|
Stardew Valley'i uzun zamandır almak istememe rağmen ancak bu indirim sezonuna nasip oldu. Yani oyuna yeni başladım sayılır. 20 saatlik bir oynama sürem var sadece. Bu oyunu birlikte oynamak isteyenler bana ulaşabilirlerse sevinirim. İyi forumlar. |
|
Merhabalar. Yazıya başlamadan önce konu hakkında kısa bir giriş yapmak istiyorum. Konuda neler anlatılacak, ne gibi bilgiler verilecek ve en önemlisi ne amaçla yazıldığı hakkında bir giriş yazısı yazacağım. Burada yazacaklarım eğer ilginizi çekerse yazının geri kalanını da okumanızı tavsiye ederim. Futbol günümüzdeki şekliyle ve kurallarıyla ilk defa 19.yy'ın ortalarından itibaren İngiltere'de oynanmaya başladığından bu yana 160 yıldan fazla zaman geçti. Ve bu zaman içerisinde futbola bir çok kural eklenirken bir çok kural da tarih sayfalarında yerini almak üzere futbola veda etti. 1900'lerin başında futbol yavaş yavaş endüstrileşirken 1950'lere gelindiğinde dünyanın çeşitli ülkelerine yayılmış bir spor dalı haline geldi ve UEFA'nın temelleri o zaman atıldı. O yıllarda ortaya çıkan Pele ve Maradona gibi fenomenler halihazırda var olan futbol tutkusunu daha da ateşledi. O yıllardaki UEFA gelirleri bir çok sektörün iştahını kabartınca aradan çok uzun bir zaman geçmeden 1990'lara gelindiğinde günümüzdeki en büyük kıtalararası turnuva olan Şampiyonlar Ligi kuruldu ve özellikle 90'lardan sonra futbol sadece maddi açıdan gelişen bir endüstri olmaktan çıkıp birçok bilimden faydalanan kompleks bir spora doğru evrilmeye başladı. 2000'lerin başından itibaren taktiksel ve bilimsel anlamda çok yüksek bir ivmeyle evrilmeye devam eden futbol özellikle son 5 yılda 160 yıldır kat ettiği mesafenin çok ama çok ötesinde bir sıçrama gerçekleştirdi. Bu yüzden günümüz futbolunda bırakın futbolcuları seyirciler dahi bu değişim rüzgarına ayak uydurmakta ve bu fırtınada ortaya konulan futbolu anlamakta ve bundan keyif almakta zorlanmaya başladı. Çünkü futbol artık kitlelerin bir hobi, bir tutku olarak görüp izlediği "bir oyun" olmaktan çıkıp "bir bilim" olma yolunda ilerlemeye başladı. Tüm bunlar bir devrin sonunun geldiğinin ve yeni bir devrin ufukta görünmeye başladığının işaretiydi. Peki son 5 yılda ne oldu? Bilimsel deneyler sonucu futbolcuların genleriyle oynanmadı tabii ya da bir matematik problemi gibi futbol bir algoritmaya göre oynanmaya başlamadı. Yani artık gol atabilmek için fizik bilmeye falan da gerek yok. Fakat bugün sahada bir oyun ortaya koyabilmek için maç öncesinde bir takım bilimsel çalışmalar yapılıyor. Biz buna futbol literatüründe ise taktik diyoruz. Set oyunu, akan oyun, bloklar halinde savunma, bloklar arası kayma, press, kontra atak, geçiş oyunu vesair az önce saydığım gibi bir sürü yeni terim özellikle son 5 yılda futbol literatürüne dahil oldu. Tüm bunlar olurken biz izleyiciler dolayısı ile bu değişime ayak uydurma noktasında bir takım sıkıntılar çekmeye başladık. Sahada ortaya konan şeyi bir sanat eseri bir resim olarak ele alırsak eğer futbolu şeklen izleyen seyirciler sadece görsel aksiyomlardan zevk alırken işin teknik-taktik kısmı hakkında malumatı olan izleyiciler günümüz futbolunun gerçek yüzüyle tanışma şerefine erişip bu işi hobi olarak izlemekten çok daha öteye götürdüler. Çünkü artık sahada oynanan oyun-taktik bundan 5-10 yıl öncesinde olduğundan çok daha fazla anlam vaad etmeye başladı. Artık sahadaki olayları-aksiyomları anlayabilmek için belki saatlerce-günlerce analiz yapmak gerekebiliyor. Fakat futbol programlarında dahi biz "sıradan izleyicilere" sadece sütün kaymağı sunuluyor. Biz sütün nasıl yapıldığını ya da gerçek tadını hiç bilmiyoruz eğer bu alana özel bir ilgimiz yoksa tabii. İşte ben de bu yazıda yukarıda yazdığım şekilde evrilen futbolu birlikte anlayıp birbirimize anlatabilme noktasında yardımcı olabileceğini düşündüğüm yakın dönemde futbola çok büyük yenilikler getiren Pep Guardiola'ya ve onun taktiksel analizine yer vereceğim. Çünkü bu sene 2017/2018 sezonuna belki de daha sonra dünya futboluna damgasını vuracak nitelike olaylar yaşandı. Herkesin malumu Guardiola yönetimindeki M.City 18 maçlık galibiyet ve 30 maçlık yenilmezlik serisi yakalayarak sadece Premier Lig tarihine değil belki de futbol tarihine geçti. İşte bu yazıda bu başarıyı getiren taktiğin "anlayabildiğim kadarıyla" analizini yapmaya çalışacağım. Umarım herkes için faydalı bir yazı olur. Pep Guardiola'nın Dehası 2008-2009 sezonunda Barcelona'nın başına geçerek başladığı teknik direktörlük serüveninde bir çok büyük başarıya imza atan Guardiola otoritelere göre gelmiş geçmiş en iyi teknik adamlar listesine teknik direktörlük hayatını aktif olarak yürütürken giren ender değerlenden biridir. İlk sezonunda Barcelona'ya, üçleme yaparak tek sezonda üç kupayı birden müzesine götüren ilk ispanyol takım olma onurunu yaşattı. Ertesi sezon ise lig sonunda 99 gibi avrupanın önde gelen liglerinde toplanan en yüksek puan rekorunu kırarak bir önceki başarısını tekrarladı. Benzeri başarıları Bayern Munich'in başında da yaşayan Pep 2016-2017 sezonunda Manchester City'e 3 yıllık imza attı ve bugün bu yazıyı yazmama sebep olacak olan Premier Lig serüvenine başlamış oldu. Çok uzatmadan bu sezona geçelim. İsteyen arkadaşlar zaten bu bilgilere "Google" vasıtasıyla ulaşabilir. Peki bu sezon City'i farklı kılan şey neydi? İlk iki sezondan farklı olarak Pep, taktiksel anlamda ne gibi değişiklikler yaptı da 18 maçlık galibiyet ve 30 maçlık yenilmezlik serisi gibi belki de bir asır kırılamayacak bir rekora imza attı? Hadi gelin tümden gelim yöntemiyle önce sistemin ana hatlarını ve daha sonra detaylarını ele alalım. Guardiola'nın teknik adamlık kariyeri boyunca taktiksel anlamda sanki bir takıntıymışcasına üzerinde durduğu başlıca unsur "topa sahip olma" oranıdır. Yönettiği her takım, ezici bir topa sahip olma oranıyla hatırlanır. Pas oyunu, tiki-taka stili ve benzeri diğer taktiksel unsurlar yine onun yönettiği takımlardan hatrımızda kalan başka özelliklerdir. Fakat bu denli ezici bir oyun üstünlüğünü Premier Lig gibi dünyanın en kaliteli liginde elde etmesi nasıl mümkün oldu? Dünyanın en iyi ligi yakıştırmasının sebebi hem taktiksel anlamda hem de oyuncu kalitesi anlamında çok zorlu bir lig olması dolayısı iledir. Fakat Pep için imkansızı başarmak her zaman sadece an meselesi olmuştur. Premier Lig'teki üçüncü sezonunda ligi domine ederek bitime haftalar kala ikinci ile olan puan farkını 16 puana çıkararak psikolojik olarak şampiyonluğunu ilan etmiş ve bitime 8 hafta kala 9 puan daha kazanması halinde matematiksel olarak da şampiyonluğunu ilan edecek olması da yadsınamaz bir başarıdır. Daha fazla lafı dolandırmadan taktiksel analizlere yavaştan başlayalım. Bu sene Pep takımını sahaya 4-3-3 sisteminde sahaya sürmüştür. İdeal 11'i ve saha içi dizilimi de aşağıdaki gibidir; Şekil - 1 < Resime gitmek için tıklayın > Gördüğünüz üzere 5 tane direkt ofansif oyuncu ile takımını sahaya sürmüş ve bu zor ligde buna rağmen 30 maçlık yenilmezlik serisi yakalamıştır. Buradan da anlaşılabileceği gibi savunma oyuncularının fazla olması daha iyi savunma yapacağın anlamına gelmez. İyi taktik ve kollektif savunma anlayışı ile de başarılı olunabilir. Bu sene Galatasaray'dan da aşina olduğumuz defansif ortasaha oyuncusunun stoperlerin arasına girerek takıma genişlik kazandırdığı ve pas oyununun sahayı enine ve boyuna efektik olarak kullanarak oynandığı bu taktiği, bir kaç ufak dokunuş yaparak başka bir seviyeye taşıdı. Önce 6 numaranın stoperlerin arasına girmesinin getirileri ve sisteme nasıl etki ettiği konusuna değinip sonra "transition play" dediğimiz "geçiş oyunu nedir"in tanımını yapalım. Öncelikle 6 numaranın son 30 yıldaki değişimine biraz değinmek istiyorum. 1986 yılında Dünya Kupası'nı kazanan Arjantin milli takımının oynadığı sistem 3-5-2'ydi. Ve herkesin malumu 3-5-2 sistemi o tarihten sonra 2000'li yıllara gelinene kadar dünya futbolunda en çok uygulanan-kullanılan sistem olmuştur. Fakat son 15-20 yıla bakıldığında futbol kulüplerinin çoğu ve dolayısı ile teknik adamlar 3'lü sistem yerine 4'lü savunma sistemini kullanmaya başlamıştır. Ve bu sistem, 3 yıl öncesine kadar tozlu raflar arasında unutulmaya yüz tutmuşken bir anda futbol dünyasına hızlı bir dönüş yapmış ve başta Premier Lig olmak üzere bir çok farklı ligde göz önündeki büyük takımlar tarafından da tekrar kullanılmaya başlamıştır. İşte bu süreç içerisinde 6 numara olarak bahsettiğimiz defansif ortasaha oyuncusunun rolü de bir çok kez değişmiştir. 3-5-2 sisteminin hüküm sürdüğü 90'lı yıllara kadar bir 6 numaranın Oyun Kurucu ve ya Süpürücü rollerde oynadığı hepimizin malumu. 