T

Binbaşı
03 Haziran 2003
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
2 üye
Görüntülenme (?)
380 (Bu ay: 0)
Gönderiler Hakkında
T
6 yıl
Eski Tiguan Yeni 3008 aldırabilecek mi?
Değerli Arkadaşlar merhaba,Uzunca süredir otomobil piyasasının içindeyim.Bakıyorum bazı kişiler hala ısrarla piyasa ile inatlaşmaya devam ediyorlar. Mevcut piyasada fiyatların düşmesi mümkün değildir. Buna yatırım yapan maalesef zarar eder.Düşmemesinin bazı başlıca sebepleri;Üretim bandı ve tedarik zincirlerinin eski işleyişinde olmaması, araçlara olan talebin hızla artması, birçok kişinin bu konuyu ikinci ek işi olarak yapmaya başlaması vb...Piyasada sıfır alamayacak kişiler ellerindeki araçlar için doğru stratejiler geliştirirlerse ve kendilerine bir yol haritası çıkarırlarsa en azından fiyat yükselişlerinden faydalanmış olurlar ve araçlarını yenilemiş(model yılı yükseltmek) olurlar diye düşünüyorum.Kendim nacizane bir analiz yaptım ve sizlerle de paylaşarak burada güncel durumu takip edeceğim;Amacım; 220bin lira bütçe ile 350bin liralık bir araç almak.Geçtiğimiz ay(Eylül 2020) ilk sahibinden kinci el 2.0 TDI 4x4 2012 model VW Tiguan aldım.Aracın sıfırı 700k civarında.Stratejim şu; Bu aracın bana 1-3 yaş arası bir Peugeot 3008 aldırması. Şuan itibariyle 3008'in sıfırı 450k civarında. 3008 fiyat yükselişi sıfır fiyatları sebebiyle Tiguan kadar olamayacağı için(çünkü biri 700, diğeri 450k civarında) aradaki makas gün geçtikçe kapanmaya başlayacak. Bu durum öyle öngörüyorum ki bana 1 yıl veya daha kısa bir sürede 3008 aldıracak pozisyona gelecektir.
T
6 yıl
Antep Fıstığı DOLANDIRICILIĞI-48 TL
Arkadaşlar bir iki gün önce sarı sitede ana sayfa vitrin ilanı olarak, Antep fıstığı 48 tl Ana çıtlak, ilanını gördüm. İş yoğunluğundan aslını araştırma fırsatı da bulamadım. 2 kg WhatsApp dan hesap isteyip gönderdim.
Ne gelen var ne cevap.
İlan kalkmış google aramalarda geliyor hala.
Dikkatli olun.

< Resime gitmek için tıklayın >
< Resime gitmek için tıklayın >
T
9 yıl
Test / İnceleme - Honda S2000
< Resime gitmek için tıklayın >
Honda - S2000

Çağlar boyunca insanların hayran kaldıkları büyük eserler, asırlar boyu büyük sanatçılara ilham, onlara yaklaşma ve onları geçme, daha iyisini ve daha güzelini yapma arzusu vermiştir...

Mezopotamya’da yer alan Babil krallığı(bugünkü Irak'ın El Hilla kasabası) çok susuz ve kuru olmasından dolayı, kralın eşi her zaman mutsuz ve çoğu zaman kendi şehrini aramaktaymış. Babil kralı, eşi Semiramis’in sıla hasreti çekmesine çok üzülür ve bu hasreti gidermek için M.Ö 605 yılında Babil’in Asma Bahçeleri inşa ettirir. 43 sene Babil krallığı yapmış olan Nebukadnezar tarafından eşini neşelendirme amacı ile yapılmış eser şuan günümüze bazı nedenler (doğal afet, yangın, işgal vb.) ile gelmeyi başaramasa da, günümüzde Fırat nehrinin yakınlarında kalıntılarına rastlanmıştır. Babil’in Asma Bahçeleri dünyanın 7 harikası arasında en çok günümüze gelinmesi istenilen eserlerin başında gelmektedir. Şu an hiçbir teknoloji ile onun aynı şekilde yapımı mümkün olmaz iken gerçekten bir şah eser olarak dünyanın yedi harikasından en çok benimsenen eserdir.

Babil’in Asma Bahçeleri o günün koşullarında insanoğlunun eriştiği zirveyi gösteriyordu. Bu sebeple nesilden nesile aktarılan bir hikaye haline dönüştü ve 7 harikadan biri oldu…

< Resime gitmek için tıklayın >
Bazı erkeklerin hayatta vazgeçilmezleri vardır. Onu her kullanışınızın sonunda, bir Falcon’un kokpitinden dünya turu yapmışçasına rahatlatan, dışarıdakilerin sürekli sahip olmak için hayran ve imrenen bakışlarına bünyesindeki teknik güç ve birikimle küstahça gülümseyen, çok daha pahalı araçlarla yan yana iken bile seçilen ve elle gösterilen, size vazgeçilmezlik duygusu aşılayan…
< Resime gitmek için tıklayın >
Bu incelememde, yukarıdaki anlatımlarıma birebir uyacağını düşündüğüm, temiz ve düşük kilometrelisine sahip olabilmek için bir hayli çaba sarf ettiğim(bu çaba da beni yalnız bırakmayan Kaan Ergenekon kardeşime büyük Teşekkür ederim) ve özel bir kullanıcı kitlesi olan(bu kitle belli sosyal ağlarla birbirine bağlı ve sürekli haberdardır) gerçek anlamda bir fiyat/performans Roadster'i olan 2008 model Honda S2000 modelini sizlere anlatmaya çalışacağım.
< Resime gitmek için tıklayın >
Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Honda S2000 dünyada üretilmiş materyaller arasında harika kategorisine dahil edeceğim bir makine.
< Resime gitmek için tıklayın >
İlk olarak 1995 yılında SSM (Sport Study Model: Sportif Model Çalışması) adıyla konsept otomobil olarak Tokyo Otomobil Fuarı’nda sergilendi. Tasarımcısı Shigeru Uehara Honda markasının 50.yılını kutlayacak araç olması ve Roadster kategorisinde zirveye oturabilmesi için çok sıkı çalışmıştır.
< Resime gitmek için tıklayın >
Bu aracı kullanırken, adeta yanlışlıkla yola çıkmış bir F1 aracı hissiyatına sahip oluyorsunuz. Bunun ana sebebi tasarımındaki Formula 1 referansı. Honda yıllar boyu Formula 1’de geliştirdiği ve denediği teknolojileri S2000 üzerinde piyasaya sunmuştur.
< Resime gitmek için tıklayın >

devamı için tıklayınız...
T
10 yıl
Test / İnceleme - Peugeot 3008 - 1.6 HDi Premium Pack-Auto6R
< Resime gitmek için tıklayın >
Peugeot 3008 - 1.6 HDi Premium Pack-Auto6R

Otomobillerin sınıf anlamındaki karakteristikleri son yıllarda birbirleriyle iç içe geçmeye başladı. Bilinç düzeyi artan kullanıcıların farkındalıkları da arttı ve bu sayede kendilerine veya ailelerine araç bakarken artık araçların karakteristiklerini kendi kullanım tarzlarına ve gündelik ihtiyaçlarına uydurmaya/örtüştürmeye çalışıyorlar. Bu çaba son derece yerinde, çünkü otomotiv piyasasının karmaşıklığı rekabet sebebiyle artık çok yüksek ve gittikçe de karmaşıklaşmaya devam ediyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Crossover ve SUV terimleri sıklıkla birbirine karıştırılıyor. Bunun en büyük sebebi, her iki segmentteki araçların da görünüş itibariyle birbirlerine çok benziyor olmasıdır. Crossover araçların hemen hemen tamamı 4x2 olarak tasarlanmışlardır ve genellikle önden çekişlidirler. SUV araçlar ise 4x4 diye tabir edilen 4 çeker Jeep araçlardır. Aynı şekilde Crossover araçlar binek otomobil şasesi üzerine yerleştirilirken SUV araçlar küçük kamyonet şaseleri kullanılarak tasarlanmaktadırlar. Kısaca her iki seğment için temel farklar şunlardır diyebiliriz;

SUV araçların şasesi kamyonet, Crossover’lerin ise binek otomobil şaşesidir.

SUV araçlar 4x4, Crossoverler ise 4x2 çekiş sistemine sahiptirler.

