|
Lastikçiler her zaman dört mevsim lastik diye bir şey yok diyor ,gerçekten dört mevsim lastik karda işe yarar mı? Bundan on yıl öncesine kadar 4 mevsim lastik diye bir şey yoktu. 4 mevsim diye adlandırılan lastikler basitçe yaz lastikleri gibiydi ve karda işe yaramazlardı. Fakat artık yapılan testler ve elde edilen tecrübeler gerçekten 4 mevsim kullanılabilecek bir kaç lastik olduğunu gösteriyor. Modern lastik teknolojisi sayesinde kuru,ıslak ve kar üzerinde daha akıllı bir şekilde ilerleyebilecek lastikler üretildi. Lastiklerde M+S ikonu var ve kar kristali de var. Normalde kar lastikleri kışın iyi performans sergilese de yağmurda tutuş kabiliyetleri çok daha düşüktür ve genelde enerji sınıfı olarak E olduklarından yakıt tüketimini arttırırlar. Fakat 4 mevsim lastikler kışın optimum performans sağlarken, yazın iyi bir performans sergileyebiliyor. Ayrıca yakıt tüketimleri de çok daha düşük. Hatta kışın ve yazın gösterdikleri performansın % 90 olduğu belirtiliyor. Dört mevsim lastikler, aslında ıslak performansı arttırılmış kış lastiklerine benziyor. Daha önceki testlerde Continental WinterContact TS850’in diğer dört mevsim lastiklerden daha iyi bir lastik olduğu (kuru,ıslak,kar) gösterilse de 2015 kış lastikleri artık Continental kış lastiğinden çok daha iyi. Sıralamada birinci ve ikinci sırada yer alan bu lastikler karda frenleme,çekiş ve yol tutuşta gerçekten Continental’i geçiyor. Ayrıca kuru zeminde yapılan fren testlerinde Pirelli’nin 5 metre Nokian’ın 7,5 metre gerisinde kaldı. Çarpışma Testi |
|
Eğer uranyum metal halindeyse bir şey olmaz. Çünkü doğada bulunan %99’luk bolluktaki izotop, U-238 metali 4,5 milyar gibi çok uzun bir bozunma süresine sahiptir. Yani radyoaktif açıdan çok zayıftır. Fakat aynı kurşun metali gibi ağır bir metal olduğundan, az miktarlarda yutulur veya tozu solunursa böbreklerde hasara yol açabilir. Özellikle suda çözünebilir Uranyum tuzu veya bileşikleri cilt tarafından absorblanabilir. Uranyum nitrat tuzu vb. bileşikler cilt tarafından emilebilir. Bu madde önceden siyah beyaz fotoğraflara kızılımsı renkler eklemek için kullanılırdı. Halen bazı yerlerde kullanılsa da çok nadirdir. Uranyum tozlarına dokunmadıkça çok problem olmayacaktır, elinizi yıkasanız yeter. Doğada en bol bulunan uranyum izotopu U238’dir. U238 sindirilmedikçe pek problem yaratmasa da, diğer izotoplar sıkıntı yaratabilir. U235 izotopu gama radyasyonu yayar, bu nedenle biraz daha zararlıdır. Bu atom bombası yapımında kullanılan maddelerden biridir. 6 Ağustos 1945’de Hiroşima’ya atılan atom bombasında U235 izotopundan 56 kg kullanılmıştı. İzotopların yarılanma süreleri ve stabiliteleri oldukça önemlidir. gerçekbilim < Resime gitmek için tıklayın > |
|