90'ların sonuna gelindiğinde yavaştan 3'lü sistemden 4'lü sisteme geçilse dahi 6 numaranın rolünde çok büyük değişiklikler yenilikler yaşanmamıştır. Ta ki Pep Barcelona'nın başına geçene kadar. O yılları herkes hatırlayacaktır. Bugünkü Barcelona oyun stilinin başladığı o yılları. Ve bu sistem içerisinde en önemli rolü üstlenmesine rağmen gizli kahramanı oynadığı için taraftarlar tarafından kadri kıymeti bilinmeyen bir oyuncunun olduğunu. Evet, Sergio Busquets. Pep, onu 6 numaranın her iki rolünü birden üstlenmesi gereken bir rolde oynatmaya başladı ve bugün 6 numaranın stoperlerin arasına girip takımın enine boyunu uzatmasını sağlayan o basit gibi görünen "geçiş oyunu" sisteminin temellerini o yıllarda Busquets ile attı. Daha sonra Pep, Bayern ile yüksek lisansını ve şimdi City ile doktorasını yapıyor. Peki bu yeni sistemde 6 numaranın görevi neydi? Az yukarıda 6 numaranın iki farklı rolünden bahsettim. Bugün o iki rolü birleştirip farklı bir yöne doğru evrilmiştir. Hem defansif aksiyonlarda başı çekip hem de hücum geçişlerinde, takımın rakip sahaya yerleşmesinde geriden oyun kurarak çok önemli bir rol üstlenmeye başlamıştır. Eskiden iki tip 6 numara oyuncusu varken şimdi hem fizik olarak güçlü hem de teknik anlamda geriden oyunu kurabilecek oyuncular yetişmeye-yetiştirilmeye başlanmıştır. Bunun en büyük sebebi ise 80'lerde her takım sadece kendi futbolunu sahaya yansıtmaya odaklanmışken son 5-10 yılda öncelikler listesinde üst sıralara hızla çıkan bir unsur olan "karşı takımın oyununu bozma" merkezli bir oyun anlayışı ortaya konmaya başlamıştır. Ve tabii bu değişim hem taktiklere hem de oyuncu tiplerine-rollerine büyük etki etmeye başlamıştır. Çünkü takımlar artık rakibine tam saha baskı uyguluyor ve savunmadan oyun kurmasını engellemeye çalışıyor. Eski tip 6 numaralarla bu taktik anlayışta oyunun her iki yönünü de idare etmeniz pek olanaklı değildi. İşte bu yüzden yeni tip 6 numara ki şu an ki adıyla "Pivot Number 6" sisteme dahil edilmiştir. Pivot 6 numaranın defansın arasına girmesiyle yukarıda da bahsettiğim gibi takım hem enine hem boyuna sahayı efektif olarak kullanabilme yetisine erişmektedir. Parselizasyon sisteminin ne kadar önemli olduğunu ve ne işe yaradığını ne için kullanıldığını bir önceki yazımda kısa kısa açıklamaya çalışmıştım. O yazıyı okumayanlar için ise yine kısa bir vtr olarak konunun üstünden tekrar geçmek gerekirse; total futbol anlayışından modern futbol anlayışına geçtiğimiz son 15 yılda taktiksel anlamda da değişimler olmuştur. 80'lerde sıkça kullanılan 5'li savunma sisteminin yerini artık 4'lü savunmaya bıraktığı herkesin malumu. Fakat bu değişimin aslında çok da doğru olmadığını özellikle son 3-4 yılda tıpkı teknik adamlar gibi biz de anlamaya başladık. 4'lü savunma sisteminde sahayı dikine 3 parçaya bölerek 3 sütun halinde düşünürsek 4 savunma noktası vardır diyebiliriz. Her bir sütunu savunduğunuzda teorik olarak savunmada açık vermeniz mümkün değildir. Fakat Pep Guardiola'nın kitabında bahsettiği ve aslında Almanların fikir babası olduğu halbraum denilen yarı-uzay ara sütunları bu saha parselizasyonu sistemine göre; saha dikine 5 eşit parçaya bölünerek 5 sütun elde ediliyor ve bu sayede 6 farklı savunma notkası ortaya çıkıyor. Hemen buraya kadar anlattıklarımı daha kolay anlayabilmeniz için bir şekille bunu pekiştirelim; Şekil - 2 < Resime gitmek için tıklayın > Gördüğünüz üzere yarı-uzay denilen sütunların 4'lü savunma sisteminde karşıt savunma noktası bulunmamakta ve eğer bir takım 5'li sisteme göre saha parselizasyonunu yaparsa 4'lü sistemle bu takıma karşı savunma yapmak teorik olarak imkansız olacaktır. Çünkü her zaman 5'li sistemde oynayan takımın 2 tane hücum oyuncusu demarke halde kalacaktır. Ayrıca yarı-uzay sütunlarında topla buluşan bir oyuncunun diğer sütunlara göre oyunu yönlendirme açısından daha fazla opsiyona sahip olduğu da aşikardır. Bu konuyu ilk defa duyan arkadaşlar ister benim bir önceki yazımı okuyabilir isterse de internetten bu konu hakkında detaylı bir araştırma yapabilirler. Ben bu yazıyı yazmamdaki asıl amaç olan Pep'in 2018 model Manchester City'sinin taktik analizini yazmaya devam edeceğim. En başta yazdığım gibi Pep bu sezon takımını, 4-3-3 sisteminde sahaya çıkarmıştır ve oyun içinde gerçekleştirdiği "geçiş oyunu" ile 5'li sisteme çok hızlı bir geçiş sağlayarak karşı takıma parselizasyon anlamında üstünlük sağlamaya yönelik bir sistem-taktik anlayış geliştirmiştir. Bu sistemde -yukarıda da bahsettiğim halbraum sisteminde- bir 6 numara 5'li sisteme geçişte ve bu sistem içerisinde çok önemli bir göreve sahiptir. Peki, şimdi bu sistem içerisinde Pivot 6'nın önemini, taktiğin doğasını gelin birlikte inceleyelim. Pep'in sisteminde de günümüz futbolunda olduğu gibi hücum savunma bloğundan başlar. Pep, bir futbol sahasını enine 3 parçaya ayırıp bu mantık ekseninde "geçiş oyununu" sahaya yansıtma yoluna gitmiştir. Fabrika üretim sistemini tarif etmek için kullanılan safha-faz kelimelerini futbolda atak üretimini temsil etmek için kullanılmaya başlanmıştır. Bu taktiksel teoriye göre hücum 3 safha-faz-evrede başlar-olgunlaşır ve sonlanır yani üretim tamamlanır. Bu evreler sırasıyla, birincil, ikincil ve üçüncül safha olarak Türkçeleştirilebilir. Oyun içindeki geçiş oyunu da bu safhalara göre ayarlanır ve değişiklik gösterebilir. Birincil safha, topun kendi ceza yayı ve çevresinde olduğu henüz pre-attack denilen atak öncesi hazırlıkların yapıldığı bölgedir. Pep'in sisteminde top bu bölgedeyken takımın saha içindeki dizilimi yukarıda da paylaştığım üzere 4-3-3 sistemindedir. Yani henüz herhangi bir sistemsel geçiş yaşanmamıştır. Rakibin vereceği tepkiye göre birincil safhada farklı sistem geçişleri uygulanır. Eğer rakip takım aut atışı kullanılırken kısa pas yaptırmamak için önde baskıya gelirse birden fazla sistem geçişi uygulanabilir. Bu seçim tamamen teknik adamın insiyatifindedir. Pep ise bu sezon özelinde bu tür durumlar için 2 farklı geçiş oyunu kurgulamış ve uygulamıştır. Birincisi; Şekil - 3 < Resime gitmek için tıklayın > Gördüldüğü üzere beyazlı rakip takım cezasahası ve çevresine kadar çıkıp önde baskı yapmaya çalışıyor. Fakat bu pressi-baskıyı kırmanın bir yolunu düşünen ve bulan Pep yukarıdaki şablonda da gördüğünüz üzere beklerden birinin stoperler baskı altındayken top istemek ve pas opsiyonu oluşturmak amacıyla merkeze kat edip kendini göstermesidir. Atılacak pasın riskli olup olmaması pasın kat edeceği mesafe ile pası atacağınız takım arkadaşınızla presi yapma ihtimali olan en yakın rakip oyuncunun arasındaki mesafe ile doğru orantılıdır. Yani ne kadar uzağa pas atacaksanız demarke halde olan takım arkadaşınıza top gidene kadar markaja yakalanması ve top kaybı yapma ihtimali bir o kadar artar. Yukarıda verdiğim örnekte 18 numara olan Delph'in arka hizasında bir rakip oyuncu bulunmaktadır fakat pasın mesafesı kısa olduğu için çok büyük bir tehlike arz etmemektedir. Rakip oyuncu hızla Delph'e baskıya gelse de şekilde de göreceğiniz üzere sol kanada hareketlenen ve demarke halde olan Silva'ya pas atabilir ve böylece bu pas çok tehlikeli bir kontra-atak başlangıcı olabilir. Bu yüzden rakip takım genelde içe deplase olan bekleri rahat bırakmak zorunda kalıyor. Bu sayede City'e karşı önde baskı da uygulasanız savunmadan rahatlıkla çıkabiliyor ve hatta tehlikeli ataklar yaratabiliyor. Fakat tüm bu anlattıklarıma rağmen farz edelim ki rakip takım içeri deplase olan bekleri de kontrol altına alıp City'nin işini zorlaştırmak istedi ve birazdan paylaşacağım şablondaki gibi bir dizilimle baskı yapmaya kalktı. Şekil - 4 < Resime gitmek için tıklayın > O vakit City'nin kalecisi Ederson ve onun inanılmaz pas mesafesi devreye giriyor. Şekilde de görüldüğü üzere savunma bloğu ile önde baskı yapmaya giden hücum bloğu arasında çok geniş bir alan açıkta kalıyor. Rakip takım bu riski göze alıp City'i savunmadan pasla çıkartmamaya kararlı. Bu esnada Ederson'ın üç adet pas seçeneği bulunuyor. Sterling-Sane yahut Aguero'nun koşu yoluna doğru uzun oynamak.. City'nin öndeki üçlüsünün en büyük özelliği çabukluğu. Koşu yoluna atılan toplarla bu sefer City bu üç oyuncuyla rakip savunma üçlüsünü 1'e 1 pozisyonda bırakıyor ve çok tehlikeli pozisyonlar yakalanabiliyor. Ederson'un transferindeki en önemli sebeplerden biri de Ederson'un bu inanılmaz uzun pas mesafesidir. Yukarıda anlattığım kısım geçiş oyununun birincil safhasıdır. Bu safhada önde baskı halinde de City'nin topu savunmadan çıkartma noktasında çok güzel düşünülmüş ve karşı savunmasının yapılması çok ama çok zor 2 adet oyun bulunmakta. Bu iki oyunun da güzelliği karşı savunmasının yapılmasının teorik olarak imkansıza yakın olması. Rakip olarak bir şekilde saha parselizasyonu yüzünden kaybediyorsunuz. Bunun ana sebebi ise topu başlatacak olan kişinin kaleci olması ve bu sayede rakip 10 kişi de önde baskı uygulasa her zaman sayı olarak 1 kişi fazla olmanız ve o kişiyi pas opsiyonu olarak kullanarak topu savunmadan çıkarabilecek olmanız. Tabii, bu yukarıda da söylediğim üzere işin teori kısmı. Oyuncu kabiliyetleri, tipleri, seyirci faktörü vesair bir ton farklı unsur bu teorinin kusursuz olarak çalışmasına engel teşkil edebilir. Uzatmadan bir sonraki safhaya yani ikincil safhaya geçelim. İşte, işlerin renginin değiştiği nokta tam da burasıdır. Bu safhadayken City klasik 4-3-3 diziliminden 3-1-4-2 dizilimine "geçiş" yapmaktadır. Bizim de bu sene Fernando ile yapmaya çalıştığımız benzer bir "geçiş oyunu" vardır. Birincil safhada topu savunmadan çıkarttıktan sonra rakipler mecburen kendi 2.bölgesine kadar geri çekiliyorlar aksi halde arkada çok tehlikeli boşluklar verip kalelerinde golü görebilirler. Bunu yine yukarıda anlatmıştım. Bek oyuncusu içeri deplase olurken Kevin De Bruyne ya da Silva da dışa deplase olup kendini çizgiye atıyor. Bu sayede hem demarke oluyor hem de rakip takımın saha içi dizilimini bozuyor. Savunma hattı kırılan rakip takım ya geri çekilmek zorunda kalıyor ya da çok tehlikeli bir kontra-atak başlangıcına gebe bir şekilde önde baskısını sürdürüyor. Şekil - 5 < Resime gitmek için tıklayın > Yukarıda paylaştığım Şekil-5'de top Otamendi'de. Burada ise iki farklı geçiş oyunu var. Birincisi Fernandinho'nun stoperler arasına girip savunmadan top çıkarırken stoperleri çizgiye yaklaştırmak ve bu sayede sahada geometrik bir dizilim elde etmek. Bir diğeri de şekilde göreceğiniz üzere top hangi stoperin ayağındaysa onun ters kanandında bulunan bekin savunmayı üçlemesi ve yine aynı geometrik dizilimin elde edilmesi. Bu esnada Silva ve Kevin De Bruyne ise daha da ileri çıkıp hemen savunma hattının önünde şekildeki gibi pozisyon alıyor. Burada en önemli görev yine Fernandinho'da. Görevi savunma ile hücum arasında pas bağlantısı kurmak ve olası bir top kaybında kontra atağı olabildiğince hızlı bir şekilde baskılamak. Bu yüzden çok değerli bir pozisyonda oynuyor. Aynı zamanda o pozisyondaki oyuncuya göre sistem mükemmel de çalışabilir bir anda tüm sistem çökedebilir. İşte bu yüzden eksi tip 6 numaraların artık yeni tip Pivot 6'ya evrilmek zorunda kalmasının en önemli sebebi de budur. Şekili yorumlamaya devam edelim. Top Otamendi'de ve Fernandinho ise gölge markaj altında. Burada iş sol stoper ve sağ beke düşüyor. Topu alıp önündeki boş alana doğru kat ediyor ve bir sonraki pas opsiyonunu olabildiğince yakınlaşarak pas mesafesini kısaltıyorlar. Böylece hem hata payı hem de topu alacak oyuncuyu marke eden rakip takımın sayı üstünlüğünü ele alması engelleniyor. Çünkü şekilden de anlaşılacağı gibi rakip sahada bile sayı üstünlüğü sanki 12-11 oynuyormuşcasına City'nin elinde. 