B

Teğmen
15 Ağustos 2014
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
1 üye
Görüntülenme (?)
49 (Bu ay: 1)
Gönderiler Hakkında
B
9 yıl
Ne olacak bu TR serverının hali...
Merhaba arkadaşlar. Uzun zamandır forumda aktif değildim. Bahsetmek istediğim konu her eloda, her ligde karşımıza çıkıp küfür ederek bizi tilt eden 'velet' dediğimiz yaratıklar.

Bireysel olarak gerçekten iyi bir oyuncuyum. Şöyle söyleyeyim, bronz 2deki hesabımın mmr seviyesi 1584. Yani altın ligdeki adamlarla eş değer düzeyde oynuyorum. Ama takımım yüzünden win rate'im yükselmiyor. Üst koridor win rate'im %60 olduğu için otomatik doldurum olsa bile bu elodaki adamların win rate/mmr düzeyleri iyi olmadığı için istediğim yerde oynayabiliyorum.

Her zaman şu oyun için kimsenin kalbini kırmamayı denedim. Küfür etmedim, yasuoya mavi isteyen adama orman oynarken mavi saldım, feedleseler bile kötüsünüz demedim. Küfür edenleri susturdum, herkes küfür ediyorsa herkesi susturdum ve rapor sistemini kullandım. Bir oyunda bot pre giren çocuklara denk geldim ve her zamanki gibi sakinliğimi koruyup oyunuma devam ettim bronz hesabımda. Karşımda shen var, fiora oynuyordum. Adam 6 oldu dedim ki 'shen ulti ss bot'. Böyle dememe rağmen biri janna diğeri vayne oynayan bu ikili, bir tane totemleri dahi olmamasına rağmen kule dibine kadar ittirdiler ve kule altında adamlarla it dalaşına girdiler. Shen ultiyi bastı, kombosunu yaptı, skorunu ve asistini alıp koridora geldi. All chatten yazılan şey şu; 'solo farkı bizimki tp atmıyor .......'. Diyorum ya aga totem yok hiç bir görüşleri yok yampiri de açık değil ormancı gelse yine ikisi de ölecek. Sheni koridorda kestim 2 kere üst üste. İlk itemimi bitirene kadar daha fazla agresifleşmeyip item bitince kar topu etkisine bağladım. Bota es-kaza bir totem bulup baskına gittim gelen shen ve ormancıyla quadra attım. Orta koridor oyuncuları fizz beni denemeye geldi ve sadece canını 200 değerine azaltıp vayne'e bıraktım. Adam kassın diye pentamı almadım. Kasacağım kadar kasmıştım zaten. Karşıdaki adamın oynadığı ormancı zac. İttirilmiş koridorda nasıl darladığını herkes bilir. Sürekli kule dibine kadar ittirip shen ve zacdan baskın aldılar, skorlar sürekli karşı taşıyıcı luciana bırakıldı. Destekteki adam fizz banlıyordu ve ben renekton gösteriyorum diye renekton banladı. Diyor ki shen ultisini niye bozmuyorsun... Fiora w'sunu her şartta sersemleten bir şey sanıyor herhalde. Muhtemelen biri üst diğeri orman seçmiş gelmemiş. Bizim ormanımız da shaco gösteriyordu onu da banladılar diye zac aldı.

Neyse bu ikisi sürekli ittirip ölmeye devam ettiler. Dediğim tek şey 'biri vayne ve jannaya ittirmemeyi öğretsin'. Bunu dedim diye ana bacı küfürler, solo farkı demeler başladı. Susturduğumu haber verdim, bu sefer bilerek ölmeye başladılar susturdum diye. Zacla viktor da bu ikisini desteklediler nedense. Hiç bir toxiclik sergilemedim adam gibi oyunumu oynadım. Lucian bana 850 vurana kadar kazanacağıma inandım. Bir ara susturmaları kal 'Lanede ezdiğim adam oyun taşıyor sayende ... çocuğu fiora' yazdı bu vayne bana. Feedlemiyor muydun dedim, sen feedledin dedi.

Oyun sonu nedense 4 kişi takım oyununa aykırı tutum, bilerek besleme ve sataşmadan raporladılar. 25 oyun sohbet cezası aldım etmediğim küfür için. Hepsini raporladım ama biri için bile geri bildirim gelmedi. Riot Games'in oyun ortamını düzeltmek, daha iyi ortam sağlamak gibi gerekli şeylere değil yeni şampiyonlara ve kostümlere, aptalca riven-yasuo etkinliğine ayıracak zamanları var. Hesapta 'büyük lider' kurdelesi vardı ama bu oyundan sonra onu bile aldılar benden.

