|
Sony Elcaset (1976-1979) Bu biraz uzun bir mesaj olacak, uyarayım, sıkılıp yarıda bırakabilirsiniz. Uzun olacak çünkü unutulmuş bir hifi teknolojisinden ve neden tutmayıp unutulduğundan söz edeceğim. Dolayısıyla neden bu teknoloji ortaya çıktı, kimler bu kampa katıldı gibi detaylardan söz etmeden teknolojiyi kavramak pek mümkün değil. < Resime gitmek için tıklayın > Her şey Philips’in kompakt kaset teybi 1963 yılında piyasaya sürmesiyle başladı. O tarihlerde RCA Victor, Telefunken ve Grundig gibi firmaların kendi kartuş teypleri vardı ve Philips bunlarla rekabet edebilecek bir alternatifin peşindeydi. Piyasayı domine etmek isteyen Philips, bunun için Japon elektronik devlerinin yardımına ihtiyaç duyuyordu. Sony, lisansı ücretsiz vermesi konusunda baskı yapınca, Philips çaresiz kaldı ve Japon üreticilere lisansı ücretsiz verdi. Böylece Philips kompakt kaset teybin o dönemde giderek popüler olan 8-izli kartuş gibi rakiplerine karşı önü açılmıştı ve 70’lerle birlikte kompakt kaset pazarda dominant kaset formatı haline geldi. < Resime gitmek için tıklayın > Ancak kompakt kaset teybin ciddi bir sorunu vardı. Philips kompakt kaset teybi başlangıçta bir hifi medyumu olarak düşünmemişti. Philips’in amacı kolay kullanılan, pratik, küçük, rahat taşınabilir ve en az 1 saat kayıt yapabilen bir kayıt medyumu yaratmaktı. Başlangıç amaçları böyle ortaya konduğunda ortaya çıkan ürün pek de hifi standartlarını karşılayabilir kabiliyette olmuyordu. Oysa makara teyp deklerde kayıt kalitesi çok yüksek olabiliyordu. Neden böyleydi peki? < Resime gitmek için tıklayın > Burada bir parantez açıp biraz da manyetik teyp üzerine kayıt yapmanın inceliklerinden söz etmem gerekiyor. İlk şerit teypler önce kağıt, sonra polyester (plastik) bir şerit üzerine yapıştırılmış çok ince manyetik demir tozundan oluşuyordu. Demir tozunu oluşturan tanecikler (partiküller) çok çok küçüktü ve her biri manyetik alanda N ve S kutuplu mikroskobik bir mıknatıs gibi davranıyordu. Eğer bu şeridi kendisini yaratan sinyalin frekansına bağlı olarak sürekli yön değiştiren bir manyetik alandan geçirirseniz, rastgele dizilmiş olan bu küçük mıknatıs parçacıkları manyetik alanın yönüne göre belli bir düzende sıraya giriyordu. Daha sonra bu şeridi elektromanyetik bir kafanın üzerinden geçirirseniz, bu minik mıknatıslar, sayesinde sıralandıkları sinyalin aynısını kafada endükleyebiliyorlardı. Yani bir sinyal manyetik olarak kopyalanıp saklanabiliyordu. < Resime gitmek için tıklayın > Ancak kopyalanan sinyalin aslına sadık yani hifi olması hususunda bazı rezervler ve limitler söz konusuydu. Her şeyden önce bu minik mıknatısların kayda değer bir kısmı kayıt esnasında çeşitli teknik ve mekanik nedenlerle içinden geçtikleri manyetik alandan etkilenmiyordu ve teknik adı hışırtı (“hiss”) olan bir arka plan (veya “taban”) gürültüsüne yol açıyorlardı. Bu da medyumun yani manyetik kaydın Sinyal/Gürültü (S/N) oranının görece düşük kalmasına neden oluyordu. Ayrıca sinyalin sinüs dalgasının pozitif yarısından negatif yarısına geçerken sıfır noktasında sıfıra düşen manyetik alan nedeniyle o esnada manyetize olamayan partiküller distorsiyona yol açıyordu. Hışırtıyı azaltmak, manyetik partiküllerin manyetik alana hassasiyetini artırmak ve sıfır noktası distorsiyonunu minimize etmek için “Bias” adı verilen ultrasonik bir sinyal ile ses sinyalini modüle eden bir çözüm buldu mühendisler ve bu manyetik şeridin bir kayıt medyumu olarak önünü açtı.. İkincisi manyetik kaplamanın sinyal saturasyon eşiği çok yüksek değildi ve bu yüzden dinamik erim dediğimiz kaydedilebilen en düşük sinyal seviyesi ile en yüksek sinyal seviyesi arasındaki fark insan kulağının algılama derinliğinin altındaydı (65 vs. 100 dB). Üçüncüsü, frekans tepkisi ile MOL (maksimum çıkış seviyesi) büyük ölçüde manyetik şeridin iz kalınlığına ve daha önemlisi manyetik şeridin kayıt kafası üzerinden akma hızına bağlıydı. Hız (ve iz kalınlığı) arttıkça manyetik