| çok güzel bi şarkı ismini bilmiyorum ama hayat biligisi dizisinde de son haftalarda kullanıyorlar |
| çok güzel bi şarkı ismini bilmiyorum ama hayat biligisi dizisinde de son haftalarda kullanıyorlar |
|
Hiçbir Şey Basit ve İptidâi Değildir. Yasin Serdar KARADENİZ Canlı türlerinin moleküler, genetik, fizyolojik, ekolojik vb özellikleri üzerinde ilmî çalışmalar yapılmaktadır. Elde edilen verilere göre; düzene koyma, isimlendirme ve ihtiyaçlarımızı karşılama gibi maksatlarla, canlılar kategorilere (şube, sınıf, takım, cins ve tür) ayrılmaktadır. Evrimci anlayışa göre, yeryüzündeki organizmalar; basit (ilkel), az gelişmiş ve gelişmiş olarak sınıflandırılır. Aslında hangi canlıların basit, hangilerinin gelişmiş olduğu ve böyle bir tanımlamanın doğru olup olmadığı bilim dünyasında tartışma konusudur. Basitlik ve mükemmellik Basit, mükemmel, gelişmiş, ileri veya ilkel gibi kavramlar, bizim bakış açımıza göre izafi mânâlar ve değerler taşır. Meselâ; bir dal parçasını sopa olarak kullanabiliriz, aynı dal parçasını ince nakışlarla donatarak baston olarak da kullanabiliriz. Bu sopaya 'basit', bastona ise 'mükemmel' deriz. Zira baston üzerinde insan emeğinin fonksiyonel tezahürünü görürüz. Halbuki sopa olarak kullandığımız aynı dal parçasından bir kesiti botanikçi biri mikroskopla incelese, bunda bitki hücrelerinin teşkil ettiği odun ve soymuk borularının, parankima ve kollenkima dokularının mükemmelliğini görür. Bu ilim ve kudret tecellisi karşısında hayrette kalır ve özelliklerine göre bitkileri sınıflandırmaya girişir. Bir başka deyişle, bir biyologla bir çobanın aynı dal parçasına bakışı, basit ve mükemmellik arasında gelir-gider. İlkellik ve gelişmişlik de benzer şekilde değerlendirilebilir. Herhangi bir alete, basit veya gelişmiş yerine, fonksiyonellik açısından bakılması gerekir. Her şey, yaratılış hiyerarşisindeki yerine ve yaşanılan ortamın şartlarına göre güzeldir. Bir solucanın derisindeki foto-reseptör, bir insan gözüne göre çok basit görünebilir. Ancak solucana toprak altında ihtiyacını görmesi için bahşedilen sadece karanlık ve aydınlığı fark edebilme kabiliyetindeki bir foto-reseptör hücrenin mikroskopik yapısına, kimse 'basit' diyemez. Kimyager bakteriler Bakteriler, evrimciler tarafından 'basit yapılı' olarak tanımlanmasına rağmen, bu canlılara verilen bazı özellikler; yüksek yapılı veya gelişmiş kabul edilen canlılarda yoktur. Meselâ biyo-teknolojik uygulamalarda, alkollerin ve asitlerin sentezinde bakteriler kullanılır. İnsanın dışarıdan hazır almak zorunda olduğu bazı aminoasitlerin sentezi, bakterilere verilmiş olan mükemmel sentez mekanizmalarıyla gerçekleştirilir. Antibiyotikler, büyük nispette bakterilere ürettirilir ve insanlarda zararlı bakteri enfeksiyonlarına karşı tedavi maksatlı kullanılır. Dericilikte, tekstilde, kâğıt teknolojisinde plâstik ve besin endüstrisinde kullanılan birçok enzim, sadece bakterilere ürettirilmektedir. Ayrıca, bilinen en kompleks moleküllerden olan B12 vitamini, bağırsaklarımızda bakteriler vasıtasıyla sentezlenmektedir. Bütün bunların yanında, tabiatta çok önemli olan mineralizasyon işleminde