F

Yüzbaşı
27 Ocak 2011
Tarihinde Katıldı
Takip Ettikleri
1 üye
361071 Gün Cezalı
357651 gün 3 s. 6 dk.
Gönderiler Hakkında
F
9 yıl
Hayata Dair Ders Çıkarılacak Kısa Hikayeler (F5)
JACK VE BOB

Jack yavaşlamadan önce Takometreye baktı. Hız limitinin 50 olduğu yerde 73 ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından durduruluyordu.
Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilir?
Jack arabasını sağa çekti. ‘’İnşallah şu an yanımdan daha hızlı bir araba geçer ‘’ diye düşünüyordu. Polis elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi.
Bob? Bu Polis kliseden Bob Değilmi? Jack iyice arabasının koltuğuna sindi. Bu durum bir cezadan daha kötüydü.Kiliseden tanıdığı bir Polis, arkadaş olduğuna bakmaksızın birini durduruyordu. Hemde hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için.
“Merhaba Bob.Birbirmizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç”
“Merhaba Jack” Bob gülümsemiyordu.
“Beni, karımı ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın”
“Evet öyle” Bob umursamaz görünüyordu.
“Son günlerde eve hep çok geç geldim. Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi.Ayrıca Diana bana bu akşam Patates ve biftek yiyeceğimizi söyledi. Ne demek istediğimi anlıyormusun?”
“Evet ne demek istediğini anlıyorum.Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğinide biliyorum.”diye cevapladı Bob.
“Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi.taktik değiştirmek gerekli”diye düşündü Jack.
“Beni kaç ile giderken yakaladın?”
“Yetmiş. Lütfen arabana girermisin?”dedi Bob.
“Ah Bob, bir dakika bekle lütfen. Seni gördüğüm anda takometreye baktım.Sadece 65 ile gidiyordum.”
“Lütfen Jack,arabana gir” diye üsteledi Bob.
Jack canı sıkkın bir şekilde arabasına girdi,kapıyı çarparak kapattı.Bob not defterine bir şeyler yazıyordu.
“Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatımı istemiyorki”diye düşündü Jack.Ne olursa olsun, bundan sonra kilisede bu adamın yanına oturmaktansa, birkaç Pazar Jack kiliseye gitmeyecekti.
Bob kapıyı tıklatıyordu.Jack arabasının penceresini 5cm kadar açtı.Bob Jack’a bir kağıt verdi ve gitti.
“Ceza değil bu”diye kendi kendine söylendi Jack.Bi anda sevinmişti.Bu bir yazıydı ve kağıtta şunlar yazıyordu:
“Sevgili Jack,benim bir kızım vardı.Altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü.Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı.3 ay hapishane cezasıydı bu.Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp,öpüp,onları tekrar koklayabildi. Ama ben... Ben kızımı tekrar koklayabilip, öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kerede başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır, ama hala kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat et Jack, tek bir oğlum kaldı.”
Jack 15 dakika kadar bir süre yerinden kıpırdıyamadı. Daha sonra kendine gelip,yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve karısına sıkıca sarıldı...




MEKSİKALI BALIKÇI

Amerika’ lı zengin işadamı, bir iş seyahati sırasında küçük bir Meksika kıyı kasabasına uğrar. Limanda gezerken, ağzına kadar balık dolu küçük bir teknenin içinde oturan bir balıkçı, dikkatini çeker. Merakla yanına yaklaşır ve sorar;

Merhaba, bu balıkları yakalamak ne kadar zamanını aldı?

Balıkçı, tümünü bir-iki saate yakaladığını söyler. İşadamı bu kez, niçin daha uzun süre kalıp daha fazla balık yakalamadığını sorar. Balıkçı, ailesinin geçimi için bu kadarının yettiğini söyler. Amerikalı işadamı merakla balıkçıya kalan zamanını nasıl geçirdiğini sorar.

Balıkçı anlatır;
Geç vakit yatarım, sabah birazcık balık yakalarım. Sonra çocuklarımla oynarım, öğlende de karım Maria ile biraz siesta yaparım. Akşamları, amigolarla beraber gitar çalıp şarap içeriz, eğleniriz. Dolu ve meşgul bir yaşantım var senyör.

