Okumadım |
| Aslında mütevazi bir kişiliğe sahip bu ülkede çıldırmamak elde değil çünkü halk okumuyor yanlış bilgilere yöneliyor. |
|
Bu adam kimdir diye biraz araştırma yaptım. Yazısında bahsettiği ve İsmet paşanın kendisinin kaynak gösterdiği "Bu millet düşmanınızdır" sözüne zamanında mustafa armağan cevap vermiş, Ekşi link:https://eksisozluk.com/entry/13519683 Konunun özeti: özetlersek, inönü, bursa’nın işgali üzerine cephe gerisine göçmekte olan subaylara, kuvve-i seyyare’nin halktan zorla vergi toplayıp kasaba ve şehirlerin önde gelen zevatını milli mücadele’ye düşman ettiklerini söylemekte ve “millet düşmanınızdır” diyerek onlara bel bağlamamaları uyarısında bulunmakta, ‘eşraf anlamında milletin mal ve paraları gasp edildiğinden canları fena halde yanmış olup size düşmanca bakabilirler, ihanet edebilirler, aman uyanık olun’, demektedir. yoksa milleti neden karşısına alsın ki yurdu düşmandan kurtarmak için uğraşan bir komutan? millete dayanmayacaktı da kime dayanacaktı sonra? sabrınızı zorladığımı biliyorum ama tartışmalara son vermek için inönü’nün hatıratından ilgili parçanın tamamını aktaracağım. isteyen fotokopisini verdiğimiz ulus’taki orijinalinden de okuyabilir metni. bakalım inönü gerçekten ne demiş o ‘belge’de: 'geriye doğru hicret eden bir kafileye rastladım. kağnı arabaları, subaylar, aileleri, bursa istikametinden geliyorlar. kafilede halktan da kimseler var. ilerlemekte olan düşmandan kaçıyorlar. kafile hem yürüyor, hem söyleniyorlar, mırıldanıyorlar. kulak verdim, “ne olacak, ne yapacağız, nedir bu bizim başımıza gelenler?” tarzında konuşuyorlar. kafileyi durdurdum. subayları bir kenara topladım: içinde bulunduğumuz vaziyeti bilesiniz. bundan başka subay olarak da yerinizi bilmelisiniz. padişah düşmanınızdır. yedi düvel düşmanınızdır. - bana bakın, dedim. kimse işitmesin, millet düşmanınızdır. [çünkü m.a.] sizin yüzünüzden muharebe devam ediyor, zannındadır. her tarafta fesatçılar var. bunlar da düşmanınız sayılır. silâhımız yok, adamımız yok. nasıl muharebe edeceğiz diye propagandalar yapılıyor. memleketimizde bundan sonra bir muharebe yapacak olursak, böyle bir muharebeye mecbur kalacaksak, en çok silâhlı bulunduğumuz zaman bu gündür. şimdi memleketi savunuyoruz ve netice alırız diye ümit ediyoruz. mücadeleyi bıraktık mı, ekmek bıçağı bulamıyacaksınız. elinizde ekmek bıçağını bırakmıyacaklar. anlıyor musunuz? gün, bugündür. kurtulmak lâzım. silâhımız bu kadar, cephanemiz bu kadar, siz kağnı arabası ile gidiyorsunuz, ne yapalım? devlet baba bu kadar veriyor dedim.'[1] bundan sonrası size kalmış sevgili okur. bu parçadan ‘millet düşmanı’ bir inönü resmi mi düşüyor önünüze, yoksa bir bozgun sırasında subaylara kimlere güvenip kimlere güvenmeyecekleri uyarısında bulunan telaşlı bir komutan resmi mi, siz karar verin. günün birinde inönü’yü savunmak zorunda kalacağım hiç aklıma gelmezdi. lakin aristo’nun hocası eflatun’a dediği gibi, “sizi severim fakat hakikati daha ziyade severim…’
|
|
7 Yıl Topkapı Sarayını yönetmiş, İtalyanca okuduğu kitabı sesli olarak Almanca'ya çeviren, Dünya'nın dört bir yanından plaketler, madalyalar alan adam. Yalnız güzel ülkemde Mustafa Armağan, kadir mısıroğlu dinleyen var.Ah güzel ülkem.Aslında çok güzelsinde cahiller çok olunca seninde bir anlamın kalmıyor. |
