| Dizi Netflix'e geçtikten sonra bariz bir değişim yaşamış.Göreceli olabilir ama bana göre orjinalliğinden uzaklaşmış. |
|
Katılmıyorum. Bu dizinin ilk bölümünü dört—beş sene önce seyrederken dizinin olayının yapay bilinci işlemek gibi basit bir şey olmadığının gayette farkındaydı... |
|
Katılmıyorum. Bu dizinin ilk bölümünü dört—beş sene önce seyrederken dizinin olayının yapay bilinci işlemek gibi basit bir şey olmadığının gayette farkındaydım. Ben Charlie Brooker'ı da takip ediyordum o sıralar ve adam açık bir şekilde bu dizinin tamamen sistem eleştirisi ve insanları "rahatsız" etmek üzere kurulu bir dizi olduğunu söylüyordu. Yani adam bu diziyi bu şekilde oluşturdu ve anlatmak istediği şeyler bu yöndeydi. Fifteen Million Merits ise dizinin izlediğim senaryo, kurgu, müzik ve sinematografi olarak en iyi bölümü. Yine o bölüm üzerinden gidersek Brooker yaptığı işi sadece şova döken Bing gibi oldu ve diziyi iyice tam Netflix dizileri kıvamında kafa yormayacak, rahatsız etmeyecek, sistem eleştirisi yapmayacak bir basitliğe indirdi. Bana göre durum bu. Saydıkların içinde White Christmas güzel bölüm, Black Museum'da onun çakması olsa da o da idare eder sayılır. Ama diğerleri Black Mirror adına yakışmayacak basitlikte boş bölümler. |
| Dizi Netflix'e geçtikten sonra bariz bir değişim yaşamış.Göreceli olabilir ama bana göre orjinalliğinden uzaklaşmış. |
|
Katılmıyorum. Bu dizinin ilk bölümünü dört—beş sene önce seyrederken dizinin olayının yapay bilinci işlemek gibi basit bir şey olmadığının gayette farkındaydım. Ben Charlie Brooker'ı da takip ediyordum o sıralar ve adam açık bir şekilde bu dizinin tamamen sistem eleştirisi ve insanları "rahatsız" etmek üzere kurulu bir dizi olduğunu söylüyordu. Yani adam bu diziyi bu şekilde oluşturdu ve anlatmak istediği şeyler bu yöndeydi. Fifteen Million Merits ise dizinin izlediğim senaryo, kurgu, müzik ve sinematografi olarak en iyi bölümü. Yine o bölüm üzerinden gidersek Brooker yaptığı işi sadece şova döken Bing gibi oldu ve diziyi iyice tam Netflix dizileri kıvamında kafa yormayacak, rahatsız etmeyecek, sistem eleştirisi yapmayacak bir basitliğe indirdi. Bana göre durum bu. Saydıkların içinde White Christmas güzel bölüm, Black Museum'da onun çakması olsa da o da idare eder sayılır. Ama diğerleri Black Mirror adına yakışmayacak basitlikte boş bölümler. |
|
2011-2014 yılları arasında üçer bölümler halinde Channel 4 kanalında yayınlanan dizinin 2015 yılında yayın hakları 40 milyon dolar karşılığı Netflix tarafından satın alınmıştır. Altı bölümden oluşn üçüncü sezonun tüm bölümleri 21 Ekim 2016 tarihinde Netflix'te yayınlandı. Ayrıca altı bölümlük dördüncü sezon onayını da almış ve 2017 yılında gösterime girecektir. Ek olarak 16 Aralık 2014 tarihinde yayınlanan yılbaşına özel bir bölümü bulunmaktadır. Tüm bölümleri birbirinden farklı konuları içeren dizide, hayatımızı kolaylaştırması beklenen modern teknolojinin insanları nasıl avucunun içine aldığı ve sosyal yaşantımızı nasıl yok ettiği gibi sonuçları işlenmektedir. Yaratıcısı Charlie Brooker diziyi "Teknoloji bir ilaçsa ..ki bir ilaca benziyor. Peki tam olarak yan etkileri nelerdir? Black Mirror dizisi rahatlık ve huzursuzluk arasındaki bu alanda kurgulanıyor. Black Mirror'u dizide her duvarda, her masada, herkesin avucunun içinde göreceksiniz. Parlak ve soğuk ekranlı Tv, monitör ve akıllı telefonlar..." şeklinde tanımlıyor. |
