4 Nisan 1953'te yaşanan elim ve kahredici Dumlupınar denizaltı kazası ile "Ah Bir Ataş Ver" türküsünün popüler kültürde ve özellikle internet ortamında iki yönden ilişkilendirildiğini görüyoruz:
Türkü bu kazadan sonra şehit olan 81 denizci için bestelenmiştir.
Denizciler son anlarında bu türküyü hep bir ağızdan söylemişlerdir.
Bu iki ilişkiyi gerçekliği açısından etraflıca ele almadan önce dramatik kazayı hatırlayalım.
D-6 Dumlupınar II (eski SS-325 USS Blower) denizaltısı Akdenizdeki Blue Sea NATO tatbikatından dönerken Çanakkale boğazında sabah 02:00 sularında İsveç bandralı Naboland adında bir şileple çarpışarak batar. Çarpışma anında güvertede ve kulede bulunan denizciler kurtulurken, denizaltının içinde bulunanlardan 22'si torpido odasına sığınırlar. Kalanları ise boğulur. Bu 22 denizci ile kurtarma çanının kablosu üzerinden bir telefon bağlantısı kurulur. Kurtarma çalışmaları sürerken bu telefon bağlantısıyla torpido odasında mahsur kalan 22 denizci ile irtibat kurulur fakat yoğun akıntılar nedeniyle kurtarma çalışmaları akamete uğrar ve çanın kablosu koparak telefon bağlantısı kesilir, kurtarma ümidi de kalmaz, denizciler kaderlerine terk edilir. Bu faciada toplam 81 denizcimiz hayatını kaybetmiştir ve Deniz Kuvvetlerinde yaşanan en büyük kazalardan biridir.
Bu kaza halkın kolektif hafızasında silinmeyecek bir yer edinir ve ağıtlar yakılır, belgeseller ve hatta kopyası sonradan yanan bir film bile yapılır.
D-6 Dumlupınar < Resime gitmek için tıklayın > İşte bu kaza ile Ah Bir Ataş Ver türküsü halk nezdinde ve popüler medyada özdeşleşmiştir. Özdeşliğin kaynağı kesin olarak bilinmemekle birlikte kaza ve türkü özdeşliği bazı tevatürlerin doğmasına yol açmıştır. Yukarıda numaralandırdığım bu tevatürlerden önce ilkini ele alalım.
Tevatür 1: Türkü bu kazadan sonra şehit olan 81 denizci için bestelenmiştir. Gerçek: Bu doğru değildir, türkünün kökeni 20. yy başlarına kadar uzanır. Türkü TRT arşivlerinde 2 versiyonuyla yer alır. İlk versiyon 579 sıra no ile arşivde kayıtlıdır. Derleyen olarak Muzaffer Sarısözen, kaynak kişi olarak Münir Nurettin Selçuk ve yöresi olarak da İzmir geçmektedir. Türkünün ezgisi 9/8'lik ağır Aydın zeybeği ritminde olup sözleri daha çok ağıt formundadır. Derleyici Muzaffer Sarısözen 1937-1952 arasında Anadoluyu dolaşarak derlediği türküleri 1952 yılında TRT'ye teslim etmiştir. Kaza ise 1953 yılında vuku bulmuştur. Türkünün 2. versiyonu ise 1973 yılında TRT arşivlerine 3786 sıra no ile girmiştir. Bu kayıtta ise kaynak kişi Çetin Bozalan, derleyen Durmuş Yazıcıoğlu olarak görünmekte, yöresi olarak da İzmir/Dikili gösterilmektedir. Bu versiyon ilkine göre daha tempolu icra edilir ve ilk versiyonda bulunan "uzun olur mengenlerin söğüdü" dizesi yerine "uzun olur gemilerin direği" dizesini içermektedir.
Türkü TRT arşivlerine ilk olarak 1952 yılında girmiştir. Kaza ise 1953 yılında olmuştur. Dolayısıyla türkü kaza onrası bestelenmiş olamaz. Zaten o yıllarda bestelenmiş olsa anonim kalmaz, bestecisi belli olurdu. Cumhuriyet öncesinde kayıt ve arşiv geleneği olmadığı için türküler hep anonim kalmıştır ancak 1953 yılı ve sonraki yıllarda durum farklıdır, bestecisinin kim olduğu büyük oranda bilinirdi. Oysa bilinmemektedir. Dahası, türkünün kayıtlara giren ilk versiyonunda kaza ile uzaktan da olsa ilişkilendirilebilecek "uzun olur gemilerin direği" dizesi yoktur. Orijinalinde bu dize yerine "uzun olur mengenlerin söğüdü" dizesi vardır ve bu da bize türkünün denizcilikle pek bir ilgisi olmadığına işaret etmektedir.