New South Wales Üniversitesi’nden bilim insanları kuantum bilgisayarların ana bileşenlerinden biri olan silikona, 30 saniyeliğine kuantum bilgiyi depolamayı başardı. Böylece klasik fiziğin temel prensiplerinden birini ihlal ederek, dolanık ve yüksek doğruluklu kübit çiftini ilk kez silikona yükledi. Bu gelişme sayesinde kriptografiden, ilaç tasarımına nerdeyse her alanda yeni nesil bilgisayarlar doğabilir. Bell eşitsizliği olarak bilinen matematiksel bağıntı iki güçlü parçacığın, klasik fiziğe hükmeden birbirinin sezgisel prensiplerini ihlal etmeden, ilişki kuramayacağına dair sınır koyar. Lokalite yani bir yerdeki nesneler sadece çevresindeki nesnelerden etkilenir ve gerçeklik fiziksel nesnelerin olsa da olmasa da var olacağını belirtir. Eğer iki kuantum parçacık iletişim kurarsa ya da dolanıklığa girerse , ilişkileri bu prensibi kırabilecek kadar güçlü olabilir ki, Einstein ‘ın ünlü ihmal edilen teorisi “ belli mesafedeki tuhaf hareketine- spooky action at a distance” neden olur. Eşitsizliği bozmadan dolanıklığa ulaştığımız kübit operasyonları için güvenilir ve kullanışlı bir davranışa erişiriz. Prof. Andrea Morello ve ekibi ilk kez Bell eşitsizliği ihlalini silikonda göstererek, güvenilir ve yüksek ölçeklenebilir kuantum bilgisayarlara imkan tanıdı. < Resime gitmek için tıklayın > Bilim insanları bu amaca ulaşabilmek için fosfor atomunun elektron ve nükleer spinlerini kullanarak, silikon 28 izotopu substratını da kübitler yerine kullandı. Böylece dört muhtemel dolanıklık halini bu iki kübit arasında yüksek doğrulukla oluşturmayı başardı. Bel prensibine göre klasik parçacıklar arasındaki maksimum muhtemel ölçek 2’ye ulaşamazve maksimum muhtemel figür 2,83’ün biraz altındadır. Morello’nun ekibi 2,70’e yaklaştı. Yani % 96-97 doğrulukla ulaşıldı. Kaynak : Gerçekbilim |
|
Sydney Üniversitesi’nden Dr Patrick Neumann , doktora tezinde geliştirdiği yeni iyon motoruyla Mars’a gidip, dönüşte de bir tank yakıtla dönebileceğimiz bir teknoloji geliştirdiğini belirtiyor. Henüz deneysel aşamada olan motorun , NASA’nın HiPEP- Yüksek Güçlü Elektrikli İtiş iyon motorundan daha iyi olduğu iddia ediliyor. İyon motorları it, elektrik veya manyetik alan kullanarak iyonlaştırma ile itiş sağlayan bir teknoloji. Aslında aynı kaplumbağa – tavşan hikayesine benzetiliyor. Normalde kimyasal roketler tek seferde milyonlarca kg itiş kuvveti sağlarken, bir iyon motoru ancak bozuk para itecek kadar güç sağlar. Buna rağmen kimyasal roketler sadece birkaç dakika içinde tüm yakıtı bitirirken, iyon motorları binlerce saat aralıksız çalışabilir. Uzayda sürtünme olmadığından bu motor aracı inanılmaz hızlara ulaştırabilir. Dünyada iyon motorları yeterli itişi sağlamasa da , uzayda kimyasal roketlerin erişemeyeceği hızlara ulaşabilir. Karbon iyon yakıtı gibi molibden, titanyumda motorlar da kullanılabilir Buraya kadar her şey güzel fakat sorun şu ki, ortada tek bir çeşit iyon motoru yok. Aslen bunları bazı dezavantajları var. Bunların bazları çok basit olsa da, aşırı derecede verimsiz çalışıyorlar. Diğerleri çok itiş sağlıyor fakat kompleks ve ağırlar. Burada önemli olan en verimli sonuçları elde edebileceğimiz, en uygun tasarımı bulacağız. Bugün kullanılan en etkili iyon motorları elektrostatik veya elektromanyetik itiş sistemleridir. Bu sistemler zenon gibi gazları alarak elektron bombardımanıyla iyonlaştırarak, radyo frekansla uyarılma yapılır veya diğer metotlar ile hızlandırma sonucunda bir sistemdeki elektrostatik şebeke veya manyetik alan kullanılarak plazma veya gaz iyonlaştırılır. Kaynak :Gerçekbilim |
|
