U

Teğmen
18 Kasım 2005
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
0 üye
Görüntülenme (?)
3 (Bu ay: 0)
Gönderiler Hakkında
U
13 yıl
SONY KDL47-W805
yeni bir sony pasif led'li modeli çıkmış,türkiye kullanıcı yorumu hiç bulamadım...bilgisi olanınız varmı acaba fiyat bayaa bi iyi görünmekte.
U
17 yıl
optik çıkış bağlama?
arkadaşlar yeni aldığım dvd'li ses sistemimde optik çıkış var ,kitapcığında tv den normal yayınları sanal olarak 5,1'e çevirebileceğini yazıyor benim tv de böyle bir giriş yok yalnız digital recevier da SPDIF yazılı yere yapılacak bağlantıyla optik ses alınabileceği yazılı bu mümkünmüdür ve kablosunu nerden bulabilirim
U
18 yıl
sony ericsson versiyon
arkadaşlar t 250 telim var sesi az çıkıyor eskiden sesi * veya # ile başlayan bir şifre vardı,şuan çıkartamıyorum yardımcı olursanız sevinirim.teşekkürler
U
18 yıl
Sessiz gpu tavsiyesi
arkadaşlar yeni bir pc kuracağım,okuduğum ekran kartı tavsiyelerinde özellikle 8800gt gibi versiyonlarda yüksek gürültüden bahsediliyor,tamamen sessiz bir ekran kartı olması ne yapmalı?alcağım pc yi çok sorlamayan örneğin en zoru sanırım son çıkan nfs serisi gibi oyunlarla film izlemek için alıyorum.ne tavsiyede bulunursunuz.teşekkürler.
U
18 yıl
LAMBORGHİNİ
Hızlı traktörcü F. Lamborghini

Ekim 1879... Yer İspanya... Ünlü çiftçi Joaquin del Val di Navarra elceğizi ile büyüttüğü “Murcielago” adlı boğasını çok sever ve onu diğerlerinden ayrı tutar. Bu hayvan hemcinslerine uzun boyu ve güçlü adaleleri ile fark atar. Kaldı ki daha zekidir ve postu kadife gibi parlar. Muhteşem cesametine rağmen bebek yüzlüdür, sevildiğini anlar.
Elinden sayısız buzağı geçen Sinyor Navarra sıradan hayvanları öldüren matadorlara çok kızar, hatta bir ara laf arasında “eğer” der, “karşılarına Murcielago gibi bir boğa çıksa kaçacak delik ararlar.” O günlerin ünlü matadoru Rafael Molina Largertijo bunları duyar ama güler geçer, işine bakar.
Hadise bu kadar basittir ama bahis oynatanlar mevzuyu abartır, leş kargaları gibi didiklemeye başlarlar. İki tarafa da zarf atar ve “yoksa korkuyor musun” deyip nasırlarına basarlar. Nitekim olmayan lafları taşıya taşıya zemini hazırlar, Murcielago’yu arenaya çıkartmayı başarırlar. O kuzu gibi hayvanın sırtına oklar şişler saplar zoraki kudurturlar.
Matador Rafael için hayvanın büyük ve güçlü olması önemli değildir, doğrusu o gün de şalını ustalıkla kullanır ve adeta şov yapar. Nitekim kılıcını çeker ve öldürücü darbeyi vurup son noktayı koyar. Ama o da ne! Murcielago etrafa maşrapa maşrapa kan saçarak saldırıyı tekrarlar. Bir öldürücü yara daha alır ama yıkılmaz, inadına hızına hız katar, kafasını sağa sola sallayarak hamle eder ki matadorlar şuursuz hayvanlardan felaket tırsarlar. Rafeal kılıcını bu kez daha derine sokar, hayvanın hayati organların parçalamaya bakar. Lakin Murcielago adeta şahlanır 23 öldürücü yara almasına rağmen hızını azaltmaz. Zemin kıpkızıl kan olur, ıslanmadık yer kalmaz. 24’üncü hamleyi sadece matador değil, adamları da karşılar, takatı tükenmekte olan hayvana baltalarla saldırırlar.
(Bunu bir kenara yazın konumuzla alakası var.)
Anlatmıştık... Enzo Ferrari araba yapmaz, sanki motora teker takar. Düşünün hem öne hem arkaya yerleştirdiği iki adet motorla daha kırklı yıllarda 364 km sürate çıkar. 2. Cihan Harbinde fabrikası bombalanan Ferrari, savaşın ardından yaptığı “125 C Sport” ile silbaştan pistleri tırmalar. 1948’de alüminyum gövdeli Barchetta ile Le Mans yarışını kazanır. Hele efsane pilot Alberto Ascari 380 beygirlik canavarı ile bütün ödülleri (Dünya Şampiyonluğu dahil) toplar.