| Abartılan 4. bölümü sadece iyiydi, sonundaki düğüm kısmı çok yaratıcıydı onun dışında paso sevişme.. Açıkcası bu diziye yakıştıramıyorum böyle sahnelerin fazla kullanılmasını.. |
|
|
|
Bu sezonu hiç beğenmedim. Hele şu Miley Cyrus lu bölüm tam bir vasat. Diğerleri eh izlemek için izledim. O eski sezonları arıyorum harbi.. Üstte bir arkadaş yazmış sonuna kadar katılıyorum bu dizi Netflix'e geçtikten sonra amacindan sapitti. Yahu keske Christopher Nolan veya J.J Abrams felan yazsa senaryo. Adamlar cekmek icin çekmişler. |
|
13 yıl önce bugün yayınlandı. < Resime gitmek için tıklayın > |
2x2 de dikkatimi çekti unit driver'ın ne olduğunu bilmiyorum ama 2 türk kardeşin parmağı var. as bayrakları as ![]() < Resime gitmek için tıklayın > |
|
Merhabalar, diziyi izlerken yaptığım çıkarımları, değerlendirmelerimi bölüm bölüm tanıtıcı ve açıklayıcı mahiyette yazmak istedim. Meraklıları faydalanabilir diye düşünüyorum. Genel olarak spoiler vermeden yazmaya çalıştım ancak yer yer spoiler içine almam gerekti. Henüz izlememiş olanlar, gönül rahatlığıyla okuyabilir. İzlemiş olanlar da kendi değerlendirmeleriyle karşılaştırma yapabilir. Yaptığım çıkarımlar kendi değerlendirmelerim olduğundan izleyenlerin bölümlerden anladıklarıyla uyuşmayabilir. Saygı duyarım. OLDUKÇA BAŞARILI BİR POSTMODERN DÖNEM ELEŞTİRİSİ 1. Sezon 1. Bölüm (The National Anthem) İnternetin küresel etkisini konu ediniyor. İnternet ve medya bazen art niyetli kişilerin lehine kasten olmasa da çalışmış oluyor. Bu etki sayesinde asla yapmaz denilen kişiler, asla yapılmaz denilen eylemleri yapmak durumunda kalabiliyor. Medyanın kitlesel ve küresel olduğu bu devirde toplumun önüne atılan insanların eylemleri kendi iradelerinden çıkabiliyor. Bölümün sonlarına doğru yer alan 'Artık bu senden çıktı.' repliği ile ifade edilmiş bu durum. Ayrıca, bu bölüm bizlere toplumun duygusal tepkiler verdiğini ve bu tepkilerinde hızla değişebilir, yönlendirilebilir olduğunu gösteriyor. Anketlerde başlangıçta desteklenip ardından desteğin geri çekilmesi, canlı yayın başlarken insanlardaki sevinç ve merakın daha sonradan tiksinme, utanmaya dönüşmesi bize çok iyi tasvir ediliyor. Rezaletin boyutu ve içeriğine rağmen kitlelerin rezalete şahit olma arzusu da işlenmiş. Burada esasında asıl kabahatli olarak ahlaksızlığa ortak olan toplum gösteriliyor. Buradan çok güzel bir toplum eleştirisi çıkar da yazmaya üşeniyorum. (Herkes ekran başında olduğundan köprüde ve şehrin diğer bölgelerinde hiç kimsenin kalmamış olması.) Bölüm vermek istediği mesajlar itibariyle başarılıydı. Ancak eylem ve eylemi yapması istenen kişi itibariyle absürd. Bunu günümüz toplumlarının hiçbiri, hiçbir yöneticisi için hiç kimse uğruna istemez, diye düşünüyorum. 