Arama butonu
Bu konudaki kullanıcılar: 1 misafir, 1 mobil kullanıcı
254
Cevap
36607
Tıklama
6
Öne Çıkarma
Cevap: Dunk ile Egg'in Hikayeleri, George R.R Martin'den (6. sayfa)
-
11 yıl
Yarbay

Eline saglik hocam,takip ediyorum.



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >

S
11 yıl
Yarbay

Moat cailin'i kim yaptı? Ve kale tamir edilip kullanılabilecekken ve çok önemli stratejik bir noktayken niye çürümeye bırakıldı?



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
C
11 yıl
Yarbay
Konu Sahibi

quote:

Orijinalden alıntı: S A M C R O

Moat cailin'i kim yaptı? Ve kale tamir edilip kullanılabilecekken ve çok önemli stratejik bir noktayken niye çürümeye bırakıldı?

Moat Cailin çok çok eski bir kale. İlk İnsanlar tarafından yapılmış. Ancak neden harabeye dönüşmesine izin verilmiş bilmiyorum. Ancak efsaneye göre Ormanın Çocukları Andal işgalini durduramayacaklarını anlayınca, tıpkı Kırık Kol'a yaptıkları gibi Moat Cailin'de birleşip, Boğaz'ı da yerlebir ederek, Boğaz'dan itibaren Kuzey'i Nehirova'dan ayırmaya çalışmışlar ancak başarısız olmuşlar. Eğer gerçekten böyle birşey olduysa, belki geri tepme sonucu kale kullanılmaz hale gelmiş olabilir.



S
11 yıl
Yüzbaşı

Ben de andalların neden yıllarca şu moat cailini aşmaya uğraştıklarını anlamıyorum. Zaten andallar westerosa parmaklardan giriş yapmış. Oradan beyaz limana çıkartma yapsalar moat cailini bypass edip arkadan kuşatabilirlerdi. Tabi bana söylemesi kolay geliyor, coğrafik koşulları filan gözardı ediyor olabilirim.



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
S
11 yıl
Yarbay

quote:

Orijinalden alıntı: Cypon

Son çeviriyi de koyayım böylece Targaryen hanesine bir tek Valyria Kıyameti kalmış oluyor. Onlar da epey bir uzun ne zaman çevirir eklerim tam bir süre veremiyorum.

VIII.BÖLÜM ON BİN GEMİ





Westeros’a olan son büyük göç, İlk İnsanlar’ın ve Andalların gelmesinden uzun bir zaman sonra gerçekleşti. Bu sefer Ghislilerle olan savaşı bitiren Valyria’nın ejderha lordları gözlerini batıya çevirdi ve Valyria’nın büyüyen gücü, Cumhuriyet ve ona bağlı kolonilerin Rhoyne halkıyla anlaşmazlığa içine girmesine neden oldu.

Dünyanın en büyük nehri Rhoyne’un birçok kolu Batı Essos’u boydan boya geçmektedir. Kıyıları boyunca birçok medeniyet kurulmuş ve tıpkı efsanelere konu olan Yaşlı Ghis İmparatorluğu kadar kadim kültürler kök salmıştır. Rhoyne halkı, Anne Rhoyne diye isimlendirdikleri bu nehirlerinin cömertliği sayesinde zenginleştiler.

Balıkçılar, tüccarlar, öğretmenler, bilginler ve metal, ahşap ve taş üzerinde çalışan işçiler, Rhoyne’un kaynağından, son bulduğu Yaz Denizi ağzına kadar her biri bir öncekinden daha güzel, zarif şehirler kurdular; Korularıyla ve şelaleleriyle, Kadife Tepe’de Ghoyan Drohe; çeşmelerin şehri, şarkılarda hayat bulan Ny Sar; yeşil mermerden holleriyle Qhoyne’daki Ar Noy; çiçeklerin solgun Sar Mell ve kanallarıyla ve tuzlu su bahçeleriyle, deniz tarafından sarılmış Sarhoy ve devasa Aşk Sarayı ile, Festival Şehri, yüzölçümü en büyük olan Chroyane.

Rhoyne şehirleri sanat ve müzik ile dolup taşmıştı ve halkının kendilerine özgü, Valyrialıların kan ve ateşle işlenmiş büyülerinden çok farklı bir büyü olan su büyüsüne sahip oldukları söylenirdi. Kanla, kültürle ve onlara hayat veren nehirle birleşmiş oldukları halde, Rhoyne şehirleri, her birinin ayrı bir prensin veya prensesin yönettiği, (Rhoynar halkı kadınlar ile erkeklerin yönetim açısından eşit olduklarını savunur) birbirlerinden tamamen bağımsız bir yapıdaydı.

