-bir pabuç ve başkan bush u bekleyeceksiniz hepsi bu - -Bush'a ayakkabı fırlatan Iraklı gazeteci El Zeydi tahliye edildi. Katar Emiri bu eyleminden dolayı Zeydi'yi paraya boğacak. Gazeteci, 2008 Aralığında Bağdat'ı ziyaret eden Bush'a, basın toplantısı sırasında ayakkabılarını fırlatmış, fakat hedefi tutturamamıştı. Zeydi tam 9 aydır cezaevinde yatmaktaydı. Aslında dün tahliye edilmesi beklenen Zeydi, bürokratik işlemlerin ardından bugün serbest kaldı. Zeydi 1 yıllık cezasını "iyi halden" 3 ay az çekti. Kahraman ilan edildi Zeydi, şimdi krallara layık bir şekilde karşılandı Cezaevininin önünde davul zurna çalındı. Onlarca kurban kesildi. Tahliye tam anlamıyla kutlamaya dönüştü. Ortadoğu halklarında ayakkabı fırlatmak karşısındakine en büyük hakaret sayılıyor. KATAR EMİRİ ONU PARAYA BOĞACAK Eyleminden sonra tüm Arap ülkelerinde kahraman olan Iraklı gazeteciye Katar Emiri Şeyh Hamid bin Halife El Tani, cezaevinden çıktığında Ferrari, altın, Arap atı, villa ve madalya sözü vermiş, Arap babalar kızlarını onunla evlendirmek için sıraya girmişti. |
|
-11/05 /2007 tarihinden 17gün 4ay 1 yıl ı çıkarırsak -24 aralık 2005mi -24 ocak 2006 mı olur -selamlar hesabını unutmuşum |
|
-Adanalı tarihçi ve araştırmacı Cezmi Yurtsever, ABD'nin yeni Başkanı Aka Barack Obama'nın Kenya'daki atalarının Türk asıllı olduğu yönünde görüş bildirenlerin doğru söylediğini savunarak, “Obama'nın kimliğinde yer alan ‘Aka’ sözcüğü atalarından gelen Türk kimliğinin yansımasıdır” dedi. Türkiye'de birçok lider ile ünlünün kökenleriyle ilgili araştırma yapmakla ismini duyuran tarihçi- araştırmacı Cezmi Yurtsever, ABD'nin yeni Başkanı Aka Barack Obama'nın kökenlerini araştırdı. Yurtsever, yaptığı araştırmalarda Obama'nın atalarının sosyo-kültürel kimliğinde Türk izleri olduğunu ortaya çıkardığını belirtti. Obama'nın biyografik bilgilerini dikkatle inceleyenlerin adının başında yer alan ‘Aka' sözcüğünü görebileceğini bu sözcüğün, ‘Önde gelen, baş, reis, büyük' gibi anlamlar içeren eski Türkçe sözcük olduğunu anlatan Yurtsever, Obama'nın Türk olduğu yönündeki iddialarına ilişkin şöyle dedi: “Aka sözcüğü Türkiye'de genelde ‘Ağa’ olarak da kullanılır. Barak Obama'nın ismi babasının kimliğinin tekrarıdır. Onun köken bilgileri dedesi Nüseyin Onyango Obama ve daha büyük dedelerine dayanır. Hüseyin Onyango Obama 1895/1979 yılları arasında yaşadı. Kenya'da hayatını sürdüren Hüseyin Onyango, gençliğinde Hıristiyan misyonerlere aşcı olarak hizmet etti. Ama İslam inancına bağlı olarak aile düzenini kurdu. Onun da baba ve dedesi Osmanlı’ya bağlı Türk kimliği taşıyan insanlardı. O dönemin hatırası olarak aşiret ve aile içinde Türkçe ‘Ağa’ veya ‘Aka’ şöhret ismi kullanıla geldi. Obama aşiretinin kültürel kimliğinde Türk asıllı olma durumu da vardır.” Obama'nın dedesi Hüseyin Onyango Obama'nın büyüklerinin Osmanlı'ya bağlı Güney Sudan'daki Türkiye Eyaleti'nin yurttaşları olduğunu öne sürün tarihci ve araştırmacı Yurtsever, iddialarını şöyle sürdürdü: “ABD istihbaratının Güney Sudan ve Viktorya Gölü'ne kadar olan Kenya topraklarının tarihi gelişimi üzerine hazırlamış olduğu ve Kongre Kütüphanesi arşivinde bulunan rapora göre, Osmanlı'ya bağlı Mısır'daki Mehmet Ali Paşa yönetimi 1821-1884 yılları arasında Sudan ve Kenya'yı da içine alan bölgeye ‘Vilayeti Türkiye' olarak isimlendirmişti. Osmanlı'nın bayrağı olan yıldızlı 3 hilal bayrağı kullanılmıştı. Bu dönemde Osmanlı Padişahının onayı