Kim tutar seni
Ferrari, 1954 yılında satışa sunduğu “250 GT” ile zirveye yapışır, ardından “330 GTC” ve “Pininfarina” ile kendini aşar. 1960’lı yıllarda yaşanan petrol krizi yüzünden benzini koklayan otolar itibar görür, yakıtı lıkır lıkır içenler kapıdan sokulmazlar. Zorda kalan Enzo gider Sinyor Agnelli’nin (FIAT’ın sahibi) kapısını çalar. Agnelli hayrına para verecek değildir ya, tutar Ferrari hisselerine el koyar. Belki böylesi daha iyi olur, Enzo pazarlama külfetinden kurtulur, bütün dikkatini teknik detaylara teksif etmeye başlar. Nitekim Ferrariler yol tutuşlarıyla, konforlarıyla, geniş görüş açılarıyla ünlü İtalyan tasarımcı Giuguaro’ya bile “gördüğüm en mükemmel otomobil” dedirtmeyi başarırlar.
(Bunu da kenara yazın konumuzla alakası var.)

Sen git işine bak
Yıl: 1963...
Su motorları ve traktör imalatı yapan Ferruccio Lamborghini “paramız ele gitmesin” hesabı arkadaşı Enzo’dan bir Ferrari alır. Ancak serde teknik tecrübe var ya birtakım aksaklıklar noksanlıklar bulur. Bunları güzelce yazıp listeler ve yanına “bence”li tavsiyeleri ekleyip dostuna sunar.
Hani yarım ağız “tamam, hallederiz” dese mesele yoktur ama Enzo’nun hanzoluğu tutar, “sen ne anlarsın arabadan. Biz senin traktörlerine karışıyor muyuz? Beğenmiyorsan alma” gibilerinden tafra yapar.
Lamborghini fena bozulur, “eh ben de sana göstermezsem” deyip kollarını sıvar. Nuccio Bertone ve Giorgietto Giugiaro tasarım üstadlarını yan yana çalıştırır, istedikleri her imkanı önlerine açar. Nitekim üretim bandından çıkan ilk otomobil (350 GT) bile rakiplerini zorlar. Daha bunun fırtınası dinmeden “P 400”ü tanıtır ve zirveye abone olurlar. Şimdi bu Lamborghini’nin “P” si “posteriore”den gelir ki motor “tam ortaya” monte edildiği için böyle bir isim taşırlar.

Ummadık taş...
Lamborghini’nin adamları ilk iki modelde ne kadar aksaklık varsa (mesela yüksek süratte havaya kalkan burnu, kabine yakın motorun içeri verdiği ısıyı) giderir, akla ziyan hava kanalları ile hem dengeli bir yol tutuşu kazanır, hem de motoru soğuturlar. Formula-1’de kullanılan teknikleri araca uygular ve muhteşem bir performans yakalarlar.
Sinyor Ferruccio Lamborghini çok yorulur ama Ferrari’ye kök söktürecek bir arabaya imza atar. Zarif canavara uzun uzun bakar ve ona efsane boğanın adını (Murcielago) bağışlar!
Evet, Murcielago 12 silindirli motoruyla 580 beygir gücüne ulaşır ve 100 kilometreye sadece 3.8 saniyede çıkar. Bir boğa gibi güçlü, boğa gibi asil ve boğa gibi agresif olan Lamborghiniler uygun fiyat politikası ile piyasanın altını üstüne getirir, Ferrari’nin kâbusu olurlar.
Ferrari sırf ona karşı 390 beygirlik Testarrossa’yı üretir ancak Lamborghini’nin “Super-Countach” ve “Diablo”su Testarrossa’ya da toz yuttururlar.
1998 yılında Audi’nin eline geçen Lamborghini Alman rüzgarını arkalayınca hepten uçar. 2004 yılında 1.592 adet satarak (bu modeller için çok büyük rakam) 243 milyon euro ciro yapar.
Şimdi “ne alaka” diyeceksiniz ama ben hâlâ orada kaldım.
Birisi matadorlara söylesin ya...
Boğalara kıymasınlar!
U
18 yıl
FERRARİ
Türk filmi gibi

Yaptığı sıra dışı arabalarla tanınan ve pistlerin tozunu atan Enzo Ferrari’nin hayatı tam bir roman...

Türk filmi gibi derler ya aynen öyle...
Hadise İtalya’da geçiyor. Enzo Ferrari doğma büyüme Modenalı. Hayır, köyünden kazasından değil içinden. Kahramanımız balkonlarına çamaşır asılan, camlarına begonya konan ve merdivenleri lahana kokan bir evde büyüyor. Okul yıllarında Formulacı edasıyla velespitine atlıyor, dar aralıklarda sıralama turları yapıyor. Küçük bir dökümhanesi bulunan babasının (Alfredo Usta) yanına bile uğramıyor, zira onun hayalleri bu mütevazı atölyeyi çoook aşıyor, kestirmeden ünlü olmanın yollarını arıyor.

