Bu konudaki kullanıcılar: 2 misafir, 1 mobil kullanıcı
49
Cevap
13683
Tıklama
0
Öne Çıkarma
Sağlıkla ilgili haberler ve çeşitli paylaşımlar

A Admin Konu Sahibi
13 yıl (348 mesaj)
Bu başlık altında sağlıkla ilgili güncel haberler, yararlı olabileceğini düşündüğünüz çeşitli bilgileri paylaşabilirsiniz. Üst başlık haricinde foruma bilgi ve haber paylaşımı açmayınız. Forumda ''sadece'' sağlık sorunlarınızın çözümüne yönelik konular açılacaktır. Bunun haricinde açılan konular forum kirliğine yol açtığı, tartışma içermediği için silinecek ve bu başlığa aktarılacaktır. Haber hakkında fikir beyan etmek ve tartışmak isteyen üyeler bu başlık altından devam edebilirler. Kesinlikle haberlere ''Yararlı Bilgiler, Sağ ol, Teşekkürler'' gibi mesaj kirliliğine yol açacak yorumlar yapmayınız. Bilginize sunulur;





< Bu konunun sahibi Admin iken Admin tarafına aktarılmıştır -- Mar 12 2015 8:31AM >


B B J K
13 yıl (1749 mesaj)
evet relusion gayet güzel düşünmüşsün bu kısımı tebrik eder
ve açılışı şöle yapalım arkadaşlar bir ricadada ben bulunayım verdiğiniz
bilgiler ne kadar kısa ve özetli olursa eminim o kadar faydalı olucaktır
syfalarca copy paste marifet değildir
Diş beyazlatma işlemi iki temel şekilde yapılır:
Diş Beyazlatma
1. Home Bleaching(evde yapılan beyazlatma); dişlerinizin ölçüsü alınarak şeffaf yumuşak bir plak hazırlanır.hekiminizin uygun gördüğü jel şeklindeki bleaching maddesi plağa konularak ağıza uygulanır.7-15 günlük kullanımdan sonra kontrol edilerek istenilen beyazlık elde edilinceye kadar uygulanır.Günde 2-8 saatlik uygulamanın gece uyku süresince yapılması tavsiye edilir.

2.Office Bleaching(muayenehanede yapılan beyazlatma); Klinik sartlarında hekimin 2-3 seansta ışınlı yada kimyasal olarak uyguladığı beyazlatma şeklidir.


dişlerinize ilk günkü gibi bakınız


Bu mesaja 2 cevap geldi.

_ _HacıMuro_
13 yıl (773 mesaj)
Bir Aydan beri konuya kimse cevap yazmamış...
Başağrısı deyip geçmeyin
Başağrılarının 300’den fazla farklı tipi var. Birçoğunun kökeni halen tam anlaşılmamış olmakla beraber genellikle iyi huylu özellik sergiliyor. Ancak bazen ciddi ve yaşamı tehdit eden nedenlerle ilişkili olabiliyor.
Baş ağrıları tüm dünyada hekime başvurularda en sık dile getirilen yakınmayı oluşturuyor. Kadınların yüzde 5’i ve erkeklerin yüzde 2.8’i her yıl 180 gün ve üzerinde süreyi baş ağrılarıyla geçiriyor. Baş ağrılarının 300’den fazla farklı tipi var. Birçoğunun kökeni halen tam anlaşılmamış olmakla beraber genellikle iyi huylu özellik sergiliyor. Ancak bazen ciddi ve yaşamı tehdit eden nedenlerle ilişkili olabiliyor.

Baş ağrıları hemen tüm dünyada Uluslararası Baş ağrısı Birliğinin(IHS) belirlediği kriterlerle sınıflandırılıyor. Oldukça geniş kapsamlı olan bu sınıflamaya göre; primer ve sekonder olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Primer (birincil) baş ağrıları:
Baş ağrısını açıklayacak herhangi bir sistemik ve/veya beyin hastalığı olmuyor. Bu grupta migren, gerilim tipi baş ağrıları, küme baş ağrısı gibi baş ağrısı tipleri yer alıyor.

Sekonder (ikincil) baş ağrıları:
Bu grupta beyinde ve/veya sistemik olarak bir hastalık bulunuyor ve ağrılar bu hastalıkla ilişkili oluyor. Baş ağrısının hangi grupta olduğunu belirlemek için, geniş bir anamnez, nörolojik muayene, beyin görüntülemesinin yanı sıra , kan ve idrar tahlilleri, EEG (elektroensefalografi), gereken durumlarda lomber ponksiyon(belden su alma) işlemleri yapılması gerekiyor.

MİGREN
En sık primer baş ağrısı nedeni olan migren, damarsal kökenli, akut ataklarla giden kronik bir hastalık. Kadınların ortalama yüzde 18’i, erkeklerin yüzde 6’sında görülüyor. Migrenli hastaların yaklaşık yüzde 70’inde ailede migren öyküsü bulunuyor. Migren atakları sırasında hastaların yüzde 80’inde şiddetli baş ağrısı ve buna eşlik eden bazı bulgular görülüyor. Bunların 1/3’ünde bu rahatsızlık hissi günlük işlerine devam etmelerini engelliyor ve yatak istirahati bile gerektirebiliyor. Hastalık, hem günlük yaşam kalitesini düşürmesi hem de iş gücü kaybı ile ciddi ekonomik yük oluşturuyor.

Belirtileri:
Uluslararası Baş ağrısı Birliği bazıları seyrek görülen birçok migren tipi belirlemiş. Auralı (öncül belirtili) migrende baş ağrısı öncesinde ışıklar, zik zaklar, renkler görme şeklinde çoğunlukla görsel belirtiler gelişiyor. Aurasız, yani öncül belirtileri olmayan migrende ataklar aniden ortaya çıkıyor. Migren atağı sırasında genelde sağ veya sol yarım baş ağrısı vardır. Bu ağrı zonklayıcı, orta veya çok şiddetli bir baş ağrısıdır. Ağrıya mide bulantısı, kusma isteği veya kusma, ışık ve sese karşı hassasiyet, bazen ağrı olan tarafta uyuşmalar da eşlik edebiliyor. Ataklar ortalama 4-72 saat sürebiliyor. Ataklar sırasında birçok hasta sessiz ve karanlık bir odada yatma ihtiyacı hissediyor.

Nedenleri neler?
Migren ataklarını tetikleyen bazı durumlar olabiliyor. Bunlar adet dönemi, yumurtlama dönemi, doğum kontrol hapı kullanımı, hormon yerine koyma tedavileri gibi hormon dengesinde değişiklik yapan durumlar, alkol, konserve yiyecekler, aspartam (tatlandırıcılarda bulunur) gibi maddeler, çikolata, eski peynir, öğün kaçırma gibi beslenme ile igili durumlar, stres, üzüntü, depresyon, aşırı fiziksel aktivite ve yorgunluk, aşırı ve parlak ışıklı, floresan aydınlatmanı mekanlar, uykusuzluk, aşırı uyku, damarlarda genişleme yapan bazı ilaçlardır.

Tanı nasıl konuyor?
Migren tanısı konması için bu özeliklerin yanı sıra hastanın gerekli incelemelerinin yapılıp baş ağrılarına neden olabilecek başka bir hastalığın olup olmadığının kanıtlanması gerekiyor.

Nasıl tedavi ediliyor?
Migrenin iki tip tedavisi var. Biri atağı durdurmaya diğeri ise ataklardan korumaya yönelik tedavidir. Atak tedavisi sadece atak sırasında kullanılıyor. Ağrıların şiddeti ile süresine ve hastanın durumuna göre basit ağrı kesiciler ya da özel migren ilaçlarından yararlanılıyor. Şiddetli bulantı-kusmaları ve atak sırasında aşırı huzursuzluğu olan hastalarda bu şikayetlere yönelik tedaviler gerekebiliyor. Ataklardan korumaya yönelik tedavinin birinci basamağı ise atağın sıklık ile şiddetini azaltmak. İkinci olarak da ilk basamak başarılı olduğu takdirde hastanın kullanmakta olduğu ağrı kesici miktarını azaltmak ve onun yaşam kalitesini yükseltmek. Kullanılan ilaçlar çok çeşitli gruplardan oluşuyor. Bunlar epilepsi(sara) ilaçları, depresyon ilaçları, hipertansiyon ilaçları, magnezyumlu bazı ilaçlar olarak gruplandırılabiliyor. Bu ilaçların hangisinin seçileceğine migrenin tipi, atakların sıklığı, ataklar sırasında eşlik eden şikayetlerin özellikleri, hastanın yaşı, başka hastalıklarının olup olmaması gibi durumlara göre ilgili hekim karar veriyor. Kadınların ortalama yüzde 18’i, erkeklerin yüzde 6’sında görülüyor.

GERİLİM TİP BAŞ AĞRILARI
Primer başağrıları grubundaki diğer bir ağrı tipini ise gerilim tipi baş ağrısı oluşturuyor. Bu baş ağrıları kaslarda gerginlik ve stres sonucu ortaya çıkıyor.

Tanı nasıl konuyor?
Gerilim ağrıları olan hastalar baş ağrılarını genelde basınç ya da gerilme şeklinde tarif ediyorlar. Ağrılar migrenin aksine hafif- orta şiddette seyrediyor. Genelde iki taraflıdır, aşırı fiziksel aktiviteyle alevlenmeleri olmuyor. Bulantı, kusma, ışık ve ses hassasiyeti olmuyor. Tanı için bu özeliklerin yanı sıra yine baş ağrısının başka hastalıkla ilişkili olmadığının kanıtlanması gerekiyor. Eğer yılda yaklaşık 180 günü ağrıyla geçirmeye neden oluyor ve her ağrı atağı 30 dakika ile 7 gün arası sürebiliyorsa tekrarlayan gerilim baş ağrısından söz ediliyor.

Nasıl tedavi ediliyor?
Şiddetli dönemlerde basit ağrı kesiciler kullanılabiliyor. Ancak sık tekrarlayan ataklar varsa koruyucu tedavi olarak, hastanın yaşı ve diğer hastalıkları göz önüne alınarak ilgili hekim tarafından depresyon ilaçlarına başlanabiliyor. Koruyucu tedavinin amacı yine kullanılan ağrı kesici miktarını azaltmak ve yaşam kalitesini arttırmak. Migren ve kronik gerilim tipi baş ağrıları olan hastalarda bazı psikiyatrik bozuklukların birlikteliğine oldukça sık rastlanıyor. Psikiyatrik problemlerin de ilgili uzman tarafından değerlendirilmesi tedavi başarısında artış sağlayabiliyor.