ile Mısır paşalarının da bilgisi dahilinde Türkiye eyaletine gönderilen yöneticiler bölgede esir ticaretinin kontrol altına alınması, gümrük vergileri, ticaret ve madenciliği geliştirdiler. Aynı zamanda Osmanlı'ya bağlı Mısır için de zenci kökenli asker alma kaynağı olarak kullanıldı. Hartum, Darfur gibi şehirler aynı zamanda Afrika'nın ortasında Türkiye’ye giriş merkezleri olarak da kullanıldı. Bölgede 1885 yılında İngiliz sömürge yönetimi kuruluncaya kadar Türk yönetiminin sözleri geçerli idi. Bu dönemin hatırası olarak günümüzde Kenya- Sudan sınırında bulunan Türk gölü (Turkuana), Türk su kaynağı (Turkwel) isimleri harita üzerinde kolayca bulunabilir. Yapılan araştırmalara göre, 19'üncü Yüzyıl ortalarında Osmanlı'ya bağlı Türkiye Vilayeti'nin güney sınırları Ekvator dairesi ve Viktorya Gölü’ne kadar uzanıyordu.” Yurtsever, Aka Barack Obama'nın atalarının Türk kimliği hakkındaki ABD İstihbarat kaynaklı Kongre Kütüphanesi'nde bulunan rapor, fotoğraf ve belgeleriwww.cezmiyurtsever.com internet sitesinden de yayınlayarak kamuoyunun bilgisine sunacağını belirtti.(milliyet) -bir iki türk de ben ilave edeyim makariyos yunanlıların tamamı ermenilerin tamamı yugoslav macar romanya ukrayna da bu mantığa göre türktür -osmanlı eyaleti olduğu için |
| -kozalak tehlikesine karşı kozalaklı ağaç topluluğunun cevresine belli bir bantta akasya dut v.s ağaçlar dikilmeli hem kuşlara besin olur hemde 10000 hektar bir anda yanmaz |
|
Miguel de Cervantes Sanço Panza, vali tayin edildiği yere gidince burasının sıradan bir köy olduğunu görür. "Kuzgunun yavrusu kuzguna şahin görünürmüş" derler ya; denizden eser olmayan kuru bir arazi üzerinde kurulmuş bulunan bu köyün bir ada olduğunu ilân eder. Adı bundan sonra "Beleşonya Adası"dır. Yönetim Kurulu üyeleri valiyi kızdırmamak için emrine boyun eğerler. Geleneklere göre, yeni valinin bir imtihana tâbi tutulması gerekmektedir, imtihanda üç dört mahkemede hâkimlik yapmak vardır. Eğer önüne çıkarılan zor davaları çözer, adaletle karar verirse; Yönetim Kurulu üyeleri valiliğini onaylayıp neticeyi Dük'e bildirecekler. Aksi halde onu vali olarak kabul etmeyecek, geri göndereceklerdir. Hâkim koltuğuna oturan Sanço, önüne getirilen bütün zor davalan, tereyağından kıl çeker gibi, kolaylıkla çözer. Şimdi adıgeçen mahkemeyi birlikte izleyelim: Mahkeme salonuna hışımla bir kadın girdi: —Adalet istiyorum Vali Hazretleri, adalet istiyorum! —Ya biz burada ne yapıyoruz be kadın! Leblebi şeker mi dağıtıyoruz?.. Kuyruğuna basılmış fare gibi cıyaklayacağına derdin ne ise onu anlat! Yapılacak bir sürü işimiz var. Bu sırada jandarmalar yaka paça bir adam getirdiler. Zayıf, kısa boylu Allah'a güç gelmesin epeyce de çirkin yüzlü idi. Kadın adamı görünce bağırmaya devam etti: —Vali Hazretleri adalet istiyorum! Şu hain adam, bahçem-deki el değmemiş, tazecik gülümü kopardı... —Gül dediğin kaç paralık şey ki, böyle kıyametler koparıyor-sun. —Bak bak! Erkek olduğunu nasıl da belli etti. Hemen adamın tarafını tuttu. Adalet yerini bulmadan şuradan bir adım atmayacağım. Adalet istiyorum! —Yahu, bu da adaletle kafayı bozmuş! Daha karar vermiş değilim ki taraf tuttuğumu nasıl söyleyebiliyor? Sanço, yanındaki Yönetim Kurulu üyelerine döndü: —Efendiler, Beleşonya'da el değmemiş taze bir gülün fiyatı kaç paradır? Üyelerden biri gülerek cevap verdi: —Vallahi, onu sahibi daha iyi bilir. Ancak, anladığım kadarı ile, kadının anlatmaya çalıştığı