Sorma üstadım. Seksenli doksanlı yıllarda elde yemli misina ya da çapariyle, galata köprüsü üzerinde çinekop, sarıkanat, lüfer, palamut tutardık diyorum, kimsenin inanası gelmiyor.
Sürdürülebilir avcılık ve küçük ölçekli balıkçılık uygulanmayınca kaçak, zamansız ve trollerle yapılan büyük ölçekli avcılık aldı onun yerini. Deniz ekosisteminin canına okuduk/okuyoruz sonuçta elbirliğiyle.
Burnumuzun dibindeki Yunan adalarında restorana gelen balık, o sabah küçük bir tekneden taze olarak alınmış deniz balığı oluyor. Türkiye'de ise aşırı avlanma baskısı nedeniyle restoranlarda deniz balığından ziyade çiftlik balığı yaygın. Buralardaki gerçek deniz ürünleri ise, ulaşılmaz fiyatlarda ve kalamar, karides ve belirli balık türleriyle sınırlı.
Aslında deniz ürünleri lüks bir tüketim maddesinden ziyade halkın haftalık beslenme rutininde yer alan geleneksel bir mutfak kültürü öğesi olmalı. Ama biz kırmızı et ve unlu gıdalar ağırlıklı bir mutfağa hapsettik kendimizi.
Yani ne o eski mevsimler kaldı dediğiniz gibi, ne de o balıklar.
< Bu ileti mini sürüm kullanılarak atıldı >
Bu mesajda bahsedilenler: @Birkanbey