Peki nolacak? Bu hesap gelecek sezon kişisel mmr değerime göre gümüş 3-altın 5 arası bir lige verilebilir mi? Bilgisi olanların paylaşmasını rica ediyorum.
B
9 yıl
Tek kırma tüfek önerisi gerekli..
Arkadaşlar tek kırma tüfek almak istiyorum. Boş zamanlarımda gidip 2-3 şişeye, cansız hedefe atış çalışacağım nişancılığımı geliştirmek için. Hem bu yüzden hem de taşınması, temizlenmesi, tamiri, bakımı ve yağlanması kolay olduğu için tek kırma arıyorum. Tüfek konusunda biraz bilgisiz ve acemi olduğum için 100 lira etmeyecek tüfeğe gidip 300 lira vermeyi istemediğimden bu foruma bir danışayım dedim. Atış çalışacağımdan olabildiğince uzağa atabilmesi için 20 veya 36 kalibre, kurşun atmaya uygun bir tek kırma tüfek arıyorum. Tercihen mat siyah yahut gümüş gri renkte. Satın alma belgem ve sağlık raporum hazır. Bütçem de 350 liraya kadar açık. Çok aktif kullanmayacağım için en kalitelisini almam önemli değil. Savunma yahut saldırı amacı da güdülmeden, sadece uzak mesafeye atış çalışılabilecek bir tüfek tam olarak aradığım şey. Önerilerinizi bekliyorum. Şimdiden teşekkürler.

Düzenleme: İmla kuralları.
B
10 yıl
Hayatımı açıyorum. (Okumadımcılar gelmesin)
Burada anlatacağım her şey tamamı ile gerçeklerden oluşmaktadır. Hayatımın gerçekleri.


Arkadaşlar 1997 doğumluyum ve hala lise 3. sınıftayım. Sebebi anasınıfına geç yazılmam, 9. sınıfta 1 kere devamsızlıktan kalıp 1 sene de sağ bacağımı iki yerden kırdığımdan dolayı okul kaydımı dondurmuş olmam. Bu şekilde olunca 3 sene 9. sınıf okudum 1 sene de en baştan kaybettim. Hesaplarsak; yaşıtlarım üniversite 2. sınıfta okurken ben hala lise 3te sürünüyorum.

Kalma olayım çok kıl bir matematik hocamız vardı onun sayesindr oldu. Okula her gün saatinde gider(ilk 2 sene okuduğum okul zaten çift öğretim, öğlenciydim.) dersime girer notumu tutardım. Matematik dışında kaldığım dersim yoktu. Çünkü kadınla bir kaç kez karşı karşıya geldik. Kendimi üniversitede sanıyormuşum falan. Halbuki öyle bir şey yok. Yaşıtlarım lise 2. sınıftı o zaman. Bense en başında kaybettiğim seneden dolayı lise 1dim. O zamanlar geometri matematikten tamamen ayrı bir ders olarak veriliyordu. Geometriden geçip matematikten kalıyordum. Dönem sonu ortalamam 76 geldi(geçme notu 45). 45in altında notum olduğu için(matematik 43) teşekkür yada takdir belgesi alamadım. Dersi dinleyemiyordum. Kadın üstümdeki lakostu, pantolonumun renginin 1 ton koyu oluşunu, soru soran arkadaşıma cevap vermek için arkamı döndüğümü hatta ve hatta hapşurduğum zaman arkadaşlarım çok yaşa dediklerinde sırf dersi sabote etmek için hapşurduğumu bahane ederek ağzına gelen hakaretlerin küçük düşürücü kelimelerin hepsini sayıyor sonra da dersten atıyordu. Atmasına ve çıt çıkarmadan çıkmama rağmen arkamdan da sayıp döküyordu binbir türlü hakareti. Özür dilemeyi defalarca kez denememe rağmen kâr etmiyordu. Bu şekilde dersten çıkarılan yada bile bile girmeyen kişilerle arkadaşlık etmeye başladım. Serseri tipler yani. Bir gün kadının dediği bir laf zoruma gitti onlarla beraber tuvalette hayatımda içtiğim ilk sigarayı içtim. Sonra ardı arkası kesilmedi bu sigaranın. Matematik dersimiz haftada 6 ders saati ve 4 güne ayırmışlar 2-2-1-1 diye. Yani haftanın 4 günü yarımşar günden her hafta 2 gün yok yazılıyordum. Devamsızlık hakkımız 20 gündü. 2. döneme geldiğimizde 11 gün devamsızlığım vardı. Ve MEB şikayet hattı yeni açılmıştı. Bir kere kovdu, canıma tak etti. 'Bir daha kovarsa şikayet edeceğim' dedim kendi kendime. Ertesi gün bir kere daha kovdu ve çıktığım gibi telefona sarıldım. İftira ile dersten alıkoymak, öğrenciyi dersten kasti olarak uzaklaştırmakla suçladım. Zaten yaptığı şeyler. İsmimi sordular söyledim, onun ismini sordular söyledim ve saat akşam 6ya doğru(okul akşam 7de bitiyordu) idareden çağırıldım. Gittim 'niye bize gelmedin de direk bakanlığı aradın' falan diyor müdür. 5 dakika geçti kadın da geldi. Müdür bildiğimiz 'bir daha yaparsan kızarım, hııımm seni yaramaz velet' dercesine parmak salladı alaycı bi surat ifadesiyle kadına. O önden çıktı bana bağırdı çağırdı 'onun amiri benim, ben dururken nasıl direkt olarak bakanlığı ararsın, bir daha yaparsan atarım seni bu okuldan' diye bağırdı çağırdı. Hakaretleri atlıyorum. Çıktım ben de. Kadın kapıda beni bekliyordu. 'Noldu, bakanlığı aradın da ne işine yaradı, bütün azarı sen yedin işte bak' dedi sonra devam etti 'bundan sonra seni bir daha hiç dersimde görmeyeceğim, attırırım seni okuldan' diye tehditler savurdu. Sınıfım beni sever sayardı lakin onları da notlarla ve ailelerine doğru veya yalan bir sürü şey anlatmakla tehdit etmiş. Bu yüzde şahitlerim de yoktu. Onlara bir şey olmamalıydı, ben yanıyordum onlar yanmamalıydı o an. Bu şekilde devamsızlıktan kaldım.

