Arama butonu
Bu konudaki kullanıcılar: 1 misafir, 1 mobil kullanıcı
49
Cevap
1462
Tıklama
1
Öne Çıkarma
Siyasi ve Toplumsal Çöküşe karşı çözümler ( Beyin Fırtınası ile ) evladiyelik tutar mı sizce ?
S
9 ay (38391 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

Bu konuyu / başlığı açmama vesile olan Serdar Akinan ın Youtube daki son yayını ile yapıcı eleştirilerle gerçekten mayasını tutacak mı ? Ya zamanla yozlaşabilir mi ? Düşünülen sistemde kendi içinde öz kontrol mekanizmaları işlevsel midir bir açık olabilecek haller veya olgular var mıdır ? ,



SİYASETTE GÜVENE DAİR ÇÖZÜMLER


Zaman damgasında 3.33 ten sonrasını buradaki konumuzla ilgili başlamaktadır. İsteyen baştan da izleyebilir ama güncel meseleler hakkındadır.



Serdar Akinan ifadelerinden tohumlama demesinden esasında beyin fırtınasına niyetlenmiş ama geri bildirimler filan bir netice almamış taki yakın zamanda kendisine dün sunulan fikirler ve belgelerle ( kapsamlı sunum dosyası imiş ) bizlerle paylaşma kararı almıştır.


Kendisi inanıyor ümit ediyor ve meseleye kişiler odaklı değil ( Recep, Ekrem, Mansur, Selahattin vs ... ) esaslı olgulara dayalı ele almaktadır. Yani devletin her hangi bir kademesindekiler için muhtarından en baştakine kadar ...

Kurtarıcı kültürü ve beklentilerin beyhude olduğu sistemsel değişikleri vurgulamaktadır.

Serdar'ın paylaşımlarından da anlaşılacağı üzere elinde birden fazla çarklı öneri planlama var ama kendisi bizlere bu çarktan ( dişliden ) bir tanesi üzerinden ele almaktadır.



Serdar Akinan'a gönderilen bu sunumda fikren emeği geçen kimlerdir ( bir grup olduğu belirtiliyor ) bilinmez ama buradan da teşekkürü borç bilirim kendi adıma elbette . İçimden bir ses DH formunu da üyeleri de veya takılıyorlar da derim :) .





https://www.youtube.com/watch?t=213&v=8tCqI1Pive0&feature=youtu.be
< Resime gitmek için tıklayın >


< Resime gitmek için tıklayın >


< Resime gitmek için tıklayın >




< Resime gitmek için tıklayın >



< Resime gitmek için tıklayın >



< Resime gitmek için tıklayın >



< Resime gitmek için tıklayın >


< Resime gitmek için tıklayın >



< Resime gitmek için tıklayın >


< Resime gitmek için tıklayın >


< Resime gitmek için tıklayın >


< Resime gitmek için tıklayın >


< Resime gitmek için tıklayın >



🟢 1. HAVUZ – Gönüllü Ağı
Tanım: E-Devlet onaylı 10.000+ gönüllüden oluşan bir denetçi havuzu.
Amaç: Denetim görevleri için güvenilir, kimliği doğrulanmış kişilerden oluşan geniş bir kaynak sağlamak.
Not: Bu kişiler farklı bölgelerde bulunur ve sistemde aktif olarak görev alabilir.

🔵 2. KÖR ATAMA – Rastgele Görevlendirme
Tanım: Denetim yapılacak konuma en yakın 7 kişi rastgele seçilir.
Amaç: Görevlendirmede torpil, yönlendirme veya çıkar ilişkisini engellemek.
Not: Seçim algoritması konuma ve zamanlamaya göre otomatik yapılır.

🟣 3. İZOLASYON – Denetçilerin Birbirini Tanımaması
Tanım: Görevlendirilen kişiler birbirini tanımaz, iletişim kurmaz.
Amaç: Koordineli manipülasyon veya ortak sahte raporlamayı önlemek.
Not: Her denetçi bağımsız çalışır ve yalnızca sisteme veri gönderir.

🟠 4. KANIT – Nesnel Veri Toplama
Tanım: GPS ve zaman damgalı fotoğraflar ile kanıt sunulur.
Amaç: Denetimin gerçekten yapıldığını ve doğru yerde gerçekleştiğini belgelemek.
Not: Fotoğraflar sistemde otomatik olarak doğrulanır.

🟡 5. KONSENSÜS – Çoğunluk Onayı
Tanım: 7 kişiden en az 5’i aynı yönde onay verirse işlem geçerli sayılır (%70).
Amaç: Tekil hataları veya kötü niyetli bireyleri sistem dışı bırakmak.
Not: Farklı görüşler varsa sistem uyarı verir ve yeniden denetim isteyebilir.
Bu sistem, özellikle yerel denetim, seçim güvenliği, kamu hizmeti kontrolü gibi alanlarda uygulanabilir. İstersen bu yapıyı bir örnek senaryo üzerinden de anlatabilirim: mesela bir belediye parkının gerçekten yapılıp yapılmadığını doğrulamak için nasıl çalışır?











Evet izlediyseniz, sizlerin de görüşlerinizi merak ediyorum yani kuru kuru evet hayır gibi değil nedenleriyle kısa veya uzun ifade etmenizi davet ediyorum.


Bence bu sistem akıcı olacak mı ? Velevki doğru görünsün ama pratikte istenen hedeflerde gecikmelere vesile olacak mıdır ? Amerika'da bile farklı bir sistem var orada bile Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki çekişme her kademede olması ile bir çok karar sürümcemede kalmaktadır bazen Başkanlık Yetkileri ile kısmen çözümler veya bir çıkış yolları uygulanabiliyor.


Yani bu karar da bazen çabuk kararlar alınması gerektiren hallerde atiklik olmayan sistem çökebilir de ...

Seriye bağlanan hızlı etkin netice alır misali ama sistem sağlıklı ise ...

Bu sistem ideal gibi görünse de yavaşlama her alanda her detayda sorun çıkartacaktır. Diğer bahsedilmeyen çarklar ( dişliler ) şahsen tahmin etsem de bu temel mantıkla ele alırsak kabaca açığa da çıkmaktadır ki bence bu sistem iyi niyetli olsa da vaktinde yapılmayan geç gelen adalet misali geç işleyen hantallaşmış bir bürokrasi sistemi yaratacaktır. Yani yozlaşmaya güvenin tahsis edileceği mutlak olsa da bedeli de ağır olacaktır zaman . Bazen geç kalınan kararlar da hiç yapılmamış gibi veya tersi yönde kararlar gibi netice aldırabilir ...