Genel olarak barışçıl bir halk olan Rhoyne halkı, sözde Andal fatihlerinin uğradığı hezimetlerin de bize gösterdiği gibi,kışkırtıldıklarında ve şehirlerinin tehlike altında olduklarını hissettiklerinde korkunç derecede saldırgan olabilirlerdi. Gümüş pullu zırhlar, balık kafası miğferleri, uzun mızrakları ve kaplumbağa kabuğu kalkanları kullanan Rhoyne savaşçıları her zaman itibar görmüş ve savaş alanlarında düşmanlarında korku uyandırmıştır. Ayrıca, Anne Rhoyne’un kendisinin, çocuklarına gelecek her türlü tehdidi fısıldadıkları, prenslerinin garip ve esrarengiz güçlere sahip oldukları, Rhoyne kadınlarının tıpkı erkekleri gibi amansızca dövüştükleri ve şehirlerin yaklaşan her düşmanı boğan “su duvarı” tarafından korunduğu söylenir.

Uzun yüzyıllar boyu Rhoyne halkı barış içinde yaşadı.Her ne kadar Anne Rhoyne’un etrafındaki ormanlarda ve tepelerde vahşi topluluklar yaşasa da o topluluklar nehir halkı ile uğraşmamaları gerektiğini çok iyi biliyorlardı. Bunun yanı sıra Rhoyne halkının da, nehrin dışına yayılma gibi bir istekleri yoktu; çünkü nehir onların eviydi, anneleriydi, tanrılarıydı. Ve çok, çok az kişi, annelerinin sonsuz melodisinden uzaklaşmayı, ona sırtını dönmeyi dilemişti.
Yaşlı Gris İmparatorluğu’nun yıkılışından yüzyıllar sonra Cumhuriyet’ten gelen maceracılar, sürgünler ve tüccarlar Uzun Yaz Diyarı toprakları ötesine adım atmaya başladığında, Rhoyne prensleri ilk önce onlara kucak açtı ve Rhoyne rahipleri de Anne Rhoyne’den gelen bereketi paylaşmak adına bütün insanların hoş karşılanacağını ilan etti.

Valyrialıların kurduğu köyler kasabalara, kasabalar da şehirlere dönüştükçe bazı Rhoynar sakinleri atalarının bu sıcak karşılamalarından pişman olmaya başladı. Dostluk, düşmanlığa dönüştü. Özellikle Anne Rhoyne’in dört ağızından birini kontrol eden, nehirin aşağı ucundaki, antik şehir olan Sar Mell ile duvarlarla çevrili Valyria kasabası olan Volon Therys’in yüz yüze geldiği ve Yaz Denizi kıyısındaki tarihi Sarhoy limanı ile yakın zamanda ona rakip olacak kadar büyüyen Özgür Şehir Volantis’in yükseldiği yerde.

Rakip şehirlerin halkları arasındaki anlaşmazlıklar gittikçe daha alelade ve kindar bir duruma dönüştü ve eninde sonunda bu durum, kısa ama kanlı savaşlar serisinin başlamasına neden oldu. Sar Mell ve Volon Therys, savaşan ilk şehirler oldu. Efsaneye göre; Valyrialılar, Rhoyne halkının Anne Rhoyne kadar kutsal bilip saydıkları “Nehrin Yaşlısı” diye adlandırılan devasa kaplumbağalardan birini yakalayıp, katletmeleri savaşın fitilini ateşledi. İlk Kaplumbağa Savaşı, bir ay dönümünden kısa sürdü. Sar Mell yağmalandı ve yakıldı; ama Rhoyne’in su büyücüleri, nehrin gücünü toplayıp Volon Therys’in sele boğduğunda galip gelen taraf Sar Mell oldu. Eğer efsaneler doğruysa şehrin yarısının sele kapılıp yok oluğu söylenir.

Savaşlar birbirini takip etti: Üç Prens Savaşı, İkinci Kaplumbağa Savaşı, Balıkçının Savaşı, Tuz Savaşı, Üçüncü Kaplumbağa Savaşı, Hançer Gölü’ndeki Savaş, Baharat Savaşı ve buraya yazılamayacak kadar kadar fazlası. Şehirler ve kasabalar yandı, sular altında kaldı ve tekrar inşa edildi. Binlerce insan öldü veya köleleştirildi. Bu çatışmalarda Valyrialıların Rhoyne prenslerinden daha çok savaş kazandığından bahsedilir. Valyria kolonileri birbirlerine yardım ederken ve baskı altında kaldığında Cumhuriyet’ten yardım talep ederken; bağımsızlıklarıyla gururla övünen Rhoyne Prensleri, canla başla ama tek başlarına savaştılar. Beldecar’ın yazdığı ‘’Rhoyne Savaşları Tarihi’’, bu çatışmaların uzandığı iki buçuk yüzyılı anlatan eşsiz bir eserdir.