veya organik moleküllerin parçalanarak tekrar inorgarik hâle getirilmesinin önemli bir basamağında bakteriler vazifelendirilmiştir. Canlıların organik yapılarının ana iskeletini teşkil eden karbonun, azotun, fosforun ve kükürtün tabiatta tekrar canlılar tarafından kullanılabilir şekle dönüştürülmesinde, bakteriler hassas bir şekilde çalıştırılmaktadır. Çok özel bazı işlemler de sadece bakteriler tarafından yapılabilmektedir. İnsanın ve birçok hayvanın asla sindiremediği petrol atıklarını, selüloz, kitin gibi maddeleri parçalamak, enerji ve karbon kaynağı olarak kullanmak, bakterilere verilmiş hususi mekanizmalar sayesinde çok kolay gerçekleştirilen bir faaliyettir. Gelişmişlik; canlının yaşadığı ortama, hayat tarzına ve bakış açısına göre değerlendirildiğinden, 'Bakteriler mi, yoksa insanlar mı daha gelişmiş?' sorusunun cevabı bir açıdan zorlaşmakta, diğer yönden de kolaylaşmaktadır. Elbette insan, izafî olarak bakteri ile kıyaslandığında daha kompleks yaratılmıştır. (Buradaki 'kompleks' tâbiri düzensizlik mânâsında değil, aksine binlerce mekanizmanın aynı anda çalıştığını ifade etmek için kullanılmaktadır.) Diğer taraftan bakteri menşeli hastalıkların tedavisinde kullanılan ecza dolaplarımızdaki antibiyotiklerin bir kısmı yine bakteriler tarafından, oldukça girift mekanizmalarla üretilmektedir. Meselâ, antibiyotik üreten bir bakteri olan Streptomyces'lerin bir türünde, bir antibiyotiğin üretilebilmesi için 72 basamaktan oluşan kimyevî reaksiyonlar zinciri işlettirilir. Bir kimyager böyle bir antibiyotiği sentezlemek isteseydi, lâboratuvarda aylarca çalışmak mecburiyetinde kalırdı. Böyle bir sentezin gerçekleştirilmesinde çok sayıda özel genin dizilmesiyle yapılmış bir program kullanılmaktadır. Eğer 72 basamaklı bir reaksiyonda bir gen dizisi bozulursa, yani mutasyona uğrarsa, bu antibiyotik sentezlenemez. Ayrıca sentezlenen bu antibiyotiğin bakteriye zarar vermemesi için gerekli tedbirler de alınmıştır. Antibiyotiği sentezleyen bakteri, ortamdaki diğer mikropların ölmesine sebep olurken, aynı yapı özelliklerine sahip kendi hücresi zarar görmemektedir. Eğer bu işlemler Kudreti Sonsuz'a verilmezse, bütün bu faaliyetler için mikroorganizmalara akıl ve ilim atfetmek mecburiyetinde kalınır. Bildiğimiz kadarıyla bakterilerin muhakeme kabiliyetleri yoktur. Fakat onlara bu bilgiler önceden genetik şifre olarak yazılmıştır. Bir maddenin sadece bir mikroorganizma tarafından sentezlenmesi, o canlının önemini kat kat artırmaktadır. Yani bazı mikroorganizmaların tekel (monopoli) durumu söz konusudur. Biyo-teknolojik bir terim olan monopoli, bir ürünün sadece bir canlı türü tarafından sentezlenmesi demektir. Bilhassa vurgulamak gerekir ki, her canlının tabiattaki rolü özeldir ve her canlı bazı bakımlardan diğerlerinden daha gelişmiştir. Uyumdaki mükemmellik Evrimci anlayışa göre basit ve ilkel canlılar olarak iddia edilen bakterilerin özelliklerinden biri de, bu canlıların özel hayat stratejilerine ve türünün yaşayabildiği uygun çevre şartlarına sahip olmalarıdır. Bunlardan bazıları; ortamın asitliği veya bazikliği (pH), sıcaklık, besin miktarı, tuzluluk, değişik