KÜME BAŞ AĞRILARI
Küme baş ağrılarında, saniyeler süren şiddetli ağrı atakları arka arkaya kümeler halinde geliyor. Bu tip baş ağrısı genelde erkeklerde görülüyor. Ağrı çoğunlukla göz çevresi ve şakakta yoğunlaşıyor ve tek taraflı oluşuyor. Gözde kızarma, yanma, sulanma gibi belirtiler olabilir. Ağrı çok hızlı başlıyor, 10-15 dakikada zirve yapıyor ve 30-45 dakikada sonlanıyor. Ataklar 7 gün de bir görülebileceği gibi yılda bir sıklığında da olabiliyor. Ağrısız dönemlerin süresi 2 haftadan yıllara kadar uzayabiliyor. Ataklar alkol, sigara ve damarlarda genişlemeye yol açan ilaçları kullanmakla tetiklenebiliyor.

Tanı nasıl konuyor?
Yukarıda belirtilen özelliklerin yanı sıra ağrıların başka bir hastalıkla ilişkili olmadığının tetkiklerle kanıtlanması gerekiyor.

Nasıl tedavi ediliyor?
Atak sırasında hastaya yüksek miktarda O2 solutuluyor ve migren ilaçları kullanılıyor. Atağı önlemek için hipertanisyon, epilepsi(sara) ilaçlarının bazıları ve bazı ilaçlara, ilgili hekim kontrolünde başlanabiliyor. Genellikle migren ve gerilim baş ağrılarında tedavinin başarısız olmasının en önemli nedeni, hastanın tedaviye uyum göstermemesi. Özellikle koruyucu tedavilerin etkileri 3 haftadan sonra ortaya çıkıyor ve ilk haftada bazı yan etkileri olabiliyor. Hastalar ilaçları ilk hafta içinde ya da 3 haftalık periyod sonunda bırakabiliyor. Bir grup hasta da tedavide başarı sağlandığı anda iyi olduğunu düşünerek tedavisini yarıda bırakıyor. Tedavi edilmemiş farklı türden baş ağrıları günlük kronik baş ağrısı denilen ve genellikle hemen hiç geçmeyen, tedavisi oldukça güç olan bir baş ağrısı tipine dönüşebiliyor. Bu nedenle tüm tedavilerin ilgili hekim tarafından belirlenmesi ve takip edilmesi gerekiyor.

VERTİGO (BAŞ DÖNMESİ)
Baş dönmesi, nöroloji kliniklerinde sık karşılaşılan şikayetlerden birini oluşturuyor. Çoğu zaman altında önemli bir hastalık bulunmayan ve kendiliğinden düzelen bir belirti olarak ifade ediliyor. Ancak bazen çok ciddi nörolojik bir hastalığa da işaret edebiliyor. Vücudumuzun mekandaki pozisyonundan haberdar olmayı ve dengemizi sağlayan bazı mekanizmalar var. Göz, iç kulaktaki denge organı, kas ve eklemlerden kalkan uyarılarla sürekli baş ve vücudun diğer kısımlarının birbiriyle ve mekandaki yerleri hakkında beyne bilgi geliyor. Bu mekanizmalarda bozukluk olunca denge bozukluğu veya baş dönmesi ortaya çıkıyor. Baş dönmesi sık karşılaşılan bir şikayet. Ancak hastalar çok farklı şeyleri baş dönmesi olarak ifade edebiliyor. Vertigo, hastanın kendi bedeni veya çevrenin etrafında gerçekten dönmekte olduğunu zannetmesiyle gelişen bir tablo. Bu şekilde bir dönme hissi olmadan ortaya çıkan vertigo ise yalancı vertigo(dizzness) olarak tanımlanıyor.

Belirtileri neler?
Vertigo çok şiddetli olduğunda hastalarda gözlerde sıçrayıcı hareket, bulantı ve kusma, ayakta duramama şeklinde belirtiler de olabiliyor.

Nedenleri:
Vertigo; iç kulak, denge siniriyle ilgili hastalıklar, beyin sapı ve beyinciği tutan hastalıklarda görülebiliyor.

Meniere hastalığı: iç kulakla ilgili bir rahatsızlık. Hasta dakikalar veya saatler süren ataklar halinde tekrarlayan vertigodan yakınıyor. Bu sırada ayakta duramıyor, en ufak baş hareketiyle şiddetli vertigo gelişiyor. Genelde bulantı, kusma ve kulak çınlaması eşlik ediyor. Atakların tekrarlaması hasta olan iç kulak tarafında işitme kaybına neden oluyor.

İyi huylu tekrarlayıcı Pozisyona bağlı vertigo: İç kulakla ilgili bir rahatsızlık.Başın belli bir pozisyonunda ortaya çıkan, vertigo ve gözde sıçrayıcı hareketlerle karakterize iyi huylu bir hastalık olarak nitelendiriliyor. Saniyeler içinde gelip geçiyor, başın aynı pozisyona getirilmesiyle tekrar başlıyor.

Diğer nedenler: Beyin sapı- beyincik birleşme bölgesinden denge siniri geçiyor. Bu bölge tümörlerinde vertigo, kulak çınlaması, giderek artan işitme kaybı olabiliyor. Beyin sapı ve beyincik damar tıkanma ve kanama durumlarında da baş dönmesi gelişebiliyor. Ancak bu durumlarda birçok bölge fonksiyonunu kaybettiği için kafa sinirlerinin çoğunda tutulum, bir taraf kol-bacakta felç gibi nörolojik bozukluklar görülebiliyor.

Multiple Skleroz hastalığında beyin sapı ve beyincik, göz tutulumları olabiliyor ve vertigo, dengesizlik gibi şikayetler yapabiliyor. Oturma kalkma sırasında gelişen tansiyon düşüklüğü, çeşitli kalp hastalıkları, ağır kansızlıklar ve metabolik bozukluklar vertigo yapabiliyor uzmanlara göre. Boyun kemiklerinde bozulmalar ve kireçlenmeler bu kemiklerin içinden geçen ve beyin sapı ile beyinciği besleyen damarları sıkıştırarak vertigo yapabiliyor. Uzmanlara göre, bazı psikiyatrik rahatsızlıklarda da tekrarlayan vertigo şikayeti olabiliyor.

Yaşlı ve birçok hastalığı olan (özellikle diabet gibi) kişilerde sürekli yalancı vertigo ve dengesizlik şikayetleri ortaya çıkabiliyor.

Tanı nasıl konuyor?
Vertigo tanısı konulması için bir dizi tetkik gerekiyor. Hastanın vertigosunun gerçek olup olmadığının anlaşılabilmesi için ayrıntılı sorularla öykü alınıyor. Ardından dikkatli bir nörolojik muayene yapılması gerikiyor. Beyin görüntülemesi istenecekse beyin magnetik rezonanslı(MR) görüntüleme tercih ediliyor.
Çünkü MR beyin sapı ve beyin sapı-beyincik birleşim yerini, iç kulak yapılarıyla ilgili iltihabi durumları daha ayrıntılı gösteren bir tetkik. Gereken durumlarda kulak-burun-boğaz(KBB) muayenesi ve odiyometrik(işitme ilgili) testler yapılıyor. Rutin kan tetkiklerine bakılıyor. Başka bir çok hastalıkla ilişkili olduğu yönünde şüphelenilen hastalarda ileri incelemelere başvuruluyor.

Nasıl tedavi ediliyor?
Vertigo beyin damar hastalığı, MS, beyin tümörü, boyun kemiklerinde kireçlenme gibi hastalıklarla ilişkili ise bu hastalıklara yönelik özel tedaviler uygulanıyor.

İç kulakla ilgili vertigolarda genelde tedavi hastanın şikayetlerini hafifletmeye yönelik uygulanıyor. Kulak Burun Boğaz tarafından uygulanan bazı özel baş manevraları da tedavide kullanılıyor. Sık tekrarlayan vertigo atakları olan hastalar için çeşitli tedavilerle atak önleyici tedaviler oluşturulmaya çalışılıyor.




R Relusion
13 yıl (930 mesaj)
Aşkın nörolojik temelleri


İnsanoğlunun en güçlü ve coşkulu ruh hallerinden olan aşkın nörolojik temellerini araştıran nörologlar, bu sevgi ve arzunun yoğunluğunu ölçtüler.

Londra Üniversitesi Nörobiyoloji profesörlerinden Semir Zeki, fonksiyonel MRI kullanarak yaptığı araştırmada, 17 kişiye önce sevdiği kişinin, ardından da arkadaşlarının fotoğrafları gösterilerek, serebral kan akışları izlendi.

Araştırmada insana müthiş mutluluk ve haz veren aşkın, kişilerdeki "muhakeme yeteneğini yitirdiği" ve "saplantılı kişilik bozukluğuna" neden olduğu ortaya çıktı.

Beyin kimyası değişiyor

Araştırmaya göre, aşk, beyinde güven, inanç, haz duyma ve ödüllendirme fonksiyonlarını etkinleştiriyor. Aşık olanlarda oksitosin ve vazopressin maddeleri fazla salgılanıyor ve bu da karşıdaki kişiye olan bağlılığı artırıyor.

Tek eşli kadın ya da erkeklerde daha çok oksitoksin salgılanıyor. Aşıkken depomin ve norepinefrin artıyor. Depomin motivasyon artışına, mutluluk, heyecan, uykusuzluk, kalp çarpıntısı ve nefes darlığına neden oluyor. Norepinefrin de heyecan ve enerji düzeyini artırırken, uyku ve iştahı kaçırıyor.

Zihin yanılması

Aşk, insan beyninde muhakeme ve yargılama yapan bölümleri de etkisiz hale getiriyor. Aşık olan kişiler, sevdiklerine karşı muhakeme yeteneğini kaybediyor. "Aşıkken tamamen kör oluyor" ve aşık olunan kişinin olumsuzlukları beynin bu bölgelerinin çalışmaması nedeniyle görülemiyor.

Beynin 'zihin teorisi' olarak adlandırılan ve başkalarıyla farklılıklarını ortaya koyan mekanizması da aşık olunca devreden çıkıyor. Bu nedenle kişiler aşık olduklarıyla aralarında bir ayrım yapmıyor ve onu kendisi gibi görüyor.

Takıntılı sevgi

Araştırma, aşkın, insanları nasıl saplantılı hale getirdiğini de açık şekilde ortaya koyuyor. İnsanların beynindeki kimyasallardan serotonin seviyesi aşık olanlar da, saplantılı (obsesif kompülsif bozukluğu) kişilerinkiyle aynı seviyede bulunuyor.

Aşk bir yandan kişiye huzur ve güven verirken, diğer yandan ayaklarını yerden kesiyor. Beyindeki 'medial insula' bölümü aşkla aktive oluyor.

Agresif davranışlarla ilgili bu bölüm aşık kişilerde çalışıyor ve anlaşmazlıkların üstesinden gelmeye yarıyor. Aşk, duygulanım, dikkat, motivasyon ve hafıza ile ilgili beyin alanlarını aktif hale getiriyor. Bu yapıların aktifleşmesi, stresin azalmasına neden oluyor.

Aşkın ömrü 3 yıl mı?

Sinir hücreleri arasında hedeflere uygun bağlantıları etkileyen uyarı maddelerinden sinir büyüme faktörü de (NGF) aşkın süresini biçiyor.

Ellerin terlemesine ve heyecanın yükselmesine de neden olan NGF değeri tutkulu aşkın ilk zamanlarında yükseliyor.

