Arama butonu
Bu konudaki kullanıcılar: 1 misafir, 1 mobil kullanıcı
1
Cevap
2125
Tıklama
0
Öne Çıkarma
ÖZEL DOSYALAR-1 2.DÜNYA SAVAŞINDA ESİR KIBRIS TÜRKLERİ
Z
21 yıl (87 mesaj)
Çavuş
Konu Sahibi

Savaşın ortasında Kıbrıs Alayı

11 Şubat, 2005 12:10:00 (GMT +02:00)


Kıbrıs Alayı için savaşın gerçek yüzü, Yunanistan ve Girit’te ortaya çıkacaktı
BÖLÜM BAŞLIKLARI
1 - Kıbrıs'ın unutulan savaşı

2 - Savaşın ortasında Kıbrıs Alayı

3 - Esir kampı anıları


İlk zamanlarda geri hizmetlerde çalışan Türkler ve Rumlar Almanların Afrika’da i
lerlemesiyle kendilerini birdenbire savaşın içinde buldular.

Kıbrıs’tan artık sadece geri hizmet için değil, farklı görevler için de geliyorlardı.
İngilizler, General Rommel’e karşı başarısız olmuş, Tobruk’tan geri çekiliyorlardı.

Türk ve Rum askerlerden oluşan Kıbrıs Alayı, bu kez savaşın tam ortasında kalmıştı.
İngiliz ordusunda başçavuşluğa kadar yükselen Osman Nizami, çoğunluğu Rumlardan
oluşan bir takımın çavuşuydu. İngiliz ordusu geri çekiliyordu ve o da kendi takımını
sağ salim Mısır’a götürmekle görevlendirilmişti. Ancak bir sorun vardı: Çekilmeyi
yaya olarak gerçekleştiriyorlardı...

Bugün 91 yaşında olan gazi Osman Nizami, o günleri ilerleyen yaşına rağmen
çok iyi hatırlıyor: “Ben adamlara dedim ki, ‘yatın buraya, inleyin, hastasınız, ben
de gidip bu askere diyeyim ki hastaneden aldım sizi, daha fazla yürüyemezsiniz,
bir vasıta durdursun gidelim’. Büyük bir kamyon ve önde bir binbaşı vardı. Bir
İngiliz asker gitti, binbaşıya durumu anlattı ve kamyona almalarını istedi. Ama
o binbaşı çok kaba bir adamdı, ‘hepsini boşver... Arkamda 700 adam bıraktım.
Onları alamam’ dedi. Çekildiğimiz akşamı çölde geçirmek zorunda kaldık, her
yer petrol kuyularıyla doluydu.”

Gazi Osman Nizami de, “Alman uçakları gelir, üzerimize kemik ve et yağardı.
O kadar şiddetli bombardıman olurdu...” sözleriyle o günlere dair kötü anıları anımsıyor.

“Hellines Hellines...”

Yaşadıkları henüz sadece bir başlangıçtı. Kıbrıs Alayı için savaşın gerçek yüzü,
Yunanistan ve Girit’te ortaya çıkacaktı. Almanların Yugoslavya’yı işgalinden
sonra, İngilizler Almanları Yunanistan’da durdurmak için bir plan geliştirdi ve
Afrika cephesinden binlerce İngiliz askeriyle beraber 8 bin Kıbrıslı’yı gemilerle
Pire Limanı’na çıkarttı. Üç gün üç gece boyunca derme çatma mavnalarla Akdeniz’de
yolalan Kıbrıslılar, tıkabasa dolduruldukları gemilerle yol alırken mayın ve düşman
denizaltıları açısından Akdeniz’in en tehlikeli sularındaydılar. Üstelik Alman uçakları
da sürekli onları bombalıyordu..

