Bu hafta Vergi Mahkemesi’nden, uygulamada oldukça sık karşılaşılan bir soruna ilişkin önemli bir iptal kararı aldık. Dosyada, idare tarafından geçmişe dönük olarak mükellefiyet tesis edilerek, bu dönemde yerine getirilmediği iddia edilen yükümlülükler üzerinden özel usulsüzlük cezası kesilmişti. Ancak mahkeme, inceleme döneminde mükellef olmayan bir kişinin defter tutma, fatura düzenleme veya beyanname verme gibi yükümlülükleri fiilen yerine getirmesinin mümkün olmadığını açıkça ortaya koyarak bu cezayı hukuka aykırı buldu ve iptal etti. Nitekim kararda da açıkça ifade edildiği üzere:
Özellikle dijital faaliyetler üzerinden gelir elde eden ve sonradan vergi incelemesine tabi tutulan kişiler açısından bu karar, uygulamaya önemli bir sınır getirmekte ve “geriye dönük cezalandırma” yaklaşımına karşı güçlü bir hukuki dayanak sunmaktadır. |
| Microsoft Teams canlı yayın ve Town Halls kullanımı hakkında bilgi almak istiyorum. konu hakkında bilgisi olan var mı? |
|
Merhaba, Kuruluşumuzda profesyonel webinar etkinlikleri düzenlemekteyiz. Etkinliklerimiz zaman zaman 500 ila 1000 kişiye kadar katılımcıya ulaşabilmektedir. Bu doğrultuda aşağıdaki özellikleri karşılayabilecek bir webinar platformu veya çözüm arayışındayız: Konuşmacılar (panelistler): Katılımcıları görememeli ve katılımcı sayısını görüntüleyememeli. Katılımcılar: Birbirlerini görememeli ve aralarında herhangi bir etkileşim olmamalı (veya bu etkileşim minimum seviyede tutulmalı). Profesyonellik: Yayınların kalitesi, teknik altyapısı ve tasarımı üst düzey bir kullanıcı deneyimi sunmalı. Halihazırda Livecast Media kullanıyoruz, ancak platform değişikliği gündemimizde. Daha önce Teams ve Zoom gibi yaygın araçları da denedik ancak isteklerimize tamamen uygun bir çözüm bulamadık. Bu doğrultuda yukarıdaki ihtiyaçları karşılayabilecek bir platform önerisi veya özelleştirilebilir bir çözüm sunabilecek profesyonellerin desteklerini rica ederiz. Şimdiden teşekkürler. |
|
YASED Uluslararası Yatırımcılar Derneği, 2021 yılından bu yana genç yeteneklerin gelişimine katkı sağlamak amacıyla "YASED Akademi" programını başarıyla yürütmekteyiz. Uluslararası şirketlerin iş yapış şekillerini ve faaliyet alanlarını tanıtmayı hedefleyen bu program, bugüne kadar birçok gencimizin iş dünyasına hazırlık sürecine rehberlik etmiştir. Bu doğrultuda "YASED Akademi 2025 Eğitim Programı" Ocak 2025 itibarıyla başlayacaktır. Üniversitelerimizin 2., 3. ve 4. sınıf öğrencilerini hedefleyen bu program, gençlerimizin dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik, profesyonel iletişim ve finansal/hukuki okuryazarlık gibi kritik yetkinlikler kazanmalarına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Söz konusu program, tamamen çevrim içi ve ücretsiz olup, katılımcılara eğitim sonunda YASED Akademi Sertifikası takdim edilecektir. Başvurular 20 Ocak 2025 tarihine kadar adresi üzerinden kabul edilecektir. Üniversite öğrencilerinin bu kıymetli programa katılımını teşvik etmenizi ve uygun platformlarda duyuru yapılması hususunda desteklerinizi rica ederim. https://tr.surveymonkey.com/r/C6F9LGZ |
Bu karara karşı dava açılması mümkündür. Çünkü Anayasa’nın 125. maddesi uyarınca idarenin her türlü işlem ve eylemi yargı denetimine tabidir. Cumhurbaşkanı kararları da idari işlem niteliğinde olduğundan tamamen yargı dışı kabul edilemez. Burada açılacak dava türü “iptal davası” olacaktır. İşlemin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek Danıştay’dan kararın iptali talep edilir. Görevli mahkeme büyük ölçüde doğrudan Danıştay’dır; zira 2575 sayılı Danıştay Kanunu uyarınca Cumhurbaşkanı kararlarına karşı açılan davalarda Danıştay ilk derece mahkemesi olarak görev yapmaktadır. Bu nedenle süreç normal bir idare mahkemesi davasından daha üst düzey ve anayasal boyutu ağır basan bir yargılama niteliği taşır.