Araştırmada insanın doğası itibarıyla bu tutkuyu sürdüremediği ortaya çıkıyor ve arzunun şiddetiyle doğru orantılı artan NGF değeri en fazla 3 yıl sonra azalıyor.

Zengin kız ile fakir gencin aşkı;

Araştırmayı yapan Prof. Dr. Semir Zeki, "nöropotik aşkı" anlattı. Aşkın, beynin ortaya çıkardığı bir ürün olduğunu belirten Zeki, "Aşık olan kişinin beyninin depomin içinde yüzdüğünü" ve bunun beyindeki motivasyon ve hedefe yönelik konsantrasyonu artırdığını söyledi.

Aynı belirtileri bağımlıların da gösterdiğini dile getiren Zeki, "Beyindeki bazı kısımların aktivasyonunu yitirmesine neden olan aşkın rasyonel olmadığını" vurguladı.

Zeki, "Bu kadar rasyonellik dışı bir şeyi rasyonel şekilde izah etmeye çalışmaktan ziyade neden bu kadar rasyonellik dışı olduğunu anlamaya çalışmak lazım" dedi.

Özgür irade kalmıyor

Aşık olan kişilerde 'özgür iradenin' yok olduğunu vurgulayan Zeki, zengin kızın fakir gence aşık olabildiğini belirterek, "Böylesi durumlarda anne-babalar, arkadaşlar olarak biz rasyonel şekilde muamele etmeye çalışıyoruz.

Bu durumda nasihat vermek çok saçma ve vakit kaybı. Bu duruma tahammül etmek gerek. Aşk rasyonel olmadığı için böylesi bir durumda bizim tepkimiz de rasyonellik dışı oluyor" diye konuştu.

Zeki, "Aşk bir hastalık ama tedavi etmeye gerek yok. Hayatınız boyu devam etmesini istediğiniz bir hastalık. Arzu edilen bir felaket" dedi.

Kadınların, aşkta erkeklere göre daha itinalı ve çok daha verici olduğunu belirten Zeki, erkeklerin 'karşılıksız alma ve sürekli tüketme' derdinde olduğunu savundu.





Arkadaşlar bu başlığı kullanmayı alışkanlık haline getirelim ve foruma bu tarz konuları açmayalım. Paylaşımları ve paylaşımlar üzerinden yorumlarınızı da bu başlık altından yapabilirsiniz. Örnek olması açısından bir konuyu bu bölüme taşıdım.


Bu mesaja 1 cevap geldi.

M Mister No
13 yıl (3709 mesaj)
aşkın ömrü üç yıl bence ilk üç yılda sevdiğin kadınla sevişmeyi bile düşünemessin ama üç yıldan sonra düşünmeye başlıyosun ama içindeki aşk boyut değiştiriyo ve dahada büyüyo


Bu mesaja 1 cevap geldi.

U Uygurca
13 yıl (3076 mesaj)
Yatakta Uzun Kalmanın Yolları


Mastürbasyon uzmanı olun!
Mastürbasyon yaparken, zihninizde bir kadının orgazmını canlandırın; kendinizinkini değil. Zamanınızı iyi kullanın. Kendinize 15 dakikalık bir süre belirleyin ve dönüşü olmayan noktaya doğru yol alın ama sakın zamanınız dolmadan boşalmayın.

Sıkıştırın!
Seks sırasında aşırı sıcak basıyorsa, durun ve penis başının hemen altındaki yeri sıkın. İdrar yolunuzdaki (penisinizin alt kısmında ilerleyen tüp) baskıya odaklanın; bu penisteki kanı dışarı pompalar ve bir süre de olsa boşalmayı bastırır.

Kaçınılmaz boşalmayı yaşayın!
Seksüel tepkiler 4 ayrı süreçten oluşur, bunlar; arzu, uyarılma, orgazm ve çözülmedir. Önemli olan bu süreçler boyunca tüm duygu yelpazesini hissetmektir. Seksüel uyarılma için kendinize 1 ile 10 arasında bir puan verin ve 7’de kalmaya çalışın.

Seks egzersizi yapın!
Kegel egzersizleri, boşalmayı kontrol eden kasları çalıştıran bir egzersizdir. İdrarınızı tutup bırakarak, bu egzersizi yapabilirsiniz. Kaslarınızı sıkın ve 10’a kadar sayıp, bırakın. Bir kere bu egzersizlere başladınız mı her yerde bunu yapabilirsiniz; hata işyerinizde çalışırken ya da direksiyondayken bile…

Bastırın!
Penisinizin son kısmı ile partnerinizin klitoral başının içine baskı yapın. En hassas sinir uçlarının olduğu vajinal girişte durun. İlişki sırasında küçük hareketlerle, vajinanın 6-7 santim derinine odaklanın.

Biraz nezaket gösterin!
Beyler, önceliğin bayanlara ait olduğunu unutmayın; burada kapıyı tutmaktan fazlasından söz ediyoruz. İlk onun orgazm olmasına yardımcı olursanız, bu hem sizi hem de partnerinizi rahatlatır.

İlaçlar için doktorunuza danışın!
Yapılan araştırmalarda erken boşalma problemi yaşayan erkeklerin, haftada 1 gün ilişkiden önce 20 miligram; sonrasında ise 40 miligram prozac aldıktan sonra bu probleminin çözüldüğü görüldü. Ama siz yine de bunun için bir uzamana danışın ve reçetesiz ilaç satın almayın.

Üste çıkmasına izin verin!
Partneriniz üstte olduğu zaman penisiniz daha az uyarılacağı için seksin süresini uzatabilirsiniz. Ayrıca partnerinizden yavaş hareket etmesini isterseniz yine yatakta kalma sürenizi uzatmış olursunuz.

Kendi orgazmınızı düşünmeyi bırakın!
Beynin orgazmı tetiklemekle görevli olan kısmı, sizin orgazm olmaya ya da orgazmı durdurmaya çalışmanızı dikkate alır. Orgazm olmaya ne kadar odaklanırsanız, buna ulaşma olasılığı da o kadar artacaktır. O an neler olduğuna dikkatinizi verin. Kalçalarının kalçalarınıza dokunması gibi… Böylece hazzı, tüm vücudunuza yayabilirsiniz.





< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi Uygurca -- 24 Eylül 2008; 13:49:34 >
Bu mesaja 1 cevap geldi.

ß ßy Spécops.
13 yıl (3066 mesaj)
Bilgisayar kullanımına bağlı göz yorgunluğu ve alınacak tedbirler !

