H

Yüzbaşı
27 Mayıs 2011
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
1 üye
Görüntülenme (?)
70 (Bu ay: 0)
Gönderiler Hakkında
H
7 yıl
Ölüm aylığı çalışan alabilir mi?
Arkadaşlar ölüm aylığını alan Eş SGK lı bir işe girdiği zaman ölüm aylığı kesilir mi?
H
7 yıl
Borç Sorununda Altın Çözüm
Bu yazı bana ait değildir. Ömer Mahmut Kuzanlı ya aittir. Linki aşağıdadır.
Faizin nasıl bir illet olduğunu öğrenmek isteyenler lütfen takip etsin. Böyle saçma şey olmaz. Herşeyi ben bilirim diyenler bildiği gibi yapsın.

BORÇ SORUNUNDA ALTIN ÇÖZÜM



Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) verisine göre 2019 yılı ilk çeyreğinde dünyada borçlar 246 trilyon dolara ulaşmış. Bu rakam dünya hasılasının yaklaşık 3 katı.

Amerika’da devletin borcu 22 trilyon doları aşarken vatandaşının borcu ortalama gelirinin yüzde 105’ine ulaşmış. Sadece öğrenci kredileri 1.6 trilyon dolar seviyesinde.

Bu rakamlara baktığımız zaman faizli borç sisteminin dünya ekonomisini nasıl bir duruma soktuğunu görebiliriz.

Yine IIF verisine göre ülkemizde borçların milli gelire oranı ise yüzde 151.

Bu problemi borç yeniden yapılandırmaları ile çözmek mümkün değil.Borcunuz gelirinizden fazla ise bunu ödemek için yemeseniz içmeseniz bile tekrar borç almak zorundasınız demektir.

Durum böyle iken hala palyatif bazı çözümler üretmeye çalışmak başımıza gelecek olanı ötelemek dışında bir şey üretmez. Bu 10-0 mağlup olan bir futbol takımının maçı 1 dakika uzatması için hakeme yalvarması gibi bir şey.

400 milyar TL olduğu resmi verilerden görünen reel sektörün sorunlu borcu var. Bu probleme küresel büyüklüğü 100 milyar doları aşan ”Özel Borç Fonları” çözüm olur demek maçı daha çok gol yiyeceğini bilerek uzatmaya çalışmaktan başka bir şey değil. Bu çözüm önerisinin sonunda vade bitiminde şirketlerimiz çöp parasına bu fonların eline geçer.

Defalarca yazdık defalarca anlattık ve böyle yapmaya devam edeceğiz. Faizli borçlar yeni faizli borçlar alarak ödenemez.

Bu şirketleri bağımsız denetim ve değerleme şirketlerine SPK gözetiminde inceletip kurtarılmaya değecek ve değmeyecek (zombi) olanlarını ayırt etmekle işe başlanmalı. Kurtarılmaya değmeyecek yani kurtarılsa bile kısa sürede aynı duruma düşecek şirketler ayıklanmalı. Bu ayıklama sonucu işsiz kalacak olan insanlara sosyal devlet olarak işsizlik fonundan destek verilmeli.

Kurtarılmaya değecek şirketlerin borçları bunlara ortak olmak yolu ile ödenmeli. Bunun en iyi yolu kurulacak olan fonlardır. Bu çözüm 2008 krizinde dünyada uygulandı. Batmayacak kadar değerli şirketlere devletler borçlarını ödeyerek ortak oldu.

Bu şirketlerin borçlarını ödeyerek ortak olan fonlar gerek BES fonlarına gerek işsizlik fonuna gerekse vatandaşın enflasyona mağlup olmamak umudu bankada tutuğu birikimleri için pırıl pırıl bir çekim merkezi olur. Dünya Altın Örgütüne göre ülkemizde yastık altında tutulan 5.5 ton altın var. Bunun dışında yine yastık altında döviz olarak tutulan birikimler var. Ayrıca yurt dışına kaçırılmış olan birikimler var.

Bu yöntemde amaç iş adamlarını kurtarmak değil firmaları dolayısı ile ülke ekonomisini ayağa kaldırırken vatandaşa birikimlerini değerlendirmek için alternatif sunabilmek.

