluklarda bu kadar eşelenmesinin sebebi dindir. Bilim adamı herkese eşit uzaklıktadır tabi ki. Bu yüzden bir dinin inancına uygun açıklama yapmaz. Elindeki bilgilere göre açıklama yapar. Ne gariptir ki, bunu yaparken taraf olmakla suçlanır. 5.soru bunun farkına varman içindi. Dinlere inanmayanlar dinler var olduğu müddetçe vardır. Bütün teorilere eşit uzaklıktayım diyorsun. Hangi teorilermiş bunlar. Evrimden daha iyi bir teori varda bilim adamları sırt mı dönmüş? |
|
Sayın döküntü size basit bir soru soracam. Evrim Teorisi için ne tür bir ispat istiyorsunuz? Ve bu ispat yapılırsa ya da varsa sizin için ne değişecek? |
|
@döküntü Evrim dine ters düşüyor. Sağlam ve kabul edilen bir teori olduğu için dindarların önüne dinlerin geçersizliğini vurgulamak için sürülebiliyor bu yüzden. Evrilme olayının yanlış olduğuna halen açık bir kapı var olduğunu düşünebilirsiniz. Benim buna itirazım olmaz ama ön yargılı tespitlerden beslenen fikirleriniz var. Olayları taraflı değerlendiriyorsunuz veya kendinizi yanlış ifade ediyorsunuz. Benim izlenimim taraflı değerlendirme yaptığınız yönünde. Onun dışında evrim mevrim hikaye maksat gönüller hoş olsun |
|
Arkadaşlar anlatamadığım şeyler var. Yorumlarınız için sağolun demek istediğim şunlar: İlk önce felsefe konusunda iyiyim ilk bir kaç soruya felsefi açıdan çok güzel cevap verebilirdim. ama tartışmak istediğim işin felsefi açıdan bakılışı değil. Evrim dine ters düşüyor. Ama burası beni ilgilendirmiyor işte. O, herkesin kendi sorunu veya inancı. Dinsizlik evrim teorisinden eskidir evet ama dinsizlik evrim teorsiyile ivme kazanmıştır, yani evrim teorisi dinsizlik için mükemmel bir delil değil midir? İşte sorun burada, ben evrim teorisini forumda veya bilim dergilerinde bu amaçla kullananlara kızıyorum. Bilim olası gereken yerde, inanç sömürüsü yapılmasına. Ayrıca en çok sinir olduğum şeylerden birisi ise, misal; insan on milyon yıl önce şöyle şöyle evrim geçirmiştir. bunu diyebilmek için, bunun genel geçer bir bilgi olması lazım üstelik ispatlanmış olması gerekir. Ancak günümüzde dünyada yaşanların çoğu evrime inanmıyor. Yani bunları aynı andan taşımıyorsa bunu kanun gibi bu şekilde yazmak yanlıştır, bunu bildiği halde birisi hala bu şekilde yazıyorsa bu onun için bir dogmadır, tartışılamaz aksi iddia edilemez vs vs. Çünkü ispatı yapılamamış bir şeyi yazıyorsunuz. Yoksa evrimin bilimsel olmadığından kasıtım buydu. Ama demek değildir ki evrim bilimden çok uzakta bir yerde. Kuantum ve izafiyet teorisinden bahsetmişsiniz, ben düşünüyorum da aralarında çok fark var hiç yoktan bu meselelerde uzman olmayan birisi olarak bana öyle geliyor. Metete, sana sorduğum cevabını alamadım, ayrıca ben evrimden bir ispat beklemiyorum çünkü evrimin doğruluğu veya yanlışlığını tartışmıyorum burda. Evrim bilime en yakın yaklaşım ama bu demek değildir ki, evrim bu sebepten en doğru yaklaşımdır çünkü günümüz teknolojisiyle anca bu kadar, bu bilgiler değişebilir veya bu konuda bir başka bir teori kanunlaşabilir. Belki de olmaz ilerde daha farklı bir teori yerini alır ve herkes ona inanır kim bilebilir ki! Ben olayları taraflı değerlendirmiyorum ama bu konuda uzmanı olmadığım için bazı şeyleri daha net ifade edemiyorum. Mesela hipotez teori kanun ölçütlerini bilidğim ve anlatamadığım gibi. Netice itibariyle bilim adamları evrime inansalar da inanmasalar da "Bu şöyledir" demek yerine "Evrim teorisine göre bu şöyledir" demeleri gerekir. Forumda da çok sık düşülen bir hata ve bu beni rahatsız ediyor. ek olarak belirteyim, merak etmeyin masumlara birşey olmadı daha, birşey de olmaz bizim ülkede Bir de yazım hataları veya anlatım bozuklukları olmuş olabilir hastayım, varsa affola.. |
