H

Er
03 Mayıs 2005
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
0 üye
Görüntülenme (?)
4 (Bu ay: 2)
Gönderiler Hakkında
H
21 yıl
Zoka tamirci
H
21 yıl
sahan ve halime
H
21 yıl
Bağdat\u0027ta saldırı: 17 ölü
< Resime gitmek için tıklayın > Bağdat'ta saldırı: 17 ölü

Bağdat'ta bu sabah meydana gelen patlamada ölenlerin sayısı 17'ye yükseldi.

Irak İçişleri Bakanlığı'na yakın bir kaynak, bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda ölenlerin 13'ünün Iraklı, 4'ünün ''yabancı'' olduğunu, yabancıların ise Amerikalı olduklarını söyledi. Yetkili, 33 yaralı arasında kadın ve çocukların da bulunduğunu belirtti.

Bir Amerikalı yetkili de, patlamada ölen 4 yabancının Amerikalı güvenlik görevlileri olduklarını kabul etti. Güvenlik görevlilerinin hangi firma adına çalıştıkları ise öğrenilemedi.






Hegün bir saldırı oluyor.....
H
21 yıl
Mehmet Bedri Gültekin..
Mehmet Bedri Gültekin:
Başbakanlık, faili meçhul cinayetlerin soruşturulmasına engel olamaz!



• Başbakanlık, MİT görevlileri hakkında soruşturma izni vermemekle, faili meçhul cinayetler üzerindeki perdeyi kaldırmak niyetinde olmadığını göstermiştir.
• Perinçek’e yönelik suikast tertibinde rol alan görevlilerin açığa çıkması, Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis suikastı da dahil olmak üzere seçkin aydınlarımıza yönelik bütün cinayetler üzerindeki perdeyi kaldıracaktır.
• Türkiye’nin kendini savunabilmesi, Süper NATO operasyonlarında rol alan CIA’cı kliğin üzerine sonuna kadar gitmekle mümkündür.
• Başbakanlığın soruşturma iznini reddeden kararının iptali için idare mahkemesine başvuracağız. Ayrıca Ankara Cumhuriyet Savcılığının takipsizlik kararına karşı, Sincan Ağır Ceza Mahkemesine itirazımızı yapacağız.

27 Ocak 2005 günü İşçi Partisi olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduk. Alaattin Çakıcı’nın TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’na verdiği ifade ile Aydınlık dergisine yaptığı açıklamaları, Mehmet Eymür’ün ATİN adlı internet sitesinde diğer MİT yöneticilerine yönelttiği suçlamaları, eski Yargıtay Başkanı sayın Eraslan Özkaya’ya karşı basında yürütülen kampanya sırasında dolaylı olarak yapılan itiraflar ile Genel Başkanımız Sayın Doğu Perinçek’in “Bir devlet Operasyonu” kitabında ortaya koyduğu gerçekleri delil göstererek Mehmet Eymür, Kaşif Kozinoğlu, Şenkal Atasagun ve Sönmez Köksal hakkında suç duyurusunda bulunduk.

Anılan kişiler hakkında soruşturma yapılabilmesi için Başbakanlıktan gerekli iznin alınmasını talep ettik.

Gösterdiğimiz kanıtlar ciddidir. Basının günlerce ve defalarca söz konusu kanıtlardan hareketle yayın yapması bu ciddiyetin önemli bir göstergesidir.

Ama Anadolu Ajansının 3 Mayıs tarihli haberinden öğrendiğimize göre Başbakanlık, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının bu yöndeki talebine red cevabı vermiştir.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da bunun üzerine başvurumuzla ilgili olarak yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiş bulunuyor.

Bütün cinayetleri aydınlatma fırsatı

Muammer Aksoy katledilmesiyle başlayan Bahriye Üçok, Turan Dursun, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Orgeneral Eşref Bitlis ve diğer Cumhuriyet Devrimi aydınlarının katledilmesi ile devam eden cinayetler bir bütündür. Birbiriyle ilişkilidir. Bütün bu cinayetlerin hedefi Kemalist Devrim, ulusal devlet ve Cumhuriyettir. Türkiye’ye yönelik parçalama ve sömürgeleştirme saldırısı sürerken buna karşı direnebilecek asker ve sivil öncülerin ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Bütün bu cinayetlerin arkasındaki örgüt, ilk defa Genel Başkanımız Sayın Doğu Perinçek’e yönelik suikast girişimleri ile ilgili olarak somut bir biçimde isim isim gözler önüne serilmiştir. 27 Ocak 2005 günü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığımız başvuruda söz konusu örgütün açığa çıkartılması için adli makamları harekete geçmeye çağırdık.