Gerçekten, dağ tepe yani arazi de kullanmayacaksanız, SUV araçların fazla yakıtı, fazla vergisi gibi maliyetlere katlanmak yerine, yeni nesil Crossover’lar sizi daha çok etkileyecektir. Ben de bu düşüncelerle yola çıkarak Peugeot 3008 Crossover modelini almış bulunuyorum.
< Resime gitmek için tıklayın >
Kullanıcıların bilinç düzeyi ve beklentilerinin artması otomotiv markalarını da rekabete zorluyor. Markalar, C sınıfı platformları yerden yükseltip, ölçüleriyle de irili ufaklı oynamalarla günün ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurarak Crossover modellerini ortaya çıkarmaya başladılar. Nissan Qashqai bu sınıftaki ilk öncülerdendir. Ardından Peugeot 3008, Kia Sportage, Volkswagen Tiguan, Opel Mokka, Renault Captur gibi modeller sıklıkla yollarda görünür hale gelmişlerdir.
< Resime gitmek için tıklayın >
Peugeot’da diğer birkaç marka gibi daha önce olmayan C+ sınıfını iyi analiz etti ve 3008 modelini Crossover olarak ortaya çıkardı. Peugeot 3008’i ilk olarak 2008 yılında Paris Motor Show'da sergiledi. Sınıfındaki diğer seçeneklere göre daha SUV vari görünen 3008'in bu şekilde görünmesine geniş ve yüksek ön ızgara, büyük tekerlek davlumbazları ve yüzey alanı epey büyük olan gövde panelleri yardımcı oluyor. Ön ve arka tamponların alt kısımlarına yerleştirilen metal kaplamalar arazi koşullarında daha rahat hareket etmenize ve aracın daha estetik görünmesine yardımcı oluyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
2008 yılında satışına başlanan 3008 modeli, ülkemize 2009 yılı itibariyle getirilme başlanmıştır. Dünya çapında 5 yılda 500binden fazla adet satılmıştır. 2009-2010 yıllarında en donanımlı paketin adı; Premium Pack iken, sonraki yıl geçirdiği Euro5 makyajı ile Allure adını almıştır.
< Resime gitmek için tıklayın >
3008’in kalbi, Peugeot’un adeta tekniğini konuşturduğu, yıllardır birçok modelinde kullandığı dört silindirli 1598cc, 110Hp ve 240Nm değerlerine sahip Common Rail teknolojili HDi dizel motordan oluşuyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Maksimum gücünü 4000 devirde veren motor, maksimum torkuna ise 1750 devirde ulaşıyor. Sessiz çalışma karakteristiğindeki turbo beslemeli dizel motor, yakıt tüketiminde son derece ekonomik değerler sunarken, performans istendiğinde kendine hayran bırakan, yüksek gücü ve torku sayesinde birçok rakibini geride bırakacak bir performans sergilemektedir.
< Resime gitmek için tıklayın >
Özellikle yüksek tork, düşük devirlerde dahi hiçbir sıkıntıya düşmeden yol almanızı sağlıyor. Yine yüksek tork sebebiyle uzun yolculuklarda yokuşlu yolları zorlanmadan rahatlıkla çıkabiliyorsunuz. Motor sesinin kabinden duyulmaması için başarılı bir izolasyon yapılmış. Çok dikkatli olmayan yolcular aracın dizel olduğunu anlamıyorlar. Peugeot ve Citroen’in birçok modelinde kullanılan bu motorun sizi yolda bırakacak herhangi bir kronik sorunu bulunmuyor. Periyodik bakım aralığı Peugeot tarafından 15bin km olarak öneriliyor. Triger sisteminde zincir yerine kayış kullanılmış ve belli bir zamanda(5yıl/100bin km vb.) değiştirmek gerekiyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
4000 devirde 110Hp güç ve 1750 devirde 240Nm tork üreten motor, alt devirlerden itibaren gücünü sonuna kadar hissettiriyor. Cüsseli bir yapıya sahip olan 3008’de tam tadında bir güç ünitesi kullanıldığını rahatlıkla söyleyebilirim. Cüsseli yapısına rağmen hantallıktan uzak olan aracı vites kolunun yanındaki spor moduna(S tuşu) bastığınızda daha da agresif/spor sürüşler yapabiliyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
0-100 km/s hızlanmasını 12 saniyede tamamlayan aracın katalog verisi olarak son hızı 180 km/saat olarak gösterilse de, otoyol denemelerinde rahatlıkla 200’lü değerleri görebiliyorsunuz. Aracın ara hızlanmaları tatminkar seviyede. Kick down tepkileri şanzıman ile uyumlu ve koltuğa yapıştırma etkisini fazlasıyla hissedebiliyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Aracın vites sistemi, Peugeot’un Fransa’nın Valenciennes vilayetinde ki fabrikasında üretilmiş Tiptronik 6 ileri yarı otomatik şanzımandan oluşuyor. Son derece sorunsuz ve diğer yarı otomatiklere göre daha az sarsıntılı vites geçişleri ile sizin kullanım tarzınıza göre kendini ayarlaması özellikleriyle, oldukça beğenimi kazanıyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Auto6R şeklinde isimlendirilen şanzıman temelde 4 ana sistem sayesinde çalışmaktadır. En temelinde sistemin beyin bölümü bulunmaktadır. Diğer çalışmaların başarılı bir şekilde yapılması için gerekli 3 sistem daha bulunmaktadır. Bunlar sırası ile Elektriksel pompa ünitesi, Kavrama elektro hidrolik aktüatörü ve Elektro hidrolik aksiyonerdir. Adından da anlaşılacağı gibi 6 ileri vites seçeneği bulunmaktadır. Auto6r sayesinde debriyaj ortada kalkmıştır. Debriyaj yerine 6 ileri vites bulunmaktadır. Bu vites üzerinde kavrama noktasını seçebilmenin yanında aracınızı otomatik şekilde de kullanabilirsiniz. Aynı diğer yarı otomatik şanzımanlarda olduğu gibi aracı ister eski tip tam otomatik bir araç gibi kullanabilirsiniz isterseniz de kavrama noktasını kendiniz belirleyebilirsiniz tercih tamamen size kalmış durumda.
< Resime gitmek için tıklayın >
Manuel pozisyonda kullanabilmeniz için direksiyonda özel olarak hazırlanmış F1 kulakçıkları size doğru vites değişimi için yardımcı olacaktır. Otomatik olarak kullanmaktan sıkıldığınızda bu kulakçıklar sayesinde keyifli bir sürüş zevki sizin olacaktır. Başka bir şekilde de sürüş zevkinizi üst noktalara taşıyabilirsiniz. Spor moda geçerek aynı zevki ve daha fazlasını yaşamanız mümkün. Otomatik mod için ‘A’, manuel mod için ‘M’ ve spor mod için vites kutusu üstündeki spor mod tuşuna basmanız yeterli olacaktır. Araç sizin seçiminizi algılayacak ve sürüş performansını beyine aktararak istediğiniz moda geçmenizi sağlayacaktır. Araç stop ettiğinde seçmiş olduğunuz spor mod seçimi iptal olacaktır.
< Resime gitmek için tıklayın >
Yarı otomatik olması sebebiyle vites değişimlerini hissedebiliyorsunuz. Günümüzde ki çift kavramalı şanzımanlardaki gibi bir konfor bekliyorsanız biraz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz fakat unutmayın ki, çift kavramalılardaki bozulma riski hiçbir zaman yarı otomatiklerde yoktur ve o konuda her zaman kafanız rahat olacaktır. Diğer yarı otomatik şanzımanlarda ki gibi kullanım sırasında arada belli mekanik sesler duyabiliyorsunuz. Fakat bu şanzımanın doğru bir şekilde bakımları yapıldığı sürece(yağ değişimleri vb.), size sorun çıkarmayacak son derece sorunsuz bir şanzıman sistemi olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca benim gibi biraz daha vites değişimleri hissetmek, bu değişimleri gaz pedalına basışınızın şiddetine göre akıllı yöneten bir şanzıman istiyorsanız siz de benim gibi kısa sürede alışabilirsiniz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Yokuş kalkış desteği(Hillholder) birçok araçta çok dik yokuşlarda devreye girmektedir. 3008’de ise dik yokuşa gerek kalmaksızın düz yolda dahi frene bastığınızda devreye girmekte ve aracın geri kaymasını önlemektedir. Bunun sebebi Hillholder sisteminin bu araçta sadece şanzıman değil, ESP sisteminden de destek alarak çalışmasıdır.
< Resime gitmek için tıklayın >
Şunu itiraf etmeliyim ki, bu araçtan bu kadar iyi bir yol tutuşu beklemiyordum. Yapısı ve yüksekliği sebebiyle kullanmadan önce belli bir önyargıya sahiptim. Fakat aracı bir süre kullandıktan sonra kendisine önyargı ve haksızlık ettiğim için kendime kızdım. İstanbul-Marmaris arası ailemle yaptığım tatil yolculuğunda gördüm ki aracın yol tutuşu gerçekten çok başarılı. Bu başarıyı her hava koşulunda sürdürmek için “Grip Control” sistemi aracın karakteristiğine güç katıyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
“Grip Control” sistemi opsiyonel olarak en dolu donanım paketiyle birlikte sunuluyor. Arazi ve kış şartlarında bu sistem sayesinde daha güvenli ve performanslı sürüşler yapabiliyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Gözlemlediğim bir olumsuzluk belki de bu sınıfta ki araçların ortak noktası; Yüksek süratlerde geniş gövde yapısı sebebiyle yanal rüzgarlardan fazlaca etkilenmesi. Bu sebeple otoyol sürüşlerinde yüksek hızlarda dikkatli sürüşler gerektiriyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
3008’in süspansiyonları orta sertlikte ayarlanmış ve darbeleri emmekte zorlanmayan bir yapıda tasarlanmış. Otoyol sürüşlerinde adeta uyku moduna geçen sessizliği, arazi koşullarında büyük cüsse sebebiyle sarsıntılara sebebiyet veriyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Araçta yol tutuş ve konfora da katkı sağlayan 215/60/16 ebatlarında yanakları güçlendirilmiş(XL) lastikler kullanılmış. 5 kollu 16”lik çelik jantlar da araca spor ve hoş bir görünüm katmış.
< Resime gitmek için tıklayın >
Araca iniş ve binişler oldukça rahat. Büyük sürücü kapısını açıp iç mekana ayak bastığınızda ilk olarak, iç mekanın ne kadar aydınlık ve ferah olduğu gerçeğiyle karşılaşıyorsunuz. Yüksek oturma pozisyonu geniş cam yüzeyleri ve panoramik cam tavanla birleşince oldukça rahat bir görüş alanı elde ediyorsunuz. Görüş anlamında neredeyse hiç kör nokta olmadığını söyleyebilirim.
< Resime gitmek için tıklayın >
Aracın koltukları oldukça rahat ve sizi saran bir yapıda tasarlanmış. Uzun seyahatlerde herhangi bir rahatsızlık hissetmiyorsunuz. Desenleri itibariyle kiri de göstermeyen koltuklar, incelediğim yüksek kilometreli araçlarda dahi diri olmalarıyla göz dolduruyorlar.
< Resime gitmek için tıklayın >
Aracın ön konsolu kalite hissi ile birlikte, farklı ve sıkıcı olmayan bir tasarıma sahip. Şalter şeklindeki düğmeler günlük hayatta kullanması keyifli detaylardan oluşturulmuş. Ergonomi ve kullanımda bir sıkıntı bulunmuyor. Sürücü olarak rahatlıkla tüm detaylara hakim olabiliyorsunuz. Genel malzeme kalitesi ve özellikle ön göğüste kullanılan yumuşak dokunuşlu plastik malzeme başarılı. Konsol kısmında telefon koymak için bir alanın düşünülmemiş olması üzücü bir durum.
< Resime gitmek için tıklayın >
Ön ve arka kısımda baş, diz ve omuz için tüm mesafeler son derece cömert tasarlanmış. Arkada ki yolcular için havalandırma çıkışları ve cam perdeleri ince ve güzel düşünülmüş detaylar.
< Resime gitmek için tıklayın >
Ayrıca, arka tarafın zemininde şaft tüneli yükseltisi olmaması arkada oturan yolcular için son derece konforlu bir sonuç doğuruyor. Yine arkadaki havalandırma ızgaralarının altında 12V’luk güç çıkışı arkadaki yolcular için güzel bir detay.
< Resime gitmek için tıklayın >
İç mekan saklama gözü bakımından oldukça zengin. Aracın torpidosu küçük görünse de, kapı içlerindeki devasa saklama alanları, direksiyonun altında ki saklama alanı ve arka kısımdaki tabanının içinde iki tane gizli saklama bölmesi küçük eşyalarınızı rahatlıkla alabiliyor. Orta konsolda bir bardaklık gözü bulunuyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Orta kol dayamanın altında minibar kadar büyük ve soğutmalı bir depo(çok büyük olduğu için depo diyorum) bulunuyor. Bu göz o kadar büyük ki, içerisine çantanız, litrelik içecekler ve gözlükleriniz rahatlıkla sığabiliyor. Arka kısımda da açılıp kapanabilen kol dayama mevcut.
< Resime gitmek için tıklayın >
Aracın cam tavanı elektrikli bir perde ile kapatılabiliyor. Özellikle yağmurlu havalarda ve gece yolculuklarında cam tavanın araca kattığı ambiyans gerçekten çok keyif verici. Araca her bindiğinizde eğer perde kapalıysa çocukların “Cam tavanı açarmısın?” şeklindeki isteğiyle karşılaşıyorsunuz :) Cam tavan ve arka camlar fabrika çıkışlı koyu renkli olarak üretilmişlerdir.
< Resime gitmek için tıklayın >
Aracın kadranları oldukça şık ve beyaz aydınlatmalı kolay okunabilir bir yapıda tasarlanmış. Kadran içlerindeki yuvarlak halkalarda uyarı ve bildirimleri görüntüleyebiliyorsunuz. Yine kadran orta kısmında vites ve kilometre bilgilerini görüntüleyebiliyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Yol bilgisayarı, müzik sistemi ve genel ayarları aracın konsoluna monte edilmiş dikdörtgen LCD panelden takip edebiliyorsunuz. Panelin kullanımı kolay ve ışıklandırması son derece başarılı. Müzik sistemi mp3 çalmayı destekliyor ve performansı günlük kullanım için yeterli düzeyde. Direksiyonun sağ arka kısmındaki kol ile de müzik sistemini kontrol edebiliyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
3008'in rakiplerinde olmayan "bonus" bir özelliği var: Grip Control. Land Rover'lardaki Terrain Response sistemine benzer, orta konsolda yer alan döner büyük tuşla 5 farklı mod arasında(Normal, kar, çamur, kum, ESP OFF) seçim yapabiliyorsunuz. Sistem, ESP ile birlikte çalışıp farklı zemin koşullarında iki ön tekerleğin maksimum tutunması için çalışıyor. Bir nevi, sınırlı kaymalı kilitli diferansiyel gibi davranıyor. Grip Control, zorlu zemin koşullarında daha iyi tutunma sağlanıyor, ancak önden çekişli 3008'i dört çekere dönüştürdüğünü zannetmeyin.
< Resime gitmek için tıklayın >
Head-Up display, anlık hız, öndeki araçla mesafe ve hız sınırlayıcı ile hız limitleyicinin bilgilerini gösteriyor. Başlarda ne kadar gerekli diye merak ettiğiniz bu bilgi paneli, uzun yolculuklarda olmazsa olmazınız haline dönüşüyor. Kadranları bırakıp tüm takip işlemlerinizi bu ekran üzerinden yapmak uzun seyahatlerde sizi ekstra olarak konfor sunuyor. Ekranın alçaklık ve yüksekliği, ışık şiddeti gibi özelliklerini konsoldaki şalterler vasıtası ile ayarlayabiliyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Hız sabitleyici direksiyonun sol arka kısmına konumlandırılmış ve gerçekten kullanımı çok akıllıca tasarlanmış. Uzun seyahatlerde kaldığınız hıza geri dönme, devreye alma ve devreden çıkarma, hızınızı azaltma ve yükseltme çok keyifli ve basit gerçekleştiriliyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Yine bu kol üzerinde hız limitleme özelliği bulunuyor. Birçok aracımda bu özellik devreye alındığında, ilgili hıza geldiğinizde araç sesli ikaz verirken, 3008’de ona ilave olarak, limitlediğiniz hızı geçemiyorsunuz. Gaza ne kadar basarsanız basın limitlediğiniz hızı geçemiyorsunuz. Bu da çok güzel bir özellik.
< Resime gitmek için tıklayın >
Otomatik karartmalı dikiz aynasının üst tarafında araçtaki emniyet kemerlerinin takılı olup olmadığı şema ile size gösteriliyor. Tüm yolcuların rahatlıkla gördüğü ekranda hangi koltukta kemer takılmadığı kırmızı ile işaretleniyor ve ikaz sesi ile bildiriliyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Sürücü kapısında ki kumandalar kullanışlı. Çocuk kilidi kapı ve cam için düğme ile aktif edilebiliyor. Kapıdan manuel bir ayar yapmanıza gerek kalmıyor. Yan aynalar elektrikli olarak katlanıyor. Aracı kilitleyip açtığınızda otomatik olarak açılıp kapanıyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
El freni bu araçta elektrikli ve otomatik olarak görev yapıyor. Aracı stop ettiğiniz an kendisi otomatik olarak çekiliyor ve buton da ki kırmızı ışık çekili olduğunu belirtircesine aydınlanıyor. Çekilme sırasında tiz bir ses de duyuyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Araçta tam otomatik, çift bölgeli dijital klima kullanılmış. Göstergelerde ve düğmelerde herhangi bir aşınma söz konusu değil. Bu kadar geniş iç hacme sahip bu araç saniyeler içinde ısınıp soğuyabilmekte, buğusu giderilebilmektedir. Bu da klima sistemi konusunda iyi çalışıldığını gösteriyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Aydınlatma ve yağmur sensörleri, lastik basınç sensörleri, park sensörleri ve isofix çocuk koltuğu bağlantıları aracın konforlu yapısına katkı sağlayan diğer donanımlar.
< Resime gitmek için tıklayın >
Araç 4.36 metrelik uzunluğu, 1.83 metrelik genişliği ve 1.63 metrelik yüksekliği ile kabin içinde oldukça ferah ve 5 kişi için oldukça geniş bir yaşam alanı sunuyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Bagaj kapasitesi 512 litre gibi yüksek bir hacme sahip. Bu anlamda rakiplerinden 1 adım önde(Vw Tiguan 470lt-Nissan Qashqai 410lt vb.) Bagaj içerisindeki aparat sayesinde çift katlı olarak da kullanılabiliyor. Bagaj kapağının tamamen açılıyor olması yükleme ve indirme işlemlerinde büyük kolaylık sağlıyor. Arka koltuklar yatırıldığında 1604 litre gibi devasa bir bagaj hacmi elde edilebiliyor. Bagaj kapağının aşağı açılan küçük parçası, üstüne oturulmak amaçlı veya mini piknikler ve molalarda masa niyetine de kullanılabilir.
< Resime gitmek için tıklayın >
Bagaj içinde iki tane kapaklı bölme, elektrik feneri ve bir adet de 12V elektrik çıkışına yer verilmiş. Yine bagaj içinden arka koltukların olduğu alana açılan bir pencere bagajdan bir şey almak için güzel düşünülmüş bir detay.
< Resime gitmek için tıklayın >
Aracın boş ağırlığı 1425 kilogram. Bu cüssedeki bir araç için hafif olduğunu düşünebilirsiniz. Buda yakıt ekonomisi anlamına geliyor. Yakıt deposu 60 litre. Euro IV normundaki 1.6 HDi motorun CO2 Emisyon değeri 130gr’dır. 3008’in yolda süzülerek pürüzsüz ilerlemesinin altında ise, 0,29’luk düşük bir sürtünme katsayı yatıyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Gelelim belki de bu araca aşık olacak olmanızdaki en temel unsura, yani yakıt tüketimi değerlerine. Yakıt tüketimi konusunda fabrika verilerine bakacak olursak; Şehir içi 6,5 litre, Şehir dışı ise 4,4 litre gibi değerler önerilmiş. İstanbul trafiğinde yaptığım süsüşlerde ortalamam 6 litre civarında gerçekleşiyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Yaptığım İstanbul-Marmaris tatil yolculuğunda, araçta 4 yolcu, bagaj dolu, ara sıra klima açık ve ortalama hızım genellikle hız sabitleyici ile 110 km/h civarı, elde ettiğim sonuç 4,5 litre. Dönüşte biraz daha hızlı ve sürekli klima açık şekilde ki kullanım ile 5,0 litre gibi harika bir değer elde ettim.
< Resime gitmek için tıklayın >
Bu cüssede ki bir araçla ve yokuşlarda, sollamalarda yüzünüzü güldüren performansını da düşündüğünüz zaman gerçekten harika bir tüketim değeri olduğunu görüyorsunuz. Çok kısa sürede çok fazla kilometre yapmış olmamı da aracın düşük yakıt tüketimine bağlıyorum. Şunu da not etmek isterim; aynı güzergahta aynı motorlu C4’ün manuel viteslisinden daha az yaktığını belirtmeliyim. Bu da Auto6R şanzımanının tüketime olan katkısını gösterir nitelikte.
< Resime gitmek için tıklayın >
3008 sürüş güvenliği anlamında ince dokunuşlarla dolu bir araç. “Head up display” ekranı, elektrikli el freni ve mesafe kontrol sistemi, yokuş kalkış desteği ile ESP donanımları sayesinde güvenli sürüşler yapmanız sağlanıyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Grafiksel gösterimli ve sesli park sensörü, hareket halinde otomatik kilitlenen kapılar gibi ekipmanlar ile de sürücünün işleri kolaylaştırılmış.
< Resime gitmek için tıklayın >
3008 EuroNCAP çarpışma testlerinde 5 yıldız almayı başarmıştır. Sürücü, Yolcu, Yan ve Perdelerde olmak üzere Toplam 8 adet Hava Yastığı, Immobilizer, sıkışma önleyici camlar gibi güvenlik özellikleri bulunuyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Peugeot 3008 sundukları ile fiyat/performans listeme girmiş bulunuyor. Ferah iç mekanı, eksiksiz ve tatmin edici donanımları, rahat sürüşü, güvenliği ve dizel otomatik kombinasyonuyla günlük hayat için başarılı bir araç. 5 kişiyi sıkıştırmadan ağırlayan geniş iç mekanı, uzun yolda da yolcularını üzmüyor ve rahat yolculuklar yapmasını temin ediyor. Üstelik tüm bunları gerçekten de çok düşük yakıt tüketimi değerleri ile gerçekleştiriyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Sunduğu konfor ve eğlenceli yapısının yanında, yüzünüzü en çok yakıt tüketimi ile güldürüyor. Öyle sanıyorum ki, bu araca sahip kullanıcılar, zaman içerisinde sadece daha üst modeline terfi etmek için araçlarını gözden çıkarabilirler. Fransız’lar bu aracı her yönüyle ailenizin bir parçası olması için tasarlamışlar.
< Resime gitmek için tıklayın >
Son günlerde yeni 3008 yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başladı. Fiyatının yüksek konuşuluyor olması, 2009-2015 arasındaki modellere olan talebin artacağı anlamına geliyor. Zaten bunu da yavaş yavaş etrafınızda çoğalan 3008’lerden anlayabilirsiniz…
Bu aracın kendine özgü bilinçli bir kullanıcı profili mevcut. Facebook ve WhatsApp üzerindeki PEUGEOT CROSSOVERTEAM üzerinden siz de buluşmalara katılabilir ve bilgi alışverişinde bulunabilirsiniz.
< Resime gitmek için tıklayın >