Belki de tesaduf yerine bilincli bir evrim vardir Saygilarimla |
|
Döküntü; Bunun inançla bir alakası yok demişsin fakat inançsız olsaydın bilimsel bir çalışma olan ve bugüne kadar yapılan çalışmalar sonucunda yapılan tüm çalışmaların doğru çıktığı bir bilimsel çalışmaya sanırım inanırdın.Belki yine inanmazdın ama inanma oranın fazla olurdu :) Ayrıca teoriyi sana üst mesajımda açıkladım ve şimdide yazdım ''evrim teorisi''nin nasıl bu duruma geldiğini. Dünyanın çoğu evrime inanmıyor demişsin böyle bir veri varsa elinde öğrenmek isterim fakat ben şunu biliyorum ki ''Vatikan''bile evrim teorisine inandığını açıklamak zorunda kaldığına göre senin dediğinin tersi olması gerekir. |
Bazı bilim adamları sizin gibi düşünüyor ''akıllı tasarım'' diyorlar. |
Hocam benim inanmadığımı nerden biliyorsunuz, ayrıca vatikan ın inanmasına ihtimal vermiyorum. Çünkü inglizce'de br zamanlar bir yazı okumuştum onlar da insanın bir dişi ve bir erkekten geldiğine inanıyorlar, kutsal kitaplarında da yazıyor olması lazım. Ayrıca bu gibi dinlerin (islam da dahil) bir mensubu olup aynı zamanda evrime inanmaya çalışanları da kınıyorum. böyle bir şeyin ortası olmaz. |
Akıl – bilim – inanç ilişkisi insanlık tarihi boyunca çeşitli felsefi akımların konusunu oluşturmuş ve toplumların yaşamına yön vermiştir. Aristo ile başlayan akılcılık okuluyla ona karşı imanı/inancı esas alan düşüncelerin mücadelesi Doğu ve Batı dünyalarında etkili olmuşlardır. Aristo – Farabi – İbni Sina – İbni Rüşd çizgisindeki akılcılık düşüncesiyle İslamdaki nakilciliğin çatışmasını, akılcı düşünce ve yöntemin Türkiye ve İslam dünyasında egemen olamayışının tarihsel nedenlerini ve alınması gereken önlemleri incelemeye çalışacağım.
Allah'ın mutlak kudreti ile insan kudreti arasındaki ilişki konusu İslam düşünürleri arasında farklı yorumlar yapılmasına neden oldu. İslam tarihinin ilk dönemlerinden itibaren, insanların eylemlerinde özgür olup olmadıkları hep tartışıla geldi. Nakilciler olayların, eylemlerin insanların iradelerine bağlı olmayıp, Tanrı tarafından, önceden değişmez bir şekilde tespit edildiğini ileri sürdüler. Onlara göre insanların yaptıkları ve yapacakları hiçbir şey kendi iradesi ile değildir, önceden takdir edilmiştir ve insanlar yapmaya mecburdurlar.
Akılcılık, aklı, bilginin temel kaynağı ve sınanabilirlik ölçüsü olarak kabul eden felsefi akımdır. Akılcılık din ve etik alanlarında da insanın düşünme yetisine öncelik verir. Akılcılara göre; gelenek, iyiyle kötünün ayırt edilmesi ya da insan bilgisinin kaynağı vahiy değil insanın doğal yetileridir. İlahiyatta akılcılık, dinin akla uygunluğunu ifade eder fakat salt olarak akılcılık ise idealizm ve din hâkimiyetine karşı insan aklının sınırsız imkânlarına aşırı güveni dile getirir.