gülle sizin bildiğiniz gül farklı şeyler... Altın Beyinli Adam: —Gülün çeşitleri olduğunu bilmeyecek kadar câhil bir adam değilim. Ancak, neticede, alt tarafı bir gül değil mi canım! Sanço'nun saflığı karşısında salonda bulunanlar kahkaha ile gülmeye başladılar. Vali, işin içinde başka bir iş olduğunu anladı: —Bana bak kadın! Lafı ağzında geveleyip durma. Burası adalet kapısı. Adalet kapısında utanmak olmaz. Derdin ne ise açıkça anlat! —Adaletin yerini bulması için dediğinizi yapacağım. Şu ırz düşmanı, adam, tenha bir yolda karşıma çıkıp, zorla bana tecavüz etti. Namusumu iki paralık etti. Adalet istiyorum! Sanço, adama döndü: —Ne diyorsun; kadının anlattıkları doğru mu? —Azı doğru çoğu yanlış Vali Hazretleri... —Buyurun cenaze namazına! Al birini vur öbürüne. Bu da bilmece gibi konuşmaya başladı. Ne demek, birazı doğru çoğu yanlış? —Anlatayım Vali Hazretleri: Hâşâ huzurunuzdan, bendeniz domuz tüccarıyım. Köyünüzden oldukça uzak bir yerde çiftliğim var. —Bana bak domuz tüccan! Burası köy değil anlı şanlı bir adadır. Yabancı olduğun için şimdilik affediyorum. Bir daha Be-leşonya adasına "köy" dediğini duymayayım; anladın mı? Domuz tüccarı, içinden bir "sabır" çekti, "işim bu deliye kaldı ise; yandı gülüm keten helva" diye hayıflandı. Delinin suyuna gitmekten başka çaresi yoktu: —Haklısınız Vali Hazretleri! Cahilliğimi bağışlayın. Bir daha adanıza köy dersem ekmek çarpsın! —Aferin! Akıllı bir adama benziyorsun. Nasıl oldu da Şey-tan'a uydun —Oldu bir kere Efendimiz. Nefsim Şeytan ile birlik olup sırtımı yere getirdi. Adanıza getirdiğim domuzlarımı satıp paralan cebime koymuş, çiftliğime gidiyordum. Bu kadın, tenha bir yolda karşıma çıktı: —Az bir para karşılığında, bahçemden taze bir gül koparmak istemez misin? dedi. Cilveleriyle ve gülüşleriyle beni baştan çıkardı. Fiyatta anlaştık. Ancak işin orta yerinde parayı iki katma çıkardı. Kabul etmezsem, bağırıp çağıracağını ve beni rezil edeceğini söyledi. Zaten işin başından beri vicdanımla kavga halinde idim. Çoluk çocuğumun nafakasını üç-beş dakikalık haram bir zevkle harcamaya gönlüm razı değildi. Rezil olma pahasına kadının teklifini kabul etmedim. Dediği gibi yaptı: "Yetişin, kimsesiz bir kadına zorla tecavüz ediyorlar" diye bağırmaya başladı. Sonrası malum... Jandarmalar bizi yakalayıp buraya getirdiler. Kutsal kitap üzerine yemin ederim ki, işin aslı bundan ibaret Vali Hazretleri! Kadın, tekrar, şirretliği ele almış; avazının çıktığı kadar bağırıyordu: —Şu temiz alnıma kara bir leke sürdüğü yetmiyormuş gibi; şimdi de iftira ediyor! Yetişin dostlar bayılacağım, dedikten sonra yere yıkıldı. Sanço, kadının bayıldığına inanmış gibi yaparak adama sordu: —Domuzların kaç para yaptı? —Bir kese altın Vali Hazretleri —Derhal o bir kese altını çıkar; yüzüne sürdüğün kara lekenin bedeli olarak şu kadına ver! —Fakat, nasıl olur Efendimiz?... —Fakatı makatı yok! Ne diyorsam onu yap! Kadın bayılma numarası yaptığı yerden, bir kese altın sözünü duyunca, cin gibi kalkıp ayağa fırladı; —Hay adaletinle bin yaşa Vali Hazretleri! Gerçi namus para ile ölçülmez ama; şu ırz düşmanına bir ders verdiniz. Allah ne muradınız varsa versin! —Muradımı buseydin, bu duayı ettiğine pişman olurdun!... Kadın, Sanço'nun söylediklerini duymadı bile. Adamın elleri titreyerek verdiği bir kese altım kaptı. Göğsüne bastırdı ve rüzgar gibi salondan çıktı. Vali, dokunsalar ağlamaya hazır olan adamı çağırdı: —Tez, şu kadının