A

Yarbay
14 Haziran 2006
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
4 üye
Görüntülenme (?)
161 (Bu ay: 1)
Gönderiler Hakkında
A
2 yıl
Superonliine hız testi sorunsalı
Arkadaşlar herkese merhaba.

Yaklaşık 20 gündür Superonline Fiber de hız sorunu yaşıyorum. Sorun daha ziyade stabilite sorunu gibi .3 sn yayın yok 2 dk var sonra bir daha yok gibi bir durum söz konusu.

İşin ilginç yanı bu anlarda speedtest de hız testi yapınca 25 çakılı alıyorum. Sonradan baktım ki testi bulunduğum şehir olan Bursa'da bir yerden yapıyor. Dedim ki benim Bursa'yla ne işim olur en ufak bağlantı için Frankfurta çıkıyoruz. Speedtest ten frankfurt da Vodafone serverını sseçer seçmez hız 10mbit in altına düşüyor. Defalarca aradım birini gönderdiler. Boncuklu bağlantıların 3 ünde sorun vardı. Değiştirdi. O an için cidden hızlar düzeldi. Frankfurt server ları bile 25 çakılı gelmeye başladı.

2 gün iyi giderken dün yine Bursa dahil hızlarda ciddi düşüş, bağlantıda kopma yaşadım. Bu tarz fiber bağlantı sorunu yaşayan var mı? Sorun bende mi bölgemde mi altyapı da mı anlamak istiyorum. Özellikle YouTube ve Twitch ciddi sıkıntı yaşatıyor.

Bandwith Throttle ı kontrol etmek istiyorum bunun için önereibleceğiniz güvenli hızlı ve ücretsiz VPN var mı?
A
2 yıl
İçi para dolu cüzdanın geri getirilme ihtimali daha yüksek
 
Günümüzde kredi kartı kullanımı nakit kullanımının önüne geçmeye başlamış olsa da cüzdanlarımızda hala nakit para ve kişisel kartlar taşımaya devam ediyoruz. Kimi zaman da kaybolması halinde çok sıkıntıya düşmemek ve üzülmemek için cüzdanlarımıza çok para koymuyoruz.

Michigan Üniversitesi’nden davranışsal ekonomist Alain Cohn liderliğinde yapılan çalışmada, 40 ülkede 17 binden fazla cüzdan “kaybedilmiş”. 13 öğrencinin eline cüzdan tutuşturan Cohn, öğrencileri 355 farklı şehre göndermiş. Her cüzdanda yerel dilde alışveriş listesi, anahtar, yerel bir isme ait kartvizit ve bir e-mail adresi konmuş.

Bazı cüzdanlara 13,45$ ya da deneyin yapıldığı ülkenin eşdeğer alım gücünde para birimi konarken bazı cüzdanlara ise hiç para konmamış. Daha sonra araştırma öğrencileri içinde “İyi günler, bu cüzdanı yolda buldum, ancak sahibine ulaştırmaya vaktim yok. Bu konuda yardımcı olur musunuz?” notuyla birlikte bankalara, postanelere, müzelere, otellere ve polis karakollarına bırakmışlar.
 
 
Çalışmanın öğrenciler açısından da sorunsuz geçtiği söylenemez. Hindistan’da sele yakalanan araştırmacılar, Kenya’da hırsız oldukları şüphesiyle polis tarafından göz altına alınmışlar. Toplamda 17,303 cüzdanı dağıtılan çalışmada geri dönüş yüzdesi 100 gün içerisinde cüzdanda yer alan e-mail adresine bildirimde bulunulup bulunulmadığına bakılarak hesaplanmış. Geri dönüş yapanlara bunun bir araştırma olduğu, istedikleri takdirde parayı kullanabilecekleri ya da bir hayır kurumuna bağışlayabilecekleri söylenmiş.

