| arakadaşlar az biraz bilgimle atatürk hakkında siteler hazırladımwww.ataturkumuz.tr.cx vewww.izindeyiz.tr.cx hepiniz faydalanabilirsinziz |
Sitede gerekli olan cevap mesajına ekleme yapılarak yazılmıştır, bilginize. |
|
iyi seyirler.. Harbiye marşının değişik bir versiyonunun kurtuluş savaşı ve sonrasında.. http://www.youtube.com/watch?v=T0pI7h79Ego Atatürkün görüntüleri ve cenazesi mzik eşliğinde... http://www.youtube.com/watch?v=5lMehC22o5A Atatürk'ün bir devlet başkanıyla eski görüntüsü.. http://www.youtube.com/watch?v=Gg9tmF_tqwU Atatürün meclisi açarken milletvekillerine yaptığı açılış konuşması http://www.youtube.com/watch?v=JHruYr67-uQ Atatürkün amerika devletine yaptığı konuşma http://www.youtube.com/watch?v=j9x1xyfeoeU Atatürk evlatlığıyla Floryada evinin bahçesinde.. http://www.youtube.com/watch?v=ubeVl6wzDMM Atatmızın Türkiye turu sırasında kahve içerken görüntüsü http://www.youtube.com/watch?v=Lrp0bHaa1ek Atatürk yurt gezisinde bir köylüyü dinlerken http://www.youtube.com/watch?v=KqHxe6tPRCk Atatürk tren kalkmadan önce halkla sohbet ediyor.. http://www.youtube.com/watch?v=h0jCDgVXaSQ Atatürk'ün meclisten çıkarken vekillerle toplu yürüyüşü http://www.youtube.com/watch?v=_vF4wa0wmJ8 Atatürk'ün dolmabahçeyi ziyareti http://www.youtube.com/watch?v=zUKhHhqZhW4 Kurtuluş savaşı sonrasında Atamızın Samsunu ziyareti.. http://www.youtube.com/watch?v=I521h4rNUFg Atatürk floryada yüzerken evlatlığıyla birlikte.. http://www.youtube.com/watch?v=sBVqttxA5Hk Kurtuluş Savaşı sonrası Atmızın Kayseri gezisi.. http://www.youtube.com/watch?v=092ymUfFkhw Cumhuriyer İlanı ve Latife Hanımla Beraber... http://www.youtube.com/watch?v=l2EoBfBxqtY Atamız Kortej İzlerken http://www.youtube.com/watch?v=dize5vk_B34 Atamız kurtuluş savaşından sonra Amasyayı ziyaret ediyor.. http://www.youtube.com/watch?v=fbcmu06dBr8 Atamızın evi... http://www.youtube.com/watch?v=QxFrBkYtuBE Atatürk İsmet İnönü ile beraber vapurda http://www.youtube.com/watch?v=QFrIodtJAiQ Atatürk çalışırken... http://www.youtube.com/watch?v=QYdEYhIXT78 |
|
arkadaşlar bu konu ile alakalı değil ama hepimizin destek vermesini gerektiren bir konu. lütfen bir bakın. http://forum.donanimhaber.com/m_12436656/tm.htm |
|
web sitemize ve forumlarımıza bekleriz http://www.savarona.org/ |
|
Bizdeki son zamanlarda Ata'mıza yapılan saygısızlık adına güzel bi video hazırladık hitine arttırmak istiyoruz .. bize yarımcı olun.. http://www.youtube.com/watch?v=H3VzhtD3360 |
|
Huzur içinde yat ATAM ------------------------- linkteki sunumu inceleyin arkadaşlar sadece 380 kb http://rapidshare.com/files/21003956/Yeminin_Boeylesi.pps |
|
ATATÜRK'ün Hiç bilinmeyen videoları http://www.youtube.com/watch?v=j9x1xyfeoeU Eminim bir çoğumuz bu videoyu ilk defa izleyeceğiz. Ben ilk defa gördüm ve tüylerim diken diken oldu. Bu kadar net görüntü ve sesli videosu yoktu Ata'mızın. Mutlaka izleyin Gerçekliği hakkında video yorumları kısmında çeşitli görüşler var. Eski kelimeler fazla olduğu için belki anlaşılamayabilir konuşma. http://www.youtube.com/watch?v=oQygJ7aqZCg&NR=1 Burada da çeşitli video görüntülerinden derlenmiş bir video Tamamınıhttp://www.gunesintamicinde.com/ataturk-gibi-bir-devlet-adami/ adresinden elde ettim. Kaynak gunesintamicinde.com dur Atatürkün görüntüleri ve cenazesi müzik eşliğinde… http://www.youtube.com/watch?v=5lMehC22o5A Atatürk’ün bir devlet başkanıyla eski görüntüsü.. http://www.youtube.com/watch?v=Gg9tmF_tqwU Atatürkün meclisi açarken milletvekillerine yaptığı açılış konuşması