Kıbrıslı Türk ve Rumlar, uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra Pire Limanı’na çıktılar.
1941 yılının soğuk bir mart günüydü. Birlikler içerisinde, İngiliz sömürgesinden her
milletten askerler vardı. Ancak Yunanlıların Kıbrıslılara ilgisi yoğundu. 89 yaşındaki
gazi Faik Çağış’ın, o günlerle ilgili hiç unutamadığı bir anısı var:

“Rumlarla beraber limandan çıktık. Yunanlılar bizi çiçeklerle karşıladılar. ‘Hellines
Hellines’ derlerdi. ‘Hellines ya’ derdik. Usandırdılar bizi. En sonunda ‘Turkçi’ (Türk’ük)
dedik. Bize dediler ki, ‘Türk yokmuş Kıbrıs’ta’. ‘Var var... Çoook. Yarı yarıya’ dedik.
Hellines Hellines... hep Hellines yaa...”

Alman ordusuyla ilk temas

Kıbrıslı askerler, olacaklardan habersiz Yunanistan ve Girit’te günlerini geçiriyorlardı.
Bir gün uyandıklarında gökyüzünde yüzlerce Alman bombardıman uçağı gördüler.
Uçaklar her yeri bombalarken, herkes görevinin başına koştu. Uçakların ardından
binlerce tank ve asker korkunç bir gürültüyle üzerlerine geliyordu. Hayatlarında
hiç Alman askeri görmemişlerdi. Bu defa gerçeğin acı yüzü ile karşı karşıyaydılar...

Öğretmen – gazeteci Ulus Irkad, Kıbrıs Alayı’nın bu zor saatlerinde birçok askerin
daha kurşun bile atamadan hemen esir düştüğünü anlatıyor. Tankçı, hava ve
motorize birliklerle saldıran Almanların büyük bir üstünlük sağlayarak İngiliz
ordusu mensuplarını esir almaya başladığını söyleyen Irkad, “silahını bırakan
kaçmaya başlıyor... Bu yığınsal kaçışlar sırasında Rum köylerine giren bazı Kıbrıslı
Rum ve Türkler, hemen üstlerini değiştirmeye başlıyorlar korkuyla. Çünkü İngiliz
giysileri üzerlerinde bulunursa hemen tevkif edilecekler, teslim olacaklar” diyor.

Esir düşen gazilerden Ali Adataş’ın oğlu Dr. Hasan Adataş da, babasının anlattığı bir
anıyı anlatıyor:

“Alman orduları o kadar güçlü geliyormuş ki, bir ara İngiliz komutan yüksekçe bir
yere çıkarak, ‘herkes serbest’ emrini vermiş. Babam şöyle derdi, ‘bazıları derhal
gidip askeri kıyafetlerini çıkardılar, sağdan sivil insanlardan yardım gördüler ve
elbiselerini değiştirdiler ve esir olmaktan kurtuldular. Bizler onu akıl edemedik
ve askeri kıyafetlerimizle Alman ordularına yakalandık ve esir düştük’”.

DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.

Üye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.

Üye Ol Şimdi Değil



Z
21 yıl (87 mesaj)
Çavuş
Konu Sahibi

Esir kampı anıları


“Orada hep böyle kemiklerimiz sayılırdı”


11 Şubat, 2005 12:00:00 (GMT +02:00)


Esir düşen Kıbrıslı Rum ve TÜrklerin büyük çoğunluğu Stalag ve Auschwitz
kamplarına götürüldü
BÖLÜM BAŞLIKLARI
1 - Kıbrıs'ın unutulan savaşı

2 - Savaşın ortasında Kıbrıs Alayı

3 - Esir kampı anıları


10 bin kişilik Kıbrıs Alayı, binlerce İngiliz askeriyle beraber Almanlara esir
düşmüştü. Onlar için şimdi daha zorlu bir hayat mücadelesi başlıyordu.

Askeri kıyafetlerini çıkarıp dağlara kaçanlar esir olmaktan kurtulmuştu, ancak
geride kalanlar o kadar şanslı değillerdi. Esir olan Türklerden biri de, eski KKTC
Başbakanı Derviş Eroğlu’nun babası İzzet Eroğlu’ydu...