Diğer İncelemeler için;
Otomobil Test Garajı

İyi Sürüşler
Erhan Tayar
T
10 yıl
Irak\u0027ın işgali ile 15Temmuz Darbe girişimi arasındaki benzerlik
Kesnizani Tarikatı ve Irak'ın işgal edilmesi
Bağdat savaşmadan teslim edilmişti Amerikan askerlerine. Tarih 10 Nisan 2003'ü gösteriyordu.Teslimatı yapan, gerçekte Irak'ta herkesin bildiği ama ortalıkta gözükmeyen KESNİZANİ tarikatıydı.Tarikat 'körfez savaşı'ndan sonra Saddam'ın etrafını örümcek ağı gibi sarmıştı. Saddam'ın karısı, çok güvendiği generalleri ve istihbarat kuruluşlarının başındakiler...Hepsi tarikat 'müritleri'ydi.Tarikatın Mossad'a çalıştığı ortaya çıkmıştı

Küresel senaristlerin, öncelik BOP bölgesi olmak üzere bütün dünyayı film setine dönüştürdükleri artık herkesçe kabul ediliyor.
Esas "yönetmen" koltuğunda oturan, en tepedeki ezoterik örgüt dahi filmin sonunu net olarak bilmiyor. Bu filmin "Irak seti"nde neler oldu, olacak ?

"Yeni Dünya Düzeni"nde dünyevi olanla, uhrevi olan, masalla gerçek, efsane ile hayatın kendisi birbirine girmiş durumda.
Ekonomik hedefler ile mistik hedefler adeta "Nano" teknolojinin geliştirdiği olağanüstü bir manipülasyon robotu olarak birbirinin içine geçmiş halde çalışıyor.

Mezopotamya Saddam'dan kurtulmakla zulümden kurtulamadı. Sümer, Akad, Babil, Hitit, Frig, Asur, Elam, Roma, Arap, Türk kimler gelip geçmişti bu coğrafyadan.

Şimdi de Atlantik'in öteki yakasından gelenlere, ABD'ye, Irak adeta altın tepside teslim edilivermişti.
Herkes "Esas savaş Bağdat'ta olacak" derken, Bağdat savaşmadan teslim edilmişti Amerikan askerlerine. Tarih 10 Nisan 2003'ü gösteriyordu.

Teslimatı yapan, gerçekte Irak'ta herkesin bildiği ama ortalıkta gözükmeyen KESNİZANİ tarikatıydı.
Tarikat "körfez savaşı"ndan sonra Saddam'ın etrafını örümcek ağı gibi sarmıştı. Saddam'ın karısı, çok güvendiği generalleri ve istihbarat kuruluşlarının başındakiler...Hepsi tarikat "müritleri"ydi.

Kesnizani tarikatı, MOSSAD ve CIA tarafından Saddam'ı içten yıkmak, Irak'ı kolayca teslim almak için organize edilmişti.
Saddam 33 yıllık diktatörlüğünde, Babil'in üç-dört bin yıllık geleneğinden gelen karşı ihtilal, suikast vartalarını atlatmıştı. Ancak "tarikatın" metodu hepsinden farklıydı.

Tarikatın "müritleri" Saddam'ın en yakınında olanlardı. Onun her hareketini, her adımını an be an tarikat şeyhinin oğlu Nehru'ya aktarıyorlar, sonra da bilgiler kuş olup MOSSAD ve CIA istasyonlarına doğru uçuyordu.

Anlamı, "Ben hiçbir şey bilmiyorum" olan Kesnizani, bir Kürt aşiretinin adı. Süleymaniye civarında yerleşik. Tarikatın lideri Kürt asıllı Şeyh Abdülkerim Kesnizani. Kendisi sıradan bir tekke şeyhi iken, ölünce yerine oğlu Muhammed geçmiş.
Şeyh Muhammed Abdülkerim Kesnizani, zikirden ziyade, siyasete meraklıydı. Müritlerine de Kur'an eğitimi yerine adını zikretmeden Kabala öğretilerini / mistisizmini anlatıyordu.

Şeyh Muhammed'in kendisi ortalarda pek görünmüyordu. Medyatik değildi. Zaten medya, efsaneleri kolay öldürürdü. Onun ismi Irak'ta efsane haline gelmiş / getirilmişti.
Şeyh Muhammed Kerkük'e bağlı Çamçamal ilçesinde doğmuş, Bağdat Üniversitesi İktisadi Bilimler Fakültesi'ni bitirmişti. Saddam yakalandığında Şeyh Efendi 60. yaşını kutluyordu.

Kesnizani tarikatı, baba Abdülkadir zamanı da dahil, Saddam'a bağlılıkta kusur etmiyordu. Kürt, Türkmen, Arap rejim muhalifleri anında BAAS Partisi istasyonlarına bildiriliyordu.

Şeyh'in Gandi ve Nehru adındaki iki oğlundan Gandi 1980'li yıllarda faili meçhul bir cinayete kurban gitmişti.
Şeyh Muhammed kitap yazmaktan da geri durmamıştı. Tarikatın dönüşümü şeyh efendinin etrafındaki İslam alimlerince, gerçekte MOSSAD ajanı hahamlarca hızlandırılmıştı. Şeyh'in kitabı, Kabala öğretilerini İslam mistisizmi adı altında imanlı müritlerin beyinlerine ve kalplerine ince-ince enjekte etmek için başucu kitabı olarak kullanılmaktaydı.
Müritlere MOSSAD'ın hahamlıktan tövbekar hocaları ders veriyordu.

Dönüşüm etkisini göstermiş, bir Kürt tarikatı olan Kesnizanilik Türkmenler ve Araplar arasında da kendisine müritler edinmişti.
Tarikatın ritüeli arasına kanlı gösteriler de sokulmuştu. Kan ve acı ruhi olgunlaşmanın yollarından biriydi.
Zaman zaman müritler işin ölçüsünü kaçırıyorlar ve kendilerini muhtelif kesici aletlerle ağır yaralıyorlardı.
Bu durumlarda da şeyh veya halifesi, yaralı yere tükürüğünü sürüyor, sıvazlıyordu. Mürit acıyı hissetmiyor veya "hissetmiyormuş gibi" davranıyordu.

Tabii ki bu gösterilerde, azımsanmayacak sayıda mürit ölüyordu. Şeyhe göre ölenler, yeterli "cezbe" haline, yani bir nevi transa ulaşmadan kendilerine bıçağı saplıyorlardı, bu ise onların ölümüne sebep oluyordu. Yoksa şeyhin kerametinde bir problem yoktu.
Aslında tarikatın kanlı gösterilerinin hedefi Irak ordusuydu. Vücudunun muhtelif hayati bölgelerine kasatura, bıçak, kurşun girip de ölmeyen müritler efsanesi Amerikalı ve İsrailli kafirlerle savaşmaya hazırlanan askerleri oldukça etkilemişti.
Öncelikle generaller ve subaylar Kenizani tarikatının müritleri haline getirildiler.

Genelkurmay Başkanı Mareşal Ayat Fetih El Ravi, Genel Askeri İstihbarat Başkanı Mareşal Vefik El Samarayi, Hava Kuvvetleri Komutanı Mareşal Hamid Şaban, hepsi Şeyh Muhammed Abdülkerim Kesnizani'nin ayağını öperek müritleri arasına girmişti.
Irak'ın acımasız El-Muhaberat'ının sivil-asker elemanları da tarikatın müritleri olmuşlardı.

Müritler arasında bir isim vardı ki, Saddam'dan sonra BAAS'ın en kudretlisiydi : İbrahim İzzet El Duri. Duri bütün karanlık odaklarla ilişki kuruyor, Saddam'ın bütün pis işlerini organize ediyordu. Duri, şeyhin ayağını öpenler arasına çoktan dahil edilmişti.
Öte yandan Saddam'ın karısı Sacide Hayrullah, Saddam'ın kardeşleri Vatban ve Barzan ile oğlu Uday da müritler arasındaydı.
Birinci Körfez Savaşı'nda Baba Bush, Bağdat'ı işgali reddetmişti. İsrail bu duruma çok bozuldu.
Zaten uzun yıllardır Kuzey Irak Kürtleriyle temasta olan İsrail işi şansa bırakmak niyetinde değildi. Irak hızlı bir şekilde parçalanmalıydı.

Gözüne kestirdiği Kürt tarikatı Kesnizanilik üzerinden Irak'ın İslami hayatını kontrol altına alacaktı.
Yani MOSSAD damardan girecekti. Ne de olsa önlerinde Birinci Dünya Harbi öncesi ve sonrasında İngilizlerin uyguladığı ve başarılı olduğu Vahabilik vardı, Lavrens vardı.
Birinci Körfez Savaşı'ndan sonra, MOSSAD Kesnizani tarikatının önde gelenleriyle muhtelif yollardan temasa geçti ve ilişkileri hızla geliştirdi.

Öncelikle Irak Devleti'nin mekanizması içinde yer alanlar, medya mensupları uhrevi yollardan ikna edilemezlerse MOSSAD'ın cömertçe tarikata aktardığı dolarlarla ikna ediliyor, mürit yapılıyordu.
Şeyh Muhammed ve oğlu Nehru, MOSSAD'ın cömertliklerine karşılık olarak, ufak tefek jestler yapıyorlardı.
Saddam'ın yatak odası dahil, istihbaratçı müritlerden derlenen bilgiler oğul Nehru'da toplanıyor, Nehru da bunları MOSSAD'a aktarıyordu.

Kadınlar, kumar ve içki Nehru'nun asıl ilgi sahasıydı ; MOSSAD ajanları için de bunların tedariki çocuk oyuncağı. Açıkçası din ve tarikat Nehru'nun umurunda bile değildi.
Artık Saddam ve çevresinde neler olup bittiğinden Keznizani tarikatı ve şeyhi vasıtasıyla MOSSAD anında bilgi sahibi oluyor ve gereği yapılıyordu.
Tarikatın içine MOSSAD iyice yerleşmişti. Şeyh adına rahat rahat operasyon yapar hale gelmişti.
Kısaca, güneyde Şii Müslümanlar kuzeyde ise Türkmenlerin büyük çoğunluğu hariç sivil Araplar, Kürtler ile Irak devlet mekanizmasını elinde bulunduranlar Kesnizani tarikatı kullanılarak MOSSAD ve CIA tarafından devşirilmişler ve psikolojik harbin kurbanı olmuşlardı.
Saddam en yakınlarının bile tarikat tarafından mürit yapıldığını, her hareketinin CIA ve MOSSAD'a ulaştırıldığını fark ettiğinde iş işten geçmişti.
Söylenen o ki, Saddam Irak'ın işgalinden birkaç ay önce durumu fark etmiş, karısı dahil, yakın çevresini etrafından uzaklaştırmıştı. İntikam almaya hazırlanıyordu.

Derken Amerikan, İngiliz birlikleri Irak'a saldırdılar. Güneyde müthiş bir direnişle karşılaştılar.
Dünya medyası, bu arada Türk medyası, akademisyen, emekli asker strateji uzmanları asıl savaşın Bağdat ve çevresinde olacağını dile getiriyorlardı.

Bir de Amerika'nın bu kadar az sayıda birlikle Bağdat ve çevresindeki direnişi kıramayacağını söylüyorlardı.
Halbuki Bağdat ve çevresi Saddam'ın askerleri tarafından hiçbir direnç gösterilmeden Amerikan askerlerine teslim ediliverecekti. Niçin böyle olmuştu ?