GÜNÜMÜZ MODERN TEKNOLOJİSİNDE, İSTER İŞ HAYATI İSTER ÖZEL HAYAT OLSUN, BİLGİSAYARLARIN YERİ VE ÖNEMİ İNKAR EDİLEMEZ. BU MAKİNELERİN FAYDASI YADSINAMAMAKLA BİRLİKTE, KULLANIMLARI YÜKSEK GÖRSEL DİKKAT İSTEMEKTEDİR. BİLGİSAYAR KULLANIMINA BAĞLI OLARAK ARTAN ŞİKAYETLERİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU, GÖZLERLE İLGİLİ OLANLARIDIR.
Bilgisayar kullanımına bağlı olarak, gözün kendisinde ya da görme kalitesinde birtakım problemlerin meydana gelmesi, göz yorgunluğu hali olarak yorumlanmaktadır. Sıklıkla görülen belirtileri şöyle sıralanabilir: Yorgun ve ağrılı gözler, gözlerde yanma ve batma, bulanık görme, kuruluk hissi, sulanma, kaşıntı, kızarıklık, gözleri kısarak bakmak, odaklama zorluğu, çift görme, yazı karakterlerinin veya grafiklerin etrafında ışık hareleri ya da saçılmalar görmek, ışığa karşı hassasiyet, baş ağrısı, boyun, sırt ve omuz ağrısı.
Sayılan bu belirtilerden bazılarının, bilgisayar karşısında çalışırken yaşanıyor olması, bilgisayara bağlı göz yorgunluğunu işaret ediyor olabilir. Belirtilerin görülme sıklığı ve şiddeti, kişiye bağlı sebepler dışında, çalışma ortamının şekline ve kişinin alışkanlıklarına göre de değişiklikler gösterecektir. Bu bağlamda, bilgisayar kullanımının gözlerde yarattığı problemlerden ve çözüm önerilerinden bahsetmek faydalı olacaktır.
Bahsedilen yorgunluk belirtilerini kendisinde hisseden kişi ilk olarak muayenesini yaptırıp, göz sağlığı hakkında bilgi edinmelidir; çünkü bu belirtilerin en büyük nedeni gözlerdeki kırma kusurudur (gözlük veya lens takmayı gerektirecek numara bozukluğu). Miyopi, hipermetropi, astigmatizma gibi kırma kusurlarının olup olmadığı saptanarak bunların gözlük camı veya lenslerle düzeltilmesi bu konudaki ilk aşamadır. Ayrıca halen kullanılan gözlük camı veya lenslerin numaralarının yetersiz kalması da göz yorgunluğuna sebep olabilecektir. Burada, halk arasında yaygınca inanılan yanlış bir görüşe değinmek ve doğrusunu anlatmak yerinde olacaktır; bilgisayar kullanımı insanların gözlerini bozmaz. Ancak mevcut olan ve kişinin o ana kadar önemsemediği veya bilmediği bir kırma kusurunun, belirtileriyle ortaya çıkmasına aracılık eder. Çalışma koşulları çok aşırıya kaçmadıkça normal bir göz bilgisayar karşısında bozulmaz.
Yakın objelere bakarken gözlerde meydana gelen uyum değişiklikleri, tıp dilinde akomodasyon olarak adlandırılır. Uzaktaki cisimden yakın bir cisme bakıldığında, gözlerdeki birtakım küçük kaslar kasılarak, kristal lens dediğimiz göz içindeki merceğin çapını değiştirir, böylece gözler yakına uyum sağlamış olur. Farklı uzaklıktaki objelerin her an net görülebilmesi, ancak bu bahsettiğimiz akomodasyon mekanizmasının sorunsuz çalışabilmesiyle mümkündür. Mekanizmada yetersizlik oluşursa, bilgisayar monitöründeki objelere ve/veya uzaktaki cisimlere bakarken kısa veya uzun süreli geçici bir bulanık görme hali oluşur. Normal şartlarda gözler, yakından uzağa ( veya uzaktan yakına) yarım saniye içerisinde uyum sağlarlar, yani yakın objeye bakarken birden uzaktaki cismi seçmek ve onu net algılamak bu süreyi geçmemelidir. Eğer bu süre uzarsa uyum mekanizmasında yetersizlik söz konusudur. Bu durum göz yorgunluğu ve baş ağrısına yol açacaktır, tedavisinde gözlükler kullanılmaktadır.
Akomodasyon (uyum) mekanizması, 40 yaşından sonra insanlarda doğal bir süreç olarak yetersiz olmaya başlar ve 60 yaşlarında tam yetersizlik gelişir. Bu duruma presbiyopi (yaşa bağlı yakın görme bozukluğu) adı verilir. Tedavisi yakın okuma gözlüğüdür ve genellikle 35-40 cm’ lik yakın okuma mesafesine göre ayarlanarak verilir. Ancak bilgisayar karşısında çalışırken monitörler genellikle 70- 75 cm uzakta bulunur, bu mesafeyi net görmek için ikinci bir yakın gözlük edinmek yararlı olacaktır, çünkü esas yakın gözlüğüyle monitöre bakmak, mesafe uygunsuzluğu nedeniyle gözleri yoracaktır.
Bilgisayarlarda ekran özellikleri, gözleri etkileyen diğer bir önemli faktördür. Çalışmalar sonucu anlaşılmıştır ki, gözler monitöre baktığında tam bir kilitlenme (yani tam bir ekrana uyum) sağlanamamakta, yukarda bahsettiğimiz küçük göz kasları sürekli kasılıp gevşemekte ve kristal göz merceği devamlı şekil değiştirmektedir; bunun anlamı gözlerin ekrana tam odaklanamamasıdır, tabii ki sonucunda göz yorgunluğu şikayetleri başlayacaktır. Bu sebeple, göz sağlığı açısından, kullanılan ekranlar yüksek çözünürlü ve düşük parlaklık oranlı olmalıdır, büyük ve daha gelişmiş teknoloji ürünü ekranlar (LCD) en sorunsuz ekran tipleridir. Koruyucu filtre kullanılması hem yansımayı azaltır, hem de düşük bir oranda da olsa monitörden yayılan radyasyonu süzer. Teknik bir bilgi olarak, 14 lük monitörlerin, yeni teknoloji ürünü düşük radyasyonlu büyük monitörlere oranla on kat daha fazla radyasyon yaydığını burada vurgulayalım.
Gözlerde kuruma hissi, bilgisayar kullanıcılarının en sık karşılaştığı sorundur; yanma, batma, kaşınma, göz yaşarması ve kızarma ile kendini belli eder. Bu durum kontakt lens kullananlarda daha belirginleşir, sebebi lensin doğallığını koruyan gözyaşı tabiatının monitör karşısında değişmeye başlamasıdır. Gözdeki kuruma hissinin en büyük sebebi, monitöre bakarken normalin 1/3’ üne inen göz kırpmalarıdır, çünkü insan yakındaki bir objeye dikkatini verdiğinde refleks olarak daha az göz kırpmaya başlar. Gözkapakları her kırpmada gözyaşını kornea dediğimiz saydam tabakaya yayıp, oksijenlenmesini, nemlenmesini ve beslenmesini sağladıkları için, az kırpıldığında gözler kuru kalacak ve batmaya başlayacaktır. Diğer bir sebep monitörün göz hizasının üzerinde bulunmasıdır, bu durumda gözler yukarı doğru bakacağından kapaklar daha açılmış kalacak, bu da göz yaşının buharlaşmasını arttırarak kurumaya yol açacaktır. Ayrıca, çalışma ortamındaki havalandırmanın nem oranının yüksek olması ve havalandırmanın direk göze doğru gelmesi de gözlerde kurumaya yol açabilecektir. Bilgisayar kullanırken, sayılan bu etkenlerden gözlerin kurumasını önlemek için, göz kırpma sayısını bilinçli olarak arttırmak, belirli aralıklarla uzağa bakarak göz kırpma refleksini normale döndürmek alınacak önlemler arasındadır. Monitörü göz hizasının altına yerleştirmek gerekir, bunun ayarı monitörün üst kenarının göz seviyesinin biraz altında kalmasını sağlayarak yapılabilir. Bu önlemlerle geçmeyen göz kuruması, suni gözyaşı damlalarıyla tedavi edilmek durumundadır.
Gözlerimizde, fazla ışığın içeri girmesini ve gözü rahatsız etmesini engelleyen bir mekanizma bulunmaktadır. Aşırı parlak bir ışık bu mekanizmayı otomatik olarak devreye sokar ve gözün daha fazla çalışarak efor sarf etmesine neden olur. Bunun uzun sürmesi durumunda gözler yorulacak, bu aşırı ışıklı ortamdan rahatsız olduğunu, yorgunluk belirtilerini ortaya çıkararak anlatmaya çalışacaktır. Çalışma ortamında direk göze gelen bir ışık kaynağını ortadan kaldırmak gerekir, pencereden sızan ışığın arkaya alınması da gözleri rahatlatacaktır. Kullanılacak ışık kaynağının, arkadan, omuz hizasından monitöre veya çalışma masasına düşecek şekilde ayarlanması gerekir. Ayrıca monitörün kontrast ve parlaklık ayarının da uygun bir şekilde ayarlanması yerinde olacaktır, ekran zemin renginin açık, yazı karakterlerinin ise koyu renklerde tercih edilmesi gözlerin zorlanmasını önleyecektir.
Bilgisayar karşısında çalışırken, gözlerin sağlığını korumanın en güzel yolu, onları sık sık dinlendirmektir. Her yarım saatte bir ara vermek, birkaç saniye kapalı tuttuktan sonra uzaktaki bir objeye bakıp gözleri rahatlatmak yeterlidir. Çalışma masası ve sandalyesinin ergonomi kurallarına uygunluğu vücudu da rahatlatacaktır. Uzun süreli çalışmalarda, saat başı yapılacak basit vücut egzersizleri, diri kalmaya yardımcı olacaktır.


Bu mesaja 1 cevap geldi.

M Mister No
13 yıl (3709 mesaj)
KADINLARDA ORGAZM OLAMAMA

Kadınlarda orgazm çoğunlukla direkt klitoris uyarısıyla oluşmaktadır. Bu konuda yapılan kısıtlı sayıda çalışma direkt klitoral uyarı olmadan orgazm olabilen kadınların oranının ancak %30 olduğunu göstermektedir. Bu nedenle kadında orgazm olamama durumunu öncelikle "hiç orgazm olamama" ve "cinsel ilişkide orgazm olamama" şeklinde ayırmak gerekir.

Orgazm olamayan bir kadın ilişki esnasında kendini orgazm takliti yapmak zorunda hissedebilir. Bunu yapmasının nedeni eşine onun "yetersiz" olduğu duygusunu yaşatmamak ve öte yandan da yine eşinde kendisinin "yetersiz olduğunu" kanısını uyandırmayı engellemektir. Bu tür bir uygulama problemin daha da karmaşık hale gelmesine neden olur, zira orgazm olamayan bir kadın için eşinin yapacağı etkili bazı değişiklikler sözkonusuyken, böyle bir durumda bunlar gündeme gelmez ve erkek "herşeyin normal gittiğini" düşünmeye devam ederek bir değişiklik yapma gereği duymaz.




Kadının orgazm olmasının sağlanması için ilişkide ne tür değişiklikler yapılabilir?

Öncelikle şunun vurgulanması gerekir. İlişkide aynı anda orgazm olunması diye bir gereklilik yoktur. Esas olan fizyolojik ve anatomik gerçekler nedeniyle kadının ya eşiyle beraber ya da eşinden önce orgazm olmasıdır. Erkek orgazm olduğu andan itibaren refrakter periyod adı verdiğimiz döneme girer. Bu dönemde ereksiyon etkinliğini kaybetmeye başlar ve belli bir süre erkeğin yeni bir ilişkiye fizyolojik ve ruhsal olarak hazır olması belli bir süre gerektirir. Bu süre erkekten erkeğe değişmekle beraber birkaç dakikadan birkaç saate kadar uzayabilir. Arka arkaya bulunulan ilişki sayısı arttıkça refrakter periyodun süresi de uzar. Bu erkeklerin bir gerçeğidir. Kadınlarda ise bu refrakter periyod ya çok kısadır ya da yoktur. Kadınlar arka arkaya defalarca orgazm olabilirler ve hatta aynı ilişki içerisinde bile çok sayıda orgazm olabilirler.



Buradan çıkan sonuç, erkeğin kadının orgazm olabilmesi için gerekli koşulları sağlamak için çaba göstermesi gerektiğidir.

Kadının orgazmı yaşayabilmesi için çiftlere düşen görevler:

-Erkeğin kendisinin orgazma ulaşmak için geçen süreyi mümkün olduğunca uzatması: erkekler çok kısa sürelerde orgazm olabilirlerken kadınlar için orgazm olabilme süresi çok daha uzundur. Bu süre bir yandan kadının ilişkiye ruhsal ve fiziksel olarak ne kadar hazır olduğuyla, öte yandan ilişkide kadının duyarlı bölgelerinin ne kadar uyarıldığıyla ilgilidir.

-Çoğu kadında orgazm için direkt klitoris uyarısı gerekir. Her kadının anatomik yapısı farklı olduğundan çiftlerin, kadının klitoral olarak en iyi uyarılabildiği ilişki pozisyonunu seçmeleri gerekir. Klitorisin en iyi uyarıldığı ve çiftin yüzyüze bakması nedeniyle emosyonel özellikleri en güçlü pozisyon erkeğin üstte olduğu, en az uyarıldığı ve yüzyüze bakılmaması nedeniyle duygusal temasın en az olduğu pozisyon ise kadının arkasını döndüğü ve erkeğin arkada olduğu pozisyondur. Ancak bu her kadın için geçerli olmayabilir. Bu yüzden kadın eşine en çok hangi pozisyonda uyarıldığını hissettirmeli ya da direkt söylemelidir.



-"Önsevişme döneminin" uzun tutulması: kadınlar için "önsevişme dönemi" çok önemlidir. Kadınların ilişkiye hazır olmaları erkeklerdeki kadar kolay değildir. Yeterince hazır olunmadan ilişkiye başlandığında genital bölgenin gevşemesi ve kayganlaşması yetersiz olduğundan ilişki kadın için tatsız bir deneyime dönüşebilmekte ve doğal olarak böyle bir ilişkide orgazm söz konusu bile olmamaktadır. Kadın hazır olduğu mesajını eşine verebilmeli, erkek te bu mesajı alabilmelidir.

Burada unutulmaması gereken diğer bir önemli nokta ise önsevişme döneminin gereğinden fazla uzun tutulmasının da hem erkeğin hem de kadının orgazm olma süresini ve orgazm şiddetini olumsuz etkilediğidir.

-Erojen bölgeler adı verilen bölgelerin kadın orgazmına katkısı ihmal edilmemelidir: Erojen bölgeler adını verdiğimiz bölgeler kadından kadına değişmekle beraber sıklıkla memeuçları, kulak arkaları, bacakların iç yüzleri kadının en erojen bölgeleridir. Kadın eşine önsevişme dönemi boyunca ve tüm ilişki boyunca erojen bölgelerinin dokunulmasından hoşlandığı mesajını verebilmeli, erkek te bu konuda duyarlı olmalıdır. Erojen bölgelerin uyarılmasının kadının ilişkiye daha hazır olmasının sağlanması yanında orgazm olmasını kolaylaştırıcı özellikleri olduğu unutulmamalıdır.



