Arama butonu
Bu konudaki kullanıcılar: 2 misafir, 2 mobil kullanıcı
69
Cevap
1184
Tıklama
0
Öne Çıkarma
İSLAMİ YAZILAR
F
6 ay (662 mesaj)
Teğmen
Konu Sahibi

İslam hakkında yazılar yazan değerli yazarları, vaktim oldukça burada paylaşmayı planlıyorum.

DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.

Üye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.

Üye Ol Şimdi Değil



F
6 ay (662 mesaj)
Teğmen
Konu Sahibi

Toplumu sahih dinle tanıştırmalıyız


Öncelikle sahih din nedir? Bunun bir izahını yapmak lazım. Sahih din; katıksız, şirke bulaşmadan, Allah'ın ve Peygamber'inin bize öğrettiği dindir. Bu tarif lazım bir tariftir. Zira kendi kanaatini din kabul eden milyonlar zuhur etti. Kuran okuyup ondan hüküm çıkaran, dinimiz üzerine mesai ve ömür tüketen binlerce ehil âlimi bir kalemde çizen insanlar yok değil.
Sahih din anlayışında Kuran-ı Kerim birinci ve nihayetsiz kaynaktır. Biz Allah'ı Kur'an'la tanıdık. Helali ve haram'ı Kuran'la tanıdık. Ahiretin varlığını Kuran'la tanıdık. Hak yememeyi Kuran'la tanıdık. Namazı, orucu, zekâtı, merhameti, şirki, günahı ve sevabı Kuran'la tanıdık.
Daraldığımız yerde ikinci ebedi kaynak olan Hz. Muhammed'e yani sünnete yöneldik. Her şeyin detayını, izahını, cevabını Muhammed Mustafa'da bulduk.
Kuran ve sünnette olmayan ama ihtiyacımız olan olgulara ulaşmak için "kıyas" dediğimiz metot işlevlendirildi. Hukuk metodolojisinin ölümsüz bir nimeti olan kıyas, birçok akabeyi, yokuşu tırmanmızı sağladı.
Önümüzü aydınlatan diğer bir olgu ise "icma" yöntemi, tercihi veya yoludur. İcmayı şöyle tarif etmişlerdir: "Peygamberimizin vefatından sonra herhangi bir çağda veya dönemde İslam âlimlerinin dini bir konuda fikir birliği etmeleri."
İslam âlimlerinin çoğunluğuna göre icma bağlayıcıdır. Mesela; Kuran-ı Kerim'in Hz. Muhammed'in vefatından sonra bir kitap halinde bir araya getirilmesi kararı sahabenin icmasıyla alınmıştır.
Dünyadaki diğer bazı icmaya benzer görünümler kavramsal bir paralelliğin ötesine geçmez. Bu nedenle icmayı, İslam hukuku perspektifinin insanlığa sunduğu bir çıkış olarak adlandırabiliriz. (Şafii, Er-Risale)

DOĞRU YOLUN SAPKIN KOLLARI
Elbette her din araştırmacısı kanaatini ifade eder. Eder de; Kuran'a ve Hazreti Muhammed'e çirkin yakıştırmalar yapmadan bu işi yerine getirir. Yeni ve tutarsız bir tefsir veya hadis veya fıkıh veya akaid usulü oluşturamaz.
"Oluştururum" derse bu durumda dini bütün referansları yeni bir okumayla bize takdim etmiş olur. Bunun adının ne olacağı da bellidir. Bu sahih bir dine katkı değil, fitne getirmektir.
Bir bakıyorsunuz; neredeyse "Kuran'a bir şeyler karıştı" diyecekler. Neredeyse "Kuran'dan bir şeyler çıktı" diyecekler. Hadis denilen müthiş hazineyi yok sayacaklar ortaya çıktı.
Akaid ve itikadi mezhepleri tahfif ve tahkir eden kişiler belirdi. Ki bu tür insanların bırakın mezhep imamlarını, sıradan birinin tespitini, içtihadını anlamak için dahi ciddi mesai harcaması gerekir.
"Şefaat"i kaldıran mı ararsınız, kabir azabını reddeden mi? Tasavvufu bu topraklardan sökmeye çalışanı da az değil.
Ellerine balyoz almış habire darbelerle İslam dininin temellerini sarsmaya çabalıyorlar. Mezarlık ziyaretini haram sayandan dinin helal dediğini haram; haram dediğini helal sayan zevat da az değil.
Bu tür hamleler dinin özünü bizlere unutturmaktadır. Mesaimizi dinin azmine harcamaktan alıkoydular.
Dinin özü rahmettir, merhamettir, erdemliktir. Yetime güzel davranmaktır, adil olmaktır, sevgiyle dolmaktır.

AHLAK, İBADETTEN ÖNCE ÖĞRETİLMELİ
İman, ahlak ve ibadet. Bütün bunların birbirine paralel bir şekilde toplumla buluşturulması gerekir. Ancak ibadetlere ayırdığımız mesaiyi temiz ahlaka da ayırmamız daha ivedi olmaya başladı.
Zira; sözünde durmamak, hakkaniyetten uzak durmak, güven vermemek, adaletle davranmamak, bencillik, helal veya haram oluşuna bakmadan dünyalık biriktirmek, rüşvet almak veya vermek, önyargı, saldırganlık, gasp ve ne kadar olumsuz gayri ahlaki durum varsa hepsi bizde görünür oldu.
Üzülerek ve af dileyerek söylüyorum. Bunu yok sayamayız. Böyle bir savrulmaya yakalanmış insana edep, adap, ahlak, dürüstlük, hakkaniyet öğretmeliyiz. Ama bunu daha anaokulundayken işlemek zorundayız.
Bu hususta en büyük iş ailelere düşüyor. Aileler işin ucunu bırakmış durumdalar. Sokak ve caddeye teslim ederseniz evlatlarınızı, sonucun ne olacağını her gün haberlerde görüyorsunuz.

İNSANLARI AHLAKIMIZLA MÜSLÜMAN YAPABİLİRİZ
Arap Baharı furyasıyla öldürülen Arap liderlerden birinin bir tespiti hâlâ hakkaniyetini yitirmemiş hâlde duruyor. Şöyle demişti bu lider: "İslam'ın yayılmasının önündeki en büyük engel Müslümanların bizzat kendisidir." Burada Müslümanları tahkir etmek değil, aslında doğru bir empatiye davet vardı. Evet; sözlerimiz kadar halimiz de önemlidir. İnsanları nereye çağırıyoruz? Hidayete, hakkaniyete, İslam'a, Kuran'a, Hz. Muhammed'e mi; kendi arkadaş veya manevi yöneliş grubuna mı?
Abdullah b. Selam, Yahudi'ydi. Medine'nin en gözde Yahudi âlimiydi. Efendimiz Medine'ye gelince Abdullah b. Selam, onu tanımaya gitti. Şöyle diyor: "Mescitte uzaktan seyrettim. Her gelene cevap veriyordu (yani "Kibirli değildi" demek istiyor). Aydınlıktı, sözleri seçkindi. Baktım etrafındakilere şöyle diyordu: 'Selamı yayın. Akrabalarla ilgilenin. Yemek yedirin. İnsanlar uykudayken namaz kılın'."
Abdullah b. Selam'ın Müslüman oluşunda bu aydınlık yüz, temiz çehre, yüce ahlak ve sorduğu bazı soruların cevabını alması etkili olmuştur. İnsanları namaza, oruca davet edelim ama bir o kadar da onlara güzel ahlakımızla örneklik ve güven verelim.

HELAL RIZIK DUASI
"Ey büyük Allah'ım! İsminin hakkı için senden dilerim, bana helal rızık ver. Allah'ım! Eğer rızkımız semada ise onu yere indir. Uzakta ise onu yaklaştır. Az ise çoğalt, çok ise daha da bereketlendir."

ŞERDEN KORUNMA DUASI
"Allah'ım! Noksansız kelimelerinle sana sığınırım. Gökten ve yerden gelecek olanın şerrinden beni koru! Gecenin ve gündüzün fitnelerinden, gece ve gündüz gelecek her türlü kötülükten sana sığınırım."
NİHAT HATİPOĞLU



F
5 ay (662 mesaj)
Teğmen
Konu Sahibi

AHİRETİN 5 SORUSU


Ahiretteki imtihanda (muhasebede) 5 tane soru vardır. Bu soruları ben imtihandan evvel size söyleyeceğim. Bilirsiniz ki imtihan komisyonları soruları hiçbir zaman kimseye açıklamazlar. Bir resmi dairede imtihana girenler olsa, okuldaki öğrenciler imtihana girseler imtihan komisyonu soruları kapalı bırakır ve göstermez kimseye. Sorular ancak imtihan salonunda açılır ve herkes cevap verir. Fakat çok merhametli olan büyük Allah'ımız, ahiret gününde O'nun mahkemesine gittiğimizde, hangi soruları soracağını Peygamberimiz vasıtasıyla bize bildiriyor.
İşte Allah'ın özel bir ihsanı olmak üzere açıklanan soruları bildirmekte size yardımcı oluyorum. Ahiret günü size sorulacak sorular 5 tanedir ve bu soruların cevabını müspet verenler cennetliktir, veremeyenler veya menfi verenler de cezalandırılacaktır.
Âdemoğlu, kıyamette Allah'ın hâkim olacağı duruşma salonuna çağrıldığında sorulacak soruları açıklayan hadisi sunuyorum: "Âdemoğluna 5 husus sorulmadıkça Rabb'inin huzurundan kıyamet günü ayakları ayrılamaz. Ömrünü ne ile tükettiğinden, gençliğini ne ile yıprattığından, malını nereden kazandığından, malını nereye harcadığından ve bildiği meseleler hakkında ne yaptığından." Herkes bu sorularla karşılaşacaktır.

1- ÖMRÜNÜ NEYLE TÜKETTİN?
"Cenab-ı Hak buyuracak ki: Ben seni dünyaya gönderdim, sana 40, 50, 60 senelik bir ömür verdim. Sen bu ömrünü nasıl geçirdin? Ben Peygamber gönderdim, dedim ki; benim kulum şu şekilde hareket etsin, ibadet etsin, güzel ahlak sahibi olsun, kimseyi incitmesin, kimsenin hürriyetine tecavüz etmesin. Sen ne yaptın bu hususta?"
Herkes işlediğini itirafa mecbur kalıyor. Kimi, "Ben ömrümü 15 yaşından itibaren hep barlarda, fuhuş yerlerinde, eğlencelerde geçirdim. Namaz kılmadım, oruç tutmadım, zekât vermedim. Haccı kabul etmedim, hayır ve hasenat yapmadım" der.
Kimi ise "Bana verdiğin ömrü bir emanet kabul ettim. Kuran-ı Kerim'ine kulak verdim, dinimi öğrendim, senin Resul'üne itaat ettim, insanlığa hizmete çalıştım, kimseye zarar vermemeye gayret ettim" diye iyiliklerini sıralayacaktır.