Tarikat yoluyla Irak devlet mekanizması devşirilmişti. Şeyh Muhammed müritlerine Amerikan askerlerine direnmemelerini öğütlemişti. Şeyhin emrindeki mürit generaller vatanlarının bağımsızlığı için savaşmak yerine Şeyh Muhammed'in emrine uydular.
Bu arada İzzet El Duri de boş durmamış, Bağdat'ın kuzeyini de o teslim etmişti Amerikalılara. Şeyhin isteğinde mutlaka bir keramet vardı.
Bağdat Bağdat olalı böyle bir şerefsizlik görmemişti. Ancak bir benzeri Babil'de olmuştu. Babil, Pers Kralı Kyros'a savaşsız olarak teslim edilmişti.

Bugün Şeyh Muhammed'in liderliğindeki Kesnizani tarikatı Irak'ta devletin ve siyasetin tam orta yerinde faaliyetine devam ediyor.

TIMETURK / “Hollywood ve Kabala’nın 13. Havarisi Evanjelizm (syf. 292-296)”
T
10 yıl
15 Temmuz gecesi fırsatçılarını paylaşalım
Bu başlık altında, o gece fırsatçılık yapan benzin istasyonu vb. gibi yerleri paylaşalım

Bir arkadaşım, Litresi 6TL'den yakıt almış.
T
10 yıl
Anne için Telefon önerisi
Arkadaşlar merhaba,
Anne için, rahat kullanımlı, dokunmatik, uç fonksiyonların kullanılmayacağı, maksimum 600 TL bütçeye kadar sıfır telefon önerileriniz nereden ne olur?
T
10 yıl
Test / İnceleme - Fiat Bravo 1.4 T-Jet Sport Style Dualogic
Fiat Bravo 1.4 T-Jet Sport Style Dualogic

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; Bir Fiat Bravo tercih edecekseniz, ilk kriteriniz kendinizle barışık olmanız gerektiğidir. Aksi halde, sarı taksilerin sizinle aynı logoyu paylaşıyor olması, toplumda ki marka imajı gibi detaylar sizi rahatsız edebilir. Eğer kendinizle barışık olmayı başarabilirseniz, kendi sınıfında birçok akranından her yönüyle üstün olan Fiat Bravo ile tanışabilirsiniz…

Fiat’ın C segmentindeki göz bebeğinin tarihçesi 1995’li yıllara uzanmaktadır. Aracın ilk nesli 1995-2001 yılları arasında üretilen Brava modelidir. Ardından 2001-2007 yılları arasında Stilo bu sınıfta görev yapmıştır.

İtalyan otomobil üreticisi Fiat'ın 100 yılı aşkın tarihinde, uçak geliştirme prosesi kullanılarak üretilen ilk model unvanına sahip Fiat Bravo, 2007 yılının Mayıs ayında Cenova Otomobil Fuarında Fiat'ın sürprizi şeklinde görücüye çıkmıştır. Fiat Tasarım Merkezi, güçlü ve sportif bir görünümü geniş bir iç hacimle birleştirerek, önde başlayan sportif hatları, arkada Alfa Romeo çizgileri taşıyan stoplarla tamamlayarak, şaşırtıcı donanımlarıyla da Fiat için bir gövde gösterisi Bravo’yu oluşturmuştur.

İtalyan üçüzlerin ortaya çıkışı(Fiat Bravo, Lancia Delta, Alfa Romeo Giulietta) Bravo’nun doğuşu ile hayat bulmuştur. 2008 yılında aynı motor seçenekleri, ortak platform ve uzatılmış şasiyle İtalyan üçüzlerin ikincisi Lancia Delta, 2011 yılında ise aynı platformu taşımayan ancak ortak motorlarla piyasaya üçüzlerin sonuncusu olan Alfa Romeo Giulietta piyasaya çıkmıştır.

Bravo’ya fiyat/performans ölçeğinde bakıldığında, ikinci elde akranlarına(Golf, Focus, Leon vb.) oranla %20 gibi bir oranda daha uygun fiyata sahip olabiliyorsunuz. Piyasanın son yükselişlerden sonra, daha da belirginleşerek ön plana çıkan Bravo’nun ikinci elde ki talebi yukarı doğru bir ivme kazanmıştır.

Bravo’nun kalbi, Fiat’ın adeta tekniğini konuşturduğu önde aynı hizada ve enine monte edilmiş dört silindirli 1368cc, 120Hp ve 206Nm değerlerine sahip 16V, Turbo benzinli 198A4000 kodlu motordan oluşmaktadır. Maksimum gücünü 5000 devirde veren motor, maksimum torkuna ise 1750 devirde ulaşıyor. Sessiz çalışma karakteristiğindeki turbo beslemeli motor, yakıt tüketiminde son derece ekonomik değerler sunarken, performans istendiğinde kendine hayran bırakan, yüksek gücü ve torku sayesinde birçok 1.6 atmosferik benzinli aracı dahi geride bırakacak bir performans sergilemektedir.

Özellikle yüksek tork, düşük devirlerde dahi hiçbir sıkıntıya düşmeden yol almanızı sağlıyor. Yine yüksek tork sebebiyle yokuşlu yolları zorlanmadan rahatlıkla çıkabiliyorsunuz.

5000 devirde 120Hp güç ve 1750 devirde 206Nm tork üreten motor, alt devirlerden itibaren gücünü sonuna kadar hissettiriyor. Araçta ayağınızı frenden çektiğiniz andan itibaren öne doğru yönelen ve hızlanmak isteyen bir yapıyla karşılaşıyorsunuz. Oldukça seri olan otomobil spor moduna(Tiptronik) geçildiğinde daha agresif sürüşler yapmanıza imkan tanıyor.

0-100 km/s hızlanmasını 9,5 saniye gibi bir değerde tamamlayan aracın katalog verisi olarak son hızı 197 km/s olarak gösterilse de, otoyol denemelerinde rahatlıkla 230’lu değerleri görebiliyorsunuz. 1.4 T-Jet performans anlamında Chip Tuning uygulamalarına da tatminkar sonuçlar veriyor ve daha yüksek güçte sonuçlar elde etmenize olanak tanıyor.

Şunu önemle belirtmek isterim ki, bu araçta kaliteli bir lastik kullanmanız gerekiyor. Gaza sonuna kadar bastığınızda, aracın aerodinamik yapısı 120Hp güç ile birleşince adeta halk arasındaki tabiri ile, kafa kaldıran cinsten hızlanıyor. Bu noktada tutunma önem kazanıyor ve lastikleriniz iyiyse çok iyi bir ivme zamanı yakalayabiliyorsunuz. Lastikleriniz kötüyse her ne kadar ASR devrede olsa da aracın gücünden ötürü bir miktar patinaja kalabiliyorsunuz.

Aracın ara hızlanmaları tatminkar seviyede. Kick down tepkileri şanzıman ile uyumlu ve koltuğa yapıştırma etkisini fazlasıyla hissedebiliyorsunuz. 120Hp güç ve 206Nm tork ve turbo motor sesi Sport Style ruhu ile birleştiğinde size Bravo’nun akranlarının yanında dik dur mesajı veriyor. Bu aracı benim gibi ailesiyle kullanan sürücüler bir an önce çoluk çocuğu eve bırakıp, sonrasında spor sürüşler yapmak için fırsat kollayacaklardır. Spor sürüşlerde araç kendini tam olarak ispatlıyor ve sizde daha da bir albeni oluşturuyor.

Aracın vites sistemi, İtalyan Magneti Marelli firması tarafından geliştirilmiş Tiptronik 6 ileri yarı otomatik şanzımandan oluşuyor. Fiat bu şanzımanı “Dualogic” olarak isimlendirmiştir. Son derece sorunsuz ve diğer yarı otomatiklere göre sarsıntısız vites geçişleri ile sizin kullanım tarzınıza göre kendini ayarlaması özellikleriyle, oldukça beğenimi kazanıyor. Siz eğer aracı spor tarzda kullanmaya başlarsanız, manuel modunda olmasa dahi vites geçişleri daha üst devirlerde gerçekleşmeye başlıyor. Yani bir nevi sizin kullanım tarzınızı anlıyor ve vites değişimlerini ona göre gerçekleştiriyor.

Yarı otomatik olması sebebiyle vites değişimlerini hissedebiliyorsunuz. Günümüzde ki çift kavramalı şanzımanlardaki gibi bir konfor bekliyorsanız biraz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Fakat benim gibi biraz daha değişimleri hissetmek, bu değişimleri gaz pedalına basışınızın şiddetine göre akıllı yöneten bir şanzıman istiyorsanız siz de benim gibi kısa sürede alışabilirsiniz.

Şanzımanın “Hillholder” özelliği sayesinde dik yokuşlarda araç geriye kaymıyor. Yokuş kalkış desteğinin aktif olması için yolun eğiminin biraz fazla olması gerekiyor. Araç A modunda ağırbaşlı beyefendi bir yapıda yolda süzülerek ilerliyor. Spor modunda ise(F1 kulakçıkları veya Vites kolunun ileri-geri yapılması şeklinde), adeta tüm enerjisini bağırarak haykıran, yüksek gücü sayesinde her viteste sizi koltuğa yapıştıran bir sürüş karakteristiği sergiliyor.

Diğer yarı otomatik şanzımanlarda ki gibi kullanım sırasında arada belli mekanik sesler duyabiliyorsunuz. Fakat bu şanzımanın doğru bir şekilde bakımları yapıldığı sürece(takoz ve yağ değişimleri), size sorun çıkarmayacak son derece sorunsuz bir şanzıman sistemi olduğunu söyleyebilirim.

Direksiyonun arkasındaki F1 kulakçıkları ile aracı Spor modunda kullanabiliyorsunuz. Şanzıman kolunun yanında daha ekonomik bir kullanım için “E” (Ekonomi) butonu da bulunuyor. Bu buton sayesinde şanzıman aracın üst devirlere çıkmasına izin vermeden vites değişimlerini gerçekleştiriyor. Otomatik veya manuel modda olması farketmeksizin, vites düşürme işlemlerini şanzıman kendisi yapıyor.

Bravo genel anlamda yol tutuş ve süspansiyon konforu konularında Fiat’ın dersine iyi çalıştığını gösterecek bir örnek teşkil ediyor. Sport Style donanımında spor ruh ve sürüş zevki daha ön planda tutulmuş durumda. Bu ruhun aracın donanımın yanında sürüş karakteristiğine de olumlu katkısı olmuş. Sport Style paketinde orijinal lastik ölçüleri; 225X45X17 ölçülerinde tutulmuş.

Büyük spor ölçülere rağmen süspansiyonda konfordan ödün verilmemiş. Süspansiyon konfor ve sportiflik arasında çok iyi dengelenmiş ve bunun sonucunda çok iyi bir yol tutuş sağlanmış. Direksiyonun direkt hisli yapısı ve güvenlik ekipmanları ile desteklenmesi(ESP, ASR) Bravo’yu kullanırken size keyif ve güven veriyor. Kıyaslama anlamında gerek yol tutuş, gerekse süspansiyon konforu anlamında bir Golf veya Auris’den eksiği olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Aracın ön kısmında bağımsız MacPherson, teleskopik çift yönlü şok emiciler ve sabitleyici denge kolu bulunurken, arka kısmında ise, torsiyon barla birbirine bağlı tekerler, teleskopik şok emiciler ve devrilme önleme kolu bulunuyor.

Aracı CİTY moduna aldığınızda, bir tüy hafifliğindeki direksiyon ile şehir içinde oldukça rahat manevra ve park etme hamleleri yapabiliyorsunuz. Belli bir hızın üzerine çıktığınızda(40km/h) CİTY modu otomatik olarak devre dışı kalıyor ve hızınıza bağlı olarak direksiyon tepkileri ağırlaşıyor.

Bravo, ürün özelliklerinin belirlenmesinden sadece 18 ay sonra dünya yollarına çıkmış bir model. Rekor sayılabilecek bu zamanda Bravo'yu tasarlamak, sanal ürün geliştirme süreçlerinin ve teknolojinin tüm imkanlarının kullanılmasıyla mümkün olmuştur. Fiat bütün bu teknolojilerin kullanımı üç ana hedefte toplamıştır; Sıradışı güvenlik, Sıradışı sürüş keyfi ve Kokpitte sıradışı yaşam kalitesi…

Aracın kokpitinde sıradan olmayan bir araç içerisinde olduğunuzu size hissettirdiği ruh halinden hemen hissedebiliyorsunuz. Spor kırmızı dikişli etli direksiyon, okunaklı şık kadranlar, F1 kulakçıkları, Piano Black kaplamalı CD/Mp3 çalar ve klima ünitesi ve çift renkteki kaliteli malzeme kullanılmış karbon görünümündeki konsol size keyif veriyor. Orta konsoldaki butonların işlevselliğinde herhangi bir kullanım sorunu bulunmuyor.

Gece aydınlatmaları ince düşünülmüş detaylarla süslenmiş ve araca çok hoş bir ambiyans kazandırmış. Kapı içlerinde kullanılan malzemeler aşınmalara dayanıklı ve şık bir tasarıma sahip.

Cam açma, ayna ayarlama butonlarında herhangi bir aşınma bulunmuyor. Sürücü tarafındaki cam açma ve ayarlama butonlarının olduğu bölüm biraz ön tarafta kalıyor. Zamanla buranın diğer araçlara göre biraz daha ön kısımda oluşuna alışabiliyorsunuz.

Kol dayama çift bölümden oluşuyor ve oldukça ergonomik bir görünüme sahip. Soğutma özelliğine sahip kol dayama da uzun yolculuklarda meşrubat soğutabilirsiniz. İleri geri kayma özelliği de bulunuyor. Fakat kullanışlılık anlamında konumu biraz aşağıda kaldığından yeterince verimli kullanılamıyor. Tüm kapılarda saklama gözleri mevcut.

Kapıyı açtığınızda Sport Style paketi sebebiyle koltuklar direk olarak ön plana çıkıyor. Kırmızı ve siyah renge sahip koltuklarda yan destekler virajlarda sizi çok iyi kavrıyor.

File şeklindeki kadife tarzı kumaş aşınmalara karşı dayanıklı. Yükseklik ve derinlik ayarına sahip bel destekli spor koltuklar aracın iç kalitesini gösteren en belirgin unsur diyebilirim.

