|
Rastgele bir numara çevirdim, genç bir kız açtı. “Pardon devlet memuru musunuz?” “Sapık mısın?” “Hayır. Memur musunuz?” “Değilim.” “Güzel. Ben sapık değilim siz de memur değilsiniz. Peki o zaman bu şehrin en işlek caddesi neresi acaba? Herkesin bir gün mutlaka geçeceği cadde.” “Ne bileyim, İstiklal Caddesi herhalde. Sen kimsin?” “Bu hayatta rastgele çevirdiği telefon numaralarında karşısına çıkan seslerden başka kimsesi kalmamış biriyim. Belki de ben senin şuuraltınım.” “Kaç yaşındasın sen?” “Beni boş ver. Konu ben değilim ki. Hiçbir zaman da olmadım. Asıl sen kimsin? Senin heyecanların neler, tutkuların neler, hayal kırıklıkların neler? Şu hayatta başın sıkıştığında ilk kimi ararsın? Seni karşılıksız seven insan kimdir, ne halt yersen ye seni bağrına basacak insan kimdir? Eğer böyle biri varsa bu akşam onu ara, halini hatrını sor bu vesileyle. Yoksa sen de bir gün benim gibi yapayalnız kaldığında, ufacık bir şeyi danışmak için bile arayacak kimseyi bulamazsın. Bu sözlerimi harcanmış yıllarımın manifestosu olarak kabul edebilirsin. Çünkü büyük bir tecrübeyle konuşuyorum, tecrübe ıstıraptır güzelim ve zannettiğinden çok daha fazla ıstırap çektim. İstersen sonra yine araşalım, daha 64 dakika bedava konuşma hakkım var çünkü... Emrah Serbes |
|
Sonra komşunun kızı vardı o yaz aklımda kalan. Günde 250 mesaj çekiyordu, kızı şöyle hatırlıyorum: “dıtdıt dıtdıt dıtdıt.” Bisiklet sürerken bile mesaj çekebiliyordu. Mesaj attığı çocuktan çok, mesaj atıp cevap gelmesini seviyordu belki de. Yüzüne düşmediği halde saçlarını geriye atıp duruyordu. Çekici görünmek için değil, çok derinlerde bir huzursuzluğun belirtisi olmalıydı bu. Beni kızın ablasıyla evlendirmeye çalışıyorlardı. Bir gece apartmanın önüne hafif sallanarak gelmiştim. Çakırkeyiflikten sonra zilzurnalıktan önceydim. Çöp konteynırlarını devirip “Bütün söylenecekler söylendi bütün susulacaklar susuldu,” diye bağırmıştım. “Bütün bunlardan geriye de bir şeylerin külü kaldı ama neyin külü derseniz Allah belamı versin ki bilmiyorum. Ben iyi bir başlangıçtım sadece. Bazı insanlar sadece iyi bir başlangıç yapmasını bilirler, sıkılırlar, sürdüremezler.” Emrah Serbes |
|
beklemek cehennemin depozitosudur.. murat menteş |
|
ulan sosyalizmi ben kurdum, türkiyede ki solcular kadar tatava yapmıyorum. kütüğüm erzurum'da gayıtlı olduğu için oyum mehepeye. marx. |
| Ben aşık olmam. En fazla aşı olurum kaşık olurum, şık olurum, aş olurum. Yolunda Yoldaş olurum, istersen gardaş olu... Tamam olum sustum Dağılın. |
| Benim payıma paylaşılamamayan şeyler düştü galiba? Beni mahveden hatalarım hangileriydi, emin olamıyorum. Gerçek bela, devrim niteliğindeki bahtsızlık, büyük noksan neydi hayatımdaki? Bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor. Yanlış anlamaların mikrodalga fırında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. Zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla. Çölde seraplar gören şempanze gibiyim. Tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim. |
|
Şebnem, italyan kahvesine batırılmış irlanda çöreğim; Çöpten metal kutular toplayan zombi gibiyim. Şebnem peynirsiz labirentte dönüp duran fare gibiyim. Şebnem beynim bulaşık teline döndü. Sana olan duygularını mesafe, boşluk, bildiğin hiçlik mayalıyor. Bazı konuları açıklığa kavuşturmak için çenemi tutman ve birtakım sonuçlar elde etmek için de hiçbir şey yapmamam gerekirdi. Asmaların başında nöbet tutmak, üzümlerin olgunlaşmasını sağlamıyor. Saatin akrebinden hız beklememeliyim. Tüm umudumu hayırlara vesile olan aksaklıklar 12’den vuran yanlış anlaşmalar