Amerikalı gerinerek;
“Sana yardım edebilirim. Balık tutmak için daha çok zaman ayırmalı ve daha büyük bir tekne ile çalışmalısın. Bu tekneden elde ettiğin gelirle daha büyük tekneler alırsın. Kısa sürede bir balıkçı filosuna sahip olursun. Böylelikle, yakaladığın balığı aracılara değil doğrudan doğruya işleme tesislerine satarsın. Hatta kendi balık fabrikanı bile kurabilirsin. Balıkçı sektöründe bir numara olursun.”

Ve Amerikalı devam eder,
Tabii, bunları yapman için öncelikle bu küçük balıkçı kasabasını terk edip Mexicocity’ye daha sonra Los Angeles’a ve en sonunda holdingini genişletebileceğin New York’a yerleşirsin. Balıkçı düşünceli vaziyetle sorar,

Peki senyör, bu anlattıklarınız ne kadar zaman alır? Amerikalı yanıtlar, 15-20 yıl kadar.

Peki, bundan sonra senyör? Diye sorar balıkçı.
Amerikalı güler, şimdi anlatacağım en iyi tarafı! Zaman geldiğinde, şirketini halka açarsın ve şirketinin hisselerini iyi paraya satarsın! Kısa zamanda zengin olup milyonlar kazanırsın!”

Milyonlar? Der Meksikalı,
Eee.... sonra senyör?

Amerikalı, “Ondan sonra emekli olursun. Geç vakitlerde yatabileceğin küçük bir balıkçı kasabasına yerleşirsin, istersen zevk için biraz balık tutarsın, çocuklarınla oynayacak, karınla siesta yapacak zamanın olur, akşamları da arkadaşlarınla şarap içip, gitar çalarsın. Nasıl, mükemmel değil mi?”



MARANGOZ


Yaslı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. işveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım isimden ayrılmak ve esi, büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yasam sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı, ne var ki. Müteahhit iyi isçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan, kendine bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti. Marangoz kabul etti ve ise girişti, ne var ki gönlünün yaptığı iste olmadığını görmek pek kolaydı. Bastan savma bir isçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!.. isini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi. Diş kapının anahtarını marangoza uzattı. "Bu ev senin" dedi, "sana benden hediye". Marangoz soka girdi. Ne kadar utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi! O zaman onu böyle yapar miydi! Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi hayatimizi kurarız. Çoğu zamanda, yaptığımız ise elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da, soka girerek, kendi kurduğumuz evde yasayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz. Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ye da bir duvar dikersiniz. "Hayat bir kendin yap tasarımıdır" demiştir biri. Bugün yaptığınız davranış ve secimler, yarin yasayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun. Unutmayın... Paraya ihtiyacınız yokmuş gibi calisin. Hiç incinmemişsiniz gibi sevin. Kimse izlemiyormuş gibi dans edin.



Üç Heykel

Iki komsu ülkenin hükümdarlari birbirleriyle savasmazlar, ama her
firsatta birbirlerini rahatsiz ederlerdi. Dogum günleri, bayramlar da
ilginç armaganlar göndererek karsidakine zekâ gösterisi yapma
firsatlariydi.

Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltirasini
huzuruna çagirdi. Istedigi, birer karis yüksekliginde, altindan,
birbirinin tipatip aynisi üç insan heykeli yapmasiydi. Aralarinda bir
fark
olacak ama bu farki sadece ikisi bilecekti.

Heykeller hazirlandi ve dogum gününde komsu ülke hükümdarina gönderildi.
Heykellerin yanina bir de mektup konmustu.

Söyle diyordu heykelleri yaptiran hükümdar: "Dogum gününü bu üç altin
heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tipatip aynisi gibi
görünebilir. Ama içlerinden biri diger ikisinden çok daha degerlidir. O
heykeli bulunca bana haber ver."

Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttirdi. Üç altin heykel gramina
kadar esitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çagirtti.
Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarinda bir
fark göremediler.

Günler geçti. Bütün ülke hükümdarin sıkıntisini duymustu ve kimse çözüm
bulamiyordu. Sonunda, hükümdarin fazla isyankâr oldugu için zindana
attirdigi bir genç haber gönderdi. Iyi okumus, akilli ve zeki olan bu
genç, hükümdarin bazi isteklerine karsi çiktigi için zindana atilmisti.

Baska çaresi olmayan hükümdar bu genci çagirtti. Genç önce heykelleri
sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi. Teli
birinci heykelcigin kulagindan soktu, tel heykelin agzindan çikti.
Ikinci heykele de ayni islemi yapti. Tel bu kez diger kulaktan çikti.
Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden disari çikmadi. Ancak
telin sigabilecegi bir kanal kalp hizasina kadar iniyor, oradan öteye
gitmiyordu.