Akılcı düşünce, Antikçağ Yunan düşüncesine dayanır. Akılcılığın ilk olarak Parmenides (MÖ 600) ile başladığı kabul edilir. İlk akılcılık daha sonra ortaçağa ve İslam dünyasında da Meşşai Okulu’na geçer. Oradan da Descartes, Leibniz, Spinoza, Wolf gibi 17. ve de 18. yüzyıl filozoflarına ulaşır. Bu filozofların ortak özellikleri; insan bilgisine ve akla duydukları güvendir. Onlara göre, ebedi ve ezeli hakikatler vardır ve aklımızla bu hakikatleri kavrayabiliriz.
Gazali ve inanç
1058 – 1111 yılları arasında yaşayan İmam Gazali nakilci düşüncenin en önemli düşünürüdür. Gazali, Farabi gibi bazı Müslüman filozofların tersine, mutlak ve sonsuzu kavramak için aklın yetersizliğini savunur. Akla dayanan disiplinleri yani geometri, mantık, doğa bilimleri ve felsefeyi eleştirir, bunların hiçbirinin, mutlak gerçeğe ulaşmak için kesin bir yol göstermediğini iddia eder. Ona göre insanın bu dünyayı kavraması ve bilmesi mümkün değildir. Matematik, mantık gibi pozitif bilimler bile kuşkuludur. Bundan dolayı din ve felsefe arasında kesin bir ayrım yaparak tavrını dinden yana koyar. İnanç, Gazali'de temel düşüncedir. Mutlak, gerçek ve kesin bilgiye buradan varılacağını belirtir. Doğruyu bulmanın bir akıl işinden çok, bir iman sorunu olduğunu ve doğru bilginin insana ancak vahiy yoluyla geldiğini savunur.
Gazali'nin felsefesi yüzyıllarca İslam devletlerinde baştacı edildi. Bunda, Gazali’nin görüşlerinin, ‘sabır’, ‘şükür’, ‘tevekkül’ gibi, iktidar erkleri için ‘gerekli’ unsurları öne çıkarıyor olmasının payı büyüktür. Bugün de pek çok İslami-siyasi çevre, felsefi öz bakımından Gazali'nin görüşlerini temel almaktadır.
1126 – 1198 yılları arasında Endülüs’te yaşayan İbni Rüşd’ün bütün eserlerindeki ortak tema, din ve felsefenin iyi anlaşıldığı takdirde aralarında uyumsuzluk olmadığıdır. İbni Rüşd’ün felsefeye katkıları Aristo’nun ayrıntılı yorumlanmasından, felsefeyi İslam’a karşı bulanların, özellikle Gazali’nin hücumlarına karşı savunmaya kadar uzanır. İbni Rüşd “Akıl Allah’ın bize bir ihsanıdır ve aklımızı kullanarak onun yarattığı eserleri daha iyi anlayabiliriz” der.
İbn Rüşd’ün, Gazali ile olan anlaşmazlığı İslamda biliminin neden ilerleyemediğine bir ipucu verebilir. İbn Rüşd, Aristo’nun etkisinde kalarak dünyanın düzenli olduğuna, gerçek neden-sonuç bağlantılarının bir düzen içinde sergilendiğine inanıyordu. Gazali, böyle bir inancın Araplar için salt egemen olan Tanrı kavramını yok ettiğini sanıyordu. Gazali’ye göre fiziksel nedenler gerçek nedenler değildir fakat Tanrı’nın doğrudan doğruya müdahalesi için bir araçtır.
İslam eserleri Avrupa'da
Öyle görülüyor ki Araplar, “her şeye kadir Allah” kavramını doğal nedenlerle ve olaylarla uzlaştıramadı. Bundan başka benimsemiş oldukları sistem, çağdaş bilimin dayandığı kuşkuculuğa uygun düşmüyordu. Araplar arasında düşünce özgürlüğü teşvik edilmiyordu. 13. yüzyılda devlet desteğiyle nakilciliğin İslam dünyasına hâkim olmasıyla, akılcılığı esas alan kurumlar, tarih sahnesinden çekiliyorlar. Meydan nakilciliğin farklı ölçülerde uygulayıcıları olan kurum ve mezheblere kalıyor ve bu durum bugüne kadar devam ediyor. Bu değişikliğin en somut göstergelerinden biri 13. yüzyıldan sonra İslam âleminden dünya çapında bilim adamı çıkmayışı, ikincisi ise içtihat kapısının kapanmasıdır.