Aracın Ses Sistemi CD + MP3 çalarlı, 40W Hi-Fi, 4 hoparlör ve 2 tweeter’la beslenmiş. Sesi sonuna kadar açmadığınız sürece yeterli seviye ve kalitede. Radyosu pürüzsüz çalışıyor. Mp3 özelliği de bulunan ünite oldukça şık bir tasarıma ve aşınmalara karşı dizayn edilmiş. Aracın temel özelliklerini, CİTY modu, ASR OFF, Yol Bilgisayarı Mode tuşu, Far yükseklik ayarı, ön ve arka sis lambalarını ayarlayabildiğiniz belli butonlar da yine bu ünitenin çevresine konumlandırılmış.

Tam otomatik dijital klima ünitesi çift taraflı fonksiyona sahip. Ünite üzerindeki butonların işlevleri çok net yansıtılmış ve kullanımla ilgili herhangi bir kullanışlılık sorunu bulunmuyor. Bravo’da gözüme çarpan olumlu özelliklerden biri, havalandırma sisteminin iyi çalışıyor olması. Öyle ki, aracın içindeki buğulanma çoğu araçta klima devreye girmeden çözülemezken, Bravo’da klimayı açmaksızın, sadece kalorifer vasıtası ile saniyeler içinde yok oluyor.

Arka bölümdeki yolcular ihmal edilmemiş ve onlar için de orta kısma bir havalandırma çıkışı yerleştirilmiş. Ön direklerde ki havalandırma menfezleri de buğuların saniyeler içinde giderilmesine büyük katkı sağlıyor.

Klima sisteminde, Hava kalite sistemi(AQS) mevcut ve bu sayede içerideki hava otomatik kontrol edilerek iç hava kalitesine göre sirkülasyon otomatik ayarlanıyor. Klima ünitesinin altında bir saklama haznesine yer verilmiş. Burada bir çakmaklık yer alıyor. Daha yeni modeller de bu kısımda USB çıkışı da bulunuyor.

Yol Bilgisayarı verileri genel anlamda pompa verileri ve GPS verileri ile tutarlı. Sağ silecek kolundaki TRIP butonu ile Yol Bilgisayarı menüleri arasında gezinebiliyorsunuz. Aracın torpidosu geriye doğru oldukça derin bir kapasitede. Soğutma özelliği de bulunan torpidonun üst kısımda dosyalarınız için bir adet tepsi haznesi bulunuyor.

Uzun yolculuklarda Hız sabitleyicinin konforlu ve basit kullanımı ile karşılaşıyorsunuz. Sol silecek kolunun alt tarafındaki bir kol aracılığı ile kullanılan Hız Sabitleyicinin kullanımı oldukça pratik ve rahat bir yapıda.

Bravo’nun boyutları C sınıfı standartlarını tam olarak gösterir cinsten. 4.34 metrelik uzunluğu, 1.79 metrelik genişliği ve 2.60 metrelik aks mesafesiyle kabin içinde 5 kişi için geniş bir yaşam alanı sunuyor.

İç hacmi oldukça ferah olan aracın arka diz mesafesi yeterli seviyede. Bravo’yu kapasite olarak akranlarının belki de birkaç gömlek öteye taşıyan ise 400 litrelik bagaj hacmi(Golf 350, Leon 341, Auris 354, Focus 385). Birçok sedan araçtan dahi daha geniş kapasitedeki bagaj oldukça kullanışlı bir alan sunuyor.

Bravo, orta büyüklükteki ailelerin dahi rahatlıkla kullanacağı, uzun yolculuklarda sorun yaşamayacağı bir bagaj hacmine sahip. Bagajı, aracın anahtarı üzerindeki bağaj açma butonu ile açabildiğiniz gibi, bagaj üzerindeki Fiat logosuna basarak ta açabiliyorsunuz.

Aracın boş ağırlığı 1260Kg. 1.4 Turbo bir motorun rahatlıkla taşıyacağı bu kasada şanzıman uyumu ile birlikte keyifli ve ekonomik bir sürüş elde edebiliyorsunuz. Aracın yakıt deposu 58 litreden oluşuyor. Bravo’nun yolda süzülerek pürüzsüz ilerlemesinin altında ise, 0,32’lik bir sürtünme katsayı yatıyor. Euro IV normundaki 1.4 T-Jet motorun CO2 Emisyon oranı 146gr.

Bravo’nun ağırlığının performans ile dengelenmesi sonucu ekonomik yakıt tüketimleri elde edilmiş. İstanbul trafiğinde 7,5-8 litre civarlarındaki tüketim, uzun yol sürüşlerinizde 5,5 litre civarına kadar düşebiliyor. Motor ve 6 ileri Dualogic şanzıman uyumu ile kendi sınıfında ve bu güçteki diğer akranlarından daha düşük bir tüketim sunuyor. Bir depo ile uzun yolculuklarda 850km civarında bir menzile ulaşabiliyorsunuz. LPG'ile de uyumlu bu motorda kaliteli işçilikle montajı yapılmış bir LGP sistemi kullanabilirsiniz.

Fiat, Bravo’da sürüş güvenliği işini sadece sürücüye bırakmamış ve aracı güvenlik ekipmanları ile donatmıştır. Onların en başında ESP(Elektronik Denge Programı) sistemi yer alıyor. ASR(Anti Schlupf Regelung/Anti Patinaj Sistemi) ile birlikte sunulan ESP hiçbir zaman kapatılamıyor. Konsoldaki ASR OFF butonuna basıldığında sadece ASR sistemi devre dışı kalıyor ve kadran kısmında bir uyarı işareti beliriyor. ESP sistemini yaptığım birçok keskin manevraya rağmen çok zor devreye sokabildim. Bu da aracın yol tutuşunun gerçekten başarılı olduğunun bir göstergesi.

Yokuşlarda geriye kaymayı önleyici Hillholder, acil durumda gelişmiş fren performansı için HBA, motor fren tork düzenleyici MSR sistemi, aktif gergili ön emniyet kemerleri, 3 noktalı İsofix eklentileri (arka koltukta iki adet) ve Viraj içini aydınlatan otomatik ön sis lambaları da Bravo’da kullanılan diğer güvenlik unsurlarındandır.

Bravo, EuroNCAP çarpışma testlerinde 5 yıldız almayı başarmıştır. Sürücü, Yolcu, Yan ve Perdelerde olmak üzere Toplam 8 adet Hava Yastığı, Immobilizer, sıkışma önleyici camlar gibi güvenlik özellikleri bulunuyor.

Bravo, şık ve dinamik çizgileriyle dikkat çekmesinin yanı sıra, sınıfının en estetik tasarımlı otomobilleri arasında yer alması, eğimli ön camı, damla biçimli farları, logonun yer aldığı geniş ağızlı ızgarası ve sportif arka tasarım hatlarıyla size hem spor hem de bir aile aracı olmayı vaat ediyor. Ona sahip olan kullanıcıların bir dahaki seçimleri de genelde yeni bir Bravo oluyor.

İtalyan Fiat markasının Bravo’yu tanıtmada gereken önemi göstermemiş olması sebebiyle farkındalığı henüz yeni yeni keşfedilen Bravo’nun ülkemizde belli bir hayran kitlesi bulunmaktadır. Bravo kullanıcılarının oluşturduğu http://www.fiatbravotr.com sitesi buna en iyi örnektir.

F/p oranıyla son zamanlarda filtrelemelerde sıkça karşımıza çıkmaya başlayan Bravo, yükselen bir trend izleyen ikinci el otomotiv piyasasında yoğun talep görmeye başlamıştır.

Spor fakat aynı zamanda geniş bagaj ve iç hacimli araç almak isteyen herkese tüm samimiyetimle ve açık yüreklilikle tavsiye edebileceğim, periyodik bakımını aksatmadığınız sürece sorun çıkartmayacak, keyif alarak ruhlu bir otomobil kullandığınızı hissettirecek, piyasada f/p başarı oranı bana göre oldukça yüksek bir araç.

Ülkemizde üretilmeyen Fiat’ın nadir modellerinden biri olan Bravo, İtalya ve Brezilya’da üretilmiştir. 2014 yılı itibariyle üretimi durdurulmuştur. Tam olarak Selefi olmasa da bugünlerde Egea HB modeli yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlamıştır…

İncelemenin detaylı resimleri için;http://otomobiltestgaraji.blogspot.com.tr/2015/11/fiat-bravo-14-t-jet-sport-style-dualogic.html

İyi Sürüşler
T
11 yıl
Test / İnceleme - Alfa Romeo 159 1.9 JTDm Distinctive Q-Tronic
< Resime gitmek için tıklayın >
Alfa Romeo 159 1.9 JTDm Distinctive Q-Tronic

Bazı erkeklerin hayatta vazgeçilmezleri vardır…
Kadın zarafeti ile süslenmiş hatlar, kendine güvenen asil bir duruş, agresif keskin bakışlar…
İçine girildiğinde ise, agresifliğin yerini hisli ve estetik dokunuşlara bıraktığı, yüzü size dönük, sizi daima özel hissettirecek bir tasarım anlayışı…

Onu her kullanışınızın sonunda, bir Falcon’un kokpitinden dünya turu yapmışçasına rahatlatan, dışarıdakilerin sürekli sahip olmak için hayran ve imrenen bakışlarına bünyesindeki teknik güç ve birikimle küstahça gülümseyen ve size vazgeçilmezlik duygusu aşılayan…

Alfa Romeo… Özel kullanıcıların dilini çözmüş, yukarıdaki betimlemeyi 159 modelinde çıta seviyelerine yükseltmiş ve bunu tattırdıktan sonra kullanıcıların vazgeçilmezi haline getirmiştir. Öyle ki; bu kitlenin dünya üzerinde bir nitelemesi dahi bulunuyor; Alfisti

Bu incelememde yukarıdaki anlatıma birebir uyacağını düşündüğüm ve özel bir dostumun yönlendirmesi ile tercih ettiğim, gerçek anlamda bir fiyat/performans aracı olan, Alfa Romeo 159 - 1.9 JTDm Distinctive Plus Q-Tronic modelini sizlere anlatmaya çalışacağım.
< Resime gitmek için tıklayın >
1906 yılında SAID – Societa Anonima Italiana Darracq ismiyle otomobil üretimine başlayan firma, 3 yıl içinde iflasın eşiğine gelerek Anonima Lombarda Fabbrica Automobili yani bilinen kısaltması ile 1910 yılında A.L.F.A. adını aldı. Sanayici ve maden mühendisi Nicola Romeo’nun şirkete ortak olmasıyla şirket savaş yıllarında askeri donanım üretmeye başladı. Ardından 1920 yılında tekrar otomobil sanayiine sağlam bir giriş yaptı ve Milano’da Alfa Romeo ismi doğmuş oldu.

1932 ve 1986 yılları arasında İtalyan Devleti şirketi Istituto la Ricostruzione Industriale bünyesinde yer alan Alfa Romeo, 1986‘da Fiat Grubu ve Şubat 2007’den bu yana, Fiat Group Automobiles SpA’nın bir parçasıdır.
< Resime gitmek için tıklayın >
Daha çok spor otomobiller konusunda efsane olan Alfa Romeo, 90’lı yıllarda ekonomik sorunlarla boğuşmuştur. 1998 yılında üretilen Alfa Romeo 156 ve 99’da gelen 166 Sedan ile Fiat firmayı tekrar eski günlerdeki başarılarına kavuşturmuştur. 2000 yılının Mart ayında General Motors ile yapılan ortaklık anlaşması ile firma GM’nin en büyük hisse-takas paylaşımcısı olmuştur. 2004 yılından itibaren de ekonomik sorunlar büyük ölçüde aşılmış, satış rakamlarında yükselen bir trend yakalanmıştır.

1939 yılında Henry Ford, “Ne zaman bir Alfa Romeo’yu yolda görsem şapka çıkartırım” diyerek markanın asil duruşunu daha o zamandan görmüştür.
< Resime gitmek için tıklayın >
1998 - 2005 yılları arasında Alfa 156 modeli değişik tasarımı ve önceki modellere göre yükselen kalitesi ile markanın yeniden hayata dönüşünü sağlamıştır. 156 modeli 1998 yılında Avrupa'da yılın en iyi otomobili seçilmiştir. 2004 yılında ise makyajlı kasası ile tasarım ödülü almıştır.

