
|
İslam alimleri Amerika’yı biliyordu... Prof. Hitti’ye göre Endülüs’teki müslüman coğrafyacılar, dünyanın bir küre şeklinde olduğunu söylemeseydiler Yeni Dünya (Amerika Kıtası) asla keşfedilemezdi. Zaten Colomb’un, Marko Polo’nun Doğu’dan öğrendiklerini okuduğunu da biliyoruz. Amerika’nın keşfi hadisesi her zaman için zihinleri meşgul eden sorulardan biri olmuştur. Nitekim bu kıta keşfedildikten sonra tarihin seyri değişmiş birçok önemli olayın müsebbibi bu kıtada yaşayanlar veya kaşifleri bu kıtaya gönderenler olmuştur. Yeni dünyanın keşfi ile eski dünyanın güçlüleri önce oradaki insanları sonra da yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını sömürmeye başlamış, ardından tarihin seyri ilginç bir şekilde değişmiştir. Nitekim daha sonra da değineceğimiz üzere Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşu da bir hayli ilginç olacak, kurucularının ilginç bağlantıları herkesi şaşırtacak ve bugünü doğru tahlil edebilmemiz için gerekli olan alt yapıyı verecektir bizlere. Yeni Dünyayı Christophe Colomb’dan önce keşfedenlerin olduğu hep söylenegelmiştir. Fakat her ne kadar bu kıtanın keşfi, Colomb tarafından yapıldı denilse de kıtaya adını başka biri vermiştir. Bu konulara girmeden önce Colomb’un bu seyahate çıkış sürecine kısaca bakalım. _________________________________________________________________________________________ Dünya yuvarlak mı? Dünyanın yuvarlak olduğunu söylemenin yasak olduğu 15. yüzyılda İslam dünyası dünyanın yuvarlak olduğunu biliyor, Avrupa’da ise bunu söyleyenler ateşe atılıyordu. Kilisenin söylediklerinin aksini iddia edenler dinsiz oluyorlar ve cehennem ateşinden kurtulmaları için yakılıyorlardı. Prof. Hitti’ye göre Endülüs’teki müslüman coğrafyacılar, dünyanın bir küre şeklinde olduğunu söylemeseydiler Yeni Dünya (Amerika Kıtası) asla keşfedilemezdi. Zaten Colomb’un, Marko Polo’nun Doğu’dan öğrendiklerini okuduğunu da biliyoruz. Ünlü Arap kadısı-tarihçisi Kalkaşandi değerli eseri Subhü-l Aşa’da, Atlantik Okyanusu’ndan Amerika’ya doğru seyahate çıkıp da genelde dönmeyen müslümanların varlığından söz eder. (Fendoğlu Hasan Tahsin, Doç. Dr. Modernleşme Bağlamında Osmanlı- Amerika ilişkileri, sf. 150) Peter Matry de İspanyolların bu bölgeye geldiklerinde zencileri gördüklerini ve bunların Kızılderililerle savaş halinde olduklarını yazar. Buna göre eski dünya ile yeni dünya arasındaki trafik ilk kez Müslümanlar tarafından oluşturulmuştur. (Muhammed Hamidullah,) Hatta Amerika gibi Güney denizlerinin ve orta Pasifik adalarından binlercesinin Müslümanlar tarafından keşfedildiği söylenir. Örneğin Brazil kelimesi etimolojistleri (dil bilginlerini) çok şaşırtmıştır. Çünkü bu kelime ne İngilizce, ne Avrupa, ne de Brezilya kökenlidir. Müslümanların okyanuslardaki aramalar dolayısıyla yapmış oldukları seferlerde Kuzey Afrikalı çok ünlü Birzala Kabilesi (veya Benu Brazil) fertlerinden bir grup buraya yerleşti ve buraya Brazil dediler. Etimolojistler, Kızılderililerin dilinde Arapça asıllı kelimelerin bulunduğunu da ortaya çıkarmışlardır. (Fendoğlu Hasan Tahsin, Doç. Dr. A.g.e. sf, 151) Bazı bilim adamları “Arap coğrafyacıların verdiği bilgiler Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfinden (1492) önce müslüman denizcilerin Atlas okyanusunu