Örgüt, bizzat içinde görev alanların beyanlarıyla açığa çıkmıştır

3 Mayıs 2000 günü Kartal Kapalı Cezaevinde bulunan Alaattin Çakıcı, TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadede, MİT yöneticisi Mehmet Eymür’ün kendisine bağlı bazı ülkücüleri, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’i öldürmeye azmettirdiğini belirtmiştir. Yine Alaattin Çakıcı, 23 Ocak 2005 günü yayınlanan Aydınlık dergisinde yer alan açıklamasında, Doğu Perinçek’e yönelik suikast tertibini bir kez daha doğrulamıştır. Yargıtay Eski Başkanı Eraslan Özkaya’ya karşı yürütülen operasyon sırasında basına verilen demeçlerde, Alaattin Çakıcı ile MİT yöneticileri arasındaki ilişki, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’i hedef alan suikast tertibiyle açıklanmıştır.

Mehmet Eymür ve Kaşif Kozinoğlu yaptıkları açıklamalarda “Biz suikastı önlemek için Alaattin Çakıcı ile bağlantı kurduk” demişlerdir.

Mehmet Eymür ise, ATİN adlı İnternet sitesinde, Doğu Perinçek’e yönelik suikastı tertipleyen kişinin MİT yöneticisi Kaşif Kozinoğlu olduğunu ima etmekte ve Kaşif Kozinoğlu’nun bu tür operasyonları MİT yöneticilerinden Şenkal Atasagun’un talimatıyla yaptığını belirtmektedir.

Arkada kalan 15 yıl içinde Atatürk Devrimini savunan aydınlara karşı yapılan suikastların hepsi perdelenmiş ve bu suikastların arkasındaki örgüt gizlenmiştir. Bu perdelenmenin, bizzat bazı kamu makamları ve kurumları tarafından yapıldığı herkesin gözü önünde yaşanan olaylardır. Doğu Perinçek’e yönelik başarısızlığa uğrayan bu suikast tertibinin arkasında, bazı üst düzey MİT mensuplarının bulunduğu konusunda ilk kez açık kanıtlar elde edilmiş bulunmaktadır. Doğu Perinçek’e yönelik bu operasyonun araştırılması ve bütün kanıtların toplanması, yalnız başarısızlığa uğrayan bu girişimi değil, Eşref Bitlis, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı ve bu diziden diğer suikastların aydınlanmasına da hizmet edecektir. Çünkü bu suikastların hepsi, aynı merkez tarafından hazırlanan ve aynı amaca yönelik operasyonlardır.

Cinayetleri aydınlatmanın ve Türkiye’yi savunmanın yolu

Mehmet Eymür’ün ATİN sitesindeki açıklamaları ile Alaattin Çakıcı’nın ifadelerinde ve açıklamalarında adı geçen kişiler, geçmişte MİT Kontrterör Daire Başkanı olarak görev yapan Mehmet Eymür, Dış istihbarat Daire Başkanlığında görevli Binbaşı Kaşif Kozinoğlu, Müsteşar Şenkal Atasagun ve eski Müsteşar Sönmez Köksal’dan oluşmaktadır.

Türkiye Kaşif Kozinoğlu adını, ilk defa İşçi Partisi’nden duydu. Partimizin Eşref Bitlis suikastı ve diğer faili meçhul cinayetler ile ilgili olarak yapmış olduğu araştırmalar bizi daha 1996 yılında bu isme götürmüştü.

Türkiye, Genel Başkanımız Doğu Perinçek’e suikast girişimleriyle ilgili olarak, isimleri gündeme gelen kişilerden hareket ederek olayın üzerine gittiği zaman, Uğur Mumcu cinayeti ve Eşref Bitlis Suikastı da dahil olmak üzere bütün cinayetleri aydınlatabilecektir.

Peşini bırakmayacağız!

Başbakanlık, Ankara Cumhuriyet başsavcılığının söz konusu kişiler hakkında soruşturma yapmak üzere yaptığı izin başvurusuna hayır cevabı vermekle, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılmasını da engellemiş olmaktadır. Oysa bu soruşturmanın yapılması, hem Türkiye’nin yüz yüze olduğu büyük bir tehlikenin önlenmesinin yolunu açacak, hem de çeşitli kaynaklar tarafından ortaya atılan MİT görevlileri ile ilgili iddiaların doğru olup olmadığını gösterecektir.