ışınların tesiri ve kimyevî maddelerdir. Bakteriler, genetik potansiyellerinin sınırları içerisinde bu faktörlerden kaynaklanan zorluklara karşı koyabilir. Hayat şartlarının ağırlaştığı durumlarda hücrede sıkıyönetim ilân edilir ve yaratılış programlarına uygun olarak birtakım tedbirler alınmaya başlanır. Bazı bakteri türlerine, spor veya kist oluşturma kabiliyeti verilmiştir, böylece olumsuz çevre şartlarından korunmaları sağlanmıştır. Bazılarına ise, bu kabiliyet verilmediğinden hücre içinde metabolik reaksiyonlar tanzim edilerek yeni şartlara uyum sağlanır. Bazılarına da depo maddeleri ürettirilerek zor şartlara karşı tedbir alması sağlanır. Meselâ bazı bakterilere; karbonhidrat, lipit ve fosfat gibi maddelerin hücre dışında belirli bir yoğunluğun altına düşmesi durumunda depo maddeleri ürettirilip depolatılır. Bu bakteriler ileride oluşacak zor şartlarda bunları ekonomik olarak kullanır. Uyum stratejisi 1 Spor veya kist oluşturarak olumsuz hayat şartlarını geçiren bakterilere, normal ekolojik ortamlarda 50-200 sene, deniz diplerindeki çökeltilerde 5.000 sene kadar yaşayabilecek (termofilik bakteri) hususiyet verilmiştir. Bir insanın susuzluğa 3-5; açlığa ise 47 gün dayanabildiği göz önüne alınırsa, bakterilerin nasıl mükemmel teçhiz edildiğini daha iyi anlarız. Gıda zehirlenmesi, şarbon ve tetanoz gibi hastalıklara sebep olan bakteriler tarafından uygulanan spor teşkil edebilme stratejisi; ultraviyole ışınları, kimyevî maddeler, kuruma, donma, yüksek sıcaklık gibi birçok zararlı çevre şartlarına karşı müessirdir. Yani bu bakteriler kolay ölmezler. Bazı bilim adamları, sporlanmayı uyku hali olarak tarif etseler de, buna 'aktif sabır hali' demek çok daha uygun olur. Sporun teşekkülü, çevre şartlarındaki değişmelerle tetiklenerek uyarılır. Bakteri çevre şartlarındaki değişmeyi alıcıları (sensörler) yardımıyla hisseder ve haberci moleküllerle genlerin okunması uyarılır. Bu haberci moleküller vasıtasıyla, spor teşekkülünde rol alan yaklaşık 45 kadar gen uyarılmakta ve hücre içerisinde birtakım aktiviteye sebep olunmaktadır. Bu genlerden bazıları, tek; bazıları ise çok sayıda proteinin sentezinde kullanılmaktadır. Bakteri sporları; kurumaktan, donmaktan ve kimyevî maddelerin tesirinden korunabilmede rol alan 'dipikolinik asit' denen koruyucu özellikte maddenin sentezlenmesi için programlanmıştır. Bilindiği gibi canlıların yapısındaki su donduğunda, hacim genişler ve hücre parçalanır. Çok ilginçtir, bakteriler spor formuna dönüştürülürken yapılarındaki su özel mekanizmalarla tahliye edilir ve bu risk ortadan kaldırılır. Uyum stratejisi 2 Spor veya depo maddeleri oluşturamayan bu bakteri hücrelerinin hacim bakımından küçülmesi, solunum hızının yavaşlatılması, DNA'sının çoğaltılması ve hücre bölünmesinin durdurulması harekete geçirilir. Böylece bakteri uyku durumuna geçer. Uyum stratejisi 3 Spor yapabilme kabiliyeti verilmeyen bakterilere; zor şartlarda kullanmak üzere karbon, azot, fosfor ve kükürt bulunduran maddeleri sentezleme ve depolama kabiliyeti ihsan edilmiştir. Bakterilerin zor şartlarda hayatta kalmalarını ve uzun süre