Bariton muhabir
Kankaları, “Senin gibi sesimiz olsa ohooo” deyince anafora kapılıyor, operanın kapısında yatıp kalkıyor ama “ı ıh” olmayınca olmuyor. İtalya’da İMÇ gibi bir arena ve “kasete türkü çığırmak” gibi bir imkân bulunmadığı için hayallerini erteliyor. Derken eline bir fotoğraf makinesi geçiyor, kırık dökük bir gazetede muhabirliğe başlıyor (1914). Şimdi onu Başkan Wilson ya da Benito Mussolini’yle röportaja yollayacak değiller ya, başlarından savmak için “git sen de oto yarışlarını takip et” diyorlar.
Enzo, “Grasias amirim” deyip mevzi alıyor. Başlangıçta yanından hızla geçen otomobillerin resmini çekmekte zorlanıyor, “nerden düştük bu işe” diye dertleniyor.
Gel zaman git zaman egzoz tiryakiliği başlıyor, toza toprağa bulanmasa, motor gürültüsü duyamasa huzursuz oluyor. Modena’daki bir modifiye firmasında iş bulunca “gasteciliğe” veda ediyor.

Azıcık da dram...
Enzo maalesef iyi bir talebe olamıyor, kendini kapının önünde buluyor. Sen misin mektepten atılan, onu apar topar askere alıyorlar. Komutan Enzo’yu karşısına çekip “Sen ne işe yararsın” diye soruyor. Bizimki babasının dökümhanesinden girip, yarış arabalarından çıkıyor, aldığı teknik eğitimleri bir bir sıralıyor. “Hani istenirse arazi araçları dizayn edebilirim” şeklinde tüyo veriyor. Komutan onu ilgiyle dinliyor ve mesleği ile “çok alâkalı” bir iş buyuruyor. Artık Enzo’nun ömrü günü ordunun “katırlarını nallamakla” geçiyor. Ahırlarda yata kalka hastalık kapıyor. Bakıyorlar oğlan kötü, gösterdiği yararlıklardan dolayı teşekkür edip terhis belgesini uzatıyorlar. Tabiri caizse “Git başka yerde zıbar” diyorlar.
Enzo 1. Cihan Harbini bu yarayla atlatsa neyse ama çok geçmeden babasıyla kardeşinin ölüm haberini alıyor. Parasızlık, pulsuzluk, çulsuzluk derken tekrar okumayı düşünüyor ancak savaş kolay mı? Altında çalışacak sokak lambası bile bulamıyor. Ekmek arası az makarnayla nefis körletmekten bağırsakları kuruyor.
Enzo’nun annesi, oğlunun FİAT fabrikalarında çalışmasını çok arzuluyor, ancak Sinyor Agnelli bir türlü “Si” demiyor, adamın derdi kendine yetiyor.

Hızlı pilot
FİAT kapılarından üzgün, süzgün ayrılan Enzo, üçüne beşine bakmadan Torino’daki bir motor modifikasyon firmasına kapağı atıyor. Getir götür işleri derken işe gelmeyen bir test pilotunun yerine direksiyona geçiyor. Ama bir geçiyor, pir geçiyor, rakiplerini toza dumana boğuyor. İşte bu performans Alfa Romeo takımının gözünden kaçmıyor (1920).
Enzo, 1923 yılında Alfa’yla ilk şampiyonluğunu kazanıyor. Ödülünü Kontes Paoline Baracca’nın elinden alırken, saygıdeğer hanımefendilerin güzel kızı Laura ile göz göze geliyor. Laura’nın penceresi dibinde serenatlar atıyor mu, evine çiçekler yolluyor mu bilmiyoruz ama bir fırsatını bulup kızın önüne çıkıyor. Bariton sesine en duygulu tonları yükleyip, “Benimlevlenirmisinnnlaura” diyor. Kız elbette kalkıp kollarına atılmıyor ama “Hayır” da demiyor. Neyse “söz, nişan olayına” giriyorlar. Bohçalar taşınıyor, dedikodular ediliyor ve muradına eriyor. Bu evlilikten Dino adlı minimini bir oğulları oluyor ama mutlulukları perçin tutmuyor. Sabahlara kadar ağlayan veled yüzünden ikisinin de ayarı bozuluyor. Laura, “Bizimki kont sülalesi, beni ne doktorlar mühendisler istedi gitmedim” diye sızlanmaya başlıyor. Filmlerde gururu kırılan jönler teselliyi şişede ararlar ama Enzo, “sana kız mı yok, elini sallasan ellisi” muhabbetine giriyor.