2- GENÇLİĞİNİ NASIL YIPRATTIN?
Bu soru da çok mühimdir. Bazı insanlar "Şimdilik gencim, nefsimi tatmine çalışayım, altmış yaşından sonra hacca giderim, günahlarım affedilir. Ondan sonra da namaza başlarım, orucumu tutarım, zekâtımı da veririm ve kötü alışkanlıklarıma elveda ederim" şeklinde karşılık verir.
Bu sözler, basit bir insanın hurafe manzumesidir. İslam'la bunun bir alakası yoktur. Altmış yaşından sonra tövbekâr olmak hüner değildir. Zira altmış yaşından sonra nefsi kuvvet zayıflar. Kumar ve içki masalarında sabaha kadar oturmaya güç yetmez. Adam öldüremezsin, kapıları kıramazsın, duvarları delemezsin. Sabahtan akşama kadar boş kalısın, "Artık boş kalmaktansa namaz kılayım" dersin. Böyle bir şey makbul olur mu? Mühim olan, her türlü günah işleme gücü ve arzusundayken nefsini yenmektir.
Öbür adam ise "Ya Rabbül âlemin! 15 yaşından sonra hiç kimsenin namusuna göz dikmedim. Kız ve kadın peşinde koşmadım, içki içmedim, kumar oynamadım, zina etmedim, kimseyi öldürmedim, emirlerini yerine getirdim" diyecek.
Peygamberimiz buyuruyor ki: "Allah'ın hazırlayacağı özel gölgeden başka gölge bulunmayan gün, 7 kişi gölgelendirilecektir. Bunlardan birisi de gençliğini Allah'a kullukla geçiren gençtir." İşte Allah'ın özel lütfuna mazhar olan genç böyle ödüllendirilecektir.

3- MALINI NEREDEN KAZANDIN?
Evet, "Nereden kazandın malını?" diye sorulacak. Biri, "Babamdan kaldı, babamın malıdır. Ben bunu kullandım, meşru yollarda çalıştım, para kazandım" der. Diğeri ise gayri meşru yollardan mal kazanmışsa bunu söyleyecek. "Rüşvet aldım, yollarda adam soydum, bununla geçimimi sağladım. Dalavere ettim, beş liralık malı hileli olarak on liraya sattım. Müşteriyi kandırdım, böylece bu parayı kazandım" diye cevap verecek.

4- MALINI NEREYE HARCADIN?
Cenab-ı Hak diyecek ki: "Sen bu malı nerede kullandın? Sefahatli yollarda mı, kötülük yollarında mı? Yoksa hayır yolunda mı?"
İmanlı zengin şöyle cevap verecek: "Ya Rabbi! Ben malımın zekâtını dosdoğru olarak verdim. Cami, çeşme, köprü, yol, okul, gibi hayır müesseselerine bağışlarda bulundum. Yakınlarımdan, komşularımdan ve din kardeşlerimden, fakir, yoksul, yetim gibi yardıma muhtaç olanlara yardım ettim. Gayri meşru yollara harcamadım."
İmansız zengin ise şöyle diyecek: "Ya Rabbi! Ben zekât diye bir müessese tanımadım. Hayır müesseselerine yardımcı olmadım. Fakirleri, yetimleri, yolda kalmışları gözetmedim. Sık sık eş ve dostlara içkili ziyafet hazırladım. Geceleri kumar, içki ve eğlence âlemindeydim."

5- BİLDİĞİN HUSUSLARDA NE YAPTIN?
İslam dini hakkında senin kulağına bir şeyler gelmişti, sen bunları nasıl yaptın? Ne yaptın bu bilginle? Bildiğimiz yolda mı hareket ettik yoksa başka yollarda mı? İşte bu da bize sorulacaktır. Bu soruları imtihan gününden çok daha evvel Cenab-ı Allah, Peygamber'i vasıtasıyla bize tebliğ etmiştir, haberiniz olsun. Ne mutlu o insana ki, bu 5 sorunun cevabını dünya hayatında hazırlar. Ne mutlu o insana ki, bu 5 soru için müspet cevaplar hazırlar. Ne mutlu o insana ki, Hazreti Muhammed'in (SAV) sesine kulak verir. Bu dünya hayatının ebedi bir hayat olmadığını kabul eder. Gerçek mesut insanlar, müminlerdir, imanlı olan insanlardır. İmanlı olmayan insanlar, mesut sayılmazlar. Çünkü dünya geçicidir.



F
5 ay (662 mesaj)
Teğmen
Konu Sahibi

Kudüs tarihi özeti



“…Çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya…” (İsra-1)
Bu yazı tamamen taraflı bir Müslüman tarafından, Müslümanlara faydalı olmak için kaleme alınmıştır. Tarafsız bir tarih anlayışı içermemektedir. Objektif bir tarih anlayışının varlığına da inanılmamaktadır. Yaklaşık 3 bin yıllık bir tarihi aktarımı olabildiğince konsantre biçimde, salaş bir üslup ile aktarmaya çalışacağım, tabii ki Allah’ın izniyle. 
Geçmişte neler olduğunu bilmeden gelecek fetihler planlanamaz.
Bu yazı hazırlanırken yegâne dayanağımız, hakikat rehberimiz Kur’an-ı Kerim ve Kudüs tarihi konusunda en yetkin kaynak kabul edilen Karen Armstrong’un “Kudüs’ün Tarihi” isimli eseri (Maalesef Kudüs tarihi noktasında, o yetkinliğe ulaşan Müslüman bir akademisyenimiz yahut yazarımız yok.) ve birçok sağlam kaynak referans alınmıştır. İstifadeli olması duası ile Davud aleyhisselam döneminden başlatalım yolculuğu… Çok daha eskisi çok ilgilisinin işi…


Hz. Davud Dönemi (M.Ö. 11-10. yy.)
Kur’an-ı Kerim’de yer alan Hz. Davud’un Calut’u yenmesi ile başlar bu dönem… Bu yiğitliği ile kendi rüştünü ispatlayan Hz. Davud, İsrailoğullarının kralı Talut’tan (Saul) sonra Allah’ın izniyle yeni kral olarak görevlendirilir. Bir süre sonra Allah tarafından peygamber olarak da görevlendirilir. Zebur indirilir. Hem hükümdarlık hem de peygamberlik lütfedilir kendisine… Kısa bir süre içerisinde Kudüs’ü fetheder. Hz. Musa’ya gönderilen 10 emir metnin bulunduğuna inanılan kutsal ahit sandığını Kudüs’e götürür. Kudüs’ü başkent ilan eder. Hüküm süresi ile çeşitli rivayet vardır. Ortak görüş 40 yıl hüküm sürdüğü yönündedir.
Süleyman Dönemi (M.Ö. 10. yy.)
Hz. Davud’un vefatından sonra aynı özellikler Hz. Süleyman’a da bahşedilir. Hem hükümran hem de peygamber olarak görevlendirilir. Onunda hüküm süresi 40 yıl olarak tahmin edilmektedir. Hükümranlığı sırasında büyük bir mabed inşa etmiştir. Bu bizim İslam inancında Mescid-i Aksa olarak nitelendirdiğimiz bölgedir. Yahudilik inancında Süleyman Mabedi olarak geçmektedir. Bu mabed sonradan Kudüs’ü ele geçiren Babiller tarafından yıkılır. Yüzyıllar sonra Emevi halifelerinden Abdulmelik bin Mervan yıkılan bu mabedin yerine Kubbetü’s-Sahra’yı inşa eder. Günümüzde İsrail terör örgütü de sırf bu yüzden Kubbetü’s-Sahra’yı yıkıp yerine Süleyman Mabedi’ni tekrar inşa etmeyi idealize etmektedir.   


İsrail-Yehuda Krallıkları Dönemi (M.Ö. 10. yy.-M.Ö. 6. yy.)
Süleyman aleyhisselamın vefatından sonra krallık ikiye bölünmüştür. On kavim İsrail Krallığı’nı, iki kavim Yehuda Krallığı’nı kurmuştur. Kudüs Rehoboam’ın kontrolünde Yehuda Krallığı’nın başkenti olmuştur. İsrail Krallığı’nı M.Ö. 721 yılında Asurlular, Yehuda Krallığı’nı ise M.Ö. 586 yılında Babiller yıkmıştır. Böylelikle Kudüs, Babillerin kontrolüne geçmiştir.


Babiller Dönemi (M.Ö. 586)
            Kudüs’ü işgal eden Babiller, şehrin her tarafını yakıp yıkmıştır. Süleyman Mabedi’ni yok etmişlerdir. Yahudileri Babil ülkesine sürgün etmişlerdir. Babiller pagandır. Hüküm süreleri boyunca Yahudilere yaşam hakkı tanımamışlardır.  


Persler Dönemi (M.Ö. 537)
Kiros öncülüğünde Persler şehri Babillerin elinden almışlardır. Yahudileri sürgünden geri çağırmışlardır. Yıkılan mabedi tamir etmişlerdir. Bu yüzden Yahudiler bu dönemi “Büyük Kiros Dönemi” şeklinde muhabbetle anarlar.


Makedonya Krallığı Dönemi (M.Ö. 332)
Kralı Büyük İskender olan Makedonya Krallığı M.Ö. 332 yılında şehrin kontrolünü ele geçirmişlerdir. Helenistik kültüre sahip olan bu kavim, süreç içerisinde Yahudileri de etki etmiştir. Kudüs’te Helenistik dönem ikiye ayrılır. Refah dönemi ve baskı dönemi… Sürekli kontrolü altında bulundukları otoritelere isyan eden Yahudiler, bu yüzden sürekli sürgüne veya ölüme maruz kalmıştır. İskender döneminin baskı dönemi de karşılıklı uyuşmazlıklardan dolayı ortaya çıkmıştır.