Ayrıca "uzun olur mengenlerin söğüdü" dizesi bize türkünün coğrafi kökeni hakkında önemli bilgiler vermektedir. (kayıtlara türkülerin yöresi olarak girilen yerler, türkülerinn doğduğu yerlerden ziyade, derleyicinin ilk kez duyduğu ve kayda aldığı yer anlamındadır).Burada geçen mengen sözcüğü için iki ihtimalden söz edilmektedir. Birincisi, İzmir veya Aydın civarında eski bir köy adı veya İzmir Menemen'in bir bölgesi olması ihtimali, İkincisi, Menderes deltasındaki sulak alanlar. Söğüt ağacı sulak alanları sever ve Aydın ile güney İzmir'de Büyük ve Küçük Menderes nehirlerinin deltalarındaki sulak arazilere halk arasında mengen denilirdi. Bugün hala yöredeki yaşlılar nehir kenarlarındaki küçük korulara mengen demektedir. Türküde hem mengen çoğul olarak geçtiği için hem de zeybek türkülerinde bu tür manzara tasvirlerine çok sık rastlandığı için ikinci ihtimal kuvvetli, ilk ihtimal zayıf olarak görülmektedir. 2. İhtimalde de en kuvvetli aday Büyük Menderes deltasıdır çünkü iki dağ arasındadır. Kuzeyde Kalamaki yarımadası ve Dilek Milli Parkı ile güneyde Menteşe dağları arasında kalmakta ve çok miktarda söğütlük barındırmaktadır. Dahası, zeybek kültüründe zeybeklerin dağdan inip atlarını suladıkları alanlara da mengen dendiği bilinmektedir. Tüm bunlara ek olarak, türkünün 9/8'likağır Aydın zeybeği havasında olması Aydın yöresi ile türkü arasındaki kaynaklık ilişkisini güçlendirmektedir. Türkünün sözlerinde geçen tematik unsurlar diğer Aydın zeybek türkülerinde de sıkça rastlanan türdendir. Türkünün hiç bir zaman zikredilmemiş olsa da Bolu/Mengen ile isim benzerliği dışında bir ilgisinin olmadığını belirtmek isterim.
Tüm bunlar bir araya getirildiğinde ve türkünün orijininin 20. yy. başlarına dayandığına dair bulgular da göz önüne alındığında, Dumlupınar denizaltı faciası için bestelenmiş olması imkansızdır ancak halkın bir kısmında böyle bir inanış vardır.
Tevatür 2: Denizciler son anlarında bu türküyü hep bir ağızdan söylemişlerdir. Gerçek: Bu da doğru değildir. Denizcilerin ölürken bu türküyü söylediğine dair hiç bir belge ve bulgu yoktur. Denizcilerle yapılan konuşmalar - ki oldukça kısadır - halka açık askeri arşivlerde mevcuttur. Ayrıca Milli kütüphanedeki dönemin gazeteleri tarandığında, gazetelerdeki haberlerde böyle önemli bir ayrıntının geçmediği açıkça görülmektedir. Gerek kazadan kurtulan, gerekse kurtarma operasyonunda yer alan tanıklar bu tevatürü doğrulamamışlardır. Bu daha çok bir yakıştırma, bir kahramanlık menkıbesi yaratma çabasının bir ürünü olarak ortaya çıkmış olmalıdır.