Neticede, ortalama olarak içinde para bulunmayan cüzdanların sadece %40’ı geri gelirken, içinde para olan cüzdanların %51’i iade edilmiş. Sonuçlar ülke ve bölgeye göre de değişiklik göstermiş. İçinde para buluna cüzdanlar en çok %82 oranla Danimarka’da geri getirilirken, Kenya için bu oran %20’nin altında kalmış. Yalnızca Meksika ve Peru’da içinde para olan cüzdanların geri getirilme oranı olmayan cüzdanlara göre düşük çıkmış.
 

Çalışmayı genişleten araştırmacılar ABD, İngiltere ve Polonya’da cüzdanların içine 94,15$ koymuşlar ve 3 binden fazla cüzdanı dağıtmışlar. Bu durumda ise geri getirilme oranı %72’ye yükselmiş.  İyilik faktörünü de tartmak isteyen araştırmacılar bazı cüzdanların içine sadece para, bazılarının içine de hem para hem anahtar koymuşlar. Anahtarlı cüzdanların geri getirilme oranı %61 olurken, anahtarsızlarınki %52’de kalmış.
 
Araştırmanın yapıldığı ülkelerde rastgele seçilen 2.525 kişi üzerinde yapılan anketlerde söz konusu davranışların motivasyon kaynakları araştırılmış. Katılımcılara, bulduğunuz cüzdanlarda ne kadar para olması halinde kendinizi çalmış gibi hissedersiniz diye soru yöneltildiğinde miktar arttıkça hırsızlık hissiyatının arttığı görülmüş. Cüzdanda anahtar bulunup bulunmamasının hırsızlık algısı üzerinde etkisi olmamış.

Genel itibariyle cüzdanı geri getirme, cüzdan sahibini düşünmekten ziyade insanların kendi imajına verdiği önemden kaynaklandığı görülmüş. Benzer şekilde bir başka çalışmayla, sigorta müşterilerine formu doldurmadan önce dürüstlük sözleşmesi imzalatıldığı takdirde sorunları daha dürüst biçimde aktardıkları görülmüş.
 
A
2 yıl
Cerrahlar üç boyutlu organ baskıları üzerinde pratik yapıyor
 
Üç boyutlu yazıcılar gelişen teknolojinin en büyük nimetlerinden biri. Çizim/tasarım yazılımlarının gelişmesi ve farklı özelliklerdeki materyallerin yazıcılardan kullanılmaya başlanmasıyla, üç boyutlu yazıcılarda üretilmiş çok sayıda ürünü görmeye başladık. Bunlar arasında araba şasisinden uçak motoruna kadar ileri düzey ürünler de yer alıyor.

Üç boyutlu yazıcı teknolojisinin ulaştığı bir diğer alan ise tıp. Özellikle eğitim amaçlı olarak basılan organlar ve dokular, öğrencilerin görseller üzerinde daha iyi ve detaylı eğitim almasına olanak tanıyor. Cleveland Klinik’ten gastroenterolojist Nizar Zein, bu fikri bir adım ileri taşımaya karar vermiş. Zein, cerrahların ameliyat öncesi MR ve BT gibi iki boyutlu görseller üzerinde dikkatlice çalıştığını, ancak bunun her zaman yeterli olmadığını belirtiyor.

Hastaya özel üç boyutlu organ basma fikrini meslektaşlarına açan Zein, hastanın MR ve BT görüntülerinden faydalanılarak oluşturulmuş ve reçinenden yapılma bir organla karşılarına çıkmış. Anatomik olarak yeterli olmasa da bir hastalarının ameliyat masasında beklenmeyen bir komplikasyon geçirmesini, önceden yapılacak bu tarz bir çalışmayla görebileceklerini anlamalarıyla tüm meslektaşlarını ikna edebilmiş.
 
 

Elindeki modeli geliştiren Zein, gerçek boyutta, hastanın BT ve MR görüntülerine dayanılarak şekillendirilmiş, doku, damar, sinir, kas gibi yapıların tamamını gösteren üç boyutlu bir organ basmış. 20 farklı vakada kullanılan baskı organlar, her bir vaka için doktorların stratejilerini değiştirirken, bir donörün elverişli olmadığını anlamalarına imkân vermiş.
 
