Yıllardır aynı tonda, aynı reçeteyle ısıtılıp önümüze konulan; benzer skeçlerin, ezberlenmiş esprilerin, oyuncuların artık refleks haline gelen mimiklerinin ve değişmeyen taklitlerin etrafında dönüp duran bu iki program, adeta bir seri üretim fabrikası gibi çalışmaya devam ediyor. Toplumsal gönderme kisvesi altında yıllardır aynı klişeleri yineleyen bu yapımlar, mizahtan uzaklaşarak orta malı birer tüketim nesnesine dönüşmüş durumda.
Ortada ne taze bir fikir ne de yaratıcı bir akıl var; geriye sadece yılların kredisini tüketen bir konfor alanı kalıyor.
Seyirci neye güleceğini, oyuncu hangi mimikle karşılık vereceğini daha sahneye çıkmadan biliyor. Heyecanın, riskin ve gerçek mizahın olmadığı yerde sadece ezberlenmiş bir tiyatro rutini kalıyor.
Hayat pahalılığının, geçim derdinin insanları boğduğu, bütçelerin desimetre desimetre hesaplandığı bir ekonomik iklimde; an itibarıyla 2 bin liradan başlayan bilet fiyatlarına rağmen bu salonların hâlâ dolması trajikomik bir çelişkidir. İnsanlar paralarını, yıllardır tıkır tıkır işleyen bu sömürü düzenine ve kendini tekrar eden tembelliğe gönüllü olarak akıtıyor.
Bu tablo, yalnızca mizah dünyasının sığlığını değil, aynı zamanda izleyicinin de kolaya alışmış, sorgulama yetisini yitirmiş halini gözler önüne seriyor. Üretenlerin zahmetsizce para kazandığı, izleyenin ise cüzi bir eğlence uğruna hem parasından hem de estetik zevkinden taviz verdiği bu kısır döngü, Türk eğlence sektörünün en büyük trajedisidir.
Bu yapımlara bilet alıp gülmek, yıllardır aynı masalı dinleyip her seferinde aynı yere şaşırmaktan başka bir şey değildir.
Ortada ne taze bir fikir ne de yaratıcı bir akıl var; geriye sadece yılların kredisini tüketen bir konfor alanı kalıyor.
Seyirci neye güleceğini, oyuncu hangi mimikle karşılık vereceğini daha sahneye çıkmadan biliyor. Heyecanın, riskin ve gerçek mizahın olmadığı yerde sadece ezberlenmiş bir tiyatro rutini kalıyor.
Hayat pahalılığının, geçim derdinin insanları boğduğu, bütçelerin desimetre desimetre hesaplandığı bir ekonomik iklimde; an itibarıyla 2 bin liradan başlayan bilet fiyatlarına rağmen bu salonların hâlâ dolması trajikomik bir çelişkidir. İnsanlar paralarını, yıllardır tıkır tıkır işleyen bu sömürü düzenine ve kendini tekrar eden tembelliğe gönüllü olarak akıtıyor.
Bu tablo, yalnızca mizah dünyasının sığlığını değil, aynı zamanda izleyicinin de kolaya alışmış, sorgulama yetisini yitirmiş halini gözler önüne seriyor. Üretenlerin zahmetsizce para kazandığı, izleyenin ise cüzi bir eğlence uğruna hem parasından hem de estetik zevkinden taviz verdiği bu kısır döngü, Türk eğlence sektörünün en büyük trajedisidir.
Bu yapımlara bilet alıp gülmek, yıllardır aynı masalı dinleyip her seferinde aynı yere şaşırmaktan başka bir şey değildir.