Her şeyden önce türkünün TRT arşivlerine girmesi ile kaza arasında aylar vardır ve türkünün kazaya kadar bir sanatçı tarafından icra edildiğine dair bir kayıt yoktur. Bir başka deyişle, denizaltıdaki denizciler bu türküyü muhtemelen o güne kadar duymamışlardır, eğer aralarında Aydın veya İzmir yöresinden birileri yoksa. İkinci olarak, duymuş olsalar bile o tarihte arşivlere giren versiyonunda "uzun olur gemilerin direği" dizesi yoktur ve haliyle türküyü bu versiyonuyla söylemiş olamazlar. Üçüncü olarak, denizaltıyla kurulan telefon bağlantısından hemen sonra denizaltıcılıkta standart protokol haline gelmiş olan "konuşmayın, sigara içmeyin, hareket etmeyin vb." gibi uyarılar yapılmış ve 22 denizci adına sadece İlhami astsubay ile iletişim kurulmuştur. Diğer denizcilerle konuşulmamıştır. Kaldı ki o dönemin teknolojisi telefonda berrak ses aktarmaya müsait değildi, telefonda arka plan sesleri duymaları pek mümkün değildi. Bundan da önemlisi, bu uyarılar yapıldıktan sonra denizcilere kurtarma çalışmalarının başladığı söylenmiş ancak akabinde çana bağlı telefon kablosu kopmuştur. Bağlantı koptuktan sonra denizcilerle bir daha iletişim kurulamamıştır. Oysa halk arasındaki yaygın anlatıya göre denizcilerin kurtarılamayacağı anlaşıldıktan sonra onlara sigara içebilirsiniz, türkü de söyleyebilirsiniz denmiştir. Kuşkusuz bu mümkün değildi çünkü bağlantı kopmuştu.
Ancak halkın ortak belleğinde derin izler bırakan bu acı kaza, muhtemelen acıyı azaltmak ve ölenleri onurlandırmak amacıyla türkü ve sözleriyle özdeşleştirilmiştir. Oldukça anlaşılabilir ve insani olan bu duygusal durum yine de bizleri gerçeklerin peşinde olmaktan alıkoymamalıdır. İnternet sözü edilen bu yanlış inançların yayılmasında çarpan etkisi yapmaktadır. Bir kez daha net bir şekilde anlaşılıyor ki, internette her yazılana inanmamak, akademik ve kurumsal kaynaklar dışındaki kaynakların verdiği bilgileri muteber kaynaklardan doğrulatmadan benimsememek gerekmektedir.
Aşağıdaki linkte Türkü ile Dumlupınar faciası arasındaki ilişkinin nasıl geliştiğini aktaran tarihsel bir anlatı vardır. Orada çok daha fazla detay verilmiştir ancak ilgili kaynakta türkünün orijinine dair ilk arşiv kaydı değil, çok daha popüler olan 2. arşiv kaydı kullanılmıştır.
Bu iki ilişkiyi gerçekliği açısından etraflıca ele almadan önce dramatik kazayı hatırlayalım.
D-6 Dumlupınar II (eski SS-325 USS Blower) denizaltısı Akdenizdeki Blue Sea NATO tatbikatından dönerken Çanakkale boğazında sabah 02:00 sularında İsveç bandralı Naboland adında bir şileple çarpışarak batar. Çarpışma anında güvertede ve kulede bulunan denizciler kurtulurken, denizaltının içinde bulunanlardan 22'si torpido odasına sığınırlar. Kalanları ise boğulur. Bu 22 denizci ile kurtarma çanının kablosu üzerinden bir telefon bağlantısı kurulur. Kurtarma çalışmaları sürerken bu telefon bağlantısıyla torpido odasında mahsur kalan 22 denizci ile irtibat kurulur fakat yoğun akıntılar nedeniyle kurtarma çalışmaları akamete uğrar ve çanın kablosu koparak telefon bağlantısı kesilir, kurtarma ümidi de kalmaz, denizciler kaderlerine terk edilir. Bu faciada toplam 81 denizcimiz hayatını kaybetmiştir ve Deniz Kuvvetlerinde yaşanan en büyük kazalardan biridir.
Bu kaza halkın kolektif hafızasında silinmeyecek bir yer edinir ve ağıtlar yakılır, belgeseller ve hatta kopyası sonradan yanan bir film bile yapılır.
D-6 Dumlupınar
< Resime gitmek için tıklayın >
İşte bu kaza ile Ah Bir Ataş Ver türküsü halk nezdinde ve popüler medyada özdeşleşmiştir. Özdeşliğin kaynağı kesin olarak bilinmemekle birlikte kaza ve türkü özdeşliği bazı tevatürlerin doğmasına yol açmıştır. Yukarıda numaralandırdığım bu tevatürlerden önce ilkini ele alalım.
Tevatür 1: Türkü bu kazadan sonra şehit olan 81 denizci için bestelenmiştir.
