Temur Ağa, Horon, Harmandalı, Kütahya Zeybeği, Aydm-Soma Zeybekleri gibi zeybek oyunlarını bilirdik. Bu oyunlarımızı kız ve erkek karışık olarak oynardık. Bunlardan ayrı olarak ben, en az günde iki kilometre koşu ya¬pardım. Beden öğretmenim Fikret Eşber’in gözetiminde antrenmanlarım olur¬du. Diğer arkadaşlardan da her gün iki saat daha az uyurdum. Çünkü günler az geliyordu.
Bütün bu spor çabalarının sonucunu da gün gelip almıştım. 1943 yılında, Ankara’da, 19 Mayıs Stadyumunda yapılan Türkiye liselerarası beş bin metre mukavemet yarışında birinci geldim. Altın madalya aldım! Ancak yıllar sonra bir gün okuluma gittiğimde, baktım ama madalyamı göremedim. Kaybolmuş, yoktu!.. Çok üzüldüm ve hayal kırıklığına uğradım....
Voleybol takımımız da vardı. Bizim 4C sınıfı voleybolda çok başarılıydık. Yaptığımız maçlarda bir çok kereler birinci geldik. Hava Harp okulunu ve Es-kişehir’deki Atatürk Lisesini yenmiştik. Takımda bulunan arkadaşlarım, Erk- menli Mehmet Kaya, Dinar Bozkurtlu Necati Devran, İsmetpaşalı Ali Türkbay, Seyitgazili Süleyman Kuş, Mihalıççıklı Asım Koyuncu ve ben. Yazık, o günler geçti. Ne güzel oynardık!..
Tarım öğretmenimiz İzzet Palamar çok çalışkandı. Bir bakardık geceleri biz- lerin üzerini örter; bir bakardık ahırda; bir bakardık geceleri bile bahçede bir yerlerde hep uğraşırken görürdüm kendisini... Kızlardan sorumlu öğretmeni¬miz Hatice Sökmen ise, o da dolaşır; gece gündüz demez, kız çocuklarına bakar¬dı. Hem hocalık hem analık yapardı ve idealist bir öğretmendi.
Derslerimizin içinde Kültür dersleri adı verilen, tarih, coğrafya, yurt bilgisi, Türkçe-edebiyat, resim, müzik, beden eğitimi, hesap (matematik), hendese (ge¬ometri), kooperatifçilik derslerini görürdük. İş derslerimizin içinde ise, Ziraat, at biniciliği; içinde at, inek ve arıcılık bölümleri olan Hayvancılık; içinde sebze, meyve ve bağcılık olan Bahçecilik bölümü; Sanat dersleri olarak marangozluk, inofolic, demircilik bölümleri; inşaatçılıkta, kireç söndürme, tuğla ve kerpiç dökmenin de öğretildiği Yapı bölümü; ayrıca içinde biçer-döver, traktör, cip, taksi, moto¬siklet, bisiklet bilgilerinin öğretildiği Motor derslerimiz vardı. Bunu yüzde 60 kültür dersleri, yüzde 10 kendini yetiştirme, yüzde 15 sanat, yüzde 15 iş dersle¬ri diye de bölümleyebiliriz.
Yaz tatillerimiz 15-20 gün kadardı. Okul kapanmazdı. Giden gider, gitme¬yen okulda kalabilirdi, çalışırdı. Eğitimimizde dönerli sistem vardı. Bir grup, bir şube sanat dersine gidiyorsa, diğeri bahçe işlerine, diğer bir grupta kültür ders¬lerine girerdi. Bunun için grup başları vardı. Sınıf başkanı, okul başkanı ve grup başkanı diye ayrılırdık. Bu başlar öğrencilerden seçilirdi. Okul başkanı, okulun müdür ve yardımcılarından sonra gelir; bütün grupları teftiş eder ve denetlerdi. Bahçe işlerine gitmezdi. Grup başkanı ise, sanat derslerine ve bahçe derslerine katılan şubelerin başıydı. Yani sıralama şöyleydi; okul müdürü, okul müdür yar¬dımcısı, sınıf öğretmenleri, okul başkanları, grup başkanları, sınıf başkanları ve yemekte sıralama yapan ve yemekleri eşit dağıtan, bulaşıkları toplayan ve her on günde bir değişen masa başkanları...