Hükümdar heykelleri gönderen komsu hükümdara cevabi yazdi:

"Kulagindan gireni agzindan çikartan insan makbul degildir. Bir
kulagindan giren diger kulagindan çikiyorsa, o insan da makbul degildir.
En degerli insan, kulagindan gireni yüregine gömen insandir.
Bu degerli hediyen için çok tesekkür ederim."




Baba, Oğul ve Bir Torba Çivi

Bir zamanlar, bir baba ve oğuldan oluşan bir aile yaşarmış. Baba ve oğul inşaat işleri yaparak geçimlerini sağlarlarmış. Baba inşaat ustası, oğul ise onun kalfasıymış.

Görünüşte mutlu bir aile tablosu çizseler de babası oğlundan çok şikayetçiymiş. Oğul durmadan birileriyle kavga ediyor, etrafındakilere zarar veriyor, babası da buna çok üzülüyormuş.

Gel zaman git zaman babası oğlunun bu durumunu düzeltmek için bir şey yapamamış. Günlerden bir gün, bir tatil günü babası oğlunu bir kenara çekerek, ona bir torba çivi vermiş. Bir torba çiviyi görünce oğul önce çok şaşırmış. Oğlunun çok şaşırdığını gören babası da:


“Oğlum sana bir torba çivi veriyorum. Arkadaşlarınla tartışıp kavga ettiğin her sefer şu gördüğün tahtaya bir çivi çak”, diye oğlunu uyarmış.

Oğul, babasının sözünü dinlemiş, birinci gün tahtaya 37, ikinci gün 25, üçüncü gün ise 17 çivi çakmış. Günler geçip gidiyor, oğul tahtaya daha az çivi çakmak için kendini kontrol etmeye çalışıyormuş. Ve her geçen gün daha az çivi çakmış. Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış tahtaya. Bu mutlu haberi babasına söylemiş. Babası oğlunu yeniden tahtanın önüne götürmüş. Oğluna:

“Bu günden başlayarak tartışmayıp, kavga etmediğin her gün için tahtadan bir çivi çıkart”, demiş.

Oğul tartışıp, kavga etmediği her gün tahtadan bir çivi çıkartıyormuş. Günler geçmiş, bir gün gelmiş ki tahtadaki çivilerin hepsi çıkarılmış. Bunu gören baba oğlunu yeniden tahtanın karşısına götürmüş ve

“Aferin oğlum iyi davrandın, arkadaşlarınla iyi geçindin, hiç kimseyle kavga etmedin; ama bu tahtaya dikkatli bak. Üzerinde artık çok delik var. Bu tahta perde hiçbir zaman geçmişteki gibi olmayacak.”




Hayatın Sırrı

Bir gün yaşlı bilgenin sarayına bir adam gelir.
Der ki; bana mutluluğun sırrını söyler misin? Bilge, adama şöyle bir bakar ve içine sıvı yağ konmuş olan bir kaşık verir ve 'bu kaşığı al, sarayımı gez, sonra neler gördüğünü gel bana anlat. Ama sakın ha kaşıktaki yağı dökme' der. 'Peki' der genç adam, içi yağ dolu kaşığı alır ve gezmeye başlar, iki saat sonra tekrar bilgenin yanına gelir. Bilge sorar; 'gezdin mi sarayımı?' Adam gezdim der gibi kafasını sallar. 'Peki, cennet bahçemdeki gülleri gördün mü?' Adam cevaplar 'hayır'. Bilge tekrar sorar; 'Peki yeni doğmuş tayları?' 'Hayır'. 'Mis kokulu çam ağaçlarımı?' 'Hayır'. 'Sarayımın duvarlarında ki çinileri?' 'Hayır'...
Bilge ne sorduysa adam hayır diye cevaplamaktadır. Hayır demekten sıkılan adam 'Kaşıktaki yağı dökmemek için hiçbir şeye bakamadım ki' der. Bilge yağ dolu bir kaşık daha verir, 'al bu kaşığı ve tekrar gez ama bu kez evrenimin güzelliğini görmeden gelme'. Bir - iki saat sonra adam tekrar bilgenin yanına gelir. Daha bilge sormadan heyecanlı bir şekilde gördüklerini anlatmaya başlar.