Geçmişte çok sayıda aydınımızı katleden, büyük provokasyonlarla Türkiye’yi istikrarsızlığa sürükleyen yasadışı Süper NATO örgütü hala açığa çıkarılmamıştır ve faaliyetlerini sürdürmektedir. Son günlerde Mersin ve Trabzon gibi kentlerimizde yaşanan ve tehlikeli bir etnik çatışmanın ipuçlarını veren gelişmeler, bu örgütün ülkemizde şimdi de nasıl bir melanetin peşinde olduğunun kanıtları olmuştur.

Bu bakımdan da söz konusu örgütün üzerine gitmek, Türkiye açısından bir milli güvenlik ve vatan savunması sorunudur.

İşçi Partisi olarak bu olayın peşini bırakmayacağız. Başbakanlığın soruşturma izni vermemesine karşı idare mahkemesine başvuracağız. Ankara Cumhuriyet başsavcılığının verdiği takipsizlik kararına ise en kısa zamanda itiraz edeceğiz.
H
21 yıl
Asgari ücret Çok yüksekmiş..
< Resime gitmek için tıklayın >
Verdiğiniz asgari ücret çok yüksek

IMF'nin iki numaralı yöneticisi Anne Krueger Türkiye'deki asgari ücretin çok yüksek olduğunu söyledi. Krueger kendisine yöneltilen "Siz bu ücretle Türkiye'de yaşayabilir miydiniz?" sorusuna, "Yaşamak zorundasınız" cevabını verdi.

< Resime gitmek için tıklayın >
'Asgari ücretiniz çok yüksek'

Uluslararası Para Fonu (IMF) Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger, asgari ücret tartışması başlattı. "Yüksek asgari ücretler istihdamı kayıtdışına kaydırıyor" diyen Krueger, "350 milyon lira ile geçinebilir misiniz?" sorusuna "Mecbursunuz" (You have to) yanıtını vermesi dikkat çekti. Ankara'da dün düzenlediği basın toplantısında reformların hızla devam etmesi gerektiğini vurgulayan Krueger, "Şişenin boynundaki dar noktaları aşmak için çaba gösterilmezse büyüme azalacak veya enflasyon yeniden gelebilecektir" uyarısında bulundu. Krueger şu noktalar üzerinde durdu:
* Asgari ücret: Bu kadar yüksek seviyede asgari ücret belirlediğiniz zaman işgücünün artmasının ve işsizliğin azalmasının önüne set çekmiş oluyorsunuz. Şirketler iş gücünü artırdıkları halde bunu kayıtdışı ekonomiden yapmayı tercih ediyor.
* Esnek istihdam: İşgücü piyasasında esnekliğe ihtiyaç var. İstihdamı sona erdirmeye yönelik mevzuat düzenlemeleri çok katı. Kanunlara uyum sağlamanın maliyeti oldukça yüksek. İstihdam politikalarının esnekleşmesi büyümeyi getirip, reel gelirleri artıracaktır.
* Şartlı vergi indirimi: Öyle bir vergi indirimi yaparsınız ki yüzde 20'lik indirimden söz edersiniz ama bazı istisna ve muafiyetleri kaldırırsınız ve vergi gelirlerinde artış görürsünüz. Oranları ve muafiyetler, kayıtdışının devamına sebep oluyor.
* Yüksek borca dikkat: Borç stokunun GSMH'ye oranının düşürülmesi gerekiyor.
* Enflasyon: Enflasyonun yüzde 2-4 aralığına getirilmesiyle belirsizlikler ortadan kalkacak ve enflasyon oranı AB ülkelerine benzer olacaktır.

Banu AKTAŞ - ANKARA
H
21 yıl
Derin devlet demirel Anlatıyor
< Resime gitmek için tıklayın >
Demirel derin devleti anlatıyor

Yavuz Donat'ın Süleyman Demirel'le görüşmesi "45 dakika ile" sınırlıydı. Sınırı koyan doktorlardı.

Sayın Demirel... Derin devlet nedir?.. Derin devlet var mı?
- Türkiye Cumhuriyeti devletinin kanunları var... Kurumları var... Kuralları var.
Derin devlet?
- Kanunlar içerisinde kurulmuş organlar var... İstihbarat örgütleri var... Güvenlik birimleri var... Buralarda keyfilik, insan haklarına aykırı bir şey yok... Olmamalı da.
Efendim, derin devlet?
- Çok itina ile söylüyorum, devlet yönetiminde zaaf belirirse...
Zaaf nasıl belirir?
- Şöyle... Devletin kanunları vardır, uygulanamamaktadır... Valisi, kaymakamı vardır... Hakimi, savcısı vardır... Askeri, polisi vardır... Ama kanunlar uygulanamadığı için huzur yoktur.
Böyle durumda derin devlet mi devreye girer?
- O zaman bu huzuru biz tesis edelim niyeti ile devletin içinden ve dışından talepler gelir... Bu bir devlet boşluğudur... Devlet, boşluğu kabul etmez... Türkiye maalesef bunu yaşamıştır.
Derin devlet olayı bu mudur?
- Bu yaşandı... 1977-1978'lerde... 1979'da biz idareyi devraldığımız zaman tam bir devlet boşluğu vardı.
Devlet boşluğu olunca da devreye derin devlet giriyor... Öyle mi?
- Derin devletin içinde kimler var?.. Olaya şöyle bakacaksınız... Derin devletin içindekiler yani normal zamanlarda belirli yetkileri kullanma durumunda olanlar, bir de bakarsınız, kurtarıcı haline gelmek isterler... Öyle hissederler kendilerini... Oysa kimse onlara görev vermemiştir.