İkinci sene ise her şey güzeldi. Okul basketbol takım kaptanlığına seçilmiştim ve matematik öğretmenim değişmişti. Kalır notum yoktu. İlk dönem teşekkür ve onur belgeleri aldım sınıfta 2 kişi teşekkür almıştı ve ortalama farkı ile diğerini geçmiştim. 2. dönem şansım tersine döndü ve antrenmanda turnike için sıçrayıp topu bıraktığım an kaptan olmamı çekemeyen iki tane çam yarması tarafından blok yedim. Sağ bacağımı önce potaya vurdum sonra da yere düştüm. Kafamı da çarpmıştım. Ortalık karardı birden. Gözümü açtığımda o olayın üstünden 27 saat geçmişti. Devlet hastanesi rezilliği işte, artık kaç dakikada ambulans gelip hastaneye yetiştirdi, ameliyat için kaç saat bekledim bilmiyorum. Tam 27 saat. Gözümü açar açmaz başımda bir doktor belirdi. 'Ameliyatın başarılı geçti, alçın 3 ay kalacak. Bu 3 ay içinde ayağa kalkıp gezmek, dışarı çıkmak ve okula gitmek yok' dedi. İki yerden kırık ve potaya çarptığım yer parçalı kırıktı. Dondurduk okulu yine kalmayım hayatım rezil olmasın diye. 3 ay boyunca evden dışarıya çıkmadım. Ev genelde boş olduğu için kimseyle konuşamadım. Sadece yattım. Kilo aldım 90 kilo oldum 70 kilodan. Koşmak, spor yapmak gibi fiziksel aktiviteler bir yana, yerimden dahi kalkmıyordum. Bakkalı arıyordum çırağını yolluyordu eve sigara ve bir kaç bira yada bir küçük rakı ile. Sürekli içki ve sigara içtim, iyice içime kapandım.

Konuşmayı, yürümeyi, koşmayı neredeyse unutmuştum. Düşüncelerim ve hayallerimle yaşıyordum. Bu sürenin sonunda ayağa kalktım. Kalktım ama bastonla yürüyordum. Koltuk değneği falan değil yanlış anlaşılmasın, bildiğimiz dedemin babasından yadigâr baston. Aksaktım anlayacağınız. Bastonun ucu çelikti. Gizli bir bölmesi de vardı. İşime geliyordu aslında. Bizimkiler sigara içtiğimi bilmiyorlardı ve ben de bastonun içindeki bölmeye zulalıyordum 5-6 tane. Onlar gelene kadar zaten paketin kalanı bitiyordu ve hatta bazen çok sıkılırsam bastonun içine koyduklarım dahil 2 paket bile bitebiliyordu. Yine kimseyle konuşmuyordum. Aldığım ve alışık olmadığım kilonun etkisiyle elimde bastonla bile zor yürüyordum. Bizimkiler eve gelene kadar geziyordum. Nisan ayıydı, yağmurlar yağıyordu şimşekler falan... Hiç umursamadan kapşonlu sweatimin üstüne deri ceketimi giyip bir elimde baston, diğer elimde sigara geziyordum dışarıda tüm gün. Bir süre sonra bacağım aksamayı yarım yamalak kestiğinde koşmaya ve spor yapmaya başlamıştım eski formuma geri dönebilmek için.

Okullar açılana kadar 73 kilo oldum tekrar. 9. sınıftan tekrar başlayacaktım 2000 doğumlu, yani kendimden 3 yaş küçük kişilerle. Okul benden 1 yaş küçük kardeşimin de başladığı okuldu. O 10. sınıftı, bense 9. Koyuyordu. Yine çok kimseyle konuşmuyordum. Yakın arkadaş grubum hepsi erkekten oluşan 8-9 kişilik bir gruptu. Ne yalan söyleyeyim, çoğunun yaptıkları bana tersti. Sonra aramız bozuldu zaten görüşmeyi bıraktık oranın çoğuyla. Ayrıldık yani. Sınıf içinde 5 kişiydik 30 kişilik sınıfta, sınıf dışında 4. Bizim sınıftan 2 kız, karşı sınıftan bir çocuk ve ben çok samimi arkadaş olmuştuk. Çıkışlarda falan oturup sohbet ediyorduk, cafeye gidip çay, sigara içiyorduk. 10. sınıf oldum bu şekilde.