Öte yandan Haçlılar işgal ettikleri İslam ülkelerinde buldukları eski Yunan klasiklerinin Arapça tercümelerini Avrupa’ya götürüp Latince’ye çeviriyorlar. Bu çeviriler ve Endülüs’te ki İbni Rüşd gibi İslam filozoflarının eserleri Hıristiyan Avrupa’da aydınlanmanın başlamasını sağlıyor. Aydınlanmayla birlikte Avrupa’ya akıl ve bilim egemen oluyor. Avrupa’ya yayılan Rönesans ile Protestan reform hareketleri, 16. yüzyılın ilkyarısının sonlarına kadar, Avrupa’nın entelektüel ikliminde pek çok şey değiştiriyor. Bu değişimde ‘akıl’ kavramı çok önemli bir rol oynuyor.
Akılcılık – nakilcilik tartışmasında, son halkası Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere, büyük Müslüman devletlerde devlet otoritesi Gazali’nin tavrını benimsemeyi tercih etti. Batı’da bu şekilde bir siyasi iktidar tekeli bulunmadığı için, konuya o nitelikte bir otoritenin müdahale etmesi söz konusu değildi. Katolik kilisesi ve papa, doğal olarak, Gazali ile aynı kategoride ele alınması gereken bir tavır takındı. Ama Vatikan’ın da yetki alanı, özellikle Protestan hareketinden sonra sınırlı kalıyordu.
İtalya ve Türkiye
Yüzyıllarca süren bir çatışmadan sonra akılcılık Batı Hıristiyan dünyasında egemen, Doğu İslam dünyasında ise başarısız olmuştur. Bunun tipik iki örneği İtalya ve Türkiye’dir. İtalya ve Türkiye birçok ortak özellikleri olan iki ülkedir. Her iki ülke de Akdeniz bölgesinde coğrafi konum olarak denize uzanmış iki büyük yarımadada kuruludur. Nüfusları sayıca birbirine yakındır. İtalya dünya tarihini etkileyen Roma İmparatorluğu’nun, Türkiye ise bir anlamda Roma İmparatorluğu’nun devamı olan Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçılarıdır. İtalya ortaçağda en ağır Katolik bağnazlığını engizisyon döneminde yaşamıştır. Osmanlı İmparatorluğu ise duraklama ve çöküş dönemlerini nakilciliğin egemenliğinde geçirmiştir.
İtalya İkinci Dünya Savaşı’ndan, Türkiye ise Birinci Dünya Savaşı ve onu takip eden Kurutuluş Savaşı’ndan yanmış yıkılmış olarak çıkmışlardır. İkinci Dünya Savaşı’ndan 63 sene sonra ise, bugün İtalya dünyanın en gelişmiş sekiz üyesinden birisidir. Türkiye ise Birleşmiş Milletler ölçütleriyle “gelişmekte olan ülke” grubuna girmektedir. İki ülke arasında ki bu gelişmişlik farkının nedeni, İtalya’da Aydınlanma çağı ile akılcılığın hâkim olması, Türkiye’nin ise aydınlanmayı kaçırmış olmasıdır.
Türkiye’nin siyasette, ekonomide, eğitim ve öğretimde yaşadığı çok temel sorunlarının altında “toplumda akıl ve bilim egemenliğinin sağlanmamış olması” gerçeği yatmaktadır.
A) “Toplumda akıl ve bilim egemenliği sağlansaydı, bugün Türkiye’nin görüntüsü nasıl olurdu?
1) Toplum daha sorgulayıcı ve araştırıcı olurdu,
2) Dogmalara daha az bağımlı olurdu.