< Resime gitmek için tıklayın >
Rhoynar, Cumhuriyet'in muazzam gücü ile yüzleşirken

Bu çatışmalar serisi, bin yıl önce İkinci Baharat Savaşı ile birlikte en kanlı doruk noktasına ulaştı. Savaş, üç Valyrialı ejder lordunun Volantis’deki akrabaları ve kuzenlerine katılıp; Yaz Denizi’ne kıyısı olan büyük Rhoyne liman şehri Sarhoy’u yağmalamaya ve yok etmeye gelmesi ile başladı. Sarhoy’un savaşçıları vahşice katledildi, çocukları köle yapıldı ve gururlu pembe şehirleri ateşe verildi. Daha sonrasında Volantisliler, şehir bir daha ayrı yere kurulamasın diye duman tüten araziyi tuzla kapladılar.

Rhoyne’un en güzel ve en zengin şehirlerinden birinin mutlak yıkımı ve insanlarının köle edilişi geriye kalan Rhoyne Prenslerini şok edip ve dehşete düşürdü. Aralarında en çok saygı duyulan Chroyane’li Garin; “Bu tehdidi sonlandırmak için birleşmezsek, hepimiz köle olacağız,’’ diye ilan etti ve nehir kıyısında var olan bütün Valyria şehirlerini yok etmek adına tanıdığı bütün dostlarına kendisine katılma çağrısında bulundu.

Sadece Ny Sar’lı Prenses Nymeria, Prens Garin’in alehine konuşup “Bu kazanma ihtimalimiz olmayan bir savaş,” dedi ancak diğer prensler onun sesini bastırdı ve kılıçlarını Garin’in komutasına sundular. Üstelik Nymeria’nın kendi şehri olan Ny Sar’ın savaşçıları bile Garin taraftarıydı ve bu yüzden Nymeria’nın büyük ittifaka katılması dışında başka bir şansı yoktu.

Essos’un görüp görebileceği en büyük ordu, Chroyane’de, Prens Garin’in komutası altında toplandı. Beldecar’a göre, bu ordu iki yüz elli bin askerden oluşmaktaydı. Rhoyne’un kaynağından, denize dökülen ağızına kadar olan bölgedeki savaşabilecek yaşta olan herkes eline kılıcını ve kalkanını alıp, Festival Şehri’ndeki büyük sefere katılmak için yollara düştü. Prens Garin, ordunun Anne Rhoyne’un yanında kaldığı sürece, Valyria’nın ejderhalarından korkmamaları gerektiğini, Rhoyne’un su büyücülerinin Cumhuriyet’in ateşine karşı onları koruyacaklarını beyan etti.

Garin, devasa ordusunu üç parçaya böldü: bir tanesi, Rhoyne’un doğu kıyılarında ilerledi, bir tanesi batıya ilerlerken, savaş kadırgalarından oluşan kocaman bir donanma, nehri düşman gemilerinden temizleyip iki yaka arasındaki kontrolün ele geçirilmesini sağladı. Prens Garin, Chroyane’de topladığı ordusu ile, nehirden aşağıya doğru indi ve karşısısına çıkan her kasabayı ve köyü yok edip karşısına çıkan her birliği berteraf etti.

Selhorys’de, otuz bin askerden oluşan Valyria ordusunu ezip, şehri şiddetli bir hücumla ele geçirerek ilk savaşını kazanmış oldu. Valysar da aynı kaderi paylaştı. Volon Therys’e geldiğinde ise Garin, kendisini yüz bin kişilik düşman ordusuyla, yüz tane savaş filiyle ve üç tane de ejder lorduyla karşı karşıya buldu. Bu savaşı da kazandı ancak verdiği zaiyat çok fazlaydı. Binlerce askeri yandı ama daha fazlası da, su büyücüleri düşmanın ejderhalarına karşı devasa su hortumlarını yükseltirken, nehrin sığ alanına sığındı. Rhoyne okçuları, iki tane ejderhayı öldürdü ve üçüncüsünü de yaralı bir şekilde kaçmak zorunda bıraktı. Savaş sonrasında ise Anne Rhoyne, Volon Therys’i yutmak için öfkeyle yükseldi. Bu savaş sonrasında insanlar, zafer kazanan prensi ‘’Muhteşem Garin’’ diye anmaya başladılar ve Volantis’teki büyük lordlar, Garin’in ve ordusunun attığı her adımla birlikte korku içinde titreyerek onunla açık alanda çarpışmak yerine Kara Sur’un ardına saklanıp Cumhuriyet’ten yardım talep ettiler.