Bir başka kritize etmede ise : Türkiye'de on yıllardır AKP öncesi de dahil kabaca Cumhuriyet ten beridir bu topraklarda galeyana gelme kültürü hep sıcak tutulmuştur yani artık bir merkezden harici veya dahili etkileşime gerek kalmadan da herhangi bir konuda kişide olguda vs birden 180 derece ters dönüşler gerçekleşebilir ... Mesele laiklik veya dini veya etnik temelli veya göç politikaları demografik meseleler vs bir kişi üzerinden veya kesimler üzerinde de merkezi tetikleyicisi olmadan da galeyana gelme durumları hep sıcaktır ... Gezi Olaylarında da gördük ... 6-7 Eylül Olaylarında da Trakya Olaylarında da Madımak Katliamlarında da ... Bazıları planlı derin devlet işleri nabız yoklanması içindi ama artık nabzı tekrardan yoklamaya gerek yok bence kemikleşmiştir! Yani ciddi bir meseleden tutun basit bir siyasi görüş üzerinden bile linç veya tepki veya antipati temelleri mantıksal değil kitlesel hezeyan etkileşim güdülenmeyle de Serdar'a sunulan Denetim Mekanizmasındaki basamaklarda bile aksaklıklar veya kararlarda tutarsızlıklar tek tük değil ciddi oranlarda da gerçekleşebilir. Yani onbinlerce kişinin yüzdesine mi bakılacak ? Kararların etkisi esasında nedir ? 10binlerce kişi enaz diye olan kişilerin birey bazında bin TL filan riski olması da ne kadar caydırıcıdır ?


Hacklenmeler meşhurdur istediğiniz kadar kırılmaz deyin Kuantum PC lerde anında kırılıyor ... Hacklendiğinde tek tek kişilerin oyları da belli olup bu kişiler hakkında profil analizi oluşturulup açıklarını da pekala bulabilirler şantaj veya rüşvetle sonraki veya mevcuttaki kararlarda veya devam eden kararlarda veya dönemlerde resmen müdahale edilebilir yani görünürde bağımsız bilinmeyen gizli onbinler ama esasında öyle değildir.

Türkiye her daim bu tür oluşumlarda yontma kendine çevirme yorumlama da vardır yani zamanla değiştirecektir... Türk Tipi Başkanlık gibi Türk Tipi Denetim vs denir ...


Bence çekirdekten aileden eğitim şart yani ebeveynler öncelikle eğitimli bilinçli olacak ki evlatlarını da örnek olsun sonrasında da çevresindekiler okuldakiler vs 18 yaşına geçecek yolunu çizecek 25 yaşları filan anca bir netice alınır kabaca en az 2 nesil net gerekir ortalama 50 yıl derim en iyimser 40 yıl ...

Fikirde temel dikkat edilirse caydırıcılık en had safhada ... Gelişmiş ülkelerden Almanya da bir çiftçi kendi mahsülünü kendisi başında değil kamera da yok gelene fiyatları etiketleri ortada parası da ortada para üstü alan da ürünleri alan kendisi hallediyorsa burada temelden bir ahlak anlayışı vardır dedirtir ... Yani iyi insan olmak için korkulara dayalı bir sistem ne kadar iyidir ? Eninde sonunda açığı bulunur suistimal edilir.


Duruşum kötümser ( pesimisttik ) olarak ta görmeyin ama mevcut durumda da denize düşen yılana sarılır misali şuan yılan olmayan ama ilerde yılana dönüşecek fikriyatlara da bel bağlanmamalı derim ...


Meseleleri önce kökünden kapsamlı ele almak öyle çözüm önermek gerekir.


Sorunun bir parçasıyız ve çözümün de bir parçası olamayız! Aramızda veya Serdar'a sunan ekip yurtdışında da yaşamış veya hep orada da olabilir ama ne kadar sağlıklı ele aldıkları muamma. Elbette bir çaba niyet var takdire şayan ...


Bu sistemde nasıl ele alınırsa domino taşları etkisi misali zincirleme felaketlere vesile olabilir mi ?

Her kademede neredeyse denetlemeden bahsediliyor gerçekten de oldu mu ?




Ben derim ki, bir oyun geliştirilsin simülasyon olarak bu mantığa göre kurallar yapılar yüklensin. Birileri de test etsin tüm olasılıkları tek tek ... Süper Bilgisayarlar, Yapay Zeka veya Kuantum Bilgisayarlarından yardımla modellemeler simülasyonlar pekala yapılabilir...

Bir netice rapor görebilir miyiz ?


Ele alınanlar dikkat edilirse sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer düsturuyla çözümler üretilmiştir lakin olası yeni sorunlara karşı bambaşka olması halinde de protokoller nelerdir ? Beklenmeyen gelişmelere karşı otomasyon veya manuel elle denetim mekanizması göremiyorum ...


Kişi aday olacak veya denetim mekanizmalarında onbinlerden bazıları geleceğini sonunu biliyor kanserdir vs . Bu halde iken bazıları elbette hayatı dolu dolu yaşamakta ister veya aksine gizliden gizliye yönetime veya denetime de katılmak isteyebilir ve en başta belirtilen şartlı senetler filan hepsi anlamsız kalabilir. Yani arkasında bırakacağı bir aile kişisi var mıdır varsa da daha önceden mi verdi vs bunlar hem yönetime aday olmak isteyenlerce hem de denetçi tarafındakilerce ele alınmamıştır.

Neden derseniz teröristlerde veya intihar bombacılarında genel de kanserdir vs kişiler tercih edilmesi akla getiriyor. Elbette yönetimi terörize için değil de başka emeller için de geçmek isteyebilir bir başka kişilerin önünü ticarette vs açmak gibi veya bambaşka gerekçelerle de olabilir ...

Satın alınamaz denetim mekanizması gerçekten de uygulanabilir mi ? Denetçi kurumlar da ne kadar denetlenebilir ? Anonim Dağıtık Ağlar ne kadar sağlıklı olacaktır ?







Bu proje sisteme göre şöyle de sorgulanabilir : En basitinden, kendi mahallende şehir yapılaşmasında Zabıta lık meselelerde birşeylere şahit oluyorsun suç kaçak vs ama sen de yapıyorsan karşı çıkamıyorsun ... Bahsedilen sistemde tıpkı Kadınlara Seçme Seçilme Hakkı ilk veren ülkelerden biri olan Türkiye'de pratikte kadının yeri nedir i gibi pratiğe dökülebilir olacak mıdır ?

Yani kuralların varlığı netice aldıracak mı ? Sürdürülebilir olacak mı ?


STK lara güven temelli bir yapı ! Peki bu STK lar da yozlazmışsa ne olacak ?

Yıllar önce Fetöcülerin yurtdışına kaçma için sahte kimlik pasaporta kaynağından çözmeleri gibi yani muhtarlıktan sahte evrakla olmayan veya yeni bir kişi oluşturulur gerisi zaten geliyor yani orjinal pasaport elde ediyorsunuz! Bunu da yıllar sonra haberlerde okuduk! Yuh dedik değil mi ? Yani bazı basit temelden yozlaşınca sistem orjinal şekliyle kandırılıyor suistimal de ediliyor ...



Bu sistem Almanya gibi ülkelerde başarıyla uygulanabilir ... Bu sefer de Almanya'da gerek yok ki diyebilirsiniz ... Mesele gerekli değildiri değildir uyarlanabilirliktedir...


