1. sayfa
| Aga o değil de bu Çin durdurulamazsa eni sonu birgün büyümenin de etkisiyle dünyanın bundan sonra yeni ağası benim derse seyreyleyin gümbürtüyü... Son buluşmaya(Çindeki askeri geçit töreni) bakarsanız, nerde seçme diktatör var, hepsi biraraya geldi, Çin'in gelişme ve büyümesine gıpta ile bakıyor hatta imreniyorum da ama eğer küresel tek güç olurlarsa dünyada demokrasinin ruhuna el-fatiha! |
|
Şimdiye kadar hepimiz bundan korktuk ve felaket senaryosu yazdık. Belki de gelecek, hiç düşündüğümüz gibi olmayacak. Bu algı, batılı ülkelerin sömürü düzeni elimizden gitmesin diye kamuoyuna pompaladığı korku senaryosu olabilir mi acaba? Şimdiye kadar Dünya, batının hegemonyasını yaşadı da ne oldu? Nükleer silahlanma savaşları, açlık, sömürgeler, katliamlar, çevre sorunları, kaybolan ve yok olan canlı türleri, ülkelerin gelir dağılımındaki korkunç uçurum vs. vs. Şu anki tabloya baktığım zaman, "Durum daha ne kadar kötü olabilir?" diye sormadan edemiyorum kendi kendime. (Demokrasi dediğimiz şeyin karşılığı ne kadar hayata yansıyor, o da tartışmaya açık bir konu bence) |
| Demokrasinin mi ruhuna el Fatiha yoksa sömürgeci, çıkarcı, bencil ve kendini üstün gören batı egemenliğinin ruhuna mı el Fatiha ben emin olamıyorum ? |
|
Çin başka ülkelerin politik rejimlerin doğasının ne olduğuna veya bunları değiştirmeye meraklı değil. Hatta Pekin başka ülkelerin kendisine benzemesinden (nominal anlamda Marksist Leninist, pratikte teknokratik hibrit karma ekonomi olmaya kalkışmasından) hoşlanmıyor/hoşlanmaz çünkü böyle bir benzeme Çin'in ideolojik bir klana ait olduğu veya klan oluşturduğu algısı yarattığı ve Çin'in esasında kendi lehinde gördüğü küreselleşme sürecini kutuplaşma ve bloklaşmaya yol açarak baltaladığı için Çin'in işine gelmiyor. Çin'in derdi bir uygarlıklar/devletler ailesinde en önde gelen/başka güç tarafından çiğnenmez uygarlık olup büyümek, küreselleşme içerisine Konfüçyüs hiyerarşisindeki başat otorite figürü gibi pasif tutum ve aktif müdahale dengesi kurmuş bir düzen kurucu olmak. Çinliler bunun bir hegemonya olduğunu - daha doğrusu hegemonya peşinde koştuklarını gerçekten ısrarla - reddetmekte, eleştirmenleri de bunu sadece yeni ve daha incelikli bir hegemonya türü olarak suçlamakta. "Demokrasi ve otokrasi mücadelesi" perspektifi pek çok konuda olduğu gibi Çin'i okumak için de son derece ilkel bir analitik çerçeve ve genellikle dominant Batı medyasından dünyaya yayılan ideolojik bir propaganda türü. Çinliler uzun zamandır bu tarz ideolojik karakterli propaganda topuna girmiyorlar. Marksist Leninist sosyalist dikta rejimlerini satmak, başka ülkelere bunların benzerlerini ihraç etmek gibi bir dertleri yok. Çinliler uzun zamandan beri iyi biliyorlar ki bunu zaten - anlamlı bir fayda üreterek ve zarara yol açmadan - yapamazlar. En basitinden Türkiye veya Hindistan veya İran, kısaca Çin'e kayan bu ülkelerin hiçbirisi ateist komünist bir rejimi kaldırabilir mi diye kendinize sorabilirsiniz. Kaldırmaz. :) Bu kadar farklı ülkelerin Çin'e yanaşabilme ve demokratik Avrupa ülkeleri dahil Çin ile bu kadar yoğun iş tutabilme sebebi bu zaten. Çin dünyaya komünist dikta dağıtmaya kalksaydı bunu yapmaya yeltenen Sovyetler Birliği gibi bir köşeye sıkışırdı ve kuşatılırdı. |
|