Haşmonayim Hanedanlığı Dönemi (M.Ö. 165)
M.Ö. 167 yılında Yahudiler Makkabi ayaklanmasını başlattılar. İsyan sonucu M.Ö. 165 tarihinde Yahudilerin tarihteki nadir özerk devletlerinden biri olan Haşmonayim Krallığı kuruldu. Ama çok uzun sürmedi…


Roma İmparatorluğu Dönemi (M.Ö. 63)
Roma İmparatorluğu’nun önemli komutanlarından Pompei liderliğinde Roma ordusu Kudüs’ü ele geçirdi. Roma’nın şehri almasından Hz. Ömer’in fethine kadar 701 yıl Roma kontrolünde kaldı Kudüs şehri…
Hz. İsa Yahudiyye eyaletinin Beytüllahim şehrinde doğdu. Tevhid üzerine çağrısını yapmaya başladı. Ancak lanetlenmiş kavim yine yaptı yapacağını… M.S. 33 yılında Yahudi haham Kayafan; anarşi çıkardığı, toplumun düzenini bozduğu ve mabedin yıkılacağını haber verdiği gerekçesi ile Hz. İsa’yı yakalatıp, Vali Pilatusa gönderdi. Meşhur çarmıh hadisesi vuku buldu. Onlar öldü, tekrar dirildi diyor. Biz, ölmedi direkt Rabbimiz nezdine yükseltildi diyoruz.
M.S. 66 yılında Yahudi isyanları yine başladı. M.S. 70 yılında Roma İmparatoru Titus; isyanları bastırmak için şehri yaktı, Yahudileri sürdü, kılıçtan geçirdi, mabedi tamamen yıktı. Süreç içerisinde Roma’nın paganlıktan sıyrılıp, Hristiyanlaşmasında büyük rolü olan İmparator Konstantin ve annesi Helena’nın gördükleri rüyalar sayesinde sözde Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği yer olan Golgota ve sözde kabri olan Kutsal Kabir Kilisesi’nin yerleri bulundu. Bu gelişmeye kadar Hz. İsa burada öldüğü için katil şehir kabul edilen Kudüs, hac vazifesi görmeye başladı…


Hz. Ömer Dönemi (M.S. 638)
Hz. Ömer, İslam ordularıyla büyük fetihlere imza atmıştır. Bizanslılara ve Sasanilere vurulan ağır darbelerden sonra Ebu Ubeyde bin Cerrah kumandasında Kudüs’ü de kuşatmıştır. Hz. Ömer’in bizzat anahtarı teslim alması şartıyla, Bizans tarafı mağlubiyeti kabul etmiştir. Hz. Ömer hem Kudüs halkına hem Hristiyanlara eman vermiştir. Kimseye zarar vermemiştir. İslam’ın nuru Kudüs’ün üzerine doğmuştur. İslam hilafetinin hakimiyetinin sürdüğü yıllar refah yılları olmuştur şehirde... Emevi halifelerinden Abdülmelik B. Mervan 691 yılında Mescid-i Aksa bölgesine Kubbetü’s-Sahra’yı inşa ettirmiştir. Abbasi Devleti’nin süreç içerisinde zayıflaması ile birlikte Kudüs; 878 yılında Tolunoğulları, 935 yılında İhşidilerin, 969 yılında ise Fatımilerin kontrolüne geçmiştir.


Fatımiler Dönemi (969)
Kudüs’ün Fatımilerin kontrolünde kaldığı dönemleri anlamlandırmak isteyen, halifeleri Hakim Biemrillah dönemindeki icraatlarına bakabilir. Sadece bir örnek verelim, siz anlayın. Hristiyanların hac saydığı Kutsal Kabir Kilisesi dahil 30 bin kilise yakılmıştır.  


Selçuklular Dönemi (1071)
Alparslan Bey’in beylerinden Atsız Bey, ordusuyla birlikte 1071 yılında Kudüs’ü fethederek, camilerde Abbasi halifeliği adına hutbe okutmuştur.
Yaklaşık 25 yıl Selçuklu kontrolünde kalan Kudüs, beyler arasındaki otorite tartışmaları yüzünden oluşan zafiyetten dolayı 1098 yılında tekrar Fatımilerin kontrolüne geçmiştir.  


Fatımiler Dönemi (1098)
Kibarca ifade etmek gerekirse… Müslümanlar mezhep savaşlarında birbirlerini kesmek ile meşgul oldukları için birlik olamadılar. Birlik olamadıkları için 1096 yılında başlayan 1. Haçlı Seferi’ne direnemediler. Sonuç olarak yaşarken birlik olamayan Müslümanlar, hep birlikte öldüler. Bu dönem, İslam âlemine çok ağır sonuçlar doğuran, gereksiz bir geçiş dönemi…


Haçlılar Dönemi (1099)
Batı’nın gerçek yüzünün açık açık ortaya konduğu yıllar… Şehri ele geçirirken 70 bin Müslüman’ı katlettiler. O kadar ki olayın tanıklarından Hristiyan bir din adamı olan Fulcherius, Kudüs Seferi isimli kitabında, şehrin çok uzaklarından kan kokusu aldıklarını yazıyor. Haçlı askerlerinin Müslüman hamile kadınların karınlarına mızrak saplamak suretiyle bebeklerini nasıl çıkardıklarını yazıyor. Mutlaka tavsiye ederim. Bu dönem de böyle bir dönem… 


Eyyubiler Dönemi (1187)
İmaddeddin Zengi, bir hayal kuruyor. Nureddin Zengi, o hayal için çırpınıyor. Selahaddin Eyyubi o hayali gerçekleştiriyor. Bu dönemin özeti bu… O hayalin adı İslam Birliği ve Kudüs’ün Fethi… Selahaddin Eyyubi ile ilgi İbn-i Şeddad’ın Selahaddin Eyyubi kitabını tavsiye ederim. Çok açık bir dil ile yazılmıştır. Selahaddin Eyyubi 1187 yılında gerçekleştirilen Hıttin Savaşı ile Kudüs’ü fethediyor. Halka eman veriyor. Ve şehre İslam’ın nuru tekrar doğuyor. Allah onlardan razı olsun.   


Memlükler Dönemi (1260)
Eyyubilerden sonra Mısır ve Şam’ın yönetimi 1250 yılında Memlüklere geçmiştir. Moğollar ve Haçlılar ile büyük mücadelelere girmişlerdir. 1260 yılında Ayn Calut muharebesinde Moğollara karşı alınan büyük zafer ve 1291 yılında Haçlıların Filistin’den kovulması tarihin akışı içerisinde önemli bir yer kaplamaktadır. Memlükler ile ilgili Kudüs içerisinde yaptıkları sanatsal ve ilmi yatırımlar göze çarpmaktadır.


Osmanlı Dönemi (1517)
Yavuz Sultan Selim’in çıktığı kutlu Mısır seferi sonucunda Suriye, Mısır ve Filistin bölgelerini Osmanlı topraklarına katmıştır. Hilafet Osmanlı Devleti’ne geçmiştir. Kudüs 400 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır. Osmanlı Devleti’nin Kudüs’e yaptığı hizmetler konusunda yazılan doktora tezleri var. Sadece şeriye sicillerini dönem dönem inceleyen tezler var. Çok çok geniş bir konu olduğu için bu yazı kapsamında detaylandıramıyoruz. Allah onlardan razı olsun.  


İngiltere Dönemi (1917)
Kudüs; gerçekte Siyonist Sabatayistlerin Osmanlı’yı içeriden çökertmesi sonucu, resmiyette I. Dünya Savaşı sonucunda General Allenby komutasındaki İngiliz ordusu tarafından işgal edildi. Balfour Deklarasyonu’nda da açıkça itiraf edildiği gibi şehri 30 yıl boyunca Siyonist bir devlete her anlamda hazır hale getirmek için görev yaptılar. Zamanı gelince de 1947 yılında ilan edilen 181 ve 194 sayılı BM kararlarına binaen şehri Yahudilere teslim ettiler. 


Yahudi Terör Örgütü İsrail Dönemi (1948)
Bu necis kavim, 1948 yılında İsrail isimli terör örgütlerinin kurulduğunu ilan ettiler. O günden beri aralıksız çocuk öldürmeye devam ediyorlar. İslam ümmetin başındaki bir imtihan vesilesi, bir musibet, bir bela olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Şimdilik…

Hedef 2027  
Allah’ın izniyle…
İBRAHİM HALİL YETİM



F
5 ay (662 mesaj)
Teğmen
Konu Sahibi

Yitirdiğimiz Manevi Değerler

TEVAZU
"Merhamet kanatlarını yere yaymak" olarak tarif edilmiştir tevazu. Efendimiz, "Kim tevazu ile alçakgönüllülük ederse Allah onu yüceltir" buyurdu. Tevazunun mimari olan Hz. Resulullah ile ilgili şu manzara çok ders vericidir:
"Mekke fethedilir. Hz. Peygamber, İslam'a girmek isteyenlere imanı anlatıyor. Hz. Ebu Bekir de o güne kadar iman etmemiş olan babasının elinden tutmuş Hz. Peygamber'e doğru getiriyor. Ebu Kuhafe, yani Hz. Ebu Bekir'in babası âmâ, yaşlı. Onun kendisine doğru geldiğini gören Hz. Peygamber ayağa kalktı ve müşrik olan Ebu Kuhafe'ye doğru yürüdü. Ellerinden tutup uygun bir yere oturttu. Ve sonra Hz. Ebu Bekir'e dönüp, 'Ebu Bekir, neden ihtiyarı yordun. Biz ona giderdik. Onu yormasaydın' buyurdu."
Tevazunun zirvesi değil mi bu duruş. Dikkat çekelim; Hz. Peygamber "Putperest kişiye ben gitseydim" diyor. "Ben Peygamberim. Muzaffer bir komutanım. O benim için kalksın gelsin" demiyor. Bizde bu tevazu var mı? Yoksa kibirli bir duruş mu sergiliyoruz. Kararı siz verin.

SIKINTILARA SABIR
Mevlânâ şöyle diyor: "İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme. Allah 'Kalbi kırıkların yanındayım' buyurdu. O hâlde niye üzülüyorsun ey can. Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan gece gibi karanlık nefsini yak. Sanma ki dert sadece sende var. Şunu bil ki sendeki derdi nimet sayan var."
Sıkıntılar bazen zor olabilir. Dua, namaz ve tedbirle sıkıntılar aşılabilir. Elbette takdir-i Hüda neyse o olur. Ama bize düşen tedbir almaktır.