partiküllerin manyetik alana hassasiyeti artıyor, hışırtı tabanı daha aşağıya itiliyor ve yüksek frekanslarda daha yüksek saturasyon değerleri veriyordu. Ancak hızı artırmanın bir bedeli vardı: Belli uzunlukta bir manyetik şeride yapacağınız kayıdın süresi kısalıyordu. Kalınlığı artırınca da maliyet, transport ve taşınabilirlik sorunları ortaya çıkıyordu. Technics RS-7900US < Resime gitmek için tıklayın > Kısacası, manyetik kayıtın "high fidelity" bir medyum olabilmesinin önünde aşılabilir nitelikte olsa da bazı teknik zorluklar vardı. Ancak o dönemde yani 1950’lerde hifi müzik dağıtımı için kullanılan yalnızca tek bir medyum vardı: Plak ve plak; S/N oranı, dinamik erim, frekans tepkisi, kanal ayrımı vb. gibi performans parametrelerinde zaten manyetik şeritten daha ilerde değildi. Üstelik mobil kullanıma uygun da değildi. Oysa manyetik şerit mobil kullanıma izin verebilirdi. İlk manyetik şeritler makara deklerde kullanıldı. Makara dekler plaktan daha yüksek bir hifi performansına sahipti ama taşınabilir nitelikte değillerdi. Bu yüzden ağırlıklı olarak kayıt stüdyolarında, radyolarda, gece kulüplerinde ve evlerde kullanılmaktaydı. Bu esnada RCA Victor (Şimdi Sony’e ait) portatif kullanım için bir manyetik teyp kartuşu piyasaya sürdü. Onu Telefunken, Fidelipac (NAB kartuş) ve Grundig’in kendi kartuşları izledi. Yarışta geri kalmak istemeyen Philips, rakip kartuşlardan daha kullanışlı bir medyumun peşindeydi. Temel amaç portatif yani taşınabilir olması, hatta cebe sığacak kadar küçük olması ve bir plağı komple kaydedebilecek kadar da süre vermesiydi. Amaç müzik kaydından çok dikte kaydında kullanılmasıydı. Böylece ilk Philips teyp kasedi 1963 yılında ortaya çıktı. İlk çıkanlar C60 formatındaydı ve her 2 yüze de toplam 1 saat (veya 1,5 saat) kayıt yapabiliyordu. Hem küçük olması hem de 1 saat kayıt yapabilmesi için Philips mühendisleri performanstan iki fedakarlık yaptılar: 1. İz genişliğini çok dar tuttular (mono: 1,5 mm, stereo: 0,6 mm), 2. Teyp akış hızını çok yavaş tuttular (4,76 cm/s). Bunun sonucu olarak performans parametreleri makara teybe göre çok zayıf kaldı. İlk kaset teyplere 12-13 KHz’in üzerinde sinyal kaydedilemiyordu ve baslar da 45-50 Hz’in altına inemiyordu. Kanal ayrımı 30 dB civarındaydı (plakta 25 dB’e kadar düşüyordü) ve dinamik erim de 45-50 dB civarındaydı. Bu değerler gerçek bir hifi deneyimi için pek de ümit verici sayılmazdı. Ne var ki, Philips kaset geliştirildikçe, müziği ve ses kaydını özgürleştirmişti. Artık otomobillerde radyoya bir alternatif sunulabilirdi. Üstelik yanınızda taşıyabildiğiniz bir kaset teyp çalar ile dışarda sesleri, konuşmaları ve hatta gerekirse canlı müziği kaydedebiliyordunuz. Philips yarattığı kartuş formatı rakiplerine üstünlük sağlasın diye Japon elektronikçileriyle işbirliği yaptı ve Philips kompakt kaset zamanla endüstri standardı haline geldi. JVC LD-777 < Resime gitmek için tıklayın > Geldi ama hala muteber bir hifi medyumu değildi. Düşük kafa hızı ve çok dar iz genişliği yüzünden gerçek bir hifi deneyimi sunmaya ve müziğin sonik derinliğini aktarmaya pek yakın değildi. İşte bu esnada Sony önderliğinde Panasonic ve Teac bir araya gelerek yeni bir kaset formatı oluşturmaya karar verdiler. Bu yeni kaset formatı prensip olarak kompakt kasetin 2 temel sorununu aşmaya odaklanmıştı: Kafa hızı ve iz genişliği. Yeni format Philips kasedin 2 katından büyüktü. 