Alfa Romeo, 156 modeli ile yakaladığı bu başarıyı sürdürmek ve aracın selefini çok daha iyi tasarlamak düşüncesi ile 159 modelinin çalışmalarına 2001 yılından itibaren başlamıştır. Tasarım konusunda işin üstadı Giorgetto Giugiaro ile Alfa Romeo Stil Merkezi birlikte çalışmışlardır. Birlikte çalışmaktaki amaç, Giugiaro’nun aklındaki çekici, agresif ve sportif karakteri, Alfa’nın yıllardır tecrübe ettiği teknik bilgi ile yoğurmaktı…
< Resime gitmek için tıklayın >
Aracın ön tarafında Alfa modellerinden alışkın olduğumuz klasik dikey ızgaraya(scudetto) yer verilmiş. Bi-Xenon yuvarlak farların yapısı alışılmış tasarımların epey dışında. Aracın geniş sütunları geniş tutulmuş ve bu sayede akıcı bir tasarım elde edilmiş. 17 inç hafif alaşım jantların tamamladığı gövde de güç, sağlamlık ve dinamizm zarafetle bütünleşiyor. Eğimli ön sütunlar, kaputun altındaki yüksek torklu güçlü motorun varlığına işaret ederek, araca zarif bir görünüm kazandırıyor. Uzatılmış arka stop lambaları bagaj kapağı ile ikiye ayrılarak, ön farların tarzı devam ettirilmiş. Bagaj kapağındaki kıvrımlı çıkıntı hoş bir spoiler havası veriyor. Çift egzos çıkışı da aracın güçlü ve heybetli görüntüsüne katkı sağlıyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
159’un etkileyici gövde boyutları 4660mm uzunluk, 1828mm genişlik, 1417mm yükseklik ve 2700mm dingil mesafesinden oluşuyor. Aracın ön kısmı çok ferah olmasına karşın, arka koltukların diz mesafesinin akranlarına göre biraz dar kaldığını söyleyebilirim.
< Resime gitmek için tıklayın >
159 modelinde dayanıklılık ve kalite Alfa Romeo'nun ilk bakışta göze çarpan temel unsurları arasında. Eşsiz güvenlik seviyesiyle birleşmiş sportif sürüş keyfini tatmak isteyenler için, aracın gösterişli ve dışa çıkıntılı çamurlukları ile büyük boyutlu jant/lastikleri gövde özellikleri ile birleşerek 159'un sportif ancak bir o kadar da yola hakim güvenli karakterini dışa vurmaktadır.
< Resime gitmek için tıklayın >
Giugiaro ve Alfa Stil Merkezinin ince çalışmaların sonunda, yüksek kaliteli platform olan GM-Fiat Premium Platformu(GM Epsilon değil) kullanılarak 159 üretildi. İlk olarak 2005 yılında Cenevre Otomobil Fuarı’nda tanıtıldı. Tanıtımda “Sportif Sedan” vurgusu üzerinde duruldu ve 156 modelinin yerini 2005 yılından itibaren 159 almış oldu.
< Resime gitmek için tıklayın >
4 kapılı sedan ve 5 kapılı Station Wagon olmak üzere 2 farklı gövde stiline sahiptir. 2006 yılında Auto Bild dergisinin en iyi dizayn ödülünü almıştır.
< Resime gitmek için tıklayın >
Türkiye'de 2005 yılının Kasım ayında İstanbul Park Pistinde lansmanı yapılan 159, Aralık ayında satışa sunulmuştur. Dünya genelinde 2005 ve 2014 yılları arasında Toplam 227,593 adet Alfa 159 satışı gerçekleştirilmiştir. 2011 yılında üretimi durdurulan 159’un 2014 yılına kadar ise stoklarda kalanlarının satışı gerçekleştirilmiş. Bugünlerde 159’un selefi olan Giulia gün yüzüne yavaş yavaş çıkmaya başlamıştır. 159 tasarımından, Brera ve Spider spor modelleri de türetilmiştir.
< Resime gitmek için tıklayın >
Alfa Romeo 159’un kalbi, Alfa(Fiat), Saab ve Opel işbirliği ile adeta bu markaların tekniklerini konuşturduğu enlemesine yerleştirilmiş sıralı dört silindirli 1910cc, 150Hp ve 320Nm değerlerine sahip 16V, JTDm(Jet Turbo Diesel Multijet) dizel 939A2000 kodlu motordan oluşmaktadır. Alfa Romeo için yapılan düzenlemeler ile 1910cc'lik motor, farklı üst kapak, supap, eksantrik, işletim sistemi ve turbo beslemesi ile 159’a akıcı, sessiz ve aracın spor karakterine uygun bir hayat vermektedir. Alfa Romeo'nun da bünyesinde bulunduğu Fiat Group dizel teknolojisinde geçmişten bu yana rakiplerinin hep önünde olmuştur. Fiat modellerinde kullanılan yenilikçi dizellerin ardından Bosch'la birlikte geliştirilen common rail direkt enjeksiyon sistemi de ilk olarak 1997'de Alfa Romeo 156'da tanıtılmıştır. 159'da kullanılan 1.9 litrelik motor, Fiat modelleri ve GM bünyesindeki Opel ve Saab modellerinde çeşitli uyarlamalarla kullanılmıştır.
< Resime gitmek için tıklayın >
Common Rail teknolojisine geçtikten sonra Fiat araçlarına Multijet ibaresini eklemiştir. Alfa’da ise Multijet ifadesi yerine JTD’nin sonuna “m” harfi eklenmiştir. JTDm olarak nitelendirilen motor, kaputu kaldırdığınızda ilk olarak bu ifade ile sizi selamlıyor. Aracın CO2 Emisyon değeri km başına hilesiz 180gr’dır. Bu motoru kendine has uyarlamalar ile kullanan belli başlı modeller aşağıdaki gibidir; Alfa Romeo 159, Alfa Romeo GT, Cadillac BLS, Fiat Bravo, Lancia Delta, Opel Astra H, Opel Signum, Opel Vectra C, Saab 9-3, Saab 9-5.
< Resime gitmek için tıklayın >
159'un kokpitindeki Start butonuna basıldığında, motorun gövdeyi tiz bir ses ile titreterek çalıştırması sizi heyecanlandırıp gülümsetiyor. İyi yalıtım özellikleri sayesinde dışarıda bırakılan dizel sesi kabinde rahatsızlık hissettirmiyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
4000 devirde 150Hp güç ve 2000 devirde 320Nm tork üreten motor, alt devirlerden itibaren gücünü sonuna kadar hissettiriyor. Araçta ayağınızı frenden çektiğiniz andan itibaren öne doğru yönelen ve hızlanmak isteyen bir yapıyla karşılaşıyorsunuz. Oldukça seri olan otomobil spor moduna(Tiptronik) geçildiğinde daha agresif sürüşler yapmanıza imkan tanıyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
0-100 km/s hızlanmasını 9 saniye gibi bir değerde tamamlayan aracın katalog verisi olarak son hızı 210 km/s olarak gösterilse de, otoyol denemelerinde rahatlıkla 240’lu değerleri görebiliyorsunuz. 1.9 JTDm performans anlamında Chip Tuning uygulamalarına da tatminkar sonuçlar veriyor ve daha yüksek güçte sonuçlar elde etmenize olanak tanıyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Aracın esas performansını ara hızlanmalarda daha iyi hissedebiliyorsunuz. Gaz pedalının sonunda tıpkı Audi A4 Quattro aracımdaki gibi kick down için bir boşluk bulunuyor. Bulunduğunuz vites ve hız farketmeksizin gaza o aşamaya kadar bastığınızda aracın birden fazla vites küçülterek adeta kükreyerek şahlandığına şahit oluyorsunuz. Ara hızlanmalardaki spor kullanımlarda, birçok detayda bana sürekli Audi A4 Quattro aracımı hatırlatan bir performans ile karşılaşıyorum. 100km/s gibi hızda ilerlerken, gaza sonuna kadar basmanız durumunda 220’li hızlara kadar çok hızlı, güvenli ve stabil bir şekilde çıktığınızı görüyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Bu noktada Alfa 159’un daha önce kullandığım 2.0 dizel 130hp’lik Mondeo ve 1.9 CDTI Vectra’dan çok daha seri ve atak olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kağıt üzerinde birbirine yakın gibi görünen değerlere sahip olsalar bile, sürüş hissiyatı ve torku sürücüye hissettirme, ara hızlanmalar anlamında 159’u rakiplerinden çok daha farklı noktalara koymanıza sebep oluyor. Öyle ki, yolda giderken bu araca en çok Bmw 3 serisi dizellerinin sokak tabiri ile “salça” olduğuna şahit oluyorsunuz. Alfa 159’u kullanmayanlara Bmw 3 ve Mercedes C serisinden birçok detayda daha iyi olduğunu söylemem onları fazlası ile şaşırtacaktır…
< Resime gitmek için tıklayın >
159’un periyodik bakım aralıkları her 15.000km’de bir. Yetkili serviste yaklaşık 800TL civarında, özel servislerde ise bunun yarı fiyatına bakımları yaptırılabiliyor. 159’da periyodik bakımlar düzenli yapıldıktan sonra, sizi üzmeyecek, günümüzde de güncel olan birçok modelin kullandığı ve rüştünü ispatlamış bir motor ve şanzıman sistemi kullanılıyor. Bu noktada aslında gerçek olmayan şehir efsanesi haline gelmiş fısıltılara aldırış etmemenizi, periyodik bakımları düzenli yapılmış bir Alfa 159- 1.9 dizeli gönül rahatlığı ile alıp, zamanı geldiğinde ana bakımlarını da yaptırıp (Triger değişimi vb.-her 60bin km’de bir), 500-600bin km’lere kadar sorunsuz binebileceğinizi belirtmek isterim. Araçta kullanılan 12V 70 amperlik akü sayesinde elektriksel dalgalanmaların önüne geçilmiş.
< Resime gitmek için tıklayın >
Aracın yolda süzülerek ilerlemesi, sağlıklı motoru ve size mutluluk veren gücünün arkasında bu işleri çok iyi koordine eden başarılı bir şanzıman sistemi bulunuyor. Japon Aisin firmasının geliştirdiği, Alfa Romeo tarafından Q-Tronic diye nitelendirilen 6 ileri Tork Konvertörlü (Aisin AW TF-80SC)bir sistem kullanılıyor. Tiptronik özelliğine sahip şanzımanda, maalesef ki direksiyondan F1 kontrolü bulunmuyor. Bunun yerine Vites kolunun sağ tarafa itilerek, ileri-geri yapılması şeklinde manuel(spor) modunda kullanılabiliyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Araç D modunda ekonomi odaklı bir sürüş sergiliyor. Genel olarak maksimum tork bandında(1500-2500 vb.) ilerlediğini görüyorsunuz. Bu sebeple de, düşük hızlarda aracın düşük viteste ilerlediğine şahit oluyorsunuz. Örneğin 100km hızı geçmediğiniz sürece 6.vitesi kullanmıyor araç. Aslında bu durum performans ve yakıt tüketimi anlamında artı olarak size geri döndüğü gibi, her daim fırlamaya hazır bir kısrak ve ayağınızı gazdan çektiğinizde hemen yığılmayan, hantallaşmayan bir otomobil sonucu doğuruyor.
Alfa 159, 130km/s hızda 6. viteste ilerlerken, sadece 2500 devir çeviriyor. İlk üç viteste yüksek gövde ağırlığına karşın etkili ivmelenme sergileyebilen araç, 320 Nm'lik maksimum torkunu 2000-2750 devir arasında sürekli kullanıma sunuyor. Anlık olarak aracın eğimi, ağırlığı gibi değerlerini ölçen ve ECU’ya ileten sensörler sayesinde, 150 HP'lik motorun performansını, becerikli çalışan şanzıman sayesinde her daim tadabiliyorsunuz. Motor devrini çok iyi yöneten şanzıman sayesinde, yol ve hıza göre hem çok ekonomik ve hem de yüksek sürüş performansı alınabiliyor. Alfa 159’da vites geçişleri sarsıntısız ve oldukça konforlu gerçekleşiyor.

Uzun yolculuklarda hız sabitleyici eşliğinde ilerlerken, yokuş tırmanmalarında dahi devirde oynamama olmaması sizi de benim gibi şaşırtabilir. Zira birçok araç aynı durumda çok üst devirlere çıkmakta ve vites düşürmektedir…
< Resime gitmek için tıklayın >
Performanslı bir kullanım için vites kolunu sağa iterek 159’u manuel moduna geçirdiğiniz ilk anda, araç vites küçültülerek öne fırlamak istercesine gergin bir hal alarak torku emrinize sunuyor. Manuel modda motor devrinin yetersiz kaldığı durumlarda şanzıman kendisi vites küçülterek motorun yığılmasına engel oluyor. Araç manuel modda devir kesiciye girene kadar kendiliğinden vitesi büyütmüyor. Sizin yönlendirmenizi bekliyor. Motor devir kesiciye (4500rpm) girdiğinde kendiliğinden vitesi büyütüyor. Yokuşlarda durduğunuzda şanzıman aracı sımsıkı tutuyor ve geri kaçırma yapmıyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Alfa 159’daki şanzıman, Range Rover Evoque, Volvo S80, Mazda 6, Ford Mondeo(MkIV) gibi araçlarda da kullanılıyor. Yüksek torklara dahi( max. 440Nm)dayanıklı bu şanzımanda araçla durduğunuzda 5 saniye sonra yakıt ekonomisi ve soğutma için şanzıman N konumuna otomatik olarak geçiyor, freni bıraktığınızda ise saniseler içerisinde tekrar D moduna geçiyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Otomatik şanzımanlarla ilgili piyasada oldukça şehir efsaneleri mevcuttur. Periyodik bakımı düzenli yapılmış, doğru şanzıman yağı kullanılmış Japon(Jatco/Aisin) ve Alman(Getrag/ZF) üretimi şanzımanların sorunsuzluğuna daha önceki incelemelerimde de yer vermiştim.
< Resime gitmek için tıklayın >
Alfa 159’un yol tutuşunu anlatmak için şöyle bir betimlemeye başvuracağım;
İki katmanlı bir yol hayal edin… Alt katmanda deniz suları, onun üzerindeki katmanda ise bir tren rayı… Onu kullanacağınız zamanın öncesinde sizi çocuk gibi heyecanlandıran bir araç bu. Alfa 159’u bu kadar keyifli ve eğlenceli kılan, deniz ve ray ilişkisi sonucu ortaya çıkan sürüş keyfidir. Bu zamana kadar tecrübe ettiğim araçları da düşünerek, 159’un sürüş keyfinin eşsiz ve kışkırtıcı olduğunu rahatlıkla belirtebilirim. Önde F1 kökenli dörtgen geometrili üç kollu çift salıncak ve arkadaki tam bağımsız çok bağlantılı tasarım, üstün yol tutuş sağlarken, tekerleklerin kusursuzca konumlanmalarını ve yol ile her şart altında sürekli temas halinde olmalarını sağlıyor. 2005 yılında yapılan testlerde Alfa 159 orta sınıf otomobiller arasında, en yüksek güvenlik ve yol tutuşu sergilemiştir.
< Resime gitmek için tıklayın >
Alfa 159’un üstün yol tutuşunun altında yatan sır perdesine gelecek olursak… Burulma direnci yönünden Alfa 159 birçok üst segment aracın dahi önünde lider konumdadır. Genel güvenliğin yanı sıra, çarpıcı sağlamlık ve kusursuz yol tutuş için çok önemli bir unsur olan burulma direnci, araç gövdesinde lazer teknoloji ile parça parça kaynaklanmış hem çok sağlam çift fazlı çelikler, hem de çok katmanlı metaller sayesinde dayanıklı hale getirilmiştir. Yüksek seviyedeki şasi sağlamlığı, direksiyon ile süspansiyonun mümkün olan en iyi koşullarda çalıştığı anlamına gelmektedir. Birinci sınıf taban sacı, araç gövdesi ile birleştirilerek, üstün performans garantisi veren çok sağlam ve güçlü bir yapı meydana getirmiştir. Rakipsiz sürüş keyfi için güvenlik, konfor ve yüksek performansın kaynağı Alfa 159 projesi, muazzam bir teknolojik başarıdır diyebiliriz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Alfa 159’da spor otomobillerdekini aratmayacak derecede oldukça sert fakat bir o kadarda konforlu bir süspansiyon sistemi mevcut. Evet, spor, sert ve konfor kelimelerini aynı cümle içinde kullanabilmek aracın gerçek anlamda bu konuda başarılı olduğunun bir göstergesi. Lakin bu üç kelimeyi mevcutta ki birçok marka ve model için istenen astronomik rakamlara rağmen kullanılamadığını görmek oldukça üzücü.
< Resime gitmek için tıklayın >
Her aracın şasisi virajda burulur. Şasi burulduğu yani yamulduğu zaman, tekerlerin kamber, kaster ve toe açıları bozulur, bu durumda da aracın bütün dengeleri değişir. Oysa hayal edilen aracın her durumda tasarlandığı şekilde kalmasıdır. İşte Alfa 159’da şasinin rijitliği bunu sağlıyor. Burulma direncinin yüksek oluşu sebebiyle şasi her daim maksimum ölçüde rijit kalıyor. Buda Alfa 159’a üstün yol tutuşu ve sağlam bir iskelet sistemi kazandırıyor. Aşağıdaki tabloda burulma direncine göre örneklem alarak araçları sıraladığımızda, yol tutuş ve rijitlik konusunda Alfa 159’un yeri daha anlaşılır olacaktır…