| Yazık adama sen o kadar dil bil o kadar oku dünyadaki tarih alanında sayılı aydınlardan ol sonrada sırf başkanlığı desteklemedi diye 2-3 ak trollun ağzına düş. Yazık adama yahu.Kusura bakmayın ama o Mustafa Darmadağın , Kadir Kısıroğlu filan var ya , onların fare tuttuğu kadar İlber'in kedi gibmişliği var akıllı olun yani. |
| Yeni şafak'ın üzerine çay dökülerek eskitilmiş chp antetli uydurma belgerine adam en doğru cevabı vermiş ne küfürbazı. Gazeteler haber yapar, tarihçiler tarihi araştırır. |
|
inci sözlüğün kuklası haline geldi adam resmen. ama önemli bir tarihcidir diyecek lafımız yok. yinede şu veledlerin gazına gelmese iyi olur. |
Bu söylediğine ne diyorsun? Önce 30 Ağustos 2013 tarihli Hürriyet'in beşinci sayfasının manşetinde yer alan başlığı okuyalım: Ünlü tarihçi İlber Ortaylı: “TARİHİ GAZETECİLER YAZIYOR” Şimdi de, Ortaylı'nın bu bahiste söylediklerine göz atalım: “Akademik tarihçiden ziyade, gazeteci tipi yani olay yerine giden gezgin kişidir, iyi tarihçi… Bugünün önemli haberlerine imza atan gazeteciler için 'Tarihe not düştü' denmesinin sebebi aslında budur…” Not: Ayrıca gazetecilik bir çok dala ayrılır ve dünya gündemine yön veren en önemli medya organlarından biridir. Tarih ile gazeteciliği birbiriyle alakasız göstermek doğru değildir. |
| İlber Hocamı doğru duruşundan dolayı bir kez daha tebrik ediyorum. Milletçe böyle değerlerimize sahip çıkmalıyız. Ölmüş insanların arkasından sahte belgeler uyduran bu garip insanları da genç arkadaşlarımın "muhafazakar", "müslüman" olarak görmemelerini istiyorum. Lakin Yüce Allah Kitap'ta dedikodu ve iftirayı kesin bir dille yasaklamıştır. Gençler böyle şeyleri göre göre dinden soğuyor, uzaklaşıyor. Yazık. Çok yazık. |
| Artı Hoca hangi küfürü etmiş onu da göremedim. Birkaç argo kelime kullandı diye adamı "küfürbaz" ilan etmişler. Yavuz hırsız evsahibini bastırırmış, Atalarımız çok doğru söylemi. |
|
Adam kafası boş insanlara bir şeyler anlatmak istemiyor, kafası boş insanlar ilber hocanın anlattıklarını anlamaz zaten. Bir de ilber hoca kimin hangi amaçla ne sorduğunu bilir, ona göre cevap verir. Cin olmadan adam çarpmaya çalışırsanız konunun uzmanları ağzınızın payını verir, hangi konu olursa olsun bu böyledir. |
|
3-5 cin fikirli oturup belge üretiyor, sonra kapı gibi belge diye ortalarda geziyor. İlber hoca o adamların cin fikirli olduğunuda biliyor, kapı gibi bölgelerinde ne olduğunu biliyor. Bunlara hak ettikleri şekilde, anladıkları dilden cevap veriyor. Bu cin fikirlerin derdi tarih değil,bilim değil, hoca bunları bilmiyor mu sanıyorsunuz. Hocaya doğru düzgün soru sorarsanız o da doğru düzgün cevap verir. |
Hadi dediklerini doğru varsayalım. Bu adamların peşinden gidenleri aydınlatması gerekmez mi? Yanlış yorumluyorsun. Tabii ki doğru olanları öğrenmeleri için kafası boş cahil dediğin adama bilgi aktaracaksın! Senin yaptığın niyet okumak. O programa hangi amaçla çıkılıyor. Bilgi vermek için mi hakaret etmek için mi? Kafası boş olmayanlara hitap etmesi gerektiğini düşünüyorsan hiç televizyona çıkmamalı o halde. Takip eden takip ediyor deyip bir kenara bırakalım o zaman. |