DUAYI ERTELEME
Efendimiz şöyle dua ederdi: "Allah'ım sanadır hamd. Göğün ve yerin nuru sensin. Cennet haktır. Ateş ve kıyamet haktır. Sana teslim oldum. Sana iman ettim. Sana tevekkül ettim. Dönüşüm sanadır."
Duada samimiyet, duada içtenlik olmalıdır. Duada ümitsizlik olmaz. Hatta duadan önce bir fakiri doyurmak iyidir. Fakirin amini önemlidir.

GÜNAHINA ÜZÜL
75 yıl yaşamış birini düşünün. 15 yaşından itibaren günahlar yazılıyor diyelim. 60 yıl sevap ve günaha muhatap yaşadı. Ve diyelim 60 yılının her gününde bir günah, hata, kusur ve yanlışlık yaptı. 60 yılda 21 bin 900 gün olduğuna göre, 21 bin 900 günah işlediğini varsayalım. Manzara ürkütücü. Kalp kırdın, günah. Kul hakkı yedin, günah. Başkasının hakkına, gıybetine, iftirasına katkı sağladın, günah. Kem gözle baktın, günah. Yüzünü ekşittin, günah. Dudak büktün, günah. Hak etmediğin kazanç elde ettin günah. Devlet malı yedin, günah. Peki ne olacak? Bu manzaraya üzül, pişman ol. 60 yılda 21 bin 900 iyilik yapman zor. En azından tövbe et. Ümidini yitirme. Allah, dilimi sonsuz hazinesinden seni affeder. Yeter ki adım atmayı ihmal etme. Daraldığında çıkış Allah'tır. Derdin mi var, derman Allah'tır.

HAYVANLARA MERHAMET ET
2. Mahmud'un eşi Pertevniyal Valide Sultan (Sultan Abdülaziz'in annesi) Ortaköy Camii'ni yaptırır. Valide Sultan Hastanesi'ni yaptırır. İyiliksever biridir. Bir gün deniz kabarır, İstanbul'u su basar. Bir kedi görür Valide Sultan. Arabasını durdurup kediyi arabaya alır. Ölmekten kurtarır. Bu kediyi temizler, yedirip içirir. Gece rüya görür. Ona şöyle denir: "Bu kediye olan merhametin Allah katında cami ve vakfiyen kadar sana fayda sağladı." Bir lokmayı hor görme, merhamet et. Gerçi insanımızın bir kısmı bırak kediyi, insana dahi merhamet etmiyor. Ateşli silah kullanıyor. Bir insanın canını hiçe sayıyor. Hatta bir kısmı da adaletten ayrılıp bir hayvana gösterdiği merhameti düşkün insandan esirgiyor. Bazen ölçüyü kaçırıyoruz.


MELEKLERİN İTAATİNİ ÖRNEK AL
Elbette melekler isyan etmez. Nefis yoktur onlarda. Erkek veya dişilik olmadığı gibi. Yemez içmezler de. Onlara benzemek çok zor. Ama onların itaati örnek alınabilir. Efendimiz Miraç'ta ayakta, secdede melekler gördü. Secdeye giden meleklerin gözyaşlarının ötekilerin sırtına damladığını görüp hayret etti. Cebrail der ki: "Muhammed, kâinat yaratıldı yaratılalı bunların hâli budur." Mahşer gününde Allah kendini gösterdiğinde melekler korku ve teslimiyet içinde şöyle derler: "Ey Yüceler Yücesi! Sana hakkıyla ibadet edemedik." Unutma, insanlardan melekleşenler, hatta melekleri aşanlar vardır.
***
FUZULİ VE SEVGİLİYE DOĞRU AKAN SU
Fuzuli'nin en muhteşem eseri elbetteki "Su" kaidesidir. Ona göre dünyadaki bütün sular; Hazreti Muhammed aşkıyla dağdan dağa, taştan taşa, vadiden vadiye çılgınca dövünerek Efendimizi arıyor.
"Başını taştan taşa ürup gezer âvare su."
Su farkında değil. Kendinde değil. Deli divanedir o artık. Her dağda, her taşta, her vadide Muhammed'i arıyor. Göremeyince başka bir yol alıyor, oradan devam ediyor. Bazen su taşları deliyor. Bazen yerden fışkırıyor. "Muhammed nerede, Muhammed nerede" diye haykırırken.
"Ravza-i kuyuna her dem durmayıp eyler güzar,
Âşık olmuş galiba ol serv-i hoş-reftane su."
Şöyle diyor:
"Su, sevgilinin köyünün bahçesine doğru, durmadan gidiyor,
Galiba o güzel yürüyüşlü serviye âşık olmuş..."
Fuzuli ümitsizdir. Zira Hz. Muhammed'e dünyada ulaşamayacağını biliyor. En yakını olduğu dostlarına vasiyette bulunur. Şöyle der:
"Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su."
Ey dostlar! Eğer Peygamberimizin elini öpmek arzusuyla ölürsem; mezarımın toprağından testi yapıp onunla yâre su sunun (verin)!
Aşk; âşık olunanla her dem beraberliği ister. Âşık; âşık olduğunda fani olur. Gözü ondan başkasını görmez. Tarih boyunca Hz. Muhammed'e âşık olanlar böyle oldular. Nitekim şöyle der Hz. Muhammed'e bir âşık: "Varsın kevser zahitlerin olsun; bana senin alnına kondurduğum buse yeter."
NİHAT HATİPOĞLU



F
5 ay (662 mesaj)
Teğmen
Konu Sahibi

Kalbinizi Yoklayın

Zaman zaman kendimizle hesaplaşmamız lazım. "İman ettim" demekle iş bitmiyor. İman ettiğimiz mübarek kitabın ve kutlu Nebi'nin yolunda mıyız? Diğer insanlarla ilgimiz ve irtibatımız nasıl?
İçimizde başkalarına yönelik kin ve nefret duygularını dizginleyebiliyor muyuz? Hz. Peygamber, "Başkasına kin tutmadan sabahlıyorsan öyle yap" buyurdu.

MÜNAFIKLARIN LİSTESİ
Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına reva görüyor musun? O zaman yanlış giden bazı şeyler var demektir. Kendini değiştir. Başkasının görmediği ama Allah'ın bildiği her günahtan tövbe ediyor musun? Kazancının helal mi, haram mı olduğunu hesap etmen lazım.
Kul hakkı konusunda hassas mısın yoksa kendince, kendini rahatlatacak bahaneler mi üretiyorsun? Sırdaşın var mı? Güvenilir mi?
Huzeyfe'ye Medine'deki münafıkların listesini vermişti. Hz. Huzeyfe bu listeyle ahirete göç etti.
Halife Hz. Ömer'in bütün ısrarına rağmen asla listeyi vermedi. Hz. Ömer'in, "Ben var mıyım" ısrarına sadece "Hayır sen yoksun" diyebildi. Medine'de inen Hadid Suresi'nin 16. ayeti, kalbi ürpermeyenleri Allah'ı anmaya çağırıyor:
"İman edenlerin Allah'ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygıyla ürpermesinin zamanı gelmedi mi? Daha önce kendilerine kitap verilip de üzerinden uzun zaman geçen, böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar. Onlardan birçoğu fasık kimselerdir."
"Demir" yani Hadid Suresi'nde kalpleri yumuşatmaya davet ilginç değil mi?

HALİMİ ARZ EDİYORUM YA RAB!
Sadık ve kâmil müminlere benzemiyorum. Gıybet ve suizandan vazgeçemedim. İbadetlerime riya karışıyor. Her iyiliği kendime istiyorum. Başka insanlar için aynı olgunlukta iyilik istemiyorum. İnsanları dünyalığına göre değerlendirir oldum. Ahireti az hatırlıyorum. Hesap duygusundan kaçıyorum. Sıkıştım mı, "Ben zaten Müslüman değilim" diyecek hâle geldim. Şeytanın maskarası olmaktan son anda kurtuldum. Nefsimin heva ve hevesine kapıldım.
Ya Rabbi, kalbimin işlettiği günahlardan sana sığınıyorum. "Allah'a kulluk yapmam" derken benden daha aciz zavallıların kulluğuna rıza gösterdim. Zavallı şeytanın ve arkadaşlarının yolunu edindim. Pişmanlığımı kabul et. Rızana kavuştur. Vuslata erdir. Müminlere karşı kibirli davrandım. Gıybet ettim. Beni affet. Rabbani kul eyle. Seni Rabb bildim. Kuran'ı hidayet rehberi kabul ettim. Kulun ve elçin Muhammed'e (SAV) ümmet oldum. Ümmetine kabul buyur.
Uhud Meydanı'nda sana zarar gelmesin diye fedai can eden dostlarına benzet bizleri. Ya Rabbi, bizleri öfkesini yutanlardan eyle. Bizleri cimrilikten uzak eyle. Seninle karşılaşacağımız mahşer günü bize acı ve merhamet eyle. Hastalık, imansızlık, musibet ve şerle imtihan etme bizi. Bizlere kar gibi beyaz ve duru bir kalp nasip eyle.
Biz Hz. Muhammed'i (SAV) rehber edindik. Din olarak İslam'dan razı olduk. Cennet, cehennem, sırat, mizan ve amel defterine iman ettik. Bizi perişan eyleme ya Rab. Cennetinle, cemalinle, rızanla bahtiyar eyle.



KURAN DİLİYLE DUA

 "Ya Rabbi, ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine değil." (Fatiha)

 "Rabbimiz! Bize dünyada da, ahirette de iyilik ver, bizi o ateş azabından koru." (Bakara, 201)

 "Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi batıla meyletme. Bize, katından rahmet ihsan eyle. Şüphesiz sen ziyadesiyle ihsan edicisin." (Âl-i, İmrân, 8)

 "Rabbimiz! Kendimize zulmettik; eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, elbette ziyana uğrayanlardan oluruz." (A'râf, 23)

 "Rabbimiz! Unutur veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize ağır yük yükleme. Rabbimiz! Gücümüzün yetmeyeceği şeyi bize taşıtma. Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bizim sahibimizsin, inkârcı topluluğa karşı bize yardım et!" (Bakara, 286)

RESULULLAH DİLİYLE DUA

 "Allah'ım! Cehennem azabından, kabir azabından, Mesih Deccal'in fitnesinden, hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım."
 "Allah'ım, beni doğru kıl, sözlerimin, niyetimin, işlerimin isabetli olmasını istiyorum. Dünyada da ahirette de örülmüş, köklü, doğru yol üzere olmayı dilerim."
 "Allah'ım! Bize dünyada da hayır, ahirette de bir hayır ver, bizi cehennem azabından koru!"
 "Allah'ım! Üzüntüden ve kederden sana sığınırım. Acizlikten ve tembellikten sana sığınırım. Korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Borcun galebe çalmasından ve insanların kahır ve hâkimiyetinden sana sığınırım."