'Çiftlikte koşan taylar ve anneleri ile oynayan oğlaklar bana çocukluğumu hatırlattı. Bahçenizde ne kadar çok gül var, sayamadım doğrusu. Ama en çok kırmızı gülleri beğendim. Küçük göletteki ördek yavruları da çok sevimliydi. Doğrusu insan bunları seyrederek bir ömür geçirebilir. Sarayınız çok büyük, hele fil ayağına benzeyen o ihtişamlı mermer sütunlar. Özellikle de çinilere çok dikkat ettim. Bunları yapan ustalar çok uğraşmış olmalı...'
Adam o kadar heyecanlıdır ki içi içine sığmamaktadır. 'Pekâlâ', der bilge eliyle dur işareti yaparak, 'kaşığımı verdiğim gibi geriye getirdin mi?' Adam 'tabi getirdim' der. Kaşığı uzatır bilgeye, bir de ne görsün? Kaşıkta hiç yağ kalmamıştır.
'İşte evlat' der durumu gören bilge. 'Mutluluğun sırrı hayatın bütün güzelliklerini yaşamak onların farkına varmaktır. Ama elinde ki bir kaşık yağı da unutmadan.'
F
9 yıl
Anlamıyorum konularım niye siliniyor (F5)
Bu konum neden silindi Allah aşkına? Adam gibi birşey yazıyorum, paylaşıyorum ortalıkta o kadar çok silinecek kural dışı, yanlış yere açılan konu varken neden benim konularımı siliyorsunuz? 2-3 tane velet konuyu baltalayınca neden benim konum siliniyor? Her açtığım konuyu siliyorsunuz. Eğer böyle vurdumduymazlık yapacaksanız daha önce de söylemiştim sınırsız banlayın üyeliğimi.. Ben o silinen konular için en az 1 saat uğraştım insaf insaf..
F
9 yıl
Yasaklanan Sitelere Giremiyorum DNS işe yaramıyor (F5)
Herşeyi yaptım eskiden hiçbir sorunum olmazdı şimdi tüm dnsleri değiştirdim işe yaramadı. Diyelim yasak bir siteye giriyorum. Erişim engellendi diyor dns değiştirince yükleniyor sayfası çıkıyor ama bir türlü yüklenmiyor sonra sayfa yanıt veremedi hatası çıkıyor. ktunnel gibi sitelerle girebiliyorum ama onlarla girmek istemiyorum. Hosts dosyasını düzenleyince giriyor. Hosts dosyası var mı bildiğiniz ya da kesin işe yarayacak başka bir çözüm?
F
9 yıl
Renklerin Ustası (F5)
Renklerin ustası, ressamların piri olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi sonunda eğitimini tamamlar. Artık kendi kanatlarıyla uçabilecektir. Büyük usta, öğrencisini uğurlarken öğrencisine bir de tavsiyede bulunur. Yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını ister. Resmin yanına da, halktan resimde beğenmedikleri yerlere bu kalemle, çarpı işareti koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini ekler.

Öğrenci, birkaç gün sonra heyecanla resme bakmaya gittiği zaman resmin çarpılar içinde olduğunu görür. Üzüntüyle ustasına gider. Usta ressam, bu duruma hiç üzülmemesini söyler ve ondan resmi yeniden yapmasını ister.

Öğrenci, büyük bir buruklukla ustasını dinler ve resmi yeniden yapar. Usta, resmi yine aynı meydana koymasını söyler. Fakat bu kez, tablonun yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boyayla birkaç tane de fırça koymasını ister. Tablonun yanına da, bu kez insanların bu resimde beğenmedikleri yerleri düzeltmelerini rica eden bir de yazı bırakmasını söyler.

Öğrenci ustasının dediklerini harfiyen yerine getirir. Ve beklemeye başlar. Birkaç gün sonra heyecanla resmin bulunduğu meydana gider, bir de bakar ki ne görsün? Bu kez, resmine en küçük bir ekleme dahi yapılmamış hatta resme hiç dokunulmamış.

Öğrenci bu haberi vermek için sabırsızlıkla ustasına koşar. Sevinçle olayı anlattıktan sonra ustası şöyle der.

" Sana böyle davranmanı söylememin nedeni şuydu: Birinci olayda, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini görmeni istedim. Hayatında hiç resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.