4'lü savunma 6 kişiyi aynı anda savunmak zorunda kalıyor öndeki 5'li ortasaha ise topun bu tek çizgi halinde dizilmiş 6 rakip oyuncuya gitmesini engellemeye çalışıyor. Şekildeki gibi kompakt bir dizilim elde edebilirlerse City'nin pas opsiyonu kalmıyor. İşte burada ise oyuncuların bireysel yetenekleri ortaya çıkıyor. Boşa çıkmak ve pas opsiyonu oluşturmak için ilerideki 6 oyuncu sürekli topu arıyor ve halbraum sistemi yani yarı-uzay sistemi sayesinde hem 4'e 6 gibi bir sayı üstünlüğü de varken 4 savunmacıyla 6 savunma noktasını savunma şansları çok ama çok zorlaşıyor. Tek savunma oyuncusunun 2 tane rakip oyuncuyu marke etmesi gerekiyor. Bu da maçta dakikalar ilerledikçe savunma yapan takımda mental yorgunluk sebepli konsantrasyon düşüklüğü yaratıyor. Hiçbir savunma bloğu kusursuz şekilde aynı anda birden fazla rakip markaj ederek maçı tamamlayamaz. Eğer insan değil makine olsalardı bu pek tabii mümkün olabilirdi. Kısaca yukarıda yazdığım tüm bu sebepler sayesinde City topu defanstan çıkarttığı gibi "teorik olarak" yine topu üçüncü bölgeye rahat bir şekilde taşıyabiliyor. Şekil - 6 < Resime gitmek için tıklayın > Bu şekilde yukarıda anlattığım aksiyomun devamı ve gerçekleşmesini temsil ediliyor. 17 numaralı Kevin De Bruyne demarke halde topu bu sayede alabiliyor. Eğer rakip takım merkeze kümelenip bu pas aralarını çok iyi kapatırsa bu sefer devreye çizgide hazır ve nazır bekleyen oyunculara geliyor. Şekil - 7 < Resime gitmek için tıklayın > Fernandinho ve onun pas opsiyonu şekildeki gibidir. Merkeze kümelenip savunma hatlarını sıkılaştıran rakip takımı açmanın bir diğer yolu olan uzun diyagonal paslardır. Kısaca rakip takım merkezi kapatmaya çalışınca çizgiden açık veriyor. Aksi durumda ise yine merkezde pas arası için boşluklar vermek zorunda kalıyor ve bir önceki şekilde olduğu gibi Silva-De Bruyne gibi oyuncular demarke halde 3. bölge ve çevresinde topla buluşabiliyorlar. Peki rakip takım adam adama oynamaya karar verirse ne olur? Gelin buna da bir şekil özelinde birlikte bakalım. Şekil - 8 < Resime gitmek için tıklayın > Görüldüğü üzere beyazlı takım birebir adam markajı yapıyor. Fakat 30 numara Otamendi yahut yine tam aksi pozisyondaki diğer stoper pozisyon gereği boş alana doğru yaptığı koşu ile bu baskıyı rahat bir şekilde kırabiliyor. City'e adam adama markaj uygulandığı halde nasıl oluyor da City yine 12'ye 11 oynuyormuşcasına bir adam fazla olabiliyor? Şekilden de anlaşılacağı gibi savunma yapan rakip takımın iki stoperi tek forvet oyuncusu olan 7 numarayı marke ediyorlar. Bir stoper kendi savunma hattını bırakıp adam adama markaj yapamaz. İşte Pep tam da bu noktadan faydalanıyor. Savunma yapan takım bu yüzden yine sahada bir kişi eksik kalıyor ve City'nin bir oyuncusu demarke halde.. 7 numaralı oyuncu Sterling. Pozisyon ve taktik gereği normalde forvet oynayan Jesus (33) sola deplase olup savunma arkası koşu yapıyor. Savunma beki 33 numara ile meşgul ve Sterling ise kendini stoperleri kucağına bilerek bırakarak onları meşgul ediyor. Bu sayede stoperlerden bir diğeri orta alanda boşa çıkıp topu alabiliyor ve önünde kırmızı şeritle çizildiği gibi çok geniş bir hareket alanı bulabiliyor. Aynı şey Fernandinho için de geçerli. Bu sistemde stoperlerinizin uzun top yeteneğinin iyi olması rakip savunma için çok büyük bir tehlike arz etmektedir. Otamendi bu pozisyonda kısa pas mesafesinde boşta bir arkadaşını bulamasa dahi solda savunma arkası koşu yapmayı bekleyen Jesus'u düşünebilir. Bu da set oyunudur ve çeşitlendirilebilir. Üçüncül safhada ise dizilim 2-1-4-3 şeklinde oluyor. Fernandinho tek ortasaha olarak oynuyor. 2 ile 3. bölge arasında iki bek ve Silva-Bruyne ikilisi pozisyon alıyor. Kanatlar ve forvet ise 3'lü forvet gibi içte kümeleniyor. Bu sayede rakip takımı savunması enine boyunu kısaltmak zorunda bırakılıp beklerin önündeki koşu alanını olabildiğince açmaya yarıyor. Savunmadan top çıkartırken beklerden birinin içeriye deplase olup ortasaha gibi oynadığını söylemiştim. Onun da sebebini ve avantajlarını bir örnekle gösterelim. Şekil - 8.5 < Resime gitmek için tıklayın > City rakip sahaya tamamen yerleşmiş durumda aynı şey rakip takım savunması için de geçerli tabii.. 4-3-3 sisteminde orta üçlüden öndeki ikili olan Silva ve De Bruyne'in hücum aksiyomlarını anlatırken, rakip savunma hattının içerisine girdiğini söylemiştim. Burada bulunmalarının bir başka amacını ya da varyasyonunu bu şekilde görebiliyoruz. Silva top almak için iki savunma bloğu arasından çıkıp sol forvet yarı-uzay bölgesini boşaltıp top almak için 21 numaranın olduğu konuma geliyor ve topu alıyor. Bu noktada Kevin De Bruyne ise sağ forvet yarı-uzay bölgesinden şekildeki 17 numaranın bulunduğu noktaya deplase oluyor ve tabii rakip savunma oyuncusunu da peşinde sürüklüyor. Bu noktada 3 numara olan Danilo yani City'nin sağ bek oyuncusunun neden çizgide beklemek yerine ortasahaya yanaştığını daha iyi anlayabiliyoruz. Bu hareketlenmeler sonucunda Danilo'nun önünde büyük bir boşluk oluyor. Sağ kanatta en uçta ise 20 numara Bernardo Silva asistin asistinin yapılabileceği bir pozisyonda duruyor. 20 numaranın cezasahasına doğru hareketlenip önüne atılan pası içeriye yerden çevirdiği taktirde çok tehlikeli bir atak olacağını hepimiz bu şekilden anlayabiliyoruz. Pep'in Savunma Anlayışı İyi bir hücum maçı kazanmanıza hiçbir zaman tek başına yeterli olamaz. Pep'in bu sezonki büyük başarısında hücumda olduğu kadar savunmadaki oyun anlayışı da büyük bir rol oynadı. Savunma aksiyomlarını taktiksel analiz olarak anlatmak hücum analizini yapmaktan daha zordur çünkü hücumdayken rakibi genel anlamda siz yönlendirirsiniz ve topun kontrolü sizdedir. Bu yüzden ihtimaller üzerine bolca çalışma yapıp ona göre hücum anlamında farklı varyasyonlar geliştirebilir ve bunların analizini yapabilirsiniz. Fakat savunmada top sizde olmadığı için karşı rakibin ne tür bir set oyunu oynayacağını taktik anlayışını önceden kestirmeniz mümkün değildir. Siz yine ihtimaller üzerine belirli bir savunma anlayışı-taktiği oluşturursunuz fakat bunun analizi çok ama çok daha zordur. Bu yüzden Pep'in taktiksel anlamda savunma anlayışını ele alırken hücum sisteminden daha az detaylı olacaktır ve varsayımlar üzerinden anlatılacaktır. Şekil - 9 < Resime gitmek için tıklayın > Görüldüğü üzere ilk pozisyonda top 33 numaralı oyuncunun yanındaki rakip oyuncuda. Rakipten çok City'nin yapmak istediği şeye odaklanalım. Merkezden 3'lü baskı uygulayıp rakibi kanatlara uzun oynamaya zorlamak amaçlanıyor. Öndeki üçlü adam adama markaj yaparken orta üçlü öndeki blokla olan mesafesini iyice daraltıyor ve rakip takımı uzun oynamaya zorluyor. O esnada 2 pas seçenekleri oluyor. Kanatlara uzun oynamak ya da forvete uzun oynamak. Forvete uzun oynadıkları taktirde City stoperlerinin birebir markajında olan rakip forvet hattı oyuncuları hava topu hakimiyetlerine göre ya topu kaybedebiliyor ya da indirseler dahi indirdikleri yerde takım arkadaşları yerine öne çıkan orta 3'lüden birine topu kaptırmış oluyor. Bu şekilde gösterilen ve benim anlattığım taktiğe birinci şablon diyelim. Bu tür taktik şablonlarının arttırılabileceğini de unutmayalım. Aynı pozisyonun devamını varsayımsal olarak anlatmaya devam edelim. Topu kanatlara yolladıklarında saha içi oyuncu pozisyonları aşağı yukarı şu şekilde oluyor; Şekil - 10 < Resime gitmek için tıklayın > Rakip oyuncunun topu oynayabileceği tek opsiyon yine topun geldiği yer olan stoper oyuncuları oluyor. Bu şekilde iki kanattan da aynı şekilde kayma yapılarak pas opsiyonları en aza indirgeniyor ve rakibin ortasahayı geçmesi zorlaştırılıyor. Bir başka varsayımla devam edelim. Diyelim ki City önde bastı fakat rakip takım savunmadan topu çıkarmayı bir şekilde başardı. O vakit City önde baskı yapma konusunda ısrar etmeyip olası arkada oluşacak boşlukları önlemek için kendi 2 ile 3. bölgesine geri çekiliyor. Şekil - 11 < Resime gitmek için tıklayın > Şekilde görüldüğü üzere rakip takım topu ortasahanın da ilerisine taşımayı başarmış. City tüm hatlarıyla kendi yarısahasında savunmaya çekiliyor. Bu