Gerçek: Bu doğru değildir, türkünün kökeni 20. yy başlarına kadar uzanır. Türkü TRT arşivlerinde 2 versiyonuyla yer alır. İlk versiyon 579 sıra no ile arşivde kayıtlıdır. Derleyen olarak Muzaffer Sarısözen, kaynak kişi olarak Münir Nurettin Selçuk ve yöresi olarak da İzmir geçmektedir. Türkünün ezgisi 9/8'lik ağır Aydın zeybeği ritminde olup sözleri daha çok ağıt formundadır. Derleyici Muzaffer Sarısözen 1937-1952 arasında Anadoluyu dolaşarak derlediği türküleri 1952 yılında TRT'ye teslim etmiştir. Kaza ise 1953 yılında vuku bulmuştur. Türkünün 2. versiyonu ise 1973 yılında TRT arşivlerine 3786 sıra no ile girmiştir. Bu kayıtta ise kaynak kişi Çetin Bozalan, derleyen Durmuş Yazıcıoğlu olarak görünmekte, yöresi olarak da İzmir/Dikili gösterilmektedir. Bu versiyon ilkine göre daha tempolu icra edilir ve ilk versiyonda bulunan "uzun olur mengenlerin söğüdü" dizesi yerine "uzun olur gemilerin direği" dizesini içermektedir.
Türkü TRT arşivlerine ilk olarak 1952 yılında girmiştir. Kaza ise 1953 yılında olmuştur. Dolayısıyla türkü kaza onrası bestelenmiş olamaz. Zaten o yıllarda bestelenmiş olsa anonim kalmaz, bestecisi belli olurdu. Cumhuriyet öncesinde kayıt ve arşiv geleneği olmadığı için türküler hep anonim kalmıştır ancak 1953 yılı ve sonraki yıllarda durum farklıdır, bestecisinin kim olduğu büyük oranda bilinirdi. Oysa bilinmemektedir. Dahası, türkünün kayıtlara giren ilk versiyonunda kaza ile uzaktan da olsa ilişkilendirilebilecek "uzun olur gemilerin direği" dizesi yoktur. Orijinalinde bu dize yerine "uzun olur mengenlerin söğüdü" dizesi vardır ve bu da bize türkünün denizcilikle pek bir ilgisi olmadığına işaret etmektedir.
Ayrıca "uzun olur mengenlerin söğüdü" dizesi bize türkünün coğrafi kökeni hakkında önemli bilgiler vermektedir. (kayıtlara türkülerin yöresi olarak girilen yerler, türkülerinn doğduğu yerlerden ziyade, derleyicinin ilk kez duyduğu ve kayda aldığı yer anlamındadır).Burada geçen mengen sözcüğü için iki ihtimalden söz edilmektedir. Birincisi, İzmir veya Aydın civarında eski bir köy adı veya İzmir Menemen'in bir bölgesi olması ihtimali, İkincisi, Menderes deltasındaki sulak alanlar. Söğüt ağacı sulak alanları sever ve Aydın ile güney İzmir'de Büyük ve Küçük Menderes nehirlerinin deltalarındaki sulak arazilere halk arasında mengen denilirdi. Bugün hala yöredeki yaşlılar nehir kenarlarındaki küçük korulara mengen demektedir. Türküde hem mengen çoğul olarak geçtiği için hem de zeybek türkülerinde bu tür manzara tasvirlerine çok sık rastlandığı için ikinci ihtimal kuvvetli, ilk ihtimal zayıf olarak görülmektedir. 2. İhtimalde de en kuvvetli aday Büyük Menderes deltasıdır çünkü iki dağ arasındadır. Kuzeyde Kalamaki yarımadası ve Dilek Milli Parkı ile güneyde Menteşe dağları arasında kalmakta ve çok miktarda söğütlük barındırmaktadır. Dahası, zeybek kültüründe zeybeklerin dağdan inip atlarını suladıkları alanlara da mengen dendiği bilinmektedir. Tüm bunlara ek olarak, türkünün 9/8'lik ağır Aydın zeybeği havasında olması Aydın yöresi ile türkü arasındaki kaynaklık ilişkisini güçlendirmektedir. Türkünün sözlerinde geçen tematik unsurlar diğer Aydın zeybek türkülerinde de sıkça rastlanan türdendir. Türkünün hiç bir zaman zikredilmemiş olsa da Bolu/Mengen ile isim benzerliği dışında bir ilgisinin olmadığını belirtmek isterim.