10. sınıfta zaten tam düzelemeyen psikolojim tamamen bozulmuştu. Birbirimizden karşılıklı olarak nefret ettiğimiz bir grupla aynı sınıfa düşmüştük ve neredeyse tanıdığım hiç kimse yoktu. 12. sınıflardan ve 11. sınıflardan 2 arkadaşla takılıyorduk 3 kişi. Tüm okul bizden nefret ederdi hepsine düzgün gelen şeyleri biz yapmadığımız için, bir gruptan birinin sevdiği kızla bilmeden konuşmuş, konuşuyor yada arkadaş olduğumuz için. Derken 9. sınıflardan bir kız tanıdım. 9. sınıf ama 2000 doğumluydu. İlk bakışta kanım tuhaf şekilde ısınmıştı ona. Başka birini sevdim, bayağı bir konuştuk ama karşılık alamadım ve teklifi ettiğim gün hiç düşünmeden reddedildim. Psikolojim ters-düz oldu iyice. Onu sevdim bir kaç ay. Ta ki o güne kadar.

Aylardan nisan, liseler arası müzik yarışması var ve kardeşim okuldan topladığı grubuyla katılacaktı. Gitmek düşer bize de. Sabah 11. sınıflarda diye bahsettiğim arkadaşı aradım onunla buluştuk. Yanında 'kanım ısındı' kelimelerini kullanarak bahsettiğim kız ve onun arkadaşları, 12. sınıflardaki arkadaşım ve sevgilisi vardı. Bir cafeye geçtik oturduk. Yarışmaya gidecek seyirci için servis kaldırılacaktı. O saate kadar oturacaktık cafede. Bahsettiğim kızla yan yana oturuyorduk. O öbür yanındaki arkadaşının eline bir şeyler çiziyordu. Bitirince sol elimi masaya koydum ve 'çizmek istediğini çizebilirsin' dedim. Çizim yapmayı çok seviyordu. Elimin üstünden bileğime kadar pilot kalemle bir şeyler çizdi. İnanın ne çizdiği umrumda olmadı o an. Sadece onu izledim ilgiyle. Hiç bitmesin istiyordum. 2 yıl sonra ilk defa bir an hiç bitmesin, geçmesin istiyordum. Arkadaşlarıyla kalkıp makyaj yapmaya gittiler. Arkadaşlarım beni sıkıştırmaya başladı 'sen daha önce hiç böyle olmadın, neyin var, aşık mı oldun lan yoksa suratsız, aklı gitmiş oğlum bunun şuna baksana' diyerek. Cevap vermedim. Aynı 2 sene önceki halim gibi düşünmeye başladım. Kalktım gittim yüzümü yıkadım. Arkadan arkadaşım gelmiş. Yüzüme defalarca kere su çarptım. Kendi kendime 'yapma, olmaz, olamaz, hayır böyle bir şey olmuş olamaz diye kısık sesle söyleniyordum. Saçlarımı yukarıya doğru kaldırdım aynaya baktım arkamdaki arkadaşımı farkettim. 'Noldu lan sana, iyi misin oğlum cidden' dedi. 'İyiyim yok bir şey, hatta neredeyse hiç olmadığım kadar iyi olmak üzereyim' dedim. Yüzüme anlam veremez bakışlarla baktı. 'Boş ver' dedim ve çıktım lavabodan. Geri döndüğümde onlar da gelmişti. Yüzümü yıkadığımı farkedince sordu 'iyi misin, bir şey mi oldu' diye. 'Yok yok iyiyim sıcaktan bunaldım, biraz serinlemek için yıkadım yüzümü' dedim. Atlıyorum.

Yarışmaya gittik. Grubumuz bizden önce oradaydı. Onunla beraber içeriye girdik ve kapının önünde cümbür cemaat sigara içmeye başladık. Tekrar içeriye döndük ve yine aaynı şey için çıktığımızda kimsede sigara kalmamış. Kapıdaki güvenlik abiye söyledik. 'Normalde çıkmak yasak ama çok yakışmışsınız siz ikiniz, beraber gidecekseniz bırakayım' dedi. Birbirimize baktık. Yüzü kızarmıştı ve ben de yanaklarımın kızardığını hissettim. Çıktık. Yoldan karşıya geçmemiz gerekiyordu. Hızdan, kalabalık yollardan çok korkuyordu. 'İstersen koluma girebilirsin' dedim. Der demez koluma yapıştı bildiğimiz. Tırnaklarını derimde hissedebiliyordum. Sigarayı aldık geri döndük. Deli gibi beni arıyorlar etrafta, telefonumu da gece şarja takmamıştım bitmiş. Grubun gitaristinin teli kopmuş tel almaya gidecekmişim. Gideyim dedim. Çıktım gittim teli aldım geri döndüm beklemişler kapıda teli elimden aldılar. Arkadaş ben içeri girmeden yanıma geldi sessizce 'x seni sordu, çok merak etti lan nerede, arayın falan dedi' dedi. Ben de 'yok oğlum saçmalama lan' dedim içeriye girdim. Girer girmez karşımda gördüm bileğimden tuttuğu gibi konser salonuna çekti. Yorgundum ve fazla yürüdüğüm için bacağımın aksadığı belli olmaya başlamıştı. Terlemiştim. Beni o kadar tanımadığı için telaşlandı düştüğümü bir şey olduğunu sandı geçiştirdim önemli değil diyerek. Sevgilisi olan arkadaş yanıma geldi gürültüde kulak kulağa gelmeden duyulmayacağı için rahat rahat 'her ne yapıyorsan devam et lan en azından yüzün gülmeye başladı ilk defa' dedi. Sonra elimi cebime attım 2 tane sigara çıkarıp uzattım anlamsız anlamsız baktı bu ne der gibi göz kırptım, sırıtarak gitti. Bu şekilde bir bahanem olmuş oldu çünkü biliyorum ne dediği sorulacak bana. Böyle yapınca sormadı.