aşarak yeni dünyaya ayak basmış olduklarını gösterir” derler. _________________________________________________________________________________________ Amerika’ya Osmanlı’dan bir bakış Tarih muhtelif rivayetlerle dolu bir bilim. Zaten bu yüzden de hep bir bilim olup olmadığı tartışılmıştır. Resmi tarih bize denizciliğimizin iyi olmadığını yalnızca Barbaroslar döneminde bir şeyler yaptığımızı anlatsa da Amerika’nın doğusunda bugün dahi Büyük Türk Takım adaları diye adlandırılan yerlere ilk çıkanların Türk gemicileri olduğu düşünülmekte ve bu ismin de ondan dolayı verildiği kabul edilmektedir. Osmanlı denizcilerinin bu gün bile (Turks Islands) diye adlandırılan adalara, o dönemde gitmiş olmasına şaşırmamak lazım gelir. Çünkü Piri Reis’in haritası bize haritacılıktaki bilgimizi ve maharetimizi anlatmaya yeter de artar bile. H. Tahsin Fendoğlu kitabında şöyle der: “Kolomb, Türklerin ve müslümanların yaptığı harita ve deniz yolları haritalarından yararlanarak Amerika’ya gitmiştir ama Batı bunu gizlemiştir. Gizlemesinin nedeni de İstanbul’un fethinden sonra Kilisenin Türklere (müslümanlara) karşı topyekün bir saldırıya geçmiş olmasındandır. (A.g.e, sf. 155)” Piri Reis haritasında Amerika’dan “Antilya” diye bahseder. Amerika’nın keşfi Piri Reis’in Kitab-ı Bahriyesine göre 1465 yılında, Fatih döneminde olmuştur. _________________________________________________________________________________________ Kolomb’un Tayfaları Kolomb’un keşif macerasına doğru yelken açacağı asırda en güçlü donanma Osmanlı’da bulunuyordu ve bazı tarihçiler Kolomb’un Sultan 2. Bayezid’e baş vurup ondan yardım istediğini söylerler. Her ne kadar Kolomb’un tayfalarının içinde üç Müslümanın bulunduğu, neredeyse, herkesçe biliniyorsa da bunların kim olduğu hakkında pek de malumat yoktur ama Bayezid’in Kemal Reis’in arkadaşlarından birkaç kişiyi Kolomb’a yardım için görevlendirdiği de söylenir. Batı’da yazılan eserlerde hiç bahsedilmemişse de Kolomb’un tayfalarının arasında Rodrigo veya Diego de Arana veya Diego de Deza takma isimli müslümanların olduğu hatta bu müslüman denizcilerin Amerika’ya daha önce de gittikleri söylenir. Kolomb’un yolculuğu nereye? Kolomb’un yolculuğunu yapmak için önce Portekizlilere baş vurduğu fakat isteğinin kabul edilmediği tarih kitaplarında yazar. Kolomb’un daha sonra İspanya Kurtuba’da bulunan Kral Ferdinand ve Kraliçe İsabella’dan yardım istediği ve isteğinin kabul edildiği de açıktır. Açık olmasına açıktır fakat her şey bu kadar masumane mi yapılmıştır? Kolomb bu seyahate yalnızca yeni toprakları keşfetmek için mi gitmiştir? Osmanlı’ya bulaşmadan Hindistan’a gitmek isteyenlere alet mi olmuştur? Yoksa bu yolculuk, İspanyol Kral ve Kraliçesini adeta esir almış ve onları kuklalar gibi ellerinde oynatan bazı “üstün ırka mensup” kişilerin isteği doğrultusunda mı yapılmıştı? Kolomb yelkenlerini açmıştı. Sürekli Batı’ya gidersem Doğu’ya varacağım diyordu ve yolculuğu hayli ilginçti… __________________________________________________________________________________________ Müslüman Bilim adamlarının söyledikleri Onuncu yüzyılda yaşayan büyük İslam Alimi Biruni eserlerine, Hind ve Atlas Okyanuslarının ötesinde büyük kara parçalarının olması gerektiğini belirtirken Japonya ve Amerika’yı