Gözü dışarıda
Ve aradığını buluyor... Lina adlı safdil kızı ayartıyor. Bu dilber henüz 19’unda ve kafasında kavak yelleri esiyor. “Bak kızım bu adam evli, çocuklu, ayağını denk al” diyenlere aldırmıyor, neticede karnı burnuna değiyor. Ancak Enzo ondan tez bıkıyor, “Tak sepeti koluna herkes yoluna” deyip zavallının dünyasını yıkıyor. Fakir ama onurlu bir kız olan Lina kan tükürüyor, “Kızılcık şerbeti içtim” diyor, acılarını yüreğine gömüyor. Ve olan oluyor... Lina, yumuk elli bebeğine “Piero” adını veriyor. Artık sadece onun için yaşıyor, uğruna saçını süpürge yapıyor.
O günlerde Enzo, Maykıl Şumayer gibi alçaktan uçuyor, Alfa takımını zaferden zafere koşturuyor. Bir dizi şampiyonluğun ardından “Bu spor araba işinde çok para var abi” diyen akranlarının aklına uyuyor ve “Ferrari” markası ile üretime giriyor. Bir zamanlar Kontes Barraca’nın (kaynanası olur) verdiği birincilik mükafatını (sarı kalkan üstünde şahlanan kara kısrak) kendine amblem yapıyor. Adı geçen beygir hakkaten şahlanıyor, alıp başını gidiyor, fren ney tutmuyor.
İtalya’da faşizmin hızla yükseldiği yıllarda Mussolini’nin gözüne girmeyi başaran Ferrari, “Cavaliere dell’ordine della Corona d’Italia” (herhalde iyi bi şey) ünvanına lâyık bulunuyor.
Bu arada hamile bırakıp terk ettiği zavallı Lina, mütevazı evinin kirasını ödeyebilmek için kenar mahalle pastahanelerine üzümlü kek yapıyor. Çocuk babasını sordukça genç kadının gözleri dalıyor, hüzünden titreyen bir sesle “O öldü yavrum” diyor!..

Bakın şu işe
Piero, çileli annesine çilesiz bir hayat yaşatabilmek için çok çalışıyor. Herkes saklanacak delik ararken o parmağını kaldırıp “Ben çalıştım örtmenim” diyor. Derslerinden hep yıldızlı beş alıp göğsüne kırmızı kurdela taktırıyor. Orta mektep ve lise derken okuyup mühendis oluyor.
Oluyor ama iş nerede? Boğulursan büyük denizde boğul mantığı ile büyük şehirlere gidiyor, lâkin çaldığı kapılar duvar kesiliyor. Bakıyor olacak değil, doğup büyüdüğü Modena’ya dönüyor ve şansını bir de Ferrari’de denemeye kalkıyor..
Daima zirveye oynayan Enzo Ferrari’nin tecrübesiz çaylaklarla ne işi olsun. Ama nedendir bilinmez Piero’yu görünce kanı kaynıyor, “Yarın gel başla” diyor. Piero ilk mektep talebeleri gibi ayaklarını bitiştiriyor, ellerini pantolonunun yanlarına yapıştırıp kafa selamı çakıyor.
Delikanlı bu lütufa lâyık olabilmek canla başla çalışıyor, mesai ney tanımıyor. Kazandığı para ile küçük bir ev ve minik bir Topolino alıyor. Sonra evlenip, barklanıyor, anasına sahip çıkıyor.

Ben ettim sen etme
Aradan uzuuun yıllar geçiyor. Bu arada Enzo Ferrari, önce resmi oğlu Dino’yu (kas erimesinden), sonra da hukuki eşi Laura’yı (yürek inmesinden) kaybediyor. Hayatta yapayalnız kalan Enzo, maziye dönüyor. Fotoğraf albümlerini karıştırırken aklına Lina geliyor. Arayıp soruyor, Lina’yı buluyor ve bir zamanlar gönül eğlendirdiği kadına evlenme teklifi yapıyor. Yıllardır aranmayan Lina’nın kafası atıyor, “Aklına şimdi mi geldi” deyip kapıyı yüzüne çarpıyor. Ancak Enzo, peşini bırakmıyor, adeta eşiğe yapışıyor. Markajı sıklaştırdığı günlerde Mühendis Piero’nun aynı eve girdiğini görüyor. Yoksa?.. Evet Piero’nun kendi çocuğu olduğunu öğreniyor.
Inı nı nınnn. İşte o anda zihninde bir ampul yanıyor.
Ve bir gün Patron Enzo, mühendis Piero’yu yazıhanesine çağırıp...