Ve sonunda ejderhalar geldi. Günümüze ulaşan efsanelere güvenecek olursak; Prens Garin’in Volon Therys’de karşılaştığı gibi üç tane değil, üç yüz ve belki daha da fazlası. Rhoyne halkı bu sayıdaki ejderhaların ateşlerine karşı hiçbirşey yapamadı. Anne Rhoyne’in kucağına giderlerse ejderha ateşlerinin onlara ulaşamayacağı düşüncesi ile binlerce asker nehre dalıp boğulurken, on binlerce asker ejderha ateşi ile yanıp kül oldu. Bazı günlükler; alevlerin, nehrin suyunu kaynatıp, buharlaştırdığı konusunda ısrar etmektedir. Muhteşem Garin ise canlı bir şekilde ele geçirildi ve zorla halkının başkaldırısının cezası izlettirildi. Rhoyne savaşçılarına hiçbir merhamet gösterilmedi ve söylenilenlere göre Volantisliler ve Valyrialı akrabaları, o kadar çok askeri kılıçtan geçirmiş ki; Volantis Limanı’nın suları, gözün görebileceği en uzak noktaya kadar kanla kaplamış. Daha sonra galip gelenler, askerlerini toplayıp nehrin kuzeyine doğru harekete geçtiler ve önce Sar Mell’i sonra da Prens Garin’in kendi şehri olan Chroyane’i vahşice yağmaladılar. Ejder lordlarının emriyle, altından bir kafese kapatılan Garin, kendi şehrinin yıkımına şahit olması için festival şehrine geri götürüldü.

< Resime gitmek için tıklayın >
Rhoyne'da yükselen ölü tepelerinden biri.

Chroyane’de Garin’in kafesi şehrin surlarına asılmıştı ki, böylece prens,kendi başlattığı bu cesur ancak umutsuz savaşta kendi adına ölen babaların ve kardeşlerin sahip olduğu annelerinin ve çocuklarının köleleştirilmesini kendi gözleri ile görsün. Ancak söylenceye göre prens, galip gelenlere lanetler okumuş ve Anne Rhoyne’a, çocuklarının intikamını alması için yalvarmıştı. Ve böylece, tam da o gece, Rhoyne Nehri henüz yükselme sezonu gelmemişken, bilinenden çok daha kuvvetli bir güçle yükselmiş, şehrin etrafını tekinsiz kalın bir sis sarmış ve Valyrialı fatihler gri deri hastalığı sonucu ölmeye başlamış. (En azından hikayenin bu kısmına doğru diyebiliriz. Daha sonraki yüzyıllarda Çokgezen Lomas, sis ve su ile dolu Chroyne şehri ve orayı görmek için dikbaşlılık yapan gezginlerin şuan harabelerde kol gezen gri deri hastalığına yakalandığını yazmıştır.)

Rhoyne’un üst bölgelerindeki Ny Sar’da, Prenses Nymeria, Garin’in büyük malubiyetinin ve Chroyane ile Sar Mell şehrindekilerinin köleleştirildiği haberini aldı. Aynı kaderi kendi şehrinin de yaşayacağını iyi bildiği için, söylenilenlere göre küçük büyük farketmeksizin Rhoyne’daki bütün gemileri toplamış ve hepsini taşıyabileceği kadar kadın ve çocukla doldurmuş.(Savaşabilecek yaştaki bütün erkekler Garin’e katılıp savaşlarda öldüğü için) Nymeria, emrindeki filoyu nehrin aşağısına doğru götürmüş ve suların kan ve ceset ile dolduğu, yanmış köylerin ve arazilerin, harabe haline gelen binaların yanlarından geçmiş. Volantis ordusundan sakınmak için, eski bir yol izleyip bir zamanlar Sarhoy şehrinin yükseldiği yerden Yaz Denizi’ne ulaşmış.
Efsanenin bize söylediğine göre Nymeria, Valyria’nın ve ejderlordlarının onlara ulaşmayacağı yeni bir vatan aramak adına on bin gemi ile yola çıkmış. Beldecar’a göre bu rakam aşırı derecede, neredeyse on katı kadar abartılmış bir sayıdır. Diğer günlükler içinde de farklı rakamlar geçmektedir ancak gerçek sayıyı bilmemiz ne yazık ki mümkün değildir. Filo içinde birçok gemi olduğu elbette söylenilebilir. Ancak bu gemilerin birçoğu nehir ulaşımına uygun yapıda dizayn edilmiş ticaret gemilerinden, balıkçı kayıklarından, sandallardan ve hatta sallardan oluşması daha olasıdır. Beldecar’a göre gemilerin onda biri deniz ulaşımına dayanacak güçtedir.