Ortalık çok sessiz ve çıt yok... Merdiven başına çıktı, yorgun gibiydi ve bir ko¬nuşma yaptı: - Türkiye’de ilköğretim seferberliğini başlattık. Sizler ülkü erlerimizsiniz. Bu memleket sizden çok şeyler bekliyor, bıkmadan yılmadan çalışacaksınız! On iki köy enstitüsüne, Milli Eğitim Bakanlığının ayırdığı para kadar, yalnız Çifteler Köy Enstitüsü olarak bütçeye katkıda bulunuyorsunuz! demişti İsmet Paşa... O konuşmasında feyiz kelimesini de kullanmıştı ama nasıl kullandı ha¬tırlamıyorum. - - Paşanın o günkü ziyaretlerindeki yemekte; çorba, et yemeği ve lokma tatlı¬sı olduğunu hatırlıyorum. Yanlarında, Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürü Hamdi Akman ve gazeteci Ahmet Emin Yalman da bulunuyordu. Biz kendi unumuzu, buğdayımızı kendimiz üretirdik. O yıllarda Türkiye’de ekmek karneyle satılırken, biz okul olarak çok da fazla ekmek sıkıntısı çekme¬miştik.
1943 yılma geldiğimizde, o yıl Hasanoğlan Köy Enstitüsünün kuruluş yılı oldu. Ekim, Kasım ve Aralık aylarında imeceye, yardıma Hasanoğlan’a gittik. Oradaki iki öğretmen evini, bir öğrenci yatakhanesini bizim 45 kişilik sınıf, temelden çatıya kadar bütün kara yapısını yapıp bitirdi. Buna karşılık Milli Eğitim Bakanlığı bizi, 15 günlük bir gezi programı ile ödüllendirmişti. Tren bedavaydı. Kumanyalarımızı da aldık; ilk durak Adapazarı Arifiye Köy Enstitü¬sünü ziyaret ettik. Orada da yeni deprem olmuş; herkes heyecanlıydı. Sapanca Gölünü gezdik; göle girdik. Su o kadar temiz ve berraktı ki, halk içme suyunu bile gölden karşılıyordu.
Daha sonra trenle Haydarpaşa Garına vardık. Ben ve diğer arkadaşlarım, İstanbul’u ilk kez görüyorduk. Tarih, coğrafya öğretmenlerimiz Kamile Açıkalm ile Nesime Eşber Hocanımlar rehberimizdi. İstanbul’daki bütün tarihi eserleri gezdirdiler. Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet Cami, Deniz Müzesi, Yere- batan Sarayı, Mısır Çarşısı, Kapalı Çarşı, Dolmabahçe Sarayı... Hepsini gezdik ve hepsi hakkında bilgilendirildik. Denize de Bebek koyundan girmiştik. Ayrıca Boğaz vapuru ile, sağlı-sollu iskelelere uğrayarak Boğaz gezisi de yaptık. Ertesi günü Sirkeci’den Edirne’ye yine trenle gittik. Edirne’de Selimiye Cami, müze ve Kırkpmar güreş çayırını gezdik. Kapıkule Gümrük Kapısını da gördük. Tren o zamanlar, belli bir kilometreye kadar Yunan topraklarına girip, sonra Edirne’ye geri giriyordu. Öğretmenlerimiz bize, sıkı sıkı tembih yaptı: - Sakın yabancılardan alış-veriş yapmayın, paramız orada kalmasın! Bizde bir şey almadık... Dönüşümüzde Lüleburgaz Kepirtepe Köy Enstitüsünde misafir kaldık. O ak¬şam orada, davullu- zurnalı Temirağ, Hoşbilezik halaylarını çektik. Harman¬dalı ve Bengi Zeybeğini oynadık. Onlarda bize, kendi yörelerinin halaylarını ve oyunlarını sergilediler. Kaynaştık.