10x15x2 cm ölçülere sahipti. Bu nedenle adını Elcaset koydular. "Large Cassette" = L-Cassette’nin okunuşu olan Elcaset! Bu formatta kafa hızı 2 katına çıkarıldı (9,5 cm/s). Şerit genişliği de 3,81 mm’den 6,35 mm’ye çıkarıldı. Bununla yetinilmedi, Philips kasedin stereodaki 4 iz yoluna karşılık stüdyolar kayıt esnasında değişik amaçlarla kullansın diye 6 iz yolu yarattılar. Dahası da vardı: Philips kasetlerde kusurlu imal edilmiş kartuş gövdeleri şeridin akışında ani yavaşlama ve hızlanmalara yol açabiliyordu. Bu da kendini müzikte pitch kayması olarak gösteriyordu. Bundan kaçınmak için Elcaset konsorsiyumu, aynı VHS video teyplerde olduğu gibi kaset yuvaya yüklendiğinde şeridin çalınacak kısmını kartuştan çekip çıkaran karmaşık bir transport mekanizması geliştirdi. Böylece kartuş gövdesindeki kusurlar, düzlemindeki dalgalanmalar çalınan müziğe etki edemeyecekti. Yapılan testlerde formatın makara deklerin 9,5 cm/s hızı ve ¼ inç makara seçilerek yapılan kayıtlarına eşit ya da daha iyi sonuçlar verdiği görüldü. Daha iyi sonuç vermesinin en önemli nedeni Elcaset kayıt kafasının 9,5 cms hıza ve 6,35 mm şerit genişliğine göre optimize edilmiş olmasıydı. Yani kafa ve kafadaki manyetik açıklığın boyutları Elcaset şeride göre imal edilmişti. Makara deklerde ise bu olanak pek yoktu çünkü makara dekler 9,5 cm/s, 19 cm/s ve 38 cm/s (hatta 76 cm/s olanları da vardı) gibi kayıt hızını seçebileceğiniz farklı hızlarda çalışabiliyordu. Bu yüzden kafalarını tek bir hıza göre optimize etmeleri mümkün değildi. Üreticiler daha çok en sık kullanılan makara dek hızı olan 19 ve 38 cm/s hıza göre kafaları elden geldiğince optimize ediyorlardı. Bu da Elcaset için seçilen hız olan 9,5 cm/s hızda makara deklerin Elcaset formatına kıyasla duruma göre bir tık daha zayıf performans göstermesine yol açabiliyordu. Teac AL-700 < Resime gitmek için tıklayın > Evet, Elcaset performans testlerini başarıyla geçmişti ve Philips kompakt kasedin yetersizliklerinin üstesinden gelerek gerçek bir hifi kayıt medyumu olmaya adaydı. Böylece peşpeşe ilk deklerini piyasaya sürdüler. Sony EL-4, EL-5 ve EL-7 modellerini piyasaya sürdü Ardından portatif modeli olan EL-D8’i pazara sundu. Panasonic Technics markası altında ilk Elcaset deklerini piyasaya sürdü: RS-7500US ve RS-7900US. Teac ilk Elcaset modelini AL-700 adı altında piyasaya sundu. Onları Hitachi Lo-D markası altında piyasaya sürdüğü D-9000 dek ile izledi. Daha sonra JVC LD-777 modeli ile, Wega da E-4950 modeli ile Elcaset sahnesinde yerlerini aldılar. Sonra ne mi oldu? Bugüne kadar hiç Elcaset bir teyp kartuşu ve onu çalan bir dek görmediğinize göre ne olduğunu biliyorsunuz: Format tutmayıp terk edildi. Peki neden tutmadı? Birincisi, Elcaset formatının fikir babası ve patronu olan Sony, Betamax video formatında yaptığı hatayı yaptı. Aslında Betamax aynı hatanın ikincisiydi. İlki Elcaset oldu. Elcaset formatını medyasını yani içeriğini üretmeden piyasaya sürdü. Oysa müzik yapımcısı firmalarla anlaşıp LP’lerin Elcaset versiyonlarını piyasaya sürmesi gerekiyordu. Dinleyecek bir şey olmayınca tüketiciler Elcasete ilgi göstermediler. İkincisi Elcaset dekler daha pahalıydı. O yüzden format olarak odyofil çevreleriyle sınırlı kaldı. Üçüncüsü 70’ler punk müziğin yükseldiği yıllardı ve punk dinleyicileri diğer müzik türlerini dinleyenler kadar ses kalitesine düşkün değildi. Bu da pazarı daraltan bir unsur olarak göze çarpıyordu. Dördüncüsü, plak yapımcıları Elcasetle yaklaşık tarihlerde piyasaya çıkan Dolby B gürültü azaltma sistemi ile üretilmiş hazır kasetleri piyasaya sürdüler. Dolby B S/N oranını 10 dB kadar iyileştiriyordu ve böylece kompakt kasedin S/N oranı 60 desibelin üzerine çıkmıştı. Hışırtı sorunu bir ölçüde azalmıştı. Tüketiciler bu hazır kayıtlı (prerecorded) kasetlere yoğun ilgi gösterdiler. Beşincisi, yeni kaset teyp formülasyonları müzik kaydında daha iyi sonuçlar vermeye başlamıştı ve tam da o aralar CR2 kasetler piyasaya sürüldü. Kromdioksit kasetler hemen her bakımdan ferrik kasetlerden daha iyi kayıtlar üretiyordu. Zaten onu hemen sonra Tip IV metal kasetler izledi ki metal kasetlerde kayıt gerçekten tatmin edici sonuçlar veriyordu. Altıncısı, Nakamichi Philips kompakt kasedin limitlerini sonuna kadar zorlayan ve kullanan müthiş kaset dekler üretmeye başlamıştı. O kadar ki, kaset teyp kaydında çıtayı Nakamichi dekler belirler olmuştu. 