andan itibaren zaten oyun sete dönüyor. Yapılan pasa göre City bir başka savunma aksiyomunu gerçekleştiriyor. Rakip takım bu noktada dikine oynayacak alan bulamayıp yatay paslar yapmaya başlarsa City savunma bloğunu yavaş yavaş öne çıkarıp rakip takımı kendi yarısahasına dönmeye zorluyor. Bunu şekille anlatmak çok zor olduğu için işi sizin hayal gücünüze bırakıyorum. Şekil - 12 < Resime gitmek için tıklayın > Rakip takım topu savunmadan çıkarmaya çalışıyor. City yine önde basmak için ileri çıkıyor. Burada topun bulunduğu tarafa göre Silva ya da De Bruyne'den biri forveti ikiliyor ve kanat oyuncuları şekilde olduğu gibi kör noktadan deplase olarak rakibe baskı uyguluyor. Bunun bir çok örneğine bu sezon City'nin maçlarını takip edenler şahit olmuştur. Tottenham maçında bu taktikle topu rakip 3. bölgesinde kapıp çok tehlikeli pozisyonlar yakalamışlardı. Aksiyonun devamında eğer topu kapmayı başaramazlarsa kendi ikinci bölgesi çevresine çekilen City'nin saha içindeki dizilimi şu şekilde oluyor. Şekil - 13 < Resime gitmek için tıklayın > Görüldüğü üzere birinci dikey savunma hattında 5 City oyuncusu birden var ve olabildiğince pas açılarını kapatmaya çalışıyorlar. Ayrıca uygulanan pres ise top yekün değil birerbirer bu sayede şekilde olduğu gibi 17 numaralı oyuncu olan De Bruyne pres yapmak için mevkisini terkettiğinde kalan 4'lü yine pas açılarını kapatmaya devam ederken ortadaki Aguero De Bruyne'dan boşalan pozisyona doğru ilerleyip onun bıraktığı boşluğu da kapatıyor. Bu sayede De Bruyne'un arkasında bıraktığı rakip oyuncunun pas açısı tekrardan kapatılmış oluyor. Bu savunma aksiyomunun mantığı bu şekilde. Top ve rakip farklı pozisyonlarda da olsa yine aynı mantık çerçevesinde saha içinde oyuncuların insiyatifinde bu savunma anlayışı kurgulanıyor. Pep sadece taktiksel fikri oyuncularına veriyor. Bunu maç içerisinde yorumlamak ve ona göre şekil almak ise futbolculara kalıyor. Bu da Pep'in oyuncularına ne kadar çok güvendiğini gösterir. Bu, sizin de farkettiğiniz üzere bir bireysel hatanın çok pahalıya mal olabileceği tehlikeli bir savunma anlayışıdır. Bir örnekle anlatalım. Şekil - 14 < Resime gitmek için tıklayın > Bu Crystal Palace maçında Walker'ın yaptığı bir hata sonucu gerçekleşen tehlikeli bir Crystal Palace atağının başlangıç noktası. Sterling normalde bir önceki şekilde anlattığım üzere 12 numaralı rakip oyuncu olan Van Anholt'a baskı yapmaya gidiyor. Normalde ya merkezden birinin onun yerine kayma yapması ya da Walker'ın içe deplase olup rakip kanat oyuncusunu çizgide yalnız bırakarak merkezi savunması gerekirken Walker yanlış bir karar verip çizgi oyuncusuyla kalmayı seçiyor ve 12 numaradan 15 numara olan Jefreyy Schlupp'a atılan bu pasın akabinde City kalesinde tehlike yaşanıyor. Hücumda olduğu gibi savunma pressinde City'nin yine üç farklı safha anlayışı var ve yukarıda birinci ve ikinci safhayı anlatmış bulunmaktayım. Peki son safha olan tüm hatlarıyla kendi cezasahası önüne çekildiği bir pozisyonda nasıl bir savunma anlayışı içerisinde oluyor gerçek bir örnekle hep birlikte görelim. Şekil - 15 < Resime gitmek için tıklayın > Burada Shaktar Donetsk'le oynadığı şampiyonlar ligi maçından bir kesit gösteriliyor. Yukarıda bahsettiğim ikincil safhadan üçüncül safhaya geçildiği bir pozisyon vardı (şekil-12) devamını burada gerçek bir örnekten anlatmak daha iyi olacaktır. 7 numaralı Shaktarlı oyuncu Taison'ın topla buluştuğu nokta ve aksiyomlar ok işaretleriyle gösterilmiş durumda. De Bruyne yukarıda bahsettiğimiz gibi Taison'a baskı yapmaya gidiyor fakat bu sefer De Bruyne'un yanındaki merkez oyuncusu olan 25 numaralı Fernandinho onun açığını kapatmak yerine geriye doğru hareketlenip rakip savunma oyuncularına yakın durarak hem yerden hem de havadan atılabilecek pasların başarılı olma ihtimalini çok aza indirgiyor. Rakip oyuncu bu riski almayarak 6 numaradaki oyuncuya oynuyor ve City savunma bloğunu aynı taktiği tekrar ve tekrar uygulayıp rakip takımı kendi sahasına dönmeye zorlayarak devam ettiriyor. Bu noktada teori olarak rakip takım kaleciye kadar dönmek zorunda kalıyor. Tabii pratik ile teorinin uygulaması her zaman aynı olamayabiliyor. İşte burada da sahadaki oyuncular insiyatif alıyor. Şekil - 16 < Resime gitmek için tıklayın > Yazının ortalarında bahsettiğim gibi pas uzunluğu ile markaj mesafesi doğru orantılı. Uzun çıkmaya çalışan bir takımda tüm pas opsiyonlarını mesafeli markaj yöntemi ile kapatabilirsiniz. Burada 19 numara Sane 18 numara Ivan'a baskı yapmaya çıkıyor. 21 numara silva 8 numaranın pas alma yoluna doğru hareketleniyor. Aguero geriye deplase olup 7 numara Taison'u gölge markajına alıyor. Kevin De Bruyne ise Aguero'nun yerine forvette hem kaleciyi hem de 44 numaralı stoperi markajlıyor. Burada iki oyuncunun pozisyonu çok kritik. Birincisi 25 numara Fernandinho. Hem 10 hem 11 numarayı aynı anda mesafeli markaj altında tutuyor. Orta mesafeli bir pas halinde Fernandinho olası bir kontrayı önlüyor yahut topa daha önce hamle yapıp takımını atağa kaldırabiliyor. Diğer önemli oyuncu ise 33 numara Gabriel Jesus. Bir kanat oyuncusu normal şartlarda o pozisyonda konuşlanmaz. Rakip 6 numarayı kapatmaya gider. Fakat Pep'in ters kanattaki oyuncudan istediği şey 7 ve 10 numarayı mesafeli markajlamasının yanı sıra 31 numaralı oyuncuya atılacak olan uzun pasın arasına girmek. Bu pozisyonda Jesus topu kontrol edemedi ve top rakip 6 numarada kaldı. Son savunma aksiyomu olarak yine bir varsayım üzerinden anlatım yapmak istiyorum. Şekil - 17 < Resime gitmek için tıklayın > Burada rakip savunmada yatay top yapmak zorunda bırakılıyor. 2 pasın ardından top rakip sol beke geldiğinde ise diziliş şu şekilde oluyor. Şekil - 18 < Resime gitmek için tıklayın > Evet City kaymaları çok güzel yaparak şekilde konumda rakibi karşılamaya devam ediyor. Fakat burada farkı yapan oyuncu yine pozisyonun gerçekleştiği kanada göre Silva ya da De Bruyne. Burada 21 numara ilk şekilde ileri hattı 4'leyip rakip 6 numarayı gölge markajına ve rakip sağ stoperi press mesafesine alıyor. Rakip pozisyonun devamında olduğu gibi topu sol beke doğru yönlendirdiğinde 25 numara Fernandinho iki rakip forvet oyuncusunun arasın giriyor ve stoperler savunma arkası pas tehlikesine karşı bu iki forvet oyuncusu ile aralarında biraz mesafe bırakıyor. 21 numara Silva ise top kendi aktif savunma bölgesinden uzaklaştığı için geriye doğru hareketlenip Fernandinho'nun markajını bıraktığı rakip ortasaha oyuncusunu markaja alıyor. Bu sayede rakip takım tuzağa çekiliyor. Sol beke top geldiğinde City aniden ön savunma bloğunu ileriye doğru çıkarınca rakip takım geriye dönemeyeceği için uzun oynamak zorunda kalıyor ve top City stoperlerinin refekatinda ya kaleciye kadar gidiyor ya da City'li stoperlerin kontrolüne geçiyor. Çünkü Şekil - 19 daki pozsiyonda Sterling ve Walker'ın sol bek ve sol stopere doğru yaptıkları koşu ve press rakibi ya hataya ya da uzun top oynamaya zorluyor. Son bir savunma taktiğini daha ele alıp yazımı yavaştan noktalamak istiyorum. Hücumda kaptırılan top ve akabinde gelişebilecek kontra tehlikesine karşı Pep'in aldığı çok güzel bir önlem daha var. Hemen şekil üzerinden anlatalım. Şekil - 20 < Resime gitmek için tıklayın > Evet görüldüğü üzere 7 numara Sterling birebir oynarken topu kaptırdı diyelim. Kırmızı kare ile gösterilen alana dikkat. City top kendindeyken dahi bu yazının başında da bahsettiğim üzere bu dizilimle sahaya yayılıyor. Bu sayede rakip Şekil - 20'de olduğu gibi topu kapsa dahi pas opsiyonlarını bulunduğu bölgede 5'e 2 City'li oyuncuların üstünlüğü bulunmakta. Burada ilk hamleyi topun kaptırıldığı yere en yakın oyuncu her kimse o (burada 21 numara) topu kapan rakibe doğru bir şok press uyguluyor. Rakip City'nin 5v2 lik orta alan üstünlüğünü görünce kısa oynamayı tercih etmek zorunda kalıyor. Bu sayede City rakibinin uzun oynayıp hızlı kontraya çıkma ihtimalini ortadan kaldırıp yerine kısa oynatarak topun hızını yavaşlatıyor ve bu sayede savunmasının yerleşmesini sağlayabilmesi için gerekli zamanı yaratıyor. Evet elimden geldiğince Pep Guardiola'nın bu sezon City'e oynattığı taktiğin analizini yapmaya çalıştım. Bunlar gibi daha bir ton taktik analizi yapılabilecek aksiyom var. Fakat hepsini yapmaya ne benim bilgim ne de sayfalar yeter. Zaten yazı oldukça uzun oldu. Umarım okuyan herkes için faydalı bir yazı olmuştur. Şekiller başka bir siteden alıntıdır. Onun haricindeki her şey benim kendi yorum ve analizlerimdir. Bu yazıyı 3 güne yayarak yazdım. Okuduğum yazı ve izlediğim videoların hattı hesabı yok fakat bunları yaparken oldukça zevk aldığımı söyleyebilirim. Umarım siz de okurken bir nebze olsun benimle aynı duyguları paylaşırsınız. Bu yazıyı Galatasaray bölümünde paylaşmamın sebebi az da olsa sezon başında Fernando ile uyguladığımız taktiğe benzer bir taktiğe dayalı analiz olmasıdır. Dünyadan futbol bölümünde okunma şansı buradan daha düşük olduğu için burada paylaşma gereği duydum. Umarım beğenirsiniz. İyi okumalar. Dipnot: Gördüğünüz yanlış yerleri, eksikleri tarafıma bildirirseniz ekleme ve ya düzeltme yapabilirim. Lütfen yorumlarınızı esirgemeyin. |
|