Ülkeyi kim yönetecek?

Sayın Demirel. Hükümete oldukça uzun süreli avans tanınmıştı. Şu anda durum nedir? Ve sayın Recep Tayyip Erdoğan, bugün itibariyle, siyaset yolculuğunun hangi istasyonundadır?
- Türkiye, yönetilmesi zor bir ülke... Tek parti döneminde de zordu, çok partili dönemde de zor... Etraf problemli... Tarih ve coğrafya yönetime istikamet veriyor... Yönetimi güçleştiriyor veya kolaylaştırıyor.
Efendim, bugün durum nedir?
- Dünü irdelemeden, bu konudaki analiz tam yapılamaz... Tarihten aldığımız şartlar var... 624 yıllık Osmanlı deneyimi var... Bu yönetimin içinde önemli unsurlar var... Pozitif unsurlar var... Güç var... Kudret var.
Yani, Osmanlı'dan bahsediyoruz.
- Evet... Kurumların en başında "hanedan" var... Ve ikinci kurum "ilmiye." Yani alimler... Daha çok din alimleri... Üçüncü kurum "kalemiye" yani bürokrasi... Dördüncü kurum "seyfiye" yani askerler.
Bu durumda Osmanlı yönetiminde söz kimdeydi?
- İlk bakışta söz padişahın... Ama ülke yönetimine baktığınızda ilmiyenin de, kalemiyenin de, seyfiyenin de söz hakkı var... Bu kendiliğinden işleyen bir olay... Yani padişah fetva almadıkça birtakım şeyleri yapamıyor.
Sayın Demirel... Osmanlı çöktü... Genç Cumhuriyet kuruldu... Gelelim bugüne.
- Dur, acele etme... Osmanlı çok uluslu, çok dilli, çok dinli bir ülke... Böyle bir ülkenin yönetimindeki zorlukların önemli bir kısmı bugün intikal etmiştir.
Nasıl?
- Genç Cumhuriyet kuruldu tamam... Ama Osmanlı'nın içinden çıkan komşu ülkelerle Türkiye'nin sorunları oldu... Ve bu bir savunma olayını doğurdu... Bu noktada altı çizilecek bir husus var.
Altı çizilecek konu nedir?
- Türkiye Cumhuriyeti'ni var eden, büyük Atatürk'ün gösterdiği istikamette hareket eden ordu hareketidir... Milletin ordusudur... Kurtuluş Savaşı bittikten sonra da askerin, Türkiye Cumhuriyeti üzerinde özel bir iddiası olmuştur.
Bunu açar mısınız?
- Atatürk Cumhurbaşkanı'dır, devletin kurucusudur, askerdir... İnönü ikinci Cumhurbaşkanı'dır, devletin ikinci kurucusudur, askerdir... Atatürk'ün çevresindekilerin bir kısmı askerdir... Sivil olarak ilk defa Celal Bayar görünüyor... O da Kurtuluş Savaşı'nın içinden geliyor.
Siz buradan nereye geleceksiniz?
- İşte bu şartlarda, demokratik yönetime geçiliyor... Artık milli irade var... Millet iradesinin üstünlüğü var... Hakimiyet milletindir... Çok partili sistem var.
Öyleyse geldik bugüne... Muhalefet var... İktidar var... Başında Tayyip bey var.
- Şimdi dikkatinizi bir noktaya çekiyorum... İktidar, seçimle gelir. Ve der ki... Milletten yetki aldım, ülke yönetiminde her şey artık benim hakkımdır... Ben nasıl istersem, ülke öyle yönetilecek... Bu bir jakoben düşüncedir.

Sohbetin bu noktasında, Demirel'in "telefon bağlanmasın" demesine rağmen, telefon çaldı.
Baba "dikkatimi dağıtmayın" diye kızdı.
Sohbete "kısa bir mola" verildi.
Demirel dedi ki:
- İşin püf noktasına geldik... Söyleyeceklerimin her satırı çok önemli.