Bankada parasını enflasyona yenilmemek için tutan vatandaş esas bu tutumun enflasyon yarattığını bilmiyor. Basit bir örnek verelim; yüzde 20 faiz ile paranızı bankaya mevduata yatırdığınız zaman banka bu parayı en az yüzde 25 ile şirketlere kredi olarak veriyor. Yüzde 25 ile kredi kullanan bir şirket malına en az yüzde 30 zam yapıyor. Siz paranızı bir yılın sonunda 120 lira olarak aldığınız zaman bir sene önce 100 lira olan bir ürün 130 lira olmuş oluyor. Yani siz yüzde 20 para kazandım sanıyorsunuz ama aslında paranız yüzde 10 reel olarak azalmış oluyor.

Oysa siz bu 100 liranız ile bir şirkete ortak olmuş olsanız dönem sonunda şirket borç faizi vermemiş olacak ürünlerine zam yapmamış olacak ve karını sizinle paylaşacak. Böylece faizli sistemin çarkları arasında kimse ezilmemiş olacak.

Bu kurulacak olan fonların iyi işleyen bir ikincil pazarı olması çok önemli. Böylece parası olan ve bu fona yatırım yapmak isteyenler ile paraya ihtiyacı olanlar bu ikincil pazarda buluşacaklar.

Ancak olmazsa olmaz olan birinci aşamada kurtarılmaya değecek şirket seçiminde adil olunması daha önce ifade ettiğim gibi amaç kişileri değil şirketleri kurtarmak. İkinci aşamada bankalara olan borçlar bankaların sorunlu kredilerini varlık yönetim şirketlerine sattığı şekilde büyük indirimlerle ödenmeli. Ülkenin en büyük traktör şirketinin iflas sonrası borçları için 1 milyar 450 milyon liralık arazi, bina ve ekipmanlarının 223 milyon liraya varlık yönetim şirketine satıldığını hatırlayalım. En son aşamada ise söz konusu şirketlerin tam liyakat ile ve şeffaflık ile idare edilmesi temin edilmeli. Sık sık şirketler denetimden geçirilmeli ve denetim sonuçları şeffaf bir şekilde halka açıklanmalı. Bu şirketlerde görev alanların çok dikkatli ve dürüst olmaları kanuni yaptırımlar yolu ile temin edilmeli.

Katma değer üreten, iyi yönetilen ve faiz yükü altında ezilmeyen şirketlerin kısa süre içerisinde ne karlı duruma geçeceğini ve yeni istihdam yaratacağını bilmek için anlı şanlı ekonomist olmaya gerek yok.

Bu katma değer üretmek deyimini bir örnekle açmak istiyorum. Araştırma bana ait değil, rakamlar tam doğru olmayabilir ancak bize bu deyimin ne anlama geldiğini anlamak için çarpıcı. 5 dolarlık bir demir at nalına dönüşürse 12 dolar,iğne yapılırsa 3500 dolar, saat yayı sistemine dönüşürse 300.000 dolar oluyor. İşte katma değer üretmek buna deniyor.

Gelelim yine kötü planlama ve hesapsız büyüme neticesinde sıkıntıya düşmüş olan inşaat sektörünün yaramaz çocuklarına.İnşaat sektörünün sadece ülkemizde değil tüm dünyada ekonomiye yapabileceği katkı yadsınamaz bir gerçek. Yapılan her yeni inşaat 200’den fazla alt sektöre katkıda bulunuyor ve istihdam içinde çok önemli bir sektör. Ancak 800 bin ile 1 milyon arasında satılmayan konutun devlet tarafından kurulacak fona cari fiyatlarla devredilmesi fikri gerçekten ilginç bir fikir.

Siz hesapsız, kitapsız, plansız,programsız bir ticari faaliyet göstereceksiniz sonrada elde kalanları 80 milyonun verdiği ve vereceği vergiler ile kurulacak fona devretmek isteyeceksiniz hem de cari fiyatlardan.