Osmanlıspor - Galatasaray Maçı Analizi Böyle yazıları yazmaya pek alışkın değilim. O yüzden girişi kısa tutacağım. Umarım ilk 2 haftadaki pozitif futbolumuzu, aramıza yeni katılacak olan transferlerle birlikte hem uyum hem taktik hem de fizik kapasite anlamında daha da fazla geliştirebiliriz. Eksik yanlarımız çok fakat doğru yaptığımız şeyler de azımsanmayacak seviyede. Bu konuyu da her maç sonrası vakit buldukça ve elimden geldiğince maç esnasında gözlemlediğim taktiksel anlamdaki doneleri burada paylaşmaya çalışacağım. Umarım herkes için faydalı bir konu olur ve saygı çerçevesinde karşılıklı fikir alışverişlerinin bol olduğu bir tartışma ortamının oluşmasına yardımcı olur. Maç İstatistiklerini paylaşarak başlayalım; < Resime gitmek için tıklayın > Şut-İsabetli Şut oranlarımız hemen hemen eşit gözükse de tehlikeli pozisyonlar ve gol pozisyonları anlamında biz daha öndeyiz. Osmanlı'nın ilk yarı sonunda kaleyi bulan şutu yok. Kalan tüm istatistikleri 65. dakikadan sonra biz oyunduktan düşünce gerçekleştirdiler. Buna gol de dahil. Bizim kaleyi bulan 6 şutumuzun 3'ü gol ile sonuçlandı ve kalan üçünden ikisi de mutlak gol pozisyonu sadece 1'i net bir pozisyon değil o da ikinci yarıda Belhanda'nın sol ayağının ucuyla yavaş bir vuruş yaptığı pozisyon. Pas İsabeti ve Yönleri; < Resime gitmek için tıklayın > 604 pasın bunların %14'ünü geriye, %60'ını yana, %26'sını da ileriye doğru yapmışız. Geçtiğimiz senelere göre pasların yön yüzdelerinde çok bir fark yok. Peki geçen sezonuki Galatasaray ile bu sezonki Galatasaray arasında hem hücum hem savunma anlamında neden bu kadar fark var? Bu da pasların sirkülasyon hızı, oyuncuların dizilişi, tempo, dribbling, uzun ve kısa pas oranları, set hücumu vb bir çok değişkenle uzun uzadıya anlatılabilir. Maçlarımızı izleyenler zaten bu aradaki farkı az çok görebiliyordur. Bu konuya girmeyeceğim. Şut istatistiklerine bakıldığında. Osmanlıspor şutlarının %42'sini cezasahası dışı ve çarprazlardan atarken biz şutlarımız sadece %9'unu cezasahası dışından atmışız. Bu çok önemli bir istatistik. Demek ki topu cezasahasına götürüp oradan şut atabiliyoruz. Geçen seneden en büyük farkımız bu olsa gerek. Orta İsabet Oranı ve Bölgeleri; < Resime gitmek için tıklayın > Evet sol bekimiz sağ ayaklı olduğu için soldan orta sayımız çok az. Burada önemli bir istatistik var. Orta isabet oranımız %24. Bu çok önemli bir istatistik. Bunun anlamı, topu cezasahasındaki oyuncularımızla buluşturabiliyoruz demektir. Pozisyonlara geçmeden önce ekstra bir istatistik vermek istiyorum. İlk yarıda kazandığımız ikili mücadele sayısı 28 ikinci yarıda ise 21. Fakat Osmanlıspor'da bu oranlar ilk yarı 15 iken ikinci yarı 29. Biz ikinci yarıda özellikle 65'ten sonra fiziksel anlamda oyundan düştükten sonra Osmanlıspor'un ikili mücadele kazanma sayısındaki artış muazzam. 3 transfer hariç kalan transferler kampa yetişmediği için fiziksel anlamda oyundan erken düşüyorlar. İlerleyen haftalarda takım olarak ilk yarıdaki tempoyu maçın 80 dakikasına kadar yayabileceğimizi düşünüyorum. Özellikle sol tarafa gelecek olan 2 yeni transfer bu konuda çok önemli özellikle sol bek bölgesine...(Asamoah) Geçen hafta gegenpressing hakkında bir yazı yazmıştım. Osmanlıspor maçında gözüme çarpan hücum press pozisyonları şu şekilde; Press - 01; < Resime gitmek için tıklayın > Bu pozisyonda top ayağında olan oyuncuya pressi gerçekleştiren oyuncu Belhanda. Diğer oyuncuların saha içi dizilişine dikkat. Sol üstte yuvarlak içine aldığım oyuncu Linnes. Bir bek oyuncusunun top rakipteyken o pozisyonda olması nadir rastlanan bir durumdur. Özellikle bizim ligimizde bunu yapan tek takım olduğumuzu düşünüyorum. Bu pozisyonda durmasının iki temel nedeni var. Birincisi, ters kanada atılacak uzun toplara karşı emniyet sübabı görevi görmek. İkincisi ise ön tarafta kapılacak bir topta soldan bindirme yapıp pas opsiyonlarını arttırmak. Press - 01-A; < Resime gitmek için tıklayın > Gegenpressingden bahsederken bu taktiğin birçok yorumu olduğunu söylemiştim. Burada Dortmund'un yaptığı gibi pas opsiyonlarını azaltırken aynı zamanda alanı daraltarak rakibi hata yapmaya zorluyor ve pas opsiyonu bulamayan rakip oyuncuyu ileriye uzun oynamak zorunda bırakıyoruz. Pozisyonun devamında top el değiştiriyor. Bu baskıya bir örnek vermek gerekirse Simeone'nin Atletico'su bunu sıkça uyguluyor; < Resime gitmek için tıklayın > Bir başka örnek Klopp'un Dortmund'u; < Resime gitmek için tıklayın > Press - 02; < Resime gitmek için tıklayın > Maicon'un bulunduğu yere dikkat. Bir stoper sağ önde baskıya dahil oluyor. Hiçbir pas opsiyonu bulamayan oyuncu önce solbekteki arkadaşına oynuyor o da topu ileriye uzun oynamak zorunda kalıyor ve sonuç taç... Press - 03; < Resime gitmek için tıklayın > Evet bu pozisyon ilk golün santrasının hemen akabinde gerçekleşiyor. Taralı alana dikkat. Arkada zaten markaj alınta olan iki oyuncunun pas açısını kapatıyor. Ters kanatta ise Mariano yine uzun top ihtimaline karşı tetikte. Benzer bir pozisyon. Guardiola'nın Barcelona'sı; < Resime gitmek için tıklayın > Press - 04; < Resime gitmek için tıklayın > Önde baskıyı Gomis başlatıyor. Rakip oyuncu kalecisine dönmek zorunda kalıyor. Press - 04-A; < Resime gitmek için tıklayın > Kaleci ise riskli bir tercih yaparak sağ bekteki arkadaşına topu uzun oynuyor. Baskıya gelen oyuncu Ndiaye. Press - 04-B; < Resime gitmek için tıklayın > Baskı altında kalan oyuncu kafayla topu ileriye doğru yolluyor ve orada baskıya gelen oyuncu, Maicon... Ters kanattaki benzer pozisyon; < Resime gitmek için tıklayın > Bir top kaybı sonrası sol kanatta Serdar Aziz'in bulunduğu yer. Press - 05; < Resime gitmek için tıklayın > Gomis aktif bölgede olmasa da pas opsiyonunu kapatıyor. Mariano sağ önde baskıyı destekliyor. Garry toplu rakip oyuncunun peşinde. Solda işaretlediğim Osmanlısporlu oyuncu tek pas opisyonu ve topu o oyuncuya atmak zorunda kalıyorlar. Heynckes'in Bayern'i ve benzer bir press taktiği; < Resime gitmek için tıklayın > Press - 05-A; < Resime gitmek için tıklayın > Ve yine Maicon ve yine sağ önde baskıya dahil oluyor. Press - 06; < Resime gitmek için tıklayın > Pas opisyonu kalmayan oyuncu mecburen kalecisine geri dönüyor. Press - 07; < Resime gitmek için tıklayın > İşaretlediğim iki oyuncu Belhanda ve Garry aktif dinlenme yapıyor. Sol önde baskıya devam ediyoruz. Press - 07-A; < Resime gitmek için tıklayın > Pozisyonun devamında Tolga açıyı daraltmakta geç kaldığı için top sağ kanattaki rakip oyuncuyla buluşuyor ve orta alanda bir açık veriyoruz. Fakat pozisyonun devamında Serdar Aziz ok işaretiyle gösterdiğim oyuncuya gidip baskı yapıyor ve faul alıyor. Press - 08; < Resime gitmek için tıklayın > Benzer pozisyon; Klopp'un Dortmund'u; < Resime gitmek için tıklayın > Görüldüğü üzere pozisyonlar birebir olmasa da benzer. Oyuncunun pas opsiyonu kalmadığı için ikili mücadeleye girmek zorunda kalıyor ve topu kaptırıyor. Press - 09; < Resime gitmek için tıklayın > Atakta topu kaptırdığımız anlardan biri ve sonrasında gelişen pozisyon. Oyuncularımızın yerlerine dikkat. Rakibin 2. ve 3. bölgesinde toplam 7 oyuncumuz var. Toplu oyuncu 1 ile gösterdiğim bölgeye topu dikine oynayabilecek pozisyonda fakat atmıyor çünkü karede gözükmese de Fernando'nun markajı altında. Tek pas opsiyonu sağ kanada yatay oynamaktan başka çaresi olmayan rakip oyuncu öyle de yapıyor. Press - 09-A; < Resime gitmek için tıklayın > Ve görüldüğü üzere kontraya çıkabilecekken yine yan top yapmak zorunda bırakıyoruz ve sağ bekteki oyuncu da savunma arkasına uzun top yolluyor. Pozisyonun sonunda topun sahibi Galatasaray. Press - 10; < Resime gitmek için tıklayın > Görüldüğü üzere top olduğu bölgede alan daraltıp diğer pas opsiyonlarını olabildiğince azaltıyoruz. Press - 11; < Resime gitmek için tıklayın > Burada Linnes'in pozisyonu çok önemli. Yukarıda Mariano için de bir örnek vardı. Pas opsiyonu olmayan oyuncu kendi gitmeye çalışıyor. İkili mücadelelerde 65'ten sonra düştüğümüz için güç bela topu oradan çıkarmayı başarıyorlar. Evet. Yukarıda bir çok örnek var. Bu tarz hücum press ya da bir diğer deyişle gegenpressing pozisyonlarını gerçekleştirebilmemizdeki kilit isim Tudor ve Fernando'dur. Peki bu nasıl mı oluyor birkaç şablonda bunun üzerine konuşalım.. Şekil 1-A; < Resime gitmek için tıklayın > Maç içerisindeki dizilimimiz bu şekilde. Fernando savunmayı üçlerken Maicon ve Serdar beklerin yerini alıyor ve bekler de kanat oyuncularının yerini. Tolga kağıt üzerinde sol önde görünürken Linnes'in gelmesiyle içeriye sokuluyor ve Garry forveti ikiliyor. Tüm bunların sonucunda yukarıdaki gibi bir saha içi yayılımı ile karşı karşıya kalıyoruz. Tüm press pozisyonlarında Maicon ve Serdar ortasahanın ilerisinde baskıya dahil oluyorlar. Normalde bunu 4'lü savunma oynayan hiçbir takım yapamaz. Elinde Fernando gibi bir oyuncu olması gerekir. Maç içerisinde 4'lüden 3'lüye geçişlerde hiçbir zaman zorlanmıyoruz bu yüzden. Fernando bu sistemde çok özel bir oyuncudur. Sampaoli'nin Sevilla'sı; < Resime gitmek için tıklayın > Guardiola'nın Bayern'i; < Resime gitmek için tıklayın > Her iki dizilimde de oyun içerisinde oynadık. Özellikle Guardiola'nın Bayern'inde Martinez savunmayı üçlüyordu ve aynı şekildeki gibi sistem geçişi sağlıyorlardı. Bunun bir benzerini geçen hafta ve bu hafta yaptık. Bu tür sistemlerde çok yönlü oyuncular çok değerlidir. Asamoah, Feghouli ve bir adet sol kanat oyuncusunun neden elzem olduğunu da bununla açıklayabiliriz. Ayrıca daha anlaşılır olması için bir örnek daha vermem gerekirse; Guardiola'nın Bayern'i < Resime gitmek için tıklayın > 3 oyuncu transferiyle dün akşam ilk 11 de oynayan 3 oyuncunun oyundan çıkması sonrası maç içerisinde yapabileceğimiz geçişler bu şekilde olacak. Feghouli hem sağ kanat hem forvet arkası oynayabilen bir oyuncu aynı şekilde Belhanda hem forvet arkası hem 8 numara oynayabilen bir oyuncu. Sol öne alınacak oyuncu da Feghouli gibi iki yerde de oynayabilen bir oyuncu olacaktır. Gördüğünüz üzere maç içerisinde 3-4-3, 4-2-3-1 arasında geçişleri bu kaymaları yaparak sağlamak mümkün. 