ÜÇ KİŞİNİN DUASI GERİ DÖNMEZ

1- Mazlumun duası.
2- Misafirin duası.
3- Babanın evladına duası.

YERYÜZÜNE KAÇ PEYGAMBER GELMİŞTİR?

İlk peygamber Hz. Adem ile son peygamber Hz. Muhammed (SAV) arasında 124 bin peygamber gelmiştir. (Ahmed, Müsned, 266). Kuran-ı Kerim bütün peygamberler hakkında bilgi verilmediğini belirtiyor. (Mü'min, 40/78). Sadece bazı peygamberlerin isimlerine ve hayat hikâyelerine Kuran'da yer verilmiştir.
 
Her kaza namazı için ezan okumalı
 mıyım? Kamet getirmek zorunda mıyım?
Birkaç kaza namazı kılacaksanız tek ezan yeterli olur. Ama her kaza namazı için ayrı ayrı kamet getirmeniz gerekir. Ancak ezan da, kamet de namazın kabulünün şartı değildir. İhmal ederseniz namazınıza zarar vermez.

 Ezan okunurken herhangi bir dua okumamız gerekir mi?
Evet, ezanı büyük bir huşu ve saygınlık içinde dinlememiz öğütlenmiştir. Ayrıca şu duayı okumamız Peygamberimizce (SAV) tavsiye edilmiştir: "Ey şu mükemmel ezanın ve kılınmak için hazırlığı yapılan namazın Rabbi olan Allah'ım! Peygamber Muhammed'e (SAV) vesile makamını ve fazileti ver. O'na söz verdiğin ahiretteki övülmüş makamı nasip et. Çünkü sen sözünden caymazsın ya Rabbi."

 Başkasına dua ettiğimizde biz de sevap kazanır mıyız?
Başka bir kardeşiniz için bağışlanma dilemeniz çok sevaptır. Hz. Musa'nın bu konudaki duasını Kuran-ı Kerim (A'raf, 151) bize örnek olarak sunar. Sevgili Peygamberimiz (SAV) şöyle buyuruyor: "Müminin mümine gıyabında yaptığı dua kabul edilir. Onun yanı başında bir melek bulunur ve 'Aynı dua sana da, sana da' der."
NİHAT HATİPOĞLU



F
4 ay (662 mesaj)
Teğmen
Konu Sahibi

Hazreti İbrahim diyalektiği


Hz. İbrahim'in kavmi ay, yıldızlar ve güneşe taparken aynı anda bunları da sembolize eden putlara ibadet eder ve tapınırlardı. Hz. İbrahim, akıl metodu ve istidlali ile kavmini tek Allah'a yönlendirmeye çalıştı. Tamamen farklı bir metot izleyerek tabiatın ve putların bir yaratma fonksiyonunda olamayacağını ispat etmeye yönlendi. Böylece her çağdaki İslam âlimlerini de bir metodolojinin kıyısına getirdi. "Akıl ve vahyin bileşkesi" denebilir buna. İman edene vahiyle, iman etmeyene akılla hitap edilmesi gerektiğini öğretti Hz. İbrahim.

ALLAH'A GİDEN YOL
Hz. İbrahim, Allah'ın varlığına ve birliğine inanıyordu. Ancak kavminin yola gelmesi için onlardan biriymiş gibi davranarak kavminin tapındığı tabiat varlıklarını tartışmaya açtı. Bunu yaparken akıl ve gözlemi esas aldı. Kuran-ı Kerim, Enam Suresi'nde Hz. İbrahim'in bu akıl dolu metodunu şöyle anlatıyor: "Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. 'İşte Rabbim!' dedi. Yıldız batınca da, 'Ben öyle batanları sevmem' dedi." (En'am/76).
Hz. İbrahim zayıf noktadan güçlü olana yol almayı daha doğru buldu. Gök cisimlerinin görünürde en zayıf halkası yıldızlardı. Sonra Ay'a yöneldi: "Ay'ı doğarken görünce de, 'İşte Rabbim!' dedi. Ay da batınca, 'Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum' dedi." (En'am/77).
Önce yıldızları, sonra da Ay'ı kadraja aldı ve onların iflah olmayacağını belleklerine işledi: "Güneşi doğarken görünce de, 'İşte benim Rabbim! Bu daha büyük' dedi. O da batınca (kavmine dönüp), 'Ey kavmim, ben sizin Allah'a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım' dedi." (En'am/78).
Hz. İbrahim, rasyonalizmin bütün öğelerini bu delillendirmede kullandı. Bize de yöntem öğretti. İnsanların anlayacağı bir dille konuşulması gerektiğini bu örnekte görebiliriz. Hz. İbrahim'in son sözü de dikkat çekicidir: "Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah'a ortak koşanlardan değilim." (En'am/79).


PUTLARI NEDEN KIRDI?
Kuran-ı Kerim, Hz. İbrahim'in puta tapınan insanları Allah'a yönlendirirken takip ettiği yolu şöyle özetliyor: "Andolsun, daha önce de İbrahim'e doğruyu bulma kabiliyeti vermiştik. Biz onu iyi tanırdık. Hani babasına ve kavmine, 'Şu sizin tapmakta olduğunuz heykeller de nedir?' demişti. Onlar, 'Biz babalarımızı bunlara tapar hâlde bulduk' dediler. (İbrahim) 'Andolsun ki siz de babalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz' dedi. Onlar, "Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen oyunbazlardan biri misin?' dediler. (İbrahim) "Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabb'idir. Onları yaratan O'dur. Ben de buna şahitlik edenlerdenim" dedi. 'Allah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra putlarınıza bir oyun oynayacağım.'
Derken (İbrahim) onların hepsini paramparça etti, yalnızca en büyüğünü bıraktı. Umulur ki ona başvururlar. Dediler ki: 'İlahlarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir.' (Bazıları) 'Onları diline dolayan bir genç var. İbrahim adında biri' dediler. Dediler ki: 'Onu halkın gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler.' (İbrahim oraya getirilince) 'Ey İbrahim! Sen mi ilahlarımıza bunu yaptın?' dediler. (İbrahim) 'Hayır! Belki şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara sorun!' dedi. Bunun üzerine kendi vicdanlarına döndüler ve 'Gerçekten sizler zalimsiniz!' dediler. Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler ve 'Sen bunların konuşamayacağını çok iyi biliyorsun' dediler.'
"(İbrahim) 'O hâlde Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyen şeylere mi tapıyorsunuz?' dedi. 'Yazıklar olsun size de Allah'tan başka taptıklarınıza da! Siz aklınızı kullanmaz mısınız?' (Onlar) 'Eğer bir şey yapacaksanız, onu yakın da ilahlarınıza yardım edin' dediler. Biz de 'Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve selamet ol!' dedik." (Enbiya/51-69)
Hz. İbrahim, putların acizliğini de yine akıl ve vahiy eşliğinde kavmine gösterdi. Samimi olup akıl sahibi olanlar inandılar; diğerleri yani bağnaz ve akılsız olanlar yollarına devam ettiler.

'HADİ GÜNEŞİ BATIDAN GETİR'
Başka bir surede Hz. İbrahim ile Nemrud'un diyaloğuna dair dikkat çekici bir sahne sunulur. Nemrud, "Rabb'in ne yapabilir İbrahim" diye sordu. Hz. İbrahim, "Rabbim öldürür ve diriltir" cevabını verdi. Nemrud kendince kurnazca demagojik bir hamle yapar. Hapishanede idamı bekleyen bir suçluyu getirtir. Ve der ki: "İbrahim bu adam yarın asılacak. Ama ben onu serbest bırakıyorum. İşte böylece diriltmiş oluyorum. Tıpkı senin İlahın gibi." Sonra "Yoldan geçen birini bana getirin" dedi. Sıradan birini tutuklayıp getirdiler. Nemrud, "Bu günahsız adamı asın" dedi. "Bak İbrahim, ben de İlahın gibi hem diriltiyor hem de öldürüyorum. Hz. İbrahim, Nemrud'u zorlayan şu teklifi yapar: "Rabbim güneşi doğudan getirmektedir. Haydi sen de onu batıdan getir." Böylece Nemrud'u aciz ve şaşkın bir hâlde bıraktı. Kuran bu diyaloğu şöyle aktarıyor:
"Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye (şımarıp böbürlenerek) Rabb'i hakkında İbrahim'le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, 'Benim Rabbim diriltir, öldürür" demiş; o da, 'Ben de diriltir, öldürürüm' demişti. (Bunun üzerine) İbrahim, 'Şüphesiz Allah güneşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getir' deyince, kâfir şaşırıp kaldı. Zaten Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." (Bakara/258)

İMAN, İNSANI AZİZ EDER
Allah'a ve O'nun Peygamber'ine iman, kişiyi aziz ve mutlu yapar. İnkâr ise kişiyi perişan, mutsuz ve tereddüt sahibi kılar. Öyle ya; bu koca, gizemli ve muhteşem evrenin tesadüfen oluştuğunu düşünen zihniyet sahibi, günün birinde iç âlemine, deruni düşünmeye başladığında mutlaka bir yaratıcının varlığını görür. Kendini sahici selamete atar. Allah'a iman edince O'nun kulunu başıboş bırakmayacağını anlar. Bir kitaba ve öndere ihtiyaç hisseder. Vahiy ve Peygamber'ine tutunur. Böylece dünyasını anlamlandırırken ahiretini de kaybetmez. Ahiretin, dünyada ekilen tohumların devşirme yerinin olduğunu anlar. İman eder, lezzet duyar. Aziz olur. Hayatından zevk alır. İbadetten haz duyar.
***

SÜNNETLER, KILINAMAYAN FARZ NAMAZLARIN YERİNE GEÇER Mİ?
Evet, böyle hadisler var. Peygamberimizin bazı hadislerinde kulun mahşerde hesaba çekilmesi esnasında eksik farz namazlarının nafilelerle tamamlanacağı beyan edilmiştir. (Tirmizi, Salat 305; Nesai, Salat 9).