-Bir kadın her ilişkide vajinal yoldan orgazm olamayabilir. Bazı kadınlar vajinal yoldan hiç orgazm olamazken, bazıları bazı ilişkilerde olurlar, diğerlerinde olamazlar. Vajinal orgazm öğrenilmesi gereken bir orgazm türüdür ve bir kadının defalarca ilişkide bulunmadan vajinal yoldan orgazm olabilmesi beklenmemelidir. Vajinal orgazm olunamadığında ilişkinin herhangi bir zamanında kadının direkt klitoris uyarısıyla orgazm olmasına imkan tanınabilir. Bu o kadar da anormal bir durum değildir.

-"Penis boyu nevrozu (takıntısı)" terkedilmelidir. Vajinanın üst 2/3'lük bölümü embriyolojik gelişim açısından alt 1/3'lük bölümünden çok daha farklı bir bölgeden gelişmektedir. Bu nedenle bu iki bölgenin fizyolojik ve anatomik özellikleri birbirinden oldukça farklıdır. En bariz farklılık sinir liflerinin dağılımındadır. Alt 1/3'lük kısım zengin bir sinir ağına sahipken, üst 2/3'lük kısımda sinir lifleri nispeten daha azdır. Bu nedenle alt 1/3'lük kısım dokunma, ağrı gibi duyaranlara çok daha hassastır. Her zaman belirttiğim gibi penis uzunluğunun kadının "tatmin olmasıyla" hiçbir ilişkisi olamayacağıunın da göstergelerinden biridir bu. Penis zengin sinir lifleri içeriği nedeniyle en çok vajinanın alt 1/3'lük kımını uyarmaktadır.

Yukarıdaki önlemlerle orgazm olamama problemi giderilemediğinde yapılması gereken bir Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanına başvurmak ve genel bir jinekolojik muayeneden geçmektir


Bu mesaja 1 cevap geldi.

M Mister No
13 yıl (3709 mesaj)
20'lik DİŞLER Allah hepimizi korusun bu dişlerden

Hepimizin bildiği gibi ağzımızda en son süren dişler üçüncü azı dişleridir. Genelde 17 ila 25 yaşları arasında sürmeye başlarlar. Bu dişlerin ağızda bırakılıp bırakılmaması konusu tartışmalıdır. Eğer doğru pozisyonda sürerlerse ve çevre dokulara zarar vermiyorsa bu dişin yerinde kalmasında bir sakınca yoktur. Çene kemiğine kaynaşmış ve anormal pozisyonlu bir dişin (röntgenle tespit edilmiş) ileride yol açacağı zararlar göz önüne alınarak çekimine karar verilebilir. Diş arkındaki yer darlığı durumlarında dişin sürmesi dişeti- kemik ve diğer komşu diş engeline takılabilir.

Yirmilik dişin çekilmesini gerektiren haller nelerdir?



ÇÜRÜK: Tükürük, bakteri ve yiyecek parçacıkları yeni çıkmakta olan dişin açtığı yuvada birikerek hem yirmilik dişi hem de yanındaki azı dişini tehdit eder. Bu tip çürükleri fark etmek ve tedavi etmek oldukça zordur. Ağrı ve enfeksiyona yol açan ve apseyle sonuçlanan ağır tablolar meydana gelebiliyor.
DİŞETİ HASTALIĞI (perikoronit): Kısmen çıkmış bir yirmilik dişin dişetinde bakteri ve yiyecek artıklarının depolandığı bir enfeksiyon odağı oluşur. Bu durum ağız kokusu, ağrı, ödem ve trismusa (ağzın tam açılamaması hali) sebep olur. Enfeksiyon lenfler aracılığı ile yanak ve boyuna yayılabilir. Yirmilik dişin etrafındaki bu enfeksiyona yatkın zemin her seferinde kolayca enfekte olmaya adaydır. (Bakınız, Dişeti hastalıkları)
BASINÇ AĞRISI: Sürme sırasında komşu dişlere de basınç uygulanıyorsa sıkışmadan dolayı da bir ağrı hissedilebilir. Bazı durumlarda bu basınç aşınmaya yol açar.
ORTODONTİK SEBEPLER: Pek çok genç birey dişlerindeki çapraşıklıkları düzeltmek için ortodontik tedavi görmektedir. Yirmi yaş dişlerinin sürme basınçları diğer dişlere de yansıyacağından diğer dişlerde de bir hareketlilik olur, çapraşıklıklar artabilir.
PROTEZLE İLGİLİ SEBEPLER: Protez planlaması yapılan bir ağızda yirmilik dişleri hesaba katmak gerekir. Çünkü, yirmilik diş çekildikten sonra değişen ağız yapısına göre yeni bir protez yapmak gerekecektir.
KİST OLUŞUMU: Gömük bir dişin sebep olduğu kistik vakalar gözlenmiştir. Kist kemik yıkımına, çene genişlemesine ve çevredeki dişlerin yer değiştirmesine ya da zarar görmesine sebep olur. Kemik yıkımını önlemek için diş çekilmeli ve kist temizlenmelidir. Nadiren bu kist çok geniş alanlara yayılırsa tümörlere dönüşebilir veya çene kemiğinde kendiliğinden kırılmalara yol açabilir.(Bakınız, Diş Apsesi)
yukarı

Hiçbir rahatsızlık vermese de kötü pozisyonlu bir yirmilik diş niçin çekilmelidir?

Dişin pozisyonunun bozuk olması enfeksiyon için tek başına yeterli bir sebeptir. böyle bir durumda bahsedilen problemler mutlaka yaşanacaktır. Üstelik bu tip problemler aniden ve beklenmeyen bir zamanda gelişirler.

Yirmilik dişler, fırça ve diş ipiyle ulaşılması zor alanlarda bulunurlar. Zamanla çürümeye yol açan bakteri, asit ve yiyecek artıkları bu bölgede toplanır. Eğer diş çürür ve dolguyla restore edilmezse diş kısa zamanda iltihaplanır.
Bu dişleri temiz tutmak zor olduğundan biriken bakteri ve yiyecek artıkları kötü ağız kokusuna sebep olur.
Dişeti altında yatay (düşeyden sapmış) pozisyondaki gömük bir diş, diğer dişlerin hareketi, sıklaşması ve çarpıklaşması ile sonuçlanacak olan bir basınç oluşturur.
Gömük dişin üzerini kaplayan dişetinin altına toplanan bakteriler enfeksiyona yol açar.


Yirmilik dişlerin çekilmesi için en uygun zaman nedir?
İmpact- kötü pozisyonlu bir diş şikayete yol açsın ya da açmasın 14 ila 22 yaşları arasında çekilmelidir. Genç yaşlardaki operasyonlar teknik olarak daha kolaydır ve iyileşme daha çabuk olur. 40 yaşın üstünde operasyonlar epey zorlaşır.Ayrıca yaşın artmasıyla birlikte yan etkiler de artar ve iyileşme dönemi uzar.

Akut- aktif enfeksiyonun olduğu durumlarda (perikoronitis) diş çekilebilir mi?
Genellikle hayır. Enfeksiyonun var olduğu bir durumda müdahale edilirse enfeksiyon çevreye yayılır, yara iyileşmesi geç ve güç olur. Lokal ağız hijyeni, antibiyotikler ve bazen de karşı çenedeki yirmilik dişin çekimi ile enfeksiyon kontrol altına alınır.

yukarı

Diğer diş çekimlerinden farklı mıdır?



Yirmilik dişin konum,şekil ve boyutuna bağlı olarak uygulanacak işlemin zorluk derecesi değişir. Basit bir çekimden sonra hafif bir şişlik, ağrı ve kanama olabilir. Daha özel işlemler gerektiren bazı kompleks çekimler de uygulanabilmektedir. Dişhekiminizin alacağı önlemler ve bulunacağı tavsiyeler yan etkileri minimalize eder.
Bu çekimi takiben -dry soket- denen bir iyileşme bozukluğu yaşanabilir. Çekim boşluğunda kan birikmez ve ağrı da gelişebilir. Birkaç gün içinde durum düzelir. Ayrıca dişhekiminin tavsiyelerine uyulduğu takdirde bu olayla hiç de karşılaşılmayabilir.
İleri yaşlarda kemik yapısı yoğunlaştığı ve esneklik azaldığı için çekim zorlaşır, iyileşme yavaşlar.


Operasyon sonrası bakım

Yara yeri kurcalanmamalıdır. Yoksa ağrı, enfeksiyon veya kanama gelişebilir.
İlk 24 saat boyunca o taraf ile çiğneme yapılmamalıdır.
İlk 24 saat sigara içilmemelidir. Çünkü sigara kanamayı arttırıp iyileşmeyi bozar.
Tükürülmemelidir. Yoksa kanama artar ve pıhtı yerinden oynayabilir.
Kanama kontrol edilmeli. Eğer dikiş atılmamışsa steril gazlı bezle tampon yapılır. Pıhtı oluşumu için tampon yarım saat ağızda tutulmalıdır. Tampon alındıktan sonra kanama devam ediyorsa yeni bir tane konur.
Şişkinliğin kontrolü. Operasyon sonrası bölgeye soğuk bir tampon uygulayarak dolaşım yavaşlatılır ve yüzün şişmesinin önüne geçilir. Uygulama şöyle olmalıdır: 20 dakika soğuk tampon- 20 dakika ara- tekrar 20 dakika soğuk tampon şeklindeki periyotlarla devam edilir.
İlk 24 saatten sonra her 2 saatte bir ılık tuzlu suyla ağzı gargara yapmak gerekir. karışım 1 bardak ılık suya 1 çay kaşığı tuz koymak suretiyle hazırlanır.


Bu mesaja 1 cevap geldi.

M maxell_45
13 yıl (44 mesaj)
arkadaşlar.. Sağlıklı bir yaşam İçin Masaj Da çok Önemli Ben Bir Masaj Aleti Aldım.. Koşudan Sonra Akşamları 15 dk. Masaj ohhh.. Dünya vamış.. birde Bu Siteden bu arkadaştan aldım.. Göz Masaj aleti. Süper Bişey Tavsiye ederim http://dukkanlar.gittigidiyor.com/may_shop/ buraya Bir Göz atın Güzel Ürünler Var


Bu mesaja 1 cevap geldi.

P PETERSBURG
13 yıl (767 mesaj)
Vitaminlerin bir yararı yokmuş!