yaşayabilmesini sağlayan bu stratejik yaklaşımın gelişmesine, kim karar vermektedir? Bu özelliği bakteriye ihsan eden ilmi ve kudreti sonsuz Yaratıcı, bu işlemi bir mekanizma perdesiyle örterek icraatını gizlemiştir. Öncelikle hücrenin genetik programına zor şartlara uyum sağlayabilecek bilgi paketleri yerleştirilmiştir. Belirli sıkıntı ve stresler ortaya çıktığında bu bilgi paketçikleri aktif hale getirilerek daha önce hiç sentezlenmeyen bazı enzim ve proteinler ilk defa sentezlenmekte ve bakteriyi koruyucu yüzlerce kimyevî değişim meydana getirilmektedir. Meselâ, karbon (C), azot (N), fosfor (P) ve kükürt (S) eksikliğinde veya hepsinin yokluğunda aktif hale getirilen genetik programcıklar vardır. Ayrıca yukarıdaki elementlerden birinin eksikliğine veya yokluğuna bağlı olarak da sentezlettirilen yeni proteinler ve koruyucu mekanizmalar bulunmaktadır. Evrim görüşünde 'basit bir canlı' olarak düşünülen mikrometrik büyüklükteki bakteriler, yukarıda görüldüğü gibi kendi hayat şartlarına en uygun bazı özel genlere ve hayat stratejilerine sahiptir. Başlangıçta bu tip stratejilerin sadece varlığından söz edilirken, şimdilerde onlarca araştırma grubu, denizlerin diplerindeki, termal kaplıcalardaki, aşırı sıcak sulardaki ve buzullar gibi aşırı uç teşkil eden hayat şartlarındaki bakterilerin nasıl yaşadıklarını araştırmaktadır. |
|
Güneş'in Kıyameti Ömer D. İKRAMOĞLU Sayısını bilemediğimiz yıldızlardan sadece biri olan Güneş, hayatın devamı adına önemli bir konuma yerleştirilmiş ve muazzam enerji üretim sistemiyle donatılmıştır. Güneş, Ay ve diğer gökcisimleri, ulvî gâyeler için Dünya misafirhanesine hizmetkâr kılınmıştır. Acaba bu gökcisimlerinin varlıkları sonsuza kadar devam edecek midir? Dünya misafirhanesinin korunmasında görev alan gökcisimlerinin, bir gün bombaların şiddetini dahi gölgede bırakacak şekilde varlıklarına son verileceğini, hem semavî kitaplar, hem de ilmî araştırmalar ifade etmektedir. Bombalar içinde en şiddetli olanlar, atom ve hidrojen bombalarıdır. Hidrojen bombasının çalışma prensibi, Güneş'teki enerjinin yaratılışına benzerdir. Güneş'te bunun gibi her saniye binlerce patlama meydana gelmektedir. Tonlarca hidrojen atomunun daha büyük çekirdekli helyum atomlarına dönüştürülmesi sırasında devasa boyutlarda enerji yaratılmakta, Hayy isminin tecellisiyle bunun çok küçük ve ölçülü bir miktarı dünyadaki hayat için gerekli ve yeterli enerjiyi sağlamak üzere gezegenimize gönderilmektedir. Güneş bir bomba olup patlasa, bu, kâinatın sonu olan kıyametin dehşeti yanında çok küçük kalacaktır. Bu dehşetli hâdise Kur’ân-ı Kerim'de; Tekvîr, İnfitâr ve Kâria sûrelerinin ilk âyetlerinde şu şekilde haber verilmektedir: 'Güneş dürülüp toplandığında.1 Gök yarıldığı zaman.2 Çarpacak olan felaket.’3 İlk âyette geçen "küvvirat" kelimesinin mastar şekli, yuvarlak bir cismi dürüp toplamak, devirmek, yıkıp atmak, yuvarlamak, herhangi bir şeyi yuvarlak bir cisme sarmak, dolamak mânâlarına gelmektedir. Razi'nin tefsirinde Hz. Ömer'den gelen bir rivayete göre, "küvvirat"ın "ışığını giderip karartmak" mânâlarına geldiği de belirtilmektedir.4-5 Güneş'in