Dava açma süresi ise son derece kritiktir. İdari yargıda genel dava açma süresi 60 gündür. Kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı tarih 22 Mayıs 2026 olduğundan süre 23 Mayıs 2026’da işlemeye başlayacak ve kural olarak 21 Temmuz 2026 tarihinde sona erecektir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir; yani süre kaçırılırsa sonradan aynı işleme karşı dava açılması büyük ölçüde imkânsız hale gelir. Bu nedenle hak kaybı yaşamamak adına sürecin çok dikkatli takip edilmesi gerekir. Davayı hukuki menfaati etkilenen kişiler de açabilir. Özellikle öğrenciler bakımından ciddi bir menfaat ihlali bulunduğu söylenebilir. Çünkü öğrencilerin eğitim hakkı, akademik statüsü, diploma süreci, burs hakları, yatay geçiş ihtimalleri, mezuniyet planları ve hatta kariyer süreçleri doğrudan etkilenmektedir. Akademisyenler ve idari personel bakımından da çalışma düzeni ve mesleki statü açısından etkiler ortaya çıkabilir. Bu nedenle doğrudan etkilenen bireylerin de dava ehliyeti tartışması içinde güçlü argümanlara sahip olduğu değerlendirilebilir.
Bu süreçte en önemli hukuki hamlelerden biri “yürütmenin durdurulması” talebidir. Çünkü idari davalarda yalnızca dava açılmış olması işlemi otomatik olarak durdurmaz. Cumhurbaşkanı kararı uygulanmaya devam eder. Bu nedenle dava dilekçesinde ayrıca yürütmenin durdurulması istenmesi gerekir. Mahkeme bunun için iki şart arar: işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğması. Bu olayda ikinci şartın oldukça güçlü olduğu söylenebilir. Çünkü eğitim hayatı kesintiye uğrayabilecek öğrenciler, diploma süreci etkilenen mezun adayları, iş güvencesi belirsizleşen akademisyenler ve kurumsal devamlılığı tehlikeye giren bir üniversite söz konusudur. Bu nedenle telafisi güç zarar argümanı ciddi ağırlık taşıyacaktır.
Davaların merkezindeki en büyük hukuki tartışma ise Anayasa’nın 130. maddesi olacaktır. Çünkü vakıf üniversiteleri kanunla kurulur. Bu nedenle çok temel bir anayasal soru gündeme gelir: Kanunla kurulan bir yükseköğretim kurumunun faaliyetinin Cumhurbaşkanı Kararı ile bu ölçüde sona erdirilmesi anayasal olarak mümkün müdür? Anayasa Mahkemesi’nin önceki kararlarında da vakıf yükseköğretim kurumlarının faaliyet izninin kaldırılmasının fiilen “kapatma” sonucuna yol açabileceği vurgulanmıştır. Bu nedenle dava dilekçelerinde büyük ihtimalle yetki unsuru, ölçülülük ilkesi, hukuk devleti ilkesi, eğitim hakkı, hukuki güvenlik ilkesi, meşru beklenti ve idarenin takdir yetkisinin sınırları gibi başlıklar ayrıntılı şekilde tartışılacaktır.
Öğrenciler açısından ise en kritik mesele mağduriyetin nasıl önleneceğidir. YÖK’ün benzer süreçlerde uyguladığı modeller arasında öğrencilerin başka üniversitelere aktarılması, garantör üniversite sistemi veya eğitim faaliyetlerinin geçici olarak başka kurumlar üzerinden sürdürülmesi gibi yöntemler bulunuyor. Ancak bunların tamamı idari düzenlemelere bağlıdır ve süreç içinde şekillenir. Bu nedenle öğrencilerin tüm akademik kayıtlarını saklaması, duyuruları yakından takip etmesi ve gerekiyorsa bireysel hukuki danışmanlık alması önem taşımaktadır.
Bu karar, Türkiye’de yükseköğretim hukuku açısından son yılların en kritik idari işlemlerinden biri olmaya aday görünüyor. Sürecin merkezinde aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı yetkisinin sınırları, üniversite özerkliği, eğitim hakkı ve hukuk devleti ilkesi bulunuyor. Bu nedenle açılacak davalar anayasal etkileri uzun yıllar tartışılabilecek bir hukuk mücadelesi niteliği taşıyacaktır.
Konu hakkında hukuki destek için tarafımızla iletişime geçebilirsiniz.