|
Bir cigara sar Bitlis tütününden, bir çay demle sonra, anısı kalsın... Ahmet Telli |
|
Adam kadından uzaktaydı. Mesafeyle ilgili teknik bir problem. Bir şekilde üstesinden gelinebilecek bir şey.. Kadın ise adama uzaktı. Coğrafi uzaklıkla ilgisi olmayan metafizik bir problem. Kolay kolay üstesinden gelinemeyecek bir şey.. -afili adam |
|
Gömleğin tüm düğmelerini yanlış iliklemek gibidir, bazı insanları sevmek. En başından beri yanlış yaptığını, sonuna gelmeden anlayamıyorsun. |Oğuz Atay. |
|
Yasin suresinin elli sekizinci ayetinde, “Onlara merhametli Rabbin söylediği selam vardır” buyruluyor. Ben, işte o selamın peşindeyim. İbrahim Tenekeci |
|
-Merhaba. +Merhaba, iyi geceler. -Bir kaç sorum olacak sana? +buyur dinliyorum.. -Yazdıkların çok iyi ya da kötü bilmiyorum ama çok etkileyici, nasıl bir acıdır bu? hangi kadın sana bunları yazdırıyor? madem bu kadar çok seviyorsun çık konuş karşısına?! +Bak güzelim bunu bende denedim, tam 2 yıl olmuştu onu görmeyeli.. Radyoda ''sezen aksu'' çalıyordu şarkısında, ''sorma ne haldeyim'' diyordu. Arayıp sormak istedim ve aradım. Efendim dedi ses çıkartamadım titremeye başladım o ses yine başımı döndürmüştü balkona çıktım, ama bir sigara yakamadım. Öylece kendimden geçmişim, dalmışım.. Kendime geldiğim de saat 17:43 geçiyordu.. iki arka sokakta olan bakkala gidip bi kola istedim, 'yinemi borç' diyerek verdi ama kırmadı yazdı hesaba. Eve geldim, oturdum büyük bi bardakla içmeye, yazmaya başladım.. 5. sayfadan sonra içimden bir ses tekrar ''ara'' dedi. Saat 01:24 gece yarısı olmuştu ama yine de aradım. Kimsin dedi benim dedim anlamıştı sanırsam. Nasılsın dedim büyük bir iç çekerek, teşekkür ederim sen nasılsın.. dedi. Dedikten sonra arkadan küçük bir kız sesi yankılandı; ''Anne babam mı?? bende konuşcam..'' İçim o kadar yandı ki hakim olamadım kendime, içimdeki ateşi sanırım göz yaşlarım söndürdü ve hemen ardından kapı çaldı.. Biraz bekler misin dedi ve kapıyı açtı ve konuşmaya başladılar sonra, ben dinliyordum. -hoş geldin +hoş bulduk karıcım ne oldu ağladın mı sen?.. Dedi ve ardından o küçük kız sesi tekrar yankılandı; ''oleyyy babam geldiiii''.. diye. Ve anladım ki, ben hiç doğmamış kızımızı, yanlış parklarda aramışım... |
|
Birisi çıkıp da "sen depresyona girmişsin hacı" demediği sürece depresyona girdiğimi anlayamıyorum.Girmişim de çıkmışım bile.Hiç haberim olmuyor bu durumdan.Aslında durum tespiti yapmakta zorlanan bir insan da değilim.Mesela orospunun çocuğunu çok iyi tespit ederim ya da yavşağın önde gidenini.Adamıngözünden anlarım, yaşını içine akıttığını ya da gerçek manada bir haftada kaç kez yaşlandığını.Gel gelelim bu durumu kendim için uygulayamıyorum.Belkide günde en az on bir defa gülmem gerektiğini beynimin her iki lobuna da iyice kazıdığım için bu durumdayım.Bu yüzden beynimden nefret ediyorum mesela.Kalbim ile beynim arasındaki savaşta hep taraf oluyorum.Kalpten taraf.Zaten elimden gelse,beynimi kalbimin herhangi bir odasına kapatıp, aylarca oradan çıkarmam.İçeride kalsın da öğrensin, mapusluk nedir,her gün ölmek nedir.Ölürken bile günde en az on bir defa gülme zorunluluğunu yerine getirmek nedir.Belkide en büyük sorun bu.Hüzünlüyken,acı çekerken bile gülmeye çalışmak.Ağzının kulaklarına varma çabasına alkış tutmak.Yüreğin ağzındayken bile pozitif cümleler kurmak.Kim bilir? Al işte.Yeni bir soruyla karşı karşıyayım yine.Kim bilir? bu soruyu kendime sordum ve kendim olarak bu soruya cevap vermeyi düşünmüyorum.Çünkü cevabını biliyorum. "Herkes bilir ama kimse bilmez" ... |