 Şekere Alak Suresi okunup üflenince kişi sevdiğiyle barışırmış, doğru mu?
Böyle bir bilgi ne Kuran-ı Kerim'de ne de sahih hadislerde vardır. Bu tür söylentilere önem vermeyin. Dua ve Kuran-ı Kerim tabii ki gerekir, ama bu yöntemle değil.
NİHAT HATİPOĞLU



F
4 ay (662 mesaj)
Teğmen
Konu Sahibi

İslam, savaşta bile kadınları çocukları öldürmeyi yasaklar


Hazreti Peygamber (SAV), savaş hâlinde bile gayrimüslimlerin kadınlarını ve çocuklarını öldürmeyi yasaklamıştır. Bir savaşta, bir kadının öldürülmüş olduğunu gören Resulullah, kadın ve çocukların öldürülmelerinin haram olduğunu söyledi. Bir seferde ise bazı Müslümanların çocukları öldürmeye teşebbüs ettiklerini duydu. Son derece sert bir şekilde, "Bazılarına ne oluyor ki çocukların öldürülmesini istiyorlar; kadınlar aynı gidiyorlar" buyurdu.
Sahabeden biri şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Onlar müşriklerin çocuklarıdır. Yaşasalar babaları gibi olacaklar." Efendimiz (SAV) bunun üzerine şöyle buyurdu: "Dikkat ediniz. Sizin en seçkin ve önde olanlarınız da müşriklerin çocuklarıydı. Sakın çocukları öldürmeyin. Her bir çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra babası veya annesi onu Hıristiyan veya Yahudi yapar."

10 PRENSİBE DİKKAT!
Hz. Peygamber, "Çocuklar İslam fıtratı üzerine doğar" ifadesiyle, "müşriktir" diye öldürülen çocukların Müslüman olan bir çocuğu öldürmekle aynı olduğunu belirtiyor ve konuyu daha caydırıcı hale getiriyor. İbn Abbas'a, "Hz. Peygamber'in müşrik çocukların öldürülmesi konusunda bir tavrı var mıydı?" diye sorulduğunda, "Hz. Peygamber (SAV) müşrik çocuklarını öldürmemişti, sen de öldürme" cevabını vermiştir.
Hz. Peygamber'in vefatından sonra da İslam önderleri ile komutanlarının tavrı böyle oldu. İslam komutanları; savaşta çocuk, kadın, kilisesinde ibadet eden din adamını öldürmeyi yasakladılar.
Hz. Ebubekir (RA) halifelik yıllarında bir komutanını Şam'a yolcularken, "Gittiğin yerde kendini Allah'a adamış rahipler göreceksin Sakın onlara dokunma!" dedikten sonra şöyle buyurmuştur:
"Sana uyman gereken 10 prensibi söylüyorum. 1. Hiçbir kadını öldürme. 2. Hiçbir çocuğu öldürme. 3. Hiçbir yaşlıyı öldürme. 4. Hiçbir ağacı veya meyve ağacını kesme. 5. Hiçbir evi yıkma. 6. Hiçbir hayvanı, koyunu vs. kesme. 7. Hiçbir deveyi kesme. 8. Hiçbir arı kovanını yakma. 9. Korkaklık gösterme. 10. Mala ihanet etme."
Hz. Ömer de valilerine gönderdiği yazılı belgede; kadınlara, çocuklara, hasta, düşkün ve yaşlı olanlara dokunmamalarını emretmiştir.

BARIŞTAN YANA OLUN
Bir bugünkü dünyaya bakalım, bir de 1400 sene önceki duruşa. Bugün çocuklar öldürülüyor, kadınlar öldürülüyor, baskınlar yapılıyor, camiler yıkılıyor, kiliselere veya havralara saldırılıyor, insanlar ya savaşta terör saldırısında veya başka bir nedenle yok ediliyor. Gazze'de on binlerce çocuk katledildi. Masum siviller yok edildi ve hâlâ yok edilmeye devam ediyor.
Bizler acaba Hz. Peygamber ve sahabesinin buyurduğu gibi din, dil ve ırk farkı gözetmeden her türlü şiddetin önünde durabiliyor muyuz? Neticede Hz. Peygamber sadece Müslümanların değil, gayrimüslimlerin de haklı bir gerekçe veya savaş hâli olmadan öldürülmeyeceğini kayıt altına almış oluyordu. Sahabenin kendilerine karşı silah kuşanmayan kadınlara dokunmadıklarını biliyoruz.
Hatta İmam Malik ve Evzai şöyle derler: "Müslümanlarla savaşan bir devlet, gemilerinin önüne veya bir kalenin önüne caydırıcı olsun diye çocuk veya kadınları siper olarak koysa, Müslüman askerlerin o kaleye ateş etmeleri veya o kaleye saldırmaları caiz olmaz." Kuran-ı Kerim "Savaş hâlinde bile barış ihtimali varsa hemen barışa yanaşın, saldırmayın" der. "Savaş hâlinde bile aşırı gitmeyin" emrini verir.


MÜŞRİKLERE GÜVENCE
Tevbe Suresi'nin 6. ayeti Hz. Peygamber'e şu emri veriyor: "Eğer müşriklerden biri aman dilerse (sığınma isterse) ona aman ver. Ta ki Allah'ın kelamını dinlesin. Sonra da onu güvenlik içinde olduğu yere kadar gönder." Çünkü müşrikler bu hâllerinden vazgeçmedikçe ebedi cehennem ehli sayılırlar. Bütün bunlara rağmen Kuran-ı Kerim, Hz. Peygamber'e "Onlara dokunma, onlara güvence ver ki onlar Kuran-ı Kerim'i dinlesinler, belki de aklederler de dönerler" buyuruyor. Müseylime'nin (yalancı peygamberin) bir heyeti Hz. Peygamber'e gelip Müseylime'nin peygamber olduğunu iddia eder. Buna rağmen Hz. Peygamber onlara dokunmaz. Müseylime'nin yalancı olduğunu söylemekle beraber heyeti misafir ettikten sonra geri gönderir.
Peygamber Efendimiz, Medine'ye gelen Necran Hıristiyanlarına ilgi göstermiş, bütün inatlarına ve cehaletine rağmen onlara dokunmamış, hatta ibadet etsinler diye mescidin bir köşesini onlara tahsis etmiştir.
Kanuni Sultan Süleyman'ın Osmanlı topraklarını Endülüs, Rusya ve Avrupa'dan kaçan Yahudilere açması ve onlara güvence vermesi, Hazreti Resulullah'ın bu hoşgörüsüne dayanır. Hz. Peygamber'in duruşu Müslümanlar için hep örnek olmuştur.

KADINLARA TANINAN SINIRSIZ YETKİ
Hazreti Peygamber'den önce kadınların hiçbir itibarı yoktu. Cahiliye Araplarında kız çocuklarının diri diri gömüldüğünü, kadınların insan yerine konulmadığını, tatmin aracı olan bir obje gibi görüldüğünü, satıldığını, evlenmek veya boşanmak konusunda hiçbir seçeneğinin olmadığını kaynaklardan tespit edebiliyoruz. Kadınlar miras alamazlar ve onların görüşüne başvurulmazdı.
İşte bu çirkin geleneği Hz. Peygamber kadınların lehine bozdu. Kadınların herhangi bir müşrik veya kâfire güvence ve dokunulmazlık hürriyeti verebileceğini ilan etti. Bu ise o gün için devrim niteliğinde bir karardı. Hiçbir varlığı olmayan kadınlara, "Gayrimüslim birini İslam ülkesinde güvenlik içinde dolaşma yetkisine sahip kılabilirsiniz" deniyordu. Artık İslam beldesinde dolaşan bir müşriğe kimse dokunamayacak, ticaretine, ziyaretine karışamayacak ve "Bu adam falanca Müslüman kadının güvencesi altındadır" denilecekti.
Hz. Peygamber'in kızı Hz. Zeynep, henüz Müslüman olmayan eski eşi Ebü'l- As, Medine'ye girdiğinde, "Ebü'l-As benim güvencemdedir" demişti. Hz. Peygamber de Zeynep'in güvencesini onaylamıştı. Hz. Peygamber daha sonra kızının evine girip şöyle buyurdu: "Ebü'l-As'a iyi davran. Ona ikram et. Ancak sakın onunla yalnız kalma." Hz. Peygamber sadece kızı Zeynep'in değil, amcasının kızı Ümmü Hani'nin, Hz. Osman'ın ve diğer sahabilerin de müşriklere verdikleri emanı aynen onaylamıştır. 1400 küsur yıl önce kadına tanınan bu büyük yetki kayda değerdir.
NİHAT HATİPOĞLU



F
3 ay (662 mesaj)
Teğmen
Konu Sahibi

Peygamberimizi ihtiyarlatan ayet


Peygamberlerin 5 temel özelliklerinden biri emanete riayet etmeleridir. Emin, güvenilir insan olmalarıdır. Bu nedenle de peygamberlik görevini almadan önce Hz. Peygamber'in Mekke'deki sıfatı "El-Emin", yani güvenilir insan idi. Böyleydi, böyle yaşadı. Bizden de böyle olmamızı istedi. Hz. Peygamber'in saç ve sakalındaki beyazlıklar bir anda çoğaldı. Bu değişiklik sahabenin dikkatinden kaçmadı.
En yakın dostu Hz. Ebu Bekir dayanamayarak sordu: "Ey Allah'ın Resulü! Saçlarınızdaki aklar çoğaldı. Neyiniz var? Sizi üzen, meşgul eden bir şey mi var?" Efendimiz (SAV) şöyle buyurdu: "Hûd Suresi ve benzer sureler beni ihtiyarlattı."
Hud Suresi, Mekke'de indi ama içinde Medine'de inen ayetler de var. Mekki diye adlandırdığımız surelerde bu durum olur. Yorumcular, Hz. Peygamber'i düşünceye sevk eden ayetin Hud Suresi'ndeki 112. ayet olduğunu söylerler. Bu ayetin özellikle şu ifadesi dikkat çekicidir: "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!"
İşte Hz. Resulullah'ı endişelendiren, düşünceye sevk eden bu ayettir. Dosdoğru ol. Hâşâ o hiç eğri olmadı. Bu cümleler kırmızı çizgileri belirleyen bir anlam taşır. Zira ayetin tümüne baktığımızda "Seninle beraber tövbe edenler de olsun" ifadeleri bizim sorumluluğumuzu önümüze koyuyor. Emrolunduğumuz gibi dürüst, dosdoğru olmalıyız. Emrolunduğumuz gibi helal kazanıp helal harcamalıyız. Emrolunduğumuz gibi adil, hakkaniyetli ve samimi olmalıyız. Emrolunduğumuz gibi vefalı olmalıyız. Kısacası her hususta ve konuda dürüstlük Müslüman olmanın vazgeçilmez bir şartıdır.