http://www.youtube.com/watch?v=JHruYr67-uQ Atatürk evlatlığıyla Floryada evinin bahçesinde.. http://www.youtube.com/watch?v=ubeVl6wzDMM Atamızın Türkiye turu sırasında kahve içerken görüntüsü http://www.youtube.com/watch?v=Lrp0bHaa1ek Atatürk yurt gezisinde bir köylüyü dinlerken http://www.youtube.com/watch?v=KqHxe6tPRCk Atatürk tren kalkmadan önce halkla sohbet ediyor.. http://www.youtube.com/watch?v=h0jCDgVXaSQ Atatürk’ün meclisten çıkarken vekillerle toplu yürüyüşü. http://www.youtube.com/watch?v=_vF4wa0wmJ8 Atatürk’ün Dolmabahçe ziyareti. http://www.youtube.com/watch?v=zUKhHhqZhW4 Kurtuluş Savaşı sonrasında Atamızın Samsunu ziyareti.. http://www.youtube.com/watch?v=I521h4rNUFg Atatürk Floryada yüzerken evlatlığıyla birlikte.. http://www.youtube.com/watch?v=sBVqttxA5Hk Kurtuluş Savaşı sonrası Atamızın Kayseri gezisi.. http://www.youtube.com/watch?v=092ymUfFkhw Cumhuriyer İlanı ve Latife Hanımla Beraber… http://www.youtube.com/watch?v=l2EoBfBxqtY Atamız Kortej İzlerken http://www.youtube.com/watch?v=dize5vk_B34 Atamız Kurtuluş Savaşından sonra Amasyayı ziyaret ediyor.. http://www.youtube.com/watch?v=fbcmu06dBr8 Atamızın evi… http://www.youtube.com/watch?v=QxFrBkYtuBE Atatürk İsmet İnönü ile beraber vapurda http://www.youtube.com/watch?v=QFrIodtJAiQ Atatürk çalışırken… http://www.youtube.com/watch?v=QYdEYhIXT78 Harbiye Marşı Kurtuluş Savaşı Görüntüleriyle.. http://www.youtube.com/watch?v=T0pI7h79Ego |
|
PHI'nin verdiği videoyu burada izlenebilecek şekilde vereyim ben de. Atatürk'ün Amerika'ya konuşması 1925 yılında yapılmış. Arkadaki eleman Amerika Ankara büyükelçisi [html]<object width="425" height="350"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/j9x1xyfeoeU"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/j9x1xyfeoeU" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="350"></embed></object>[/html] KONUŞMA METNİ: Yazan: Ali TURAN "Muhterem Amerikalılar, Türk milletiyle Amerikan milletleri ve karşılıklı olduğuna emin bulunduğum muhabbet ve samimiyetin tabii menşei hakkında birkaç söz söylemek isterim. Türk milleti zaten demokrattır. Eğer bu hakikat şimdiye kadar medeni beşeriyet tarafından tamamıyla anlaşılmamış bulunuyorsa, bunun sebeplerini muhterem sefirimiz Osmanlı İmparatorluğu’nun son devirlerini işaret ederek çok güzel ifade ettiler. Diğer taraftan Amerikan Milletinin kendini hissettiği dakikada istinad ettiği (….) demokrasidir Amerikalılar bu mevhibe ile mümtaz bir millet olarak beşeriyet dünyasında arzı mevcudiyet eyledi. Büyük bir millet birliği kurdu. İşte bu noktadandır ki Türk milleti Amerika milleti hakkında derin ve kuvvetli bir muhabbet hisseder. Ümit ederim ki bu müşahede iki millet arasındaki mevcut olan muhabbeti kökleştirecektir. Yalnız bu kadarla kalmayacak, belki tüm beşeriyeti birbirini sevmeye ve bu müşterek sevgiye mani olan mazi hurafelerini silmeye, dünyayı sulh ve huzur altına sokmaya medar olacaktır. Muhterem Amerikalılar, Temsil etmekle mubayi olduğum Türk milletinin, Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin insani gayesi işte bundan ibarettir. Bu yüksek gayede zaten çok yükselmiş bulunan Amerika milletinin, Türk milleti ile beraber olduğundan şüphem yoktur.” Kaynak:http://www.gunesintamicinde.com/ataturk-gibi-bir-devlet-adami/ |
Teşekkür ederim mewluth hocam |
|