Çinlilerin yeşil enerjiye yönelimleri birçok faktöre dayanmakta ve aşağıdaki mesajlarda @Torlak Kemal ile irdelediğimiz şekilde Çin'in doğal enerji rezervlerinin - fosil yakıt yoksunu - karakterine ilişkin genel bir stratejik mantığı bulunmakta. https://forum.donanimhaber.com/mesaj/yonlen/162005767 https://forum.donanimhaber.com/mesaj/yonlen/162009664 Bu faktörler haricinde Çin'i yeşil enerjiye yönelten faktörler 1) sosyalizm ve kapitalizm karması hibrit ekonomik yapının ve merkezi hükümetten aşağıya doğru inen vali/mayor düzeninin sektörel dönüşüm için çok büyük kaynaklar ayırıp planlar yapabilmesi, piyasaya bu şekilde Batılı kapitalist ekonomilerden çok daha büyük bir yön verebilmesi ama ayrıca - katı merkezi kumanda ekonomisinin verimsizlikleri ve dezavantajlarına sıkışan Sovyetlerden farklı olarak - kapitalist piyasa ekonomisi de bulunduğu için piyasa verimi ve rekabetçiliğinden istifade edebilmesi 2) Çin'in hızlı büyüyen dinamik ekonomisinin ve Çinli yatırımcıların devasa satın alma ve yatırım gücü 3) Çin metafiziği ve dünya görüşü sistemlerinin Feng Şui veya Ying Yang gibi kavramlarla doğayla güçlü organik bağlara sahip olması, özellikle asla bitmeyen ve nihai bir anlam taşımayan Dao/Yol nosyonu sayesinde bir tanrının veya belirgin bir dogmatik doktrinin önplanda olmaması, bunun doğaya odaklanma konusunda kültürel bir distraction yaratmaması. Böylece Çinliler "ekolojik uygarlık" kavramını ortaya atmışlar ve ilkeleştirmişlerdir. Çin felsefesinin bu ateistik ve natüralistik spiritüel niteliği ayrıca komünist diyalektik materyalizm ile materyalist ateizm ile daha da pekişmiştir. Komünist yönetim bunları resmi bir ateizm altında seküleştirerek birleştirmiştir/Çin'in karakteri ve kültürel dünya görüşü olarak alan açmıştır. |
Gümüş |
|
Batılı birçok yorumcuya göre her gün Çin'in - ekonomisinin - ruhuna el Fatiha okunuyor. Çin'in çökmesini görmeyi inanılmaz bir arzuyla bekliyorlar ve bu sebeple hep çöktüğü senaryolar tüm tahayyüllerini domine ediyor. Bu artık biraz kabak tadı verdi. Çin yavaşlayabilir veya sıkıntılar yaşayabilir. Ama tarihte modern Batı Japonlardan sonra ilk defa başka bir Asyalı topluma - hem de Japonların aksine alışıldık Batılı bir sistem kullanmayıp özgün bir karma sistem kullanan ve değer sistemi olarak liberal demokrasi değil de komünizm bayrağı taşıyan Asyalı bir topluma - yetişemiyor. Batılılar bence artık şapkayı önlerine koyup düşünmeliler. Sovyetlerin 1980'lerde geri kaldıklarında yaptığı şeyi yapma sırası bence Batılılara geçti. Elbette Batı'nın Çin'den daha iyi veya üstün olduğu birçok konu var ama genel skora bakıldığında Çinliler Batılıların kendi değer sistemleriyle yakalayamadığı bazı şeyleri - farklı kavram, düşünce, değer, kurum ve uygulama sistemleriyle - kapmış ve üstüne Batılılara - Batılıların kendi düzenlerine, dinlerine ve değer sistemlerine ilişkin mağruriyetleri konusunda utanç duymalarını gerektirecek derecede - toz yutturmuş gibiler. Gerçekten Çin'in adımları bence heyecan verici ve uzun süredir devam eden ABD ve Batı hegemonyasından sonra özgün karakterde ve eylemler içerisinde bir gücün dünyada süper güç haline geçmesi rahatlatıcı taze bir nefes - breath of fresh air. |
|
Katılıyorum dediklerine benim korkum kendilerinden iyi olan herşeyi düşmanlaştırıp savaş yollarına gidecek politika gütmeleri. Kendileri dışında herkesi düşman gören ve beraber yaşamayı bilmeyen, başka kültürlere saygısı olmayan, savaş seven antik Yunan kültüründen geliyor bunların hepsi. Sonuç olarak bu şekilde bir yükseliş sonrası savaş tehlikesi artıyor. Hele durduk yerde Ukrayna’da ve Ortadoğu’da bölgesel savaş çıkmışken iki büyük gücün karşı karşıya gelmemesi için eski sistemi tercih ederdim. Ama her işte bir hayır vardıra gelirsek. Çin yenilebilir enerjiyi dünyaya kabul ettirdi ve bu konuda fabrikalığını yapıyor. Belkide iklim felaketinden böyle kurtulacağız. |