Sayın Demirel... Jakoben düşünceden bahsediyordunuz.
- Jakoben idare...
Yani, siyasi iktidarın yetkiyi kimseyle paylaşmak istememesi. İktidar benim, her şeye ben karar veririm demesi.
Bu jakoben düşünce.
- Evet... Millet iradesini ben temsil ediyorum, yönetimde son söz benim felsefesi... Jakoben inanış. Bu inanış ülke yönetimini bir yerde zorlaştırdı... Zira çok partili yaşama girildikten sonra bir kurullar devleti ile karşı karşıyasınız... Devletin yönetimi adeta paylaşılmıştır... Burada iki önemli tezat var.
Devlet yönetimindeki iki tezat nedir?
- Biri, iktidarın gayri kabili taksimidir... Büyük bir konu.
Yani iktidar gücü paylaşılamaz konusu.
- Evet... Doğru... İktidar gücü taksim edilemez ama...
Ama?
- Bu gücü kullanırken, devletin yönetimine iştirak olan diğer kurumların fikrini alma var, danışma var, istişare var. Devlet yönetimine iştirak olan diğer kurumların fikrini almak, iktidarı taksim etme anlamına gelebilir mi? Gelebilir.
Öyleyse... Yorumunuz?
- Burada her şey neyi, nasıl yapacağınıza bağlı.
Yani?
- Bunu öyle yaparsınız ki, Anayasal kurumların düşüncesini alır, tartışır ve ona göre karar verirsiniz... Zira siyasi iktidarın kararlarını icra edecek olanlar da aslında yine bu kurumlardır.
Sayın Demirel... Yani "millet bana yetki verdi, istediğimi yaparım, yetkiyi kimseyle paylaşmam" felsefesi, jakoben yaklaşım.
- Evet.
Geçmişte bu havaya girenler oldu mu?.. Adnan Menderes?.. Siz?
- Evet, hep girdik... Adnan bey de jakobendi, ben de jakobendim.
Ve geldik bugüne... Bugün Türkiye'yi yöneten siyasi iktidar için ne diyorsunuz?
- İyi niyetli oldukları kesin... Ama kendi siyasi iktidarlarını anlayış felsefeleri jakoben.
Tayyip bey?
- Evet.

Süleyman Demirel'le görüşme süremiz "45 dakika ile" sınırlıydı.
Sınırı koyan "doktorlardı."
Saat 11.30'da konuşmaya başladık.
Saat 12.15'te "beyefendi" dedik:
- 45 dakika doldu... Bize müsaade.
Demirel, önce Dr. Aylin Cesur'a baktı.
Sonra saatine.
Ve bize döndü:
- Konuşmayı burada kesemeyiz... Bu konuyu yarım bırakamam.
O sırada konu "derin devlet" idi.
Demirel'e sorduk:
- Ne yapalım? Bir kez daha saatine baktı.
"Devam edeceğiz" dedi.
- Yarım saatin daha var.

Bir ara telefon çaldı.
Demirel açmadı ve "şu talimatı" verdi:
- Konuşmamın kesilmesini istemiyorum... Hiçbir telefon bağlanmasın.
"Konu" yine derin devletti.
Ve Demirel, ağzından çıkan her sözü ölçüp, biçip tartıyordu.
Dikkatinin dağılmasını istemiyordu.

35 yıldır Demirel ailesinin hizmetinde olan "emektar İsmail" bize çay getirdi.
Demirel'den, İsmail'e:
- Kapıyı kapat... Konuşmam bitene kadar hiç açılmayacak.
Baba o sırada "çıt çıkmasını... Sinek uçmasını" bile istemiyordu. Zira "asker ve siyaset" konusunu anlatıyordu.

"Bir şey daha" anlattı.
Yine "sözlerini hiç kestirmeden... Ve çok dikkatli bir üslupla."
Anlattığı, yıllar öncesine ait bir anıydı.
"Yazılmamak kaydıyla" dedi.
Demirel'le görüşmelerimizi teybe almazdık.
Bu defa resim çekmek, TV için film çekmek gibi işlerle de uğraştığımız için, Demirel'in önüne teyp koyduk.
Onun "yazılmayacak" dedikleri de teybe kaydedildi.
Bunu kendisine de söyledik.
Tepkisi şöyle oldu:
- Teyp, çözüldükten sonra, bu bölümü çekmecene koy... İleride yazarsın... Ama şu dönemde asla.
Konu yine "devletin derinliklerinde geçen bir olaydı."

Demirel 10 kiloyu nasıl verdi?