< Resime gitmek için tıklayın > Üç uzay tabanlı gözlemden alınan veriler ışığında, galaksimizin merkezindeki bulunan süpermasif kara deliğin aktivitesinde sıra dışı bir artış gözlendi. Alınan veriye göre Sagittarius A* (Sgr A*- Yay) olarak bilinen kara deliğin , öncesine göre 10 kat daha fazla parlak X-ışını alevi saçtığını ortaya koydu. NASA’nın WISE teleskopu ve Chandra X ışını Gözlemevi’nden gelen veriler ESA’nın XMM-Newton platformundan gelen verilerle bağlanarak bu keşif yapıldı. Teleskoplar Samanyolu’nun merkezindeki bu sessiz devasa canavarı daha iyi anlamak için öncesinde uzun dönemli bir gözlem faaliyetine girmişti. Devasa kara deliğin kütlesinin güneşimizden 4 milyon kat daha fazla olduğu düşünülüyor. 15 yıllık dönemde toplanan veriler, Sgr A* kara deliğinin normal durumda her on günde bir X ışını saçılımı yaptığını gösteriyordu. Fakat geçtiğimiz sene bu kara delik 10 günde bir X ışını salımlayacağına her gün bir X-ışını alevi saçmaya başladı. Bu alevlerin süper sıcak gazların kara deliğe doğru hareketi sonucunda çıktığını biliyoru. Peki o zaman bu ekstra gaz kaynağına neden olan nedir ? Kara deliklere ilişkin bildiklerimiz halen yeterli değil, bu nedenle bilim insanları bu aktivitenin artmasında neyin neden olduğunu tam olarak belirleyemiyor. İki temel teoride emisyonlardaki bu artışın G2 olarak bilinen ve büyük yıldızların yakınlarında oluşan yıldız rüzgarlarının yoğunluğundaki artıştan kaynaklanabileceğini belirtiyor. Kara deliğe doğru büyük miktarlarda materyal sürüklenerek canavar kara deliğimizin iştahını kabartıyor. Kaynak : Gerçek Bilim |
|
CERN’de RIKEN liderliğinde BASE (Baryon Antibaryon Simetri Deneyi ) platformunda yapılan CPT simetrisi (yük-parite-zaman tersinirliği simetrisi ) testinde proton’un antimadde eşi antiprotonlara ilişkin hassas ölçümler alındı. Nature dergisinde yayınlanan yazıda CERN’in anti-proton yavaşlatıcı kullanılarak anti-madde çalışmaları için düşük enerjili antiprotonlar elde edildi. CPT değişmezliğinde deneyin teste tabi tutulmasında; sistemdeki C(yük) – antimadde ile madde arasındaki farkı ortaya koymak için, P(Denklik) 180 derecelik uzaydaki dönüş için ve T (zaman) test edilir. Üç temel özelliği tersinir fakat değişmezliği test edilir. Standart modelin merkez prensibine göre antimadde parçacıklar maddenin mükemmel aynı görüntüleri şeklinde olmak zorundadır. Sadece yük değişebilir. Bu gerçekten önemli bir mevzu. Büyük patlamadan sonra hem antimadde, hem de madde oluşumuna imkan sağlasa da, mevcut evrenin neden antimaddeden oluşmadığını anlayabiliriz. CPT simetrisinde ihlaller varsa, madde ve antimaddenin farklı özellikleri olabilir. Örneğin antiprotonlar,protonlardan daha hızlı yarılanabilir diye düşünebiliriz, fakat biz yük-kütle oranlarını oldukça kesin limitler içinde aynı kaldığını gözlemledik,” diyor araştırmaya liderlik eden Stefan Ulmer. Kaynak: Gercekbilim |
|