Babaaa! Oğlummm!
Eğer bu diziyi Türkler çekiyor olsaydı sahneye inim inim inleyen bir neyle girer ve “dannn” diye yankılanan bir gongla bitirirlerdi. Ardından neşe... Ayılana gazoooz bayılana limon.
Ama biz hadiseyi olduğu gibi verelim. Elbette Enzo Ferrari’nin, mühendis Piero’ya büyük sırrı açıkladığı gün odada kimse bulunmuyor. Ama bana sorarsanız elini oğlunun omzuna koyup, gözünü gözüne dikiyor ve mevzuya “Bunu söylemesi çok zor ama bilmelisin” gibi bir ara taksimle giriyor.
Hakikatlerle yüz yüze gelen Piero şaşırıyor mu, mayışıyor mu bilemiyoruz. Belki de gözlerini iri iri açıyor ve “Size baba diyebilir miyim” diye mırıldanıyor. Yaşlı Enzo da göz pınarlarından taşıp akan ve kır bıyıklarını ıslatan (resimlerde bıyıksız ama fark etmez) gözyaşlarını markalı mendiline silerken “Elbette yavrum” diye fısıldıyor...
Sonra kucaklaşma... İki adım geri çekilip hasretle bakışma, bir daha kucaklaşma... Tekrar bakışma, tekrar kucaklaşma...
Uzatmayalım. Noterler geliyor, avukatlar gidiyor ve...
Ve Piero Lardi ossaat Piero Ferrari oluveriyor.
Piero, muhteşem imparatorluğa veliaht olunca da dağıtmıyor, bu dudak uçuklatan servet genç mühendisin kimyasını bozmuyor.
U
18 yıl
PORSCHE
Evden kaçan haylaz Ferdinand Porsche

Anlatılır... ABD’de bir reklam filmi... Üzerinde Ferrari amblemi olan saat çalar. Delikanlı uyanır ve nevresiminde dama dama Ferrarileri olan yorganını savurup atar, yüzünü Ferrari antetli bir ayna karşısında yıkar, Ferrari motifli havluya kurulanır, Ferrari parfüm sıkar. Kemerinin tokasında, çoraplarının goncunda Ferrari armaları göze batar. Montunu giyip kameraya arkasını bi döner, sırtında o şahlanan sarı at! Acelesi olmalıdır, kahvaltıya oturmaz, sadece Ferrarili kupasından bir yudum kahve alır o kadar. Masa üzerinde Ferrarili anahtarlığı kapar, düğmeye basar. Garaj kapısı yükselir, kırmızı afetin farları ışıldar. Biner, direksiyon ortasında Ferrari, vites topuzunda Ferrari, takometrede Ferrari. Gaz verince makine kudurur, mâlum logolu jantlar dönmeye başlar. Yolda ne kadar billboard varsa Ferrari tarafından satın alınmıştır... Adeta Ferrari Ferrari Ferrari yazan bir tünelde yol alırlar. Birinci vites, ikinci vites, üç, dört, beş derken ibre zıplar, delikanlı tam tadını çıkaracakken “baovvv” diye bir ses... Kendisini sollayan araba hafifçe frene dokunur, stop lambalarında sürpriz bir yazı parlar: “Porsche!”
“Vay be” dediğinizi duyar gibiyim. Reklama bak!
Ben anlatanların yalancısıyım ama tersi de mümkün, geçen değil geçilen de Porsche olabilir. Batıda böylesi reklamlar yayınlanabilir, tazminatı göze alırsanız mesele kalmaz.
Peki bu tarz etik mi değil mi? Hem Porsche Ferrari’yi geçer mi geçemez mi?
Mevzumuz o değil, geçelim. Ferrari ile boy ölçüşebilecek arabalar yapan fukaranın hikayesine gelelim.

Oxford vardı da...
Efendim Ferdinand Porsche, Maffersdrof adlı bir köy irisinde doğar. Halk tarım ve hayvancılıkla uğraşır, çorbalar kırık dökük işlerle kaynar. Zaman zaman Bohemya’ya porselen, kristal almaya gelen tüccarlar otomobilleriyle kasabaya uğrar, bir kaç dakika soluklanırlar.
Meraklı veled şoförleri esir alır, sorar da sorar, adeta bombardımana tutar. “Kaç beygir, kaç silindir, kaç yapıyo” filan...
Ferdinand gördüğü otomobilleri zihnine yazar, telden, tenekeden, bulduğu her malzemeden minyatür arabalar yapar.
Evet okumaya da heveslidir ama öyle bir imkânı olmaz. Musluk tamirciliği ile iştigal eden babasının peşinde akşama kadar diş açar, somun sıkar. Anton usta “kap da gel” dedikçe, kenevir, kurbağacık, conta monta yetiştirmeye bakar. İyi de tesisatçılık dediğin nedir ki? İşi üç günde kapar, babasına bile akıl satar.
Muslukçu Anton tezgahını gönül rahatlığı ile devredecek bir halef yetiştirmenin huzurunu yaşarken, oğlu olacak kopil (14) karşısına çıkar, pattadanak “Viyana’ya gitmek istiyorum” diyerek canını sıkar. Adamcağız “Bak oğlum” der, “Yediğin önünde yemediğin ardında , işi de kaptın, dert mi arıyorsun başına?” Ferdi elektrikli motorlardan girer, spor arabalardan çıkar, dişlilerden, pistonlardan, kampanalardan, balatalardan söz açar. İhtiyar muslukçu mevzuyu pek kavrayamaz, “Otur, oturduğun yerde” diye kestirir “Canımı sıkma!”