Babası askere gittiğinde bir yaşında olan Eroğlu, bugün babasını hatırlamıyor.
Babasının Girit savaşında esir düştüğünü söyleyen Eroğlu, 1943 yılında da esir
kampındayken böbrek rahatsızlığından öldüğünü belirtiyor. Babasının ölüm haberinin
geldiği gün yaşadıkları, ninesinin üstündeki elbiseleri parçalaması ise bugün bile
gözünün önünden gitmiyor.

İzzet Eroğlu’nun hastalığı sırasında yanında olan esir gazilerden Yusuf Yüney de o
günlere dair yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Almanya’ya gittiğimizde geceden geceye
birşey çorba verirlerdi bize. Sabah hiçbir şey yok. Orada hep böyle kemiklerimiz
sayılırdı. Rahmetlik yeğenim (Eroğlu) hasta oldu. Domates istedi. Gittim Alman’a
dedim ‘bir tane domates var ise ver’. Alman tuzsuz ekmek verdi. Aldı tuz koydu
üzerine, yerken de bitti. Şişti eli ayağı. Hastaneye kaldırdılar. Oradan kaçtı gitti
Polonya’ya. Orada öldü.”

Esirler arasında tanıdık bir isim: Glafkos Klerides

Kıbrıslı Türk ve Rumlar, önce trenlere bindirildiler. Esirdiler ve nereye gittiklerini
bilmiyorlardı. Bir kısmı Atina ve Selanik’teki kamplara yerleştirildiler. Büyük bir
kısmı ise, Çekoslovakya’daki Stalag ve Polonya’daki Auschwitz kamplarına götürüldüler.
Özellikle Stalag kampında çok sayıda Kıbrıslı esir vardı. İçlerindeki en ilginç isim,
hiç şüphesiz ki Güney Kıbrıs Rum kesiminin eski lideri Glafkos Klerides’ti.

Ulus Irkad, o günlerde Prag’taki Stalag kampında İngiliz pilotları ve askerlerinin de
kaldığını, buradaki pilotlar arasında ise, İngiltere’de hukuk öğrenimi gören Glafkos
Klerides’in de bulunduğunu anlatıyor. Klerides’in kamptaki Kıbrıslıların arasına katılmak
istediğini söyleyen Irkad, Kıbrıslı Türkler ve Rumların da bir gece yaptıkları harekatla
Klerides’i Kıbrıslıların bölgesine kaçırdıklarını aktarıyor.

“Elbiselerini değiştiriyor ve hemen demokratik olarak bir seçim yapıyorlar aralarında.
Kıbrıslı Rumlar ve Türkler Glafkos Klerides’i başkanları olarak seçiyorlar. Ama
bunun yanında yardımcısı, sağlık işleri sorumlusu da Kıbrıslı Türkler oluyor...”

“Çok çektik Almanlardan...”

Bugün 87 yaşında olan Murat Hüsnü Özad, esir kampındaki günlerini ve Klerides’i
çok iyi hatırlıyor. Onunla ilk kez Stalag esir kampında tanışmış ve çok iyi dost olmuşlar.
Savaş sonrası Kıbrıs’ta yıllarca kaymakamlık yapan Murat Hüsnü Özad, o yıllardan
bahsederken hala gözleri doluyor. Şimdilerde tek başına yaşadığı Magosa’daki
evinde, artık kimsenin kendisini aramadığından yakınıyor.

Klerides’in Almanların uçağını düşürmesi sonucu paraşütle inerek kurtulduğunu
söyleyen Özad, “bizim kampa gelince onunla arkadaş olduk. Ben kampta bütün
Kıbrıslıların sorumlusuydum. Sıkılınca Klerides’e devrettim. Klerides hattı zatında
iyi bir insandır. Türklere nasıl davranırsa, Rumlara da aynı şekilde davranır...
Esir hayatımız çok zordu. Oradaki sorumlu Alman, değneğiyle gelirdi ve kış ayında
suyun altına girmemizi emrederdi. Girmezsen sana değneğiyle vururdu... Çok çektik
Almanlardan” diyor.