Atatürkçüyüz kardeşim var mı itirazı olan? Arkadaşlar kusura bakmayın.Dün fırsatım olmadı bugüne ayarladım fotoğrafları.. Sayfanın açılması zor olmasın diye bu şekilde ayarladım... Hava oldukça sıcaktı.Buna rağmen insanlar aldırış etmeden yürüdüler.Örnek:Bayrak sallayan Teyze. < Resime gitmek için tıklayın > Denizcilerin selamı ise görülmeye değerdi. < Resime gitmek için tıklayın > < Resime gitmek için tıklayın > < Resime gitmek için tıklayın > Biraz zor oldu ama Kordondaki İzmir Ticaret Odasının çatısına çıktım bu fotoğrafları çekebilmek için..Gerçekten müthiş bir görüntü... < Resime gitmek için tıklayın > < Resime gitmek için tıklayın > < Resime gitmek için tıklayın > Gelelim son 2 fotoğrafa... Bu genç arkadaşın elinde yazılanlar ordaki birçok kişinin istediği ve gönlünde yatan unsurlar...Bunun gerçekleşmesi her insanın istediğidir diye düşünüyorum.. < Resime gitmek için tıklayın > Ama gelin görün ki bu manzarayı görünce biraz burkuldum..Bu insanlar bir anda gözümde kendiyle çelişen, kendilerini birşeylere kaptırmış, uyuz, daha ne yaptığını bilmeyen...insanlar gibi geldi gözüme... < Resime gitmek için tıklayın > Ama bunların çoğunluğu ifade etmediğini düşünüyorum...umarım yanılmıyorumdur. Ayrıca bu fotoğrafları sindiremeyenler için de.. < Resime gitmek için tıklayın > |
Şu forumda, ATATÜRK'ün, " köşe " adı altında tek bir topice sığabileceğini sanan forum yöneticilerine karşı hiç de hoş olmayan duygular besliyorum. ![]() ![]() Birde, şu katılımcılar, Atatürkümüzün resimlerini koyabilmekten başka, onun fikirlerini de koysalar umarım daha çok yararlanırız . En azından onu doğru anlarız, diye düşünüyorum. ÜŞENME ! OKU ! OKU ve DOĞRU ANLA LÜTFEN ! Yoksa, yarın çok geç olacak ! -------------------------------------------------------------------------------- ''Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşü ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamağa çalışıyoruz. Kaste ve Fiile dayanan taassupkâr hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermiyeceğiz." < Resime gitmek için tıklayın > Her ne kadar Osmanlı İmparatorluğunun başlangıcından beri Müslüman olmayan dinî cemaatlerin inanç ve ibadet özellikleri tanınıp korunmuş ise de, tarihin gelişimi içerisinde bu tolerans İslâma da uygulanıp sistemleştirilememiştir. Hatta, zaman zaman sosyal, siyasal ve kültürel yaşamı etkileyecek biçimde dinin baskısı müslüman toplumu üzerinde ağır olarak duyulmuştur. Cumhuriyet döneminde laiklik "Hilâfet" ve daha dar anlamıyla, "Şeyhü'l-İslamlık" otoritelerine karşı milliyetçi ve ilerici bir anlayış hareketi olarak doğar ve uygar bir zihniyetin sembolü olarak anayasal düzeyde ilkeleşir. Toplumların din birliği geçerliliğinin çoktan yitirilmiş olduğu gerçeğini ancak Atatürk, o ileri sezgisi ön görüşüyle biliyordu. Sultanlık ve Halifeliğin yarı dinsel yarı siyasal bir nitelik taşımasından ötürü ulus egemenliğine doğru atılan adımlarda ters bir durum ortaya çıkıyordu. Birbirini izleyen tarihsel olaylar sonucunda TBMM tarafından 1 Kasım 1922'de Saltanat idaresine son verildi. 17 Kasım da bir İngiliz savaş gemisiyle Osmanlı devletinin son padişahı yurdu terketti. 18 Kasım'da Hanedan'dan Abdülmecit Efendi Halife seçildi. Fakat onun bir takım tutum ve davranışları sürdürmesi dikkatleri çeker. Atatürk, Nutuk'da şöyle demektedir: "Hakimiyet ve Saltanat hiç kimse tarafından İlim icabıdır diye verilemez. Hakimiyet kudretle alınır." ''Abdülmecit Efendi, Halifei Müslimin ünvanını kullanacaktır, bu ünvana başka bir sıfat ve kelime ilâve edilmiyecektir." diye Refet Paşa'ya yazar. Atatürk şöyle devam eder: ''Abdülmecit Efendi, Halifei Müslümin yerine Halifei Resulullah ve babasının adı münasebetiyle Abdülaziz Han oğlu