1. Sezon 2. Bölüm (Fifteen Million Merits) Kalk, Çalış, Puan(Para) Kazan, Tüket, Yat, Kalk... Ve hepsinden önemlisi bu döngüye ve otoriteye mutlak itaat et. Bu itaat bir süre sonra insani duygularımıza ket vuruyor ve bizi herkesleştirip robot kıvamına getiriyor. Doğal, sade, masum hiçbir şey bulamaz, göremez oluyoruz. Nadiren denk gelirse de sahipleniyoruz. Unuttuğumuz şey, bu sisteme o kadar süre maruz kalmışız ki, görülerimiz yanılsamadan ibaret. İnsani duygularımız o kadar aşınmış ki, benliğimizi kaybetmişiz. Pek çok imge yerli yerinde kullanılmış bu bölümde. Siyahi gencin uyuşturan içeceği almadan sahnedeki U dönüşü... Hangi amaçla çıkıp hangi sonuçla ayrıldığı dikkate şayandır. Yanılsamalar o kadar kuvvetli ki, büyüsüne kapılıp sürüklenmeye devam ediyoruz. Özgürlük olarak sunulan seçenek bile bunun bir parçası. Yine üzerine çok şey yazılabilecek bir bölüm. Başarılı buldum. 1. Sezon 3. Bölüm (The Entire Histroy of You) Her anımızı kaydedip her istediğimizde izleyebilseydik hayatlarımız nasıl şekillenirdi? Ve bunları sadece bir lens ve kulak arkamıza yerleştirilen bir çip ile yapabilseydik? Şüphesiz ki, yine çok çarpıcı bir bölümdü. Günümüzün her anı fotoğraflamak, videolamak ve paylaşma çılgınlığına karşı bir eleştiri gibi. Beni en çok sarsan sahne çiftimizin yatak sahnesiydi. Zevk alabilmek, erekte kalabilmek için eski anlarını izlemeleri. Esasında bugün de yaşanan bir durum. Partnerinle ilişkideyken partnerinden başkasını hayal ederek yaptığınız olmuştur. Bu durumun grain denilen lens ile yaşandığını düşünün. Yine de çarpıcı, zira alttan bu duruma da selam çakılmış. 1. sezon için bölüm sıralamam 1>2>3 2. Sezon 1. Bölüm (Be Right Back) Bu bölüm yayınlandığında sanırım Apple, Siri uygulamasını duyurmamıştı. Burada Siri mantığında çalışan ancak çok daha gelişmiş bir yapay zeka uygulamasından ve ürününden bahsediyoruz. Ürün derken ciddi ciddi etli, butlu insanvari bir ürün karşımıza çıkıyor. Bu gibi uygulama ve ürünlerin zamanla nasıl hayatımıza girdiğini ve vazgeçilmezimiz olduğu işleniyor. Bölümde yer alan teknoloji günümüze daha yakın ve mümkün olduğundan önceki bölümler kadar fazla etkilemedi. 2. Sezon 2. Bölüm (White Bear) Telefonlarımızla internete bağlanıp paylaşım yapmak hayatımızın parçası olmuş vaziyette. Etrafımızda bize ilginç gelsin gelmesin her şeyi görüntüleyip yayınlamak istiyoruz. Sosyal medya üzerinden yapılan canlı yayınlar malumunuz. Bu bölümde, her anı kaydetmekten yaşadığımız ana dahil olamayışımız işleniyor. Çevrenizde sizde sıklıkla denk gelmişsinizdir; bir trafik kazası oluyor, herkes telefonları çıkarıp görüntülemeye çalışıyor. Biri intihar edecek, herkes telefonlara sarılıp haydi atla atla diye tempo tutuyor. Telefonla kaydedip paylaşabilmek... Kimi zamanlar bu eğilimimizden dolayı, başkalarına yardım edebilme fırsatımız varken bunu yapmıyor ve kaydetmeyi seçiyoruz. Bu bölümde geleceğin teknolojilerinin etkilerinden ziyade var olan teknolojinin günümüzde üzerimizdeki etkiyi görüyoruz. 