Evet bence de bir gayrimenkul fonu kurulmalı ve satılamayan konutların bir kısmı bu fon tarafından satın alınmalı. Ancak bu işlem yine sorunlu kredileri olan şirketlerin çözümü gibi olmalı. Bağımsız denetim ve değerleme şirketleri tarafından SPK gözetiminde yapılacak titiz bir çalışma ile devralınmaya değer konutla belirlenmeli. Bu konutlar cari fiyatlarla falan değil büyük indirimlerle kurulacak olan fon tarafından satın alınmalı.

Bu fon Gayrimenkul Sertifikası ihraç edebilir. Bu sertifikalar yine iyi çalışan bir ikincil piyasada işlem görebilir. Böylece taksitle ev almak isteyen vatandaş faizsiz bir şekilde bu sertifikalardan yeterince alırsa ev sahibi olabilir. Yeterince alamasa bile aldığı sertifikaların zaman içindeki değer artışı ile parasını değerlendirme imkanına sahip olabilir.

Ayrıca bu Gayrimenkul Fonu görünürde değil gerçek SUKUK (kira sertifikası) ihraç ederek vatandaşın bu menkullerin kira gelirlerine ortak olmasını temin edebilir. Yine bu fon dünyada özellikle Ortadoğu’da gayrimenkul yatırımı yapmak isteyen fonlara pay satabilir.

Ayrıca inşaat sektörünün gelecek yatırımları kontrol altına alınmalı. Sadece İstanbul’da kayıtlı 60 bin müteahhit firma var. Bu rakam Avrupa kıtasının tamamında 25 bin, ülkemiz ile aynı nüfusa sahip Almanya’da 3 bin. En çarpıcısı ise Türkiye genelinde 330 bin müteahhit firma var. Yani Avrupa’nın 13 katı.Plansız,programsız, hesapsız, kitapsız ticaret dediğim işte tam bu.

11. Kalkınma Planında tüm bu bahsettiğim çözümlerin ayak izleri var. Eğer İstanbul’un Faizsiz Finans Merkezi olmasını gerçekten istiyorsak işte şimdi tam zamanı.

Gerçekleri kalbimiz ile kavrayalım, gözlerimiz ile görelim, kulaklarımız ile duyalım. Aksi takdirde ülkemizde en zengin yüzde yirminin toplam gelirden aldığı yüzde 47.4 payın karşısında en yoksul yüzde 20 ‘nin yüzde 6.3 aldığı ve gelir dağılımı eşitsizliğinde Avrupa’da ikinci olduğumuz gerçeği değişmeyecek.



Ömer Mahmut Kuzanlı

http://www.cerideiilmiyye.org/borc-sorununda-altin-cozum/
H
7 yıl
Enflasyon Canavarı Nedir?
Arkadaşlar yazı bana ait değildir.www.cerideiilmiyye.org da Ömer Mahmut Kuzanlı nın yazdığı bir yazıdır.
http://www.cerideiilmiyye.org/enflasyon-canavari/

ENFLASYON CANAVARI
· 31 TEMMUZ 2019

Türkiye’de 15-24 yaş arası 2000 gençle yapılan bir araştırmaya göre bu gençlerin yüzde 84’ü para ve finansal konularda bilgi sahibi değil. Daha ilginç olanı yıllardır ülke gündeminden düşmeyen enflasyon kelimesinin anlamını 4 gençten 3’ü bilmiyor.

İnce detayına girersek en az 300 sayfalık bir kitap ile anlatılabilecek enflasyon meselesini bir makaleye sığabilecek şekilde en basit haliyle anlamaya çalışalım.

Enflasyon, fiyatların genel düzeyinin sürekli olarak artış göstermesidir. Yani enflasyondan bahsetmek için fiyatların değil fiyatlar genel düzeyinin artması ve bu artışın sürekli olması gerekir. Örneğin bu ay içinde soğanın fiyatı artarsa bu fiyat artışıdır. Buna enflasyon diyebilmek için soğanın ait olduğu grubun toplamında bir artış olması gerekir.

Örneğin soğanın ait olduğu gruptaki tüm ürünleri eşit olarak ağırlandırdığımızda bu gruptaki malların yarısının fiyatı artar yarısı düşerse ve sonuçta bu gruptaki mallar için ödediğimiz toplam para bir önceki aya göre değişmezse buna enflasyon diyemeyiz.