ünvanlarını kullanmaktan kendini alamamıştır" Atatürk Ankara'da Ulus egemenliği temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclici'ne gölge düşürebilecek kasıtlı hareketlerden dolayı endişelerini şöyle açıklamaktadır: ''Asırlar boyunca ve bugün de kavimlerin cehil ve taassubundan faydalanarak binbir türlü siyasi ve şahsi menfaat temini için dini alet ve vasıta olarak kullanmak teşebbüsünde bulunanların iç ve dışta varlığı yüzünden bu zeminde olanları söylemekten kendimizi alamıyoruz. Beşeriyette din hakkında bilgi ve duygular her türlü hurafelerden tecerrüt ederek hakiki ilim nuru ile temizleninceye kadar din oyunu aktörlerine her yerde tesadüf olunacaktır.'' 3 Mart 1924, 430 sayılı yasa ile ünlü (Tevhid-i Tedrisat) Öğretim Birliği Yasası'nın kabulü, 8 Nisan 1924, Şer'iye Mahkemelerinin lâğvı. 20 Nisan 1924, Teşkilât-ı Esâsiye Kanununun kabulü. 17 Şubat 1925, Aşâr'ın kaldırılması. 2 Eylül 1925, İlmiye Sınıfı ve Devlet Memurları kıyafeti kararnamelerinin kabulü ve ilânı. 38 Kasım 1925, Şapka İktisası Hakkında Kanun, Kanun No: 671. 30 Kasım 1925/1341, 677 Sayılı yasa ile Tekke ve Zâviyelerle Türbelerin kapatılması ve Türbedârlıklarla bir takım ünvanların yasak edilmesi ve kaldırılmasının kabulü. 26 Aralık 1925, Uluslararası Takvim ve Saatin kabulü. 17 Şubat 1926, 743 Sayılı yasa ile Türk Medenî Kanunu ile kabul edilen Evlenme Akdinin, Evlendirme Memuru tarafından yapılacağı. 9 Nisan 1928 tarihinde (1924) Teşkilât-ı Esâsiye Kanunundan "Devletin Dini Din-i İslâm'dır" maddesi kaldırılır. Ayrıca "tahlif'' merasiminde ise "Vallahi" sözü yerine "Nâmusum üzerine yemin ederim" sözü konulur. 10 Nisan 1928, ''Laik Cumhuriyet" ifadesinin Anayasa'da yer alması. 24 Mayıs 1928, Uluslararası rakkamların kabulü. Kanun No: 1288. 3 Kasım 1928, Türk Harflerinin kabulü, Kanun No: 1353. 1 Eylül 1929, Liselerden Arapça ve Farsça derslerinin kaldırılması. 26 Kasım 1934, Efendi, Bey, Paşa gibi lâkap ve ünvanların kaldırılması. Kanun No : 2595. 3 Aralık 1934, Bazı kisvelerin giyilmeyeceğine dair, Hanım No: 2596. Atatürk, sahip olduğu dünya ve İslâm tarihi kültürüyledir ki, gerçek dinle bâtıl, yani boş inançları, hurafeyi, iyi ayırıp tanımlamasını yapmış ve yeri geldikçe de bu konularda toplumunu aydınlığa çıkarma yollarını atamıştır. Sahte dindarlığa, din bezirgânlığına karşı ulusunu uyanık tutmak için pek çok vesile ile konuşmuştur. Atatürk'ün din hakkındaki görüşleri açık, kesin ve nettir. O, şöyle diyor: ''İnanıp bağlanmakla, mutlu olduğumuz İslâm dinini, yüzyıllardanberi alışageldiği gibi bir siyaset aracı haline düşmekten kurtarıp yüceltmenin pek gerekli olduğu gerçeğini görüyor ve biliyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inançlarımızı ve vicdan işlerimizi karışık ve değişik olup her türlü çıkarlarla hırsların kıpırdanışlarından bir an önce ve kesinlikle kurtarmak ulusun bu dünyada olduğu gibi öteki dünyada, da mutluluğunun gerektirdiği bir sorumluluktur; ancak böylelikle İslâm dininin yüceliği belirmiş olur." Samimî dindar kişi ile çıkarcı yobaz farkını gayet iyi değerlendiren Atatürk, laiklikle dinin din duygusu ile inanç ve ibadet alanının asla zedelenmiyeceği tersine manevî bakımdan içtenlikle, yücelik kazanacağını iyi biliyordu. Bundan ötürüdür ki, Atatürk psiko-sosyal ve kültürel bir içeriği olan laikliği aşıklarken bu noktayı, aşağıdaki sözlerinde görüleceği üzere titizlikle belirtiyordu : ''Laiklik prensibinde israr ediyoruz. Çünkü, millî iradenin, insanlığa mal olmuş değerlerin belki de en mukaddesi (kutsalı) olan