3) Yasalar ve kurallar daha etkin uygulanırdı;
4) Doğal afetlerden bu derece zarar görmezdi;
5) Araştırma ve geliştirme (AR-GE) yaygın, etkili ve kazandırıcı olurdu;
6) Toplum, özgüveni gelişmiş, dışa bağımlılığı dengeli ve karşılıklı bağımlılığa çevirebilmiş olurdu;
7) Daha demokrat ve çeşitliliğe saygılı olurdu.
8) Toplumda kadının yeri daha yüksek olurdu,
9) Etkili ve verimli bir eğitim sistemi uygulanırdı.
B) “Toplum yaşamının çeşitli kesimlerinde akıl ve bilimin egemen ol(a)mayışının en önemli nedenleri nelerdir?”
1) Cumhuriyetin devraldığı ve hâlâ büyük ölçüde aşamadığımız, devlette katı hiyerarşik yapı,
2) Bireysel birikimi engelleyen mülkiyet yapısı,
3) Tarihteki önemli toplumsal dönüm noktalarını (Rönesans, Sanayi Devrimi, vb.) kaçırmış olmak gibi tarihsel miraslar
4) Bugün yaşadığımız bilgi devriminin de yeterince farkında olmayışımız,
5) Değerler sistemi içinde akılcı düşüncenin yer almayışı ve bu durumun yarattığı bağnazlık türleri:
6) Eğitim sisteminin akılcı düşünceye dayalı ve yeteri yaygınlıkta olmaması,
7) Üretimi temel almayan sosyoekonomik yapı ile devletin stratejik gelişme aracı olarak kabul ettiği ve tüm kurumlarıyla benimsediği bir bilim anlayışının bulunmayışı.
Türkiye'de nasıl bir süreç başlamalı?
Geçmişin köstekleyici mirasını aşmak için:
1) Kamu yönetiminde hizmet kalitesini teşvik edici etkinlikleri yaygınlaştırmak ve bu yolda başarı örneklerini özendirmek;
2) Birey ve sivil toplum örgütleri olarak, yerel yönetimlerde yerel katılım ve çözüm üretmek;
3) Fikri mülkiyeti korumak ve yaygınlaştırmak;
4) Vergisinin hesabını soran bireyi teşvik etmek;
5) Uygarlığın gelişmesinde büyük dönüm noktaları olan tarihsel dönüşümleri ıskalamanın maliyetinin bilincini oluşturmak;
6) Özgür ve yaratıcı düşünceyi geliştirmek için düşünce özgürlüğünü kısıtlayıcı engelleri kaldırmak;
7) Ar-Ge çalışmalarını desteklemek ve özendirmek;
8) Devletin ekonomik olarak küçülerek, daha çok kural koyucu ve denetleyici olması; kamunun şeffaf olması ve hesap verme sorumluğunu duyması;
9) Hukuk sistemimizi düzenlemek;
Değerler sisteminin aklı ve bilimi içermesi için:
10) Mevcut değerler sisteminin araştırılması;
11) Eğitimin koşullandırıcı değil, sorgulayıcı, araştırıcı, yaratıcı düşünceye dayandırılması ve bağnazlıkların tasfiye edilmesi.