Bizim 45 kişilik sınıf, hepimiz bir örnek giyinmiştik. Golf pantolon, mont ceket; içimizde ise yakasız ak göynek, ak don... Hepimiz bir örnek...
Bütün bu spor çabalarının sonucunu da gün gelip almıştım. 1943 yılında, Ankara’da, 19 Mayıs Stadyumunda yapılan Türkiye liselerarası beş bin metre mukavemet yarışında birinci geldim. Altın madalya aldım! Ancak yıllar sonra bir gün okuluma gittiğimde, baktım ama madalyamı göremedim. Kaybolmuş, yoktu!.. Çok üzüldüm ve hayal kırıklığına uğradım....
Voleybol takımımız da vardı. Bizim 4C sınıfı voleybolda çok başarılıydık. Yaptığımız maçlarda bir çok kereler birinci geldik. Hava Harp okulunu ve Es-kişehir’deki Atatürk Lisesini yenmiştik. Takımda bulunan arkadaşlarım, Erk- menli Mehmet Kaya, Dinar Bozkurtlu Necati Devran, İsmetpaşalı Ali Türkbay, Seyitgazili Süleyman Kuş, Mihalıççıklı Asım Koyuncu ve ben. Yazık, o günler geçti. Ne güzel oynardık!..
Tarım öğretmenimiz İzzet Palamar çok çalışkandı. Bir bakardık geceleri biz- lerin üzerini örter; bir bakardık ahırda; bir bakardık geceleri bile bahçede bir yerlerde hep uğraşırken görürdüm kendisini... Kızlardan sorumlu öğretmeni¬miz Hatice Sökmen ise, o da dolaşır; gece gündüz demez, kız çocuklarına bakar¬dı. Hem hocalık hem analık yapardı ve idealist bir öğretmendi.
Derslerimizin içinde Kültür dersleri adı verilen, tarih, coğrafya, yurt bilgisi, Türkçe-edebiyat, resim, müzik, beden eğitimi, hesap (matematik), hendese (ge¬ometri), kooperatifçilik derslerini görürdük. İş derslerimizin içinde ise, Ziraat, at biniciliği; içinde at, inek ve arıcılık bölümleri olan Hayvancılık; içinde sebze, meyve ve bağcılık olan Bahçecilik bölümü; Sanat dersleri olarak marangozluk, inofolic, demircilik bölümleri; inşaatçılıkta, kireç söndürme, tuğla ve kerpiç dökmenin de öğretildiği Yapı bölümü; ayrıca içinde biçer-döver, traktör, cip, taksi, moto¬siklet, bisiklet bilgilerinin öğretildiği Motor derslerimiz vardı. Bunu yüzde 60 kültür dersleri, yüzde 10 kendini yetiştirme, yüzde 15 sanat, yüzde 15 iş dersle¬ri diye de bölümleyebiliriz.
Yaz tatillerimiz 15-20 gün kadardı. Okul kapanmazdı. Giden gider, gitme¬yen okulda kalabilirdi, çalışırdı. Eğitimimizde dönerli sistem vardı. Bir grup, bir şube sanat dersine gidiyorsa, diğeri bahçe işlerine, diğer bir grupta kültür ders¬lerine girerdi. Bunun için grup başları vardı. Sınıf başkanı, okul başkanı ve grup başkanı diye ayrılırdık. Bu başlar öğrencilerden seçilirdi. Okul başkanı, okulun müdür ve yardımcılarından sonra gelir; bütün grupları teftiş eder ve denetlerdi. Bahçe işlerine gitmezdi. Grup başkanı ise, sanat derslerine ve bahçe derslerine katılan şubelerin başıydı. Yani sıralama şöyleydi; okul müdürü, okul müdür yar¬dımcısı, sınıf öğretmenleri, okul başkanları, grup başkanları, sınıf başkanları ve yemekte sıralama yapan ve yemekleri eşit dağıtan, bulaşıkları toplayan ve her on günde bir değişen masa başkanları...