dürülmesi; bazılarına göre İsrafil'in (as) Sur'a ilk üflemesinden önce, bazılarına göre ise, birinci ile ikinci üfleme arasında gerçekleşecektir. Bu kıyamet gününün en korkunç hâdiselerinden biridir. Abd bin Humeyd ve İbn-i Münzir Ebu Aliye'den rivayet edildiğine göre, bu hâdise insanlar dünyada iken meydana gelecektir. İbn-i Ebi'd-Dünya, İbn-i Cerir'den, ve İbn-i Ebi Hatim de Übeyy b. Kâb'dan rivayet ettiğine göre, bu hâdisenin, insanları günlük işleriyle meşgulken yakalayacağı bildirilmiştir.5 Elmalılı Hamdi Yazır, Güneş'in dürülmesini üç değişik şekilde tefsir etmiştir: a) Güneş'in bir kabukla çevrelenerek ışığının sönmesi; b) Güneş tutulması anındaki duruma benzer bir durumun gerçekleşmesi; c) Güneş'in kütlesinin ortadan kaldırılıp görünmez olması. Diğer tefsirciler de meseleye genellikle bu zâviyeden bakmışlardır. İbn-i Abbas'tan gelen bir rivayette, Güneş'in dürülmesi onun Arş'a katılmasıdır. Mücahid'den gelen rivayetlere göre ise, ışığının sönmesi, çöküp yok olmasıdır. Kurtubi'ye göre de, dolanarak dürülmesi, sonra ışığının giderilip atılmasıdır. Güneş'te meydana gelecek böyle hâdiseler neticesinde, dünyamızdaki hayatın anında sona ereceği gayet açıktır5. Bunun yanında dürülme meselesinin mecazî ihtimalleri de düşünülebilir. Meselâ, Nizamuddin en-Nişaburî, "Garaibu'l-Kur'ân ve Regaibu'l-Furkan" adlı tefsirinde, Güneş'in dürülmesini küçük kıyametin bir parçası olarak, ruhun bedenden ayrılması şeklinde yorumlayanlara da yer vermiştir. Bu yorumcuların gâyesi büyük kıyameti inkâr etmek olmadığı gibi, "Düşünün de ibret alın ey akıl sahipleri"6 çağrısına göre, ilgili âyetlerin küçük kıyamet olan ölüm hakkında da ibret alınacak mânâlarının olabileceğini göstermektir. Bu yönüyle bir milletin ölümü olan orta kıyamet hakkında da bu olayı düşünmek ibret vericidir. Yine de âyette geçen Güneş kelimesini, hakiki mânâda anlamamızı engelleyecek aklî veya naklî herhangi bir ipucu olmadığı için, bilinen mânâsıyla düşünmemize engel yoktur.5 İnfitar Sûresi'nin birinci âyeti, gökcisimlerinin nizam ve intizamı bozularak kâinatın harap olmaya başladığı zamanı haber vermektedir. Üçüncü âyette geçen "el-karia" çarpacak olan felâket mânâsında olup "el-hakka" gibi kıyametin isimlerinden biridir. Bu felâket insanların akıllarını alacak, ödlerini patlatacaktır. Âlemdeki büyük küçük her şey şiddetle çarpışacak, insanlar korku ve dehşete düşecek, gök yarılıp parçalanacak, Güneş dürülecektir.7 Bediüzzaman Hazretlerinin konuyla ilgili tespitleri ise orijinal ve tatminkârdır: "Evet nasıl ki insan küçük bir âlemdir, yıkılmaktan kurtulamaz. Âlem dahi büyük bir insandır, o dahi ölümün pençesinden kurtulamaz. O da ölecek, sonra dirilecek veya yatıp, sonra haşir sabahıyla gözünü açacaktır. Hem nasıl ki kâinatın bir küçük nüshası olan bir canlı ağaç, tahrip ve dağılmaktan başını kurtaramaz. Öyle de: Yaratılış ağacından dallanmış olan silsile-i kâinat tâmir ve yenilenme için, tahripten, dağılmaktan kendini kurtaramaz. "Eğer dünyanın ecel-i fıtrîsinden evvel ezelî iradenin izni ile hâricî bir maraz veya muharrib bir hâdise başına gelmezse ve onun Sâni'-i Hakîm'i dahi fıtrî ecelden