< Resime gitmek için tıklayın > Bilimsel olarak teorik olarak 85 yıl önce ortaya atılan egzotik parçacık Weyl fermiyonu sonunda Princeton Üniversitesi’nden bir ekip tarafından tespit edildi. Kütlesiz fakat stabil bir parçacık olan Weyl fermiyonu kristal içinde hem madde, hem de antimadde olarak davranıyor. Hatta bir iddiaya göre bu sayede tümüyle kütlesiz elektronlar üretilebilir. Bilim insanları bu yeni parçacık sayesinde süper hızlı elektronikler ve kuantum bilgi işlemede eşsiz gelişmeler yaşanabilecek. Evrenimizi ve de her şeyi fermiyon ve bozonlar olarak adlandırılan iki farklı parçacık oluşturuyor. Fermiyonlar maddeyi oluşturan parçacıklar(elektronlar gibi), bozonlar(foton gibi) ise bu parçacıkların taşıdığı kuvvetlerdir . Elektronlar gibi fermiyonlar birbirine çarparak enerji kaybederler, iki fermiyon aynı anda aynı halde bulunamazlar. Fakat Weyl fermiyonları kütlesiz olduğundan, bu gibi sınırlamalara sahip değiller. İlk 1929’da fizikçi ve matematikçi Hermann Weyl tarafından ortaya atılan teoride , elektrik yükü taşıyan kütlesiz fermiyonların var olabileceği öne sürüldü. Weyl fermiyonlarından yaratılan elektronların, elektronik devrelerde mevcut elektronlardan çok daha hızlı çalışabileceği öngörülüyordu. Son yapılan araştırmada , test örneğinde grafende elektronların iki kat daha hızlı taşındığı, normal yarı iletkenlerde ise 1000 kez daha hızlı olacağı öngörülüyor. Kaynak :Gerçek Bilim |
|
Bilim dünyasında her geçen gün görünmezlik denemeleri yapılsın dursun , erkek deniz safirleri görünmezlik özelliğine çoktan sahipler. Tropikal ve alt tropikal sularda yaşayan karınca boyundaki bu kabuklular Sapphirina kopepodlar olarak da biliniyor, parlak bir renge sahip olsalar da onları görmeniz için doğru yönden ışık tutmalısınız. Parlak bir maviden, kırmızıya ve hatta altın rengine sahip olan türleri olan bu canlılar görünmez olabiliyorlar. Bilim insanları bu canlıların mikroskopik kristal tabakalara sahip olduklarını biliyordu, aynı peteği gibi sıralanan bu yapılar, kopepodların bu optik hileyi yapmasını sağlıyor. Araştırmacılar farklı renkteki, erken kopepodların ışık yansıtmasını ölçtü ve sitoplazma yuvasındaki kristal plaka tabakalarının kalınlığını ölçtü.İşte onda sadece sitoplazma tabakalarının değil, yansıtılan rengin değiştiğini buldular. Kaynak : Gerçekbilim < Resime gitmek için tıklayın > |
|
Dehası unutulmaya yüz tutmuş dahi bilim insanı ve mucitlerden biri olarak Nikola Tesla’nın 1928’de tasarladığı uçak-helikopter birleşimi makinenin dışında, ölmesine yakın UFO benzeri bir anti yerçekim alanı motoru ya da uzay motoru yaptığı düşünülüyor. 1928’de aldığı son patentte açıkça görülen (#1,655,114) makine bir çeşit helikopter -uçak hibriti bir makine. Fakat tabi bu makinenin uçması pek olanak dahilinde gözükmüyor. Ölmesine yakın Otis T. Carr adlı bir kişinin Tesla’nın iç dünyasına girmeyi çalıştığı biliniyor. Her şey Otis ‘in Nikola Tesla’ya yakınlaşmak için kaldığı otele taşınmasıyla başladı. Nikola güvercinleri saplantı derecesinde bağlı olduğundan, her gün Newyork ‘taki meşhur Central Park’ta güvercinleri beslerdi, hatta artık onlarla konuşmaya başlamıştı. İşte Otis Tesla’nın tek değer verdiği bu güvercinler için 2 kg tuzsuz fıstık getiriyordu. Otis 3 yıl boyunca Tesla’ya güvercinler için her fıstık getirişinde Tesla’nın icatları hakkında konuşma fırsatı yakaladı. İşte Tesla’dan edindiği bilgilerle sonunda serbest enerji jeneratörü ve UFO benzeri bir alet icat ettiğini iddia etti. < Resime gitmek için tıklayın > Kaynak : gerçek bilim |
Kaynak : GerçekBilim
< Resime gitmek için tıklayın >