< Resime gitmek için tıklayın >
On bin geminin kumandanlığını yapan Prenses Nymeria

Nymeria’nın başlattığı yolculuk uzun ve berbat sürdü. Yüzden fazla gemi daha karşılaştıkları ilk fırtınada battı ve geride kalan gemilerin bazıları korku içinde geri dönüp Volantisli köle tüccarları tarafından yakalandı. Diğerleri ise geride kalıp sürüklendi ve bir daha onlardan haber alınamadı.
Filoda kalanlar Yaz Denizi’nden Basilisk Adaları’na kadar yol aldılar. Ancak taze su ve yiyecek ikmali yapmak için durduklarında, kendi aralarındaki çekişmeleri bırakıp Rhoynar halkının peşine düşen Talon ve Uluyan Dağ isimli Balt Adası korsanları ile karşılaştılar. Korsanlar onlarca gemiyi ateşe verdi ve yüzlerce kişiyi ele geçirip köleleştirdi. Mücadele sonrasında korsanlar, ellerindeki bütün gemilerin korsanlara teslim edilmesi ve her korsan kralına her yıl otuz bakire kız ile genç erkek gönderilmesi şartı ile Rhoynar halkının Kurbağa Adası’na yerleşebileceklerini bildirdiler.

Nymeria öneriyi kabul etmedi ve Sothoryos ormanları içinde bir sığınak bulma umudu ile tekrar denize açıldı. Bazıları Basilisk Burnu’na yerleşti, bazıları ise çürümüş ağaçların, bataklıkların olduğu Zamoyos’un parıltılı yeşil nehirinin aktığı yere gittiler. Nymeria’nın kendisi, yüzyıl önce terk edilmiş bir Ghis kolonisinde, Zamettar’da kaldı. Geride kalanlar ise, nehrin üst tarafındaki, hortlaklar ve örümceklerle dolu Yeen harabesi içine yerleştiler.

Sothoryos içinde altın, değerli taş, nadir odunlar, egzotik hayvan derileri, ilginç tatlı meyveler ve garip baharatlar gibi bulunmayı bekleyen hazineler mevcuttu ancak Rhoynar halkı orada olmaktan memnun değildi. Nemli ve sıcak hava onları çok zorluyordu ve etraftaki sivrisinekler birbirinden farklı hastalıkların onlara bulaşmasına neden oldu. Özellikle gençlerin ve yaşlıların bu tür hastalıklara dayanma direnci hiç yoktu. Yerleştirdikleri nehrin kendisi bile ölüm saçar haldeydi. Zamoyos zehirli balıklarla ve suya girenlerin tenlerine yumurta bırakan küçük solucanlarla doluydu. Basilisk Burnu’na kurulan iki yeni köy, köle ticareti yapanlar tarafından yağmalandı ve köylerdeki herkes ya kılıçtan geçirildi ya da zincirlenip götürüldü. Yeen de ise etraftan gelen hayvan saldırılarını ile boğuşuyordu.

Rhoynar halkı yaklaşık bir buçuk sene Sothoryos’ta hayatta kalma mücadelesi verdi. Ta ki bir gün Zamettar’dan gelen bir geminin Yeen’e zincirleyip o harabe şehirde bir gecede ortadan kaybolan bütün erkekleri, kadınları ve çocukları bulmak için gelene kadar. Nymeria bir kez daha halkını çağırdı ve bir kez daha denize yelken açtı.

Üç yıl boyunca Rhoynar halkı güney denizlerinde gezip vatan diyebilecekleri toprakları aradılar. Naath toprakları içinde yer alan Kelebek Adası’ndaki insanlar onları dostça aralarına kabul etti ancak o toprakları gözeten tanrı, yeni gelenlere isimsiz birçok hastalık ile ilhak etmeye başlayınca, Rhoynar halkı tekrar gemilerine dönmek zorunda kaldı. Yaz Adaları’na geldiklerinde Walano’nun doğu kıyısındaki ıssız bir kayalığa yerleştiler ancak taşlı toprak çok az yiyecek sağladı ve birçok kişi açlıktan kırıldı. Sonraları bu kayalık Kadın Adası olarak bilinmeye başlanacaktır. Filonun yelkenleri tekrar yükseldiğinde, birçok kişi Nymeria’yı terkedip, Anne Rhoyne’in evlatlarını yuvalarına geri çağırdığını duyduğunu iddia eden Druselka isimli bir rahibenin etrafında toplandılar. Ancak Druselka ve onu izleyenler eski şehirlerine geri döndüklerinde, düşmanları hala onları bekliyordu ve geri dönenlerin hepsi ya öldürüldü ya da köleleştirildi.