kastediyordu. Ebul Hasan el- Mesudi, bir eserinde Kurtubalı Haşhaş b. Said b. Esved’in Atlantik Okyanusunu geçtiğini ve geri döndüğünü yazmıştı. Nitekim Mesudi 943 yılında bir Dünya haritası yapmıştı. Sicilya’da Norman Kralı’nın sarayında bulunmuş olan Şerif el- İdrisi, Lizbon’dan sekiz kişinin Amerika’ya gittiğini ve oradaki adalarda meskun olduğunu yazmıştır. Üç asır boyunca Avrupa’daki boşluğu dolduran haritanın da sahibi olan İdrisi’nin haritasının Kolomb tarafından kullanıldığı düşünülmektedir. Nitekim bir çok bilim adamı ve yazar İdrisi’nin haritasında, Antilla adalarını göstermesinden dolayı müslümanların Kolomb’dan önce bölgeden haberdar olduklarını kabul eder. (İdrisi’nin vefat tarihi 1165’tir.) Kristof Kolomb 1499 yılında Haiti’den yazdığı bir mektupta, İbn Rüşd’ün Amerika’nın varlığı konusunda kendisine bir fikir vermiş olduğunu belirtiyordu. Nitekim bu ve bunun gibi daha bir çok bilgi aslında müslümanların Kolomb’dan neredeyse üç yüz yıl önce Amerika’yı bildiğini ve burada İslamı yayma çalışmalarına bile girdiklerini anlatır. 2 __________________________________________________________________________________________ Amerika’nın Keşfinde Yahudi Parmağı Kolomb, yolculuğunun 68. gününde Amerika kıtasına ulaşmıştı. Kolomb’un el yazılarında şöyle yazdığı söylenir: “Bu zat, Rodrigo (müslüman denizci) sıradan bir tayfa değildi. Osmanlı Deniz Kuvvetlerine mensup olup gizli bir din (İslam) taşıyordu. Bu durumu benden başka kimse bilmiyordu. İlk karayı gören kişi de Rodrigo’ydu. Ama mükafatı resmen bir müslümana vermek istemedim…” Sürekli Batı’ya gittiğinde Doğu’ya varacağını öğrenmiş olarak yola çıkan Kolomb, okyanusa yelken açtığında, aynı zamanda tarihte de bir muammaya doğru yelken açmıştı. Bir çok tarihçi Kolomb’un bu seyahate yalnızca Amerika kıtasının varlığını ispat etek için çıktığını söylese de aklımıza takılan bazı soruların cevaplarını bulabilmek için taşları yerine koymaya ve parçaları birleştirmeye çalıştığımızda ilginç şeylerle karşılaşıyoruz. Örneğin Kolomb’un bir İtalyan olduğu halde asla İtalyanca konuşmayıp, yalnızca İspanyolca konuştuğu biliniyor. Asıl ismi Domenico Colombo olan Kolomb, Geneoa’ya yerleşmiş bir İspanya Yahudi’si… Amerika’nın Keşfinde Yahudi Parmağı Diğer farklı bilgiler de şöyle: 1485 yılında Yahudiler Hindistan’ı keşfedip Hindistan’dan altın, mücevher ve değerli taşlar getirmeyi hesaplıyorlar. Bu iş için gerekli parayı temin edebilmek için de İspanya Kralına gidip ona; “Bize oraya gidip gelecek gemileri ve o kadar parayı ver, döndüğümüzde sana iki mislini verelim.” diyorlar. İspanya Kral ve Kraliçesini kandıran Yahudiler ondan parayı ve gemileri aldıktan sonra, yine bir Yahudi olan Kolomb’u kaptan tayin edip tayfalarıyla berber yolcu ediyorlar. Hindistan’a gitmek umuduyla yola koyulan Kolomb, Amerika’ya çıktığında kıtayı Hindistan zannediyor ve tabii ki altın, elmas, mücevher gibi bir şey görmüyor. Eli boş olarak İspanya’ya döndüğünde Yahudiler ve Kral hayal kırıklığına uğruyor. Bu işe çok kızan ve kendisini kandırılmış hisseden Kral, bu işe sebep olan Yahudileri mahkemeye veriyor. Engizisyon da hepsini kesmeye başlıyor. Sultan Bayezid’in hekimlerinden birinin Yahudi olduğu ve İspanya’da bu mezalim yaşanırken Yahudi hekimin bunu Bayezid’e