| Sanki adam saatlerce anlatsa dinleyip aa hakliymis diyeceksiniz |
| Yeni şafak yalan haber belge yaparken sıkıntı yok ağzına sağlık en güzel cevabı vermiş burdaki akpliler asıl küfürbaz sıkıştı nasıl hakaret ediyorlar |
Orada anlatmak istedigi gazetecinin isi olmus, bitmis, kapatilmis tarih ile ilgili iddialari haber olarak tasimak degil yaptigi haberleri en etik en dogru en anlasilir sekilde yaparak tarihte bile kaynak gosterilecek sekilde yapmasidir. Bunu anlamamak icin artniyetli okumak lazim |
Adam peşinden gidenleri zaten aydınlatıyor. Peşinden gidenler kim? Üniversite öğrencileri, yüksek lisans öğrencileri ve doktora öğrencileridir. televizyona çıkıyor, olumlu şeylerde söylüyor. Önemli bilgilerde veriyor. Televizyon dediğin reytingle dönen bir sektör. Aydınlanmak isteyen adam öncelikle tarih alanında kitaplar okur. Adamın kitaplarını okuyabilirsiniz mesela. Aydın etrafındakileri aydınlatır ancak aydın etrafında aydınlanmak isteyenleri aydınlatabilir. Kimse kimseyi zorla aydınlatamaz. Kimse seni sana rağmen aydınlatamaz. Beğenmediyseniz programını izlemezsiniz kardeşim. Sizin yaptığınız adamı ali cengiz taktikleriyle kızdırıp,sonra aaa adam kızdı demek. İlber ortaylının da belki bir bildiği vardır. Bu tutumunun belki nedenleri vardır. Adam kimin aydınlanma niyetinde olduğunu biliyor, kimin başka amaçlar peşinde koştuğunu biliyor. 30 sene sende bir alanda uzmanlaş sende bilirsin. Siz empati yapmaya çalışıyorsunuz,kendinizi onun yerine koyup ben olsam başka türlü tutum takınırım diyorsunuz. Tamam güzelde sen kendini onun yerine koyamazsın. Onun düşündüğü gibi düşünemezsin. Onun kadar okursun, daha fazla da okursun, ders verirsin, bilimsel toplantılars katılırsın 30 senelik tecrübe edinirsin. Ancak ondan sonra doğru bir empati yapabilirsin. Doğru bir empati yapmak için karşındakinin geçtiği yollardan geçmen, onun yaşadıklarını yaşaman, onun gördüklerini görmen lazım. Kısaca adamın tutumu böyle,bu tutumu takınmasınında nedenleri var. Adamı beğenmiyorsanda izlemezsin,kitabını okumazsın olur biter. |
Murat Barkdaçı Mustafa Armağan'ı programına çağırmış gelmemiş.Damad Ferit Paşa'nın torunu olmamasına rağmen 11 tane çocuk uydurmuşsunuz YUH Videoyu izlemek için tıklayınız Videoyu izlemek için tıklayınız |
Daha önce de bir kaç konuda İlber Ortaylı ile ilgili düşüncelerimi söylemiştim. Güncel bir konu olması hasebiyle tekrar etmek durumunda hissettim kendimi.
İlber hoca'nın ilmini sorgulamak benim haddime değil lakin katıldığı bir çok televizyon programında özellikle son bir yıldır değişen tavrını çok üzücü buluyorum çünkü kendisine ne zaman bir şeyler sorulsa soran kişiye ya da iletenlere hakaret ederek kaynak göstermeksizin ve yönlendirme olmadan sanki kendisi bu işin tanrısı imiş edasıyla davranışlarda bulunması hiç hoş bir tutum değil.
Eğitimci dediğin kaynak gösterir, nedenlerini anlatır farklı bakış açılarını çürütmek için tezler, ispatlar üretir. Ben kendisinin bu tavrını halk arasında televizyonlara çıkmaya başlayarak popüler olması (tarihin arka odası programından sonra özellikle) ve yaşının ilerlemiş olmasına bağlıyorum. Zira pekte sağlıklı görünmüyor zaten..