ve sorunları halleden hatalara bağladım. Dünyada sahtelik kadar gelişim gösteren başka bir şey yok. O yüzden, paradokslarla haşır neşir olmadan hayatımıza canlılık katamıyoruz Şebnem. imkansıza yatırım yapmadan kazanamayız. Kaybetmedikçe zenginleşemeyiz. Dirilmek için kendimizden baslayarak her şeyi yok etmemiz gerek. Vücut bulması için can attığımız şeyi inkar etmek, yok saymak, reddetmek zorundayız. Doğru, ancak yalanların sürekli desteği sayesinde ayakta durabiliyor. Kederliysen güleçliği, sevinçliysen somurtuşu kalkan olarak kullanmalısın. Dostluğa rekabet ve imha; aşka kurallar ve prosedürler eşlik ediyor. insanın ayna karşısında yaşadığı türden önemsiz bir belirsizlik ile sarsıcılıktan uzak karmaşa dinmiyor. Sen de benim aklıma uysan, kalbime uysan, belki bu tuhaflıktan büyük heyecanlar çıkarabilirdik. Ben riskleri yönetemiyorum Şebnem. Afeti kontrol edemiyorum krize söz geçiremiyorum. Sürprizlerin üzücülük arz etmesi sürpriz olmuyor. Bana öyle geliyor ki, bizlerde olgunluk alametleri gibi yansıyan şeyler, tecrübelerimizde ki alelade acılıktan ileri geliyor. Delidoluluğun uzantıları gibi algılanabilecek davranışlarımızın da doğallığı su götürür. Geçerlilik kazanmış riya sisteminin kusursuz işleyişi, ilişkilerimize garantiler getiriyor. Güvenliği kilitlerde buluyoruz Şebnem. Emniyet ile itimat ayni şey artık. Ve birine itimat edecek kadar kendine güvenmenin manası yok. Ask hiçbir cağda güvenli bir heyecan olmadı. Fakat aşk’ın bizi manasızlığa kelepçelemesini, aşağılayıcı bir üslupla imha etmesini göze alamıyoruz. insan kendi aptallığın büyüklüğüyle yüzleşince kahrolmaktan kaçınamıyor. Artık iltifatlar, ikramlar, nazik teklifler en büyük tehditlere dönüşüyor. Peygamberin mirası tebessüm, riyanın kırmızı alarmı haline geldi. Dostluğumuz, arkadaşlığımız, tanışıklığımız, tümüyle eğlenceli olmak zorunda. Her türlüsü ürkütücü olan içtenlik başgösterdiği anda, şakaların opak muşambasına bürünüyoruz. Birbirimizi oyalamak, kibarlığın yegane yolu oldu. Saptırılmış ve bir yönetmeliğe uyarlanmış saygının gereği olarak cıvıtmak… ne kadar ama. Kral, en büyük soytarı olmak zorunda. insanlar, yakınlaşmanın yolunu kendilerine acındırmakta ya da muhataplarının kafasına demirle vurmakta arıyor coğu zaman. Bir de benim gibi, dokunaklı genellemeler yapanlar var. Şimdi bunları söylüyorum ya, sabah dünyaya, insanlara inanıyor olarak uyanacağım. Nefertiti’yi (Üst kat komşumun kedisi) ve yavrularını görünce, beni bekleyen birtakım vazifeler, insanlık görevleri olduğu fikrine kapılacağım. Hayatın ölümden, aşk’ın her ikisinden de büyük olduğuna inanacağım. Ve bu saçmalığı doğuran şartlar, seni benim için dünyanın en değerli insanı kılıyor. Keşke başka ihtimaller de olsaydı, gerçek hatalar yapabilseydim hiç değilse… Cehennem, biliyorsun, tüm sorulara ayni cevabın verildiği, azabın kurumsallaştığı, eziyetin otomatikleştiği yerdir. Ya çok derin acıların ya da çok büyük hedeflerin var ya da çok inatçısın Şebnem. Bunların hepsi ya da herhangi ikisi de olabilir. Bazı şeylerin anlamı ortaya çıktığında, o şeylerin kendileri çoktan yitmiş oluyor Şebnem. Biz aslında kaybettiklerimiziz. Kendisi kaybolunca anlamı parlayan şeylere kuşatılmış durumdayız. Bu anlam birikintisi, aslında hayatla ilgisi kesilmiş olduğu için anlamsızlığa matuf. Görüyorsun ya, tüm sözlerim, zavallılığa dönüşmüş bir samimiyetten geriye kana ve ağıt izlenimi uyandıran gevelemelerden ibaret, Aslında tüm insanlığı ilgilendiren bunca belirsizlik içinde yalan da önce ihtişamını, sonra da görülebilirliğini kaybetti. Doğrunun önemi kalmayınca, yalanı ancak kendine söyleyebilirsin. Kendini bulabilirsen tabii. Şebnem Çok saçmaladım, bağışla. insanin kalbi darmadağın olunca, kafası da karışıyor. Mümkünse, söylediklerimi unuturken beni aklından çıkarma. Huşuyla Öpüyorum. Müntekim |