"Sağlık sigortası" olarak düşünülen multivitamin takviyesinin hiçbir yararı olmadığı bildirildi

Vitaminlerle ilgili yapılan bugüne kadarki en kapsamlı araştırmada, yaşları 50 ile 79 arasında değişen 162 bin Amerikalı kadının vitamin alma alışkanlıklarıyla, sağlık durumlarına bakıldı.
Archives of Internal Medicine dergisinde yayımlanan araştırmada, avuç dolusu vitamin alan kadınlarda kanser ve kalp hastalıkları riskinde azalma olmadığı, vitaminlerin, erken ölümü de engellemediği belirlendi.
Independent gazetesindeki habere göre, araştırma kapsamına alınan ve yüzde 41’i 15 yıl boyunca düzenli olarak vitamin kullanmış olan kadınlar arasında 10 bin kanser, 9 bin kalp ve 10 bin ölüm vakası görüldü ve "vitamin alanlarla almayanlar arasında hastalık ve ölümler açısından fark olmadığı" saptandı.
Araştırmanın başkanlığını yürüten Seattle’daki Fred Hutchinson Kanser Araştırma Merkezinden Marian Neuhouser, "Şaşırtıcı biçimde, multivitaminlerin yaygın kanser türlerine yakalanma riskini azaltmadığını ve kalp hastalığı üzerinde hiçbir etkisi olmadığını gördük" dedi.
Sağlıklı beslenen insanların yiyeceklerden gerekli tüm vitaminleri zaten aldıkları hatırlatılarak, fazla vitaminin vücuttan atıldığı belirtildi.
Yeshiva Üniversitesinden Prof. Dr. Sylvia Wassertheil-Smoller, "bulgularımıza göre, burada tanımlanan kadın tipine giriyorsanız ve aslında iyi besleniyorsanız, multivitamin almanıza gerek yok" dedi.
Araştırmacılar, kadınlar arasındaki vitamin kullanımının erkeklerden daha yaygın olduğunu ve 30 yaşından sonra vitamin kullanan kadınların oranının arttığını bildirdiler.
Amerikalıların yarısı, daha sağlıklı olmak ve uzun yaşamak için vitamin takviyesi alıyor ve yılda bu haplara 20 milyar dolar harcanıyor. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre de yetişkinlerin yüzde 31’i vitamin hapı kullanıyor. İngiltere’deki vitamin pazarının da yılda 330 milyon sterlin olduğu tahmin ediliyor.(aa)

kayna>>> http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=921033&Date=10.02.2009&CategoryID=79




E eleny
13 yıl (1439 mesaj)
VİTAMİNLERLE İLGİLİ BİLİNMESİ GEREKENLER
Bilindiği gibi vitaminler, vücut sağlığının temin edilmesi ve zararlı maddelerin tahribatından korunması için lüzumlu olan ancak vücut tarafından üretilemeyen organik bileşimlerdir. Ayrıca vitaminler vücuttaki diğer metabolizmalar için de hayati öneme sahiptir.

Vücudun ihtiyaç hissettiği vitaminlerin bütün çeşitliliği ile ve yeterli miktarlarda alınabilmesi dengeli beslenme için şarttır. Ancak ne yazık ki çeşitli sebeplerle insanlar yeterli ve dengeli bir şekilde beslenemiyorlar. Bu sebeple ortaya çıkan bazı yetersizliklerin telafisi için başka yollardan yararlanmak gerekiyor. Vitamin eksikliğinin telafisini vitamin haplarıyla yapabilirsiniz.

Ancak sağlıkla ilgili her meselede olduğu gibi bu konuda da bir uzmana danışmak gerekir. Çünkü bazı vitaminlerin fazla alımı çeşitli problemlere yol açabilmektedir. Ama bu durum bizim vitaminleri tanımamıza engel olmamalıdır. İşte bazı temel vitaminler:


YAĞDA ERİYEN VİTAMİNLER GRUBU

A Vitamini: Karaciğerde depo edilir. Eksikliği gece körlüğü, yorgunluk, deri döküntüsü ve akneye sebep olur. Sağlıklı doku oluşumunu destekler. Diş, diş etleri ve saçlar için de önemli bir vitamindir. Yüksek miktarda alınması toksik reaksiyonlara sebep olabilir.

D Vitamini: Eksikliğinde yorgunluk, soğuk algınlığına karşı dirençsizlik ve kemik dokusu üzerinde deformasyon görülür. Kalsiyum ve fosfatın bağırsaktan emilimini sağlar. Diş ve kemikler için önemlidir. Yüksek miktarda alınması böbrekte taş oluşumuna sebep olabilir.

E Vitamini: Eksikliğinde yaraların geç iyileşmesi, kalp ve damar hastalıklarına karşı dirençsizlik gibi problemler ortaya çıkar. En güçlü antioksidandır. Kırmızı kan hücrelerinin canlılığını uzatır, yaraların iyileşmesini sağlar. Hücrelerin yıpranmasını ve yaşlılığı yavaşlatır.

K Vitamini: Eksikliği kanamaya olan meyili artırır çünkü kandaki pıhtılaşma oranı azalır. Zaten bu vitaminin temel işlevi de kanın pıhtılaşmasını sağlayan mekanizmanın desteklenmesidir.


SUDA ERİYEN VİTAMİNLER GRUBU

B1 Vitamini: Eksikliği iştahsızlık, yorgunluk, sindirim sistemi bozukluğu, bulantı, adale zayıflaması gibi sağlık problemlerine yol açar; daha ileri durumlarda kalp yetmezliği ve sinir bozukluklarına sebep olabilir. İştahı düzenler, kalp, sinir sistemi ve kasların normal fonksiyonlarını yerine getirmelerine yardımcı olur. Şeker ve nişastadan enerji üretimini sağlar.

B2 Vitamini: Eksikliği vücut direncinin düşmesine sebep olur, cilt bozuklukları görülür. Vücut hücreleri denilen ve dıştan görünümümüzü düzenleyen hücrelere enerji sağlanmasına yardımcı olur. Ayrıca görme kalitesinin yükselmesi için yeterli miktarda alınması gerekir.

B6 Vitamini: Eksikliği gelişme geriliği, hamilelerde ödem ve sinirsel bozukluklara sebep olur. Alyuvar ve akyuvar oluşumunu desteklerler. Sinir sisteminin sağlıklı olmasına ve bağışıklığın artmasına yardımcı olurlar.

B12 Vitamini: Eksikliği kansızlık, sinirlilik ve halsizliğe sebep olur. Asıl işlevi kemik iliği ve kırmızı kan hücrelerinin oluşmasındadır.

C Vitamini: Eksikliği vücut direncinin azalmasına ve diş etlerinde kanamaya sebep olur. Serbes radikallerle reaksiyona girerek hücre zarlarını çeşitli hasardan korur. Kemiklerin ve kan damarlarının sağlıklı ve esnek kalmalarını sağlar. Bağışıklık sistemini destekler.

Folik Asit: Eksikliğinde iştahsızlık, anne karnındaki bebeklerde gelişim bozukluğu, kansızlık görülebilir. Kırmızı kan hücrelerinin yapımında rol oynar. Doğum kontrol hapı alanlarda, hamilelerde ve alkollü içki içenlerde bu vitaminin eksikliği daha çok görülür.

Pantotenik Asit: Eksikliğinde yaraların geç iyileşmesi, adale zayıflığı, depresyon ve derilerde sağlıksızlık görülebilir. Sinir sistemi ve deri, saç sağlığı için ihtiyaç hissedilen bir vitamindir.

Herhangi bir ekstra sağlık problemi ile karşı karşıya kalmamak için vücudun ihtiyacı olan vitaminlerin eksiksiz olarak karşılanması gerekir. Özellikle günümüz yaşam şartlarında bünyeyi zaafa uğratacak birçok tehlike ile karşı karşıya kalıyoruz.

Metabolizmanın sağlıklı bir şekilde işlevine devam edebilmesi için ilave kuvvetlere ihtiyaç duyuyoruz ve bunu bir şekilde karşılamamız gerekiyor. Aksi takdirde bu beden bu canı taşımakta zorlanacaktır. Sağlıklı günlere.



(a.a)


Bu mesaja 1 cevap geldi.

E eleny
13 yıl (1439 mesaj)
Anadolu Sağlık Merkezi, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr.Özay Tiryakioğlu, fazla kilonun sağlığa etkisi ve kilo vermek isteyenlerin bilinçli hareket edebilmeleri için önemli noktalara dikkat çekti. Kilo vermek isteyenlere rehber olabilecek önemli bilgiler ve bılınmesı gerekenler:

"Kilonuz genel sağlığınızı ve formunuzu etkileyen en önemli faktördür. Beden kütle endeksiniz (BMI) 30’dan büyükse, kalp hastalığı, diyabet, polikistik over sendromu, kısırlık, depresyon ve bazı mide hastalıkları riskiyle karşı karşıyasınız demektir. Doktorunuzun görevi sağlığınızla ilgilenmek olup bu, güvenli ve etkili bir kilo verme programı için önerilerde bulunmayı da içermektedir. Kilo vermek için eyleme geçmek sağlık risklerinizi azaltacak, daha iyi bir görünüme ve hatta daha uzun bir yaşama kavuşmanıza yardımcı olabilecektir. Kilo sorununa bağlı fiziksel ve duygusal yükleri atarak, yaşamdan daha çok zevk almak sizin elinizdedir."

Kilo ile ilgili bunları biliyor musunuz?
Kilo verme programına başlarken en doğru yol kime danışmaktır?
BMI’niz 30’dan yüksek ise doktorunuz size daha az yemek yiyerek yardımcı olabilecek ve uzun dönemde beslenme davranışınızı değiştirebilecek bir seçenek önerebilir.
Çok sıkı ve şok diyetler sağlığınıza zarar verebilir mi?
Haftada yaklaşık 0.5 kg vermek sağlıklı bir kilo verme hızıdır.
Kalp damar hastalığı sadece erkeklerin sorunu mudur?
Yüksek bir BMI ile kendinizi kalp hastalığı riskiyle karşı karşıya bırakıyorsunuz. Kadınlar için ayrıca polikistik over sendromu ve kısırlık gibi özel hastalıklar da fazla kilo ile bağlantılı olabilir.

Aşırı egzersiz sağlığa zarar verir mi?

Günde 10 dakika yürümek gibi hafif bir egzersizle başlamalı, bu süreyi önce 20 ve ardından 30 dakikaya çıkarmalısınız.

Başarılı kilo kaybı beslenme ve egzersizle ilgili davranışları değiştirmekle mi ilgidir?
Doktorunuz mevcut sağlık sorunlarınızı bilmektedir ve diyet, egzersiz ve sağlıklı bir kilo verme programını sürdürmede size yardımcı olacak başka seçenekler önerebilir.

Doktorunuza başvurmadan önce neler yapmalısınız?

Kilo verme hedeflerinizin ne olduğunu düşünmek için zaman ayırın.
Diyet yapan birçok kişinin başarısız olmasının bir nedeni bu kişilerin az miktarda veya düşük kalorili yemek yedikten sonra tatmin olmamalarıdır. Kilo vermeyi kaç kez denediğinizin bir listesini yapın ve niçin bunu başaramadığınızı düşünün. Bu çalışma, doktorunuzun size uygun bir kilo verme planı seçmesine yardımcı olacaktır.

Doktorunuzu görmeden önceki hafta bir beslenme günlüğü tutun.
Bu normalde yediğiniz yemek miktarı ve tipi hakkında bir fikir verecek ve doktorunuzun size daha sağlıklı seçenekler ve daha az yemek yiyerek tok hissetmeniz için yollar önermesine yardımcı olacaktır.