Serdar Akinan belli ki siyasilerin parti değiştirmelerinden vaatlerin yerine getirilmemesinden bıkmış. Kendisine paylaşılan bir sürü dokümanlar da varmış. Zamanla bahseder sanırım ...


Akıllıca bireyleri örgütleyerek uygulanabilirliğine inanmaktadır ...


Evet sizlerin görü(ş)leri nelerdir ?

Beyin fırtınasına hoş geldiniz...

DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.

Üye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.

Üye Ol Şimdi Değil



Konu troller toplantısı gibi olmuş. Sıradan işinde gücünde olan birisi böyle uzun uzun yazılar yazmaz algı oluşturmaya çalışmaz.
Sıradan bir üye 2 satır veya biraz daha uzu...
Yoruma Git
Yorumun Devamı Vanished Man - 9 ay +4 ▲
Bankanın havadan para yaratmasına kızıyorsun da ev sahibinin havadan değer yaratmasına neden ses çıkarmıyorsun? Ev sahibi 25 yıl çalışıp evi alıyor, ama sonra bankalar gibi ömü...
Yoruma Git
Yorumun Devamı dine mine ne - 9 ay +3 ▲
D
9 ay (2703 mesaj)
Teğmen

Beyin fırtınasına hoş geldiniz demişsin ama ben bu başlığın fırtınadan çok sis bombası gibi çalıştığını düşünüyorum, çünkü milli iradeyi baypas etmeye çalışan dijital bir vesayet arayışı kokuyor ve toplumsal-siyasi çöküş diye etiketlemek de resmen felaket tellallığıyla algı yönetimini paketleyip millete yedirmeye benziyor, türkiye yüzyılı vizyonu ortadayken ülkenin gerçek potansiyelini konuşmak yerine karamsarlık pompalayan bu tarz kurgular bana açık açık moral bozma operasyonu gibi geliyor.

Siyasetin meşruiyet kaynağı algoritmaya hapsedilmiş kripto cüzdanlar falan olamaz, meşruiyet sandıktan çıkar, nokta; halkın seçtiği liderin yetkilerinin anonim bir vatandaş ağı tarafından kısıtlanması demokrasinin ruhuna aykırı, hatta baya bildiğin teknokrasi denemesi gibi duruyor, yani sandık var diyorsun ama direksiyona oturanı sen seçmiyorsun, şifreyi bilen seçiyor gibi bir şey bu, kusura bakmayın da buna demokrasi demek saflık olur.

Bir de anonim ağ deniyorya, burada asıl tehlike başlıyor çünkü kim olduğu bilinmeyen insanların devleti yönetenleri denetlemesi diye süslenen şey, geçmişte yaşadığımız gizli yapılanmaların ya da dışarıdan sızmaların kapısını aralayacak kontrolsüz bir alan üretir, sonra bir bakmışsın yeni bir vesayet odağı daha kurulmuş.

önerilen çoklu imza modeli desen, türkiye’nin eski koalisyon dönemlerindeki hantallığını ve karar alamama krizlerini geri çağırır, başkanlık sisteminin hızlı ve etkin refleks üretme mantığına ters bu işler, devleti kilitlersin, kriz anında imza aramaktan ülke sahipsiz kalır, o an ekonomi mi , sınır güvenliği mi, afet mi yöneteceksin; devlet dediğin şey bazen saniyelerle yarışır, kod satırıyla yürütülen laboratuvar deneyi değil ki bu.

çünkü siyaset dediğin şey yaşayan bir organizma gibi, her an zıddıyla çarpışıyor ve gerçeklik diyalektik ilerliyor; bugün doğru dediğin yarın şartlar değişince yanlış olabilir, dünyada dengeler oynarken manevra kabiliyeti şart, blokzincir kilidiyle siyasetçinin elini bağlarsan devlet kriz anında nasıl refleks gösterecek, statik bir matematik dinamik bir sosyolojiyi yönetemez, bunu anlamayanlar ekran başında ülke tasarlıyor.

Bir de işin felsefi tarafı var, madem mutlak doğru yok ve her şey göreliyse, o zaman en doğru kararı kimin vereceği sorusu her gün kapıya dayanır, teknokratların yazdığı yazılım mı karar verecek yoksa halkın içinden süzülüp gelen liderlik mi, ben burada iyi niyetli bir reform aramıyorum açık konuşayım, benim gördüğüm şey vesayet arzusu, yani millet seçmesin de bir mekanizma seçsin kafası.

ülke savunma sanayiinden enerji bağımsızlığına kadar devasa bir kavganın içindeyken siyasetçinin mal varlığını kripto cüzdana rehin bırakma gibi teorik fantezilerle uğraşmak bana boş iş geliyor, gerçeklik sokakta, fabrikada, cephede; simülasyonda değil, bu tarz teknolojik çözüm paketleri de genelde batı merkezli iyi yönetişim masallarının dijital kılıfı oluyor, yerli ve milli duruşla uyumlu değil, he olur mu olur belki ama bu kapitalist çıkar düzeninde kolay değil, hatta baya zor, dünya onaylamadan da kimse kendi başına cikip bu teknokratlık oyununu kendine oynamaz.


Bu mesaja 2 cevap geldi.
O
9 ay (15160 mesaj)
Yarbay

Profilinde Trump resmi olan ve Serdar Akinan'ın kanaatlerine güvenen bir tipolojiden beyin fırtınası çıkmaz zaten üstad :)

Bu arkadaşlar teknolojiyi kendi kendine ortaya çıkan masum bir fenomen olarak görüyorlar sanırım. Bugün dünyada hegemon bir güç gibi davranan Tekno-feodalizm tehlikesi konuşulurken irademizin bu teknotratlara devredilmesi ürkütücü sonuçları olur.. Cari düzenler bile bu şirketlerle nasıl mücadele edeceğinin yöntemleri üzerinde düşünürken tamamen teslimiyetçi bir politika önermek akıl alır gibi değil..


Bu mesaja 1 cevap geldi.

Bu mesajda bahsedilenler: @dine mine ne
V
9 ay (18247 mesaj)
Yarbay

Konu troller toplantısı gibi olmuş. Sıradan işinde gücünde olan birisi böyle uzun uzun yazılar yazmaz algı oluşturmaya çalışmaz.
Sıradan bir üye 2 satır veya biraz daha uzun bir yazı yazar vaktini burada harcamaz.



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
S
9 ay (38391 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

Açıkçası Serdar Akinan'ın dile getirdiği ama kendisine ait olmayan sadece bu tür bir şeyleri evvelden beridir düşündüğü ancak bahsedilenler başka bir grup kişilerce harmanlanmış kendisi sadece elçi misali aktarmaktan ibarettir.

Ben de bu bilinçle buraya foruma taşıyorum ama eleştirel düşünme ile kendimce aklıma gelen olası sorunları açıkları yapıcı bir dilde sorgulatmak istedim sizlerle.


Biraz sığ ele almadık mı ?


Klişeleşen Milli İrade üzerinden mi ele alınmalıdır?

Milli İrade teoride ve pratikte nedir ne hale geldiği kabak gibi ortada...