arkasından yetiş. Bir kenarda altınlarını ondan zorla al. Sonra da gel beni gör, dedi. Herkes merakla işin nereye varacağını beklerken; Hâkim onlara dönüp şöyle dedi: —Efendim Don Kişot çok haklı. Allah'ın arzusu dışında hayat süren her insanın bir Dulsinea'sı vardır. Şu ikisi aynı Dul-sinea'nm peşinde. Bakalım hangisi kazanacak... Bir deliden böyle sözler beklemeyen Yönetim Kurulu üyeleri şaşırıp kaldılar. "Eğer seyisi böyle olursa efendisi Dön Kişot kim bilir ne bilgili insandır" dediler. Çok geçmeden, bahçesinden taze gülü koparılan kadın, yine avazının çıktığı kadar bağırarak salonun kapısında göründü: —Vali Hazretleri, o ırz düşmanı adam altınlarımı almaya kalkıştı! —Peki alabildi mi? —Bende ona para kaptıracak göz var mı? Vallahi adamı anasından doğduğuna pişman ettim!.. Kadm doğruyu söylüyordu. Jandarmalar zavallıyı güçlükle ayakta tutabiliyordu. Eli yüzü kanlar içinde kalmıştı. Vali bağırdı: —Ne bu halin, sünepe herif? —Sormayın Efendimiz... Kadın keseye yaklaştırmadı bile. Kaplan gibi üzerime atılıp, pençeleriyle beni perişan etti. —Şimdi beni dinle! Zekâdan noksan zilli karı! Beleşonya Adası Valisi Sanço Panza'yı aldatacağım mı sandın?... Eğer şu bir kese altını koruduğun gibi namusunu da korusaydın, bu sünepe herif kılına bile dokunamazdı. Demek adamı baştan çıkaran sensin. Tez aldığın bir kese altım geri ver! —Onu bana vermiştiniz! Bir Vali'ye sözünden caymak yakışır mı?.. —Bana bak şirret kan! Çabuk ver adamın parasını! Eğer tepemi attırırsan seni darağacında sallandırırım, bilmiş ol! Kadm istemeye istemeye adamın parasını geri verdi. Vali tekrar gürledi: —Sana yarın akşama kadar mühlet veriyorum! Pilini pırtım topla adamızı terket! Bir tek kelime edersen, inan olsun, seni acımadan astırırım. Yıkıl şimdi karşımdan! Kadın, korkudan dili tutulmuş bir halde, tek kelime edemeden, başı önünde mahkeme salonunu terketti. Sanço Panza adama döndü: —Şimdi de sen dinle domuz tüccarı! Sana bu adada ticaret yapmayı yasak ediyorum. Git, domuzlarını başka yerde sat! Bir daha Şeytan'a uyup çoluk çocuğunun nafakasını kötü kadınlara kaptırma. Senin gibi dangalaklar olmasa fahişelik yaşar mı be! Şu kadın gökten zembille fahişe olarak inmedi ya! Ne demek istediğimi anladın mı? —Anladım Vali Hazretleri! —Yıkıl şimdi karşımdan...Gözüm görmesin seni! Adamı da böylece yolcu ettikten sonra papaza döndü: —Ne dersin peder, adalet yerini buldu mu?... —Allah şahidim olsun ki buldu, Vali Hazretleri! içimden bir ses Cennet'in kapısını araladığınızı söylüyor. Ha gayret... —Allah seni iki dünyada aziz etsin! Benim de istediğim budur. Gerisini boş ver... |
|
-http://www.iha.com.tr/haber/video.aspx?vid=140&cid=11 -videonun sonuna doğru saati kapatmayı unutmuşlar gündüz karanlığında(karanlık odada ihtimalen)ufo filmi çekmişler -bizi kekleyecekler |
|
resim dersinden insan portresi çizmeyi beceremiyorum bunun için video indirebileceğim bir site varmı? yardımlarınızı bekliyorum |
|