evvel onu bozmazsa, herhalde hattâ fennî bir hesab ile bir gün gelecek ki: 'Güneş dürülüp toplandığında, yıldızlar döküldüğünde, dağlar yürütüldüğünde' (Tekvîr, 1-3) mânâları ve sırları, Kadîr-i Ezelî'nin izni ile tezahür edip, o dünya olan büyük insan sekerata (ölüm dakikaları) başlayıp acib bir hırıltı ile ve müdhiş bir ses ile fezâyı çınlatıp dolduracak, bağırıp ölecek; sonra emr-i İlahî ile dirilecektir.” (Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksad, Dördüncü Esas) Kâinatın sonunu nasıl bir hâdisenin beklediğine dair yukarıdaki âyet ve hadîsler, modern bilimin tespitleriyle daha iyi anlaşılabilir. İlk yıldızlar tahminen 10 milyar yıl önce yaratılmışlardır ve yakıtları sebepler plânında proton füzyonuyla sağlanmaktadır. Proton füzyonu sonucunda oluşan radyasyon sıcaklığına bağlı basınç, yıldızın kütle-çekim kuvvetinin dengelenerek çökmesinin önlenmesinde rol oynamaktadır. Bu yüzden, eğer yıldızda yeterince proton tüketilirse ve proton füzyonu azalırsa, bu denge bozulur. Kütle-çekimi radyasyon sıcaklığına bağlı basıncı yenerek yıldızın içe doğru çökmesine sebep olur. Bu sırada açığa müthiş bir ısı çıkarak yıldızda yeni çekirdek reaksiyonlarını başlatır ve sırayla alfa (elektronsuz helyum çekirdeği) füzyonundan itibaren kararlı hale gelene kadar yıldızın kütle büyüklüğüne göre değişik füzyonlarla değişik elementler yaratılır. Alfa füzyonu sırasında her ne kadar yıldızın çekirdeği çökse de, dış tabakalar yaklaşık 100 kat genişleyerek bir "kızıl dev" hâlini alır. Nükleer füzyon reaksiyonları gücünü kaybettikten sonra, radyasyon sıcaklığına bağlı basınç tekrar düşerek kütle-çekimiyle dengelenir ve yıldızın hacmi o kadar küçülür ki yoğunluğu suyunkinin bir milyon katına ulaşır. Bu duruma gelen yıldıza "beyaz cüce" denir. Beyaz cücelerin büyüklükleri yaklaşık olarak dünyanınki kadardır. Kütlesi ise, Güneş'in kütlesinin yarısı ile 1,4 katı arasındadır. Yüzey sıcaklıkları yaklaşık 10 bin dereceyi bulan beyaz cüceler, zamanla enerjilerini kaybederek kararıp söner.8 Daha evvel başka bir durumla karşılaşmazsa, Güneş de bu safhalardan geçerek ilmî verilere göre birkaç milyar yıl sonra beyaz cüceye dönüşecektir.8 Böyle bir durumda Kur'ân'ın ışığında iki ihtimal söz konusu olur: Birinci ihtimale göre, eğer Güneş'in kaderi gerçekten de bu hâdiseyle vuku’ bulacaksa, bu önümüzde büyük kıyametin gerçekleşmesi için birkaç milyar yıl daha olduğunu ve Tekvîr Sûresi'nin 1. âyetinde gecen 'Güneş'in dürülmesi' hâdisesinin de yukarıda açıkladığımız şekilde gerçekleşeceğini gösterir. İkinci ihtimale göre ise, eğer Güneş'in kaderi bu değilse, âyette bahsedilen dürülme başka şekilde de yorumlanacağı gibi, kıyametin o kadar uzun süre gecikmeyeceği sonucu da çıkarılabilir. Yukarıdaki senaryo şu şekilde devam etmektedir. Eğer çöken yıldızın kütlesi Güneş'inkinin 5 katından daha fazla ise, beyaz cüceninkinden farklı bir durum gerçekleşir. Tam çökme durumuyla karşılaşan bu yıldızlar kara deliğe dönüşürler. Kütle-çekimi o kadar güçlenir ki, ışık dahi kurtulamaz. Kıyamet ile ilgili bir diğer teoriye göre, dev karadelikler bütün kâinatı yutacaktır. Maddeyi