 
 
Son yıllarda iyice gelişen teknoloji sayesinde ekip günümüz itibariyle kanayan üç boyutlu organlar tasarlamış. Bir böbrek ameliyatını simule etmek isteyen Rochester Üniversitesi’nden ürolojist Ahmed Ghazi, bağırsak, karın boşluğu ve böbreği tüm damar, kas, yağ, boşluk ve yapılarıyla üç boyutlu yazıcı da oluşturmuş. Bir kutu içerisine anatomiye uygun olarak yerleştirilen organlar üzerinde operasyon gerçekleştiren cerrah, gerçeğiyle bire bir uyumlu, kesildiğinde kanama yapan böbrek taşı ameliyatını başarıyla tamamlamış. Bu tarz uygulamalar eğitim için de oldukça faydalı. Ameliyatta yer alan on asistan cerrahın tamamı, tecrübenin çok eğitici olduğunu ifade etmiş.

Çalışmayı ilerleten Ghazi ve arkadaşları, doğrudan organ basmak yerine organ dokuları oluşturmuşlar. Bu dokuların içerisine istenen özellikte hidrojel enjekte ederek damar, kas, yağ gibi davranmasını sağlamışlar. Damarların içerisine kan benzeri bir sıvı yerleştirerek de kanama hissiyatını elde etmişler.
 
 

Ghazi, basılan organlarda kesme duyusunun birebir olmadığını, bu tecrübeyi elde edebilmek için de arttırılmış gerçeklik firmalarıyla çalıştıklarını belirtiyor. Teknolojinin gelişmesiyle tıp dünyasında çığır açan ameliyatların önü açılamaya devam edecektir.
 
A
2 yıl
Yapay zekâ pizza işine de el attı
 
MIT araştırmacıları, tersine mühendislik kullanarak yapay zekanın bir pizzanın nasıl yapıldığını tahmin edebileceğini düşünmüşler. Her ne kadar saçma bir fikir gibi gözükse de geliştirilen yapay zekanın geliştirilerek diğer yiyeceklerin nasıl yapıldığını tahmin edebileceğini ve bir tarif çıkarabileceği düşünülüyor.

PizzaGAN ismindeki yapay zekayı geliştirmek için araştırmacılar 5500 adet clip art tarzında pizza resmini yapay zekaya yüklemişler. Her resimde pizzanın üzerinde 10 kat malzeme varmış. Akabinde sisteme 9213 adet gerçek pizza resmi yüklenmiş.
 
 
 
Elde edilen verilerden zekayı eğiten araştırmacılar, daha sonra bir pizza resmi göstererek pizzanın içeriğini ve içindekilerin hangi sıralamayla konulduğunu tahmin etmesini istemişler. Yapay zekâ neticede pizzanın malzemelerini bilmekle kalmamış, pizzayı farklı malzeme ekleme aşamalarıyla, çiğ ve pişmiş halde ayrı ayrı gösterebilmiş.

PizzaGAN şimdilik sadece pizza üzerinde çalışıyor. Ancak, araştırmacılar yapay zekanın burger ve salata gibi yiyecekler için geliştirilebileceğini düşünüyorlar. Ayrıca giyim sektörüne de uyarlanabileceği düşünülen zekanın, alışveriş asistanı şeklinde çalışarak farklı kombinleri, ürünleri satın almadan, müşterilerin beğenisine sunabileceği belirtiliyor.
 
A
2 yıl
Galaksilerin çarpışmasından geriye kalan enkazda yaşıyoruz
 
Samanyolu galaksisinin milyarlarca yıl önce çarpıştığı bir galaksinin izleri bugün hala etkisini sürdürüyor. Bilim adamları geçtiğimiz Kasım ayında Samanyolu etrafında dönen düşük yoğunluklu ancak görece büyük bir galaksi keşfettiklerini açıkladılar. Bu galaksiye Antlia 2 adı verildi.