söyleyip, Yahudilerin kurtarılmasını istediğini ve Sultanın da bunu kabul ettiği söyleniyor. Bu anlattıklarımız, tarih kitaplarında anlatılanlardan çok farklı ama mahdut güvenle yazılan tarih, sorgulandıkça bir propaganda aleti olmaktan çıkıp doğru ile yanlışın ayırt edilebilmesi için gerekli olan bir ilim halini alıyor. Bu sebepten dolayı biz her soruyu sormak ve her ihtimali de göz önüne almak zorundayız. __________________________________________________________________________________________ Kolomb’un ilk yolculuğu Kaptan Kolomb’un ilk yolculuğuna yelken açtığını söyleyip araya “Niçin” sorusunun cevabını bulabilmek ümidiyle bazı bölümler koymuştuk. O yolculukla devam ediyoruz. O günlerde Atlas Okyanusuna Sis Denizi deniliyordu ve bu denizin ardında Cehennem ile korkunç canavarların olduğuna inanılıyordu. Tabii ki bu bir Hıristiyan inancıydı. Kolomb üç de müslüman denizcinin iştirakiyle oluşturduğu 120 mürettebatı ve Santa Maria, Pinta, Nina isimli gemileriyle sulardaydı. Yolda Santa Maria adlı gemi batmıştı. Tayfalar isyandaydı. Cehenneme doğru gittiklerini düşünüyorlar ve bu yüzden de sürekli rahatsızlıklarını dile getirip dönmeyi teklif ediyorlar Kolomb ise “Müslümanların kitaplarından burada bir kara olduğunu öğrendiğini” söylüyor ikna olmayanlara da “Müslümanlar bilirler ve yalan söylemezler” diyordu. Her ne kadar Kolomb tayfaları yatıştırmaya çalışıyorsa da ucu bucağı gözükmeyen su ve korkulu hava insanları tedirgin ediyordu. Bu arada üç müslümandan ikisinin dini ortaya çıkmış ve mutaassıp Hıristiyanlar onları denize atarak şehit etmişti. Yolculuğun 65. gününde, tayfaların bir daha kara göremeyeceklerini veya cehenneme gideceklerini düşünmesinden dolayı, sinirlerin iyice gerildiği bir anda bir tayfanın ilk adımıyla tayfalar Kaptan Kolomb’u dövmeye başlamıştı. Tayfalar kendilerini ölüme sürüklediğine inandıkları Kolomb’u döverken gemide kalan diğer müslüman denizci (Rodrigo lakaplı) üç gün sonra karaya ayak basacaklarını müjdelemişti. Bunu da güneşten irtifa almak suretiyle yaptığı yer tayini sonrasında bulduğunu söylüyordu. __________________________________________________________________________________________ “Mükafatı Bir Müslümana Vermek İstemedim” Kolomb, yolculuğunun 68. gününde Amerika kıtasına ulaşmıştı ama tayfaları cehennemde olduklarını zannediyorlardı. Bazı rivayetlere göre Kolomb’un Paris Bibliotheqe Nationale’de bulunan el yazılarında şöyle yazdığı söylenir: “Bu zat, Rodrigo (müslüman denizci) sıradan bir tayfa değildi. Osmanlı Deniz Kuvvetlerine mensup olup gizli bir din (İslam) taşıyordu. Bu durumu benden başka kimse bilmiyordu. İlk karayı gören kişi de Rodrigo’ydu. Ama mükafatı resmen bir müslümana vermek istemedim…” Rodrigo lakaplı Osmanlı Denizcisi 1498 yılında 3. Amerika seyahatine ait haritayı eski kaptanı ve arkadaşı Kemal Reis’e vermiş dolayısıyla bu bilgiler henüz o dönemde Osmanlı’nın eline geçmiştir. Nitekim Rodrigo’nun 3. Amerika Seyahatine ait bu haritası Piri Reis’in haritasının bulunduğu yerde, Piri Reis’in haritasının içinden çıkmıştır. Her ne kadar Amerika’nın müslüman ilim adamlarınca bilindiği ve bu sebepten dolayı Amerika’yı müslümanların keşfetmiş olduğunu daha önceden söylemiş olsak da, keşfi; oraya gitmek olarak niteleyenlere eğer