On bin gemilik filodan geriye kalan hırpalanmış ve parçalanmış gemiler, Prenses Nymeria kontrolünde bu kez batıya yöneldi ve Westeros’a ulaştı. Geçen onca zaman sonunda gemiler ilk hallerinden bile daha kötü durumdaydı. Filonun tamamı Dorne’a ulaşamadı, bir kısmı Basamaklar’da parçalandı, bir kısmı fırtınaların savurması sonucu Lys’e veya Tyrosh’a sürüklendi ve gemidekiler denizde ölmek yerine köleliği tercih ettiler. Kalan gemiler, Martell Hanesi’nin başkenti olan antik Kum Gemisi kalesinden pek de uzakta olmayan Yeşilkan nehrinin ağzında karaya vurdular.

Kuru, kendi haline ve kısa boylu insanların yaşadığı Dorne, o zamanlar bölgedeki birçok küçük krallığın var olan nehirler, göller, kuyular ve verimli topraklar için sayısız kez birbirleri ile savaştığı fakir bir bölgeydi. Bu krallıklardan birçoğu Rhoynar halkını geldikleri gibi denize dökülmeleri gereken davetsiz misafirler, garip tanrıları ve gelenekleri olan işgalciler olarak gördü. Ancak Kum Gemisi Lordu Mors Martell, bu yeni gelenleri büyük bir fırsat olarak değerlendirdi. Ve elbette şarkıcılara inanırsak, sevgili lordumuz, özgür kalmak için halkını dünyanın bir ucundan diğerine taşımış olan vahşi ve güzel savaşçı prenses Nymeria’ya kalbini kaptırmıştı.

Nymeria ile Dorne’a gelen her on kişiden sekizinin kadın olduğu söylenir. Gelenlerin çevreği ise Rhoynar geleneklerine göre yetişmiş savaşçılardı ve daha önce savaşmamış olsalar da gezileri boyunca olgunlaşmışlardı. Ayrıca Rhoyne’den ayrılırlarken henüz küçük olan binlerce çocuk ergenliğe girmiş ve gezi boyunca mızrak tutmuşlardı. Yeni gelenlerin katılımı ile birlikte Martell hanesinin asker sayısı on kat artmış oldu.

Mors Martell Nymeria’yı eş olarak aldığında, yüzlerce şövalye, yaver ve sancaktar da Rhoynar halkından kadınlarla evlendi. Böylece iki ırk kan bağı ile birleşmiş oldu. Bu birliktelik Martell hanesinin zenginleşmesini ve güçlenmesini sağladı. Rhoynar halkı kendileri ile birlikte dikkate değer birçok ganimet getirmişti. Örneğin, metal işçileri, nalbantlar, zanaatkarlar, taş ustaları gibi. Böylece aradan zaman geçtikçe Martel hanesi, Westeros’taki diğer hiçbir hanenin sahip olmadığı kalitede kılıçlara, mızraklara ve zırhlara sahip oldu. Daha da önemlisi gizli su büyüleri bilen Rhoynar’ın su büyücülerinin kurumuş yatakları su ile doldurduğu ve çölleri vahaya çevirdiği söylenir.

Bu birlikteliği kutlamak ve halkının bir daha asla denize geri dönmemesini sağlamak için Nymeria, elindeki bütün gemileri ateşe verdi ve ‘’Göçebeliğimiz artık son buldu,’’ diye ilan etti. ‘’Kendimize yeni bir vatan bulduk ve bundan sonra burada yaşayacak, ve burada öleceğiz.’’

Kıyıdan kilometrelerce uzakta gemiler yanıp küle döner ve alevlerin ışıltıları sahile vururken Nymeria, Rhoynar geleneklerine göre Mors Martell’i Dorne’un Prensi ve ‘’dağların tepelerinden büyük tuzlu deniz arasındaki bütün kırmızı ve beyaz kumların, vadilerin ve nehirlerin’’ tek sahibi ilan etti.
Ancak bu tür bir ilanın söylenmesi, gerçekleştirilmesinden çok daha kolaydır. Yıllarca süren savaşlar ve diz çöktürülen krallar sonunda Martell hanesi ve Rhoynar halkı, altı tane kralı altın prangalar vururarak Sur’a yolladı. Ve böylece geriye en büyük düşmanları olan, Kızıl Toprakların, Yeşil Kemerin ve tüm Dorne’un Kralı, Kuyu Şövalyesi, Taşlı Yol’un Koruyucusu, Yronwood’un Lordu olan Beşinci Yorick Yronwood kalmıştı.