Otomobil Burulma direnci
Bugatti Veyron 60,000 Nm/degree
Alfa Romeo 159 31,400 Nm/degree
Bmw 3.20i (E90) 22,500 Nm/degree
Audi A4 (B8) 23,100 Nm/degree
Honda Accord Sedan 23,345 Nm/degree
VW Passat (B7) 25,000 Nm/degree
Aston Martin DB9 Coupe 27,000 Nm/degree
VW Golf V GTI 25,000 Nm/degree
Ford Focus 17,900 Nm/degree

Ağırlık dağılımı önde yüzde 62 arkada yüzde 38 olan Alfa 159’u kullanırken çoğu zaman aracın arkadan itişli olduğu hissiyatına kapılıyorum. Belki de bu araç için en çok hayal ettiğim teknik eksikliği kafamda bitirmeye çalışıyorum. Eminim ki 159 günümüzde sahneye çıkacak olsa, kesinlikle Alfa mühendisleri onu arkadan itişli yaparlardı…
< Resime gitmek için tıklayın >
Aracın tüm bu yol tutuş özellikleri ve direksiyon keskinliği sayesinde arabaya olan hakimiyetiniz yan destekleri çok iyi olan deri koltukların da etkisiyle artıyor. Olası bir tehlike için ASR (patinaj/çekiş kontrol sistemi) ve VDC (denge kontrol sistemi/ESP) her daim hazır bekliyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Araç dilediğiniz zaman bu iki sofistike güzel özelliği ayrı ayrı kapatabilme imkanını da size sunarak, ona olan hakimiyet duygunuzu sonuna kadar tatmanıza izin veriyor. Vites kolunun arka tarafındaki ASR/VDC butonuna kısa ilk basışınızda ASR, uzun basışınızda ise VDC yani diğer modellerde ki kısaltması ile ESP kapatılabiliyor. Kapatılma bilgileri Yol bilgisayarı penceresinde görsel ve sesli olarak size bildiriliyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Dışa çıkık tasarımlı ve araca kaslı bir görünüm kazandıran çamurlukların içleri kaliteli malzeme ile izole edilmiş ve aracın sessizliğine büyük katkı sağlamış. Aracın fabrika çıkışındaki lastik ölçüleri 225/50 R17 boyutlarında tutulmuş.
159, Alfa Romeo'nun konfor ve zarafetinin bugüne kadarki çalışmalarında en yüksek düzeyde dışa vurumudur. Öyle ki, daha kapıyı açar açmaz araçtaki hava bunu fazlasıyla hissettiriyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
İnceleme başlangıcında kullandığım kokpit kelimesi tesadüfen seçilmiş bir ifade değildi. Biraz araba konularını tecrübe etmiş bir kullanıcının kapıyı açar açmaz heyecanlanmaması mümkün değil. İtiraf etmem gerekirse bu konuda ben de önyargılıydım ama kabine ilk girildiğinde algılanan kalite düzeyi şaşırtıcı derecede yüksek. 3 ve C serisi dahil birçok Premium modele iç tasarımdaki kalite ve ruh konusunda fark atacağından emin olabilirsiniz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Yuvarlak sportif göstergelerin kullanıldığı orta konsol eski Bmw spor modellerindeki gibi sürücüye dönük tasarlanmış. Teknik detayları spor bir tasarımla göstermek üzere üç adet göstergeye yer verilmiş. Derin yerleşimli bu göstergelerden ilki yakıt, ortadaki hararet ve en sağdaki turbo basıncını anlık olarak ölçüyor. Üst kısımda yine üç adet yuvarlak havalandırma ızgarasına yer verilmiş. Havalandırma ızgaraları ve onları açıp kapatmaya yarayan işlevlerde herhangi bir deformasyona rastlamıyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
< Resime gitmek için tıklayın >
Aracın anahtarı kartlı bir sisteme sahip. Kartı yuvasına yerleştirdikten sonra Start/Stop butonuna basarak aracı çalıştırıyorsunuz. İlk çalıştırma anında, aracın komple silkelenerek spor hissini sonuna kadar yaşamanızı sağlayan bir çalışma şekli mevcut. Bu homurtulu titreşimli çalışma sonrası araçta derin ve konforlu bir sessizlik hakim oluyor. Ses yalıtımı konusunda 5 milimetre kalınlığındaki ön camlarında etkisi ile oldukça başarılı olunmuş. Aracın dışında dizel olduğunu çalışma sesinden anlayabilirken, içerideki yalıtım sebebiyle çoğu kişi dizel olduğunu anlayamıyor ve üst devirlerde dahi başarılı kabin izolasyonu sebebiyle motor gürültüsüne maruz kalmıyorsunuz. Camları tamamen kapattığımda, aracın sessizliği ve konforu bu güne kadar sahip olduğum araçlar arasında Alfa 159’u ilk sıraya koymama sebep oluyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Kullanılan müzik sistemi CD çalarlı ve torpidosunda USB(MP3) okuyucusu bulunuyor. Toplam 10 hoparlörle desteklenen araçta oldukça kaliteli bir müzik sesi alabiliyorsunuz. Konsoldaki ünite oldukça kullanışlı ve butonlarında herhangi bir aşınma silinme bulunmuyor. USB çıkışı kullandığım uzun süre boyunca sadece bir kere taktığım diskleri görmedi. Bunu da akü bağlantısını söküp tekrar bağlama ile çözümledim. Sizin de aklınızda olsun, eğer USB taktığınız diskleri görmezse, akü kutup başını bir dakikalığına söküp tekrar takarsanız sorun düzeliyor (bu durum Opel İnsignia’da da mevcut ve çözümü aynı).
< Resime gitmek için tıklayın >
Klima ünitesi alışılagelmişlerden farklı bir tasarıma sahip. Araçta birçok sensör bulunuyor ve örneğin camlarda buğu oluştuğunda veya kötü bir koku hissedildiğinde otomatik olarak koku ve buğu sensörleri sayesinde klima sistemi devreye girerek buğuyu ve kötü kokuyu saniyeler içinde yok ediyor. Klima sağ ve sol taraf için ayrı ayarlarda kullanılabiliyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Bunlara ilave olarak birde arkada oturan yolcular için bir kontrol ünitesi bulunuyor ve denetimi onlara bırakılmış. Arkadaki yolcular kendilerine göre ortam ısısını dijital üniteden ayarlayabiliyorlar.
< Resime gitmek için tıklayın >
Konsol ve diğer alanlarda kullanılan butonlar genel olarak zarif ve minimalist olarak tasarlanmış. Üretiminin üzerinden geçen bunca yıla rağmen konsoldaki buton ve tuşlarda herhangi bir aşınmanın olmayışı yine kullanılan kaliteli malzemenin bir sonucu.
< Resime gitmek için tıklayın >
Özellikle gece kullanımlarında gözlenen düğme aydınlatmaları Japonlar başta olmak üzere diğer üreticilere yol gösterecek cinste. Okuma lambalarının olduğu alandan iki adet lazer tarzındaki kırmızı ışık ile gece vites kolu ve konsolun ambiyanslı bir şekilde aydınlatılması sağlanıyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Aracı çalıştırdığınızda, hız, devir ve konsoldaki diğer kadranlar Alfa Romeo dinamizm felsefesine uygun olarak saat 6 pozisyonundan yukarı tırmanmaya başlıyor. Kadran çubukları her daim(gece/gündüz) kırmızı ile aydınlatılıyorlar. Kadran aydınlatmalarının açık olmadığı zamanlarda karanlık bir ortama girildiğinde çubukların tek başına kırmızı gösterimleri size çok hoş bir sunum sergiliyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Kadran ve ortasında bulunan LCD ekrandan oluşan yol bilgisayarı oldukça şık tasarlanmış. Herhangi bir okuma güçlüğü bulunmuyor. Yol bilgisayarının en üstünde her daim saat ve dış sıcaklık değerlerini görüyorsunuz. Sol alt kısımda aracın o anki teknik sorunları gösteriliyor. Alt orta kısımda km bilgilerine yer verilmiş. Km sayacının digitlerin analog sayaçlardaki gibi atıyor olması ayrı bir hava katıyor. Sağ alt kısımda aracın vites bilgisine yer veriliyor. Orta kısımda ise, araçla ilgili genel uyarı ve bilgilendirme mesajları ile, müzik sistemi ve ayarlar görüntülenebiliyor. Modları görmek ve ayarlamak için sinyal kolunun ucundaki düğmeleri kullanmak gerekiyor. Silecek kolu üzerindeki Trip butonu ile yakıt tüketimi menüsüne doğrudan erişebiliyorsunuz. 159 sensör bakımından oldukça zengin. Ön ve arka park sensörleri, fasılası ayarlanabilir yağmur sensörü, buğu-koku sensörleri, karanlık sensörleri ve kararan iç dikiz aynası ile sürücüye pek fazla iş bırakmıyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Aracın arka park sensörlerine ilave olarak, ön tarafında da park sensörleri mevcut. Böyle bir şaheser niteliğindeki ön tampon tasarımının da sensörsüz olduğunu düşünmek istemiyorum. LCD ekrandaki görsel ve sesli yönlendirmeler ile 159’u rahatlıkla park edebiliyorsunuz. Sağ dikiz aynası, vitesi R konumuna aldığınızda daha rahat park manevraları yapabilmeniz için ayarladığınız açıya otomatik olarak dönüyor. Manevra sonrasında vitesi P veya D konumuna almanızla ayna normal ayarına geri dönüyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
159’da metalik kaplamalı üç kollu spor bir direksiyona yer verilmiş. Direksiyonun karakterine uygun boğum kısımları ele iyi oturan kaslı bir yapıda tasarlanmış. Kullanılan deri kaliteli ve aşınmalara karşı dayanıklı. Bazı modellerde gördüğümüz tüy gibi hafifliğin tersine, biraz ağır bir direksiyon olduğunu söyleyebilirim. Doğrudan tepkili, daha hisli ve isteklerinizi çok net şekilde yola aktarabilen bir kullanım sunmak için, Alfa’nın böyle bir direksiyon karakteri sunduğunu görüyoruz. Direksiyonun sol ve sağ tarafındaki butonlar sayesinde ses sistemini kontrol edebiliyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Hız sabitleme sistemi, sinyal kolunun altında ek bir kol üzerine yerleştirilmiş. Stabil ve güzel çalışan bu sisteme, birkaç kullanımdan sonra rahatlıkla alışabiliyorsunuz. Uzun yol denemelerinde oldukça konforlu bir sürüş sunuyor ve örneğin eski hızınıza dönmek için kolun ucundaki butonları kullandığınızda, birçok araçta gördüğüm devri sonuna dayayıp panik bir şekilde eski hıza çıkma isteği yerine, usulca ve derinden hızlanarak, devri sonuna kadar dayamadan konforlu bir şekilde bunu yapan bir hız sabitleme sistemi mevcut.

Kısa yapılı, aşınma ve yıpranmaya meydan okuyan şık tasarımlı bir vites topuzu kullanılmış. Kolun arka kısmından ASR/VDC sistemini devre dışı bırakan düğme, dörtlü flaşör düğmesi ve merkezi kilit düğmesine yer verilmiş.

Sol alt bölümde 4 adet butona yer verilmiş. “P” butonu ile gösterge paneli kapalıyken Park lambaları yakılabiliyor. Sinyal kolunu sağa veya sola indirmeniz durumunda sadece o yöndeki park ampüllerini yakmanız da mümkün. Onun altındaki “km” butonu ile günlük km sayacını sıfırlayabiliyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Diğer iki buton ile de ön ve arka sis farlarını devreye alabiliyorsunuz. Far yükseklik ayarı tıpkı eski aracım Audi A4’deki gibi otomatik olarak araç çalıştırıldığında, o anki ağırlığına göre otomatik alçaltılıp yükseltildiğinden ayarlama butonu bulunmuyor. Sizin yerinize bu işlevi araç otomatik olarak yerine getiriyor.

Aracın kapı ve cam açma/kapama/kilitleme ve elektrikli ayna işlevleri sürücü kapısındaki alanda bir araya getirilmiş. Kullanılan butonlar oldukça kaliteli seçilmiş ve herhangi bir aşınma söz konusu değil. Bagaj açma butonu alışagelmişin dışında tavan aydınlatma bölümüne konulmuş. Yine park sensörü kontrol butonu da tavan kısmında yer alıyor. Camlar uzaktan kumanda ile de açılıp kapatılabiliyor ve sıkışma önleyici özelliği mevcut. Yine anahtar üzerinde bagaj açma özelliği de bulunuyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Tüm kapılarda saklama gözleri mevcut. Fakat yeterince hacimli olmamaları size de kullanışsız gelebilir. Torpidonun genişliği, aydınlatmalı ve soğutmalı oluşu ile içinde birde USB girişinin bulunması oldukça kullanışlı tasarlanmış.