| Demokrasimi dedin. Demokrasi diye bir şey yok. ABD çıkarları diye bir şey var. |
|
Persleri devirmiş o Büyük İskender-vari Yunan saldırganlığını ABD sergileyebilir; muazzam askeri gücüyle, şahin tutumlu başkanlarıyla ve oldukça uzun bir tarihsel liste oluşturan askeri müdahaleci ve işgalci eğilimleriyle bu benim de korkularımdan birisi. Ama askeriye ve güvenlik açısından ABD'ye hala bağımlı olup bu konuda sık sık eleştiri alıp duran Avrupa ise bence saldırganlık sergileyemez; muhtemelen kendilerini bile tam anlamıyla savunmaktan aciz durumda olabilirler. O sebeple Avrupalılar savunma sanayii gelişimi ve büyük ordusunu göz önüne aldıkları Türkiye'yi hep stratejik bir kart olarak Avrupa Güvenliği modelinde kullanılabilir ve özellikle Avrupa'nın askeri konularda ABD'ye olan bağımlılığını dengeleyebilir bir unsur olarak değerlendiriyorlar. Avrupalılar ihtimal dahilinde başka coğrafyalarda saldırgan bir ABD'nin peşinden akılsızca veya bir şeyler medet umarak koşabilir (bandwagon) ama kendi güvenliklerini sağlama almazlarsa veya Amerikan argümanlarını meşru görmezlerse isteksiz olurlar (aksi takdirde siyasileri halka hesap vermek zorunda kalır ve siyasi kariyerleri yanar). Bu açıdan bakıldığında dediğim gibi Avrupa'dan ziyade beni ABD'nin bilhassa Trump gibi şahin başkanlarla sergileyeceği dengesizlik ve saldırganlık rahatsız eder - yakın zaman içerisinde İsrail ile beraber İran'a ne yaptıklarını gördük. İran'da olanlar uluslararası hukuka göre tamamen gayri meşru bir saldırganlık olup tam bir savaş suçu silsilesiydi ama ne ABD ne de İsrail buna zerre önem vermedi ve gösterilen tepkilere de aldırmadılar. Dediğin gibi çift kutupluluk tek kutupluluktan - kimse tek kutuba karşı gelemeyeceği, buna karşın çift kutuplar savaşa tutuşabileceği için - daha tehlikeli olabilir ama Çin çift kutupluluğun olası açmazlarına düşmeyecek kadar zeki bir oyuncu - bence. Ondan mesela Çin Batı'nın aksine Rusya'yı ekarte etmeye çalışmayıp yanına almayı başardı. Normalde Rusya ve Çin'in rakip ve düşman olması beklenir - hele bilhassa Orta Asya bağlamında Çin bu kadar güçlenip de Rusya bu kadar zayıflarken. Ama Çinliler akıllı. Rusya'ya jeopolitik ve ekonomik bir alan açtılar. Esasında Rusların kaba saba tutumlarına rağmen Rusları bile ikna ettiler. Pekin'de düzenledikleri son zafer geçitinde - ABD ile Rusya enerji ilişkileri ve gümrük vergileri yüzünden gerilim yaşayan - Hindistan Başbakanı Modi bile boy gösterdi, Çin jeopolitik rakibi addedilen Hindistan'a bile kendisine doğru hareket alanı bırakan bir ülke. ABD öyle mi? ABD'ye mesela Kuzey Kore, İran, Küba, Rusya gibi ülkeler yaklaşabilir mi? Yaklaşamaz. Wahsington'daki politik ve askeri çevreler nezdinde öcüleştirilmiş Çin bile iki ülke arasındaki onca geçmiş ilişki ve ticarete rağmen yaklaşamıyor. Bir ABD Başkanı Çin'e yakınlaşmaya/arayı düzeltmeye çalışsa bu onun için politik bir intihar olur. Çin'de ama böyle bir sorun yok. Çin ABD eğer buna müsaade etseydi rakip olmak yerine ABD ile ortaklığını geliştirirdi. Bunun - rakip Hindistan ile yakınlaşmadan anlaşılabileceği üzere - Şi Cinping veya Çin Komünist Partisi (ÇKP) için politik bir faturası olmaz. Pekin için tabu olan tek konu Tayvan ama Tayvan meselesinde bile neden savaş çıkmayacağına dair uzmanlar tarafından