Tarihte belgeler konuşur ahkâm kesmeler değil. Koyarsın belgeni izahını insanlarda açar bakar, katılır veya katılmaz. Bu nahoş tutum ve tavırlar ile en başta kendisine zarar verdiğini düşünüyorum..
Geçen Yeni şafakta çıkan "İnönünün Atatürk'ü zehirleme" iddalarına/belgelerine karşı verdiği cevap bu forumda da paylaşılmıştı. Objektif olan ve tarihe meraklı aklı selim her insan kurmuş olduğu o cümlelerin hakaretten başka bir şey içermediğini tüm çıplaklığı ile rahatça kabullenir ve bundan meraklı tarihçiler mutlaka rahatsız olur.
Açılan konuda da belgeler hakkında şunu söylemiştim: Gazi paşanın köşke çıkmasının ardından yalnızlaştırıldığını herkes bilir. İnönü ile ters düşmeye başlaması bu dönemden sonra başlıyor. İnönü'nün zehirleyip zehirlenmediği konusunda net bir kaynak bugüne kadar görmedim ama hastalığının ilerlemiş olması ve doktorların bunu erkenden teşhis etmemiş olmalarında art niyet gösteren bazı kaynaklar okumuştum. Bırakın birilerinin ne dediğini açın kendiniz araştırın.
İlber hocanın o hakaretlerine istinaden bugün katıldığım bir yazı yazılmış buyurun;
Küfürbazlıkta tarih yazdı
Anlaşılan o ki, İlber Ortaylı, tarihe “Küfürbaz Tarihçi” olarak geçecek! Kapı gibi belgelere bilimsel bir karşılık mı veriyor? Hayır! Çürütebiliyor mu? Yine, hayır! Belgeleri yayınlanan konuyu tartışmaya dahi tahammülü yok!
Peki, ne yapıyor? Sadece küfür ve hakaret edebiliyor!
Yeni Şafak muhabirine “Belge melge yaramaz, bunlar kocakarı laflarıdır. Bizim milletimiz tarih bilmez. Böyle aptal aptal konuşur” diyor.
Yani? “İlber'lerin kabul etmediğine” belge diyemiyoruz!
Bu kafaya göre; “kaçışı olmayan” sahih belgelere “belge” deme özgürlüğümüz bile yok! Resmi tarih ne yazmışsa, onu “tartışmasız” ve de “çaresiz” kabul edeceğiz! Aksi halde, en azından “bolca küfür” yemeye mahkûmuz!
Dakikada bilmem kaç sözcük küfür atabilen, farklı fikirlere ancak böyle mukabele edebilen Meşhur Tarihçi, “Atatürk'ün zehirlenmesi ile” alakalı belgeleri görmek dahi istemiyor:
Bunun adı “Resmi Tarih” putçuluğudur!
*
İlber Ortaylı, “Böyle dedikodularla uğraşmam. Gazeteciler mi yazacak tarihi?” diye soruyor ve ekliyor: “Siz sadece haber yazın. Gazetelerde haber yazılır, tarih yazılmaz. Siz gördünüz mü hiç Avrupa gazetelerinde tarih yazıldığını? Herkesin kendi işi vardır…”
Peki, aynı İlber Ortaylı; Hürriyet Dünyası'ndaki Perşembe Sohbetleri'nin ilk konuşmacısı olduğunda ne demişti? Arşive girelim ve hatırlayalım:
Önce 30 Ağustos 2013 tarihli Hürriyet'in beşinci sayfasının manşetinde yer alan başlığı okuyalım:
Ünlü tarihçi İlber Ortaylı: “TARİHİ GAZETECİLER YAZIYOR”
Şimdi de, Ortaylı'nın bu bahiste söylediklerine göz atalım:
“Akademik tarihçiden ziyade, gazeteci tipi yani olay yerine giden gezgin kişidir, iyi tarihçi…
Bugünün önemli haberlerine imza atan gazeteciler için 'Tarihe not düştü' denmesinin sebebi aslında budur…”
*
Böylelikle, siyasi tarihimizin hakikatleriyle yüzleşmeye niyeti olmayan, Türkiye'nin de yüzleşmemesi için “küfür ve hakaretle” sahne alan Küfürbaz Tarihçi'yi de…
İki haftadır Yeni Şafak'ta okuduğunuz belgeli haberlerin altına “dipnot” olarak düşüyoruz!