onu kabul etmiyorsanız bunu kabul edin diyor ve Osmanlılar Amerika’ya işte bu sebepten dolayı Kolomb’dan önce çıkmıştır diyoruz. Başka bir iddiada ise Barbaros Hayrettin’in, Kanuni Sultan Süleyman’a Amerika’nın fethedilmesi için müsaade istediği ve Kanuninin de bunu o günlerde Mısır’da bulunan Makbul İbrahim Paşa’dan sorduğu ve Paşa’nın da “Ülkemize çok uzak olduğu için hiç teşebbüs edilmemesi gerektiğini” söylediği yer alır. (Esat Efendi, Hulasa-i Ahval-i Tunus ve Garp, İst. Üniv. Küt. Nu. 10803, sf. 400, Fendoğlu’dan sf. 159) __________________________________________________________________________________________ Piri Reis’in Haritası Bütün bunlardan bahsedip de Piri Reis’in haritasını es geçmek olmaz. Deve derisi üzerine sekiz ayrı renk kullanılarak çizilen ve günümüzdeki ölçülerle birebir uyuşan bu haritayı Piri Reis 1513 yılında çizmiştir. Bütün dünyada hayranlık uyandıran harita bugünkü modern ölçümlerle tespit edilen ebatlara birebir uymaktadır. Nitekim, ABD’nin George Town Üniversitesi de 1956 yılında bu haritanın bilimsel olduğunu kabul etmişti. Arapça, Yunanca, İtalyanca ve İspanyolca bilen Piri Reis Dünya Haritasında Amerika’nın doğu kıyılarını da göstermişti. Bu gün bütün Dünyada harita yapımı en ince ayarların yapıldığı ve yüzlerce insanın üzerinde çalışma yaptığı bir sahadır. Haritalar için bir çok uzman farklı yolarla ve yıllarını vererek ve her biri bir haritanın kendi uzmanlık sahasına giren bölümünü yaparken Piri Reis 21 parça deri üzerine yaptığı haritasını tamamen kendisi yapmıştı. Kendisi ölçmüş, kendisi çizmiş, kendisi ayarlamış, kendisi renklendirmiş hatta resimlerini bile kendisi yapmıştı. Macellan, Amerika’nın güneyine 1519’da gidebilmişti halbuki Piri Reis 1513 yılında yaptığı haritada burayı göstermişti. Harita’da gösterilen Laplata nehri 1515’de keşfedilmiş olduğu halde Piri Reis Laplata nehrini keşfinden iki sene evvel haritasında çizmişti. Hatta Piri Reis buzullarla kaplı Antartika Dağlarını bile en doğru şekli ile göstermişti. İlginç olanı bu dağların, 1952 yılında ses yansıtıcı aletlerle keşfedilmiş olması. Üzerine ciltlerce kitabın yazıldığı bu haritanın bir özelliğini daha yazmadan geçemeyeceğim. O da haritadaki ekvator çizgisinin bugünküyle birebir aynı olması. Ne denilebilir ki; şapka çıkartmaktan, el öpmekten başka ne kalır bizlere? Bize kalan tek şey bu müthiş eseri bütün dünyaya tanıtmak ve Piri Reis’in ruhuna fatihalar göndermek… Piri Reis’in Amerika’sı Piri Reis Kitab-ı Bahriya adlı eserinin 77- 85. sayfaları arasında Amerika’yı nazım olarak şöyle tarif eder: Lodos üstünde bulundu bir diyar/ Septe’den dört bin mil öte uzar Hangi tarihte bulundu iş bu yer/ Şerhedeyim ehl-i tarih gör ne der Tarih-i hicret buydu ol zaman/ Ta sekiz yüz dahi yetmişdi ol an İşbu tarihde bundu ol zemin/ İsmine “Antilya” dediler hemin. Bu şiirde de söylediği üzre Piri Reis Amerika’nın keşfini hicri 870 yani 1465 olarak gösterir. Yani Amerika’nın keşfinden 29 yıl evvel… 3 |
|