Demirel'i zayıflamış bulduk. "10 kilo verdim" dedi. Dr. Aylin Cesur:
- Beyefendi 12 yıldan sonra ilk kez 100 kilonun altına indiler.
"Nasıl" diye sorduk.
Demirel:
- Diyet yaparak.
Diyette neler yasak?
Demirel güldü:
- Yasak yok. Yasaklara karşı yıllarca meydanları dolaşıp, mücadele vermedik mi? Yasaksız Türkiye diye bağırmadık mı?
Demirel'in diyetinde gerçekten "yasak" yok. Diyet bir "ekibin gözetiminde" yapılıyor. Ekibin başı Güven Hastanesi'nden Dr. Mustafa Cesur... Ve onun yanında bir diyetisyenler grubu.
Dr. Mustafa Cesur:
- Yasak yok. Beyefendi her şeyi yiyebilir, ama ölçülü. Tuz, yağ, şeker ve un ölçülü olacak. Protein de..
Demirel "her şeyi" yiyor. Ama günde toplam "1735 kaloriyi" aşmadan.
Demirel'in gıdasının "yüzde 55'i karbonhidrat." Yüzde 30'u "yağ." Yüzde 15'i de "protein."
Sayın Demirel... Günde kaç öğün yemek yiyorsunuz?
- 3 ana, 3 ara öğün.
Açlık çekiyor musunuz?
- Hayır.
Sayın Dr. Mustafa Cesur... Nasıl başardınız?
- Bu sadece doktorun, diyetisyenin ve ahçının başarısı değil... Karşınızdaki insan da kilo vermeye istekli olacak.
Süleyman bey nasıl?
- Uyumlu... Anlayışlı... Doktorları dinliyor.
Dr. Cesur'dan son sözler:
* İsteyen herkes kilo verebilir.
* Ama önce kilo vermeyi kafasında kararlaştıracak... Beyni hazır olacak.
* Konuya kilo vermek diye de bakmamak lazım. Bu bir dengeli beslenme olayı... Ve yaşam tarzı.

Eskiden Demirel, misafir geldiği zaman yerinden "ağır ağır" kalkardı.
Baktık şimdi "daha dinç... Daha hareketli."
"Hasta haliyle" bizi, kapıya kadar geçirdi.
- Beyefendi, maşallah, incelmişsiniz.
- Aslında herkes becerebilir... Doktorları dinlemek şart... Tabii, kendin de hazır olacaksın.

http://www.sabah.com.tr/ozel/derin911/dosya_911.html
H
21 yıl
Telekom\u0027a önce bir katrilyon liralık yatırım, sonra satış!
< Resime gitmek için tıklayın >
Telekom'a önce bir katrilyon liralık yatırım, sonra satış!

Türkiye'nin en stratejik KİT'i olan ve yüzde 55'lik hissesi bir kaç ay içinde özelleştirilecek olan Telekom'un ihalesinde teklif verme süresi 31 Mayıs'ta sona eriyor. Yabancıların isteği doğrultusunda başlatılan karalama kampanyasıyla kurumun personeli azaltılıyor. Telekom, yeni sahibine 1 katrilyon liralık ek yatırımla peşkeş çekilecek.

LEVENT AK

Telekom'un 10. kuruluş yıldönümü ve özelleştirme sürecine ilişkin 27 Nisan'da bir basın toplantısı düzenleyen Genel Müdür Mehmet Ekinalan, Telekom'un 2003 yılında 345 trilyon lira, 2004'te 515 trilyon lira yatırım yaptığını, bu yıl da 1 katrilyon lira civarında yatırım yapmayı hedeflediğini açıkladı. Yani, özelleştirmesi an meselesi olan Telekom, kamu kaynaklarıyla güçlendirilerek, özel sektöre teslim edilecek.
Geçen yıl 1 milyar dolar civarında net kâr elde eden Telekom, herhangi bir finansal borcu içermeyen bilançosuyla da yabancıların iştahını kabartıyor.
25 Kasım'da başlayan ihale sürecinde Telekom'a son teklifler 31 Mayıs'ta verilecek.

İHALEYE GİRECEKLER ARASINDA YABANCILAR ÇOĞUNLUKTA

Önceki iki ihale sürecinde satılamayan TELEKOM için bu kez, tek başlarına ya da Türklerle kurdukları ortaklık şirketleriyle ihaleye katılan yabancılar devrede. Telekom özelleştirmesi için ön yeterlilik belgesi alan şirketler, Doğan Holding, Emirates-Cetel-Çalık Enerji-Dubai İslamik Bank Ortak Girişimi, Koç-Sabancı Ortak Girişimi, OYAK, Saudi Oger, Telecom Italia, SK Telecom, Multi Global-link, Turkish Privatization Investors, Mapa İnşaat ve Turktell. Ayrıntılı inceleme sürecine katılmayarak ihaleden çekilen şirketler ise Belgakom ve Telefonica.