*
Küfürbaz Tarihçi'nin laflarının üzerine balıklama atlayanlar mı? Paralel Medya ile Doğan Medyası en başta geliyordu!
Mesela, Paralel Medya'da “İlber Ortaylı Yeni Şafak'ı rezil etti” başlığı vardı. Oysa, o küfür dolu konuşmalarının bütün içeriğiyle birlikte rezil olan Ortaylı'dır…
Bir de, bu küfürbazlığa sahip çıkanlardır. Dahası, kapı gibi belgelere gözlerini faltaşı gibi kapatıp akıllarınca bu belgeleri “makaraya almaya” çalışanlardır.
İlber Ortaylı'nın küfürbazlığını, varsayalım kendi kafalarına hiç uymayan bir isim sergilemiş olsaydı; acaba Doğan Medyası ve işbirlikçisi Paralel Medya nasıl bir gümbürtü kopartırdı?
Yine her iki medyada, “Yeni Şafak'ta çıkan Atatürk'ü böyle zehirlediler, yayınıyla ilgili olarak İsmet İnönü'nün kızı Özden Toker'in başvurusu üzerine mahkemece ihtiyati tedbir kararı alındı” haberleri dikkat çekti…
Doğan'ıyla, Paralel'iyle Baronsal Medya'nın “Yeni Şafak'a yasak geliyor” diye bir zil takıp oynamadıkları kaldı!
Son dönemde bu iki medya grubundan yükselen “Basın özgürlüğü, fikir hürriyeti” gürültü patırtısını bu vesileyle bir kez daha hatırlıyoruz! Paralel Medya'da sansürcülük hayat tarzıdır; bu konuda Doğan Medyası'ndan da ileridedir!
*
İsmet İnönü'nün torunu Gülsün Bilgehan Toker, Hürriyet'e Yeni Şafak'ta yayınlanan belgeler için “Bunlar deli saçmasıdır” diye konuştu; haberler için suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.
Gülsün Hanım'ın bu sözleri yedi yıl önceki bir tartışmayı hatırlamama neden oldu! İsmet İnönü'nün 17 Mayıs 1968'de Ulus gazetesinde yayınlanan hatıratındaki “kaçışı olmayan” sözlerle ilgiliydi, o tartışma:
İsmet Paşa orada İkinci İnönü Savaşları esnasında içinde subayların ve ailelerinin de bulunduğu bir kafileye yaptığı konuşmayı şöyle anlatıyordu: “İçinde bulunduğunuz vaziyeti bilesiniz. Bundan başka subay olarak da yerinizi bilmelisiniz. Padişah düşmanınızdır. Yedi düvel düşmanınızdır. Bana bakın dedim. Kimse işitmesin, millet düşmanınızdır…”
O hatırat, kitap olarak ilk kez 1985'de basıldı, ikinci defa 2006'da baskısı yapıldı. Benim elimde ise 2009'daki üçüncü baskısı var. Hatıratın 239. Sayfası'nda İsmet Paşa'nın sözünü ettiğim konuşması yer alıyor. Ancak, bir farkla!
Orada “bir cümlenin” yer almadığını görüyoruz!
Yani? “Kimse işitmesin, bu millet düşmanınızdır” cümlesi sansürlenmiş! Kitabın yayın hakkını Bilgi Yayınevi'ne veren İnönü Vakfı'dır. Gülsün Hanım, o vakfın başkan yardımcılığını yapmıştır.
Demek ki, o cümlenin başka türlü tevil edilemeyeceğini, farklı bir manaya gelmeyeceğini sansür edenler de görmüşler!
*
Gençliğinde, İsmet Paşa'nın kadrosunda bir nevi “staj” yapmış olan “kırmızı atkılı darbeci” Yalçın Küçük, İnönü'nün “Bu millet düşmanınızdır” sözleri için 2010 yılındaki bir ekran sohbetinde “o hatıratın mevzubahis kısmını okuyup” aynen şöyle demişti:
“İsmet Paşa'nın bu sözleri bizim amentümüzdü! 1960'lı yıllarda işte biz böyle yetiştik; halk düşmanınızdır…”
TAMER KORKMAZ
DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.
Üye Ol Şimdi DeğilÜye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.