Japonların başkent Tokyo'da 800 metre uzunluğunda dünyanın en uzun binası olacak dev bir gökdelen inşa etme niyetinde olduğu bildirildi. Dünyanın en büyük inşaat şirketi Japon Taisei firması, 800 katlı dağ şeklinde bir bina inşa etmeyi planlıyor. Basında çıkan haberlere göre, aynı zamanda Türkiye'deki Marmaray projesini yürüten şirketin yapacağı ve içinde en az 1 milyon kişiyi barındırabilecek olan binanı gelecekte en uzun bina olması öngörülüyor. FUJİ DAĞINDAN DAHA YÜKSEK OLACAK GÖKDELENİN UZUNLUĞU 4 KİLOMETRE 'X-seed 4000' ismini taşıyacak olan binanın uzunluğu 4 kilometre. Söz konusu bina Japonya'nın ünlü Fuji Dağı'ndan 213 metre daha uzun olacak. Geleceğin Tokyo'sunda 'şehir içinde şehir' diye anılması düşünülen bina, New York'taki ünlü Empire State binasından 9 kere daha uzun olacak. Binanın yüzölçümünün ise 6 kilometre kare olması planlanıyor. EN AZ 300 MİLYAR DOLAR HARCANACAK Dizayn çalışmaları tamamlanmış olan ve diğer adıyla ''Okyanus Şehri'' olan 'X-seed 4000' binasının 300 ile 900 milyar dolar arasında astronomik bir ücrete mal olması bekleniyor. Birçok ülkenin toplam ticaret hacminden daha fazla para gerektiren Japon rüyasının inşasına yakın bir gelecekte başlanacağı kaydedildi. ASANSÖR, ZİRVEYE 35 DAKİKADA ÇIKACAK Uzmanların deniz üzerinde yapılmasını tavsiye ettikleri binanın zirvesine asansörle 35 dakikaya gidilmesinin planlandığı ifade edildi. Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Dubai'de yapımına devam edilen ve geşlecek yıl bitirilecek "Dubai Burcu" (Burj Dubai), 512 metre yüksekliğe erişerek "dünyanın en yüksek binası" unvanını ele geçirmişti. Kulenin kaç kat olacağı açıklanmıyor ancak tamamlandığında yüksekliğinin 609.6 metre olacağı ifade ediliyor. Dünyanın en uzun binası ünvanı daha önce Tayvan'ın merkezi Taipei'deki 508 metrelik "Taipei 101" binasına aitti. DÜNYADAKİ DİĞER EN UZUN GÖKDELENLER Petronas Kuleleri-Malezya (452 m) Sears Tower-ABD (442 m) Jinmao Tower -Çin (421 m) Hong Kong Finans Merkezi-Çin (412 m) http://www.samanyoluhaber.com/sondakika-67525.html < Resime gitmek için tıklayın > < Resime gitmek için tıklayın > < Resime gitmek için tıklayın > |
|
1930 yılında Hitler'den kaçarak Türkiye'ye gelen Yahudi asıllı Alman Prof. Dr. P. Neumark (Hukuk ve İktisat fakültelerinde hocaların hocası olarak ders vermiştir) ile bazı öğrencileri Boğaziçi'nde bir geziye çıkarlar. Nakleden avukat da bu toplantı içindedir. Talebelerden biri şu soruyu sorar: “Avrupa bizi neden sevmez hocam?” Prof. Neumark'ın cevabını cep defterine kaydeden avukat bu belgeden şunları okumuştu: “Çok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupalılar Türkleri gerçekten sevmezler ve sevmeleri de mümkün değildir. Türk ve İslam düşmanlığı asırlardır kilisenin ve Hristiyanların en küçük hücrelerine kadar sinmiştir. Sebeplerine gelince, not ediniz: 1- Avrupalılar sizleri Müslüman olduğunuz ve İslamiyeti yaydığınız ve Müslümanları asırlarca himaye ettiğiniz için sevmezler... 2- Sizler farkında değilsiniz ama onlar şu gerçeği çok iyi bilirler. Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekirdi. Osmanlı arşivi kasıtlı olarak çürütüldü ve imha edildi. 3- Dün Avrupa'nın pazarı idiniz. Şimdi Avrupa'yı pazar yapmaya başladınız. 4- En az 400 yıl Avrupa'nın sırtında ve ensesinde at koşturdunuz. 5- Selçuklular Anadolu'yu, Osmanlılar ise Balkanlar ve Orta Avrupa'yı Hristiyan Haçlılara mezar ettiler. 6- Sizi silah ile yenemeyenler, kendilerine benzeterek, milli ve manevi değerlerinizden kopararak yendiler ve hakimiyet sağladılar. Giyiminizden yaşantınıza kadar her şeyi kendilerine benzettiler. Ahlaki değerlerinizi yıprattılar. Ve sonra kendi içinizde sizi bölmeye başladılar. 