Fırsat bu fırsat
Ama sıkar, karartır gözünü evden kaçar. Viyana’da elektrikli aletler imal eden Bela Egger & Co. adlı şirkette çalışmaya başlar (1893). Teorik sıkıntılarını gidermek için Teknik Üniversite koridorlarında dolanır, dinleyici sıfatıyla bir kuytuya oturup notlar tutar.
Fakülteden alacağını aldıktan sonra kütüphanelere demir atar. Öğrendiklerini pratiğe dökmekte zorlanmaz, bu yüzden onu test merkezine amir yaparlar. İşte o yıllarda çocukluk günlerinden beri kafa yorduğu bir projeyi gerçekleştirme fırsatı yakalar. Hareketini tekerlek göbekli motorlardan alan bir araç yapar ki bu yeni tahrik şekliyle şafta, şanzımana ihtiyaç kalmaz. Bahsolunan vasıta (Lohner-Porsche) Paris Ticaret Fuarında “çağ değiştiren buluş” olarak tanıtılır. Otoriteler Ferdinand’ı ayakta alkışlar, gazeteler muslukçu Anton’un oğlunu göklere çıkarırlar. Ama F. Porsche yeniliğe doymaz, arabasını ağır pillerden kurtarır, elektrik sistemini, benzin motorlu jenaratörle besleyip yeni bir çığır (ilk hibrit) açar.

Diplomasız ama...
Ferdinand mesaisini fabrikaya ayırsa da kalbi pistlerde atar. Askerde hem kendi tasarladığı araba ile Arşidük Franz’a şoförlük yapar, hem de parkurları toza boğar. 1900 Viyana Semmering, 1902 Emperyal ve Royal yarışlarını önde tamamlar. 1903’te Bayan Aloisia ile dünya evine girer ve bu evlilikten kızı Louise ile hayallerini hayata geçirecek olan oğlu Anton Ernst (Ferry) doğar.
F. Porsche Austro-Daimler’in Teknik Müdürlüğünü yaparken (1910) kendi tasarladığı aerodinamik otomobille 140 km’yi aşar. 1500 km’lik yarışı önde bitirince devrin en popüler kupasını (Prens Heinrich) ona sunarlar.
1922’de sadece 1.1 litre hacmindeki 4 silindirli otomobili “Sascha” ile Sicilya’daki Targa-Florio yarışında ilk iki sıraya el koyar. Uzmanlar bu küçük arabanın sürati ve takati karşısında parmak ısırırlar. Bu arada kahramanımız uçak motorlarından çekicilere, treleybüslerden itfaiye sistemlerine kadar onlarca projeye imza atar.
1923’de ürettiği Mercedes ile Targa-Florio şampiyonu olur. Kompresör tasarımlarıyla Mercedesler 225 hp güce ulaşırlar. Her ne kadar yarış pistlerinde dolansa da halk için “küçük araba” üretme sevdasından kurtulamaz. Küçük dediysek öyle uyduruk kaydırık değil, büyükleri gibi kaliteli ve dayanıklı bir seri arzular. O yıllarda otomobil üreticileri güçlü ve hızlı arabalar peşinde koşar, sadece zenginlere hitap etmeye bakarlar. Ne Daimler, ne de Benz “halk arabası” fikriyle ilgilenmez, Ferdi’yi başlarından savarlar.
F. Porsche bir ara Steyr-Werke AG’de teknik müdürlük yapar ama derdini onlara da anlatamaz. Hal böyle olunca tutar kendi tasarım bürosunu kurar. Ve hemen o yıl otomobillere sarsıntısız bir yol tutuşu kazandıran süspansiyon sistemini bulur ki sektöre kazandırdığı tek yenilik bu olsa yeter de artar. Ardından Formula için 16-silindirli bir Grand Prix otomobili hazırlar ve 64 yarıştan 32’sini kazanıp rekor kırar.

Neşeden güç doğar
O yıllarda Avrupa çok gergindir, nitekim İtalya’da faşistler, Almanya’da Naziler hükümran olurlar. Hitler, Berlin Oto Fuarında yaptığı konuşmada “Her iki Amerikalıdan biri oto sahibi. Biz ne güne duruyoruz? Bu ari ve üstün ırkın Henry Fordları olmayacak mı” diye sorar.
Sağda solda Henry Ford adayı aranırken üçüncü çoğul şahıslar F. Porsche’yi bulur ve yaka paça Führer’in karşısına çıkarırlar.
Hitler’in kafasındaki şablona göre zikrolunan araba saatte 100 km hız yapabilmeli, anne baba ve üç çocuk taşıyabilmeli, az yakmalı, çok kaçmalı, kışın rahat çalışmalı ve fiatı da 1.000 RM’ı (Reichsmark) aşmamalıdır. F. Porsche, “Yok daha neler” demez, Stuttgart’daki evinin bahçesinde çalışmaya başlar. Böyle bir araba yapmak, Vosvos’a 5 fil sığdırmaktan zordur ama yılmaz.
F. Porsche bir zamanlar tayyareler için imal ettiği susuz boxer motorları yuvasına oturtur, bildiğiniz kaplumbağayı hazırlayıp önlerine koyar. Araba dengelidir, yoldan çıkmaz, takla atmaz. Radyotörü olmadığı için su kaynatmaz, donmaz. Kaldı ki dingil mesafesi ray genişliğindedir, icabında dört demir tekerle tren yolunu da kullanırlar. Nazi subayları zikredilen otomobili en zor şartlarda denerler ama tospacık “bana mısın” demez, testlerden yüzünün akıyla çıkar. Hitler, otomobili çok sever ve Nazi sloganı “Kraft durch Freude”den (Neşeden güç doğar) ilham alarak arabanın adını “KdF-Wagen” koyar.