 ZULMEDENLERE MEYLETMEYİN: Hud Suresi 113. ayeti zalimlere meyletmemeyi, istikametin bir parçası sayar. Allah şöyle buyurur: "Bir de haksızlık edenlere -zalimlere- meyletmeyin. Yoksa ateş size de dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O'ndan) yardım da göremezsiniz."

 RABBİN SANA DARILMADI: 23 yıllık tevhid mücadelesinde zaman zaman daralan Efendimizi Yüce Kitap teselli etmiştir: Kuşluk vaktine andolsun. Ve sükûna erdiği zaman geceye andolsun ki, Rabb'in seni terk etmedi ve sana darılmadı. Elbette senin için sonu (ahiret) önünden (dünyadan) daha hayırlıdır. Yakında Rabb'in sana verecek de sen hoşnut olacaksın. O seni yetim bulup barındırmadı mı? Seni şaşırmış bulup yol göstermedi mi? Seni yoksul bulup zengin etmedi mi? Öyleyse sakın yetime kahretme. Sakın isteyeni (yoksulu) azarlama. Ve Rabb'inin nimetini anlat. (Duha/1-11)

 CANIN SIKILIYOR, BİLİYORUZ: İnançsızların azgın saldırı ve inkârları Efendimizi daraltıyordu. İman etmiyorlar diye. Kuran, Hz. Resulullah'ı teselli ediyor: "Şüphesiz, seninle alay edenlere karşı biz sana yeteriz. Onlar Allah ile beraber başka bir ilah edinenlerdir. Ama yakında ne olacaklarını bilecekler. Biz, onların söylediklerinden dolayı göğsünün daraldığını elbette biliyoruz. O hâlde Rabb'ini hamd ile tespih et ve secde edenlerden ol." (Hicr/95-98)

 MANEVİ KÖRLERİ DÖNDÜREMEZSİN: "Öyleyse sen Allah'a güven. Şüphesiz sen apaçık bir hakikat üzeresin. Şüphesiz, ölülere sen işittiremezsin; arkalarını dönüp giden sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. Sen körleri de sapıklıklarından doğru yola iletemezsin. Ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin; işte onlar Müslüman olanlardır." (Neml/79-81)

 RABB'İNE AND OLSUN SORACAĞIZ: "O kimseler ki, Kuran'ı parça parça edip ayırdılar. Rabb'ine andolsun ki, onların hepsinden mutlaka sorguya çekeceğiz. Yapmakta olduklarından elbette sorguya çekilecekler. Şimdi emrolunduğun şeyi açıkça bildir ve müşriklerden yüz çevir." (Hicr/91-94)

 BELİNİ BÜKEN YÜKÜNÜ KALDIRDIK: Gönül ferahlatan İnşirah Suresi, Hz. Peygamber'i en daraldığı anda sevindiriyor. Mekke'de insanların saldırı, inkâr ve zulmünden kalbi kırık Peygamber'e teselli ayetleri birbiri ardınca iniyor: "Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü senden kaldırmadık mı? Senin şanını ve ününü yüceltmedik mi? Şüphesiz zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten zorlukla beraber bir kolaylık vardır. O hâlde, bir işi bitirince hemen diğerine koyul. Ve yalnız Rabb'ine yönel." (İnşirah Suresi)

 RAHMET ELİ PEYGAMBER'İN SIRTINDA: Ey Nebi! Uhud'da dişin kırılıp kılıçlar yanağını sıyırdığında sahibin Allah'tı. Huneyn'de avucundaki kum fırtınaya dönüşüp binlerce zalimi dağıttığında sahibin Allah'tı. Gökte Ay'ı yardığında Ay'a emreden Allah'tı. Hicrette seni takip eden Süraka'yı atı ile beraber kuma gömen Allah'tı. Sevr'de yoldaşın Rabb'indi. Parmağınla yüzlerce askeri doyuran sendin, ama sahibin Allah'tı. Evet, Rabb'in seni hiç bırakmadı.
***

BİR HIRKA, SADECE HIRKA
Bir gün bir Allah dostu, dilenen bir kadın gördü. Hava soğuktu. Donduran bir rüzgâr vardı. İnsanlar evlerine varmak için kaçışıyorlardı. Dilenen kadının kucağında ise ufak bir çocuk vardı.
Allah dostu oradan geçti. Gözü, küçük çocukta kaldı. Kadın, "Allah için bu fakire bir sadaka" diyordu.
Allah dostunun verecek hiçbir şeyi yoktu. Çünkü o da yoksuldu. Belki akşama yiyeceği bir şeyi de yoktu.
Dünyalık olarak sadece sırtına giydiği bir hırkası vardı.
"Allah için" diyen kadını duyunca hırkasını çıkarıp çocuğun üzerini örttü.
Sonra da soğukta titreyerek kulübesine doğru yola koyuldu.
Gece fakirhanesinde garip bir rüya gördü. Muhteşem bir köşkün yanındadır.
Göz kamaştıran bir köşk, onu o kadar etkiler ki, oradan gözünü alamaz. Hayret içinde sorar: "Bu köşk kimin acaba?" Rüyasında cevap verilir: "Bu köşk senindir." Allah dostu sorar: "Ben bu köşkü hak edecek ne yaptım ki?" Cevap verilir:
"Bugün, bir çaresizin sırtına hırka attın. Bu köşk yoksul kadının çocuğunun sırtına attığın hırkanın karşılığıdır. Bir hırkaya bir köşk."
Mesele hırkanın değerinde değil. Mesele hırkayı veren el ve hırkanın uğruna verildiği eldedir. Rabb'in cömert eli, kulun cömert elinin üzerindedir.
Bağışlanma işte bazen böyle bir hırkayla gelir, niyet Allah ise. Bazen bin hırka bir işe yaramaz, niyet Allah değilse.
***
KAZA VE NAFİLE NAMAZLARI HANGİ VAKİTLERDE KILINMAZ?
Sabah namazının vakti girdikten sonra güneş doğana kadar sabah namazının sünnetinin dışında nafile namaz kılmak hoş karşılanmamıştır. Bu vakti Allah'ı zikir ve Kur'an'la geçirelim. Ayrıca şu üç vaktin dışında her zaman kaza namazı kılınabilir:
a) Güneşin doğmaya başlamasından itibaren yaklaşık 45 dakika geçinceye kadar olan zaman içinde.
b) Öğle vakti girmesine yaklaşık 10 dakika kaldığından itibaren öğle vakti girinceye kadar olan süre içinde.
c) Güneşin batmasına 45 dakika kalmasından itibaren akşam namazı vakti girinceye kadar olan zaman içinde kaza namazı kılınmaz.

 Cenaze namazı abdestsiz kılınabilir mi?
Cenaze namazı, adı üzerinde tekbirle başlanıp selamla bitirilen (rükûsuz ve secdesiz) bir özel namazdır. Tabii ki abdestsiz kılınamaz. Cenaze namazında ölüye duanın yapılması, abdestsiz kılınacağına delil olmaz. Vitir namazında da Kuran'dan olmayan benzeri dualar vardır.

 Bazı ayetlerde yüce Allah "biz" der. Neden "ben" değil de "biz" der?
Kuran-ı Kerim'de bazen yüce Allah'ın kendisine nispet ederek "biz" ifadesini kullanması, O'nun büyüklüğünü, şanının yüceliğini gösterir. Hemen hemen bütün dillerde saygı ve yücelik ifadesi olarak tekil yerine çoğul kelimeler kullanılır.
Saygı duyduğumuz veya yakın olmadığımız kişiye bazen "sen" yerine "siz" kelimesini kullanırız. Kendimizi ifade için de nezaket olarak "ben" yerine "biz" deriz.
NİHAT HATİPOĞLU



F
3 ay (662 mesaj)
Teğmen
Konu Sahibi

Daralınca namaza dur


Hazreti Muhammed (SAV) dünyevi bir sıkıntıyla daraldığında namaza dururdu. Namazla huzur bulurdu. Namaz bir inşirahtır. Kalbin huzurudur. Miracı hatırlamadır.
Hadis kitapları der ki: Hz. Peygamber sıkıntılı bir hâl ile karşılaşınca namaza dururdu, zira namaz ile Allah'tan dilenir: "Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allah'tan yardım dileyin. Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara/153)
En daraldığında Hz. Bilal'e döner ve şöyle derdi: "Kalk Bilal! Ezan oku. Bizi rahatlat."
Namazda sağa-sola bakmak mekruh sayılmış. Efendimiz, kalp huzuruyla, Rabb'in huzurunda derli toplu durarak secde yerine ve ayak ucuna bakardı. Kalbi ve göğsü körük gibi atardı. Bazen saatlerce tek ayet okur, sabahı bu ayetle ederdi. Tek ayet. Manasını düşünerek. Namazda görünüşün derli toplu olması lazım da, esas olan iç âlemin derli toplu olmasıdır.
Onun için "Hayye esselah", yani "namaza acele edin". Namaza kalkın dedikten sonra "Hayye alel felah", yani "haydi kurtuluşa, zafere" dendi.
İhsan makamı, ibadet ederken Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmektir. "İhsan"ın ihsan bulduğu en uygun an namaz anıdır. Namazın her anında kişi bunu yaşar. Namaz bir alışkanlık değil, bir huzurdur. Günahtan alıkoymadır, Allah'a teslimiyettir, gayrısından uzak durmaktır.

ŞEFAATİN İNDİĞİ AN
Mahşer âleminde müminler toplanır. Ortalık ürkütücüdür. Herkes hesabı bekliyor. Cehennem de cennet de hazır. Defterler dağıtılacak. Sırat hazır. Derler ki "Rabbimize elçi göndersek". Sonra bunların kalbine ilham edilir. "Hz. Âdem'e gidelim. O insanlığın atasıdır" derler. Hz. Âdem'e gelirler ve "Bizi bu dehşetten sahile aldır" derler. Hz. Âdem, "Nuh'a gidin" der. Hz. Nuh'a giderler. Hz. Nuh der ki: "Oğlumun Tufan'da kâfir olarak boğulmasını sormuştum. Ben bu işe (yani şefaate) kalkışamam. Siz İbrahim'e gidin."
Hz. Peygamber mahşer âleminde yürür. İzin ister. Secdeye kapanır. Seslenilir kendisine: "Başını kaldır Muhammed. Şefaat iste. İsteğin işitilir. İste karşılık göreceksin. Şefaat müsaadesi verilecek sana." Allah izin verir, Resulullah da Kur'an'a düşmanlık edenler hariç, kelime-i tevhidi inkâr edenler hariç, helali haram, haramı helal sayanlar hariç ehli imana şefaat eder. O, Efendimiz büyük şefaatin sahibi, peygamberlerin hatibi, şefaatçisi olacaktır.