Konser bitti dağılma vakti geldi. Kalkıp dağılacaktık. Arkadaşlar bana bastırıyorlar yine 'evine bırak lan, tek gitmesin, hem yakınlaşırsınız' diye. Zaten ona bunu söylemiştim tek gitme buradan evin uzak ben bırakayım diye. Tamam dedi ama sonradan karar değiştirdi. Giderken gözlerimin içine bakarak el salladı. O an emin oldum işte. Göz göze gelince neler düşündüm. 'Ya bir daha konuşmazsak, şimdiden özledim bile nasıl dayanacağım' gibi şeyler. El salladım gülümsedim. Gözden kaybolana kadar gidişini izledim, sonra bulunduğum yere çöktüm kaldım. 'Noluyor lan bana, daha önce hiç böyle olmadı' diye homurdandım ama hiç bir şeyi aklımdan çıkmıyordu. Gözleri, saçları, burnu, bakışları... Hiç bir şeyi.

Eve gittim düşündüm biraz. O kadar kızla çıkmıştım ama hiç biri için böyle olmamıştım. Hiç biri onun varlığıyla verdiği mutluluğu elimi tutarak verememişti. Olabilecek en fena şekilde tutulmuştum. Ertesi gün dayanamayıp arkadaşıma mesaj attım numarasını versene diye. Kendin alacaksın falan filan bir sürü şey söyledi ama 'oğlum onu çok merak ediyorum lan, ver işte uzatma' dedim. 'Seni ilk defa içten gülerken gördüğüme dua et' dedi attı numarayı. Yazdım ben xx nasılsın diye. O da iyiyim sen nasılsın dedi iyi falan derken geçtim mevzuya. Açık sözlü adamım vesselam. Direk sanırım sana aşık oldum diye yapıştırdım. Hoş karşıladı bayağı konuştuk.

Derkeeen çok samimi olmaya başladık. Kendimizi el ele bulmalar falan. Ailemle aram çok kötü şekilde bozuldu. Psikolojim yerle bir oldu bana sarfedilen laflar karşısında. Çöktüm. Doktora gittim ilaç verdi kullan dedi. Kullanıyordum ama artık eskisi kadar içten gülmemeye, hissettiğim duyguları yansıtamamaya başlamıştım. Mal gibi olmuştum deyim yerindeyse. Hissediyordum ama belli edemiyordum. Robot gibiydim. Bıraktım ilacı. Ama bu sefer duyduğum öfke dışa vurmaya başlamıştı. Her şeyi kendim gibi yıkıyordum. Okul hayatımı, sosyal hayatımı... Bir tek ona hiç bir şey diyemiyordum. Çok iyi geliyordu bana. Hayatımın yolunda giden, düzenli, iyi olan tek parçası o olmuştu. Çok bağlandım bu nedenle. Ailem kötüye giden notlarım yüzünden özel okula alana kadar hep çok yakındık. Sevgili gibi ama sevgili değil. Özel okula geçtiğimin 2. haftası yanına gidecektim. Daha önce dokunulmasından nefret ettiğim için kestirmediğim ve boyu 1 karışı rahatça geçen saçlarımı onun istediği gibi kestirmiştim. Yanına gittim. Konuştuk bayağı. Omzuma yaslandı. Yeni okulumda olan şeylerden tamamen habersizdi.