Rochester Teknoloji Enstitüsü’nden bir grup araştırmacı, Samanyolu galaksisinin dışında yer alan hidrojen disklerdeki dalgalanmanın, milyarlarca yıl önce Antlia 2 ile Samanyolu galaksisinin çarpışmasına bağlı olduğuna dair delillere ulaştıklarını açıkladılar. Hidrojen disklerdeki dalgalanmalar onlarca yıldır çözülemeyen bir gizem olarak bilim dünyasındaki yerini koruyordu.
 
 
  
Doçent Sukanya Chakrabarti başkanlığındaki araştırmacı ekip, Avrupa Uzay Ajansı Gaia uydusundan aldıkları verilerle Antlia 2 galaksisinin yörüngesini geriye dönük olarak hesaplamışlar. Yaptıkları simülasyon neticesinde yaklaşık 6 milyar yıl önce iki galaksinin çarpıştığını ve bu çarpışmanın Samanyolu galaksisindeki dalgalanmalara neden olduğunu görmüşler.

Elde edilen bulgular, bir tezi de çürütmüş durumda. Mevcut dalgalanmaları açıklayan bir teori de Samanyolu galaksisiyle Sagittarius cüce galaksisinin çarpışmış olmasıydı. Simülasyonlar bunun mümkün olmadığını göstermiş.
 
< Resime gitmek için tıklayın >
 
Chakrabarti ve ekibi, Antlia 2'nin başka bir gizemin çözülmesine yardımcı olabileceğine inanıyor: Karanlık Madde. Karanlık maddenin doğasının ne olduğunu tam olarak bilmediğimizi vurgulayan Chakrabarti, “Ancak, ne kadar karanlık madde olduğunu bildiğinize inanıyorsanız, o zaman tespit edilemeyen tek şey yarıçapa bağlı yoğunluk değişimidir.” diye vurguluyor.
 
Yine Chakrabarti tarafından 2009 yılında karanlık madde açısından yoğun olduğu tespit edilen cüce galaksiyle Antlia 2’nin konumları örtüşüyor. Chakrabarti, “Antlia 2 tahmin ettiğimiz cüce galaksiyse, yörüngesinin ne olduğunu biliyoruz. Yaptığımız simülasyonla galaktik diske yaklaşması gerektiğini de biliyoruz. Bu durum da galaksinin yalnızca kütle profili üzerinde değil, aynı zamanda yoğunluk profili üzerinde de sıkı kısıtlamalar koyar. Bu da Antlia 2'yi karanlık maddenin doğasını öğrenmek için eşsiz bir laboratuvar olarak kullanabileceğiniz anlamına gelir” diyor.
A
2 yıl
Geliştirilen yeni bir lazerle kanser hücreleri gerçek zamanlı öldürülebiliyor
 
Arkansas Üniversitesi araştırmacıları tarafından geliştirilen yeni bir lazer teknolojisi sayesinde kanserli hücreler kan akışı içerisinde tespit edilerek yok edilebiliyor. Tedavinin temelinde kanserli hücrelerin diğer organlara yayılarak metastaz yapmadan önce, kaynağında bulunarak yok edilmesine dayanıyor.

Son yıllarda teknolojinin ilerlemesiyle lazer, kanser tedavisinde önemli bir yer edinmeye başladı. Yapısı itibariyle lazere daha duyarlı olan kanser hücreleri, lazer ışınına maruz kaldığında sağlıklı hücrelere göre daha çok ve çabuk ısınıyor, bunun neticesinde de patlayarak ölüyor. Bu sayede kanserin yayılması ve ölümcül seviyeye gelmesi engelleniyor.
 
 
 
Ancak, bugüne kadar geliştirilen lazer cihazları boyutları ve kabiliyetleri nedeniyle klinik olarak kullanılamıyordu. Yeni lazer ise hücresesl düzeyde kullanılabilecek hassasiyete sahip. Araştırmacılardan Vladimir Zharov, yeni lazerin denendiği hastaların birinde kanserli hücreleri %96 oranında öldürmeyi başardıklarını söylüyor. Üstelik bu başarıya lazeri tam güçte kullanmadan ulaşılmış.