KARALAMA VE DEĞER DÜŞÜRME KAMPANYASI

Hükümet, Telekom ihalesine özellikle yabancıların girmesini istiyor. Ön yeterlilik belgesi alan yabancı şirketlerin yöneticileriyle görüşen ÖİB yetkilileri, şirket temsilcilerinin talepleri doğrultusunda kurumu yeniden yapılandırmaya çalışıyor.
Son olarak yabancı şirketler, Telekom'un personel sayısının yüksek olmasından şikayet edince, başka kamu kurumlarına personel kaydırma operasyonu başlatıldı.
Kampanya çerçevesinde, 10 Nisan Pazar günkü Zaman Gazetesi "Telekom'daki 55 bin personelin yarısının fazla olduğu ortaya çıktı" manşetiyle çıktı. Haberde, kurumun istihdam fazlası personelin başka kurumlara kaydırılması kararının alındığı iddia edildi.

YASANIN DEĞEŞTİRİLMESİ İÇİN ÇALIŞILIYOR

Yine aynı haberde, Telekom'u alacak firmaların performans tespitiyle, kurumdan gönderilecek personeli belirleyeceği ifade edilmişti. Ancak ilgili yasa, bu değerlendirme süresini 105 günle sınırlandırdığı için, Telekom'a talip olan firmalar rahatsızlık duyuyor. Telekom'a talip olan firmalar bu sürenin 6 aya kadar uzatılmasını istedi. ÖİB de talebi hemen değerlendirmeye alarak yasanın ilgili bölümünü değiştirmek için çalışmalarına başladı.
Telekomünikasyon alanında uzmanlaşmış Telekom personeli arasında büyük bir tedirginlik yaşanıyor. Kurum içindeki söylentiler, Zaman gazetesinde çıkan haber ve Hükümet'in atadığı bürokratlar, Telekom personeli içinde infiale yol açtı.
Aydınlık'ın, Telekom'un üst düzey yöneticilerinden aldığı bilgilere göre, son günlerde çok sayıda personel başka kurumlara nakil için dilekçe verdi. Dilekçelerin sayısı o kadar arttı ki; her zaman ayda bir kez gönderilen ÖİB'ye sunulan nakil dilekçeleri, 15 günde bir gönderilir oldu. Ayda ortalama 300 kişi başka kurumlara nakledilmek için ÖİB'ye başvuruyor.

TELEKOM'UN DEĞERİNİ FAZLA PERSONEL DÜŞÜRDÜ YALANI

Türkiye'nin en değerli kamu kurumları arasında yer alan Telekom'un her geçen gün değerinin düştüğü iddia ediliyor. Bu söylentiler, 19 milyon sabit telefon abonesiyle, yabancı telekomünikasyon devlerinin talimatıyla yaygınlaştırılıyor. Yabancı şirketler ayrıca, Telekom'un 12 yıldır özelleştirilememesi, personel sayısının çok yüksek olmasının da Telekom'un değerini düşüren etmenler arasında yer aldığı yalanlarıyla kamuoyunu etkilemeye çalışıyor. Bu çevrelerin iddialarına göre 1994'te 20-30 milyar dolar değer biçilen kurum, bugünlerde 3 ila 5 milyar dolar bir değere sahipmiş. Oysa uzmanlar, Telekom'un değerinin taşınır veya taşınmaz malvarlığıyla veya personel sayısıyla değil; itibari değeri ve tekel olma özelliğiyle saptanabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar bu nedenle, Telekom'un değerinin hiç düşmediğini; aksine artan abone sayısı ve hizmet üretimindeki maliyetlerin düşmesiyle büyük bir değere kavuştuğunu belirtiyor.

SÖYLENTİLERİ GENEL MÜDÜR YALANLIYOR, AMA NASIL?