Tüm bunlar bir araya getirildiğinde ve türkünün orijininin 20. yy. başlarına dayandığına dair bulgular da göz önüne alındığında, Dumlupınar denizaltı faciası için bestelenmiş olması imkansızdır ancak halkın bir kısmında böyle bir inanış vardır.
Tevatür 2: Denizciler son anlarında bu türküyü hep bir ağızdan söylemişlerdir.
Gerçek: Bu da doğru değildir. Denizcilerin ölürken bu türküyü söylediğine dair hiç bir belge ve bulgu yoktur. Denizcilerle yapılan konuşmalar - ki oldukça kısadır - halka açık askeri arşivlerde mevcuttur. Ayrıca Milli kütüphanedeki dönemin gazeteleri tarandığında, gazetelerdeki haberlerde böyle önemli bir ayrıntının geçmediği açıkça görülmektedir. Gerek kazadan kurtulan, gerekse kurtarma operasyonunda yer alan tanıklar bu tevatürü doğrulamamışlardır. Bu daha çok bir yakıştırma, bir kahramanlık menkıbesi yaratma çabasının bir ürünü olarak ortaya çıkmış olmalıdır.
Her şeyden önce türkünün TRT arşivlerine girmesi ile kaza arasında aylar vardır ve türkünün kazaya kadar bir sanatçı tarafından icra edildiğine dair bir kayıt yoktur. Bir başka deyişle, denizaltıdaki denizciler bu türküyü muhtemelen o güne kadar duymamışlardır, eğer aralarında Aydın veya İzmir yöresinden birileri yoksa.
İkinci olarak, duymuş olsalar bile o tarihte arşivlere giren versiyonunda "uzun olur gemilerin direği" dizesi yoktur ve haliyle türküyü bu versiyonuyla söylemiş olamazlar. Üçüncü olarak, denizaltıyla kurulan telefon bağlantısından hemen sonra denizaltıcılıkta standart protokol haline gelmiş olan "konuşmayın, sigara içmeyin, hareket etmeyin vb." gibi uyarılar yapılmış ve 22 denizci adına sadece İlhami astsubay ile iletişim kurulmuştur. Diğer denizcilerle konuşulmamıştır. Kaldı ki o dönemin teknolojisi telefonda berrak ses aktarmaya müsait değildi, telefonda arka plan sesleri duymaları pek mümkün değildi. Bundan da önemlisi, bu uyarılar yapıldıktan sonra denizcilere kurtarma çalışmalarının başladığı söylenmiş ancak akabinde çana bağlı telefon kablosu kopmuştur. Bağlantı koptuktan sonra denizcilerle bir daha iletişim kurulamamıştır. Oysa halk arasındaki yaygın anlatıya göre denizcilerin kurtarılamayacağı anlaşıldıktan sonra onlara sigara içebilirsiniz, türkü de söyleyebilirsiniz denmiştir. Kuşkusuz bu mümkün değildi çünkü bağlantı kopmuştu.
Ancak halkın ortak belleğinde derin izler bırakan bu acı kaza, muhtemelen acıyı azaltmak ve ölenleri onurlandırmak amacıyla türkü ve sözleriyle özdeşleştirilmiştir. Oldukça anlaşılabilir ve insani olan bu duygusal durum yine de bizleri gerçeklerin peşinde olmaktan alıkoymamalıdır. İnternet sözü edilen bu yanlış inançların yayılmasında çarpan etkisi yapmaktadır. Bir kez daha net bir şekilde anlaşılıyor ki, internette her yazılana inanmamak, akademik ve kurumsal kaynaklar dışındaki kaynakların verdiği bilgileri muteber kaynaklardan doğrulatmadan benimsememek gerekmektedir.
Aşağıdaki linkte Türkü ile Dumlupınar faciası arasındaki ilişkinin nasıl geliştiğini aktaran tarihsel bir anlatı vardır. Orada çok daha fazla detay verilmiştir ancak ilgili kaynakta türkünün orijinine dair ilk arşiv kaydı değil, çok daha popüler olan 2. arşiv kaydı kullanılmıştır.
Dumlupınar Faciası ve "Ah Bir Ataş Ver" Türküsü Hakkında Yanlış Aktarımlar - Malumatfuruş
Edit: İmla
DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.
Üye Ol Şimdi DeğilÜye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.
< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Torlak Kemal -- 21 Mart 2026; 17:20:43 >