4-2-3-1 oynarken orta sahadaki 2'liden biri stoper'i üçlüyor ve forvet arkası oyuncunuz onun yerine merkezi dörtleyip 8 numara pozisyonuna geçiyor. 3-4-3'te sol bek ve sol stoper ve sol kanat ileriye çıktığında sağ kanat forvet arkasına geçiyor. Aynı durum ters kanat için de geçerli. Buradaki asıl amaç hücumda tek bir bölgeye yoğunlaşırken aynı zamanda ters kanadı boşaltabilmek ve oyun içi geçişlerle saha içi yayılımında takımın enine boyunu kısaltırken dikine boyunu uzatmaktır. Böylece takım, rakibin 3. bölgesine çok adamla çıkıp takımın oynama mesafesini azaltabiliyor ve top kaybı anında şok press uygulayabiliyor. Aynı şekilde oyun sıkıştığında her zaman ilk tercih ters kanatta boşda kalmış bek oyuncusu oluyor. Bunun birkaç örneğini dün akşam biz de uyguladık. Tabii takım daha oturmadığından ve eksiklerimiz bulunduğundan dolayı Bayern kadar sistemli yapamadık. Şekil 1-B; < Resime gitmek için tıklayın > Conte'nin Chelsea'si; < Resime gitmek için tıklayın > Dün akşam genel itibari ile bu diziliş ile oynadık. Maç içerisinde Garry zaman zaman forveti ikiledi zaman zaman Tolga ile Belhanda'nın yeri değişti zaman zaman ise yine Belhanda ile Ndiaye'nin yeri değişti. Belhanda bu sistemde serbest oyuncu olarak oynuyor. Topun olduğu bölgeye hareketlenirken o bölgenin tersinde kalan oyuncu Belhanda'nın pozisyonunu tamamlıyor ve böylelikle takım bir bölgede pas opsiyonlarını arttırırken ters kanattaki bekini boşa çıkartmış oluyır. Bazen de Garry forvet arkasına Belhanda'nın yanına geçiyor ve diziliş şu şekli alıyor; < Resime gitmek için tıklayın > Evet. Taktiğimiz genel hatlarıyla bu şekilde. Önce yaptığımız presslerden başladım çünkü bu sistemin en büyük silahı önde baskıdır. Hücum pozisyonlarımız fazla yok 3 transfer eksiğimiz var ve oyuncular birbirini henüz tanımıyor. Buna rağmen istatistiki olarak gayet iyiyiz. Biraz becerikli olsak maç 3-1 değil 5-1 bile bitebilirdi. Set oyunlarımızdan bahsedip konuyu bu haftalık burada noktalayacağım. Atak - 01; < Resime gitmek için tıklayın > Üçgene dikkat. Yukarıda oyunu bir tarafa yığıp ardından ters kanada atılan pastan bahsetmiştim. Oyuncular merkezde ve sağ kanatta yoğunlaşmış durumda ve hareket yönleri o tarafa doğru. Fernando'dan başlayan set oyunumuz Maicon ile devam ediyor. Garry'nin pozisyonuna dikkat edin. Forvet arkası gibi sağ içten top almaya geliyor. Karede 9 Osmanlıspor'lu oyuncu var. Kalan iki oyuncudan 1 tanesi sağbekte diğeri ise kaleci. Osmanlı'nın dizilişi çaresizliğini gösteriyor. Merkezi kapatmak zorundalar çünkü 3 hücum oyuncusu da orada. Atak - 01-A < Resime gitmek için tıklayın > Bu sefer kanatlar boşta kalıyor. Sol bekleri Marioano ile yalnız kalmış durumda. Sol kanat oyuncuları Maicon'u karşılıyor Garry şu an boşta. Burada amaçlanan şey Maicon->Mariano ondan tek top ile Garry'e pas çıkarmak fakat Mariano daha kolay bir pas opsiyonunu seçiyor. Conte'nin Chelsea'si; < Resime gitmek için tıklayın > Bizimkine benzer bir pozisyon. Tabii Garry'nin bu pozisyonda hareketlendiği bölge biraz daha farklı. Mariano topukla değilde sol ayak içiyle Garry'e elbet tabii topu ulaştırabilirdi ve akabinde benzer bir pozisyon yaşabilirdik. Tabii burada oyuncu kalite farkı ortaya çıkıyor. Hazard'ın yaptığını belki Feghouli yapabilir.. Belki o da.. Atak - 01-B < Resime gitmek için tıklayın > Ve sol kanatta Linnes bomboş. Yakınında ise Tolga var. Sol kanat transferinden sonra onun yerinde daha hücum özellikli bir oyuncu olacak. Bu da daha tehlikeli ataklar geliştirmemize yardımcı olacak. Conte'nin Chelsea'si; < Resime gitmek için tıklayın > Alan boşaltmaya güzel bir örnek. Ve bizim pozisyonumuzla neredeyse birebir aynı. Atak - 02; < Resime gitmek için tıklayın > Serdar Aziz ile başlayan atağımız. Ndiaye topu alıp dönüyor. Ndiaye topu alıp dikine kat etmeye başladığında Garry boşa çıkıyor ve sağ kanattan Mariano bindirmeye başlıyor. Atak - 02-A; < Resime gitmek için tıklayın > Garry, sol öne arapası atabilecekken kolayı seçip Mariano'ya atıyor ve topun şiddetini ayarlayamadığı için top taca çıkıyor. Burada Gomis'e dikkat. Yaptığı koşu ile 2 stoperi de peşine takarak arkasındaki oyuncuya alan açıyor. Atak - 02-C; < Resime gitmek için tıklayın > Taçtan dönen topu press ile alıyoruz ve hızlıca set hücumuna dönüyoruz. Maicon Tolga'yı görüyor. Kırmızı ile işaretlediğim oyuncu Linnes ve hareketlenme alanı. Atak - 02-D; < Resime gitmek için tıklayın > Evet. Asamoah gibi solak bir solbek oyuncumuz olsaydı forvet arkasına koşu yapan iki oyuncumuz olan Gomis ve Garry'e pekala arapası atabilirdi. Gomis'e yerden Garry'e havadan. Atak - 03; < Resime gitmek için tıklayın > Pressle kaptığmız bir top ve akabinde Garry'nin bireysel çabası. Feghouli ile bu tür pozisyonları gerçekleştirmek daha mümkün olacak. Topu sürmek için bulduğu boşluk yine set oyunumuzun bir parçası. Atak - 03-A; < Resime gitmek için tıklayın > İçeride Ndiaye ve Gomis var. Cezasahası yayı ve çevresi çok daha önemli. Numara sırasına göre; Belhanda, Tolga, Linnes.. Dönen top büyük bir ihtimalle yine bizde olacak. Bizde olmasa bile pressle hızlı hücuma izin vermeyeceğiz. Burada Gomis'in gerçek bir forvet oluşu da golde önemli bir etken. Ön direğe koşusu ve bitirişi muazzam. Conte'nin Chelsea'si; < Resime gitmek için tıklayın > Görüldüğü üzere sol bek dahi cezasahasına giriyor. EPL takımlarının fiziksel anlamda bizden üstün olması bunlara olanak sağlıyor tabii. Asamoah gelince ilerleyen haftalarda arka direkten gol ve goller atabilir. Ayrıca takımın geri kalan dizilişi birebir aynı neredeyse. Atak - 04; < Resime gitmek için tıklayın > Alan boşaltmaya en güzel örneklerden biri. 2 numarada Linnes bomboş bindirme yapıyor. 1 numaraya dikkat. Linnes görüş açısında fakat topu oraya atmıyor çünkü o topu atabilecek kabiliyeti yok. Kendisi Garry Rodrigues'dir. Feghouli geldiğinde bu ters topları rahatlıkla atabilecek bir oyuncudur. Atak - 05; < Resime gitmek için tıklayın > Garry iyi niyetli ve çalışkan bir oyuncu fakat pozisyonda görüldüğü üzere kabiliyetleri sınırlı. Burada orta açmaya çalışıp topu rakibe nişanlıyor. Gomis'in pozisyon bilgisi üst düzey. Yaptığı koşu kusursuz. Feghouli bu golü attırırdı. Orta açmak yerine cezasahası yayına da çıkartabilir ki orada 2 oyuncumuz mevcut. Atak - 06; < Resime gitmek için tıklayın > Yine set oyunu ve hızlı hücum örneği. Top sol kanatta kapıldı. Tolga'dan Linnes'e top geldiğinde oyuncularımızın saha içi yerleri bu şekilde. Hareketlenme alanları ok işaretleriyle gösterilmiştir. Atak - 06-A; < Resime gitmek için tıklayın > Tek pas ile Belhanda harika görüyor. Gomis'in koşusu yine pozisyon bilgisinin üst düzey olduğunu gösteriyor. Akabinde gelişen pozisyonda Garry çeviriyor Gomis zayıf ayağına gelen topa istediği gibi vuramıyor ve top kalecide kalıyor. Atak - 07; < Resime gitmek için tıklayın > Şok press sonucu kapılan bir top ve akabinde gelişen hücum. Gomis gerçekten pozisyon bilgisi üst düzey bir oyuncu. Önce 2 stoperi beraberinde sağ tarafa doğru sürüklüyor. Garry'nin sağdan yaptığı koşu da çok yerinde. Tolga'nın hareketlenme alanını kırmızı ok işaretiyle gösterdim. Atak - 07-A; < Resime gitmek için tıklayın > Ve Gomis'in harika pozisyon bilgisi ve pası. Tolga düzgün kontrol edebilse kendisinin ikinci takımının dördüncü golünü atmış olacaktı. Sampaoli, Conte, Guardiola, Klopp, Simeone gibi üst düzey teknik adamların taktikleri ile dünkü maçımızda oynadığımız oyunu taktiksel anlamda elimden geldiğince karşılaştırmaya çalıştım. Konu zaten yeterince uzun olduğundan daha fazla uzatmamak için bu teknik adamların taktiksel analizlerine girmedim. Detaylara inecek olursak eğer bu konu en az 3-4 kat uzar. Bu haftaki maçtan görebildiğim taktiksel oyunlar bu şekilde. Gözümden kaçanlar illaki olmuştur. İlerleyen haftalarda Tudor'un sistemini daha net bir şekilde görebileceğimiz kanısındayım. Yeni transferlerin de katılımıyla çok daha iyi bir Galatasaray izleyeceğimize şüphe yok. Takıma ve Tudor'a desteğimizi gösterelim. Çünkü sahada gördüklerimiz bir tesadüfün eseri olamaz. Bu konuda yaptığım paylaşımlar üzerine tartışıp karşılıklı fikir alışverişi yapalım istiyorun. Dahil olanlar çıkarsa ne ala. Hatta konuya ekstra görseller ekleyebilirseniz çok daha iyi olur. Bunlar, benim göremediğim pozisyonlar olabilir yahut avrupa futbolundan çeşitli örnekler sunabilirsiniz. Fikirlerinizi beyan etmekten çekinmeyin. Bu konu altında güzel bir tartışma ortamı oluşturalım. Okuyacak arkadaşlara şimdiden teşekkürler. İyi forumlar dilerim. Birkaç düzenleme yaptım ve yukarıdakilere ek olarak defanstan topu çıkartırken dün akşamki gibi bir baskı görürsek bu sistemle topun nasıl daha kolay ileriye taşınabileceğini gösteren bir şablon paylaşmak istiyorum; < Resime gitmek için tıklayın > Görüldüğü üzere daha çok adamla baskı altına alınsa dahi pas opsiyonlarının kapatılması söz konusu değil. Tabii dün zaman zaman topu çıkartmakta zorlandık bunun sebebi 65.dk dan sonra yaşadığımız fiziksel olarak düşüş ve halihazırda oyuncularımızın sistemi tüö,m gerekleriyle yerine getiremiyor oluşu. Dar alanda tek pas yapabilen bir takımımız var. Sol kanat, sol bek ve Feghouli'nin katılmasıyla birlikte bize önde baskı uygulamaya çalışan takımlar buna pişman olacaklardır. Buna eminim. Şu an takımda çalım atabilen 2 kişi var onlarda Belhanda ve Ndiaye lakin beklerin ve kanat oyuncularının dribbling yapabilme fırsatları daha fazla oluyor. Bu sistemin, her ne kadar pas opisyonları tamamiyle egale edilemese de bazı durumlarda dribbling yapabilen özel oyuncularınızın bulunması sizi dar boğazdan kurtarıp arka alandaki boşlukları kullanarak çok tehlikeli ataklar geliştirebilmenize olanak sağlıyor. |