İkincisinde ise onlardan yapıcı olmalarını istedin. Oysa yapıcı olmak kolay değildir ve herkesin harcı değildir. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. İnsanlar, bilmediği bir konu hakkında atar tutarlar ama iş onu düzeltmeye gelince hiç kimse buna cesaret edemez. Bunu sakın unutma: Emeğinin karşılığını, senin ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Sakın, emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma."

Hikaye böyle…Sonuçta bir hikaye ama gerçeğe ne kadar da yakın değil mi? Günümüzde çok az kişi bir şeyler yapmak istiyor ve emek sarf ediyor. Büyük bir çoğunluk ise bir şey yapmamakta ve kolaya kaçmakta. Rahatları bozulacak diye kendileri bir şey yapmazken, yapanları da kıyasıya eleştirip yok etmeğe uğraşıyor. Niye mi? Çalışanlar başarınca onların tembellikleri, başarısızlıkları ortaya çıkacak ve onların bugüne kadar ileri sürdürdükleri mazeretleri de ortadan kalkacak diye.
İş hayatında, çalışanlar, yorulanlar nedense hep haksızlığa uğramış gibi hissederler kendilerini. Haksız da sayılmazlar. Onlara sürekli olarak, çalıştıkları için suçlu oldukları hissettirilir de ondan. Oysa onlar çalışır da çalışırlar. Tüm şirketi, toplumu ve ülkeyi ayakta tutabilmek için, çarkları döndürebilmek için kan ter içinde kalırlar.

İşte böyle çalışanlar, tüm şirketi, toplumu ve ülkeyi ayakta tutabilmek için, çarkları döndürebilmek için kan ter içinde kalanlar: “emeğinizin karşılığını, senin ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Sakın, emeğini bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma" .

Peki “cehalet arttıkça bize daha da fazla görev düşmüyor mu?" diye soracak olursak. Bugün, cehaletle savaş ancak onları da eğiterek kazanılır. Onların eline kırmızı kalem vermekle değil, onlara renkli boyalarla yapılmış eserlerimizi daha fazla gösterip sergilememizle olur. Varsın anlaşılmayalım, varsın yalnız kalalım. Biz doğru dürüst, bildiğimiz ve istediğimiz gibi eserlerimizi birbiri ardı sıra hayata geçirelim.

Unutulmaması gereken bir husus da: en güzel tabloların en güzel eserlerin arkasında onu destekleyen güçlü bir ekonomi vardır. Dünyaca ünlü birçok Batılı sanatçı acaba arkalarındaki güçlü ekonomi olmasaydı yine bu ünlerine sahip olabilirler miydi? Maslow’un ihtiyaç hiyerarşisinin en alt basamaklarını (açlık- susuzluk vb.) temel ihtiyaçları karşılamadan bir üst seviyeye çıkmak mümkün değildir. Bir şeyler üretmek kendinden bir şeyler katabilmek moda tabiriyle inovasyon yapabilmenin yolu firmaların küresel rekabet ortamında bir adım ileri çıkmasını sağlayacak olan insan unsurunun kendisini geliştirmesinin yolunu açarak işe başlamayıyız.

Bütün kısır ve iç çekişmelerimizi bir yana bırakıp ellerimize renkli fırçalarımızı alıp en güzel sanat eserlerini hep birlikte inşa etmeliyiz. Sonra da bunu dünyayla gururla paylaşmalıyız.

Zaman eleştiri zamanı değil, harekete geçmek, çalışmak daha çok çalışmak ve iki günü birbirine eşit olmama zamanı.
F
9 yıl
Üyeliğimin silinmesini istiyorum.. (F5)
Anlıyorum o zaman üyeliğimin silinmesini istememde bir sakınca var mı acaba? Süresiz ban değil de mesajlarımla birlikte silinmesini istiyorum. Eğer mümkün değilse süresiz banlansın..
F
9 yıl
Şikayet sistemini kullanma yetkiniz elinizden alındı. Yönetimle görüşünüz. (F5)
Şikayet edilmesi gereken mesajları şikayet ediyordum birden bire bu uyarı geldi. Bir ilgilenirseniz sevinirim. Sanırım ard arda şikayet ettiğim için oldu..
F
9 yıl
Uzak Doğu Silahları (F5)
Uzak doğu silahlarına hep bir ilgim vardır. Filmlerde çok iyi kullanırlar bu silahları. Genelde dublörler değil işin ehlileri oynar başrollerde bu tür filmlerde.. Gerçekten çok ilginç ve kullanması zor silahlar. Öyle eline alıp da sağa sola saldıramayacağın türden silahlar.. Tabi bu silahların kullanımı akrobasi hareketleri ile hem hız, hem de tutarlılık sağlıyor. Zaten filmlerde genel olarak kullanılan malzeme de bu.. Kısaca bulduklarımı paylaşayım..