1973’de piyasaya çıkan Nakamichi 1000 ve onu izleyen 1000 II modeli dekler gerçekten aslının bire bir kopyası kabul edilebilecek kadar kaliteli kayıtlar üretiyordu. Nakamichi Philips kompakt kasedin tüm potansiyelini sonuna kadar kullanabilen dekleri ile kompakt kasedin bir kenara atılamayacağını göstermişti. Yedincisi, Dolby B’yi 1980’de 20 dB gürültü azaltımı sağlayan Dolby C ve 30 dB kapasiteli DBX gürültü azaltım sistemleri ve yine dinamik erimi artıran DBX’in expander’leri piyasaya çıktı. 1982’deki Bang&Olufsen’nin Dolby HX Pro’su ise kompakt kasedi kabul edilebilir bir hifi medyumu seviyesine yükseltmişti. Sekizincisi ve sonuncusu, Elcaset formatı yukardaki sebeplerden anlaşılacağı üzere biraz geç kalmıştı. Format 2-3 yıl önce piyasaya sunulsaydı muhtemelen tutacaktı ama tam da Philips kompakt kasedin teknolojisinin gelişmeye başladığı ve hazır kaset pazarının hızla büyüdüğü bir döneme denk gelmişti. Lakin görünürdeki en büyük hata Sony’nin Elcaset formatında hazır kayıtlı kasetleri piyasaya sunmamasıydı. Sony muhtemelen Elcaset deki olmadığı için insanların bu kasetleri satın almayacağını düşünmüştü ama dinlenecek bir şey olmadan da insanlar deki almıyordu. Yumurta-tavuk ikilemini maalesef Elcaset formatı aşamadı. Sony EL-7 Elcaset Dek Burada sözünü edeceğim Sony EL-7 Elcaset dek piyasaya sürülmüş Elcaset deklerin içinde en çok üretilen olarak göze çarpıyor. Zaten EL serisinin TOTL dekiydi. EL-7 aynı zamanda Wega ve Hitachi tarafından kendi marka ve model designasyonları altında satışa sunuldu. < Resime gitmek için tıklayın > Sony EL-7 3 motorlu, 3 kafalı, çift kapstanlı bir dekti. Üzerinde Dolby B gürültü azaltım sistemi vardı. 1976 yılında piyasaya sürülmüştü. Ferric (Type I) CR2 (Type II) ve Ferrochrom (Type III) kasetlere kayıt yapabiliyordu. Ferrokrom kasette frekans tepkisi +/- 3 dB 15 Hz – 27 KHz arasındaydı. Dolby B ile S/N oranı 67 dB’di. Kompakt kasetli deklerin S/N oranı ise Dolby B ile o dönemde 60-61 dB civarında dolaşıyordu (Nakamichi 1000 63 dB). Technics RS-7900US Elcaset modeli ise Dolby B ile 73 dB S/N oranına ulaşabiliyordu. Günümüzde Sony EL-7’nin nadir bulunan bir model olduğunu ve çok yüksek fiyatlara el değiştirdiğini söylememe gerek yok sanırım. Zaten pek de el değiştirmiyor çünkü sahipleri çok nadir bir cihaza sahip olduklarının farkındalar ve bu yüzden elden çıkarmaya çok istekli olmuyorlar. Türkiye’de hiç Elcaset dek var mı bilmiyorum. Ben hiç duymadım, görmedim. < Resime gitmek için tıklayın > Elcaset formatının kendisi bugün artık bir kült haline geldiği için buraya ekleme gereği duyduğumu belirtmeliyim. Yoksa çığır açmış, fark yaratmış, efsane olmuş bir Elcaset dek olmadı hiç... |
| Elinize sağlık çok güzel paylaşımlar. |
|
NAKAMICHI EFSANESI NEREDEN GELİYOR... Nakamichi görece eski bir firma. Kuruluşu 1948 yılına kadar gidiyor. Başlangıçta elektronik ve optik alanında faaliyet gösterecek bir ar-ge firması olarak kurulan firma daha sonraları audio ekipmanları üretmeye başlamıştır. Manyetik kayıt alanında ilk sıçramasını ise makara dekler için okuyucu/kaydedici kafalar üretmeye başlayarak yapmıştır. Kayıt ve okuma kafaları konusunda ilerleme kaydeden firma, kendi kafalarını kullanan makara deklerini 1950'lerin sonlarına doğru piyasaya sürmüştür. 60'lı yılların sonlarına doğru da Harman Kardon, KLH, Advent, Fisher, ELAC, Sylvania, Concord, Ampex ve Motorola gibi markalara OEM olarak kaset dek üretmeye başlamıştır. Nakamichi kendi ürettiği üst düzey kafaları sadece kendi deklerinde kullanmış, rekabet avantajı sağladığını düşündüğü için başka firmalara OEM olarak vermemiştir. O dönemlerde Sony, Teac/Tascam ve Panasonic/Technics dışındaki çoğu marka deklerindeki kafaları 3. parti üreticilerden tedarik ediyordu. Hatta Sony bile bazı deklerinde kendi üretimi yerine Canon marka kafalar kullanmıştır. O dönemde belli başlı OEM kafa üreticileri şunlardı: AMC, Canon, Nortronics, TDK, Matsushita, Alp Electric, Hitachi. Nakamichi Dragon ayrık (discrete) 3 kafa < Resime gitmek için tıklayın > Sandviç tipi sıradan 3 kafa < Resime gitmek için tıklayın > 1973'e gelindiğinde Nakamichi kendi markası altında kaset dek üretmeye karar verdi. Geçmişte makara dekler üretmiş ve gerek kendi markası gerekse Magic Tone adlı alt markası altında satmıştı. Başka markalar için kaset dek ürettiği halde 1973 yılına kadar kendi markasıyla kaset dek üretmemişti çünkü Nakamichi mükemmelliğe önem veren bir firmaydı. Kaset ve kaset dek teknolojisinin makara dek teknolojisinin çok gerisinde olduğunu, böyle bir ürünü kendi adıyla piyasaya sürmenin itibarına zarar vereceğini düşünüyordu ve kaset dek üzerinde yoğun bir araştırmaya girerek kaset deklerde bir ilk olacak 2 teknolojiyi geliştirdi: Çift-volan (dual-capstan) tahrik sistemi ve makara deklerde kullanılan 3 kafa teknolojisini kaset deklere getirmek. İkincisi kolay bir işmiş gibi görünüyor ama değildi. Makara deklerde ayrı ayrı çalma ve kaydetme kafaları koyabilmek için en küçük bir yer sıkıntısı yoktu. Makara deklerde kafa bloğu avuç büyüklüğündeydi ve buraya istediğiniz kadar kafa sığdırabilirdiniz. Kaset deklerde 3 kafayı kullanabilmek için çalma ve kayıt kafalarını birbirinden ayrı bir şekilde kaset muhafazasının izin verdiği sadece 1 cm genişliğindeki yuvaya sığdırmak gerekiyordu. Hem yuvaya sığdıracaktınız hem de okuma/yazma çözünürlüğünden ve manyetik alan kuvvetinden ödün vermeyecektiniz. O dönemin mühendisliğinde olağanüstü zor olan bu işi Nakamichi mühendisleri başardı Başarmakla kalmadı, dönemin 2 kafalı deklerinin ulaşabildiği ferrik teyplerde 16 khz, krom teyplerde 18 khz olan tiz frekans üst sınırını sırasıyla 20 ve 22 khz'e taşıdı. 22 khz ancak makara deklerin ulaşabildiği bir tiz ses çözünürlüğüydü ve Nakamichi bunu bir makara dekte değil, kaset dekte başarmıştı. 1000 ve 700 < Resime gitmek için tıklayın > Bu üç gelişme birlikte Nakamichi'yi kendi markası altında kaset dek üretme konusunda cesaretlendirdi ve 1973 yılında ilk çift volanlı, 3 kafalı kaset dek olan 1000 ve ardından kardeşi 700 kaset dek piyasaya çıktı. Piyasaya çıkan bu dekler endüstride neredeyse bir deprem etkisi yarattı. Diğer ana akım deklerin aksine bu dekler yüksek frekanslarda 20 kHz sınırını zorluyordu, 3 kafa sayesinde "monitor" özelliği ile kaydedilen şarkıyı aynı anda dinleme imkanı sunuyordu ve neredeyse kurşun geçirmez bir transport mekanizmaları vardı. Bu deklerle yapılan kayıtlar gönül rahatlığı ile üzerlerine hifi kaşesi vurulmayı hak ediyordu. Dolby B gürültü azaltma devresi kullanan bu dekler Dolby kullanımında ilk değillerdi ama Dolby B kullanan ilk dek Amerikan firması Advent'in 1970 tarihli Advent 200 modeliydi ve dolaylı yoldan bir Nakamichi'ydi. Henry Kloss (Advent'in kurucusu), Ray Dolby'nin yeni sistemini kasetlere entegre etmek istediğinde, bu işi yapabilecek mekanik hassasiyete sahip tek bir üretici buldu: Nakamichi. Dolby B'yi ilk kullanan Advent Model 200 aslında Nakamichi tarafından Japonya'da üretilmiştir. 500 Serisi < Resime gitmek için tıklayın > Daha sonra Nakamichi 580 model kaset deki piyasaya sürdü. Bunu 1979 yılında çok özel bir teknoloji daha içeren 582 modeli izledi. Bu model dünyada ilk kez kasetlerin ortasında yer alan baskı keçesini devre dışı bırakan acayip bir teknolojiye sahipti. Nakamichi kasetlerde kullanılan bu baskı keçesinin (pressure pad) modülasyon gürültüsüne ve motor içeren bütün stereo bileşenlerde var olan wow & flutter (alçak ve yüksek perdeli titreşim) değerlerini yükseltiyordu. Nakamichi bu keçeden kurtulmak istedi. Elbette kaset üreticilerinden kasetlerinden keçeyi çıkarmalarını isteyemezdi. Onun yerine ben bu keçeden nasıl kurtulurum diye düşündü ve kaset hazneye takılırken keçeyi geri iten bir keçe kaldıraç mekanizması geliştirdi. Bu mekanizma şerit gerginliğini sabit tutmak için dünyada yine ilk kez asimetrik çift volan mili kullanıyordu. Millerden biri diğerinden daha kalındı ve yarattığı rezonansın dalga tepeleri diğer milin yarattığı rezonansın dalga diplerine denk geliyor ve böylece karşılıklı olarak birbirlerini yok ederek sıfır rezonansla kafa üzerinde şerit akışını sağlıyorlardı. Bu teknoloji daha sonra Dragon dahil Nakamichi'nin bütün üst seviye deklerinde kullanıldı. 