2. Sezon 3. Bölüm (The Waldo Moment) Kitlelerin politikada ne denli alternatif aradığı, ideolojileri farklı olsa da ana akım politikacılardan ne denli bıktığını görüyoruz. İşlenen konu zaten hepimizin malumu. Daha önce yanlış hatırlamıyorsam Sırbistan ya da İtalya'da bir komedyen seçimlere girmiş ve siyaset yapmaktan ziyade siyaseti tiye almıştı. Ve seçimlerden ilk üçe girmeyi başarmıştı. Bu bölümdeki maskotumuz mavi ayı da komedyenlik yaparken kendisini siyasetin için de buluyor ve başarılı da oluyor. 2. sezon için bölüm sıralamam 2>1>3 1. sezonun 2. sezondan çok çok daha iyi olduğunu belirtmem de fayda var. Açık ara ilk sezonda daha iyiydi. 3. Sezon 0. Bölüm (White Christmas) Şu ana kadar ki en sarsıcı bölümdü diyebilirim. Teknolojinin kişiler arasında bağlantıyı koparma, bireysel engelleme ve yasal engelleme gibi postmodern nimetleri bu bölümde bizlere sunulmuş. s01e03 'teki gibi bir lens kullanılıyor insanlarda. Ancak bu seferki lensin fonskiyonları biraz daha daraltılmış. En önemli farklılığı ise, sosyal medyada kişileri engelleme fonksiyonu lense aktarılmış. Bu lensler aracılığıyla engellenen kişi, engelleyenin tüm hatıralarında ve güncel hayatında siliniyor. Engellenen kişiye baktığınızda karıncalı CİNE 5 ekranı gibi bir şekil görüyorsunuz ve tabii o da sizi öyle görüyor. Sesinizi duyamıyor, siz de duyamıyorsunuz. Dizinin bu bölümü bu teknolojik ürünün üzerine kurgulanmış. 3. Sezon 1. Bölüm (Nosedive) Bu bölümde günümüzde henüz erişilmemiş bir teknoloji içermiyor. Varolanlardan yola çıkarak kişilerin toplumsal ilişkilerine dair bir eğilim kurgulanmış. Sosyal medyada yapılan paylaşımlarla kişinin toplumsal kabul elde edebildiği ve statüsünün aldığı 'likeler' ile belirlendiği bir dünya düşünün. İnstagram tarzı bir uygulamaya atılan fotoğraflara diğer şahıslardan gelen puanlamalarla toplumda statü kazanıyorsunuz. Bu uygulamada elde ettiğiniz puanlama sizin maaşınızdan daha önemli. Zira bir işe başvururken sizin bu puanınıza bakılıyor ya da bir eve taşınacaksınız, kirada indirim sadece belirli puan ve üstüne sahip kişilere yapılıyor. Benzer bir durum günümüzde de var. Klout denilen siteyi duymuşsunuzdur; sosyal medya hesaplarınızın performansını ölçüyor. Özel sektörde bazı şirketlerin klout derecenizi de değerlendirdiğini bazı seminer ve konuşmalarda duymuştum. Dizideki bu durum, kişileri puan elde edebilmek için ilgi çeken, herkes tarafından kabul görebilen paylaşımlar yapmaya itiyor. Davranışlarınız ve bir süre sonra tüm hayatınız yapmacıklaşıyor. Hayatın aracı olan teknoloji -dizide bahsedilen mobil uygulama- bir süre sonra hayatın amacı haline geliyor. Bölümde başrol, benim tabirimle başmağdur, daha iyi bir statü elde edebilmek için hayatını heder ediyor. Dizide iki defa karşısına onu yolundan döndürmek isteyenler çıkıyor. İlki kendi kardeşi, bölümün ortalarına doğru tepkisini koyuyor... Bölümün sonuna doğru ise, tırcı teyze sahne çıkıyor. Her iki karakterin de önemli olduğunu düşünüyorum. Bölüm sonundaki iki 'kaybedenin' küfürleşmesi ise, işte o sahne benim için bölümün zirvesidir. Neler yazılır o sahneye neler. Bölüm oldukça iyiydi. Sonunu henüz bölümün ortalarındayken tahmin edebilirsiniz. Bu önemli değil. Teknolojinin, sosyal medyanın bilinçsizce kullanıldığında dönüşeceği 'pembe distopyayı' gösteriyor bize. Böyle bir distopyanın hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini düşünüyorum. Ancak yine de sosyal medyanın insanların doğallığını bozan, benliklerini değiştiren, onları herkesleştiren ve yapmacıklaştıran etkisini çarpıcı bir şekilde işlemesi itibariyle bu bölümün önemli olduğu aşikar. 