Katana

< Resime gitmek için tıklayın >

Kurşunu kesebilecek nitelikte olan katanalar ayrıca dayanıklı kılıçlardır ve kolay kolay körelmez. 2 cm lik demir boruyu kesen hindiztan cevizini ikiye ayıra bu kılıçlar insanı ikiye bölecek keskiciliktedir. Dünyanın en keskin objeleri olan samuray kılıcının zor bir yapım şekli vardır.İyi bir kılıcın yapımı aylar sürmektedir.Katanaların kesiciliği olmakla beraber Şimşir gibi fazla eğimi olmadığı için saplama silahı olarakta kullanılır.Kılıçın bir diğer avantajı ise avrupa kılıçları gibi fazla ağır olmamasıdır.Kılıç sadece cila ile bilenir.Katanalar kesiciliğini denemek için katanaların yapıldığı ilk yıllarda suç işleyen insanlarda suçun ağırlığına göre kolu,bacağı veya başı kesilirdi.

Sai

< Resime gitmek için tıklayın >

Pek çoğumuz buna ninja kaplumbağalardaki Raphael ile aşina olmuşuzdur. Bıçaktan farkı tutuş avantajı ve savunma yapabilmesidir.

Sansetsukon

< Resime gitmek için tıklayın >

Nunchaku'dan tek farkı 3 sapı olması ve daha uzağa saldırı yapabilmesi de aralarındaki farklardan biri..

Nunchaku

< Resime gitmek için tıklayın >

kullanımının en büyük püf noktası zincire yakın yerden tutulmasındadır.bunu bilmeyen bir insan omuz geçişi hareketinde kafasını kanatabilir.nunchaku sallarken öbür eliniz daima kalbinizin hizasında uzak doğu kültüründe''buda'nın açık eli'' olarak bilinen bir şekilde parmak uçları göğe bakacak şekilde tutulmalıdır.yoksa kalbe gelen darbe öldürebilir.ipli ve zincirli olmak üzere 2 türü cvardır.farkları ise iplikli olanı kolay sallanır fakat düşmanın karın bölgesine çarparsa büyük bir hız ile sahibine döner.zincirlisi ise çok acıtır fakat yumruk değişimi de denilen zincir kısmının elin farklı bölümüne geldiği hareketlerde zincir inanılmaz derece acıtır.buna rağmen 4 kişi size saldıracaksa tek nunchaku ile ''otgorochirigi'' denilen oval x çizme hareketi ile kemiklerini kırabilirsiniz.türkiye'de nefsi müdafaa amaçlı kullanımı serbest olsa bile eğitim dışı kullanmak suçtur.

Kunai

< Resime gitmek için tıklayın >

İlginç bulduğum silahlardan biri de kunai'dir. Şekil olarak mızrak ucunu anımsatan bir hançer görünümünde ve boyutundadır (yaklaşık 30cm). kullanım alanları shuriken'den daha geniştir. normal bir bıçak gibi, delgi olarak, toprağı kazmak için ya da fırlatılarak kullanılabilir. Fırlatılarak kullanıldığında shurikenden daha etkilidir.

Shuriken

< Resime gitmek için tıklayın >

Shuriken Türkçe'de Ninja Yıldızı olarak bilinen bir çeşit silahtır.Kelime anlamı olarak "el içinde gizli bıçak" anlamına gelir. Gelenksel olarak ninjalar tarafından kullanılmıştır. Yıldız şeklinde, sert çelikten yapılmış, havada yay çizmesini engellemek için ortası delik ya da ağırlık takılmıştır. Atıldığı zaman dönerek gittiği için sivri kenarlarının saplanma haricinde bir de kesme fonksiyonları vardır. İnsanların üzerine saplanmadıkları için sinir sistemini felç eden ya da enfeksiyon bulaştıran zehirlere batırılarak kullanılırlardı. Ateşli silahların kullanılmaya başlanmasıyla shuriken'in kullanımı terk edilmiştir.