Bu tür lazer cihazlarının bir ilk olmadığını da belirten Zharov, geliştirdikleri lazerin en büyük avantajının saatte 1 litre kanı tarayabilmesi olduğunu kaydediyor.
A
2 yıl
Bitcoin’in karbon ayak izi hesaplandı
 
Son yıllardaki çıkışıyla tüm dikkatleri üzerine toplayan Bitcoin’in kazılması ve gerçekleşen transferlerin kayda alınması için güçlü matematik algoritmaların hesaplanması gerekiyor. Bu hesapların verimli ve hızlı yapılabilmesi için geliştirilen özel sistemler enerji sarfiyatlarıyla ön plana çıkıyor. Hatta bazı ülkeler, Bitcoin madenciliği için kurulan çiftliklere verdiği elektriği kısıtlama ya da fiyatını arttırma yoluna gitmişlerdi.

Son yılların gözde tartışmalarından biri olmaya devam eden ve 2018 yılında kazılma hacmini 4 kat arttırmayı başaran Bitcoin üzerindeki yapılan çalışmalardan biri ise karbon ayak izinin hesaplanmasıydı. Bugüne kadar gerçekleştirilen çalışmalar genel itibariyle tahmin ve çıkarıma dayanıyordu. MIT ve Münih Teknik Üniversitesi (TUM) araştırmacıları tarafından yapılan yeni bir çalışmayla Bitcoin’in gerçekçi karbon izi hesaplandı.

Araştırmacılar, çalışmalarını yaparken adeta bir dedektif gibi çalışmışlar. İlk olarak Bitcoin madenciliğinde kullanılan donanım üreticilerinin halkı bilgilendirme raporlarında yer alan üretim ve girdi gibi rakamları inceleyerek yıllık satış rakamlarını hesaplamışlar. Ayrıca madenciliğin yapıldığı yerleri de dikkate alan araştırmacılar, çiftlik olarak adlandırılan ve profesyonel bir şekilde Bitcoin üretimi yapılan yerlerde soğutma için harcanan ciddi miktardaki enerjiyi de hesaba katmışlar. Bireysel üretim yapan ve donanım gücü paylaşan kişileri de hesaba katmayı ihmal etmemişler.
 
 
 
Tüm bu hesaplamalar neticesinde bilim adamları Kasım 2018 itibariyle Bitcoin üretimi için yıllık 46 TWh enerji harcandığını bulmuşlar. Bu enerjinin ne kadar karbon salınımı yaptığını da görmek isteyen bilim adamları, tahminden öte gidebilmek için üretimin nerelerde yoğunlaştığını incelemişler. Yapılan çalışma sonucunda madencilerin %68’inin Asya’da, %17’sinin Avrupa’da, geriye kalan %15’inin de Kuzey Amerika’da konuşlu olduğu tespit edilmiş.

Madencilik yapılan bölgelerin karbon ayak izlerini eldeki verilerle eşleştiren araştırmacılar, Bitcoin’in bir yıllık karbon ayak izinin 22 ila 22,9 megaton olduğunu hesaplamışlar. Bu değer Hamburg, Viyana ya da Los Angeles’ın bir yıllık karbon ayak iziyle eşdeğer. Araştırmacılardan Christian Stoll, elde ettikleri bulgular neticesinde Bitcoin üretiminde kullanılan enerji ve açığa çıkan karbon değerlerinin, küresel ısınmaya etki edecek miktarda olduğunu ve denetime tabi olması gerektiğini vurguluyor.
A
2 yıl
Küçücük bir mıknatısla dünyanın en güçlü manyetik alanı oluşturuldu
 
Florida Devlet Üniversitesi Ulusal Manyetik Alan Laboratuvarı araştırmacıları tarafından geliştirilen ve tuvalet kağıdı rulosunu andıran şekle sahip, kalınlığı ise bir santimetreyi geçmeyen mıknatıs sayesinde 45,5 Tesla’lık alan oluşturuldu.