Tanımsal terminolojiler ile yaşanan terminolojiler bambaşka olmuş yani yozlaşmış farkında mısınız?


Kendi iç dinamiklerimizle çoğulcu yaklaşımla anca çözüme giden bir başlangıç elde edebiliriz ...


Felaket tellallığı demeyin ama durum böyle ...

Moral Bozma demeyelim de reçete acı şifa verecektir lakin. Amaç hazmı kolaylaştıran anlaşılır kılmaktır ve varsa da noksanlıkları dile getirmektir ...


Ülkemizin gerçek potansiyeli bence konuşulmuyor. En büyüğü insan bireydir sonra çevresindeki cansızlardır geliştirilmesi gerekli fikirlerdir ...


Sandıktan çıkar ilk bakışta hoş lakin geçekten de eğitimli ve zengin birisinin oyu bir olması eşitlik tanımına mı girer yoksa katkın ne kadarsa o kadar hakkın vardır kabaca bu bilinci de aşılamak gerekmez mi ? Bu bahsettiğim Serdar ele almamıştır yani bambaşka bir detaydır dile getiriyorum kendimce ... Aşağılama eşitlik karşıtlığı değil gerçekler ... Çoban nereden bilsin kendi uzmanlığı dışındaki meselelerde ...


Bence temek oylama herkes uygulanır ama uzmanlık gerektiren veya sermaye gerektiren olgularda da buna uyan kişilerin ayrı üst detaylı oylaması gerekir. Artık dijital oylama gereklidir aynı günde birkaç saatte bitirilir sonuçlar anında çıkar . Teknoloji avantajları da sonuna kadar hayatımızda kolaylaştırıcı olarak kullanmalıyız.

Atanmışlar yerine daha da adil demokratik seçimler sunabilir. Mesela Vali seçimleri Vatandaşlarca belirlenir ... Türkiye baya geride ...


Siyaset yaştan organizma diyorsunuz lakin atananlar ve seçilenlerin kendileri belirlediği bir hale gelmiştir. Hatta vekiller parti değiştirmesi seçmenlerce küfür olarak görülmektedir belediye meclisleri de dahil ... Neden acaba ? ...


Teknokratlar gerekliliğini ben de her daim savunmuşumdur . Bazen de tuzun kendisi acıdır ama çorba tatsızdır o acımsı malum tuz lezzet katar . Yani sade dar açıdan ele almamalıyız derim ...


Bende de çabuk manevra zarar görebilir endişesi var ağır bürokrasi Amerika da örnek hep beladır ...


Doğru ile hakikat farkını bilmek lazım. Doğru ifadesi değişkendir günlük bile değişebilir. Şartlara göre adapte olabiliyorsan doğru odur bence .


Tabiatta bile adapte olan gelişir ve yaşar olmayan soyu tükenir veya zayıflar. Birçok olgu tabiattan örneklenmektedir sanayi tıp vs ...


Halkın içinden süzülmede kimse ciddi değildir popülist analizleri oy için seçimlerde pazarlarlar ama gerçekleşmez. Mevcut sistem seni de değiştirir güç zehirlenmelerine varan etkileri ortadadır.


Millet her konuda seçebilir mi ? İşin ehlileri seçmesi daha ideal olmaz mı ?

Şahsen niteliksel çokluk tercih ederim niceliksel ama kof bilmeyen oyların desteği de zararlıdır derim ...

Aysun Kayacı çok güzel özetlemiştir çoban ile benim oyum bir olabilir mi diye yıllar öncesi üstelik ... Bir manken bunu diyebiliyor düşünün farkındalığı ...


Gerçek hayattaki olguları emin olun simülasyonu da yapılır. Mesele iklim değişikliği öngörülmesi de süper bilgisayar ile olmuştur ve çok doğru tespitleri de ön görülmüştür . Gibi örnekler çoktur da ...


Batı merkezli değil akıl nerede orası merkezli ...


Benim de eleştirdiğim kısımlarına rağmen bence uygulanabilir veya geliştirilebilir ...


Bu mesaja 1 cevap geldi.

Bu mesajda bahsedilenler: @dine mine ne
S
9 ay (38391 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

Profilden derin analiz yapma be gülüm :/ ...


Serdar ı gözü kapalı savunmuyorum eleştiriyorum da yıllardır Serdar ı da eleştirir ve dh forumda da bahsederim ...

Beyin fırtınası bence çıkar :) ...


Evet her sistem kendi içinde self kontrol olmalı kaygıları anlıyorum. O zaman sizden nedir tehlikeler detaylıca birkaç örnek alalım tekno feodalizm odaklı olacak sanırım.

Realize edelim tek tek anlayalım nelermiş ciddiyim samimiyim. İma yoktur.


Teslimyete karşı mekanizmaları da var deniliyor ama pratiğini görmek için simülasyon veya test bir bölge ülke lazım illa reel de olacaksa ...







https://tr.wikipedia.org/wiki/Neo-feodalizm

Serdar ın aktardığı düzen ile Neo federalizm ile benzerlikleri nelerdir ?




Bu mesajda bahsedilenler: @OPTİMİST
S
9 ay (38391 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

Köleleşenlerin vakti olmaz ...


Bu mesaja 1 cevap geldi.

Bu mesajda bahsedilenler: @Vanished Man
V
9 ay (18247 mesaj)
Yarbay

Kimse yemiyor bunları. Boşuna deniyorsun.



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.

Bu mesajda bahsedilenler: @smart1978
S
9 ay (38391 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

Polemiği bırakta olgulara gelsene...




Bu mesajda bahsedilenler: @Vanished Man
D
9 ay (2703 mesaj)
Teğmen

Geleneksel teknokrat tanımında fail bellidir; imza sahibi, kurumu ve sorumluluğu ile karşımızdadır. Ancak önrilen modelde süreç, tehlikeli bir anonimliğe sürükleniyor. Algoritmalar ve ağlar arkasına gizlenmiş, düğmeye basan ama görünmez olan bir iktidar türü doğuyor. Bilirkişi var ama mekanı yok, yetki var ama muhatap yok.

Dahası, teknokrat figürü insanüstü, saf bir akıl gibi sunuluyor. Oysa o da zaafları, hırsları ve çıkarları olan bir insandır. Siyaseti devreden çıkarıp yönetimi teknokrata teslim etmek, yozlaşmayı bitirmez; aksine satın alınabilirliği kurumsallaştırır. Seçilmiş iradenin önüne çekilen perdenin ardında kimlerin durduğu belirsizleşir ve bu durum, kaçınılmaz olarak teknokratik bir vesayeti doğurur.

Esas problem çoğu zaman aktörlerde değil, sistemin tasarımındadır. Mevcut kapitalist/faiz düzeni; sermayeyi korurken emeği sömüren, parayı üretimden kopuk şekilde büyüten bir mekanizmadır. Bu yapının üzerine teknokratik bir kilit vurmak, küresel sermayenin en büyük arzusudur. çünkü bu sayede halkın muhatap alacağı siyasi merci ortadan kalkar, karar verici mekanizmalar flulaşır ve toplum, sorumlunun kim olduğunu bilemediği bir kurul devletine hapsolur.