Kulaklığımı çıkardım ve en sevdiğimiz şarkı çalmaya başladı. Sağ teki ondaydı sol bende. Telefonumu istedi. Mesajlarıma bakacaktı. Vermek istemedim ama verdim sonradan. Parmak iziyle açılıyordu. Aç şunu dedi açmadım. Israr etti yine açmadım. Sonra kolayca açamasın diye sıktığım tarayıcıya kayıtlı olan sol elimi zorla aldı. O an ilk kez yakınlaştığımız, elime çizim yaptığı an gibi eridim. Tüm kaslarım gevşedi ve elimi açıp tarayıcıdan geçirdi. Whatsappa girdi. Yeni okulumda benimle konuşmak isteyen bir kızla olan konuşmalarımızı gördü. Soğuk cevaplar vermiştim. Bir süre sonra ise 3 aydır sevgilim olduğu yalanını söylemiştim benden yana umut bağlamaması için. Neden böyle bir şey yaptığımı sordu. Ben de durumu açıkladım. Hemen kalktı merdivenlerden inip kafenin kapısından çıktı. Ben de peşinden fırladım anında. Yanımızdaki arkadaşı peşimden yetişip 'hesabı ödemedik' dedi. Cebimden çıkardığım 50 liralık banknotu uzattım ve koştum peşinden. 'Bekler misin' dedim kolundan tutup. 'Yalancılarla işim olmaz benim, hem bana da yalan söylemediğini nereden bileceğim' diye bağırdı. 'Bağırma bana, anlamıyorsun lan işte neredeyse 1 ay oldu anlamıyorsun' diye bağırdım sokağın ortasında. Sokak çok olmasa da kalabalıktı. 'Neyi anlamıyorum bir şans bile vermemişsin, seninle çıkmıyoruz bile 3 aydır çıktığımızı söyleyip bir de yalan atmışsın' diye yine bağırdı. Bense avazım çıktığı kadar bağırarak 'lan seni seviyorum diyorum aşığım diyorum, başkasıyla olabilir miyim sanıyorsun? Kimse benden yana bir umut bağlamasın, duygularıyla oynamış olmayayım diye söyledim o yalanı, senden başka kimseyi istemiyorum, sen benim için teksin ve öyle de kalacaksın anla lan artık anla lan' dedim. Tüm sokak bize bakıyordu. O ise gözlerime bakıp kalmıştı. İlk defa yüzüne karşı bir itirafta bulunuyordum. Ellerim titriyordu. 'Benide mi döveceksin?' dedi görünce. 'Hayır, hayır özür dilerim bağırmak istememiştim' dedim. 'Benim için sesinin yüksekliği değil ne söylediğin önemli' dedi gülümsedi. Yine çıkmıyorduk. Bir teklifime bakardı aslında her şey. Ama bu olaydan sonra telefonu kırılmıştı hemen ertesi gün. Yazamamıştım, söyleyememiştim. O da daha önceden arkadaşını üzen bir çocukla çıkmaya başlamıştı intikam almak için.

Ondan sonra da (mayıs) temmuza kadar hiç görüşmedik. Ben eski halime dönüyordum yavaş yavaş. İçten içe, ığıl ığıl seviyordum, aşıktım ona. Haziran ortasına kadar hiç yazmadım. Faceden yazdım en sonunda. İçmiştim, kafam güzeldi herşeyi yazmıştım. 2 hafta kadar sonra cevap verebildi tüm iyimserliğiyle. Özür diledi. Sonra yine konuştuk. Ama o çocukla hala çıkıyordu. Çok konuştuk. Hala ona bağlı kaldığımı ima eden şeyler söyledim. O da aynı şekilde. O fırsat buldukça konuşuyorduk. Bir gün arkadaşının telefonundan aramak istedi. Sarhoştum yine. Uzun süredir sesini duymadığım için kötü olacağımı biliyordum. Sonra aramasını söyledim. O dinlemedi. Aradı, açtım.
-Alo
+Alo, naber nasılsın?
Sesini duyunca gözüm doldu her yerim titredi içimle beraber. Güçlükle
-İyiyim, sonra konuşalım mı? dedim
Ağladığımı anlamıştı. Tamam dedi. Özür diledi böyleolacağını bilseydi aramayacağını söyledi. Konuştuk yine. Uzunca bir süre konuşmadık.

28 temmuz sabahı ayrıldıklarını dile getiren bir mesaj atmış. Çok üzgündü. Toparlamak istedim. En son konuştuğumuzdan beri 2 hafta geçmişti ve ayrılmışlardı. Yeni de değildi. Üzerinden en az 3-4 gün geçmiş olmalıydı. Onun o yıkık dökük halini yazdığı mesajlardan hissedince ben de kötü oldum. Yemeyi içmeyi bıraktım. Öğlen konuşmayı bıraktık, akşam tekrar yazmıştı. Bir ilişki kurmayı düşünüyordu benimle. Başta biraz daha toparlaması gerektiğini söyledim ama sonra, belki benimle olunca daha çabuk toparlar diye kabul ettim. Bir kaç gün sonra buluştuk, ondan bir kaç gün sonra tekrar buluştuk. Tatile gidecektim. Uzaklaşınca boşlukta kalacaktı ve buna hazır mıydı değil miydi bilmiyordum. Sürekli telefonda konuşacaktık. Konuştuk da. Ama yine de bir süre sonra çalkalanmalar başladı. 1 aylık tatilim boyunca bir çok kez ayrıldık ve barıştık. Yine de çok seviyordum. Geri döndüğümde ayrıydık. Döndüğüm gün buluşmak istedi. Aynı gün barıştık ve 4 gün daha devam etti. Benden soğuduğunu söylemesi üzerine ayrılmayı seçtim. Hala da ilk gün ki gibi aşığım ona. Ama gelmiyor işte...