Karalama kampanyası, bizzat AKP Hükümeti tarafından göreve getirilen Telekom Genel Müdürü Mehmet Ekinalan tarafından yalanlanmıştı. Kurumun özelleşmesi için büyük çaba gösteren Ekinalan, Telekom'un sadece kasasında bulunan nakit paranın 1 milyar doları aştığını söylüyor. Bu "Telekom'un değeri üç beş milyarı geçmez" diyen çevreleri de yalancı çıkarıyor.
Ancak, Ekinalan bu açıklamayı başka amaçla yapmıştı. Ekinalan özelleştirme ihalesinde Telekom'u alacak şirkete, kasadaki 1 milyar dolarlık nakdin de aktarılacağını söylemek isterken, bunu dile getirmişti. Böylece, Telekom'u almak için sıraya giren müşterilerin çok merak ettiği 1 milyar doların Hazine'ye mi, yoksa kendilerine mi kalacağı sorusu da yanıtlanmış oldu.
Son günlerde ÖİB'ye dayandırılarak, Telekom'a ait 1 milyar doların Hazine'ye devredilmesiyle ilgili yasal düzenleme yapılabileceği yönünde haberler yayınlanmaya başladı. Oysa, böyle bir düzenlemeye ne Ulaştırma Bakanlığı'nın ne de ÖİB'nin sıcak bakmadığı biliniyor. Her iki kurum da Telekom'un bir an önce kamunun elinden çıkması için her şeyi yapmaya hazır. Son tekliflerin verileceği 31 Mayıs'a kadar, kamuoyundaki tepkilerin bastırılması için bu söylentilerin yayıldığı belirtiliyor.

AKP, YABANCILARA SATMAK İÇİN HER ŞEYİ HAZIRLADI

Telekom için, 1993 yılından bugüne kadar üç kez özelleştirme girişimi oldu. Ancak her defasında yabancı şirketler yasaya aykırı olan "çoğunluk hisse satışı"nı alamadığı için, ihaleye girmediler. Bunun üzerine AKP Hükümeti 2004 yılında çıkarttığı bir yasayla Telekom'un çoğunluk hissesinin satışının yolunu açtı. Bu değişiklik dünyanın önde gelen telekomünikasyon şirketlerinin de Telekom'a yoğun ilgi göstermesine neden oldu.
Yabancıların istekleri bununla da bitmedi. İlgili yasa, Telekom'u alacak firmanın imtiyaz sözleşmesinin 21 yıl için geçerli olduğu ve bu süre sonunda yatırımcı firmanın altyapısıyla birlikte Telekom'u Hazine'ye iade etmesini öngörüyordu. Buna göre, Telekom'u alacak işletmeci Turkcell ve Telsim'de olduğu gibi altyapıyı Hazine'ye iade etmek zorundaydı. Telekom'a talip olan yabancı şirketleri bu hükmün değiştirilmesini istedi. ÖİB de, bu kapsamda hazırlanan bir maddelik yasayla, 'Telekom'un altyapısı, imtiyaz süresinin dolmasının ardından şirkette kalır' diyerek yabancılara bir "kıyak" daha yapmaya hazırlanıyor.
H
21 yıl
UĞUR MUMCU
Arkadaşlar gelin Uğur mumcu hakkında Konuuşalım......


< Resime gitmek için tıklayın >
H
21 yıl
FELLUCE: MAHŞER MENZİLİ
FELLUCE: MAHŞER MENZİLİ


Sana büyük bir sır söyleyeceğim kapat kapıları
Ölmek daha kolaydır sevmekten
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
Aragon


sana bir sır söyleyeceğim

aç yüreğini

burası benim vatanım

ölmek de yaşamak da
benim hakkım

ve en çok bundan dolayı

sana burasını cehennem
bana yine cennet vatan yapacağım



sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini

yaşadığın her an

mahşer menzilimdesin
soluk aldığın her an

mahşer menzilimdesin


sana bir sır söyleyeceğim

aç yüreğini

burası benim vatanım
camiler kenti: felluce
ben bağımsız yaşarım
ben anasız yaşarım
ben babasız yaşarım
ben oğulsuz yaşarım
ben kızım olmadan yaşarım
ama vatansız yaşayamam


sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini
unutma
benim öldüğüm yer de vatanım
ya senin
ve sen
petrolsüz yaşayamazsın
yapamazsın yaşayamazsın
öfken hayalet öfkem gerçek
öfkem gerçek öfken hayalet
ölmek ve öldürmek benim için onur
senin için utanç
senin için yüz karası


sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini
sen uyut dünya uyusun
sen uyut insanlık uyusun
ama ben uyanığım
ama ben direneceğim
işte kefenim bedenim


sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini
felluce içinde redif sesi var
bakın yüreğine acep nesi var
beni duymayana dostlar
hepten âhım var


sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini
mahşer menzilindesin
mahşer menzilindesin

sana bir sır söyleyeceğim
aç yüreğini
bayram bağımsızlığımladır



T. Asi BALKAR
H
21 yıl
Kilitlenen başlığım.):
http://forum.donanimhaber.com/m_2768159/tm.htm Soruyorum neden konuyu kapattınız
DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.