Ön kol dayama iki hazneden oluşuyor. Üst kısma anahtar, kumanda, kart gibi eşyalarınızı rahatlıkla koyabilirken, alt kısma ise soğutma özelliği olması sebebiyle içecek vb. gibi eşyalarınızı koyabiliyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Arka kısımda da açılır hazneli kol dayama mevcut. Arkadaki kol dayamayı açtığınız zaman, bir pencere ile karşılaşıyorsunuz. Buradan bagaja ulaşmanız mümkün.
< Resime gitmek için tıklayın >
Alfa 159'un hafızalı, ısıtmalı ve elektrikli deri koltukları, kabinde en çok göze çarpan ve kalite hissini sonuna kadar sunan başlıca özellikleri arasında gösterilebilir. Koltuklar vücudu yüksek yanal destekleri sayesinde iyice saran konforlu ve sportif bir yapıda tasarlanmış.
< Resime gitmek için tıklayın >
Özellikle ön kısımda oldukça ferah bir diz mesafesi sunuyorlar (tabi bunda ön konsolun tasarımının da payı mevcut). Koltuklarda baldır ve bel destekleri de bulunuyor. Kafalıklarda işlemeli marka amblemlerine yer verilmiş.
< Resime gitmek için tıklayın >
Sürücü koltuğuna elektrikli butonlar aracılığı ile istediğiniz pozisyonu verdikten sonra, kaydetmek istediğiniz numaraya basılı tutuyorsunuz ve kısa bir bip sesinin ardından dikiz ayna ayarlarınız ile birlikte pozisyonunuz hafızaya alınmış oluyor. İtiraf etmeliyim ki, eşin dostun bakmak incelemek amacı ile koltuk ayarınızı bozmasına çok içerlenen biri olarak, hafıza seçeneği benim için harika bir özellik. Üç adet pozisyonu hafızaya alabiliyorsunuz. Yine 3 derece şiddetine kadar ayarlanabilen ısıtma özelliği istediğiniz zaman hızlıca devreye giriyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
200bin km’deki araçları dahi incelediğimde eğer koltuklarına gerekli deri bakımları düzenli yapılmışsa, yıpranma ve deformasyon olmaksızın ilk günkü gibi diri kaldıklarına şahit oldum. Bunun en büyük sebebi, kullanılan derinin kalitesi ve en az deformasyon olacak şekilde bir tasarım yapılmış olması.
< Resime gitmek için tıklayın >
159’un temelde Progression ve Distinctive olmak üzere iki donanım paketi bulunuyor. Bunlara ilave olarak birde Distinctive Plus (en dolu)paketi mevcut.

Aracın tüm bu anlattığım iç detayları da bize gösteriyor ki, Alfa bu otomobili tamamen bir aile kullanımı için üretmekten ziyade, sportif karakterine uygun olarak tasarlamış. Bu tasarımı yaparken de, spor karakteristiğinden ve ruhundan hiçbir konuda taviz vermemiş. Bunu direksiyonun sürüş zevkinden, eşya saklama gözlerinden, butonlardan ve size bir yarış aracındaymışsınız hissiyatını oluşturan diğer tüm detaylardan da rahatlıkla anlayabiliyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Alfa 159’un ağırlığı 1540kg. Ağır cüssesine rağmen, 320Nm torku ve 0,32’lik sürtünme katsayısının da etkisiyle yolda süzülerek ilerlediğini ve bir hayli çevik/atak olduğunu gözlemliyorsunuz. Aracın bagaj hacmi 405 litre ile akranlarının biraz gerisinde bir hacim sunuyor. Fakat bagaj kapağının geniş olması ve içerinin derinliği ile yolcu kısmından da bagaja erişilebilir olması kullanım kolaylığı sağlıyor. Stepne bagajın alt kısmında orijinal çelik jantı ile birlikte yer alıyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Fabrika çıkış bilgilerinde ortalama tüketimi 7,1lt olarak belirtilen aracın İstanbul trafiğindeki tüketimi, 100km’de ortalama 8 litre olarak gerçekleşiyor. Uzun yolculuklarda ise 6.vitesin de katkısı ile 120km’li hızlarda ortalama 5 – 5,5 litre civarında bir tüketim değerini rahatlıkla yakalayabiliyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Aracı spor modundaki agresif kullanımlarınızda 10-11litre aralığında bir değerle karşılaşıyorsunuz. 1,5 tonun üzerindeki 150Hp ve 320Nm torkluk bir makinada bu değerlerin oldukça ekonomik olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Aracın yakıt deposu 70 litreden oluşuyor. Uzun yolculuklardaki dikkatli kullanımlarda, bir depo ile rahatlıkla 1000km menzilini yakalayıp geçebiliyorsunuz.
< Resime gitmek için tıklayın >
Araç, 2006 yılında yapılan EuroNCAP çarpışma testlerinde 5 yıldız almayı başarmıştır. Sınıfında en sağlam gövdeye sahip modeller arasında yer alan Alfa 159’da, Denge kontrol sistemi (VDC(ESP)), Kaymayı ve patinajı önleyici çekiş kontrol sistemi (ASR), Hidrolik Fren Destek Sistemi (HBA), ABS+EBD ve Sürücü, Yolcu, Yan, Diz ve Perde olmak üzere toplam 9 adet hava yastığı gibi güvenlik ekipmanlarını içeriyor. VDC ve ASR sistemi ayrı ayrı devre dışı bırakılabiliyor…
< Resime gitmek için tıklayın >
ABS, EBD, MSR(tork kontrol sistemi), gibi ekipmanlar ıslak veya kaygan zeminlerde kendini gösteriyor ve sistem soğukken dahi 100km/s hızda 36 metrede aracı durdurabilmenizi sağlıyor. Üç ani duruşun ardından ısınmasıyla fren mesafesini 34 metreye kadar düşürebiliyorsunuz. Bu değer rakiplerine ve cüssesine göre oldukça iyi iş çıkardığını gösteriyor.
Alfa Romeo 159 biliyorum ki birçok kişinin hayalini süsleyen bir otomobil. Bunu, onu kullanırken dışarıdan aldığınız tepkilerden de çok iyi gözlemleyebiliyorsunuz. İçinde biraz olsun spor ruh taşıyan kullanıcılar 159’un sürüş özelliklerini ve iç mekanda ki enstrümanların kaliteli işçilikle birleştiğinde ortaya nasıl bir sonuç çıktığını gördüklerinde bana hak vereceklerdir.
< Resime gitmek için tıklayın >
Fakat ülkemizde belli önyargılar sebebiyle hak ettiği yeri bulamamış, farkındalığı yüksek kullanıcıların tercih ettiği bir otomobil de aynı zamanda. Bana göre tam anlamıyla bir fiyat/performans aracı konumunda. Yaşı sebebiyle vergilendirmede 3.dilimde yer alması da f/p olmasına büyük katkı sağlıyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
159, rüştünü ispatlamış 1.9 JTDm motor ve Aisin şanzıman ile güç, konfor, yol tutuş, güvenlik ve tasarım konularında her daim Premium bir otomobilin sağladıklarını çok daha ekonomik imkanlar ile size sunarken, yakıt ekonomisiyle de bunu destekliyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Dışarıdan bakıldığında oldukça büyük olan dış ölçülerine rağmen, iç mekan bir Brioni takım elbisesi gibi vücudunuzu tam sararak size safkan bir araç kullanımı zevkini yaşatıyor.
< Resime gitmek için tıklayın >
Açıkça önerebilirim ki, C veya 3 serisi yerine daha düşük maliyetlerle 159’a şans verilebilir. Piyasada genellikle bilinçli kullanıcılar tercih ettiği için, periyodik bakımları düzenli yapılmış, biraz da şanslı iseniz benim gibi boyasız ve değişensiz ilk sahibinden 159 bulmanız mümkün. Halefi Gülia’nın gün yüzüne çıktığı bugünlerde, farkındalığı artan piyasa kullanıcılarının da etkisi ile, 159’un popülaritesi artmaya başlamış durumda…
< Resime gitmek için tıklayın >

Diğer incelemelerime aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.
http://otomobiltestgaraji.blogspot.com.tr/2015/06/alfa-romeo-159-19-jtdm-distinctive-q.html
İyi Sürüşler
T
11 yıl
Türkiye\u0027yi imha planı!
Kobani ve Cizire arasında stratejik öneme sahip olan Tel Abyad, YPG’nin eline geçti.

Yenişafak yazarı İbrahim Karagül, Tel Abyad'ın üzerinden iki çok tehlikeli planın yapıldığını ve Türkiye'nin derhal askeri müdahalede bulunması gerektiğini yazdı.
< Resime gitmek için tıklayın >
ETİK TEMİZLİK SEÇİM ÖNCESİ PLANLANDI
Daha Irak işgal edilirken, ABD ordularının Türkiye'yi kullanmasısırasında tartıştığımız gerçekler bugün yine önümüzde. Binlerce kişilik ABD birlikleri, Kuzey Irak-Akdeniz koridoru üzerine yerleştirilecekti. O zaman Suriye tarafına değil, Türkiye tarafınakonuşlanacaklardı. Planlama, K. Irak-Akdeniz arasında Türkiye topraklarında bir kuşak oluşturma esasına dayanıyordu. Hesap ortadaydı. 2003 yılından beri de önümüzde duruyor.

Bugün Suriye'nin hali malum. Son derece elverişli bir ortam var. Neredeyse bütün örgütler, bir yerler adına savaş veriyor. Proje bu sefer PKK'nın Suriye kanadı üzerinden servis ediliyor. Ne zaman? Daha seçimler yapılmadan, bazı çevrelerin Türkiye'nin koalisyona gireceğini anladığı anda Kuzey Suriye'de Türkiye'yi etkisizleştirecek, Güney'le bütün bağını koparacak, K. Irak-Akdeniz koridorunu açacak operasyon hızlandırılıyor. Müthiş bir demografik planlama başlatılıyor, Türkmenler ve Araplara karşı bir tehcir, etnik temizlik başlatılıyor.

İKİ ÇOK TEHLİKELİ PLAN VAR!
Bu, aynı zamanda Türkiye'yi çevreleme, on yıldır açıldığı bütün ülkelerde, bölgelerde sıfırlama, onu tekrar Anadolu'ya hapsetme stratejisinin belki de son safhası. Nasılsa içeride kurulmuş saat gibi, bu çevreleme harekatını yıllardır Türkiye'nin başarısız politikaları olarak pazarlayan bir çevre var. Dikkat edin aynı çevre bugün “sınırları hemen açın” diye yaygara koparmaya başladı.

Siz ne zaman Arapları, Suriyelileri seviyordunuz? Öyle değil, onlar dışarıdan çevrelemenin, içeriden güçsüzleştirmenin, yeniden vesayet altına almanın ülke içindeki operasyonlarını yürütüyorlar çünkü. Seçim öncesi uyguladıkları siyasi mühendisliğinbüyük oranda başarılı olması, Gezi ve 17 Aralık'la ulaşamadıkları sonuçlara seçim sonuçlarıyla ulaşmış görünmeleri cesaretlerini artırmış.

Dışarıdan çevrelemenin içerdeki ortamı bu sonuçlar üzerinden oluşturulacak. Belki AK Parti'yi dışarıda bırakacak bir koalisyon için CHP-MHP ve ona dışarıdan destek verecek HDP formülüiçin bastıracaklar. Bunu başarırlarsa, iki sonuç elde etmiş olacaklar:Türk milliyetçiliğini tasfiye etmiş, gücünü kırmış, etkisizleştirmiş olacaklar. MHP tükenecek. İkincisi ise, dışarıdan çevrelemenin tam olarak zafere erişmesi için içerideki zayıf koalisyonu kullanıp, işin Türkiye ayağını tamamlamış olacaklar.

HARİTAYA BAKIN BİR DE KOALİSYON ÇALIŞMALARINA

İki şeye dikkatle bakın: Yakın bölge haritalarına ve koalisyon çalışmalarına. İkisi arasında müthiş bir koordinasyon, benzerlik göreceksiniz ve ortak noktaları Türkiye'yi durdurmak üzerine olacaktır. Türkiye içinde seçimlerin hemen öncesi başlayan, seçim sonrasında da en güçlü ses haline gelen söylemlere bakarsanız, Kuzey Suriye'de nelerin tezgahlandığını, ABD'nin bu işin neresinde olduğunu, içeride nasıl bir iç politika dizayn edilmek istendiğini ve yine ABD'nin bu işin neresinde olduğunu çözersiniz.

On yılı aşkındır devam eden müthiş yükseliş döneminin intikamını almak isteyen bir süreç başlatılıyor. Rövanşist, acımasız bir hırpalama dönemi bu. İntikam Türkiye dışındahazırlanıyor, içerideki siyaset ve medya çevreleri üzerinden servis ediliyor. Bizler de bunu, tamamen Türkiye içi bir sorun olarak algılıyoruz.

YENİ TRUVA ATI VE TÜRKİYE'NİN İMHASI
Eğer içeride zayıf bir koalisyon dönemi yaşanırsa, eğer “Sisi Koalisyonu” dediğim CHP-MHP ve dışarıdan destek verecek HDP koalisyonu inşası başarılı olursa dört bir taraftan kurşun yağmuruna tutulacağız. Türkiye'nin milli güçleri tasfiye edilecek. Kuşatılmış, kafasını kaldıracak mecali bile olmayan bir ülke haline geleceğiz. Dikkat edin, içerideki istikrarı hedef alan proje Kürt milliyetçiliğini kullandı. Dışarıdaki çevreleme harekatının son safhası da Kürt milliyetçiliği üzerinden servis ediliyor. İkisinde de PKK bir Truva Atı olarak kullanılıyor.

Maalesef ülkemizdeki muhalefet aklı bu gerçeklerin çok uzağında. DahaTel-Abyad olayının ne anlama geldiğini bile idrak edecek durumda değil. Sadece haritaya bakmaları bile yeterli iken, birilerinin bunu “insani dram” olarak servis etmesinden son derece memnunlar. Bir adım sonrasına ilişkin ne bir öngörüleri, ne de bir endişeleri var.Böyle bir basiretsizlik, ufuksuzluk bu ülkeyi imha edecektir.

ASKERİ MÜDAHALE ŞART!
K. Irak-Akdeniz koridorunda, hemen güneyimizde bir tampon kuşakoluşturulduktan sonra Türkiye'nin eli Akçakele'den öteye uzanamayacaktır. Ortadoğu'nun hiçbir yerinde olamayacaktır. Arap dünyası ile bütün bağlantıları kesilecektir. Hesap budur.

Ancak ondan sonrası çok daha vahim. Bu kuşak, Türkiye'yi istikrarsızlaştırmaya, yeniden iç çatışmalara sürüklemeye, parçalamaya dönük son adım olacaktır. Türkiye, mezhep savaşlarından kaçarken yeniden etnik savaşın içine sürüklenecektir. Tampon bölgenin güneyinde ise İran'dan başka bir güç olmayacaktır. Irak'ta olduğu gibi…

İşte bu kuşak projesi başarıldığında, Suriye sınırı boyunca uzanan Türkiye karşıtı bir cephe inşa edilmiş olacaktır. Bunun bir adım sonrası, bu cephe üzerinden Türkiye içlerine saldırmak olacaktır. Çevreleme harekatının son safhası budur. Bu aşamadan sonra içeride, kendi geleceğimizi kurtarıp kurtaramayacağımızı tartışacağız.

Eğer içerideki yeni hükümet şekli de bu senaryoya ayarlı olursa, vah Türkiye'nin haline! Türkiye derhal tampon bölge planlarına müdahale etmeli. Gerekirse askeri müdahalede bulunmalı ve kendini korumalı. Çünkü doğrudan Türkiye'yi hedef alan bir cephe kuruluyor. Yarın çok geç olacaktır.
DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.