Şimdilerde ilk ayrılık günlerimizdeki aynı bitkinlik var ama bu sefer dışa vurmamaya çalışıyorum. Toparlandı sansınlar diye her şeyi yapıp mutlu görünmeye çalışıyorum. İçkiyi bıraktım, sigarayı 1 pakete azalttım. Ama yine de değişmiyor. İçesim var. Spor yapmak istiyorum ama o gücü bulamıyorum kendimde. Aklıma geldikçe duvarları yumrukluyorum. Ellerim kesintisiz titremeye başladı artık bu yüzden. Ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Ailemle aram hala bozuk, okula neredeyse uğramıyorum. Hem fiziksel, hem de ruhsal sağlığım çok bozuldu. Kalp aritmisi, farklı bir tür romatizma, uyku düzeninde sıkıntılar, aşırı agresiflik, öfke kontrolü problemleri... Bu saydıklarım dışında aritminin ani atakları sonucu bayılmalar, sürekli yorgunluk hissine rağmen 48 saat dolmadan uyuyamama, bacaklarda ani kas gevşemeleri... Tüm problemler için doktora gittim. Psikiyatrist kendimi bu durumdan kurtarmazsam bu durumun delirmeye kadar gidebileceğini söylüyor. Ne yapacağımı hiç bilmiyorum. İçkiye başlamak belki çözüm olup beni çıldırmaktan kurtarabilir. Ama kesin bir çözümü yok şu anki hiç bir hastalığımın. Hayatımın düzeni tamamen kaydı...
B
10 yıl
Dövmeden anlayanlar bakabilir mi?
Arkadaşlar dövme yaptırmak istiyorum. Çok küçük yada büyük şeyler değil. Bir kaç parça halinde vücudumun bir kaç farklı yerinde. Lakin spora başlama durumum söz konusu. Vücudum gelişince dövmede yırtılma, bozulma söz konusu olur mu? Yaptıranlar varsa bilgilerinden yararlanmak isterim.
B
10 yıl
20bin TL\u0027ye kadar araç tavsiyesi
Selamlar herkese. Araç almak düşüncesindeyim. En fazla 20bin TL bütçem var. Bu fiyata çok büyük beklentiler içersinde değilim 'o araba şöyle kötü duruyor, bu araba böyle kötü gidiyor' tarzı şeyler diyemem. Ancak kuş serisinden ve mümkünse türevlerinden(bkz: lada samarra, skoda favorit, 82-91 arası bmw) uzak durmak tercihimdir.

20bin TL'ye alabileceğim keyifli, dış görüntüsü hoş duran bir araç arıyorum. Opel Calibra araçlara baktım, fazla şişirip uçurmuşlar. Mercedes-Benz araçlara baktım, istediğim fiyat aralığındakilerin yaşları çok büyük. BMW E36 kasa 3.16i, 3.18i&is'lere baktım, apaçi, keko diye tabir ettiğimiz tipler arabaların her yeriyle oynamış, temizi yok. VW Golf Mk 5'lerin de fiyatları şişirilmiş. Polo Mk 4'ler de fazla abartılmış.

Aradığım araç tam olarak anlatayım; böyle hafiften havalı duracak, 'al beni'si olacak tabiri caiz ise.
Fazla yakıt masrafı çıkarmayacak.
Vitesi KESİNLİKLE manuel olacak.
Baktığın zaman sürme isteği verecek.
Parçası uçuk fiyatlarda satılmayacak.
Teknik servis imkanları ülkenin hemen her yerinde bulunabilecek.
Gaza bastığın zaman rahatlıkla 140-150 km/s hıza ulaşabilecek, yazdığım hıza oranla yakıt tüketimi çok fazla yükselmeyecek.
Şehirler arası yollarda motoru dinlendirerek gitmeyi gerektirmeyecek.
Bindiğim zaman güven verecek bir araba arıyorum.

Yanıtlarınız için şimdiden teşekkürler.
B
10 yıl
Sakalım çok biçimsiz, nasıl düzelir?
Beyler sakallarım çok biçimsiz şekilde uzuyor. Kurt adam gibi hissediyorum kendimi. Her tarafı balta girmemiş ormanken dudak altından çeneye doğru çıkması gereken yer çıkmıyor. Yanlar, çene ve çene altı çok kolay uzamasına rağmen bıyıklar onladan daha yavaş uzuyor. Suratım bir tuhaf duruyor bahsettiğim şekilde olunca. Sakal bırakmayı seviyorum ama bu şekilde bir moka benzetemediğim için sürekli kesiyorum biraz uzayınca. Bunu nasıl düzeltebilirim?
B
10 yıl
Eski model kamyonet tavsiyesi
Arkadaşlar otomobil arayışlarım doğru düzgün sonuç vermedi. Daha doğrusu benim bütçemle alabileceğim bana göre bir araç bulamadım. İnternetten araç bakmaktan sıkılıp forum avm'nin yan tarafındaki araba pazarına gittim orada accent era'ların orta paketlerine 19bin tl dediler alınmaz diye düşündüm. Şimdi eski model amerikan kamyonetlere ve jiplere bakmaya başladım internetten. Eski meski ama donanımı iyi olanlar, havalı duranlar. Gmc-chevrolet gibi. Önerebileceğiniz ucuz yollu bir araç var mı?

Adam malum sitedeki ilanda 1996 GMC Jimmy 4.3 v6'ya 26 veya 28 gibi bir fiyat yazmış ancak beğenmedim. Ben daha eski bir araç bakıyorum. Bütçem 10-20bin arası. Teşekkürler.
B
10 yıl
1991 Opel Calibra 2.0 Alınır mı?
Arkadaşlar fiyatları oldukça uygun ve içi dışı güzel arabalar. Sizce 15-20bin TL'ye alınabilir mi?

Edit: Aynı fiyat aralığında benzer başka araç alternatifi var mı?