1000 ZXL ve 700 ZXL < Resime gitmek için tıklayın > Aynı yıl Nakamichi ilk çıkardığı dek olan 1000 serisinin gelişmiş bir versiyonu olan 1000 ZXL modelini tanıttı. Bu modelde Nakamichi kaset dek dünyasına bir ilki kazandırmıştı: A.B.L.E. Bilgisayar kontrollü kayıt parametrelerini otomatik ayarlama (kalibrasyon) sistemi. Döneminde çoğu "mainframe" bilgisayarlardaki işlemcilerin 8 bit olduğu düşünüldüğünde, Nakamichi 1000 ZXL dekte 4 bitlik bir mikro işlemci kullanarak sektörde devrimsel bir sıçrama yapmıştı. Bu dekte kullanılan 4 bitlik Hitachi HM4343 mikro işlemcisi, 4 bitlik 2 paketi birleştirerek 8 bitlik değerler elde edebiliyor ve 256 farklı bias ve EQ ayarı yapabiliyordu. A.B.L.E. Azimuth, Bias, Level, Eq terimlerinin kısaltmasıydı ve sistem önce kasete 400 Hz, 5 kHz ve 15 kHz frekanslarda test sinyalleri kaydediyor, sonra bu sinyalleri kaseti geri sararak okuyup analiz ediyor ve analiz sonuçlarına göre önce azimut sapmasını varsa elektronik olarak kompanse ediyor, sonra bias, level ve EQ kalibrasyonunu 256 farklı seçenek arasından otomatik olarak yapabiliyordu. Nakamichi sektöre yine bir ilki kazandırmıştı. 1000 ZXL ayrıca yine sekötrde ilk olan bir teknolojiyi daha içeriyordu: ABS (Auto Azimuth Aligment). Bu sistem dünyada ilk kez 1000 ZXL'de kullanıldı. Sistemin amacı kayıt kafasının daima kayıt yapılacak kasete göre tam (90,derece) hizalanmasıydı. Bunun için kasete dekin osilatörü tarafından önce 400 Hz, sonra 15 kHz civarında sinyaller kaydediliyor ve aynı anda kayıt kafası tarafından okunan bu iki sinyal arasında faz farkı varsa mikro işlemci mikro motorlara (step-motor) kafayı ne kadar hizalamalarını söyleyen komutlar gönderiyor, sonra kafa o hizada sabitlenerek doğru azimutla kayıt garanti altına alınıyordu. Dragon < Resime gitmek için tıklayın > Ve sonra 1982 yılında efsane dek Dragon geldi. Dragon bugün çoğu çevrelerde kaset deklerin nirvanası olarak bilinir. Dragon Nakamichi'nin o güne kadar endüstriye sunduğu biri hariç bütün yeni teknolojileri bünyesinde barındırıyordu: Otomatik çift yüz çalma (auto-reverse) direk-tahrik (direct-drive), asimetrik çift volan mili (dual-capstan), aynı kafes içinde bağımsız kayıt ve okuma kafaları (3 head), kaset keçe kaldıracı, ayrı hub ve volan motorları, bizzat Nakamichi tarafından özel üretilmiş fırçasız ve titreşimsiz motorlar, yine Nakamichi'nin kendi efsane manyetik kafaları, kayıt ve okuma için ayrı devre kartları, özel kapasitörler, vb. Bunların arasında bir tek bilgisayarlı kalibrasyon sistemi yoktu. Nakamichi Dragon için manuel BLE kalibrasyonunu tercih etmiş, ayarı kullanıcıya bırakmıştı ama yine sektörde bir ilk olacak devrimci bir teknolojiyle gelmişti: NAAC (Nakamichi Auto Azimuth Correction). Bu o güne kadar kaset dekler için görülmemiş bir teknolojiydi, adeta kaset dek dünyasının kutsal kasesiydi. Nakamichi bir kaseti çalmaya başlarken özel olarak sadece bu dek için üretilmiş paralel çift yarıklı okuma kafası bir mikro işlemciye her 2 yarıktan okunan sinyali gönderir. Mikro işlemci iki sinyal arasında faz farkı tespit ederse, faz farkını giderecek kadar kafayı sağa ve sola döndürmesi için kafa bloğunun bağlı olduğu adım motoruna komut gönderir ve kaset çalarken bu işlem kesintisiz olarak yapılır. Böylece kaset dünyasının en büyük baş ağrılarından biri olan "çalarken azimut sapmasını" NAAC ile Nakamichi ortadan kaldırmıştı. Zaten Bu teknoloji Dragon dışında bir tek Marantz'ın CD-930 modeli kaset dekinde kullanılmıştır, o da yıllar sonra. Bugün Dragon genellikle Nakamichi'nin baş yapıtı olan kaset dek olarak anılır. RX-505 < Resime gitmek için tıklayın > Nakamichi 1985 yılında bir çılgınlık daha yaptı ve RX-505 kaset dekini piyasaya sürdü. RX-505'in hikayesi Nakamichi'nin kaset treknolojisinin darboğazlarına karşı açtığı savaşla