Kusarigama

< Resime gitmek için tıklayın >

Ve geldik benim en beğendiğim bu silaha. Gerçekten hareketleri ve atak hamlelerini çok beğendiğim bir silah. Kullanımı gerçekten çok zor. Kusarigama. 15-17.yüzyıllar arasında Japonya’da ninjalar tarafından kullanılmaktadır. Özellikle Ninjaların kullandığı son derece pratik ancak dövüşmesi bir hayli zor bir silahtır. basit düşünülürse bir orak ve bir ağır metal parçasının bir zincir veya ip vasıtasıyla birbirine bağlanmasından oluşmaktadır. Ninjalar bu silahlarla bir çok asker veya samuraya karşı savaşabiliyorlardı. bu silahın en büyük marifetlerinden biri onu kullanmayı iyi bilen kişiye düşmanının silahını elinden alma kabiliyetini kazandırmasıdır. Kusari Gama ile dövüşme sanatına Kusarigamajutsu denir.[1]

Double broadswords

< Resime gitmek için tıklayın >

Double straight swords

< Resime gitmek için tıklayın >

Double Axes

< Resime gitmek için tıklayın >
F
9 yıl
El sıkışmak, sarılmak, el öpmek (F5)
El sıkışmanın tarihteki anlamını bilmeyen yoktur sanırım. Eğer bilmeyen varsa ben yine de yazayım. Tokalaşma aslında çok önceden beri kullanılan bir hareket ancak eskiden şu anda kullandığımız manada kullanılmıyordu. Günümüz tarihinden çok çok önce, tüm erkekler bir silah taşıyor ve çoğunluğu da bu silahı sağ eli ile kullanıyordu. Silahlar genelde tüfek olduğu için sırtta taşınıyordu. Bir erkek diğerine dost olduğunu, silahını çekmeyeceğini kanıtlamak için boş sağ elini uzatıyor, diğeri de aynı şeyi yapıyordu. Ama her iki taraf da kendini emniyete almak, diğerinin aniden silah çekmesine mani olmak için, birbirlerinden emin olana kadar, birlikte ellerini hafifçe sıkarak duruyorlardı. Tokalaşırken elleri sallama alışkanlığı ise elleri daha iyi kavrayarak, rakibin giysisinin içinden aniden bir silah çıkarmasını önlemek için başlamış olabilir. Ancak sonraları dostluğun bir ifadesi oldu. Samimiyetimizi ifade etmek için pek çok sarılma, tokalaşma türü çıktı. El öpme de saygıyı ifade eden kavramlardan biri haline geldi. El öpmek nereden çıkmış olabilir peki? Eli öpülen insana duyulan saygınlığı nasıl ifade edebilir el öpmek? El öpmek eskiden eli öpülen insanın yaptığı onca işi, emeği, başarıyı takdir etmek, eline sağlık demek için öpülürdü el. Genelde kadınlar, erkeklerin elini öperdi. Devlet ve din büyüklerinin eli öpülürdü. Şimdi ise anne, baba, kendimizden yaşça büyük kişilerin eli öpülüyor. Anne ve babanın elini öpmek doğru olsa da tanımadığımız yaşlı bir insanın eli neden öpülür ki? Pek çok şey el öpme kavramında da olduğu gibi yanlış olarak aktarılıyor gelecek nesillere.. Hindistan'daydı yanlış hatırlamıyorsam orada el öpmenin karşılığı ise karşındakinin ayağına dokunmakmış. Bana göre en samimi karşılama, sevgiyi ifade etme biçimi sarılmak. Kelimeleri geçersiz kılan bir sevgi biçimi sarılmak. Sevginin şiddetine göre sarılma sıklığı da artabilir. Samimiyet ise en kolay sarılmada belli oluyor. Çevremde sadece anne ve babamdan buluyorum bu karşılığı..
F
9 yıl
300'le indiriyor.
Arkadaşlar 2 mayısta hızım 1 mbit'e inmişti yine şimdi download yapıyorum ve dosyayı 300 küsürle indiriyor. Acaba sınır 3'e falan mı çıktı, kalıcı mı bu?
F
9 yıl
Bilgisayara bağlanan programlar?
Arkadaşlar wireless ile telefonu, bilgisayara bağlayan programlar önerebilir misiniz? Mouse, team viewer gibi..
DH Mobil uygulaması ile devam edin. Mobil tarayıcınız ile mümkün olanların yanı sıra, birçok yeni ve faydalı özelliğe erişin. Gizle ve güncelleme çıkana kadar tekrar gösterme.