7- Selçuklu ve bilhassa Osmanlı canını, kanını ve malını İslamiyet uğruna feda etmeseydi Kuzey Afrika Orta Doğu Hristiyan ülkesi olurdu. Ve belki İslamiyet Hicaz'da azınlık olarak kalırdı. Batı her yerde İslamiyeti kendi inançlarına göre kanalize etti. Ama Osmanlı Asr-ı Saadet devrindeki inancı devam ettirdi. 8- Kilise size kin kusmaktadır. Sebepleri yukarıdadır. 9-Ben İstanbul'a geldiğimde Türkiye'de 2 üniversite vardı. Şimdi 19'a çıktı. Osmanlı devrinde medreseler köylere kadar yaygın idi. Her medresede bilim vardı. İlk denizaltıyı Osmanlı yaptı. Sizin haberiniz yok ama Avrupalı biliyor. 10- Sizler milli kimliğinize dönerseniz Avrupa'nın medeniyeti ve refahı yıkılır. Ama Batı size bu imkanı vermez...” _________________________________________________________________________________________ Her şey açık ve net... |
Doping, ırkçılık, politika, seks ve şike gibi birçok olayın karıştığı spor tarihine birbirinden ilginç skandallar damga vururken, internet sitesi, Arjantin'in efsanevi golcüsü Diego Maradona'nın İngiltere'ye elle attığı ve sonradan "Tanrının Eli" olarak tanımladığı golü, ünlü boksör Mike Tyson'un maçta rakibi Evander Hollfield'in kulağını ısırmasını, İtalyan futbolunda 2006 yılında yaşanan şike skandalını ve bu sezona damgasını vuran Formula 1'deki casusluk olayını listesine dahil etti. İşte spor tarihinde yaşanmış birbirinden ilginç skandallar:
_________________________________________________________________________________________
METROYU KULLANDI MARATON KAZANDI
Kübalı atlet Rosie Ruiz, 1980 yılında katıldığı Boston Maratonu'nu kazandı. Her şey normal giderken, bazı kişilerin, Rosie Ruiz'in maraton koşusunun bitiş çizgisine 1 mil kala yarışa başladığını ortaya atmasıyla skandal patlak verdi. Ruiz, koşunun bitimine sadece 1 mil kala maratona dahil olmuş ve altın madalyayı kazanmıştı. Boston Maratonu'ndan 6 ay önce de New York Maratonu'nu ilk sırada tamamlayan Ruiz, gazetecilerin, "Maratonda rakiplerinize nasıl 25 dakika fark attınız" sorusuna, "Bu sabah çok büyük bir enerjiyle uyandım" diye yanıt vermişti. Ruiz'in New York Maratonu'nda da metroyu kullandığı ve son durakta inerek maratona katıldığı ortaya çıkmıştı.
2002 KIŞ OLİMPİYATLARI RÜŞVETLE KAZANILDI
2002 Kış Olimpiyat Oyunları'nı düzenleyen ABD'nin Salt Lake City şehri yetkililerinin, IOC jüri üyelerine, 1995 yılında olimpiyat oyunlarını şehirlerine vermeleri karşılığında rüşvet verdiği ortaya çıktı. Uluslararası Olimpiyat Komitesi, bu skandalın ardından IOC'ye üye 10 kişiyi görevden alırken, düzenleme hakkıyla ilgili çok ciddi yeni kurallar getirdi.
1976-1984 POLİTİKA OLİMPİYATLARI
1976 yılında yapılan olimpiyatlara, ırkçılık yapan Güney Afrika ile rugby maçı oynayan Yeni Zelanda'yı protesto için 28 Afrika ülkesi katılmadı. 1980 yılında düzenlenen olimpiyatlara ise daha sonra dağılan Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal ettiği gerekçesiyle ABD'nin başı çektiği 60 ülke girmedi. Bundan 4 yıl sonra Los Angeles'ta düzenlenen olimpiyatları ise tüm komünist bloğu ülkeleri protesto etti. 3 olimpiyat, üst üste yaşanan politik karmaşa nedeniyle tam bir skandala dönüştü.