Avukat 'hastalandı', bakanlık davada 8 milyar dolar kaybetti 7 Aralık 2007 07:00 Enerji Bakanlığı, imtiyaz sözleşmesi bulunmasına karşılık devrini yapmadığı Afşin-Elbistan A Termik Santralı'yla ilgili davayı kaybetti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun aldığı kararda, TEİAŞ'ın Bakanlık aleyhine olan karara, süresi içinde itiraz etmediği, süre geçtikten sonra da TEİAŞ avukatının sağlık raporu sunduğu ortaya çıktı. Danıştay kararlarının 30 gün içinde temyiz edilmesi gerekirken, TEİAŞ 13 Eylül 2004'te tebliğ edilen karar için 15 Ekim 2004'te temyiz talebinde bulundu. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararında, TEİAŞ'ın avukatının 13-14 Ekim 2004 tarihleri için sağlık raporu sunduğu açıklandı. Kararda vekaletname kapsamında başka avukatların da dilekçe verebilecek durumda olduğu için rapora itibar edilmediği söylendi. Santral için imtiyaz sözleşmesi bulunan ERG-Verbund Elektrik'in, kendisine santralı devretmeyen Enerji Bakanlığı'na karşı açtığı davada nihai karar verildi. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, santralın devredilmesi yönündeki kararı onadı. Bu çerçevede, 1355 MW kurulu güce sahip Afşin A'nın, kömür sahasıyla birlikte davacı şirkete devri için görüşmelerin başladığı bildirildi. Süreç 1994'te başladı 1994'te alınan bir kararla, Afşin Elbistan Termik Santralı'nın işletme hakkının 20 yıllığına ERG-Verbund Elektrik'e devri öngörülmüş. Bakanlık ile şirket arasında imzalanan imtiyaz sözleşmesi, 1999'da onaylanmıştı. Ancak bu devir işlemini kamu aleyhine bulan TEAŞ'ın sözleşmeyi imzalamaması üzerine ERG-Verbund, Enerji Bakanlığı'na karşı dava açmıştı. Danıştay 10'uncu Dairesi, 2004 yılında şirket leyhine karar verdi. Son olarak, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ise 3 Mayıs 2007 tarihli kararıyla devri öngören kararı onadı. İdari Dava Daireleri Kurulu'nun karara katılmayan üyelerinin karşı oy yazısında kamunun, davacı şirkete 8 milyar dolar fazladan para ödeyeceği belirtildi. Buna göre Bakanlık 20 yılda santralde üreteceği elektriği 4 milyar dolara malederken, devir halinde ise maliyeti 12 milyar dolar olacak. EÜAŞ Genel Müdürü Sefer Bütün kararın uygulanması çerçevesinde şirketle devir sözleşmesi imzalama görüşmelerinin başladığını söyledi. Yap-İşlet-Devret'e ekstra garanti Hükümet, yatırımcıları teşvik etmek amacıyla Yap-İşlet-Devret (YİD) projelerinde işletme döneminde gelir yeterli olmazsa şirkete ekstra ödeme yapılmasını öngören bir düzenleme hazırladı. Bu kapsamda YİD projelerine bütçeden yıllık toplam 4.7 milyar YTL 'ye kadar katkı payı ödenebilecek. TBMM'ye sunulan YİD Yasası'nda değişiklik yapan düzenleme yasalaşırsa YİD modeliyle yapılacak yatırım sonucunda üretilen hizmet vatandaşa satılamasa da devlet söz konusu ücreti ödeyecek. Böylece kendi içinde garanti unsuru içeren YİD modeline ekstra garanti sunulmuş olacak. |
|
-uçaktaki 6 bilim adamı nedeniyle sabotaj yapılmış -bu profesörler i fizikcileri a.b.d ingiltere v.s batı ülkelerndei eğitilmiyormu neticede kapasiteleri onların verdiği kadardır -yok bilim adamı çok parlak biri ise aylık 20 -30 ne isterse verir ülkesinde alıkor -kendi kendimize komplo teorileri üretmeyelim |
fakat siyanür ün bulunma ve kullanma riskine karşı benim aklıma hobi araştırma olarak şu yöntem geldi
altın ve gümüş olduğuna inanılan parcalar toz haline getirilir
kalın bir metal kabın içine konulan bu materyalin içine yavaş yavaş saf sülfirik asit dökülür
sülfirik ait kaptaki materyalin biraz üzerine çıkınca dökme işlemi biter bir tahta çubukla iyice karıştırırız
duman çıkma işlemi bitince kabın içine yavaş yavaş temiz su dökerek kendiliğinden taşırarak mümkün oldukca asidi uzaklaştırıriz
kalan materyali kabın çevresini 5000- kalori üstündeki kömürle ısıtarak eritiz
bundan sonrası zor altın veya gümüşe zarar vermeden siyanürsüz piyasadan bulabileceğimiz malzeme ile altın ve gümüşü nasıl ayrıştırabiliriz