Öze dönüş ya da “Porsche-Wagen”
Volkswagen özel bir kanunla korunan nadir firmalardan biri (idi)...
Daha düne kadar...
Ancak Avrupa Adalet Mahkemesi “Ortaklar % 20’den fazla hisseye sahip olamazlar” maddesini iptal edince VW’i ele geçirmek isteyen Porsche’a gün doğar. Evet Porsche, şu günlerde VW’deki % 27.3 olan hissesini yüzde % 30.9’a çıkararak dizginleri ele almaya hazırlanıyor. Zira Alman yasaları bir şirketin hisselerinin yüzde 30’una sahip olunduğunda, şirketin tümü için teklif vermeyi “mecburi” kılıyor. Hal böyle olunca Porsche adım adım kaptan köşküne yürüyor. 2006’da 5.7 milyon araç satan ve dünyanın 4. büyük otomotiv üreticisi olan VW bünyesinde Audi, Skoda, Bentley ve Bugatti gibi markalar ve (MAN hisseleri) bulunuyor. Bu grup cem’an 140 bin işçi çalıştırıyor. Görünen o ki yakın bir gelecekte Porsche kendinden 14 kat büyük olan VW’de ferman okutacak. İhtimal şirket merkezi de Wolfsburg’dan Stuttgart’a taşınacak. VW’nin eski üst yöneticisi ve Porsche’un şu anki Yönetim Kurulu Başkanı Ferdinand Piech VW ve Porsche’un oluşturacağı birleşik şirketin yönetimini devralacak. Dede Porsche’un VW’e neler kazandırdığı ortada, bu yüzden koltuğa torununun oturması
“mâkul” karşılanıyor.


Evdeki hesap...
KdF üretimi henüz başlamıştır ki (Nisan 1939) Cihan Harbi patlar, gestapolar Porsche’ye “bırak bu işleri, sen bize askeri araçlar yap” buyururlar. Ferdi bu dönemde 70 bin arazi aracı üretir, Kübelwagenler her türlü zeminde, Schwimmwagenler ise suda bile yol alırlar. Sibirya soğuğunda da, Libya sıcağında da saat gibi çalışır, dağ, ova, göl, nehir aşarlar. Yetmez, F. Porsche iş makineleri (Ostrad’lar), zırhlılar da (Tiger ve Mouse) tasarlar. 1941’de Moskova’ya yürüyen Alman orduları Rus T34 tankları karşısında kifayetsiz kalınca arkadaşlarıyla oturup Panther’leri yaparlar ki uzmanlar onu 2. Cihan Harbinin en iyi savaş tankı sayarlar. F. Porsche halkın traktörü Volkstraktor’un ardından elektrik şebekesi ulaşmayan alanlara rüzgar jeneratörleri takar. Gel zaman git zaman adı “Profesör”e çıkar.