Geçen hafta yaptığınız egzersiz hakkında düşünün.
Egzersiz yalnızca alışveriş için yürümek veya çocuklarınızla oynamak da olabilir. Önemli olan kendinizi nasıl hissettiğiniz – birkaç dakika topla oynadıktan sonra nefes nefese kalıyor musunuz? Doktorunuz aktivitenizi mevcut yaşam tarzınıza uygun bir şekilde güvenli bir yolda nasıl artırabileceğinizi size söyleyecektir.

Kilo verme programınız hakkında doktorunuzu görmek için randevu alın.

Doktorunuza boğaz ağrısı gibi başka bir nedenle gittiğinizde bu konuyu konuşmayın! Kilo vererek sağlığınızda iyileşme sağlamaya karar vermek önemli bir karardır ve doktorunuz seçenekleri sizinle tartışmak isteyecektir.
Doktorunuza sormanız gereken 10 soru

Kilo verme planını tartışırken doktorunuza sormak isteyeceğiz bazı önemli sorulara örnekler:


Kilom sağlığımı etkiliyor mu?
Doktorunuz sağlığınızı etkileyebilecek kalp hastalığı, diyabet veya depresyon belirtilerinin sizde olup, olmadığını söyleyecektir- ve bunlar kilo vererek, düzelebilir.

Beden kütle endeksi nedir?
Beden kütle indeksiniz (BMI) ağırlığınızın sağlıklı sınırlı içinde olup, olmadığının bir göstergesidir. Doktorunuz BMI’nin sağlığınız açısından en anlama geldiğini size açıklayacaktır.
Ne kadar kilo vermeliyim?
Doktorunuz planının güvenli ve sağlıklı olmasını sağlamak için gerçekçi kilo verme hedefleri belirlemenizde size yardımcı olacaktır.
Ne kadar sürecek?
Kilo vermek zaman alır ve ne kadar yavaş kilo verirseniz verdiğiniz kiloda sabit kalma olasılığınız o kadar yüksektir. Doktorunuz gerçekçi ve sağlıklı hedefler belirlemenizde yardımcı olacaktır.

Nasıl daha sağlıklı beslenebilirim?
Beslenme günlüğünüz doktorunuzun mevcut diyetinizi değiştirmek için önerilerde bulunmasına yardımcı olacaktır.

Daha az yesem bile nasıl kendimi tok hissedebilirim?
Doktorunuz daha az yemek yiyerek kendinizi tok hissetmenize yardımcı olacak seçenekler önerecektir.

Nasıl daha fazla egzersiz yapabilirim?
Egzersiz günlüğü, doktorunuzun sağlık düzeyine göre aktivite düzeyinizi güvenli ve kolay bir biçimde artırmanın yollarını size önermesine yardımcı olacaktır.

Motivasyonumu nasıl sürdürebilirim?
Doktorunuz ilerleme kaydetmediğinizi hissettiğiniz zamanlar olacağını size anlatacaktır ve plana uymanız için size tavsiye ve destek verecektir.

Diyetimden saparsam ne yapmalıyım?
Bu başarısız olduğunuz ve diyetinizi bırakmanız anlamına gelmez. Doktorunuz size, diyete geri dönebilmeniz için önerilerde bulunacaktır.

Randevularımın sıklığı ne olmalı?
Programınız ilerlemenizi ve genel sağlık durumunuzu kontrol etmek için düzenli doktor ziyaretleri içerecektir. Size uymanız gereken bir randevu programı verilecektir.

Daha sağlıklı olmak yolunda ilk adım kilo vermeye karar vermektir! Kilonuz da sağlığınızın bir parçasıdır ve izlenmesi gerekir.


Kaynak: Hürriyet




E eleny
13 yıl (1439 mesaj)
sağlıkla ilgili;
Doğru bilinen yanlışlar

Diyet konularında halk arasında doğru diye bilinen ve uygulanan bir çok şey aslında yanlış .Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Şafak Akçayoğlu bu yanlışlara dikkat çekiyor.

“Sabahları aç karnına içilen limonlı sıcak su yağları eritir”
Halk arasında inanılan bir başka yanlış da sabahları, yemek öncesinde aç karnına limonlu sıcak su içmenin vücuttaki yağları erittiğidir. Ancak bu inanç tamamen yanlıştır. Suyun veya içine katılacak olan limon, soda, gibi maddelerin, bitki çaylarının kesinlikle yağları eritmek, yok etmek gibi bir etkisi bulunmamaktadır. Sıcak suyun tavsiye edilmesinin asıl nedeni midede 80 dakika gibi uzun bir süre kalması ve doygunluk hissi vermesidir.

“Meyve, yemekten 2 saat sonra yenir, yoksa bütün yenilenler yağa dönüşür”

Meyvelerin glisemik endeksinin bazı besinlere göre yüksek olmasından dolayı hızlı şekilde kan şekerini yükseltme özellikleri vardır. Kan şekeri yükseldiği zaman insülinin salgılandığı ve yemeğin yanında alınan meyve nedeniyle de, bütün yenilenlerin yağa dönüştüğü iddia edilmektedir. Ancak vücut, ihtiyacı olan enerjiyi yemekten alır. Eğer kişi normalden fazla yerse meyve olsa da olmasa da fazla besinler yağa dönüşür; buna paralel olarak kişi ihtiyacı olan enerjiyi az bir yemek ve yanında meyveyle tamamlıyorsa yediği besin enerji olarak kullanılacağı için yağa dönüşmez. Genelde meyvenin öğün aralarında önerilmesinin sebebi ise; meyvenin yanında proteinli bir gıda ile tüketildiğinde kan şekerini dengelemesi ayrıca aç karnına yanilen meyvedeki vitamin minerallerin daha iyi emilebilmeleridir.

“Tek öğün yemek yiyerek kolayca zayıflayın”

Vücudun kilo almasına neden olan en önemli etkenlerden biri, onu bütün gün aç bırakıp sadece akşamları yemek yemektir. Çünkü yaklaşık 20 saat aç kalan vücut bu durumun devam edeceğini düşünür ve savaşa hazırlanır gibi yediklerini depolamaya başlar. Sonra 4 saat içerisinde gelen besinler yağ olarak depolanır. Bu konuda diyetisyenlerin tavsiyesi vücudu uzun süre aç bırakmamak ve mutlaka her 3 - 4 saatte bir şeyler yemektir.

“Makarna, pilav, ekmek gibi karbonhidratlar diyetten tamamen çıkarılmalıdır”

Diyet yapan kişilerin düştüğü en önemli hatalardan biri vücuda yeterli miktarda karbonhidrat vermemektir. Diyete başladığı zaman ekmek, pilav, makarna, patates, mısır gibi besinleri kesen kişilerin metabolizması ihtiyacı olan karbonhidratı önce alır. Glikoz oranı inince kan şekeri de düşer. Sonrasında vücut, kas içerisindeki karbonhidratı kullanmaya başlar, bu da kas kaybı anlamına gelir ve vücut beraberinde su kaybeder. Yani diyette karbonhidratı kesen kimse tartıdaki sonucu görünce kilo verdiği yanılgısına düşer ancak gerçek olan vücudun kaybettiği yağ değil, kas ve sudur.


Beslenme ve Diyet Uzmanı
Deniz Şafak Akçayoğlu


Bu mesaja 1 cevap geldi.

E eleny
13 yıl (1439 mesaj)
Sağlığa zarar verecek ortamlardan korunmak için yapılacak uygulamalar ve alınan temizlik önlemlerinin tümü hijyen olarak tanımlanır.


Her insan kendi temizliğinden sorumludur. Çocuk yaşlarda anne, baba veya öğretmenler tarafından çoğu zaman bizzat yapılarak öğretilen temizlik uygulamalarının, çocukluktan sonra bireyin kendisi tarafından yapılması gerekmektedir. Örneğin; tuvaletten sonra ve yiyeceklere dokunmadan önce ellerin yıkanması bir alışkanlık olmalıdır. Her gün yapılan işler arasında banyo yapma bir başka temizlik uygulamasıdır.

Temizliğin sadece görünür kirlenme olduğunda yapılması yeterli değildir. Örneğin; uykudan uyanınca yüzün yıkanması, çamaşırların değiştirilmesi, gündelik temizlik uygulamalarıdır.


Su ve sabun olmadan temizlikten bahsetmek olası değildir. Gelişmiş toplumlarda kişisel temizlikte en fazla kullanılan malzemelerin başında su ve sabun gelmektedir. Bunun yanı sıra banyo süngerleri, lifleri, diş fırçaları, el ve ayak temizliği ile vücut temizliğinde kullanılan fırçalar, tırnak makası ilk akla gelen temizlik araçlarıdır. Bunların tümü başkalarıyla paylaşılmaması gereken, kişisel temizlik araçlarıdır.

Başta kişinin kendi sağlığı olmak üzere, başkalarının da sağlığını korumanın en önemli aracı temizliktir. Sadece beden temizliği değil, kullanılan her şeyi ve her ortamı temiz tutmak da temiz olmanın gereğidir.


B- CİLT TEMİZLİĞİ

Vücuda ait kişisel temizlik ile pek çok hastalığın önüne geçilmektedir. Birkaç örnek vermek gerekirse; ishalli hastalıklar, soğuk algınlıkları, cildin mikrobik hastalıkları, cildin mantar, uyuz ve bitlenme gibi parazitlerle oluşan hastalıkları ve bazı allerjik hastalıklar sayılabilir. Uygun vücut temizliği bir çok deri sorununu ve hastalığını önleyici ve ortadan kaldırıcı bir önlemdir.



Kişisel temizlik alışkanlıklarının önlediği diğer bir sorun vücut kokusudur. Vücut kokusu vücut yüzeyinde bulunan mikropların (bakterilerin) teri parçalamasına bağlı olarak meydana gelmektedir. Koku meydana getiren vücut bölgeleri öncelikle ayaklar, kıl köklerinin yoğun olduğu kasık ve koltuk altlarıdır. Her gün banyo yapılamadığı durumlarda koltuk altı önce sabunlu bir bezle, sonra su ile iyice silinmeli ve temizlenmelidir. Deri üzerine daha sonra bir deodorant veya ter önleyici uygulanabilir. Deodorantlar kokuyu sadece maskelerler. Bu nedenle temizlik aracı olarak değil, geçici bir uygulama olarak değerlendirilmelidirler. Giysilere sinen ter kokusu, beden temizliği yapılsa bile, aynı giysinin temizlenmeden tekrar kullanılması halinde kalıcı olur. Özellikle sık yıkanmayan kalın kazaklar kullanılırken bu nedenle özen gösterilmelidir. Vücudun terleme oranının artması kokunun da artması anlamına gelecektir. Ancak insan bir süre sonra kendi kokusuna duyarsızlaşır. Yoğun bedensel çalışma vücuttan çıkan ter miktarının artmasına neden olmaktadır. Bedensel etkinliği fazla olmadığı halde, bazı bireylerin ter bezi salgısı fazla olabilir. Bu durum ergenlik ve menapoz durumlarında özellikle ortaya çıkabilir.