F1'DEKİ CASUSLUK
Bu sezon Formula 1'de uzun tartışmalara neden olan casusluk skandalı şimdiden spor tarihinin en ilginç skandalları arasındaki yerini aldı. Ferrari'nin teknik elemanının, takımına ait gizlilik içeren bilgileri McLaren takımında görev yapan personele verdiği ortaya çıktı. İtalyan polisi tarafından yapılan baskında McLaren'de görevli kişinin evinde içinde motor, dizayn ve aerodinamik unsurları da içeren birçok gizli bilgi ve belgeye ulaşıldı.
2007'DE BİR SKANDAL DA FRANSA BİSİKLET TURU'NDAN
Bu yıl yaşanan bir diğer skandal ise Fransa Bisiklet Turu'ndan. Yarış ve kazanan isimlerden çok doping skandallarının tartışıldığı bu yılki Fransa Bisiklet Turu'nda yarışı lider götüren Michael Rasmussen ve yarışın favorileri arasında gösterilen Alexandre Vinokourov'un da aralarında bulunduğu 3 yarışçı ile 2 takım doping nedeniyle Fransa'yı erken terk etmek zorunda kaldı. 2007 Fransa Bisiklet Turu da hafızalara doping skandallarıyla kazındı.
"TANRININ ELİ"
Futbol tarihinin en ilginç simalarından biri olan Arjantin'in efsanevi yıldızı Diego Maradona, 1986 yılında yapılan Dünya Kupası çeyrek final maçında İngiltere'ye attığı golle adını tarihe yazdırdı. İngiltere'yi çeyrek finalden eden golü elle atan Maradona, maçtan sonra yaptığı açıklamada, "Tanrının Eli" demişti.
SVEN-GORAN ERİKSSON'UN BAŞINI YAKAN KADIN: FARİA ALAM
2004 yılında İngiltere Milli Futbol Takımı'nın teknik direktörlüğünü yapan Sven-Goran Eriksson, Faria Alam adında bir kadınla gizlice ilişkiye girdiği gerekçesiyle büyük eleştiri aldı. Eriksson ile ilişkisini detaylı bir şekilde grafiklerle anlatan Alam, aynı zamanda İngiltere Futbol Federasyonu (the FA) üst yöneticisi Mark Palios ile de aşk yaşadığını itiraf etti. Palois, görevinden istifa etmek zorunda kalırken, Eriksson da milli takımın başında daha fazla kalamadı.
BİR EFSANENİN SONU
Boks tarihinin en sıradışı olaylarından biri Mike Tyson ile Evander Holyfield arasında geçti. 1997 yılında unvan maçı için ringe çıkan boksörlerden Mike Tyson, maçta rakibinden yediği darbelerden etkilense gerek, Evarder'in kulağını ısırdı. Evander'in kulağını geven ve hatta bir parça koparan Mike Tyson'un ringlere veda edişi böylece kanlı bitmiş oldu. Bir dönem efsane olan Mike Tyson, kendisine inananları bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı.
ENGELLİ TAKIMINDA 2 ENGELSİZ
Zihinsel engellilerin katıldığı paralimpik oyunlarında basketbolda 2000 yılında altın madalya kazanan İspanya'nın madalya sevinci uzun sürmedi. Nedeniyse, 12 sporculu paralimpik basketbol milli takımına engelsiz 2 sporcunun da dahil edilmesiydi. Takımdaki engelsiz sporcuların önderliğinde altın madalyaya uzanan İspanyol takım, altın madalyayla değil ama yaptığı hileyle adını tarihe geçirdi.
SERİE A'DA ŞİKE
İtalya'da 2006 yılında yaşanan şike skandalı da listeye giren olaylar arasında. Juventus'un şampiyonluğuyla sonuçlanan sezonun ardından, ortaya atılan iddialarla soruşturmalar başlatılmış, soruşturmaların ardından Juventus, AC Milan, Fiorentina, Reggina ve Lazio suçlu bulunmuştu.
Şike skandalının ardından Juventus'un son 2 sezonki şampiyonluğu elinden alınarak ikinci lige düşürüldü. AC Milan, Fiorentina, Reggina ve Lazio takımlarına ise puan silme cezası verildi.