| Durmadan saçmalamaya devam etmem gerek. Ben dünyadan çok yüksekte bir yerde insanların davranışlarını izlemekle görevli birisi olsaydım, gözlem sonrası üstlerime vereceğim rapora şu cümleyle başlardım: “Efendim, aşağıda herkes birbirini s..meye çalışıyor.” |
|
"Aklından bir katedral tut beni bahçesine gömsünler Dilini bilmediğim zangoç dışından Fatiha okusun Sevgilim insan bazen yalan söylemeye bile üşenir Çocuklar geçer yanından dönüp bakası gelmez Zaman olur iki kişinin inandığı yalan bile Bir bakarsın yalan olmaz gerçeğin kralı olur Herkes ne mutlu ne tuhaf hiç mi özledikleri yok? Ben ki ölüp özlemekten katedraller düşünürüm Sevgilim aklından bir katedral tut sonra Sonra hiç bırakma, o hep aklında kalsın Kimseler anlamaz beni ihtimal tek sen anlarsın Sen nerdesin ben nerdeyim ne içtim böyle ne tuhaf Ne çok tuhaf dedim oysa hiç sevmem tuhaf lafını Bu bile tuhaf işte hadi sen bi’ katedral tut Katedraller bazen müze anlamına gelir Seni seviyorum ben biliyorsun değil mi? Her şey geçer aşk kalır, sen bilmezsen rabbim bilir.." ”bir şeyler iyi gitmediğinde ve tüm bunlar üstüste geldiğinde, insan, bundan böyle yaşananların ve yaşanması muhtemel olanların kötülükten başka bir şey getirmeyeceği hissine kapılıyor. bir adım sonrasında toprağın ayaklarının altından kayıp gideceğini düşünmek gibi bir his bu. her adımı boşluğa atmak gibi.” |
|
Aç karnına sigara yakan bir adam güne derdiyle yüzleşerek giriyordur, ondan kaçarak değil! bu yüzden bu balkona el değmemiş bir duyguyu böyle karpuz tartar gibi murdar eden insanları bırakarak çıkıyorum. (Alper Gencer) |
|
"Kaosun fitilini ateslemek icin sebekenin basina gecmeyi bekliyorum." Az kaldi.. "İnsan babasindan nefret ettimi butun dunyaya posta koyabilir." "...karl marx'la ayakustu helallesip farza duran cemaate yetismisim gibi." |
|
Uyandık. Uyandıkça sakallarımız Sakallarımız vardı dervişe kestik Devlet aciz, rahmet olduk yolları kestik Mecbur kaldık cesetlerden kolları kestik. Kestik, boş tabuta bari bir uzuv girsin Bitsin bu azap burda, dünyada bitsin Bağırmayan taraftar sektirsin gitsin. Ah muhsin ünlü Biz sağcıyız bayım.. hani şu amel defterini sağından isteyenler var ya, işte onlardan... Bir insanın beklerken yapabileceklerinin sınırı yoktur; bazıları devlet başkanı, bazıları sihirbaz, bazıları da deli olur sıkıntıdan. Ben ise en üstün yaratık olduğumu kanıtlamak için kendime, hiçbir şey yapmadan bekliyorum. |
|
Kaleciye geri pasın serbest olduğu zamanlardan beri maça gidiyoruz beraber. Gelme, uğursuzsun diyorum, gene de geliyor. Kaç sefer yakaladım gol yediğimizde çaktırmadan sevindiğini. Takım tutmuyorum diyor ama biliyorum kimle oynasak onları tutuyor. Felaketlerden zevk alan bir mizacın mı var diye sormuştum bir seferinde. Gerçeklere tahammül edebilecek gücüm var demişti. Emrah Serbes |
çok güzel arkadaşım devam |
|
"Birini öpmek, ona yakın ondan yana olmak demektir. Kimi öptüğüne dikkat etmelisin çünkü verdiğin öpücüğü asla geri alamazsın.." ..~Murat Menteş~.. |
bakacak birini bırakmayacaksın... Bir kalpte iki
nefes olmaz. Ya sen nefes almayacaksın, ya da
başkasının nefesini kullanmayacaksın... Aşk
teslimiyet ister. Ya geçmişe teslim olacak esir
kalacaksın, ya da geçmişi çoktan silmiş geleceğe
bakacaksın... Ama en önemlisi bir insanın
duygusuyla oynayıp, sigarasının ucundaki ateş
olmayacaksın..