Dokuz yıl boyunca Mors Martell ve müttefikleri, Yronwood ve sancaktarlarına karşı sayısız savaşa girdi. Üçüncü Kemik Geçidi Savaşı’nda Mors Martell, Yorick Yronwood tarafından öldürülünce, Nymeria ordunun kontrolünü eline aldı. Savaş dolu iki yıldan sonra Yorick Yronwood sonunda diz çöktü ve Güneş Mızrağı’ndan bütün toprakları yöneten kişi Nymeria oldu.

Mors Martell’den sonra iki kez daha evlenmesine rağmen Nymeria, sorgusuz sualsiz yirmi yedi yıl boyunca Dorne’un tek hakimi olarak kaldı. Kocaları ise sadece danışman olarak görev yaptı. Düzinelerce suikast atlattı, iki büyük isyanı bastırdı ve Fırtına Kralı Üçüncü Durran’ın ve Menzil Kralı Greydon’un Dorne topraklarına başlattığı iki istilayı savuşturdu.

En sonunda hayata gözlerini yumduğu vakit, Davos Dayne’den olma oğlu değil, Mors Martell’den olma dört kızından en büyüğü tahta geçti. Bununla birlikte Dorne halkı, Rhoynar halkına ait olan birçok geleneği ve yasayı içselleştirdi ve Anne Rhoyne ve on bin gemi efsaneler arasında kaybolup gitti.



Elinize sağlık. Güzel bir bölümdü. Yronewood hanesini nedense martell lardan daha fazla sevdim



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >

S
11 yıl
Yüzbaşı

Çok iyi bölümdü gerçekten. Nymeriayı merak ediyordum hep. Ama valyria kıyametini daha çok merak ediyordum. Şimdi sırada o var sanırım. Tekrar teşekkürler cypon.



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >

K
11 yıl
Yüzbaşı

Tesekkurler bilgiler icin



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
S
11 yıl
Yüzbaşı

Bir şeyi merak ettim. Kıyamet öncesinde aenar targaryen hangi bölgenin ejderlorduydu, ejderha kayasının mı? Yoksa kıyamet sonrasında mı kayaya göç etti?

Edit: wikiden öğrendim, kıyamet öncesinde de ejderha kayası lorduymuş. Ben targaryenlerin kıyamet sonrası ejderkayasına kaçtıklarını sanıyordum.
Yani aslında targaryenler fatih aegondan çok önce westeros yerlisi sayılırlar. Dolayısıyla gözlerini doğuya değil batıya dikmeleri gayet mantıklı.





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi sukaplumbaası -- 8 Kasım 2014; 12:26:40 >

< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 2 cevap geldi.
T
11 yıl
Yüzbaşı

quote:

Orijinalden alıntı: ßohemian

Bir şeyi merak ettim. Kıyamet öncesinde aenar targaryen hangi bölgenin ejderlorduydu, ejderha kayasının mı? Yoksa kıyamet sonrasında mı kayaya göç etti?

Edit: wikiden öğrendim, kıyamet öncesinde de ejderha kayası lorduymuş. Ben targaryenlerin kıyamet sonrası ejderkayasına kaçtıklarını sanıyordum.
Yani aslında targaryenler fatih aegondan çok önce westeros yerlisi sayılırlar. Dolayısıyla gözlerini doğuya değil batıya dikmeleri gayet mantıklı.

Bende öyle zannediyorum ama kıyametten önce ayrılmış.



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >

C
11 yıl
Yarbay
Konu Sahibi

quote:

Orijinalden alıntı: ßohemian

Bir şeyi merak ettim. Kıyamet öncesinde aenar targaryen hangi bölgenin ejderlorduydu, ejderha kayasının mı? Yoksa kıyamet sonrasında mı kayaya göç etti?

Edit: wikiden öğrendim, kıyamet öncesinde de ejderha kayası lorduymuş. Ben targaryenlerin kıyamet sonrası ejderkayasına kaçtıklarını sanıyordum.
Yani aslında targaryenler fatih aegondan çok önce westeros yerlisi sayılırlar. Dolayısıyla gözlerini doğuya değil batıya dikmeleri gayet mantıklı.