Mapus damlarında
Sonrasını biliyorsunuz, savaş biter, Almanya çöker, Wolfsburg’daki Volkswagen fabrikası viraneye döner, bacalarına baykuşlar konar. O günlerde Ruslar, Alman fabrikalarını söküp söküp ülkelerine taşır, sadece makine çalarak sanayileşeceklerini sanırlar. Ancak Leica fabrikasını aparıp koparmakla Leica kalitesinde bir fotoğraf makinesi yapılamaz. Tezgah aynıdır lâkin Rus malları “sahteyim” diye bağırırlar. Adamlar firma kültürü ve bilgi birikimi denen şeyin farkına varırlar ama meğer ki geçmiş ola... Hadiseye bu cihetten bakarsanız yöreye bir süre hakim olan Ruslar Volkswagen yapacak çaptan da kırattan da uzaktırlar. İngilizler bu işi pekala götürebilirler ama ‘tosbağa’ya benziyen yamuk yumuk otomobilde bir gelecek bulamazlar. Fransızlar ise zaten o tipte bir araba (Renault 4CV ve Citroen 2CV) üretikleri için kenarda dururlar. Dev tesisi bir ara Henry Ford’a teklif ederler ama ünlü sanayici yüzünü buruşturarak bakar, “Kapatın gitsin! Benim sokağa atacak param yok” deyip tafra yapar. Şu işe bakın Ford’un burun kıvırdığı araba 60 küsür yıl bandda kalır ve 21 milyonu aşkın satar. Her ne kadar Müttefikler Volkswagen’i gözden çıkarsalar da İvan Hirst isimli bir İngiliz subay bu arabada bir sıcaklık yakalar. Sağda solda kalan yedek parçalardan 58 tane Vosvos yaptırır, arkadaşlarına satar. Alamayanlar “hani bize” der adlarını yazdırırlar. Talep bir anda 5 bini aşar ve bu siparişlerle müesseseye suni teneffüs yaptırırlar. İvan Hirst, uyanık bir adamdır, Alman ekolünden gelen Heinrich Nordhoff adlı bir mühendis bulur, fabrikanın başına koyar. Nordhoff elinde para olmadığı için takasa yönelir, barterin kitabını yazar. Araba verip cam, çelik, kauçuk alır, doğrusu işçiler de ücret konusunda mırın kırın etmez, dişlerini sıkarlar.
Kaldı ki Wolfsburg tesisleri per perişandır, rüzgar önden girer arkadan çıkar, çatılardan şakır şakır su akar. Elektrik tesisatı yamalı bohça gibidir iki de bir sigorta atar. Bütün bu zorluklara rağmen üretim yarım milyonu aşar ve Almanya, içine düştüğü ekonomik sıkıntıdan biraz da Volkswagen gibi firmaların çabalarıyla çıkar. Düşünün 17 bin nüfuslu Wolfsburg’da “çocuklar hariç herkes” VW’de işbaşı yapar. Fransızlar, Almanlara o kadar hınçlıdırlar ki sadece Ferdinand Porsche’u değil oğlu Ferry ve damadı Anton’u da içerde tutarlar.
İhtiyar kurt, savaş sonrası sadece bir yıl içinde eski ritmini yakalar ve piyasaya kendi adıyla ürettiği spor arabayı sunar. Porche 356 hafif metallerden üretilen sıra dışı bir otomobildir, önden çekiş, 4 çeker, gelişmiş yanma odası ve değişik eksantrik miliyle adeta şov yapar. Adı büyük markalarla kedinin fareyle oynadığı gibi oynar. F. Porsche’nin not defteri kimsenin aklına gelmeyen yeniliklerle doludur ama düşüncelerini hayata geçirecek kadar yaşayamaz (1951).

Babasının oğlu...
Ferry babasının oğludur, o da güç ve sürat kovalar. Porsche’ler kafese tıkılmış yırtıcıları andırır, yolları tırmalar. Nitekim 1963 yılında imal ettiği Porsche 911 ile pistlerin dumanını atar. Bu efsanenin motoru arkadadır, çok dengeli yol tutar. Sonrasını biliyorsunuz, Carreralar, Boxsterlar...
Aradan uzuuun yıllar geçer. Porsche’nin torunu, Ferdinand Piech Volkswagen’in CEO’su olur ve bu iki şirketi birbirine yaklaştırır (Dikkat ederseniz Porsche Cayenne ile VW Tuareg’in akrabayız diye bağırırlar). Sonra VW’i üst sınıflara çıkartarak ikinci bir devrim yapar. Düşünebiliyor musunuz VW Pation’lar, Cadillac, Jaguar, Mercedes’in bulunduğu segmentte arz-ı endâm etmeye başlar.

bu yazı alıntıdır... çok güzel yazmışlar hoşuma gitti paylaşmak istedim gerçi bana sorarsanız asıl ustalık yazarda.
U
19 yıl
şasi
arkadaşlar şuanki teknoloji olarak hangi arabalar şasi üzerine kaporta konmakta.bildiğiniz gibi reno ,tofaş türü araçlarda şasi yok.güvenlik açısından acaba hangilerinde var teşekkürler
U
19 yıl
abart egsoz
arkadaşlar aldığım araçta abart egsoz var egsozu değiştirmeden normal ses olartak almak istiyorum. egsozcu değiştireceksin dedi sonra malum ...bunun başka bir yolu yokmu?
U
19 yıl
en çok kaza
arkadaşlar en çok kazalar büyükmü yoksa küçük arabada mı yaşanır.yani dikkatsizlik kullanıcı hatası olarak kazalar en çok hangi tip araçta daha çok olur.mesela çocuklar daha çok hasta olur veya kadınlar daha dikkatsiz araç kullanır veya erkek çocuk kızdan daha fazla doğar gibi.. fikriniz nedir daha doğrusu benim gözlemlediğim küçük araçlar daha çok kaza yapıyor ya sizce gerçi karar çok zor verilir ama bi deneyelim neler çıkacak
DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.