C- SAÇ TEMİZLİĞİ VE BAKIMI

Saçlar da baş derisinde bulunan kıl köklerinden uzayarak büyüyen kıllardır. Kıl köklerindeki bezlerden salgılanan maddeler yağlı yapıdadır.


Sağlıklı saçlara sahip olmak için düzenli biçimde yıkanmak gerekmektedir. Saçların fırçalanması dökülen saçlar, kir ve tozları uzaklaştırıcı işlev görmektedir. Normal bir saçın haftada en az bir ya da iki kez yıkanması gerekmektedir. Yağlı saçlar ise daha sık yıkanmalıdır. Saçlar temiz su ile iyice durulandıktan sonra kurutulmadan önce nazik bir biçimde taranmalıdır. Saçların kurulanmasında yumuşak bir havlu kullanılmalıdır. Kurulama işlemi de yumuşak olmalıdır. Eğer sert bir havlu kullanılır ya da çok şiddetli ovulursa saçların uçları çatallanabilir. Saçlar elektrikli kurutucularla kurutulabilir. Ancak kurutucunun saça çok yakın tutulmaması gerekmektedir. Bu durumda saçlı deri ve saçlar fazla sıcaktan olumsuz etkilenebilirler.


Saçların yıkanması için kullanılan sabunların ve şampuanların esasını kolay çözünebilir özellikteki yağ eritici bir madde oluşturur. Şampuanlara ayrıca koku, renk ve yoğunlaştırıcı maddeler eklenir. Bu ek maddeler saçlı deride tahrişe yol açabilirler. Piyasada bulunan şampuanlarda kullanılan bazı maddeler allerjik reaksiyonlara neden olabilir. Bu nedenle şampuan seçiminde, niteliği bilinmeyen maddelerden kaçınılmalıdır.

Saç diplerinde kepek varsa, sık sık çok sıcak olmayan su ve sabunla yıkamak yararlı olabilir. Saçlar bol su ile iyice durulandıktan sonra da kepeklenme önlenemiyorsa bir sağlık kuruluşuna danışılmalıdır. Hekim önerisi dışında saçlar için yararlı olduğu ileri sürülen maddeler güvenli olmayabilirler. Saç temizliğinde kişisel olarak kullanılan fırça ve taraklar sık aralıklarla sıcak sabunlu su ile yıkanmalı ve durulanmalıdır. Sağlık yararı dışında saçların temizlik ve düzeni, insanlar arasındaki ilişkilerde ve kendini iyi hissetmede etkisi olan olumlu dış görünüş açısından da önemlidir.


Bu mesaja 1 cevap geldi.

E eleny
13 yıl (1439 mesaj)
yüz temizleme ürünleri hakkında;

Kuru Ciltlerde;
Kuru ciltlerde kurutucu ve alkol içeren ürünler ciltten nemi söküp atacağı için tercih edilmemelidir.
Hassas yumuşak sabun içermeyen likit bir temizleyici sonrası gliserin , hiyalironik asit gibi ürünlerle formüle edilmiş nem kaybını azaltan nemlendiriciler kullanılmalıdır. UVA ve UVB ışınlarına karşı koruyucu SPF15 ve üstü bir ürün yıl boyunca dışarıya çıkmadan yarım saat önce açıkta kalan alanlara uygulanmalıdır.

Yağlı Cilt;
Yağlı ciltlerde aşırı yağlı ürünler, hassas ciltlerde ise uygun daha az hasar verecek narin ürünler tercih edilebilir.
Yağlı ciltlere özgün yağ bağlayıcı likit veya jel şeklinde temizleyicileri tercih edin. Krem bazlı, kakao yağı, lanolin içeren sabunlardan uzak durun. Losyon şeklinde suyu çekip tutan (humectane) maddeler içeren nemlendiricileri tercih edin. Ergenlik çağındaki gençlerde görülen hormon değişiklikleri nedeniyle yağlı ve akneye yatkın cildin temizliği ve doktor tarafından önerilen ürünlerin düzenli kullanılması önemlidir.
Yağ içermeyen (oil-free) güneşten koruyucuları kullanın.
Cildinize fazla parlak diyerek, yağı kurutmak için sert sabun, alkol, fırça, kese kullanmayın. Cilt temizliğini günde 2-3 kezden fazla yapmayın.

Karma Cilt;
Kozmetik olarak T bölgesi ; yüzün yağlı alanları olan yanaklar, alın burun ve çene daha fazla yağlıyken diğer alanlarda kuruluk gözlenir.
Normal karma ciltler için olan temizleme ürünleri yanaklar için nazik diğer bölgelerde daha sert etkililerdir. Yalnızca ihtiyaç duyulan bölgelere uygulayacağınız nemlendirici T bölgesinde sivilceye yol açabilir.
Yağ içermeyen güneşten koruyucular kullanabilirsiniz.

Cilt Bakım Ürünlerinin İçeriklerinden Bazıları ve Güneşten Koruyucular:
Kırışıklık ve güneş hasarını önleyen en etkili ürün güneşten koruyuculardır. UVB ve UVA ışınlarına karşı koruyucu özelliği olan , güneşten koruyucu faktörü (SPF) 15 ve üzeri olan ürünler cildin yaşlı görünmesini önlemektedir . Düzenli olarak güneşten koruyucu kullanmak derin kırışıklıklar ve koyu lekelerin oluşmasını engellemektedir.

Tretinoin ve Türevleri
Güneşin zararlı etkilerinden olan yüzdeki ince kırışıklıklar, koyu lekeler veya kabalaşmaya karşı etkilidir. Cilt renginin açılmasına , yenilenmesine yardımcı olmaktadır.

AHA (Alfa Hidroksi Asitler)
Şeker kamışı, elma, üzüm ve limon gibi bitki ve meyvelerde doğal olarak bulunan asitlerdir. Cilt üzerindeki ölü hücrelerin dökülmesi ve bu sayede daha düzgün , yumuşak, renk düzensizliği olmayan yeni bir cilde kavuşulması sağlanmaktadır.
AHA aynı zamanda cildin üst tabakası altındaki bağ dokusunun daha iyi üretimini, su kaybının ve ince kırışıklıkların azalmasını sağlamaktadır.

Kaçınılması gereken içerikler

Propilen glikol veya sorbital bilhassa hassas ciltlerde tercih edilmez.
SLS (sodyum lauryl sülfat) ve SLES(sodyum lauret sülfat) gibi sürfaktanlar şampuan, dişmacunu , traş kremi, kurutemizleme deterjanları bulaşık sabununda ve birçok endüstriyel temizlik maddesinde bulunur . Etki mekanizması nedeniyle duruladığınızı zannetseniz bile uzun süre saç ve derinizde kalıp yağ , nem ve amino asitleri söker atar. Ciltte kuruluk, kabalaşma ve yeni kıl ve deri oluşumunu bozar.






< Bu mesaj bu kişi tarafından değiştirildi eleny -- 14 Nisan 2009; 14:54:52 >
Bu mesaja 1 cevap geldi.

G GöKHaN 35
12 yıl (13028 mesaj)
SAĞLIĞINIZLA İLGİLİ ÖNEMLİ TAVSİYELER

*Telefona SOL kulağınızla cevap verin.
*Günde 2(iki) kere kahve içmeyin.
*SOĞUK su ile hap almayın.
*19 'dan sonra YEMEK yemeyin.
*Tükettiğiniz YAĞLI gıdaların miktarını azaltın.
*Sabahları daha çok, akşamları ise daha az SU için.
*Cep telefonu BATARYA'ları ile mesafenizi uzak tutun.
*UZUN süre kulaklık takmayın.
*Gece 10 sabah 06, en ideal uyuma saatleridir
*Uyku öncesi İLAÇ aldıktan sonra hemen uzanmayın.
*Şarjınız SON çizgiye indiğinde,yani çok çok az bir şarz seviyesinde iken telefona cev ap vermeyin, zira yaydığı radyasyon 1000 kat fazladır.


Bu mesaja 1 cevap geldi.

U ugurcuk
12 yıl (69 mesaj)
Yeme İsteğini Ortadan Kaldırma Davranışı

Televizyonda yiyeceklerle ilgili olan program ve reklamları seyretmemeye çalışın.
Evde enerjisi yüksek (tatlı, kuruyemiş gibi) yiyecekler bulundurmayın.
Yiyecekleri göremeyeceğiniz şekilde dolaplarda tutun.
Diyetinize uygun olmayan besinleri buzdolabının arka tarafında bulundurun.
Belirli bir yerde oturarak yemek yiyin. Örneğin mutfak dışında yemek yemeyin.
Yemek biter bitmez masayı terk edin.
Kalan yemeğinizi uygun şekilde paketleyerek başka bir zamanda kullanmak üzere saklayın.
Canınız sıkıldığında bir şeyler atıştırmak yerine başka aktivitelerle meşgul olun.
http://www.cabadak.com/zayiflamada-davranis-degisikligi-tedavisi/


Bu mesaja 1 cevap geldi.

T THEFROM
12 yıl (137 mesaj)
Ağız Sağlığı Neden Önemlidir ?

Dişlerimizin sağlıklı olması farkında olmasakta gün içerisinde bizi oldukça çekici ve kusursuz kılmaktadır.İnsan ilişkilerinde oldukça önemli bir yere sahip olan iletişim ister hem cins ister karşı cinsler arasında gerçekleşse de ağız belirleyici faktör konumundadır.

Birçok insanın yakındığı sorun ağız kokusu ve dişlerin sararmasıdır.Diş sararmasının temel sebebi sigara ve aşırı derece de asitli ya da şekerli ürün tüketimine bağlıdır.Genellikle erkekler dişlerine ve ağız kokularına pek fazla önem vermez ve karşı cins karşısında farkında olmadan itici duruma düşebilirler.Bu durumlardan korunmak için günlük olarak ağız spreyleri kullanılmalı ve düzenli olarak her yemekten önce ve sonra dişler fırçalanmalıdır.Diş fırçalanırken dikkat edilecek en büyük husus,önce ağzın bol miktarda suyla çalkalanmış olmasıdır.Özellikle aktif bir iş hayatı olanlar,gün içerisinde birçok toplantıya katılanlar,büyük bankalar,holdingler veya çeşitli kuruluşlarda çalışanlar giyim kuşama önem verdikleri kadar ağız sağlığına da dikkat etmek zorundadırlar.

Çeşitli damak hastalıklarına yakalanmamak için farklı bardaklardan su içilmeli,herkesin kullandığı çatal ve bıçaklar kullanılmamalıdır.Unutulmamalıdır ki ağız sağlığı hem günlük hayatta hem de iş hayatında beyaz dişler ve sağlıklı damaklardan oluşan bir bütündür.

Kaynak


Bu mesaja 1 cevap geldi.

S seyis61
11 yıl (721 mesaj)
Güzel bilgiler
İhtiyacı olanlara


Bu mesaja 1 cevap geldi.