yutuşu sırasında karadelik çevresinde oluşan akresyon (yığışım, toplanma) diski de bize maddenin "dürülme" tabirini hatırlatmaktadır. Daha kapsamlı bir bakış açısı ve bütünlüğün oluşması açısından, konumuza ışık tutabilecek Tekvîr Sûresi'nin diğer bazı âyetleri de şöyledir: 'Yıldızlar yerlerinden düşüp dağıldığı zaman, dağlar yürütüldüğü zaman... İşte o zaman... Her insan hazırladığını, ortaya ne koyduğunu anlayacaktır... Dolaşıp dolaşıp yuvalarına, yörüngelerine giren gezegenlere... kasem ederim ki: Kur'ân, değerli bir elçinin, Cebrail'in getirip okuduğu sözdür!’9 'Gün gelecek gök, beyaz bulutlar şeklinde yarılıp dağılacak, melekler bölük bölük indirilecek.'10 'Gök yarılıp kızıl sahtiyan gibi kıpkırmızı bir güle dönüştüğünde, öyle müthiş işler olacak ki.'11 'O gün gök yarılır, parçalanır, iyice kuvvetten düşer.'12 'O gün dehşetinden gök bile çatlar. Allah'ın va'di mutlaka gerçekleşir.'13 'Gökler kapı kapı açılır, her tarafı kapı haline gelen gökten melâike orduları birden indirme yapar.'14 'Dağlar atılmış rengarenk yünlere dönerler, artık kimin tartıları ağır basarsa, memnun kalacağı bir hayata girer.'15 Hem modern bilim, hem de Kur'ân-ı Kerîm bir gün kâinatın sona ereceğinde ittifak halindedir. Modern bilim bu dehşetli kıyamet hâdisesinin sonrası hakkında fikir yürütemezken, Kur'ân, tafsilatlı beyanda bulunmaktadır. Dipnotlar 1. Suat Yıldırım, Kur-an'ı Hakim ve Açıklamalı Meali, Tekvir 81/1. 2. Suat Yıldırım, Kur-an'ı Hakim ve Açıklamalı Meali, İnfitar 82/1. 3. Suat Yıldırım, Kur-an'ı Hakim ve Açıklamalı Meali, Karia 101/1. 4. Suat Yıldırım, Kur-an'ı Hakim ve Açıklamalı Meali, 535, Feza Gazetecilik A.Ş. (1998). 5. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Tefsiri, Tekvir. 6. Suat Yıldırım, Kur-an'ı Hakim ve Açıklamalı Meali, Haşr 59/2. 7. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Tefsiri, Karia. 8. J. W. Rohlf, Modern Physics from to Z0, 544-8, John Wiley & Sons (1994). 9. Suat Yıldırım, Kur-an'ı Hakim ve Açıklamalı Meali, Tekvir 81/2-3,14, 16, 18-19. 10. Suat Yıldırım, Kur-an'ı Hakim ve Açıklamalı Meali, Furkan 25/25. 11. Suat Yıldırım, Kur-an'ı Hakim ve Açıklamalı Meali, Rahman 55/37. 12. Suat Yıldırım, Kur-an'ı Hakim ve Açıklamalı Meali, Hakka 69/16. 13. Suat Yıldırım, Kur-an'ı Hakim ve Açıklamalı Meali, Muzzemmil 73/18. 14. Suat Yıldırım, Kur-an'ı Hakim ve Açıklamalı Meali, Nebe 78/19. 15. Suat Yıldırım, Kur-an'ı Hakim ve Açıklamalı Meali, Karia 101/5. |
|
1.otobüs durağında bekleyenler önlerinden orta hızla geçen yolcularla dolu bir minibüs/dolmuşun tereddütsüzce yol ayrımındaki elektrik direğine doğru gittiğine tanık olurlar. evet, en ufak bir fren bile yapmaksızın oradaki direğe büyük bir gürültü ile patlatır ve devrilir... bir iki saniyelik bir kararsız sessizlik sonrasında halk yardım etmek için minibüse doğru koşar... içinden çıkanların hali berbattır, ağızlar burunlar patlamış, kaşlar açılmış, kan revan içinde ama bir tuhaflık vardır : minibüsten çıkartılanlar kendi dertlerini unutmuşlar, kalan dişleri ve kullanabildikleri tüm organları ile kahkahalar atarak gülüyorlardır... çarpışmadan iki dakika kadar sonra arkadan koşa koşa gelen bir adam etrafa şaşkın şaşkın bakmaktadır o sırada bir anlam verilemez bunlara... taa ki sonradan koşarak gelen adamın ikiyüz metre önce trafikte sakin sakin ilerlerken minibüsün kapısını yola sıkı bir balgam atmak amacı ile açmış ve o sırada dengesini kaybedip aşağı düşmüş olan minibüs şöförü olduğu anlaşılana kadar... 