Bu değer hastanelerde kullanılan ve devasa mıknatıs olarak adlandırılan MR cihazının oluşturduğu alanın 20 katı büyüklüğünde. 1999 yılından günümüze kadar en yüksek alan rekoru, yine aynı laboratuvarda yer alan ve 30 tonluk devasa mıknatısa sahipti. Bu dev mıknatıs 45 Tesla’lık manyetik alan üretebiliyor. Yeni mıknatıs ise yalnızca 390 gram ağırlığında.
 
 
 
Seungyong Hahn ve ekibi tarafından geliştirilen mıknatısta yeni bir iletken kullanılmış. Nadir toprak baryum bakır oksit (REBCO-rare earth barium copper oxide) metali kullanan bilim adamları, bu sayede süper iletkenlerden aynı yüzeyde iki kat fazla akım geçirmeyi başarabilmişler. Üstelik yeni tasarım sayesinde yalıtkan kullanma ve akımın yönünü değiştirme zorunluluğu da ortadan kalkmış. Bu da oluşan alanın gücünü arttırmayı sağlamış.

Araştırmacı ekip yeni teknolojiden oldukça ümitli. Geliştirdikleri küçük mıknatısın, silikonun elektronik dünyasındaki etkisine benzer bir dönüm noktası oluşturabileceğini belirtiyorlar. Geliştirici laboratuvar MagLab yöneticisi Greg Boebinger, yenilikçi teknolojinin tıpta teşhis yöntemlerinden parçacık hızlandırıcılarına hatta nükleer füzyon reaktörlerinin çalışma sistemlerinde değişikliğe kadar büyük işler yapabileceğini belirtiyor.
A
2 yıl
Bakteriyel enzimler sayesinde A kan grubu genel vericiye çevrildi
 
Kan, insan hayatının ön önemli unsurlarından biridir. Yokluğu ya da eksikliği dakikalar içerisinde hayatımızı kaybetmemize neden alabilir. Öte yandan hastalık ve ameliyat gibi durumlarda tek idamesi ise bir donördür. Donörle hasta eşleşmesini mümkün ya da imkânsız kılan, herkesçe de bilinen kan grupları bu konuda büyük önem taşır.

Kan gruplarının belirlenmesinde kırmızı kan hücreleri üzerinde bulunan özel şeker molekülleri belirleyici olur. Molekül tipine ve varlığına göre kan grupları A, B, AB ve 0 olarak adlandırılır. A kan grubuna sahip bir kişiye B grubu kan nakli yapılması halinde, kişinin kanında bulunan antijenler yeni kan hücrelerine saldırarak ölümcül sonuçlar doğurur.

0 kan grubunda belirleyici herhangi bir şeker molekülü bulunmadığından alıcının vücudu yeni kan hücrelerine yönelik saldırı gerçekleştirmez ve böylece kan uyuşmazlığının yan etkileri en aza indirilmiş olur. Bu nedenle 0 kan grubu genel verici olarak kabul edilir.

Özellikle acil vakalarda ya da aranan kan grubunun eksikliğinde genel verici hayat kurtarır. Kanın insan eliyle yapay olarak üretilmesi de henüz mümkün olmadığından, kan depolarında her türlü kan grubundan yedeklerin bulunması büyük önem taşır. Ancak, toplum yapısı gereği bazı kan gruplarına bazı bölgelerde oldukça az rastlanır.
 
 
Bethesda Ulusal Sağlık Enstitüsü araştırmacıları tarafından bu soruna çözüm olabilecek bir açıklama geldi. Yaygın olarak bulunan A kan grubunun belirleyici antijenini kan hücrelerinden ayırarak genel vericiye çevirmek isteyen bilim adamları, ilk başlarda ekonomik ve makul bir çözüm bulamamışlar. 4 yıllık çalışma sonrasından bağırsak duvarına tutunarak burada yer alan musin adındaki şekeri tüketen gut bakterisini inceleyen bilim adamları, bu bakterinin enzimlerini denemeye karar vermişler.