ilgilidir. Bu defa ki darboğaz aslında Dragon dek ile çözülmüştü ama o çok pahalı ve karmaşık bir çözümdü. Daha basit bir çözüm arayan Nakamichi sonunda RX-505'i üretti. Sorun neydi peki? Elbette şu eski yaşlı azimut problemi. B yüzünü de otomatik çalan (auto-reverse) deklerde azimut çok büyük bir baş ağrısıdır. Tek yönlü çalan deklerde de azimut bir sorundur ancak çift yönlü çalan deklerde tam bir baş belasıdır. Azimut dekin kafasının dikey düzlemde kaset şeridine yaptığı açının adıdır. Kusursuz bir kayıt ve okuma esnasında bu açı tam 90 derece olmalıdır. Bir kaç derecelik sapma bile tiz frekanslarda kayba yol açar. Eğer kayıt yapılan dekte kafa tam 90 derecede hizalanmamışsa, sizin kaseti çaldığınız dek 90 derece bile olsa ortaya açı yani azimut uyumsuzluğu çıkar. Hemen bütün deklerde azimut ayarı kafa plakası üzerindeki bir vide sistemi ile yapılır ama çift yönlü deklerde bir yönde kafayı ayarlasanız bile diğer yüz çalmaya başladığında kaset fiziksel olarak döndürülmediği için A yüzüne göre ayarlanmış kafa B yüzünde doğal olarak azimut hatası verir. Bunu önlemenin iki yolu var. 1. yol yine Nakamichi'nin Dragon dekte kullanılan otomatik azimut düzeltme sistemini kullanmak ki bu yöntem karmasık ve gereksiz pahalı. Diğer yöntem ise çift yönlü (auto-reverse) özelliğinden vazgeçmek. Sadece bir yüzü çalan deklerde arka yüzde azimut sorunu yaşanmaz çünkü kaset kullanıcı tarafından kaset haznesinden çıkarılıp ters döndürülür ve kafa yine şeridin aynı yüzünü görür. Dragondaki pahalı sistemi kullanmak istemeyen Nakamichi çift yönlü çalma özelliğinden de vazgeçmek istemedi ve dahiyane bir çözüm buldu: Tek yönlü çalan deklerde kullanıcı ne yapıyorsa onu yapmak yani kaseti hazneden çıkarıp ters döndürmek ama bunu otomatik olarak deke yaptırmak. Ortaya böylece kaset dek tarihinin en ikonik, en tuhaf ve en dahiyane ürünlerinden biri çıkmış oldu: RX-505. Nakamichi bu teknolojiye UDAR adını verdi: "UniDirectional Auto-Reverse". Nakamichi yukarıda saydığım 700, 1000, 582, 1000 ZXL, Dragon ve RX-505 gibi efsane dekler dışında ZX-9, CR-7, LX-5 gibi başka şahane dekler de üretti. Nakamichi dekleri hep pahalı oldu. Kalitenin ve inovasyonun, muazzam mühendisliğin bir bedeli olacaktı elbette fakat Nakamichi orta direğe de hitap edebilmek için BX serisi ile Cassette Deck adında 2 farklı seri çıkarttı. Bunun yanı sıra uzaktan kumandayla manuel azimut ayarı yapabilen CR serisi, DR serisi, kaliteli LX serisi, MR serisi ve 500 ile 600 serisi gibi her bütçeye hitap etmeyi amaçlayan seriler de üretti. Bu serilerin bazılarında maliyetleri düşürmek için kendi transportlarını değil, Sankyo transportlarını kullandı ama o transportları bile modifiye ederek, kendi standartlarına yükselterek kullandı. Nakamichi kaset dek dışında da pek bilinmeyen şahane ürünler üretti. Mesela merkezi kaçık (off-center) plakların merkez kaçıklığını otomatik düzelten müthiş pikaplar TX-1000 ve Dragon-CT, gelmiş geçmiş dünyanın en iyi araba teybi kabul edilen ve Dragondaki NAAC sistemini arabaya taşıyan TD-1200, Efsane tasarımcı Nelson Pass'ın STASIS amfi topolojisini kullanan PA-7 ve CA-7 amfiler ile Schotz NR devreli ST-7 radyo gibi seçkin, olağanüstü hifi bileşenleri... TD-800E Car Stereo < Resime gitmek için tıklayın > ÖZET VE SONUÇ: Özetlemek gerekirse, Nakamichi'nin kaset dekleri dünyasında bir "efsane" ve "referans" haline gelmesi, iyi pazarlama değil, kaset formatının fiziksel sınırlarını zorlayan radikal mühendislik kararları sayesindedir. Diğer markalar kaseti "pratik bir kayıt aracı" olarak görürken, Nakamichi onu makaralı teyplerle (reel-to-reel) yarışacak bir Hi-Fi formatı haline getirmeye odaklanmıştı. Benim tabirimle Nakamichi'yi sürüden ayıran temel farkları şu başlıklarla özetleyebiliriz: 1. Kendi Kafalarını Üreten Tek Üretici (Discrete Heads) Pek çok marka kafalarını dışarıdan (örneğin Canon veya Mitsumi gibi devlerden) alırken, Nakamichi kendi kafalarını tasarlayıp üretmiştir.