MEZARLIK YAPTIRIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?
İslam dini, hayatında olduğu gibi ölümünde de insana gereken değeri vermiş, saygıyı göstermiş ve öldüğü andan itibaren ona yapılacak muameleyi belirlemiştir. İslam dini, kabir ve kabristanın düzenli ve tertipli yapılmasını, temiz tutulmasını ve yeşillendirilmesini, hayatta bulunan insanların ölülere karşı bir vefa borcu olarak görür. Ancak kabirlerin üzerine kubbeli binalar yapılması, taşına övücü veya kaderden şikâyet edici sözler yazılması yasaklanmıştır. Buna karşılık israfa kaçmadan ve tevhid inancına zarar vermeyecek şekilde kabirlerin yapılmasında bir sakınca yoktur.

 Vücut temizliğiyle ilgili dinimizin emri var mıdır?
Beden temizliğiyle ilgili olmak üzere, yaratılıştan gelen ve geçmiş peygamberlerin de uyguladığı bazı temizlik noktalarına dikkat çekilmiştir. Tırnakların kesilmesi, koltuk altı ve mahrem bölgelerin temizlenmesi, bıyıkların uzun kısımlarının kesilmesi, sünnet olmak ve özellikle dişlerin temiz tutulması bunlar arasında sayılabilir.

 Adak kurbanının bedeli, fakire para olarak verilebilir mi?
Adak, kişinin bir ibadeti yapacağına dair Allah'a söz vererek üzerine borç kılması anlamına geldiğinden, bu borçtan kurtulmak için adağın yerine getirilmesi gerekir. Bundan dolayı kurban keseceğine dair adakta bulunan kişi, ancak kurban kesmek suretiyle adağını yerine getirmiş olur. Bu itibarla, adak kurbanını kesmek yerine parasını fakirlere vermekle bu adak yerine getirilmiş olmaz.
NİHAT HATİPOĞLU



F
geçen ay (662 mesaj)
Teğmen
Konu Sahibi

Duydum ki günaha dalmışsın..


Duydum ki seni yaratandan uzaklaşmışsın. Yanlış dostlara kapılmışsın. Şeytanın ardına takılmışsın.
Duydum ki Hz. Peygamber'in adını anmaz olmuşsun. O'na salat ve selamı dahi unutmuşsun.
Duydum ki içkiye müptela olmuşsun. Yoldan çıkmışsın. Şeytanın yoluna revan olmuşsun.
Duydum ki alın terinle kazandığın paranı kumara harcamışsın. Çocuklarını elin eline bakar bırakmışsın.
Duydum ki cennet ve cehennem burada diyerek kaçak oynayanların oyununa gelmişsin. Cennet ve cehennemi kazanmak burada ama kendisi orada. Ayarın kaçmış, aklın sana tuzak kurmuş. Farkında değilsin. İnkârcıların oltasına takılmışsın.

DUYDUM Kİ CAMİYE KÜSMÜŞSÜN
Duydum ki ihtiyar anneni evden kovmuşsun.
Duydum ki akrabalarınla bağını kesmişsin.
Duydum ki günahın dozunu kaçırmışsın. Neredeyse günahını savunur hâle gelmişsin. Yolun yol değil, izin iz değil. Kendini toparla.
Duydum ki cumadan cumaya gittiğin namazı da terk etmişsin. Camiye küsmüşsün. Esas cami sana küserse feleğin şaşar. Farkında değilsin.
Duydum ki etrafındaki günahsızlara da hayatını ballandıra ballandıra anlatıyor, onları da günaha çağırıyormuşsun. Günahını yayıyormuşsun.

DUYDUM Kİ HARAMDASIN
Duydum ki haramlar konusunda aman ne olacak bir defadan diyerek savunuyormuşsun.
Bazen Kuran'ı okur ve düşünürdün. Duydum ki Kuran'dan uzaklaşmışsın. Evindeki Kuran'ı rafa kaldırmışsın. Dikkat et, Kuran'ın Rabbi seni rafa kaldırmasın.
Duydum ki helale ve harama bakmıyor, kazanmak için her yolu mübah sayıyormuşsun. Bir gün aklın havadayken ölüm sana gelecek ve seni ıskalamayacak.

GÜN GELECEK YAŞLANACAKSIN
Bir gün nefesin daralacak. Gözlerin görmez olacak. Kulağın az duyacak. Sırtın bükülecek. Ellerin titreyecek. Etrafın senden rahatsız olacak. Yemek yiyemeyeceksin. Başına ağrılar girecek. Dengen değişecek. Evlatların sana bakmayacaklar. İşte o gün geldiğinde tövbe etmek isteyeceksin ama takatin kalmayacak. Dilin dönmeyecek. Tövbe sözcükleri aklına gelmeyecek.

SANA YAZIK OLACAK
Duydum ki sana tavsiyede bulunanları kovuyormuşsun. "Hayat bu hayattır, zevk ü sefaya dal" diyormuşsun. Ahireti de yok sayıyormuşsun. Oraya gittiğin gün üzüleceksin. "Bana bir fırsat daha verin" diyeceksin. Ama kimse sana cevap vermeyecek. Etrafında senin gibi aldanmışlar dolaşacak. Beraber ağlaşacaksınız. Son pişmanlığın fayda sağlamayacak. Ve sen hiç hesaba katmadığın bir akıbete mahkûm olacaksın. "Neden Kuran'ın ve Hz Muhammed'in (SAV) yoluna kendimi adamadım" diye çok üzüleceksin. Kısa bir ömür için sonsuz ahireti kaybedeceksin. Sana üzülüyorum.

SENİN İÇİN DUA EDECEĞİM
Ben bütün bunlara rağmen senin bir gün döneceğini düşünüyorum. Allah'ın (CC) bize istikamet, sana da hidayet vermesini dileyeceğim. Senin için Allah'a yalvaracağım. Yüce Allah'ı dost edin. O'nu razı kıl. Peygamberimizi kendine rehber edin. Yol budur, gerisi boştur. Diliyorum ki, bir sonraki yazıda "Duydum ki hidayete ermişsin" başlığıyla sevinelim. Sevindir bizi. Hadi fırsat varken inadından vazgeç.
***
HZ. ÖMER: DUYDUM Kİ İÇKİYE KAPILMIŞSIN
Hazreti Ömer'e Şam'dan bir kafile gelir. Tüccardırlar. Halifeyi de ziyaret etmek isterler. Hz Ömer, kafileyi görünce Şam'da yaşayan bir arkadaşını hatırlar ve sorar: "Benim şu arkadaşım neden gelmedi?" Kafiledekiler birbirlerine bakıp şöyle derler: "Ey Halife, o adam senin kardeşin olma şerefine ulaşamaz. Zira o içkiye müptela oldu. Artık gecelere takılan, yaramaz bir adam oldu. Sizin kardeşiniz olamaz."
Hz. Ömer hayli üzülür. Böyle tanımlanmasından da rahatsız olur. Kafileye der ki: "Şam'a dönerken bana uğrayın, öyle gidin." Ertesi gün gelen kafileye bir mektup verir ve "Bunu ayık olduğu bir anda Şam'daki dostuma verin" der. Kafile Şam'a varır. Mektubu adama verip "Ömer gönderdi" derler. Adam heyecanlanır. Halifeden mektup gelmiş neticede. Mektubu açıp okur. Mektup şöyledir:
"Rahim olan Allah'ın adıyla... Duydum ki içkiye alışmışsın. Zikirden ve ibadetten kopmuşsun. 'O, günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı çetin, lütuf sahibi Allah'tır. O'ndan başka ilah yoktur. Dönüş ancak O'nadır.' (Mü'min/3). Ümidini yitirme. Tövbe et. Namaza ve zikre dön. Sana dua edeceğim."
Adam bu mektubu okuyunca utanır. Ağlar ve "Halife beni önemsedi. Allah bu ayette beni hem yeriyor hem de ümit veriyor" der ve tövbe eder.
***
TÜP BEBEK YÖNTEMİYLE ÇOCUK SAHİBİ OLMAKTA BİR SAKINCA VAR MI?
Konuyla ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun görüşü şu şekildedir: "Normal yollarla gebeliğin gerçekleşmesi mümkün olmadığı takdirde; döllendirilecek yumurta ve sperm, her ikisinin de nikâhlı eşlere ait olması, yani bunlardan herhangi birinin yabancıya ait olmaması; döllenmiş olan yumurta, başka bir kadının rahminde değil, kendi rahminde gelişmesi; bu işlemin, gerek anne-babanın gerekse doğacak çocuğun maddi, ruhi ve akli sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisinin olmayacağının tıbben sabit olması şartıyla evli hanımların, çeşitli tıbbi yollarla gebeliklerinin sağlanmasında, İslami hükümler açısından bir sakınca görülmemektedir. Başka kadının yumurtası veya kocası dışında yabancı bir erkekten alınan sperm ile bir kadının gebeliğinin sağlanması ise insanlık duygularını rencide etmesi ve zina unsurları taşıması sebebiyle caiz değildir."

 Elbiseme kolonya döküldü, namaz kılabilir miyim?
Ebu Hanife'ye göre kolonya ve ispirto necis (pis) değildir. Vücuduna veya elbisesine kolonya dökülen bir kimsenin, bu kısımları yıkamadan namaz kılması caizdir.

 Müslüman'a kâfir demenin günahı nedir?
Allah (CC), Kuran ve Hz. Muhammed (SAV) gibi temel esaslara iman eden bir Müslüman'a herhangi bir günahtan ötürü kâfir denemez. İmam-ı Gazali gibi âlimler, "Bir insanın dinden çıkışına 99 delil, imanına bir delil varsa onun imanına karar verilir" der. Hz. Peygamber de "Her kim bir adama 'Ey kâfir' derse, o adam dediği gibi değilse o söz söylenene geri döner" demiştir. Bizler, elimizdeki dedektörle iman okuyamayız. İnsanların beyanını esas alırız. İnsanların imanına bir işaret varsa onu mümin sayarız. Onun dışında hükmü Yüce Allah'a bırakırız.
NİHAT HATİPOĞLU



DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.