| "Ruhum yıpranmadıkça kalemim hareket etmiyor!" |
| Hiç kimsem olmadı benim bu hayatta. Ailemde, arkadaşımda, dostumda. Şanssızlık kader diye yazılmıştı alnıma. Neye uzandıysam kaydı gitti avuçlarımdan, hangi dala tutunduysam o daldan düştüm boşluğa. Tamı tamına hiçbir şeyim olmadı. Kederimde bile bir eksiklik olurdu her zaman. Sigaram varsa çakmağım olmazdı, alkolüm varsa mezem, güldüğüm yerde gözyaşım biterdi. Ellerimden bir şey gelmiyor olmanın acısı bir çivi gibi saplanır göğüs kafesime. Konuşsam sesim çıkmaz, sussam anlayanım olmaz. Benliğimi taşıyacak bedenimin kalmadığı gibi, hiçliğimi sorgulayacak bir aklım bile kalmadı. Yirmisinden sonra sigaraya başlayanlardanım, yaşamak istedikçe omuzlarda tabutu taşınanlardan. Ne kimseye derdimi anlatabildim, ne de omzuma dokunan bir el halimden anladı. Kayıplarımın sonu yok, bunu anladım. Biz bu hayata, kazanan taraf belli olsun diye kaybeden taraf olmaya geldik, bir de bunu. |
|
– İnsanın duyguları sanat eserlerine benzer. Sahteleri yapılabilir. Tıpkı gerçek gibi görünebilirler ama sahtedirler. + Sahte mi? – Her şeyin sahtesi yapılabilir, Virgil. Sevincin, acının, nefretin. Hastalığın, iyileşmenin. Aşkın bile. |
|
Biz çok normal adamlar değiliz. Sizin de çok normal olduğunuz söylenemez. Dünyada herkes anormal sanki. Belki de hepimiz normaliz. Yanlış zamanda, yanlış yerde. Ya kusura bakma, insan eline kalemi alınca, değişik şeyler yazmak istiyor. Ben pek anlamam bu işlerden. Sana o kadar çok mektup yazmayı denedim ki, bir yerden sonra yırttım. Bu sefer üşeniyorum, herhalde sana gönderemeyeceğim için. Daha doğrusu, bira içerek yazdığım için utandım herhalde. Kim bilir orada hava nasıl, kim bilir neleri özledin. "Biraz salakça olacak ama, burası da çok boktan." Sanki herkes katil. Ya da herkes yalnız. Oradan çok farkımız yok. Aslında var, biz daha geniş alanlarda yürüyüp, daha fazla görüşme hakkına sahibiz. En büyük fark bu herhalde. Beni burada ayakta tutan, dostlarım. Seni de umarım bir şeyler ayakta tutuyordur. Ama eminim, benden daha fazla sevenin var. Ben mücadele etmeyi senin kadar bilmiyorum. Biz mücadele edenlerin peşindeyiz. Ben senden hoşlandım, ben çok iyi vakit geçirdim seninle, çok güzelsin. "Sana hislerimi nedense en kötü cümlelerle anlatıyorum hep ya." Ya gerçekten sevmeyi bilmiyorum ben, ya da ne bileyim, tuhaf oluyorum. Dışarı çıktığında bu mektubu sana vermek isterim ama biliyorum utanacağım ve veremeyeceğim. Olsun, sana yazmasaydım içimde kalırdı. Sen içeride ben dışarıda. Siz içeride biz dışarıda. Ya öyle işte.. Yine yazamadım.. Behzat Ç. / Hayaletin Mektubu |
DH forumlarında vakit geçirmekten keyif alıyor gibisin ancak giriş yapmadığını görüyoruz.
Üye olduğunda özel mesaj gönderebilir, beğendiğin konuları favorilerine ekleyip takibe alabilir ve daha önce gezdiğin konulara hızlıca erişebilirsin.