Mevcut küresel finansal mimari içinde hiçbir yöneticinin tek başına mutlak refah sağlaması mümkün değildir. Asıl sorun, milli iradeyi baskılayan faiz hegemonyası ve kapalı devre çıkar ağlarıdır. Eğer sorunun kaynağını sandıkta arar ve çözüm olarak demokratik mekanizmaları zayıflatırsanız, yarın karşınıza dikilecek olan sisteme itiraz etme hakkınızı da kaybedersiniz.
Bu öneriler masumane fikir jimnastikleri değil, geleceğin distopyasına bir hazırlıktır. 

üretimin makineleştiği ve insan emeğinin değer kaybettiği bir çağda, kitleleri kontrol altında tutmanın yolu dijital zincirlerden geçmektedir. Dijital oylama ile başlayan süreç, dijital kimlik ve sosyal kredi sistemine evrilerek; kimin konuşup kimin susacağına karar veren, özgürlük ambalajlı bir hapishaneye dönüşecektir.

Asıl tuzak muhatapsızlıktır. Hesap sorulacak bir özne yok, sadece sistem var. Tıpkı kapitalizm gibi; somut bir bedeni olmadığı için yakasına yapışamazsınız ama o, faiz ve borç sarmalıyla toplumu tahakküm altına alır. Küresel sistem bu kadar güçlüyken, çözümün sadece yerel sandıklarda olduğunu ima etmek gerçeklikten kopuktur.

Buradaki temel çatışma, sanıldığının aksine girişimciyle veya zenginle değildir; onlar piyasanın motorudur. Asıl tehdit, paranın emeksizce çoğaldığı faiz düzenidir. Bugün radikal bir kararla borçları silmeye kalksanız, karşınızda ilk olarak o teknokratları bulursunuz. çünkü onlar sistemin bekçisidir ve ekonomik gerçeklik adı altında statükoyu savunurlar. Işte bu yüzden teknokrasi, halkı özgürleştirmez; bilakis sömürü zincirlerini daha da sağlamlaştırır.


Bu mesaja 1 cevap geldi.

Bu mesajda bahsedilenler: @smart1978
K
9 ay (52356 mesaj)
Yarbay

Bu yazıyı okuyan adam kör olur. Okunmaz.



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
S
9 ay (38391 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

O kısım da var ama mevcut yapımızda reelde görünen kişilerin absürt 180 derece dönmeleri veya siyasal döneklikleri tutumları vs ile zaten tehlikeli bir anomalide değil miyiz ?


Bizler organik bir muhatapla meşgale mi olmalıyız ? Yoksa kanunlar gibi yazılı nasıl da insanlar uyguluyor yasadır böyledir kimse aramıyor...


Absürt bir analoji zıplama var şu ifadenizde : Yozlaşma bitmez satın alınabilirlikten bahsediyorsunuz ... Şuan satan nedeni gerçekten de başka değil midir ?

Küresel Sermaye teknokratik düzeni arzular birden ortaya attınız bu fikri destekleyecek bir süreç geçişme analoji sunmadınız ? Bazı kafanızdaki kuruntu vs birden döküyorsunuz hali var ...


Dediğim gibi muhatap alınacak organik fiziksel kişiler varken de ülkeyi satanlar ( başka ülkelerde de vardır ! ) özelleştirme vs ...


Fikir Jimnastiği ( BEyin Fırtınası ) değildir ifadenizi de vardıracak bir analoji göremiyorum sadece bahsettiklerinizde iddia eder gibi sıralamışsınız ama sağlıklı bir bağ ve analoji halen yoktur...


Yakasına yapışma ile nedir bu fiziksel temasla karar aldırma yaklaşımı ? Sanki kavga ile haklılığını baskınlaştırma gibi orman kanunu gibi resmen hak aramada bile cebire varan ama ifade ederken yakasına yapışmalar diye hafifletmeler de bayadır derim ...


Demokrasi salt sandıktan ibaret midir ? Çünkü sandıklar yıllar boyunca anca 1 kere şaibeli mi değil mi veya katılım neden yüksek değil veya bilmeyenlerin eğitimsizlerin veya maddi imkanları olmayanların eşit karar vermesini eşitlik demokrasi olarak mı ele alacağız ? Bir konuda iyi niyetli cahil ile kötü niyetli bilgilinin pratikte bir ama idealde karşı da oy kullanmada bir olması ile demokrasi kisvesine mi inanalım organik ve fiziksel talepler ile masraflar vakit kaybı da cabası ...

Dijital seçime geçilmeli zaten birçok ülkede uygulanıyor ve sık sık ucuza seri kısa sürede bile kararlar daha demokratik ele alınabilir ... Mevcut düzen de yerel veya genel seçimlerde yıllar boyunca aralıklı olması da düşündürücü ...


İnsan bedeni köleleştirilmesine karşı mekanikleşmeler robotların da devreye girmesiyle istihdam azalacak kaygılarına da elbette ikame çözümler farklı alanlara kaydırma veya nüfus planlaması varan çözümler gerektirebilir...

Üniversite açmakla ama istihdam yaratmayarak neden yeni bölümler açılır sürekli veya azaltılmaz düşünmel lazımdır ... Populist siyaset bir yere kadar . Türkiye bu tür lükse ne parası ne de vakti vardır ...


Konudan ayrı detaylara değiniyorsunuz : Sosyal kredi sisteminden bahsediyorsunuz ben bu konuda bir görüş görmedim Serdar Akinan ın paylaşımlarında ... Daha önceki satırlarda da dediğim gibi sizde zaten kafanızda tarttığını şeyler var onları serpiştiriyorsunuz ama sırıtıyor ve sağlıklı bir BEyin Fırtınası da olmuyor parazit oluyor biliniz ...



Yerel yapıların da denetlemede güçlenmesi zaten ulusal veya bu sistem globale yayılsa globalde de doğal olarak çarkı etkileşimleri de olacaktır ...



Haklı olduğunuz ama konumuzda hiç bahsedilmeyen bir detaydan bahsettiniz ben de bahsedeyim konu dışı olsa da dolaylı ilintisi vardır : Faiz meselesi... Türkiye'de faiz doğru kullanılmıyor ... Yoz kullanılıyor ... Ekonominin kendi kurallar vardır bunlara aykırı gidiliyor... Faizler artırıldığında yatırımlar olmaz faize yatırılır ama ortada Dolar da yoksa Dolara yüksek faizler verilmesinin de acı faturasını TL olarak vatandaşa türlü türlü yansıtılmaktadır ... Olay aslında makroekonomik değerler uğruna mikroekonomik enstrümanlara fatura edilmesidir ... Hedef sermaye transferi ise başarıdır! Orta sınıf kıstas iken ortasınıf yok edildi zayıflatıldı ...


Emek veya katmadeğerli ürünlerde beceriksiz olan bir ülkede makro ölçekte rezil olunca ithalden düşük karlarla ürün emekle birşeyler elde edilmesi de son yıllarda yükselememiştir. Bir sektörde bile başarılı değiliz aksine gerileyen çöken sektörler vardır. ÜRetim yurtdışına ya kayılmakta ya da fabrikalar vs kapatılmaktadır ...