12) Değerler sistemi içindeki, günlük yaşamı etkileyen, toplumsal verimi, üretimi, kaliteyi ve yaratıcılığı dışlayan “Durup durup yeni düşünceler icat etme”, “Gemisini kurtaran kaptan”, “Bunu düşünmek sana mı kaldı” gibi yanlış kalıpları, düşünce virüslerini ayıklamak;
13) Seçkin değerlerin, seçkin ve öncü nitelikli tavırların korunması, desteklenmesi ve geliştirilmesi;
14) Mesleki etik kuralların oluşturulup kurumsallaştırılması;
15) Bilimin geliştirici ve üretici gücünün bilincinde olunması ve yeni değer ve kavramlarla ilgili olarak ortak bir dil oluşturmak;
Eğitim / Öğretim sisteminin akılcı düşünceye dayanması için;
16) Temel eğitimin, Türkçe sözlü ve yazılı ifade yeteneği ile matematik kullanım yeteneğini geliştirmesi;
17) Yöresel gereksinimlere ve günlük gerçeklere yönelik temel eğitimlerin verilmesi;
18) Her düzeyde öğrenciyi yaratıcı olmaya ve eleştirel düşünmeye teşvik eden yeni bir müfredat uygulanması;
19) Öğrencilerin yeteneklerine göre meslek okullarına veya üniversiteye yönlendirilmesi;
20) Görsel ve yazılı yayın araçlarıyla eğitimin/öğretimin desteklenmesi;
21) Mesleki eğitimin çeşitlendirilmesi ve özendirilmesi;
22) Öğrencileri yeteneklerine göre üniversiteye yönlendiren bir ölçme ve değerlendirme sisteminin geliştirilmesi;
23) Eğitimin günlük politikadan etkilenmeyen sürekliliği olan bir sisteme kavuşturulması;
24) Farklı programlara dayanan tipte üniversite yapılanmalarına olanak tanınması;
25) Üniversitelerin bilim üretir hale getirilmesi;
Bilimin kök salacağı bir sosyo-ekonomik yapı için:
26) Rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçisin koşullarının yaratılması;
27) Bilim ve teknolojiyi stratejik değişken olarak temel alan, stratejik planlama anlayışının benimsenmesi ve Türkiye için uzun erimli bir gelecek öngörüsü ile istenen geleceği yaratmamıza hizmet edecek bir teknoloji öngörüsünde bulunulması;
28) Ulusal inovasyon / yenilik sisteminin kurulması;
29) Rekabet üstünlüğü, ekonomide büyüme ve yaşam kalitesi için tek seçeneğin, bilimde ve teknolojide yetkinlik kazanmak olduğu bilincinin topluma yerleştirilmesi;
30) Bu görüşün eğitim / öğretim sistemine yerleştirilmesi;
31) Bölgesel ve yerel dinamikleri harekete geçirecek katılımcı karar mekanizmalarının ve ağ yapıların kurulması GEREKLİDİR.
Dünyanın bugün içinde bulunduğu ortamı incelediğimizde önümüzdeki yirmi yılın Türkiye için büyük bir fırsat olduğunu görmekteyiz. Bu fırsatı gerçekleştirmede en büyük ve önemli kaynağımız genç nüfusumuzdur. Bu nüfusun aydınlık ve akılcı eğitilmesiyle yenilikçi, üretken, girişimci, dünyanın birinci liginde oynayan bir Türkiye oluşturabiliriz. Aksine bir durumda bu nitelikte bir eğitimi sağlayamaz isek Türkiye dünyanın üçüncü ligine düşer ve adından uzun yıllar söz edilmez.
Mevcut siyasal partilerden farklı, yeni bir siyaset tarzı uygulayacak çağdaş sosyal demokrat bir parti yukarda sayılan önlemleri hayata geçirerek Türkiye’yi dünyanın önder ülkelerinden biri yapabilir.
“Aydınlanma Çağı” terimini Batı Avrupa’nın tarihinde 18. yüzyılın hemen başından Fransız Devrimi’ne kadarki dönem için kullanılır.
2. Karlofça Anlaşması için heyetler arasında barış görüşmeleri yapılırken yabancılara ayrılan odanın eşiğine muska koymak suretiyle dillerinin bağlanacağına; Nizip Savaşı’nda komutanın katırının kuyruğunun dik durup durmadığına bakarak saldırı ya da bekleme kararı için ‘şanslı vakti’ tayine kalktığımız için yüzümüz yere çarptı. İkinci Abdülhamid’den merakını gidermek amacıyla Kur’an isteyen Avusturya Macaristan İmparatoru’nun arzusu yerine getirilirse günaha girileceği fetvasını veren; sıtma salgını başladığında sokak aralarında Buhari’nin hadis kitaplarının dolaştırılmasının kâfi geleceğine hükmeden, Karaköy – İstiklal Caddesi arasında yapılan tünele “hayattayken Müslümanlar toprak altına giremez” diye fetva verip tüneli çalıştırmayan da aynı kafaydı.
17 Nisan 2009-Ömer Kaymakçalan
DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.
Üye Ol Şimdi DeğilÜye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.