Ortalık çok sessiz ve çıt yok... Merdiven başına çıktı, yorgun gibiydi ve bir ko¬nuşma yaptı:
- Türkiye’de ilköğretim seferberliğini başlattık. Sizler ülkü erlerimizsiniz. Bu memleket sizden çok şeyler bekliyor, bıkmadan yılmadan çalışacaksınız! On iki köy enstitüsüne, Milli Eğitim Bakanlığının ayırdığı para kadar, yalnız Çifteler Köy Enstitüsü olarak bütçeye katkıda bulunuyorsunuz! demişti İsmet Paşa... O konuşmasında feyiz kelimesini de kullanmıştı ama nasıl kullandı ha¬tırlamıyorum.
-
- Paşanın o günkü ziyaretlerindeki yemekte; çorba, et yemeği ve lokma tatlı¬sı olduğunu hatırlıyorum. Yanlarında, Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürü Hamdi Akman ve gazeteci Ahmet Emin Yalman da bulunuyordu.
Biz kendi unumuzu, buğdayımızı kendimiz üretirdik. O yıllarda Türkiye’de ekmek karneyle satılırken, biz okul olarak çok da fazla ekmek sıkıntısı çekme¬miştik.
1943 yılma geldiğimizde, o yıl Hasanoğlan Köy Enstitüsünün kuruluş yılı oldu. Ekim, Kasım ve Aralık aylarında imeceye, yardıma Hasanoğlan’a gittik. Oradaki iki öğretmen evini, bir öğrenci yatakhanesini bizim 45 kişilik sınıf, temelden çatıya kadar bütün kara yapısını yapıp bitirdi. Buna karşılık Milli Eğitim Bakanlığı bizi, 15 günlük bir gezi programı ile ödüllendirmişti. Tren bedavaydı. Kumanyalarımızı da aldık; ilk durak Adapazarı Arifiye Köy Enstitü¬sünü ziyaret ettik. Orada da yeni deprem olmuş; herkes heyecanlıydı. Sapanca Gölünü gezdik; göle girdik. Su o kadar temiz ve berraktı ki, halk içme suyunu bile gölden karşılıyordu.
Daha sonra trenle Haydarpaşa Garına vardık. Ben ve diğer arkadaşlarım, İstanbul’u ilk kez görüyorduk. Tarih, coğrafya öğretmenlerimiz Kamile Açıkalm ile Nesime Eşber Hocanımlar rehberimizdi. İstanbul’daki bütün tarihi eserleri gezdirdiler. Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet Cami, Deniz Müzesi, Yere- batan Sarayı, Mısır Çarşısı, Kapalı Çarşı, Dolmabahçe Sarayı... Hepsini gezdik ve hepsi hakkında bilgilendirildik. Denize de Bebek koyundan girmiştik. Ayrıca Boğaz vapuru ile, sağlı-sollu iskelelere uğrayarak Boğaz gezisi de yaptık. Ertesi günü Sirkeci’den Edirne’ye yine trenle gittik. Edirne’de Selimiye Cami, müze ve Kırkpmar güreş çayırını gezdik. Kapıkule Gümrük Kapısını da gördük. Tren o zamanlar, belli bir kilometreye kadar Yunan topraklarına girip, sonra Edirne’ye geri giriyordu. Öğretmenlerimiz bize, sıkı sıkı tembih yaptı:
- Sakın yabancılardan alış-veriş yapmayın, paramız orada kalmasın!
Bizde bir şey almadık...
Dönüşümüzde Lüleburgaz Kepirtepe Köy Enstitüsünde misafir kaldık. O ak¬şam orada, davullu- zurnalı Temirağ, Hoşbilezik halaylarını çektik. Harman¬dalı ve Bengi Zeybeğini oynadık. Onlarda bize, kendi yörelerinin halaylarını ve oyunlarını sergilediler. Kaynaştık.
Bizim 45 kişilik sınıf, hepimiz bir örnek giyinmiştik. Golf pantolon, mont ceket; içimizde ise yakasız ak göynek, ak don... Hepimiz bir örnek...