Bekçiler statükocular her daim vardır ... Yeni bahsedilen sistemin de işleyişi için bir düzen olması kendi başına bir statükoculuktur... İsimlendirmelere olgulara aşırı absürt takılmamalıyız ...



Türkiye ayrıca çökmesi global zincirleme felaketlere de vesile olacağından dışarıdan da desteklenen yapılaşmalara göz ardı edilmektedir. Nakit Dövizlerde yasadışı kaynağını sormama haddinden fazla defalarca uygulandı . Türkiye'de döviz rezervleri ekside değildir ama o paranın gerçek sahibi yabancılarındır ülke pratikte üstü örtülü başkaların eline geçmiştir ...

Osmanlı ın borcunu bile Osmanlı dan ayrılan ülkelere orantılı Türkiye'de ödemelerini Süleyman Demirel döneminde anca tamamını ödemiştir ... Yani ülke pratikte herşeye gebe ... Adı konmamış ...


Bu halde iken bir şeyler yapmak bence geldi de geçti ...


Bu mesaja 1 cevap geldi.

Bu mesajda bahsedilenler: @dine mine ne
S
9 ay (38391 mesaj)
Yarbay
Konu Sahibi

Kitap okunuz ... Günlük en az 50 sayfa seri tek seferde okumaya başlayın ...


Gözü yoran PWM li ekranlardan da uzak durun.


Bu mesaja 1 cevap geldi.

Bu mesajda bahsedilenler: @Kartal Göz
O
9 ay (15160 mesaj)
Yarbay

Kadim bilgiye dayanan, tarihsel gerçeklik ile uyumlu bir metafizik anlam üretmemiz gerek. Şunu demek istiyorum : Tanrı tasavvurumuzu hatırlayarak buna göre - Tanrı'nın Alemle ilişkisini , hayatın ve insanın bu dünyadaki maksadını , tarihsel gerçekliği dikkate alıp yeniden tanımlamamız gerekiyor.

Bu üç sütunu yeniden ayağa kaldırmazsak ne siyaset, ne adalet ne de toplumsal birliğimizi sağlayamayız. Batıdan ithal fikirler ile harç bitti yapı paydos..


Bu mesaja 1 cevap geldi.
K
9 ay (52356 mesaj)
Yarbay

Aslında ben günlük ve çok uzun yazılar okurum ama sonuçta insanız ve limitlerimiz var. Yine de vurgulamak istediğim yazının uzunluğuydu. Bir de bakıyorum mesela bazen konu açıyorsunuz açtığınız konuda sadece sizin uzun mesaj spam'larınız oluyor ve sizden başka pek yazan olmuyor. İlginin olmadığı yerde şahsen konuyu canlı tutmak için zorlamazdım, çok anlamsız.





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Kartal Göz -- 17 Ocak 2026; 23:55:23 >

< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.

Bu mesajda bahsedilenler: @smart1978
T
9 ay (22821 mesaj)
Yarbay

Parkın denetlenmesinden bahsedilmiş. Mesele o kadar basit değil ki. Asıl mesele o parkın gerçeğinden 3-5 kat pahalıya yapılıp -yapılmadilığı

Beledeye başkanı park yapmadığı veya kreş yapmadığı için parasını el mi koyacağız ? Ama isterse su ve ulaşım ücretlerini %100 zam yaparsa onu da yapabilir. Vaatler üzerinden malvarlığına haciz fikri saçma zaten malı olmayan aday olduğunda emek ipoteği denmiş. Bu durumda vaadi yapmayınca 20sene kürek mahkumu mu olacak?

Biz siyasileri güvenmiyorsak hangi alanlarda yolsuzluk varsa onu piyasa denetimine sokmak gerekir. Bunun için 1. Paranın karşılığı olmalı . Para bazı entialara karşılık basılırsa kimin yolsuzluk yaptığı kolayca anlaşılır 5 sene geçse bile 2. İmar rantı topluma ait olmalı eğer bir arazi 1 kilo altından 10 kilo altına çıkmışsa devlet bu 9 kilo altın farkını almalı bunun etrafından dolaşmak isteyenleri engellemek için beyan edilen satış bedelini devletin alma hakkı olmalı yani 50 milyonluk yer 5 milyona deniyorsa devlet 5 milyona alabilmeli 3. Ülkedeki tüm madenleri barajları vs devlet işlemeli ama maaşlar piyasa belirlemeli. Eskiden devlet hep zarar etti madenlerden ,seka 'dan vs bunun da nedeni yandaşlar burada ihya ediliyordu şimdi de yandaş firmalar ihya ediliyor. Özellikle kamuda grev yasağı olmalı ki kamu fabrikaları çoğalabilsin yine işsizlik yüksekken özel sektörde de grev yasağı uygulanmalı 4. Merkez bankasına ait olması gereken senyoraj geliri şimdi özel bankakar almış durumda bu sona erdirilmeli. Bu durum enflasyonu patlatıp halkı fakirleştiriyor. CHP iş Bankasını iktidar kamu bankalarının arpalık gibi kullandığı bunu dillendiren olmuyor



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >

D
9 ay (2703 mesaj)
Teğmen

Arkadaşlar eğer yazıları dinleyerek takip etmek istiyorsanız bu Chrome eklentisini kullanabilirsiniz.


https://chromewebstore.google.com/detail/text-to-speech-extension/dgfphehljklflggebnikioimdpjoblim

Linki açınca Türkçe’ye ayarlayıp haberleri ya da uzun metinleri sesli dinleyebiliyorsunuz.


Kurulumdan sonra ayarlardan dili Türkçe seçin, metni seçip okutturun. Böylece uzun haber, analiz, forum yazılarını dinleyerek de takip edebilirsiniz.
----------------------------------------------------------------------------------------

Organik muhataba ne gerek var, yasa algoritma yeter diyorsun ama onları da yazan, yorumlayan ve uygulayan her zaman bir insan iradesidir. Sen insanı aradan çekip sistemi koyduğunda, o sistemin kodlarını yazanların ideolojisini kabul etmiş olursun.

Yakasına yapışmak tabirini de fiziksel şiddet gibi algılaman şaşırtıcı. Bu bir hesap verebilirlik metaforuydu. Bugün bir siyasetçi hata yapınca sandıkta cezalandırabilirsin. Ama dijital bir sistem hata yaptığında veya bir algoritma seni verimsiz diye elediğinde kimi cezalandıracaksın? Server'ın fişini mi çekeceksin? Muhatapsızlık budur.


Analoji istemişsin, hemen vereyim: Devlet bir şirket değildir. Şirket kâr odaklıdır, verimsiz personeli kovar. Devlet ise vatandaşını kovamaz, ona bakmakla yükümlüdür.