|
“Sen gülünce ben de hemen gülüyorum. Sen ağlayınca ben de hemen bir sigara yakıyorum. Sen pazara çıkınca ben de en azından balkona çıkıyorum. Sen bir şey sorunca biraz düşünüp cevap veriyorum ama çoğu zaman yine yanlış oluyor, kimi zamansa susarak boş bırakıyorum o soruyu. Sen tartışmak isteyince bildiğim her şeyi unutuyorum. Sen unuttun mu deyince zaten bildiğim bir şeyi tekrar hatırlıyorum. Senin varlığın bana yapılmış enteresan bir şaka sanki. Aslında ben hâlâ bu şakaya nasıl karşılık vermem gerektiğini arıyorum.” —Emrah Serbes |
|
Benim onu sevmemin nasıl bir mucize olduğunu bilmiyor. Belki de sıradan ve vasıfsız bir şey gibi görüyor bunu. O da haklı. Neredeyse tanıyan herkes sevmiş onu. Farklı boyutlarda elbet. Ama bir şekilde sevmiş. Zaten onu birazcık tanıyan birinin kayıtsız kalması, sıradan biri gibi davranması mümkün değil. Fakat ben ne yapabilirim? anlatamıyorum. Anlatamamamın sıkıntısı içimdeki telaşı kat be kat artırıyor. Seni en çok ben seviyorum desem, en başka ben seviyorum ve en başta, herkesten çok, en çok, en. Ne en? İçimden geçenleri bilse koşup boynuma sarılır. Oysa sadece anlatabildiğim kadarını biliyor. Anlatabildiğim kadarını. Anlatabildiğim kadarıyla ne yapılabilir? Birer çay içilebilir belki.. Ali Lidar |
|
İlk başta tam olarak hissedemediğimiz kırılma anları var. Zamanla harap edici duygulara dönüşüyorlar. Yaralanmanın sıcaklığıyla ilk anda hissedilmeyen kurşunlar gibi. Böyle durumlarda “biraz zaman” her şeyi daha da beter ediyor. Bizi yere seren büyük sorunlar olmuyor hiçbir zaman. Bizi yere seren evdeki şekerin bitmesi oluyor, kaybolmuş bir kitap oluyor, kesilen elektrik oluyor. İkimiz de yere serilmiştik o gece. Öyle bir kafaydı işte. Emrah Serbes |
|
Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. Şebnem'in kulağına, sessizce "Seni seviyorum" derken, pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "Korkma ben varım!" Murat Menteş |
| ne kaldı ki eskilerden? kim kimin kapısın çalıyor şimdi iki lafın belini kırmak için? öyle dolmuş ki herkes, bir yağsa sel olacak her yer. tamam öyle iç çekip durma sen de. çay koydum, leblebi al da gel. sarısından olsun. |
|
Yirmi yıl önce, dünyayı değiştirebileceğimi zannederdim. On yıl önce dünyanın buna değmeyeceğine, çevremi ve kendimi değiştirmemin yeterli olacağına inandım. Bir kaç yıl önce de iyice hedef küçültüp, sadece kendimi değiştirebilmek için harcamaya başladım bütün enerjimi.. Şimdi ise çoraplarımı değiştirmeye bile üşeniyorum. Bok yesin her şey değişir diyen filozof. Ne dünya, ne insanlar, ne çekilen acılar değişiyor. Sadece rüya görüyor ve umutsuzca uyanacağımız anı bekliyoruz.. Bir meyhane sandalyesi ya da onkoloji kliniği ya da rahat ev yatağı, ne fark eder? O kadar uzak ki aslında herkes herkese, yan yana olsak bile dokunamıyoruz birbirimize.. Ali Lidar |
|
Gitmek istemediğin şehirlerden geliyorum geceleri. Rüyalarında kuruyan nehirlerden geliyorum. Bir kaplumbağanın kalbiyle geliyorum. Bir kaplumbağanın kalbini sökersen o kalp bir saat daha atar. Bir dere elli sene sonra taşar bir telefon yüz yıl çalar. Ne öğrendik bu aşktan: insan bir gün herkesi unutabilir. O zaman hayaletlere inan çünkü onlar hep dokunabilir. Emrah Serbes |
|
“geceleri gökyüzüne baktığında, yıldızlardan birinde benim yaşadığımı ve orada gülüyor olduğumu bileceksin. bu yüzden sana sanki bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. bütün dünyada yalnızca senin gülen yıldızların olacak.“ #uçurtmayıvurmasınlar |
| İnsan kendi felaketini seçemez. Kendi felaketine aktif katılım içinde olabilir ama yine de onu seçemez. Yıkılmak için dizilen domino taşları gibiyiz. Biri gelir sana çarpar, seni yıkar ama onu da başka biri yıkmıştır. Biraz tepeden, soğukkanlı bir zaviyeden bakınca göze hoş gelen bir görüntü aslında. Kendi felaketinden bile zevk alabilirsin böylece. O felakette seni diğer insanlara bağlayan şeyi görürsün çünkü. Bu durumda herkes suçlu olduğuna göre hiç kimsenin suçlu olamayacağını anlarsın. Herkes birbirini yıkar. İnsana kim vurduya gitmek yakışır. |
Merhaba ya da selamünaleyküm mü demeliydim ehe
< Bu ileti mobil sürüm kullanılarak atıldı >