Edit2: VW Bora 1.9 TDi Comfortline'lar nasıl sizce bu fiyatlarda? 2004 olanlarından bahsediyorum. Hani opsiyonel olarak 6 ileri şanzıman seçeneğiyle çıkanlar. Bence Calibra'lardan daha tercih edilesi. O kadar lüks bir duruşu yok ama karizması var. Gidişiyle, sürüş keyfiyle, yakıt tüketimi ve donanımıyla üzmez diyorlar VW sahibi dostlarım. Bir Golf 5 TDi yada FSi'da olabilir aslında. Araba pazarlarında çok uygun fiyatlarda orta durumda dolu Golf 5'ler bulunabilir diye düşünüyorum.
B
10 yıl
BMW E30 yada E36 kasa 3.18-3.20 alacağım.
Arkadaşlar araç ilk aracım olacak. Biliyorum bu tip arabalarda aşırı temizi bulunmaz. Hem yaş bakımından hem de 'apaçi' dediğimiz tiplerin eline düşmesi bakımından. BMW tercih etmemin sebebi ise küçüklükten gelen BMW sevdam. Babamın arabası 1990 3.25i E30du. 0 almış zamanında. O arabayla başladı BMW sürme-binme isteğim. Lakin 2004 yılında satmıştık arabayı üzüle üzüle. Alacağım arabada değişen fazla olmayacak(yaştan dolayı değişen olur illaki). Boya takıntım yok. Hepsine ek olarak modifikasyon yapılarak dış görünüşü yada performansı değiştirilmemiş olacak. Sadece o BMW'nin sesini duymak için hafif bir egzoz kabulüm. Bir de hafif kararmış yahut özel yaptırılmış kademeli farlar elbette. Yanlama/drift düşkünü değilim.

E36 kasalarda 3.18i ve is olanlara baktım, islerde gördüğüm durum içler acısıydı. Değiştirilmemiş hiç bir tane dahi araç yok. 3.18i'ler bu konuda daha temizler. 3.20i'ler daha düzgün ve toplu görünüyorlar gözüme.

E30 kasalarda ise daha vahim; ne 3.16, ne 3.18, ne 3.20 ne de 3.25... Hiç bir şekilde oynanmamış, ne deniyordu şu amörtisörleri kısaltarak yapılan şeye; 'pıstırılmamış' ek parça eklenmemiş bir tane araç göremedim.

Bu modellere bakmamın sebebi ilk aracım olacak ve daha 2 yıllık bir şoförüm. Kimse kusura bakmasın ama trafikte hiç tanımadığım, ne yapacağını kestiremeyeceğim adamların arasına 0 km bir araçla yada yeni model az kullanılmış bir araçla çıkamam. Bu duruma kendime değil başkalarına olan güvensizliğimden. Yanlış anlamayın, size yada bir başkasına özellikle güvenmeme gibi bir durum yok. Bildiğiniz gibi ülkemizde magandası, trafik teröristi, hapçısı, tozcusu her şeyi var.

Sizce bu model araçları alırken nerelerine bakmalıyım? Satan kişiye araç hakkında neler sormalıyım? 20-22000 TL'ye kadar BMW olmak şartıyla önerebileceğiniz bir başka model var mı? Teşekkürler.
B
10 yıl
Şehir efsanesini deniyorum(diş macunuyla kol kırmak)[Sonuçlar eklendi]
Arkadaşlar çoğunuzun bildiği üzere askere gidip gelenlerden duyduğumuz efsane niteliğinde bir şey var. Askerlikten kurtulmak isteyenlerin çoğunlukla kollarına diş macunu sürüp kırdıklarını söylüyorlar. Ben de buna inanmıyorum. Daha önce iki kolumu da kırıp nereden kırıldığını hatırlamadığım için bileğimin yan kısmına bolca macun sürdüm, şu an kurumasını bekliyorum. SS'ler ve sonuçlar editlenecek...


< Resime gitmek için tıklayın > arkadaşlar kullandığım macun bu.

< Resime gitmek için tıklayın > bu da uyguladığım bölge.

Biraz katılaştı ve serinlikle beraber yanma hissi vermeye başladı. Hala tam kurumadı. Beklemeye devam.

Edit2: Şu an tam anlamıyla kurudu ve hareket ettikçe inceden ağrımaya başladı. Sonuca yakınız.

Edit3: Deri yüzeyinde sertleşme ve katılaşma görülmesine karşın kemikte vurduğum zeminlerden(yumruk, ahşap, duvar) kaynaklı çizikler dışında herhangi bir zarar ortaya çıkmadı. Hatta bunu söyleyen abilerimiz hafifçe darbe aldığında tık diye kırılır diyorlardı. Bense önce yumruk attım. Sonra olanca gücümle tekrar yumruk attım. Bir sonuç alamayınca ahşap dolaba vurdum hızlıca bir kaç kez. Yine bir sonuç alamayınca fazlasıyla sert şekilde duvara vurdum. Hiç bir şekilde kemikte bir çatlak yahut kırıktan kaynaklı bir ağrı-acı hissetmedim.

Bu durum kullandığım diş macunundan kemiğimin sağlamlığına kadar farklılık gösterebilir. Denemeyiniz.

< Resime gitmek için tıklayın >
DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.