Küresel sermaye neden teknokrasiyi sever? Çünkü teknokrat, devleti bir şirket (CEO) mantığıyla yönetir. Bu bölge verimsiz, yatırımı kes, Şu nüfus yaşlı, sağlık harcamasını kıs der. Siyasetçi ise (oy kaygısıyla bile olsa) halkla sermaye arasında bir tampon bölgedir. O tamponu kaldırırsan, sermayenin soğuk matematiği halkın üzerine balyoz gibi iner. Bu bir komplo teorisi değil, verimlilik temelli bir şirket yönetimi anlayışının doğal sonucudur.

Üstelik teknokrat dediğin kişi siyasetin dışından gelmez. Uzman dediğin bir sınıfın üyesidir; sınıf çıkar üretir; çıkar da siyasete dönüşür. Yani teknokratın yaptığı şey siyaseti ortadan kaldırmak değil, siyaseti teknik bir dile paketleyip görünmez kılmaktır. Bu yüzden tarafsız uzman masalı, şirket mantığının devlete sızması için kullanılan en steril ambalajdır.

Yani Analojimin özü şudur:

Teknokratın siyasete uzaklığı, balığın suya uzaklığı kadardır.

bunu da şu zincirle kuruyorum:

Uzman - bir sınıfın üyesi

Sınıf - çıkar üretir

Çıkar - siyasete dönüşür

Bunu teknokratın siyaset dışı olamayacağını göstermek için kullanıyorum.
Yani bu uzman siyaset dışı iddiası, balık su dışı kadar saçma. BU yüzden boş iş diyorum. 


Bilmeyenle bilenin oyu bir mi? Bu da kulağa hoş gelsede sonu faşizme çıkan bir elitizmdir. Kimin bilgili olduğuna kim karar verecek? Nazi doktorları da çok eğitimliydi ama insanlık suçu işlediler. Aynı ısrael gibi, seni palywoodcu seni, konuşturtma şimdi beni.

Eğitim, vicdanın veya vatanseverliğin garantisi değildir. Öyle olsaydı hollywoodu satın alanları görmezden gelip burada milette pallywood masaları anlatmazdın. Her neyse.


Dijital oylamayı savunan biri, dijital kimliği ve veri güvenliğini de konuşmak zorundadır. Arabayı konuşup motoru konuşmamak olur mu? Bugün dijital oylamaya geçersen, yarın vergi borcu olan oy kullanamaz, öbür gün sosyal puanı düşük olanın oyu yarım sayılsın denmesinin önünde hiçbir teknik engel kalmaz. Çin'deki sosyal kredi sistemi tam da bu verimlilik ve düzen mantığıyla kuruldu. Optimist üstadın dediği gibi, Teknoloji tarafsız değildir; onu kimin, hangi amaçla kodladığına göre şekil alır.


Çin’de sosyal kredi sistemi nasıl merkezi bir kontrol mekanizmasıysa,
Batı’da da finansal ve dijital puanlama sistemleri aynı işlevi daha yumuşak biçimde görüyor.
Küresel sermaye teknokrasiyi bu yüzden sever diyorum.Devleti şirket mantığına yaklaştırırp vatandaşın haklarını puanlanabilir veriye dönüştürüp karar süreçlerini halktan alıp teknik elitlere devreder.

Bu bir komplo değil; Çin’den Avrupa’ya kadar gözümüzün önünde işleyen bir süreçtir.

Misal Çin’de sosyal kredi sistemi serttir, açıktan kontrol eder, puanı düşenin hayatını kilitler; Batı’da olan ise aynı şeyin kravatlı, yumuşak, hukuki ambalajlı hali, kredi notu, ESG puanı, dijital kimlik, finansal erişim filtresi, sosyal medya görünürlüğü derken vatandaş fiilen puanlanır ama adı konmaz. Küresel sermaye teknokrasiyi bu yüzden sever çünkü siyasetle uğraşmaz, sandıkla kavga etmez, doğrudan sistemi yönetir; devleti şirket gibi çalıştırır, vatandaşı da müşteri hatta veri nesnesi haline getirir.

Buradaki kritik nokta ise hak dediğini skorla ölçülmeye başlar; kredi alabiliyor musun, platformdan atıldın mı, finans sistemine erişimin var mı, algoritma seni riskli mi görüyor, işte karar orada verilir. Halkın seçtiği yöneticinin alanı daralır, karar süreçleri teknik elitlere, kurul masalarına, raporlara devredilir; kimse ben karar verdim demez, sistem öyle dedi denir.

Bu komplo falan değil, gözümüzün önünde işleyen bir süreç; Çin bunu devlet eliyle yapıyor, Avrupa ve Batı finans ve dijital altyapı üzerinden yapıyor, yöntem farklı ama hedef aynı: muhatapsız bir yönetim. B yüzden yazdığım teorik bir korku değil, yaşanan bir dönüşümün tarifi zaten.





Özelleştirme dediğin şey de satmak falan değil, işletme devri meselesi, devlet niye devrediyor diye sorunca yine dönüp dolaşıp kapitalizmin yetmezliğine geliyoruz; mantık şu, yatırım yapacak olan riski de üstlensin, risk alan adam verimliliğe bakar, israfa girmez, pazarda kalmak için dişini tırnağına takar, bu teori kâğıt üstünde çalışıyor ve pratikte de çoğu zaman çalışıyor, özel sektör gerçekten daha verimli oluyor, maliyeti kısıyor, işi sıkı tutuyor.

Ama sorun burada bitmiyor, çünkü verimlilik de bir noktadan sonra yetmiyor; mesele cebe indirme masalı değil, o iş zaten işin hamurunda var. Hayır. asıl problem faizli sistemin rekabeti patolojik hale getirmesi, faiz dediğin şey firmaya sürekli büyü, sürekli genişleme, sürekli daha ucuz üret baskısı kuruyor, kanser gibi hücreyi durmadan çoğalmaya zorluyor, kimse ben bu kadar kazandım bu bana yeter diyemiyor, diyemediği için de hep bir korku var, pazardan atılırım korkusu.

Bu korku ortamında herkes daha fazla üretmek, daha ucuza üretmek, daha agresif olmak zorunda kalıyor; işçinin iliği sıkılıyor, tedarikçi eziliyor, kalite düşüyor, ama buna rağmen sistem yine doymuyor çünkü faiz durmuyor, borç rakam olarak büyüyor, reel karşılığı olmayan bir yük gibi ekonominin sırtına biniyor. Devlet özelleştiriyor çünkü elindeki yapıyla bu çarka ayak uyduramıyor, özel sektöre devrediyor çünkü risk taşısın istiyor, ama o özel sektör de aynı faizli çarkın içinde debeleniyor.

Yani problem şu şirket bunu çalmış bu bunu yemiş meselesi değil, problem sistemin kendisi; faizli düzen herkesi koşmaya zorluyor ama kimseye durup nefes alma şansı vermiyor, verimlilik artsa da yetmiyor, üretim artsa da yetmiyor, çünkü borç matematiği sürekli daha fazlasını istiyor. İşte bu yüzden mesele yönetici değiştirerek, işletme devri yaparak falan çözülmüyor, asıl baskıyı üreten şey faizli rekabet düzeni ve onun dayattığı hayatta kalma paniği.