da hürriyeti (özgürlüğü) ancak lâiklik prensibine bağlanmakla korunabilir." "Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriye'tini tekeffül etmek demektir. Ona göre düzeltiniz." ''Biz ilhamlarımızı, gökten ve gaibden değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt bağrından çıktığımız Türk Ulusu ve bir de uluslar tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığmız sonuçlardır." ''Bir takım şeyhlerin, dedelerin, seyyidlerin, çelebilerin, babaların emirlerin arkasından sürüklenen ve falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacılara talih ve hayatların, emanet eden insanlardan kurulu bir topluma uygar bir ulus gözü ile bakılabilir mi? Ulusumuzun gerçek görünüşü yalnış anlamda gösterebilen ve yüzyıllarca göstermiş olan bu gibi unsurlar ve müesseseler, yeni Türkiye devletinde, Türkiye Cumhuriyeti'nde sürüp gitmeli miydi? Buna önem vermemek, ilerleme ve yenileşme adına en büyük ve düzeltilmesi imkansız bir hata olmaz mıydı?… Biz her vasıtadan yalnız ve ancak, bir bakımdan faydalanırız. O da şudur: Türk Ulusunu uygar dünyada, layık olduğu mevkie çıkarmak ve Türkiye Cumhuriyeti'ni sarsılmaz temelleri üzerinde her gün daha ziyade kuvvetlendirmek… ve bunun içinde istibdat fikrini öldürmek.'' (Büyük Söylev) den. ''Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması gerekir.'' ''Gerçi fikirleri güdenler belirli bir sınıfa dayanacaklarını sanıyorlar. Bu katiyyen bir vehimdir, zandır. İlerleme yolumuzun üstüne düşmek isteyenleri ezip geçeceğiz. Yenilik vadisinde duracak, değiliz. Dünya müthiş bir cereyanla ilerliyor. Biz bu ahengin dışında kalabilir miyiz?'' (2.12.1923) "Uygar olmayan insanlar, uygar olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar." (1925) "Uygarlık tarikatı Türkiye; şeyhler, dervişler memleketi olamaz. Ölülerden yardım ummak uygar bir topluluk için lekedir. Ortada bulunan tarikatların gayesi kendilerine bağlı olan kimseleri dünyevî ve mânevî hayatata mutlu kılmaktan başka ne olabilir? Bugün ilmin, fennin bütün şümûlü ile uygarlığın göz kamaştırıcı ışığı karşısında filân ve falan şeyhin irsâdiyle maddî ve mânevî mutluluğu arıyacak kadar ilkel insanların Türkiye uygar topluluğunda var olabileceğini asla kabul etmiyorum... Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müridler meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, Uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın emrettiği ve istediğini yapmak insan olmak için elverir." (1 Eylül 1925). "Tekkelerin gayesi halkı meczup ve aptal yapmaktır. Oysa ki halk meczup ve aptal olmıya karar vermemiştir. Biz dünya uygarlık ailesi içinde bulunuyoruz. Uygarlığın bütün gerektirdiklerini uygulayacağız." (31 Ağustos 1925). Kaynak: http://w3.balikesir.edu.tr/~metinay/armaner.htm « … Bence* dinsizim diyen mutlaka dindardır. İnsanın dinsiz olmasının imkânı yoktur… » Dinsiz kimse olmaz. Bu genelleme içinde şu din veya bu din demek değildir. Tabiatıyla biz* içine girdiğimiz dinin en çok isabetli ve çok olgun olduğunu biliyoruz ve imanımız da vardır… » 02. 02. 1923* İzmir* Türkiye’nin Geleceği Üzerine Konuşma. BİR ASKERİN MEZARINA Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir, Beyaz taş var, onun altında bayraklar Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken... Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir Asker yatıyor... Onun hâbı istirahate çekildiği şu Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler. Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar Nâle eylediler, çocuklar ağladılar. Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak, Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan Ona nâilini intizar olmuş!... MUSTAFA KEMAL • Harbiye talebesi iken yazmıştır. HAKİKAT NEREDE? Gafil, hangi üç asır, hangi on asır Tuna ezelden Türk diyarıdır. Bilinen tarihler söylememiş bunu Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak, Dinleyin sesini doğan tarihin, Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin. Asya'nın ortasında Oğuz oğulları, Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları Doğudan çıkan biz Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz Türk sadece bir milletin adı değil, Türk bütün adamların birliğidir. Ey birbirine diş bileyen yığınlar, Ey yığın yığın insan gafletleri Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde, Hakikat nerede? MUSTAFA KEMAL BEŞİKE HÂDİSESİ İÇİN Çıkıyor gönüllere istimdadı Sâmiamda vatanın feryâdı Çıkıyor gönüllere istimdadı Yaralı bir :-):-):-):-):-)n evlâdı Etmesin mi anaya imdadı? Rumeli can veriyor yok mu ilaç. Edelim sıhhatini istimzaç; Etmeyelim kimseyi izaç? Zırhlılar her yeri tehidt ediyor, Makedonya bunu tes'it ediyor. İnkırazı bize teyit ediyor. Yemenin purişi malumu cihan Ne için eyledi millet isyân? Zulme ister mi bu yoldan burhan Turuşkalar bile aldı meydan Hani kânun-u adaâlet nerede? Mülk-ü millette himâye saadet nerede? Haricen mülk-ü himaye nerede? Bizde evvelki şecaat nerede? Gelse Ertuğrul şöhret-i pervas Eder elbette tahayyür ibraz Vatanın feyzine kâdir olamaz Yeniden fethine verseydi cevâz... Yıldırım görse şu ahvâlimizi Ateş kahrı yakar hâlimizi, Af eder mi bizim efâlimizi, Mahveder cumle-i emsâlimizi, Ey büyük Fâtih'i İstanbul'un... Bu revş olmadı mı makbulün Sây ile toplanılan mahsulün Berhava oldu fakat meçhulün... Yazık oldu Vatana âh yazık... Her ağızdan çıkıyor: Eyvâh yazık!.. Acısın bizlere, âh yazık! MUSTAFA KEMAL • Sinop 25 Kânunu Evvel 321 (1905) HAYAT SERENADI Atatürk'ün Salih Bozok'a yazdığı mektuptan : "Bir Fransız şairi hayatı şöyle tarif ediyor : Hayat kısadır, Biraz hayal, Biraz aşk Ve sonra Allahaısmarladık. Diğeri de : Hayat boştur. Biraz kin, KASİDEİ İSTİBDAT YAHUT KIRMIZI İZLER Bir köhne kadit parçası, bir çehrei menhus, Zulmetler içinde mütereddit, mütelâşi, Daim mütefekkir görünen, kendine mahsus Efkârı sakimane ile âleme karşı Ateş saçarak etmede her gün bizi tehdit, Âmali harisanesini eyledi tezyit... Gördükçe bu mazlumlarını, sinesi mağrur, Tırnaklarını aileler kalbine saplar; Mağdurlarının her biri bir kûşede ağlar, Katlandı vatan görmeğe evlâdını makhur... Birçoklarımız mahpes-ü menfada süründük. Ey gazii mecruhu vega dideye döndük. Ey kanlı eliyle vatan âmaline hail, Ey enmilei sürbu cinayata delâil Teşkil eden ey köhne kadit, katili efkâr, Ey katili şübbanı vatan, katili ahrar, Ey varlığı bir millet için bâdii zillet. Ey çehresi ifrite veren dehşeti vahşet, Zindanları, menfaları, mahpesleri doldur, Ziniciri esaretle bütün hisleri dondur. Tesmimi nefes, nefyi ebet, sonra denizler.. Her girdiğin evlerde durur kırmızı izler... Kâbusi hiyanetle vatan can çekişirken Âtimizi dendanı harisin kemirirken Bir gün Rumeli dağları envara boyandı; Hürriyetin enfası ile herkes uyandı. MUSTAFA KEMAL ŞANLI ORDU GAZETESİ : 24 Kasım 1908 İBADET DİLİ OLARAK TÜRKÇE VE ATATÜRK’ÜN BU KONUDAKİ DÜŞÜNCELERİ Türklerin Şamanizm, Budizm, Manihaizm gibi dinleri terk edip İslâmiyeti kabul etmeleri 900’lü yılların ilk yarısına rastlar. Talas Meydan Savaşı’nda (751) Arapların