|
Torik onlar bekleyin zamanı değil. < Resime gitmek için tıklayın > @qontak0 @mytra |
|
Babam memur olmasına rağmen balık ve balıkçılık hevesini ölene dek kaybetmedi. Küçücük teknesiyle her hafta sonu balık peşinde gezerdi. Rahmetli, "Palamut İstanbul Boğazı'na inince en lezzetli halini alır, boğazdan çıkınca yağı canı kalmaz, yenmez der, üniversitede okuduğum zamanlarda hiç üşenmeden her sonbahar Sarıyer'e, beni ziyarete gelirdi. Giderken de bol bol palamut götürürdü haliyle Antalya'ya. Evde kendi elleriyle yapıp bana bıraktığı koca trnekeyle sardalya turşusunun tadı hala damağımda. Palamut, yaz aylarını Karadeniz'de geçirip sonbaharda deniz suyu soğumaya başladığında, ılık sulara göç etmek başlıyor ve İstanbul Boğazı üzerinden güneye doğru hareket ediyor. Karadeniz'de iyice beslenen ve Boğaz'a ulaştığında ideal yağ oranına kavuşan balığın eti gerçekten de bu dönemde inanılmaz lezzetli oluyor. |
|
Ne eski mevsimler kaldı ne eski balıklar.. < Resime gitmek için tıklayın > |
| Sogugu yemeden bu balıklara tatsız olur demi o halde hocam ? |
| Afyon carrefoursa ya gelmemis daha carsamba diyorlar |
|
Evet palamut türü balıklar da önemli 2014 de yapılan çalışma https://academic.oup.com/ijfst/article/49/12/2668/7864380 < Resime gitmek için tıklayın > |
|
Sorma üstadım. Seksenli doksanlı yıllarda elde yemli misina ya da çapariyle, galata köprüsü üzerinde çinekop, sarıkanat, lüfer, palamut tutardık diyorum, kimsenin inanası gelmiyor. Sürdürülebilir avcılık ve küçük ölçekli balıkçılık uygulanmayınca kaçak, zamansız ve trollerle yapılan büyük ölçekli avcılık aldı onun yerini. Deniz ekosisteminin canına okuduk/okuyoruz sonuçta elbirliğiyle. Burnumuzun dibindeki Yunan adalarında restorana gelen balık, o sabah küçük bir tekneden taze olarak alınmış deniz balığı oluyor. Türkiye'de ise aşırı avlanma baskısı nedeniyle restoranlarda deniz balığından ziyade çiftlik balığı yaygın. Buralardaki gerçek deniz ürünleri ise, ulaşılmaz fiyatlarda ve kalamar, karides ve belirli balık türleriyle sınırlı. Aslında deniz ürünleri lüks bir tüketim maddesinden ziyade halkın haftalık beslenme rutininde yer alan geleneksel bir mutfak kültürü öğesi olmalı. Ama biz kırmızı et ve unlu gıdalar ağırlıklı bir mutfağa hapsettik kendimizi. Yani ne o eski mevsimler kaldı dediğiniz gibi, ne de o balıklar. |
80 lerde siz köprüdeyken, ben de sarayburnu'nda karides yemli izmarit tutuyormuşum demek ki. hiç öyle büyük balık avlamayı gözüm kesmedi. yemli , misinalı usulle, izmarit, istavrit çekerdik. bir ara salacak'da çarpma usulüyle zargana toplamıştım gerçi. büyük balık sayılır. |
|
Öğrenci hali işte hocam. Doyması gereken çok boğaz vardı o zamanlar. :) işin eğlencesi yanımıza kâr elbette. Nevalelerimizi hazırlar, gece yarısı evden çıkıp, köprü altında sabahı eder, balıklarla birlikte eve dönerdik. Eğer fazla tutmuşsak bir kısmını cüzi fiyata oradaki lokantalara satardık. Lokantalar gelen müşterilerine "az önce köprüden çekilmiş" canlılığı üzerinde lüfer sunabilmek için bu balıkları kapışırlardı. Müşteriye "köprüden yeni çıkmış olta lüferi" sunmak büyük bir prestij kaynağıydı o yıllarda. Son gittiğimde Karaköy, Eminönü, Galata falan tamamen donmuş Norveç uskumrularına teslim olmuştu. |
| açıkçası benimki tamamen keyifti. hafta sonlarını iple çekerdim. zaten bir misina, 5-6 iğne, kurşun. hepsini de kendim sarardım o yaşta. iğne sarmak sıkıntılıdır, bilirsiniz. sabah 8 den akşam 6-7 ye kadar 10 balık tuttum tuttum. gerisi olta parmakta, keyif zamanı. |
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı > Bu mesaja 1 cevap geldi. Cevapları Gizle