Gruptaki malların fiyatları o ay artar ancak diğer aylarda artmazsa buna da enflasyon diyemeyiz.

Bu tanıma göre enflasyon düştü veya arttı demek terminolojik olarak doğru olmaz. Enflasyonun hızı düşebilir veya artabilir.

İki tür enflasyondan bahsetmek mümkün. Bunlar maliyet enflasyonu ve talep enflasyonu.

Maliyet enflasyonu adında anlaşılabileceği gibi ilgili ürüne veya ürün gurubuna olan aşırı talep neticesinde olur. Aşırı talebin sebebi piyasadaki para bolluğudur. Fazla para satın alma arzusunu artırır. Bunun sonucu fiyatlar artar.

Üretilen mal ve hizmetlerin maliyetinin sürekli artmasına ise maliyet enflasyonu diyoruz. Emek, sermaye ve kaynaklar üretimin başlıca faktörleridir. Bunların maliyetindeki artış fiyatların artmasına sebep olur.

Vergiler ya da yerli paranın değer kaybı fiyatların yükselmesine sebep olur. Ancak fiyat artışlarının en önemli sebebi olarak faiz karşımıza çıkıyor. Faiz gideri hammaddeden pazarlamaya kadar her aşamada fiyatların artmasına sebep oluyor.

Faizli bir ekonomide sermayenin maliyeti vardır. Buna finansman maliyeti denir. Finansman maliyeti ise faiz ve kur farklarından oluşur.

Türkiye’nin en büyük 500 firması yüzde 33 öz sermaye yüzde 67 kredi ile çalışıyor. Ancak kendi öz sermayelerini koruyabilmek için kredi kullanırken karşı karşıya kaldıkları faizin aynısını öz sermayeleri içinde maliyetlerine ekliyorlar.

Finansman maliyetinin fiyatları nasıl etkilediğini görmek için Aralık’97 yılında Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır’ın kaleme aldığı makale çok çarpıcı. Makalede Prof. Dr. Mehmet Yazıcı’nın çalışmasına atfen verdiği rakamlara göre bir hazır giyim ürünün faizli bir ekonomide raf satış fiyatı 571.2 lira iken faizsiz bir ekonomide aynı ürünün raf satış fiyatı 31 liraya düşüyor. Aradaki 540 liralık fark faiz ve faizin sebep olduğu fiyat artışları.

Bu son derece detaylı olarak yapılmış olan çalışmaya göre faizin enflasyonun anası olduğu net bir şekilde ortaya çıkıyor.

Talep enflasyonu doğal sebeplerden ya da bir ürüne olabilecek aşırı talepten kaynaklanabilir. Ancak bu aşırı talep doygunluk noktasına ulaştığında ya da doğal sebepler ortadan kalktığında doğal seyrine geri döner. Yani etkisi geçici bir süre devam eder.

En büyük sebebi faizli ekonomi olan maliyet enflasyonu ise düzen değişmediği sürece hiç bir zaman doğal seyrine dönemez. Yani etkisi kalıcıdır.

Bu etkiyi sadece her ay açıklanan enflasyon rakamlarında değil insanların yok olan aile hayatlarında, çöken ahlak olgusunda, batan şirketlerde ve hayatımızın her alanında görüyoruz.

Ekonomik temel terimlerin anlamlarını bilmeden veya anlamadan ev, şirket, devlet ve dünya ekonomisinin içinde bulunduğu durumu anlamlandıramayız. Düzenin değişmesi için toplumsal bir talep gelmesi bir gerekliliktir. Bu talebin gelmesi için bireyler olarak bizim neyin niçin olduğunu kabaca da olsa bilmemiz gerekiyor. Bütün gayretim bu bilinç düzeyini kazanmamız için.

Gayret bizden takdir Allah’tan.

Ömer Mahmut Kuzanlı



Makalemde bahsi geçen Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır hocamın makalesinin linki :

http://isamveri.org/pdfdrg/D01929/1997_2/1997_2_BAYINDIRA.pdf
DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.