Şöyle bağlanıyor mesele: teknokrat, bu faiz-borç sarmalını kırmak için gelmez, zaten o düzenin içinden yetişir; eğitimini, kariyerini, referansını o sistemden alır, dolayısıyla refleksi de sistemi sorgulamak değil, sistemi daha pürüzsüz işletmek olur. Kanser gibi büyümeyi zorunlu kılan faizli düzeni durdurmak yerine onu daha verimli, daha ölçülebilir, daha sürdürülebilir hale getirmekle görevlidir teknokrat; yani çarkı yavaşlatmaz, yağlar.

Burada kritik nokta ise şu: mesele işletmeyi siyasetçinin mi yoksa teknokratın mı devrettiği değil, arkadaki faiz sopasının hem devleti hem şirketi aynı hizaya sokması. Bu şartlarda teknokrat dediğin adam özgür bir akıl değildir, sistemin muhasebecisidir; rakamlar konuşur, ama o rakamların neden o noktaya geldiğini sorgulamaz.

Sen sistemi bilen uzmanlar gelsin dediğinde aslında şunu diyorsun: bu sopayı daha profesyonel tutacak, daha az iz bırakacak, daha teknik vuracak insanlar gelsin. Siyasetçi hiç değilse milletle temas eder, baskıyı görür anlatır, bazen frene basar, bazen çatışır; teknokrat ise bunu duygu, irade, temsil gibi dertlerle kirletmez, tabloya bakar ve der ki başka çare yok.

Bu yüzden teknokrasi masalı çözüm gibi satılır ama gerçekte sistemin bekçiliğidir; borcu kutsar, faizi veri yapar, insanı kalem haline getirir. Sorun yönetici tipi sağcısı solcusu değil, sopanın kendisi. Sopayı kaldırmadan, sadece sopayı tutan eli değiştirmekle de insani öğüten makine durmaz.


Milli irade kabak gibi ortada, evet, ama özgür bir güç mü? Sandıktan kim çıkarsa çıksın; masaya oturduğunda karşısında borç, faiz ve küresel finansın şantajını bulmuyormu?. Elini kolunu bağlayan bu sistem varken, yaşanan tüm sorunları sadece seçmenin tercihi'ne veya siyasetçinin kalitesizliğine bağlaman körlük değilmi?. Sen söyle





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi dine mine ne -- 18 Ocak 2026; 17:16:50 >
Bu mesaja 1 cevap geldi.

Bu mesajda bahsedilenler: @smart1978
D
9 ay (2703 mesaj)
Teğmen

quote:

Tanrı tasavvurumuzu hatırlayarak buna göre - Tanrı'nın Alemle ilişkisini , hayatın ve insanın bu dünyadaki maksadını , tarihsel gerçekliği dikkate alıp yeniden tanımlamamız gerekiyor.


Optimist dostum, meseleyi sadece batı ile sınırlamayalım, buna insanlık sorunu diyelim. çünkü kökene indiğimizde sorun, insanın sebep-sonuç ilişkisini algılayış biçiminde yatıyor.
Hakikat diyalektiktir; her şey zıddı ile kaimdir. Form (madde/yapı) bir sınırdır. Peki bu formun zıddı nedir? Olmayandır (yokluk/boşluk). Formun içindeki hareketi sağlayan güçtür. Tıpkı atomdaki gibi; elektron ve proton formdur ama onları döndüren şey, ortada görünmeyen o olmayan güç kuvvettir. Harekete geçirilmiş kainat ise somuttur, yani maddidir. O görünmeyen güç ise ezeli ve ebedi olandır. 

şimdi meseleyi faize getirelim:

Maddi dünyada madde kendi kendine üremez. Dolaba iki tane yüzlük banknot koyarsan, sabah kalktığında bunlar çiftleşip yanlarına bir ellilik daha yapmaz. Madde kısırdır.

Ancak insanoğlu, faiz denilen illüzyonla paraya sanki metafizik, canlı bir güçmüş gibi davranıyor. Yoktan var etme yeteneği yüklüyor. Kurandaki allaha savaş açma tabiri boşuna değildir; çünkü faiz, yaratıcının yoktan var etme ve hareket ettirme sıfatını çalmaya çalışan bir simülasyondur.

Metafizik bir yanılsama gibi dursa da faize tam aksine materyalist bir gözle bakmalıyız ki sahteliğini görelim. Sonuçta faiz, kuru bir istekten ibarettir. Allah ol der ve olur; iradesiyle maddeyi harekete geçirir.

Insanoğlunda ise maddeyi sadece isteyerek harekete geçirme gücü yoktur, emek vermesi gerekir. Işte bu gücü (tanrısal kudreti) elde edemeyen sermaye sahibi, bunu kölelik yoluyla simüle eder. Denklem basittir: Para/faiz/borç = tanrıcılık oyunu. Kirada buna dahildir

faizcinin param doğurdu dediği o fazlalık, oysa yoktan var olmamış, başkasının emeğinden/hayatından çalınmıştır.

O kisi oturduğu yerden, terlemeden, yorulmadan, sadece isteyerek başkalarını harekete geçirir, çalıştırır ve üretimi kendine çeker. Tıpkı tanrı gibi harekete geçirme gücünü taklit eder. Sorun sadece ekonomik değil, insanın haddini aşıp ilahlık tasladığı bu ontolojik sapmadır.


Hatta daha somut, insaların yaşadığı bir örnek vereyim: Kira meselesi.
Mantıken ve vicdanen; bir kiracı oturduğu daireye yıllarca kira ödeyip, toplamda o dairenin maliyetini/değerini ev sahibine ödediği gün, o tapunun kiracıya geçmesi gerekirdi.
Neden? çünkü adam evin bedelini ödemiş, emeğiyle o değeri karşılamıştır.
Ama sistem ne diyor?

Hayır! Sen evin parasını 10 kere de ödesen, o ev benimdir. Ben o tuğla yığınını oraya koydum, sen ölene kadar bana haraç (kira) ödeyeceksin, sonunda ev yine bana kalacak. Işte bu, faiz ile (kiranın) kardeşliğidir.

Tıpkı bankaya yatan paranın hiç eksilmeden sonsuza kadar faiz doğurması gibi; ev sahibi de mülkünü hiç eksiltmeden, sermayesini tüketmeden sonsuza kadar gelir elde ediyor.
Kiracının emeği buharlaşıyor, mülk sahibinin sermayesi ise yerinde durduğu yerde (tanrısal bir dokunulmazlıkla) vakumdaki sıfır enerji gibi sürekli ürüyor.

Bu düzenin adı serbest piyasa değil, düpedüz emek hırsızlığıdır. Eğer adil bir alış-veriş olsaydı, bedeli ödenen malın mülkiyeti de el değiştirirdi. Ama amaç adalet değil, kitleleri mülksüzleştirip o sonsuz borç/kira döngüsünde köle etmektir. Güç uğruna. 


Bu mesaja 1 cevap geldi.

Bu mesajda bahsedilenler: @OPTİMİST