Çinlileri yenip Orta Asya’da üstünlük sağlamaları, yeni bir dinin temsilcileri olarak ortaya çıkmaları Türklerin dikkatini çekmiştir. Türkler, Orta Asya’da Arap hâkimiyeti karşısında endişelidir. Öte yandan akla, mantığa, insancıl değerlere dayanan; iyiliği, doğruluğu, hoşgörüyü temel alan bu yeni din Budist, Manihaist, Hıristiyan Türklerin yapısına, değer yargılarına daha uygun düşmüştür. Bununla birlikte, Türklerin bu dini seçmeleri epeyce zaman almıştır. Büyük bir topluluk olarak İslâmiyet’in Türkler tarafından kabul ediliş yılını bilginler 960 olarak verirler. Bu tarihte 200.000 çadır halk Maveraünnehir’de toptan Müslüman olmuştur. A. İnan ise, 920’de Orta Tiyanşan’da Karahanlılar’ın İslâmiyet’i kabul ettiklerini, 940-950 arasında da bu dinin Ural ve Sibirya’ya doğru yayıldığını söyler. Buhara, Semerkant, Kâşgar, Herat gibi çeşitli dinlerin bir arada yaşadığı şehirlerde açılan medreseler, İslâmî bilgiler öğretmeye başlamışlardır. İslâmî bilimlerin okutulduğu bu medreselerde Farabî, Zemahşerî gibi pek çok ünlü Türk bilgini yetişmiştir. Öte yandan Kur’an bu dönemde dili açısından Türkler ve Farslar için yeterince aydınlatıcı değildi. Önce Farslar (961- 976), daha sonra Türkler Kur’an’ı kendi dillerine çevirmeye, içeriği hakkında daha geniş bilgi edinmeye koyulmuşlardır. Bu çeviriler meal ve tefsir kitapları olarak ortaya konmuş, ilk çevirileri yenileri izlemiş, daha sonraları Kur’an bilgilerini içeren, onları yorumlayan başka İslâmî eserler de yazılmıştır. Devlet ve millet yönetimini işleyen Kutadgu Bilig (1069) bu yeni uygarlık içinde ortaya konmuş ilk büyük İslâmî eserdir. Divanü Lûgati’-t-Türk de bu çağda yazılmış ilk Türk eserlerindendir. Her iki eserde de İslâm dinine övgüler vardır. Kutadgu Bilig’de söze, Tanrı’yı anmayla başlayan Yusuf Has Hacip, katışıksız, arı bir Türkçe ile yalvarışını şu kelimelerle dile getirir: Tengri (Tanrı), ululuk idisi (ululuk, büyüklük, yücelik sahibi), yerni kökni yaratkan (yeryüzünü ve gökyüzünü yaratan), kamug tınlıglarka ruzi bergen (bütün canlılara yiyecek, içecek veren, onların yaşamasını sağlayan), törütken (yaratan, türeten) vb. Öteki Türkçe eserlerde geçen yazık (günah), yazıklı (günahkâr), yalvaç veya yalavaç, elçi (peygamber, resul) yarlıgamak (mağfiret etmek), yükünmek (secde etmek) vb. saf, öz, arı Türkçe kelimeler dönemin ilgi çekici özelliğidir. Hele, Dede Korkut’ta geçen Tanrı’nın birliğini doğrulamak anlamındaki şahadet sözünün parmak götürmek (parmak kaldırmak) fiiliyle anlatılışı ilgi çekicidir. Beliren bu ihtiyaçtan dolayı Kur’an’ın daha sonraki yüzyıllar içinde pek çok çevirisi yapılmıştır. Bugün Türk, Rus, Fransız, Alman, İngiliz kütüphane ve müzelerini süsleyen bu eserlerde Türkçe’nin Kur’an dili olarak yansıması birer şaheser olarak nitelendirilebilir. Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğretim üyelerinden A. Topaloğlu’nun Kültür Bakanlığınca yayımlanmış olan doçentlik tezinde, söz konusu XV. yüzyıla ait Kur’an tercümesinde yüzde yetmiş oranında Türkçe kökenli kelime kullanıldığına işaret edilir. Anlaşmanın, yararlanmanın öngörüldüğü ve bu sebeple sade ve arı bir Türkçe ile ortaya konmuş bu tür eserler son yüzyıla gelince özelliğini yitirmiş, yabancı kökenli dinî terimler giderek ağırlık kazanmıştır. Cumhuriyet döneminde bazı meal ve tefsir kitaplarının Türkçe kelimelerle ifade edilmesi gündeme gelmişse de bu eski geleneğe bağlı olarak, doğu kökenli kelimeler, tamlamalar ve dinî terimlerle tefsir kitapları yazmaktan, Kur’an çevirileri ortaya