|
Son zamanlarda Wesley için medya üzerinden yürütülen bir algı operasyonu var. Geçenlerde spor programlarını takip ederken denk geldim ntvspor sunucularından bir şahıs yorum yaparken Wesley'den bu hollandalı diye bahsetti. Belki sadece bu sözünden genel bir çıkarım yapılamaz lakin medyanın son zamanlarda başlattığı bu operasyonda ayen beyan ortada. Buraya Selçuk İnan hakkındaki istatistiki bilgileri ve Avrupa'da oynayan bir 8 numara muadilinin istatistikleriyle kıyasladığımda durumun Selçuk açısından daha vahim olduğunu görebilecek olmamıza rağmen ve Galatasaray'da onca performansı yerlerde gezmesine ve 2m € üzeri maaş almasına karşın Wesley kadar medyada yer bulmayışı da herhalde öyle sanıyorum ki durumun iç yüzünü göstermeye yeter diye düşünüyorum. Maaşından dolayı yapılıyorsa eğer RVP, Wesley'den daha fazla yıllık ücret almaktadır ama gelin görün ki RVP hakkında çok fazla kötü yorum bulamazsınız ve bunun gibi karalama kampanyaları. RVP iyidir de diyemezler zaten orası da ayrı. Wesley'in takım içinde kamplaşmaya neden olduğunu ve takımı el altından yönlendirdiğini söyleyen, düşünen kişiler var elbet. Galatasaray'da özellike son 4 sezondur böyle bir yapılanma var zaten. Bunun başında Wesley mi var yoksa Sabri mi yahut Selçuk mu bilemiyoruz. Eğer söylenenler doğruysa zaten Wesley'in gitmesini düşnüyorum. İşin politik kısmını bırakıp birazdan futbolla alakalı bilgileri paylaşacağım. Biliyorusunuz ki bizim bildiğimiz 10 numaralar artık dünya piyasasında kalmadı. Wesley ve Totti'yle birlikte 10 numaralar artık tarih oldu diyebiliriz. Günümüz futbolundaki 10 numara diye tabir edilen futbolcu tipininin gerçek 10 numarayla yakından uzaktan bir alakası yoktur. Bildiğimiz kanat oyuncularını forvet arkası oynatıp sırtına 10 numara giydirin. İşte size günümüz futbolunun 10 numara tarifi. Uzatmadan. Bu yüzden Wesley ile kıyaslanabilecek ve güncel futbol hayatına hala devam etmekte olan gerçek 10 numaralardan artık fazla kalmadı. Onun kalibresindeki oyuncular arasından bu 10 numara tanımlamasına en yakını Mesut Özil olduğu için ikisinin takım ve bireysel istatistikleri üzerinden ufak bir derleme yapacağım. Analizi size bırakacağım. Evet başlayalım; Arsenal İstatistiki Bilgiler Arsenal 38 maçta 77 gol atıp 44 gol yedi. 431 gol şansı üretip sadece 54'ü asiste dönüşmüş. Gole dönüştürme oranı %12.5. Arsenal ileri hattının performansı; Sanchez 38 maç 24 gol Giroud 29 maç 12 gol Walcott 28 maç 10 gol Iwobi 26 maç 3 gol Toplamda direkt olarak 49 gol atmışlar. Yani bu sezon Arsenalin attığı gollerin %63'üne tekabül ediyor. Arsenal duran toplardan bulduğu goller sırasıyla; Penaltıdan 4 gol Serbest Vuruştan 1 gol En direkt serbest vuruştan 2 gol Kornerden ise 9 gol bulabilmiş. Kalan 61 gol ise akan oyunda atılmış. Özil İstatistiki Bilgiler Özil 33 maç - 8 gol / 9 asist --- 98 anahtarpas ve 13 asist - Anahtarpası gole dönüştürme oranı %9,84 - 16 Uzun - 82 kısa 23 Orta - 16 Korner - 4 Arapası - 4 Serbest Vuruş - 51 Akan oyunda Bu sezon 2132 pas yapıp %87 isabet oranına sahip. Bunların %42'si geriye ve yana, %57'si ileriye olan paslar. Özil'in pas uzunluğu ortalaması 16m Lig'de attığı 8 golün 7'si cezasahası içi 6 pas civarlarında sadece bir tanesi cezasahası dışından. Attığı anahtar pasların %26'i cezasahası sol, 21'i cezasahası sağ, %16'sı cezasahası içi, %31'i 3. bölge cezasahası önü, %2'si 2. bölge sol, %2 2. bölge sağ, %1'i 1. bölge sağdan atılmış. Savunma aksiyonlarında, 15 top kapma, 11 uzaklaştırma, 1 engelleme Maç başına kötü kontrol oranı 5.3, 3.1 top kaptırma Maç başına top sürme, başarılı 4.5, başarısız 1.6 Asist ya da gol attığı maçlar sırasıyla; Watford (D) - 1 Gol Chelsea (E) - 1 Gol Swansea (E) - 1 Gol Sunderland (D) - 1 Asist Tottenham (E) - 1 Asist Westham (D) - 1 Gol / 1 Asist Stoke C. (E) - 1 Gol West Brom (E) - 1 Asist Burnley (E) - 1 Asist M. City (E) - 1 Asist Westham (E) - 1 Gol - 1 Asist Middlesbrough (D) - 1 Gol Southampton (D) - 1 Asist Stoke C. (D) - 1 Gol Sunderland (E) - 1 Asist Everton (E) - 1 Asist Not: Ligi 10. sıranın üstünde bitiren takımlar koyu renkle yazılmıştır. Chelsea ligi 1. sırada bitirdi. İçerde galibiyet dışarıda yenilgi. City ligi 3. sırada bitirdi. Dışarıda yenilgi içeride beraberlik. Southamptaon ligi 8. bitirdi. İçeride dışarıda galibiyet. Everton Ligi 7. bitirdi. İçeride galibiyet dışarıda yenilgi. Galatasaray İstatistiki Bilgiler Galatasaray 34 - 65 gol atıp 40 gol yedi. 374 gol şansı üretip sadece 44'ü asiste dönüşmüş. Gole dönüştürme oranı %11.5. Galatasaray'ın ileri hattının performansı; Bruma 30 maç 11 gol Podolski 26 maç 7 gol Eren 31 maç 10 gol Yasin 28 maç 10 gol Toplamda direkt olarak 45 gol atmışlar. Yani bu sezon Galatasaray'ın attığı gollerin %69'una tekabül ediyor. Galatasaray duran toplardan bulduğu goller sırasıyla; Penaltıdan 4 gol Serbest Vuruştan 5 gol En direkt serbest vuruştan 4 gol Kornerden ise 8 gol bulabilmiş. Kalan 45 gol ise akan oyunda atılmış. (Arsenal ile arada 12 gol fark olmasına rağmen akan oyundaki bu rakam 16. Yani kısaca duran toplardan daha fazla gol bulmuşuz lakin akan oyunda zorlanmışız) Sneijder İstatistiki Bilgiler Sneijder 28 maç - 5 gol / 15 asist --- 76 anahtar pas ve 15 asist -Anahtar pası gole dönüştürme oranı %19,73 - 29 Uzun - 56 Kısa 31 Orta - 16 Korner - 5 Arapası- 10 Serbest Vuruş - 37 Akan oyunda Bu sezon 1117 pas yapıp %82 isabet oranına sahip. Bunların ise %39'u geriye ve yana, %61'i ise ileriye olan paslar. Wesley'in pas uzunluğu ortalaması 18m (Bu da Özil'e nazaran kaleye ne kadar uzak kaldığının başka bir göstergesi ve ayrıca takım olarak maçı ne kadar mesafede oynadığımız hakkında da bir fikir sahibi olmamızı sağlayabilir) Attığı 5 gölün 5'i de ceza sahası dışından ve yay çevresi ve daha ilerisinden. Savunma aksiyonları, 12 top kapma, 4 uzaklaştırma Maç başına kötü kontrol oranı 1.5, 1.2 top kaptırma Attığı 76 anahtar pasın %7'si rakip cezasahası içinden, %37'si 3. bölge rakip cezasahası önünden. %17'si cezasahası sol, %21'i cezasahası sağ, %5'i 3. bölge sol, %7'si 2. bölge, %4'ü 2. bölge sol ve %2'i'de 1. bölge yani bizim cezasahamız önünden. Özil'in 3. bölge cezasahası önü ve içinden attığı anahtarpasların toplama takıma oranı %47 - Wesley'in ise %34. Buradaki %13'lük fark Arsenal'ın bizim takıma nazaran daha ofansif ve 3. bölgede özellikle cezasahası içinde daha efektik bir görüntü sergilediğinin de bir başka göstergesidir. 431 gol şansı üreten Arsenal'in cezasahası önü ve içinde gerçekleştirdiklerinin tamamına oranı %61. Bu hücum aksiyon oranının %60'ı cezasahası önü %40'ı ise içinde gerçekleştirilmiş. Yani 3. bölge cezasahası önü ve içinde Arsenal tüm hücum aksiyomlarının %61'ini gerçekleştirmiş. Galatasaraya gelirsek bu oran; %54. Bu hücum aksiyon oranının %64'ü cezasahası önü, %36'sı ise cezasahası içinde gerçekleştirilmiş. Yani 3. bölge Yani 3. bölge cezasahası önü ve içinde Galatasaray tüm hücum aksiyomlarının %54'ini gerçekleştirmiş. Asist ya da gol attığı maçlar sırasıyla; Akhisar (D) - 1 Asist Rizespor (E) - 2 Asist Başakşehir (E) - 1 Asist Bursaspor (E) - 1 Gol Kasımpaşa (D) - 1 Asist Alanyaspor (E) - 1 Gol - 3 Asist Akhisar (E) - 3 Asist Bursaspor - 2 Asist Kasımpaşa (E) - 1 Gol Gaziantep (D) - 1 Gol Osmanlı (E) - 1 Gol - 1 Asist Alanyaspor (D) - 1 Asist Not: Ligi 10. sıranın üstünde bitiren takımlar koyu renkle yazılmıştır. Akhisar Ligi 7. bitirdi. İki maçta da yendik. Başakşehir 2. bitirdi. İki maçta da yenildik. Evet. İstatistiki veriler bunlar. Özil 28, Sneijder 33 yaşında. Özil 33 maça Sneijder 28 maça çıktı. Wenger neredeyse çeyrek asırdır Arsenal'in başında. Bizim sadece bu sezonki teknik adam sayımız 2. Yorumlamasını ben yapmayayım. Buyrun siz yapın. Bu düzenlemeyi Sneijder'i itin bir tarafına sokan yancı medyanın dolduruşuna gelen renkdaşlarıma ve yine Sneijder'i ilah yapan diğer renkdaşlarıma ithafen yapmış bulunmaktayım. Wesley ne düşünüldüğü kadar kötüdür ne de bahsi geçtiği kadar iyi. 10 üzerinden puanlama yapacak olursak eğer 6-7'dir. Takımdan gönderilmesi gerektiğini düşünen arkadaşları anlayabiliyorum. Eğer takımın diğer bölgeleri gençleştirilir ve dinamik bir takım oluşturulursa Sneijder'in fiziksel eksiği kapatılabilir ve onun oyun zekasından maksimumu verim alınabilir. Eğer bu gerçekleşmeyecekse gitse de kalsa da aynı kapıya çıkacak zaten. Fikirlerinizi paylaşmaktan çekinmeyin. İyi forumlar dilerim. Alex Ferguson; "İstatistik mini eteğe benzer; çok şey gösterir, ama asıl görünmesi gerekeni göstermez." Dipnot; İmla hatası varsa şimdiden kusura bakmayın. |
|
