|
Şimdi; Kanada, İsviçre, Finlandiya gibi ülkelerle komşu, kanka filan olmak vardı ya... Şu an; birde bizim komşu ve birlikte yürüdüğümüz adamlardaki zihniyete bah... ![]() Kader utansın Günümüz Türkiye'sine gelsin: Videoyu izlemek için tıklayınız |
| katar suudi arabistana ne yaptı bilen var mı? |
|
Serin hikaye birader... Tecavuz aski muslumanlarin bir numarali ozelligi, hele eger arkasindan tatli niyetine arap poposu emmek var ise menude, bas koseyi kimseye kaptirmaz, kokusmus sahiplerini tatmin etmek icin kendini onlarin altinda bulursun. Bu sekilde kendi dilini de unutup, koleligin tadina bakarsin. Ayni su an yaptigin gibi; "Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü havkurmak anlamı Sıcak bir şeyi soğutmak ya da soğuk bir şeyi ısıtmak için üflemek." |
türk milletinin akıl ve feraseti dediğin şey de bugün araplaşmaya meyil ediyor. en azından bunu savunman güzel. çünkü araplaştıkça hızla dibe doğru batacağız. |
|
|
fenikelilerden yazıyı aldı romadan hukukunu aldı yunanlardan bilimi aldı orta çağ ile karanlık bir döneme geldi sonra binlerce yıl önce aldıkları bilgileri tekrar hatırlayıp uyguladı ardından osmanlıyı darmadağan ettiler viyanada sen ne yaptın ? madem bilimin sanayin ileri söyleyim sen şunları yaptın 1.hazarfeni ve daha nice bilim insanınını cezayire sürgüne yolladın 2.tarihimizin belkide en büyük haritacısı olan piri reisin kafasını kestin (ödül olarak) 3.en zengin olduğun dönemde zenginliğine rağmen aldığın vergilerle en uzun sürecek celali ve daha nice isyanların başlamasına sebebiyet verdin 4.600 yıl boyunca hiç bir şekilde bilim bulmadın olanı yedin 5.sanayini ekonomi anlayışını değiştirmedin elinde olanla saraylar yaptırdın sonuç? duyuyu umumiye daha yazmama gerek varmı ? |
|
Afrika başta olmak üzere tüm dünya genelinde sayısız insan açlıktan ölüyor! Keşke o garibanlara dağıtılsaydı para, sırf gösteriş olsun diye gereksiz yere milyar dolarları denize dökecekler. Çok yazık çok. |
| Kalleş Suudi yönetimi sonunda bunu da yaptı ya, yazıklar olsun, Allah belalarını versin, ulan sonuna kadar Katar'ın yanındayız... O kral olacak it geberir inş. |
|
Allah aşkına ne zırvalıyorsun sen ya! Matbaa Osmanlıya 200 sene sonra gelmedi!! Bu konuda yapılmış araştırmaları okuduğunda ihtiyaç duyulan yer ve zamanlarda kullanıldığını görürsün.Her duyduğunuz doğru değil. Sizin avrupa sevdanız sadece şekil taklitçiliği. Bir nevi tecavüzcüsüne aşık olan insan sendromu yaşıyor ve avrupa olursak bizde onlar gibi oluruz sanıyorsunuz. Ebulfeyz Elçibey'in dediği gibi "siz Türk olduğunuzu unutsanız bile düşmanlarnız unutmaz." Ayrıca İslam bizi araplaştırmadı, aksine bugün Macar, Bulgar ve diğer hristiyanlaşan Türkler gibi asimilasyona uğramamızı da engelledi. |
| O paranın yüz katı parayı çöpe atarbilirler ama dünya fakirlerine harcayamazlar. Çünkü içinde bulunduğumuz dünya düzeni bunu engelliyor. |
|
Binlerce yıl öncesine aslında Avrupa medeniyetin zirvesindeydi, hatta çağlar ötesiydi. Sonra bir meteor düştü Avrupa'ya, medeniyet falan hiç bir şey kalmadı ilkel yabani toplum oldular. Yıllar yıllar sonra bir meteor daha düştü Avrupa'ya. Her şeyi hatırlayıverdiler ve tekrar medenîleştiler. Kesinlikle Doğudan faydalanmadılar, zaten her şeyi biliyorlardı. Ya, işin gerçeği böyle işte. |
Yooo hiç yanlış anlamda kullanmamış. Boşuna aksini iddia etmeye çalışma anlamında kullanmış öz "Türkçe" kelimeyi. |
Kim demiş tarih sıkıcıdır diye. Uzun ama keyifli bir yazı. Abdullah Cevdet kafalara ithaf olunur. ..... Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün, 1500'lerde İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu: İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı . Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu. Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak ta bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizce'deki 'banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın' (Don't throw the baby out with the bathwater) deyimi buradan gelmektedir. Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, bö cekler) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizce'deki 'kedi-köpek yağıyor' (It's raining cats and dogs) deyimi buradan gelmektedir. Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir. Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor) tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (thresh) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı 'thresh hold' (saman tutan; Türkçesi eşik idi. Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine asılı durumdaki büyük bir kazanın içinde yapılıyordu... Her gün ateş yakılıyor ve kazana bir şeyler ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et pek bulunmuyordu. Akşam yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor, gece boyunca soğuyan yemek ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam ediliyordu. Bazen bu yahni çok uzun süre kazanda kalıyordu. ' Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk, kazandaki bezelye lapası dokuz günlük' (peas porridge hot, peas porridge cold, peas porridge in the pot nine days old) tekerlemesinin menşei budur. Bazen domuz eti buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı . Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara gösteriş yapıyorlardı. Birisinin eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu etten küçük bir parça keserek misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı. Buna 'yağ çiğnemek' (chew the fat) adı veriliyordu. Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesler buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki yaklaşık 400 yıl boyunca domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü. Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı . Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında 'tabak ağzı' (trench mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu. Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aile orta kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı. Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne yatırılıyor¸ aile etrafına toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna 'uyanma' nöbeti deniyordu. İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir 'kemik evi'ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı . Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde iç tarafta kazıntı izleri olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri gömüldüğü ortaya çıktı. Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyu mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti 'graveyard shift') denirdi. Bazıları zil sayesinde kurtulur ('saved by the bell') bazıları da 'ölü zilci' (dead ringer) olurdu. Gerçekler bunlar: Kim demiş tarih sıkıcıdır diye: Ortaçağda Avrupa'daki rahibelerin yüz ve ellerinden başka yerlerini yıkamaları kesin olarak yasaklanmıştı. Kastilya Kraliçesi İsabella bile 50 yıldan fazla süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı. Kirlilik adeti Amerika'ya da bulaşmış Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde ''banyo yapmayı yasaklayan'' ya da belirli kısıtlamalar getiren kanunlar çıkarılmıştı. Philadelphia' da ise kanunla bir ay içinde birden fazla banyo yapan insanlar cezaevine gönderiliyordu. Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa'da lazımlıkları sokaklara boşaltma adeti 17. yüzyıla kadar sürdü. Fransa krallarından 14. Louis, gününün belli bir zamanını lazımlığında oturarak geçirir, devlet işlerini de buradan yürütürdü. 1600'lerde İstanbul'a gelen İngiliz büyükelçiler, lazımlık kullanma ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden şehirden uzak olan Tarabya'yaki bir konağa gönderilmişti. 19. yüzyıla gelindiğinde, kesin olarak tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine Taksim'e taşınmalarına izin verilmişti... Dr. Ali Erkan Balcı |
| Nedense bana Kanal istanbul projesini hatırlattı. Oda istanbulun avrupa yakasını ada yapıyor. |
| E biz de kanal istanbul ile değiştiriyoruz.. |
| Dünyada haritadan silinmesi gereken 3 ülkeden biridir. Suud şerefsizleri İsrail ve ABD. bunlar dünyada ve bölgede fitne yayan varoluslari ile huzur bırakmayan aynı Arabanın beygirleridir |
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesajda bahsedilenler: @iamburak