birçok ikna edici sebep gösterilmekte. En basitinden bir Tayvan-Çin Savaşı yüzünden küresel tedarik zincirleri aksarsa bu Çin ekonomik büyümesine büyük bir darbe vurur ve ÇKP egemenliğinin Çin halkı nezdinde meşruluğunun çözülmesine yol açar. Çinliler ÇKP'ye ekonomik büyüme, refah ve teknik gelişim sağlayan teknokratik ve meritokratik idaresinden dolayı çok güveniyorlar. Bir Tayvan Savaşı - veya başka herhangi bir savaş - kendisini ekonomik başarıya son derece derinden endekslemiş Çin Komünist Partisi'nin iktidarını tehlikeye sokmakta. ÇKP demokrasi yerine Çinlilere en çok aradıkları şeyi sunuyor ve bu sayede Çinliler tarafından iktidarı kabul görüyor: Göksel düzenin (Çince Tianming) karşılığı olan stabilite ve refah. Eğer bir Çin Hükümeti bunları sağlayamayıp kaosun (Çince Luan) gelişimine alan açarsa Çin anlayışına göre o hükümetin meşruluğu kalmıyor (ünlü Konfüçyüsçü Çinli bilge Mencius/Mengzi'nin binlerce yıldır Çin'de itibar gören iktidar anlayışı). Gene bu anlayışa göre tiranların - yani zorba ve ahlak yoksunu liderlerin - devrilmesi ve katli vaciptir. Dolayısıyla burada bazı kullanıcılar tarafından yapıldığı gibi binlerce yıllık enteresan kültürleri ve kafa yapılarıyla Çinlileri ve hayattan beklentilerini demokrasi, otokrasi, cart, curt kalıplarından okumak biraz komik kaçıyor. Çin anlayışı lidere otokrasiyi - mutlak yetkiyi - veriyor ama bunu suistimal edip zorbalık yaparsan veya orada burada savaşlar çıkarıp "merkezi krallığın" (Çince Cong Guo, ülkelerinin adı) dengesini bozarsan tahttan inersin diyor. Çin tarihi o sebeple çeşitli hanedanlar ve bunları deviren isyanlarla dolu. Tabii Batılı yorumcular sık sık Çin hakkında tek satır okumadan atıp tutuyorlar ve koca bir ülkeyi kendi kafalarında dümdüz saldırgan bir organizma - kızıl bir ejderha, askeri anlamda aşırı agresif Amerikan kartalının Asyalı bir kopyası - gibi hayal ediyorlar. Bazen farklılıkların savaşların kaynağı olduğunu söylerler ama anlaşıldığı kadarıyla ABD-Çin Çift Kutupluluğu'nda tam tersi söz konusu. Çin'in ABD'den farklı olması ve kalması aralarındaki savaşı önleyebilir. Ama Çin de dejenere olup ABD'ye benzerse dünya olarak yandık. |
ben tek siz hepiniz demiş adamlar |
|
Valla benim için en doyurucu yorumun bu oldu şimdiye kadar. Çin politikasının saldırgan olmadığını, korunmaya yönelik olduğunu biliyordum ama bu kadarını bilmiyordum teşekkürler. Kısaca barış için Çin’e ve Komunist partisine güveneceğiz anlaşılan. Dediklerine bakılırsa Çin’de ekonomik kriz çıkmamasını dilemekten başka çare yok. |
| Çalışan kazanır elması kızarır :) |
1. sayfa
350 GW’lık eşik geçtiğimiz yıl eylül ayında geçilmişti. 2025’te ise henüz haziran ayında bu sınır aşılmış oldu. Bu hızlı artış, güneş enerjisini dünya genelinde en hızlı büyüyen yeni elektrik üretim kaynağı konumuna taşıyor. Geçen yıl, küresel güneş enerjisi üretimi bir önceki yıla göre yüzde 28 artarak 469 terawatt-saat seviyesine ulaşmıştı ve bu artış diğer tüm enerji kaynaklarının önünde yer aldı.
Çin, tartışmasız hâkim
Ayrıca Bkz.Türkiye’nin elektrik kurulu gücü 120 GW’ı aştı: Yenilenebilir enerji payı artıyor
Afrika kıtası da güneş enerjisi pazarında hareketlenmeye başladı. Kıta, geçen yıl Çin’den yüzde 60 daha fazla güneş paneli ithal etti, ncak güvenilir kurulum verilerinin eksikliği nedeniyle gerçek büyüme hızını takip etmek zor.
Kaynak:https://electrek.co/2025/09/02/h1-2025-china-installs-more-solar-than-rest-of-the-world-combined/
Haberi Portalda Gör