Tek başıma üniversite eğitimi için yurtdışına taşındım. Tek yaşıyorum. Ne üniversitemde ne de çevremde hiç Türk olmadığı için çok boş zamanım var ve 2004'ten beri MMORPG oynadığım ve çok sevdiğim için bu forumdan birileriyle birlikte oynayabileceğim bir MMORPG arıyorum. Oynadığım MMO oyunlar şöyle; - Knight Online (2004'ten 2006'ya kadar), Silkroad (2006'dan 2010'a kadar), Dekaron Online(1 yıl), 9Dragons (1 yıl), Word of Tanks(4 yıl), Warface(3 yıl), League of Legends(1 yıl), Dota(8 yıl) - Bunlara ek olarak birçok MMORPG oynadım fakat kayda değer süreyle oynamadığım için listeye eklemedim. Aradığım özellikler; PVE ve PVP konusunda takıntılıyımdır. Mümkünse oyun Open World olmalı hem PVP hem PVE için. PVE'si ciddi manada önemli. Yeni çıkan çoğu oyun PVP'ye odaklı çıkıyor. Ama last game'e kadar benim nasıl zaman geçirdiğim çok önemli. Party sistemi olmalı. Birçok oyun oynadım görevler olsun oyunun mekanikleri ve diğer öğeler olsun seni solo yapmaya zorluyor. Ben bu tarz oyunlardan sıkılıyorum. Party Sistemi vazgeçilmez olmalı. Oyunun grafikleri ve mekanikleri de gelişmiş olmalı. Basit bir oyun aramıyorum. Item ve Level kadar Player'lıkta PVP ve PVE de önemli olmalı. Non-Target olmalı. Silkroad'da olduğu gibi hedef sabitleyip sadece 1-2-3-4 yapmak istemiyorum artık. Elle tutulur bir hikayeye ve atmosfere sahip olmalı. Online Player kitlesi de çok önemli tabiki. Nitelik ve nicelik açısından tatmin etmeli. Server'a girdiğimde 1-2 saat içerisinde ancak ve ancak 3-5 kişi görmemeliyim yeteri düzeyde player'a sahip bir oyun olmalı. Alchemy, Smithing gibi Meslekler oyun sisteminde bulunmalı ve bunlar sadece göstermelik olmamalı. Elderscrolls oynayanlar bunun değerini daha iyi bilir diye düşünüyorum. Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Yukarıdaki saydığım özelliklerin hemen hepsine uygun olmasada birçoğuna sahip olan oyunlarıda önerebilirsiniz. Oyun önerileriniz için şimdiden teşekkür ederim. |
|
Bunun yeri burasımı emin değilim. Umarım doğru yere konuyu açmışımdır. Eğer yanlış yerdeyse şimdiden özür dilerim. Sorunum gelecek olursak. Vkontakte videolarını Mozilla Firefox browser'ıyla açamıyorum. Siyah ekran sorunu yaşıyorum. Hiçbir şekilde video gelmiyor. Diğer browser'lardan denedim onlarda açılıyor. Eee o zaman sorun ne diye soracaksınız. Internet Download Manager ile Vkontakte'den video indiriyordum. Chrome yahut Opera'dan da indirebilirim lakin o browser'larda videoların isimlerini yakalamıyor. Firefox'u da güncellemeden önce böyle bir sorunum yoktu gayette güzel çalışıyordu. Fakat şimdi videoların isimlerini yakalamayı bıraktım Vkontakte videoları hiç açılmıyor. Siyah Ekran hatası veriyor. Çözüm bulabilirseniz sevinirim... |
|
1-2 gündür ELOA Online oynuyorum. Hack&Slash türünü sevenler için gayet ideal bir oyun. Buraya yazmamın sebebi ise dungeon'lara vesaire tek başına girdiğim zaman belirli bir seviyeden sonra çok zorlaması. Yani takım arkadaşlarına ihtiyacım var. Oyunu henüz 1-2 gündür oynuyorum. Buraya rehberini açabilecek kadar detaylı bir bilgiye sahip değilim. Eğer ELOA Online oynayan daha bilgili arkadaşlar var ise onlar rehber yazmakta benden daha yetkin olacaklardır. Kısaca açıklamak gerekirse oyunda 4 farklı ırk ve 5 farklı class bulunmakta (Warrior - Mage - Gunner - Assasin ve Psychic). Seçtiğiniz her class içinde 3 farklı silaha bölünüyor ama diğer oyunlardan tek bir farkla buda o 3 farklı silah kombinasyonunu aynı anda kullanabiliyorsunuz ve geçişleri sadece 1-2-3 tuşlarıyla oluyor. Mage'ten örnek vermek gerekirse 1'de ateş 2'de buz 3'te elektrik büyüleri mevcut. Bunlar arasında hızlı geçişler yapmanıza olanak sağlamışlar. Tek başına pek bir zevki çıkmıyor açıkçası. O yüzden buraya konusunu açma gereği duydum. İlgilenen arkadaşlar buraya yazabilirse sevinirim. Burayada oyun ve class'lar ile alakalı bir video koyuyorum. Videoyu izlemek için tıklayınız |
|
Maç: SAİ Erciyesspor - Galatasaray Yer: Kayseri Kadir Has Stadyumu Tarih: 04.10.2014 Saat: 18:30 Hakem: Mustafa İlker Coşkun Umarım hatalarımızdan ders alır; üstümüzdeki ölü toprağından kurtulur ve yükselişe geçeriz. Not:Skordan ziyade futbol olarak ortaya birşeyler konması beni şahsen daha mutlu eder. |
|
Normalde böyle bir konu açıp forumu kirletmek istemezdim ama geçmişe baktım bir kaç konu var onlarda belli futbolcularla alakalı. İsteğime gelicek olursak; şu fotoğrafı sadece Kewell olacak şekilde kesip imza haline getirebilecek olan varmı? < Resime gitmek için tıklayın > Yapan olursa çok makbule geçer. |
Ben de bu yazımı "vazgeçilmez" olduğunu düşündüklerimize hitaben yazıyorum. Tabii futbol ve Galatasaray özelinde..
Hazırlık maçları dahil sezon başından beri takımın ne oynadığı belli değil. Ortada bir takım kurgusu yok. Galatasaray ne oynuyor diye kime sorarsanız sorun doğru düzgün bir cevap veremez. Oyuncuları gelinen bu noktanın tüm sorumlusu ilan edip onları eleştirmeyi bırakın.. Aynı oyuncu grubu -fazlası yok eksiği var- geçen sene şampiyon oldu. İç sahada bir maç hariç tüm maçlarını kazandı. Deplasmanları bazıları ve büyük maçlarda havlu attı. Ama öyle ya da böyle, iyi ya da kötü bir oyun kurgumuz vardı; özellikle iç sahada.. Geçen sene özellikle ilk 7 hafta ve sonrasında ara ara çok da güzel futbol oynadık bu oyuncu topluluğuyla.. Ama bu sezon ne olduysa geçen sene "o iyi oynayan" oyuncuları "çöp" diye etiketleyip eleştirmeye başladık. Peki ne değişti de bu hale geldik bunların sorgulanması lazım..
6-0 kazandığımız Alanyaspor maçında bile ortada futbol namına bir şey yoktu benim açımdan. Sizin istediğiniz Galatasaray buysa söyleyecek bir lafım yok ama benim istediğim Galatasaray ilk golü atana kadar akla karayı seçen ilk golü bulduktan rakip takımın öne çıkması ve açık oynamaya başlamasıyla ve seyirci desteğiyle iç sahada Anadolu takımlarına fark atan bir Galatasaray değil. Deplasmanda ya da iç sahada rakip farketmeksizin kendi oyununu oynamaya çalışan. Bir taktiksel kurgu ve oyun anlayışı olan. Rakibe göre hücum ve savunma varyasyonları yapabilen ve fizik kapasitesi ligin gerçekten üstünde olan bir Galatasaray istiyorum.
Bu haftaya kadar gördüğümüz Galatasaray'ın bundan 2 sezon önceki yani "karanlık zamanlarımızdaki" takımdan artısı yok eksisi var. Hem de "bana göre" o zamandan daha kaliteli bir oyuncu grubuyla bu kadar kötü oynuyoruz. Bu da beni ister istemez bazı şeyleri düşünmeye ve eleştirmeye itiyor.
Ben bir çok Galatasaraylı'nın aksine problemin tamamen takımda olduğunu düşünmüyorum. Aksine problemin asıl kaynağının teknik ekibin yetersizliği olduğunu "ciddi ciddi" vurgulamak istiyorum.. Şu an görevde olan teknik ekibi eleştirmek bir "tabuymuşcasına" kimse asıl problemin kaynağına odaklanamıyor. Bundan bahsetmekten kaçınıyor.
Ben hayatım boyunca doğru olduğunu inandığım şeyleri her zaman savunmuşumdur. Bu yüzden bugün burada bu yazıyı yazarken de aynı prensiplere dayanarak bu yazıyı yazıyorum.. İster burada "linç" edileyim ister "aforoz" ben yine de doğru bildiğimden dönecek biri değilim. Size göre benim doğrularım yanlış olabilir. Zaten tek bir evrensel doğru hiçbir zaman olmadı. Ama bilimden faydalanan tüm alanlarda doğrunun bir tane olduğu da bir gerçektir. Futbolda her ne kadar tek doğru olmadığını düşünsem de.. Eğer ortada bir problem varsa işte o zaman orada tek bir doğru var demektir. Çünkü bir problem varsa her zaman bir de sebep olacaktır. Ve bu sebebi bulduğumuzda doğruyu da bulmuş oluruz. Problemin kaynağını başka yerde aramak -gözlerini kapatıp güneşin olmadığını iddia etmek- ve bu arayış esnasında problemin sorumluları olarak yanlış hedefi göstermek çok yanlıştır.
Bu noktada, tek başına oyuncu grubunu suçlamak yerine problemin asıl kaynağının teknik ekip olduğunu görememek "bence" doğruya inanıp doğrunun yanında olan insanların yapacağı bir şey değil. Taraftar olarak bizim olmamız gereken taraf Galatasaray'ın olduğu taraftır. Şahısların olduğu değil. Kimse eleştirilemez ya da hatasız değildir. Bir yerde hata gördüğümüzde eleştirip, doğru bir şeyler gördüğümüzde tebrik etmesini bilmeliyiz.
Önceki tüm maçları bir kenara bırakıp dün akşamki maça gelirsek. Dün sahada eksik, yorgun ve bir o kadar takım savunma kurgusu anlamında darmadağan bir Akhisar vardı. Bu kadar aciz rakibine karşı girebildiğin pozisyon sayısı bir elin parmaklarını geçmiyorsa burada ciddi bir sorun var demektir. Pozisyona girip atamayıp 3-0 yenilsek ağzımı açıp tek bir laf etmem çünkü benim için önemli olan skor değil oynanan oyundur. Ama sezon başından beri -fark attığımız maçlar da dahil- oynadığımız hiçbir maçı oyun anlamında forse edemedik. Hep karambol ya da bireysel hatalar üzerinden ilk golü bulup sonrasını ondan sonra getirebildik. Ne oyunun yönünün hızlı çevirebildik, ne kanatta ikiye bir yapıp çizgiye inebildik, ne orta açabildik, ne merkezden bir oyun-kurgu geliştirebildik, ne topun hızını arttırabildik vesair vesair. Liste uzar gider.
Yanıldığımı ve yanlış olduğumu düşünen her kim varsa lütfen çıksın ve desin ki: "Sen yanlışsın, ortada böyle böyle bir oyun vardı. Bunları bunları yaptık. Attığımız gollerde şöyle organize olduk. Savunmada bunları iyi yaptık vs. vs...". Eğer, bir kişi çıkar ve haklı gerekçelerle benim bu tezimi çürütürse Cesar'ın hakkı Cesar'a der sen haklısın deyip kenara çekilirim. İddia ya da meydan okuma olarak görmeyin bunu. Acaba sorun bende mi diye merak ediyorum sadece.. Sadece bir tek ben mi problemin tamamen oyuncularda olmadığını düşünüyorum. Acaba bir tek ben mi oynadığımız futbolu yanlış yorumluyor ve beğenmiyorum.. Lütfen, bu merakımı giderin..
Kısaca, kimse vazgeçilmez ya da eleştirilemez değildir. Eleştiri dozunda ve haklı gerekçelerle yapıldığında aslında bir panzehirdir. Ve bir şeyleri düzeltebilmek için eleştirmeliyiz. Yıkmak için değil..
Herkese iyi forumlar diliyorum.