koymaktan, İ. H. Baltacıoğlu’nun çalışması dışında, pek vazgeçilememiştir. Esbab-ı nüzul (indirilme sebepleri), müşrikler (ortak koşanlar), rahman ve rahim (bağışlayan, esirgeyen, bağışlayıcı, esirgeyici) vb. sözlerle yazılmış meal ve tefsir kitapları, Kur’an’dan yararlanmayı engeller. Okullarda Arapça ve Farsça’nın okutulmadığı Cumhuriyet çağında, söz konusu kelime ve terimler Kur’an’ın özünü, temel düşüncelerini öğrenmeyi zorlaştırdığı bir gerçektir. Bu şartlar altında Türkçe’ye önem vermek, Türkçe ifade etmeye gayret etmek, başvurulacak tek yoldur. Pek çok kimse, camide hocanın dile getirdiği konular içinde sık sık da Arap aksanıyla geçen yüzlerce soyut kelimenin ne anlama geldiğini bilememektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar, ibadetin yapıldığı camilerde, mescitlerde genellikle Arapça hâkimdir. Hutbede bile, verilen bilgiler Arapça’dır. Türkçe ifadeler içinde ise sözlerin çoğunu Arapça ve Farsça kökenli terimler oluşturmaktadır. Bütün Türk toplumunca bu durum açıkça görülmesine rağmen herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Bu konuda yazılıp çizilenler uygulamaya konulamamıştır. Bu durumu yakından gören M. Kemal Atatürk, o yıllarda düşüncelerini ortaya koyacak zamanı ve yeri kollamaktadır. Bir hareket adamı olan Atatürk, o güne kadar cesaretle uygulamaya konamayan ancak sözde kalan bu önemli konuyu, Balıkesir’deki ünlü konuşmasıyla ele alır. Atatürk’ün bu konuşmasını, tam olarak kendi dilinden eski yazılı asıl metnine dayanarak aşağıda veriyoruz. Bugün için eskimiş bazı kelimeler Atatürk’ün bu nutkundan yararlanmayı zorlaştırabilir. Bu sebeple karşı sayfada bugünkü dille metnin bir aktarması yapılmaya çalışılmıştır. Atatürk’ün Balıkesir’de (Zağanos Paşa* Camii) yaptığı konuşma Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri adlı kitapta da yer almıştır. Fakat buradaki konuşma asıl metnin çok kısa bir bölümüdür. Dayandığı kaynağın sayfa numarası yanlıştır. Türkçeleştirelim derken eleştirilebilir bazı kişisel müdahaleler yapılmıştır. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri’ni esas alanlar da kendilerine göre bazı düzeltmelere gitmiş, bu arada bazı hatalar yapmışlardır. Eski yazısından yeni harflere aktaranlarda da çeşitli hatalar ve kişisel müdahaleler vardır. Bunların neler olduğu üzerinde durmak isteyenler aşağıdaki metinle yayımlanmış diğer metinleri karşılaştırabilirler. Eski harflerle 1339 (1923)’da yayımlanmış olan bu metin, Atatürk’ün diğer konuşmalarıyla bir arada Ankara’da basılmıştır. KAYNAK : Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR |
|
http://forum.donanimhaber.com/m_14594026/mpage_1/key_//tm.htm dün böyle bir anket açmıştım fazla ilgi görmemiş düşüncelerini yazan arkadaşlar olursa sevinirim hem Atamız sadece bir topicte kalmasın bu tür topicler açalım bu vatan bizim |
sevgili arkadaşlar ben Türküm ve Atatürkçüyüm diyorsanız sizleridehttp://turkuz.tr.gg/ sitesine bekliyorum.bu sitede sadece Atatürk,Türk Bayrağı,Mehmetçik vb. gibi konular işlenmiştir.sizleridehttp://turkuz.tr.gg/ sitesine bekliyorum. |
| sevgili arkadaşlar ben Türküm ve Atatürkçüyüm diyorsanız sizleridehttp://turkuz.tr.gg/ sitesine bekliyorum.bu sitede sadece Atatürk,Türk Bayrağı,Mehmetçik vb. gibi konular işlenmiştir.sizleridehttp://turkuz.tr.gg/ sitesine bekliyorum. |
|
ULUDAĞ SÖZLÜKDE KARŞILAŞTIM ATATAÜRK HAKKINDA, http://www.uludagsozluk.com/goster.php?id=1895569 |
sinirlendim ya şimdi ordaki yorumların bazılarına uludağ sözlüğe |
Bu mesaja 1 cevap geldi. Cevapları Gizle