3. Sezon 2. Bölüm (Playtest) VR teknolojisine hoşgeldiniz. Korkularımız bilincimizin bize oynadığı oyunlardır. Burada VR teknolojisi bizi korkularımızla yüzleştiriyor. Bölümün ilk dakikalarından başlayan bazı ayrıntılar, bölümün sonunda anlam kazanıyor. Mindfuck denilen bir tarz katmışlar bu seferki bölüme. Verdiği mesajlar ise, açık uçlu. Daha doğrusu genelgeçer. Diğer bölümler için dikkatli izleyiciler aşağı yukarı aynı çıkarımları yaparken burada biraz çeşitli yaşanacaktır. Ya da dikkatli olsanız bile yeterince çıkarım yapamayabilirsiniz. Zira senaryo ve kurgu olarak başarılı olsa da, düşünsel altyapı olarak pek açık gelmedi. Bölümün sonunda Tinder kötüdür diyecek halimiz yok ya da yakınlarınıza haber vermeden uzaklara gitmeyin de diyemeyiz. Yine de buradan modern dönemde kendilerini yollara veren backpacker gençliğine bir ders çıkartabilir miyiz? Zor. 3. Sezon 3. Bölüm (Shut up and Dance) İnternet araçlarıyla istenmeyen görüntüler elde edilir ve şantaj yapılır. Peki, bu istenmeyen görüntülerin yayınlanmaması için insanlar her şeyi yapmaya hazırlar mı? Mesela, bir banka soymak? Başka birini öldüresiye dövmek? Bazı şeyler için geri kalan her şeyi riske atmaya hazır olan insanlar ve karşılarında şantajcılar. Sonra zaten olaylar, olaylar. 3. Sezon 4.Bölüm (San Junipero En çok beğendiğim bölümdü. Kurgu, senaryo, ses ve efektleri şahaneydi. Bölümün sonlarına doğru ben ne yapardım, ben neyi seçerdim diye düşünebilir, ikilemde kalabilirsiniz. Bir şekilde bu bölümü yaşattılar bana. Dünyada fiziken ölürken; zihninizin, bilincinizin bir bulut sisteminde yaşatılmasını ister miydiniz? Ölümden sonra rüyada yaşamak gibi. Yine hissedecek yine duygulanacak ve yine iradenizle hareket edebileceksiniz. Sadece yaşadığınız yer sınırları belli, kısıtlı bir yerleşim yeri. Sizin gibi bulut sistemine nakledilmeyi seçen diğer insanlarla beraber, etkileşim kurarak 'yaşamaya' devam etmek. Diğer seçenek ise, ölüm. Hiçlik. Siz neyi seçerdiniz? 3. Sezon 5. Bölüm (Men Against Fire) 'Çünkü nefret etmeleri söylenmiş.' Bu bölümü izlerken aklıma Cemil Meriç'in 'ideolojiler insanlara giydirilmiş deli gömleğidir.' sözü aklıma geldi. Dizinin bu bölümünde, askerlere daha iyi daha etkili savaşmaları için gözlerine bir çeşit implant yerleştiriliyor. Bu implant sayesinde düşmanı daha kolay avlayabiliyorlar. Bu, maske olarak da ifade edilen implant, olanı değil; görülmesi isteneni gösteriyor askerlere. Düşmanı yani 'ötekiyi' bir nefret unsuru haline getiriyor. Cemil Meriç'in sözüyle başlamamın sebebi tam olarak bu. Modern ve postmodern dünyada ideolojiler, insanları kör eden; normal şartlarda yapmayacakları şeyleri yaptıran, ötekine karşı nefret ve şiddet unsurlarıyla dolu olan birer doktrinler. Dizide maske olarak ifade edilen ve bizi bir şekilde kör eden bu teknoloji, günümüz dünyasında ideolojileri ifade ediyor. Bir önceki bölüm için 'en çok beğendiğim bölümdü.' yazmıştım. Ancak her bölümle çıta daha da yükseliyor. Bu bölüm daha iyiydi. 