Kaset teknolojisinin en büyük baş ağrısı, bandın kafaya tam 90 derecelik açıyla temas etmemesidir (Azimut hatası). Nakamichi bunu çözmek için iki devrimsel sistem geliştirmiştir:
Standart bir kasetin içinde, bandı kafaya bastıran küçük bir keçe bulunur. Nakamichi mühendisleri bu keçenin titreme (flutter) ve modülasyon gürültüsü yarattığını fark etmiştir.
Nakamichi'nin mekanizmaları bir İsviçre saati hassasiyetindedir. Asimetrik Çift Volan (Asymmetrical Dual-Capstan) sistemi sayesinde, iki volan farklı çaplarda ve farklı hızlarda döner. Bu sayede rezonans frekansları birbirini sönümler ve "wow & flutter" (yalpalama ve titreme) değerleri %0,019 gibi duyulamayacak düzeyde rekor seviyelere iner. 5. Elektronik Kalite ve "Over-Engineering" Nakamichi deklerinin içini açtığınızda bir bilgisayar ana kartından ziyade, yüksek kaliteli bir amplifikatör devresi görürsünüz.
Kaset deklerinde kayıt ve okuma (çalma) devreleri doğası gereği birbirine düşmandır. Kayıt devresi yüksek akımlı sinyallerle çalışırken, okuma devresi mikro-volt seviyesindeki hassas sinyalleri yakalamaya çalışır. Nakamichi, bu iki dünyayı birbirinden ayırmak için üç farklı seviyede radikal çözümler üretti: 1. Fiziksel ve Elektriksel Ayrım (Discrete 3-Head) Çoğu marka "Sandwich" denilen, kayıt ve okuma kafasının tek bir blok içinde birleştiği kafalar kullanırken, Nakamichi "Discrete 3-Head" (Ayrık 3 Kafa) sistemini geliştirdi.
Özellikle 1000ZXL, 700ZXL ve Dragon gibi üst modellerde kapak açıldığında şu görülür: Devre kartları birbirinin üzerine binmez.
Nakamichi’nin en büyük takıntılarından biri güç kaynağıdır. Üst segment modellerinde:
Nakamichi, mekanik hareketleri kontrol eden motorların yarattığı elektriksel parazitin ses devresine sızmaması için "Cam-Driven Silent Mechanism" kullanırdı. Solenoid (mıknatıslı itici) yerine motorlu kam sistemi kullanılması, ses devrelerinin o "tak-tuk" seslerinden ve ani voltaj sıçramalarından izole kalmasını sağlardı. Sektördeki Etkisi: Nakamichi'nin 1000ZXL veya Dragon gibi modelleri piyasaya çıktığında, diğer üreticiler (Sony, Akai, TEAC) bu seviyeye ulaşabilmek için kendi üst segmentlerini (ES serisi, GX serisi gibi) geliştirmek zorunda kalmışlardır. Ancak Nakamichi'nin "kaseti bir enstrüman gibi ele alma" felsefesi, onu her zaman bir adım önde tutmuştur. Nakamichi'yi Nakamichi yapan da tüm bunlarla birleşen takıntılı Japon titizliği ve mükemmeliyetçiliğidir. Not: Bugünkü Nakamichi ile 1970-80'lerin Nakamichi'si arasında tek bağ olarak marka adı kalmıştır. Nakamichi ailesi firmayı 90'lı yıllarda Çinlilere satmıştır. Edit: İmla Edit 2: Tablo ekleme Not: Tüm Nak deklere ait bir zaman çizelgesi hazırladım. Nakamichi dek satın almak isteyenlere bir rehber olmasını temenni ederim: < Resime gitmek için tıklayın > |
| Böyle mühendislik harikası cihazlara böyle güzel açıklayıcı bir metin yazılırdı ,emeğine sağlık abi. |
Bu mesajda bahsedilenler: @tulunoglu