Teoride bu enzimlerin şifrelerini içeren insan dışkısındaki DNA’ları ayıran ekip, bu DNA kodlarını E. Coli bakterisine aktararak bu enzimlerin sentezlenmelerini sağlamışlar. Sentezlenen enzimleri tek tek deneyen ekip istenen sonucu elde edememiş. Ancak, bu enzimlerden ikisini bir arada kana kattıklarında şekeri ayrıştırdıkları görülmüş. Araştırmacılar, sonuçların tutarlı olduğunu ve enzimlerin pratik kullanım açısından umut vaat ettiğini belirtiyorlar.

Henüz araştırmanın tamamlanmadığını belirten Fizyolojist Mohandas Narla, tüm A antijenlerinin yok edilip edilmediğinin teyit edilmesi gerektiğini, ayrıca enzimlerin kan hücrelerine zarar verici başka etkileri olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirtiyor. Araştırmaların olumlu sonuç vermesi halinde gelişmenin tıp tarihinde çığır açacağı, kan naklinde büyük bir sorunu ortadan kaldıracağı ve kan kaybına bağlı ölümleri ölümleri azaltacağı belirtiliyor.
 
A
2 yıl
Aşıları sıcakta saklamanın yolu bulundu
 
Kanada McMaster Üniversitesi’nden Profesör Carlos Filipe ve doktorasını yeni tamamlamış bir öğrenci olan Vince Leung önderliğinde yapılan bir çalışmayla, 2 ila 8 °C arasında ve sadece birkaç gün güvenle saklanabilen aşıların, 40 °C sıcaklıkta haftalarca, bazılarının aylarca korunmasının yolu geliştirildi.

Çalışmanın temeli, yine zamanında bir öğrenci olan Sana Jahanshahi-Anbuhi’nin bir markette ağızda çözülebilen şekerlerin pullulan adlı şeker bazlı bir maddeyle kaplanarak korunduğunu görmesine dayanıyor. Fikrin aşılara uygulanması halinde onları da koruyup korumayacağını görmek isteyen bilim adamları çalışmalara başlamışlar.
 
 
İlk olarak çok kırılgan ve ısıya duyarlı olan uçuk (herpes) ve grip (influenza A) aşıları üzerinde denemeler yapan araştırmacılar, karşımıları bir şeker çözeltisi içinde kurutmayı başarmışlar. 40 °C’de hafatalarca beklettikleri yeni aşıları daha sonra fizyolojik serum içerisinde çözerek farelerde denemişler. Aşıların ilk günkü kadar taze ve işlevini yerine getirir olduğunu görmüşler.

Uçuk virüsü iki hafta sonra halen tazeliğini ve işlevselliğini korurken, grip virüsü ise üç ay boyunca ısıya dayanabilmiş. Bilim adamları geliştirdikleri tekniği zatüre aşısı ile henüz deneysel aşamada olan ebola aşısı üzerinde de denemişler. Yöntem her iki aşı için de başarılı sonuç vermiş.
 

Teknikte, aşı etrafında oluşan şeker filmi, içeriğin havayla temasını önleyerek bozulmasını engelliyor. Trehalose isimli ikinci bir şeker katmanı ise içeriği bir arada tutarak sıcakta çatlayıp bozulmasının önüne geçiyor. Küçük bir şişe içerisinde serumdan ayrıştırılarak saklanan içerik, 3-5 saniye sallamayla kullanıma hazır hale geliyor.

Salgın hastalıkların önlenmesi adına çok önemli bir buluş olan yeni tekniğin geliştirilmesi için araştırmacılar fon arayışına girmişler.  Mevcut durumda aşıların taşınması için büyük paralar harcanarak “soğuk zincir” kurulduğunu belirten bilim adamları, yeni tekniğe karşı bir ilgisizlik ve atalet olabileceği endişesini taşıyorlar.
 
DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.