3. Sezon 6. Bölüm (Hated in the Nation) Bölümde verilmek istenen mesaj, yine bölümde yer alan bir replikle açıkça ifade edilmiş: "Halkı böceklere benzetiyor. Zalimlikten zevk aldığımızı ve bu zayıflıktan arındırılmamız gerektiğini söylüyor. İnsanların yapıp söyledikleri şeylerin sonuçlarıyla yüzleşmesini istiyor, onları buna zorlamak istiyor." Önceki Black Mirror bölümlerine nazaran verilmek istenen mesaj çok daha açık sunulmuş. Bölüm ayrıca polisiye türünde olmuş. Dizinin ilk üç sezonunu kıyasladığımda açık ara en beğendiğim 3. sezondu. Bir sıralama yapmak istesem şöyle olur; 3>1>2 3. Sezondaki bölümleri sıralayacak olsam; 5>4>1>0>2>3>6 |
| Abi bu nasıl dizi oldu ya zevkten dört köşeyim var canım sıkıldı sezonlara tekrar bakıyorum zaten film gibi sarıp geçiyor yok böyle bir güzellik. |
|
Beşinci sezonu onaylandı. https://twitter.com/blackmirror/status/970687883223937024 |
|
1.bölümün özeti=Evli,mutlu,çocuklu,gey,gavat. Netflix siyahi gey olayından çıkamıyor. |
|
Berbat bir beşinci sezondan sonra, rezalet altıncı sezonu ile yine hayal kırıklığı. Loach Henry bölümü mesela sinema tv öğrencisinin yazacağı basitlikte bir cinayet hikayesi. Mazey Day ve Demon 79 ise herhangi bir Supernatural filler bölümünden daha kötü. Black Mirror ile alakaları bile olmayan fantastik hikayeler derlemesi. Black Mirror dört sezon ile perdeyi kapattı görünen o. Bundan sonra çok yüksek puanlı bölüm gelirse izlerim, onun dışında Netflix'in elinde çöplüğe dönen bir başka dizi oldu maalesef. |
| 7. sezon onayı almış. Güzelim diziyi çerezlik bir creepyshow yaptılar. |
Bırak bırak |
Vay be insan çeşitliliği işte tamda bu demekki.seninle çok farklı bakış açılarına sahibiz dostum:) 3.sezon 4. bölümde çok uzun zamandır ağlamayan ben ağladım,dizi bitti uuyuyamadım sigara yaktım 5e kadar oturdum.uyandığımda başka hiçbirşey izlemek istemedim. Nedenini şöyle özetleyeyim; dizinin bu bölümünde beni en çok sarsan detayı, ölmek üzere olan 2 kişinin hayatlarında yaşamak isteyip hep toplum baskısı, başkalarının gözlerinden kendilerine bakmaları ve aldıkları kültür-eğitim yüzünden içlerinde kalan hayatı ancak ölürken insanların "cennet" dediği san junipero'da yaşayabilmeleri çok acı vericiydi.gençlikleri boşa geçmiş onlarca yıl geçip bittikten sonra artık en iyi ihtimalle kesinlikle geri gelmeyecek bir hayatı ancak rüya gibi,cennet gibi akıllarında yaşayabilecek olmaları.2side kendi gençlik yıllarına dönüyor dikkat edersen ve daha özgür yaşamak için ellerinden geleni malesef gerçek olmayan bir dünyada yapıyorlar. İnsanın yıllarca yaşayıp içinde binlerce isteğinin kalması malesef çok acı.bunları ölüm döşeğindeyken aklından geçirmeleri ise gerçek bir gözyaşı meselesidir. |
Bu mesaja 1 cevap geldi. Cevapları Gizle