Almanların bu ani baskınlarından kaçarak esir olmaktan kurtulan Türkler de vardı.
82 yaşındaki Karpazlı Cafer Elgin ve 88 yaşındaki Faik Çağış şanslıydı. Elgin ve Çağış,
o günün şartlarında esir olmaktan kurtulmanın çok zor olduğunu anlatıyorlar. İngiliz
ordusunda çavuş olan Cafer Elgin, emrindeki askerlerle mayınlı bölgeden geçmek zorunda
kalmış. Faik Çağış ise, askeri kıyafetlerini çıkartarak halka karışmış, hatta Almanlardan
kimlik alıp çalışmaya bile başlamış.

Cafer Elgin, mayınlı bölgeden geçerken yaşadıklarını anlatıyor: “Cepheye yanaştığımızda,
bana dediler ki ‘dikkat ediniz, bu mayınlar sökülmedi daha’. Ben herhangi bir askeri
öncü yapabilirdim ama yapmadım. Düşündüm ki, ‘Türk korktu’ diyecekler. Tanrıdan
beni korumasını diledim... Hiçbir zarar, ziyan, ölü, infilak olmadan cepheye ulaştık.”

Almanlardan kimlik alıp çalışmaya başlayan Çağış ise, “Rum olduğumu söyleyip
Alman kimliği çıkarttım. İki sene o kimliği kullandım Girit’te. Alman işlerinde çalıştım” diyor.

Almanlardan kaçıp, Yunanlılara sığındı

Almanların elinden kaçabilenler, sivillerin arasında saklanıyordu. Ancak biri var ki,
onun hikayesi çok farklı. O, Selanik’teki Alman esir kampından kaçarak Yunan
Partizanlara katıldı. Yine Nazi Almanyası’na karşı savaşıyordu. Ancak bu defa sivildi
ve gerilla olmuştu. İki buçuk yıl dağlarda kaçak hayatı yaşayan Kıbrıs’lı bu asker, Ali Adataş’tı.

Birkaç yıl önce hayatını kaybeden Ali Adataş’ın oğlu Hasan Adataş, babasının Alman
esir kampından kaçtıktan sonra Rum arkadaşıyla beraber partizanlarla irtibat kurduğunu
söylüyor. Babasının ve arkadaşının öncelikle Selanik’te kaldıklarını anlatan Adataş, “burada
babama bir Yunanlı yerliyle, civar köyleri gezip yiyecek ve yardım toplamak görevi verilmiş.
Fakat bu Yunanlı, bu işten menfaat sağlıyormuş... Aslında Alman casusu olan bu adam, gidip
babamı ihbar etmiş, ‘kaçak’ diye. Ve bir gece Almanlar kaldığı evi basmış. Babam
kaçmayı başarmış, ta dağların tepelerine kadar çıkmış ve o gece karın içinde yatmış”.

Savaşın sonları yaklaştıkça, Kıbrıslı esirlerin üzerindeki baskılar da azalıyordu. Türkler
ve Rumlar, artık kurtulmanın hesaplarını yapıyorlardı. Bitkindiler ama yine de umutluydular.
İtalya’da ve hatta Fransa’da bile, Kıbrıs Alayı’ndan esirler vardı. Almanlar, batıdan ve doğudan kuşatılmışlardı. Ancak yine de esir kamplarında onbinlerce asker, kurtulmayı bekliyordu.

Öğretmen-gazeteci Ulus Irkad, “gerek Auschwitz, gerek Stalag olsun, gerekse diğer
toplama kampları olsun, Kıbrıslı Türkler oralarda da dört veya beş sene acı çekiyorlar.
Zaten ilk esirler Fransa’da verilmiş. Onların geneli Auschwitz’e götürülmüş. Oradakiler
Almanların soykırım olaylarını da görmüşler. İlk zamanlar savaş hukuku pek geçerli
olmadığından büyük bir işkence görüyorlar. Almanlar çok baskı yapıyorlar. Çünkü onları
Kıbrıslı Türk veya Kıbrıslı Rum olarak görmüyorlar, onları İngiliz askeri olarak görüyorlar”
diye konuşuyor.