Aenar Targaryen, evet Ejderkayası lorduydu. Kendisi istiyor oranın yöneticisi olmayı. Bununla ilgili bilgi, Büyük Fetih bölümünde geçiyor. Targaryenlar ejderlordları oldukları için doğal olarak Valyria'nın varisi konumundalar ve üç beş alt sınıf soylunun Essos'u sahiplenmesindense onların sahiplenmesi, Valyria'yı tekrar diriltmek istemesi mantıklı bir durum. Bugün bile Neo Osmanlıcı birçok kişi var sonuçta. Aynı mantık. Ancak Aegon geçmişi bir kenara bırakıp kendisi yeni bir gelecek yazıyor. Şuan orayı çeviriyorum. Bölüm epey uzun, Aegon'un bütün fetihlerinin bilgilerini içeriyor o yüzden beni uğraştıracak biraz.



S
11 yıl
Yüzbaşı

Off sağlam bi bölüm geliyor desene, sabırla bekleyeceğiz artık, kolay gelsin.



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >

T
11 yıl
Yüzbaşı

Kolay gelsin.Çevirilerini çok beğeniyorum.Çevirilerini yayıevine filan göndermeyi düşünmüyormusun.



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
C
11 yıl
Yarbay
Konu Sahibi

quote:

Orijinalden alıntı: Natsu_41

Kolay gelsin.Çevirilerini çok beğeniyorum.Çevirilerini yayıevine filan göndermeyi düşünmüyormusun.

Teşekkürler. Yayınevine göndermeyi düşünmedim çünkü pek sallayacaklarını düşünmüyorum. Sonuçta öyle çok ileri seviye bir ingilizcem yok. Ayrıca Epsilon serinin yayın haklarını satın aldığı için, kendi çevirmenleri ile çalışıyordur.

Ben daha çok boş vakitlerimde böyle parça parça çevirip hem ingilizcemi geliştirmek, hem de benim gibi serinin hayranı olup da dil bilmemeleri yüzünden seri ile alakalı eserleri okuyamayan arkadaşlara yardımım dokunması için çeviriyi yapıyorum. Keyif işi benim için biraz da.


Bu mesaja 1 cevap geldi.
M
11 yıl
Yüzbaşı

Ellerinize yüreğinize sağlık , bende boş vakit bulursam yardımcı olmak isterim. Ama başımı kaşıyacak vaktim yok.



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >

S
11 yıl
Yüzbaşı

Keyifle okudum, sırf bu bölüm başlı başına bir kitap olabilirmiş. Çeviri de çok iyi, ekine sağlık.



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >

S
11 yıl
Yarbay

Süper bir bölüm süper bir çeviri yenisini sabırsızlıkla bekliyoruz



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >

S
11 yıl
Yarbay

Hocam yeni bölüm yok mu



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
C
11 yıl
Yarbay
Konu Sahibi

quote:

Orijinalden alıntı: S A M C R O

Hocam yeni bölüm yok mu

Epey yoğunum bu aralar iş güç derken vakit kalmıyor ne yazık ki. Biraz biraz çeviriyorum bakalım tek başıma zor oluyor malum ama haftasonu yei bölümü eklerim diye düşünüyorum.

Büyük Fetih'ten sonra sıra sıra bütün Targaryen krallarının dönemini anlatıyor. Sonra da Robert İsyanı'na geçiyor. Ondan sonra da büyük hanelerin tarihine geçiyor, Stark, Tyrell, Lannister filan gibi. Oralara da geliriz inş.


Bu mesaja 1 cevap geldi.
S
11 yıl
Yarbay

quote:

Orijinalden alıntı: Cypon

quote:

Orijinalden alıntı: S A M C R O

Hocam yeni bölüm yok mu

Epey yoğunum bu aralar iş güç derken vakit kalmıyor ne yazık ki. Biraz biraz çeviriyorum bakalım tek başıma zor oluyor malum ama haftasonu yei bölümü eklerim diye düşünüyorum.

Büyük Fetih'ten sonra sıra sıra bütün Targaryen krallarının dönemini anlatıyor. Sonra da Robert İsyanı'na geçiyor. Ondan sonra da büyük hanelerin tarihine geçiyor, Stark, Tyrell, Lannister filan gibi. Oralara da geliriz inş.



Hocam Yaptığın gerçekten büyük hizmet teşekkürler tekrardan. Bence targaryen krallarından Robert ın isyanına direk geç. Sonrada starklara



< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesaja 1 cevap geldi.
L
11 yıl
Binbaşı

Çok ama çok teşekkür ederim. Gerçekten çok güzel olmuş. Takipteyim bundan sonra.

Bu arada Uzun Gece hakkında çok az bilgi vvarmış ya hiç yeterli bulmadım. Mesela akgezenler o kadar süre boyunca mal mal durup niye birden saldırıya geçmişler?


Bu mesaja 1 cevap geldi.