2. vitesi arızalı bir araçta, şöförün en yakınındaki bireyden rica ettigi, "birader bu meret ikinci vitese geçmiyo bi zahmet ben parmagımı şıklatınca vites kolunu tutuver" deyip, bireyin suratında "ne yani şaka mı bu" yada "lan ne demek istedi şimdi bu adam" yorumları ile kafa saga sola sallandıktan hemen sonra isteksiz bir şekilde yapılan eylem. 3. aksim-kadıköy dolmuşunda şişman şöförle,yine onun kadar şişman ve kıllı olan müşteri arasında kavga başlar. -şöför:beyefendi 250 bin daha verceksiniz. -müşteri:ne 250'si kardeşim daha dün 2.250.000'e geldik zammı oldu? -şöför:oldu tabi. -müşteri:ben anlamam, yok ikiyüzelli mikiyüzelli. -şöför:nedemek yok lan bu arabanın mazottuna,tamirine,tekerleğine zam geliyoda bizmi zam yapmıcaz bilaaader. -müşteri:tekerleğini tikiim lan arabanın. şöför arabayı ani bir frenle durdurup adama döner. -şöför:bak bilader tekerleğe yanlış konuşuyosun. sonra aralarında ufak çaplı bi itiş kakış olur diğer müşteriler adamları ayırır.(ben bu arada ''tekerleğe yanlış konuşuyosun'' lafında kaldığım için arka koltukta salyalarımı saça saça gülmekteyim) sonra müşteri arabadan iner bizde yolumuza devam ederiz... 4. kadıköy'den eve dönmek maksadıyla dolmuşa binmiştim. arkadaki dört kişilik yerin sağına(yani kapı tarafına) oturdum. can sıkıntısından elimi arkaya (hani sarı dolmuşlarda var ya bagaj kısmı) oraya atıp, elime gelenleri bakmadan tanımaya çalışıyordum. elime bir şey geldi: sünger. herhalde dolmuşu temizlemek için kullanılıyor. ardından sert bir cisim: sopa olsa gerek. elastik bişey: bu da hortumdur heralde. deterjan, kova felan derken; elime tanımlayamadığım bir cisim ilişti. bakmadan tanımaya çalışırken tüm insanların yapacağı gibi, dokundum, okşadım, sıktım... derken... benim sıramda diğer tarafta oturan beyfendi, bana "ne yapıyorsun kardeşim!" demez mi? ben gel, o sırada benim gibi elini arka tarafa uzatmış adamın eliyle oyna, mıncıkla falan. hayatımda bu kadar utandığımı hatırlamıyorum. evimin yakınlarına daha gelmememize rağmen, o utançla indim dolmuştan. eve kadar yürüdüm sonra. kaynak : ek$i sözlük |
| okuldaki proje için oyuncak araba uzaktan kumanda alıcı verici devresi lazım döküman halinde nereden bulabilirim? |
| bu oyunları türkçe yapmak iin hangi programlar kullanılır.? |
| yaw beyler bu oyunları türkçe yaparken hangi programları kullanıyorlar ve nasıl oluyor bu olay. |
| wide body kit açmak için şehirdeki arabalarla yarışın yarışı kazanın sonra size hediyeler veriyorlar. hediyeler içinde wide body kit te var. |
|
Yaw bu msn de yazdığım mesajlar karşıya ulaşmıyor karşının bana yazdığı mesajlar ulaşmıyor. bunun çözümü nedir? bütün msn sürümlerinde bu sorunu yaşıyorum. eğer yukarıdaki sorun hallolmazsa bana söle güzel bi msn ealternatif program söler misiniz? |