Esir gazilerden Murat Hüsnü Özad ise, ilerleyen Rus kuvvetlerinden kurtulmak için iki
ay boyunca Hannover’e doğru yürütüldüklerini anlatarak, yolda başına gelen bir anıyı anlatıyor:

“Ben yolda hasta oldum ve bir evin kapısını çaldım. Karşıma bir albay çıktı. Türkçe
olarak dedi ki, ‘sen Türk müsün? Rum musun?’. ‘Türküm’ dedim. ‘I. Dünya Harbi’nde
Türkiye’de Türklerle beraber yanyana harp ettim. Türkleri severim. Rum olsaydın,
köpek gibi vururdum seni. Fakat Türk olduğun için sana her türlü yardımda
bulunacağım’ dedi. Beni Hannover’a giden bir trene koydu. Hannover’da birkaç
gece kaldıktan sonra ilerleyen İngiliz ve ABD kuvvetleri tarafından kurtarıldık.”

II. Dünya Savaşı’nda İngiliz ordusuyla birlikte Almanlara karşı savaşmak için
Kıbrıs Alayı’na katılanların sayısı 28 bindi. Türkler, bu mevcudun üçte birini
oluşturuyorlardı. ‘Cyprus Regiment’a bağlı Türkler ve Rumlar, savaşa geri hizmetlerde
başlamış, ancak birçoğu esir kamplarında bitirmişti.

Onlar, güçlü Alman ordularına karşı Yunanistan’a gönderilen ilk birlik oldular. Çoğu
esir düştü. Esir olanların bir kısmı hayatlarını kaybetti, büyük bir kısmı vatanlarına
geri dönmeyi başardı.

Resmi rakamlara göre, Nazi Almanyası’na karşı savaşırken ölen Kıbrıslıların sayısı
327. Bunlardan 70’i Türk. Ancak bu rakamlar, sadece mezarlarının yeri belli olanları
anlatıyor. Peki ya diğerleri? Hayatını kaybeden birçok Kıbrıslının ne adı biliniyor,
ne de mezarının yeri...

Ulus Irkad, savaş boyunca İtalya’da, Prag’da, Polonya’da, İsrail’de, Mısır’da,
Suriye’de ve Kuzey Afrika’da birçok ülkede 600’den fazla insanın kaybedildiğini düşünüyor.

1939 yılında, köylerinden saf birer köylü çocuğu olarak ayrıldılar. En güzel yıllarını,
kimileri cephede kimileri de esir kamplarında geriye döndüklerinde aşklarını, acılarını,
deneyimlerini ve kültürlerini de getirdiler. Barışın ve özgürlüğün ne kadar değerli
olduğunu onlar kadar hiç kimse bilemezdi. Savaşta ortak bir düşmana karşı omuz
omuza mücadele veren bu insanlar yitirdi. Savaştan arasında Türk-Rum ayrımı yoktu.
Hepsi Kıbrıslıydı.

Bugün adanın Rum kesiminde ‘II. Dünya Savaşı Gazileri Derneği’ faaliyet gösteriyor.
Arada sırada kuzeydeki Türk gaziler de silah arkadaşlarını ziyarete gidiyor. Bu olay
Kıbrıs Türk tarihinde çok önemli bir yer tutmasına rağmen, hiç bir tarih kitabında ya da
yazılı belgede yer almıyor. Adeta yok olmaya terk edilmiş bir miras bu. Geriye kalan
son birkaç kişi de artık yok olmak üzere. Unutulan bir savaşın son tanıkları onlar. ‘Kıbrıs’ın unutulan savaşı’nın



DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.